Salı, 30 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

22 Aralık 2012 – Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 22 Aralık 2012 – Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Aşk Bahar Yakar Yangın Değil: Âşıklığın Hakîkati ve Mecazdan Hakîkate

Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetinde, aşkın gerçek târifini, âşıklığın niçin taklit edilemeyeceğini, aşkın düştüğü yere yangın değil bahar yaktığını, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ romanındaki Mevlânâ-Şems ilişkisi tersini, Hz. Ali’nin îmânı görmeden inanmama meselesini, büyünün hükmünü ve Mecnûn ile Züleyhâ kıssalarının mecaz-hakîkat aşamasında derin mânâsını ele almaktadır.


Âşık Âşıklığını Taklit Etmez, Mâşûkunun Sûretine Döner

Âşık gönlünü mâşûkuna göre dizayn eder, kendisini mâşûkuna göre düzenler. Onda kendisini görmez, hep mâşûkunu görür. Eğer kişi kendi âşıklığını görüp övünüyorsa o nefsi ilâhlaştırmıştır — bu âşıklık değildir. Bir kimse bir şiir yazıp da “Ben nasıl âşıkım, şu şiirimi şerh edeyim” derse o kimse batmıştır, yine de batması lâzım ki uyansın, dönsün.

Başkasının âşıklığını kendi âşıklığı gibi görmek hatâdır; o noktada sûfî taklit eder, ama taklit ketçlik ve maymunluktur. Mürşidin âşıklığını kutup olarak alabilirsin, ondan âşıklığı öğrenebilirsin — ama “aslâ taklit edilmez.” İbâdetlerin zâhirinde taklit başlangıçtır; namazda Hz. Peygamber’i taklit ederiz çünkü Hz. Peygamber “Benim kıldığım gibi kılın” dememiş, “Benden gördüğünüz gibi kılın” demiştir. Ama aşkın taklidi olmaz — her âşıkın aşkın yapısı farklıdır, hücre yapısı gibi.

Aşk Düştüğü Yere Yangın Değil Bahar Yakar

“Aşk düştüğü yeri yakıp yıkar” sözüne Efendi Hazretleri sert bir itirâzda bulunur: “Yakıp yıkıyor dersek, bana bir tâne yapılıp yakılmış yer ve insan gösterin.” Aşk hakîkati, bahar yakmıştır oraya — güller tomurcuğa durmuş, karanfiller açmış, leylâklar boynunu bükmüş, sümbüller kokusunu sapmış, ağaçlar çiçek vermiştir. “Belli ki buraya aşk tecellî etmiştir, o yüzden bahar kokuları sapmıştır.”

“Aşk yıkar yakar” diye gökyüzüne yakaran akıllı geçinenler aslında aşktan nasîbini alamamış kimselerdir. Hz. Mevlânâ’nın sözüdür: “Aşktan nasîbi olmayanın eşekten farkı yoktur.” Hakîkî âşık düştüğü yerin yakılmadığını, oraya gülistânın tecellî ettiğini görür. “Sen yakılan yere mi misafir olursun, baharın açmış olduğu yere mi?”

Elif Şafak’ın ‘Aşk’ Romanındaki Yanlışlar

Elif Şafak’ın romanında Hz. Mevlânâ mürşid, Hz. Şems-i Tebrîzî mürîd yapılmış ve Hz. Şems-i Tebrîzî’nin Hz. Mevlânâ’ya âşık olduğu söylenmiştir. Bu, mürşid-mürîd ilişkisini tersine çevirmektir. Hz. Şems-i Tebrîzî mürşid, Hz. Mevlânâ mürîdi olmuştur — kâinâtın tasavvuf târihi böyle bilinmektedir. Bunun üstünden para kazanan bir kesim oluşmuştur.

Bir başka olayda Efendi Hazretleri’nin ifâde ettiği bir söz “psikolojik travma yaşamış bir kimsenin sözüdür” diye nitelenmiş, ertesi gün bir hayrana sorulan Elif Şafak’ın cevâbı: “Evet, ben psikolojik bir rahatsızlık yaşadım. Mevlevî okuyarak kurtuldum.” Demek ki o sözler âşıklık değildir; bir psikolojik hâlin tezâhürüdür. “Âşık olun ama örneğiniz Hz. Muhammed Mustafa olsun. Âşık olmak kul olmaktır, süslü sözler söylemek değildir.”

Hz. Mevlânâ’nın Hakîkî Sözü: Kur’ân’ın Kulu, Muhammed’in Yolunun Tozu

Hz. Mevlânâ’nın kendi târifi şudur: “Ben Kur’ân’ın kuluyum. Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum. Kim benim hakkımda bunun dışında bir şey söylerse, o sözlerden ve o kimseden berîyim.” İşte âşıklığın hakîkî penceresi budur. Sûfîler süslü sözlerle değil, Sünnet-i Resûlullâh’a uyarak âşık olurlar. “Âşıklığa bakacağımız pencere o olmalıdır.”

Mecâzî Aşkın Hakîkate Dönüşümü: Mecnûn ve Züleyhâ

Mecaz âlemi mecaz aşkı getirir; mecâzî aşkı hakîkate çevirebilirsen oraya ulaşırsın. Hz. Yusuf’a âşık olan Züleyhâ’nın gözüne yusufu sevdiği adam Yusuf gibi görünüyordu — ama o adam Yusuf’tan sonra geliyor. Yusuf insanoğlunun ikinci güzelidir; birincisi Hz. Muhammed Mustafa’dır. Züleyhâ’nın Yusuf’a olan aşkını hakîkate eriştirmedi mi?

Mecnûn da Leylâ’yı öylesine sevdi ki taç, taht, saray, hizmetkârlar, rahat yatak, ballı yemekler — hepsini bıraktı, çöllere düştü. Ceylânlarla arkadaşlık etti, gözleri Leylâ’ya benziyor diye. Eşeği Leylâ’ya benzetti, suyu içemedi çünkü suya bakarken Leylâ’yı gördü. Arkadaşı bir hafta sonra suyu hâlâ içilmemiş bulunca, Mecnûn’a sordu: “Niye içmedin?” Cevâbı: “Her kabı elime aldığımda Leylâ’yı gördüm. Su Leylâ, kap Leylâ, testisi Leylâ, güneş Leylâ, ay Leylâ, dünya Leylâ, çöller Leylâ.”

Yusuf da Züleyhâ ile evlendiğinden sonra bir gün pencereden uzaklara dalmış Züleyhâ’ya “Ya Züleyhâ gelmeyecek misin?” diye sorar. Züleyhâ cevâbı: “Sen öyle birini bana tanıttın ki, sen öyle bir şeyi tanıttın ki — senden daha güzel.” Yusuf der: “Allâh’ın murâdı var, çocuğumuz olacak.” Züleyhâ: “Sevdiğimin murâdı varsa boynum büküktür.” İşte mecaz aşkın hakîkat aşka dönüşümü bu kıssalarda görünür. Eğer mecazdan hakîkate gidecek isen, şimdiden üstâdın dizinin dibine otur — daha kestirme yoldur.

Hz. Ali’nin Sözü: Görmediğime Îmân Etmem

Hz. Ali Efendimiz buyurmuştur: “Görmediğim Allâh’a îmân etmem.” Bu, kalbinin gözüyle görmeden îmân etmem mânâsınadır. Îmân görmek mânâsınadır; sadece kelime tekrarlamak değil. “Yoksa görmeden mi îmân edeceksiniz? Îmân ettiğiniz şeyleri görmenin yolları nelerdir?” Îmân ilkin bilgi olarak başlar (ilm-el yakîn), sonra gözle görüşe çıkar (ayn-el yakîn), nihâyetinde yaşayarak hakk-el yakîn’a ulaşır.

Büyünün Hükmü ve Çözümü

Büyü vardır; inkâr edilemez, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîslerde geçer. Ancak büyüyü yapan kişi yaptığı büyüye inanarak yapıyorsa küfür ehlidir; yaptıran da inanarak yaptırıyorsa o da küfür ehlidir. Büyüyü çözme ilminin ise farklı bir yöntemi vardır — ilim öğrenmek ve riyâzat gerektirir.

Büyü çözme yolu: 7, 14, 20 veya 40 günlük riyâzatlar. Bu süre boyunca hayvansal gıdâ yememek; insanın elinin değdiği hiçbir yiyecekten yememek; çeşmeden akan suyu içmemek, dereden almak; sâhibi olmayan terkedilmiş ormanlardan ot ve çöp toplayıp yemek; değişik virdler çekmek. Cenâb-ı Hak ona bir mânevî görevliyi tahsis eder, o vazifeden büyü çözme ilmini alan kişi okunacak ve yazılacak vekfleri öğrenir. Bu uzmanlık gerektirir; eski ulemâ bunun karşılığı ücret almaya cevâz vermiştir.

Aşkı Anlatmak Aşkı Bilenin İşi Değildir

Âşık olmak kul olmaktır; süslü sözlerle, girift kelimelerle anlatılamaz. “Âşıklığı anlatma noktasında aynı sözleri söylüyorsanız, siz zâten âşık değilsiniz. Siz mütefekkirsiniz, mütecellî değilsiniz.” Yani siz sadece âşıklığı okuyorsunuz, yaşamıyorsunuz. Âşık gerçek aşka geldi mi söylediklerinden utanır kalır. “Aşkı anlatmak dünya kelâmının işi değildir; aşkı anlatamazsınız. Anlattığınız şey âşıklık değildir, âşıklıktır.”

Aslâ “ben âşıkım” diyenden korkulur, “ben mecnûnum” diyene de öyle. Mecnûn gerçekten Leylâ dışında hiçbir kadını görmezdi; Leylâ’sının evlenme teklifini bile kabul etmedi. “Mecnûnum diyen başka bir kadın ona ‘gel’ dediğinde hemen gidiveriyorsa, onun mecnûnluğu yalandır.”


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Yûsuf Sûresi 23-32 — Hz. Yûsuf ve Züleyhâ kıssası
  • Bakara Sûresi 102 — Büyünün Bâbil’de öğretilmesi ve Hârût-Mârût
  • Felâk Sûresi 1-5 — Büyü şerrinden Allâh’a sığınma
  • Mâide Sûresi 91 — Şeytânın şarap ve kumarla aramıza düşmanlık koyması
  • Saf Sûresi 13 — “Allâh’tan size yardım ve yakın bir fetih”

Hadîs-i Şerîfler

  • “Büyü yapan ve yaptıran bizden değildir.” (Bezzâr, Müsned; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, V/120)
  • “Büyü yapmak büyük günâhtır.” (Buhârî, Vesâyâ, 23; Müslim, Îmân, 144)
  • “Sizden biriniz benden gördüğünüz gibi namaz kılsın.” (Buhârî, Ezân, 18; Dârimî, Salât, 42)
  • “Ben Allâh’tan başka bir şeye îmân etmem; ona yetiştim mi yetişemedim mi.” (Hz. Ali Efendimiz’den nakledilen meşhur söz)

Tasavvufî Kaynaklar

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf ve Dîvân-ı Kebîr (Aşk, Mecnûn-Leylâ, Yûsuf-Züleyhâ)
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Ben Kur’ân’ın kuluyum, Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum” sözü
  • İmâm Gazâlî — İhyâu Ulûmid-Dîn, Kitâbu’l-Mahabbe (Aşkın mertebeleri ve hakîkati)
  • Şehâbeddîn Sühreverdî — Avârifü’l-Maârif (Mecaz ve hakîkat aşkının geçişi)
  • Abdülkâdir Geylânî — Fütûhu’l-Gayb (Aşk ve riyâzatla mânevî terbiye)

Diğer Kaynaklar

  • İbn Hişâm — es-Sîretü’n-Nebeviyye (Hz. Yûsuf’un güzelliği ve Hz. Muhammed Mustafa)
  • Câmî — Yûsuf u Züleyhâ (Klasik Fars edebiyâtında mecaz-hakîkat aşkı),
  • Fuzûlî — Leylâ vü Mecnûn (Klasik Türk edebiyâtında mecnûn teması)

Sohbetin Özü

Âşık gönlünü mâşûkuna göre dizayn eder, kendisini görmez. Aşk düştüğü yere bahar yakar, yangın değil — gülistân açar. Âşıklığı şiir yazıp şerh ettirmek nefsin ilâhlaştırmasıdır. Hz. Mevlânâ’yı mürşid, Hz. Şems’i mürîd yapan kitap (Elif Şafak’ın ‘Aşk’ romanı) yanlıştır; aslında tersi gerçekleşmiştir. Hz. Mevlânâ’nın kendi târifi: “Ben Kur’ân’ın kuluyum, Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum.” Mecnûn ile Leylâ, Yûsuf ile Züleyhâ mecaz aşkı hakîkat aşka dönüştüren kıssalardır; ama kestirme yol üstâdın dizinin dibine oturmaktır. Büyünün varlığı inkâr edilemez ama yapan ve inanarak yaptıran küfür ehlidir; çözümü riyâzatla ilim öğrenmektir. Aşkı anlatabilen âşık değildir, mütefekkirdir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Nefs, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı