1. Bölüm
Allâh’ın gecenizde hayır etsinler. Allâh’ın gecenizde hayır etsinler. Bu devletler herhalde değil mi? İlk devlette düşmanla savaşırken esir düşmanı kesmenin çaresi olur mu? Esirleri katletmek hiçbir hukuk yoktur. İstan hukuku da dahil mi? İstan hukuku da yoktur katlet. Ama normalde bir kimse bunu yaparsa çözecekler yok. Bayanlar hangi hallerde çalışabilir? Çalışması zorunlu mu demiş. Bayanların çalışması zorunlu değil. Eğer bir bayan kendi asli ihtiyaçları karşılanıyorsa, bayan ondan daha fazlasını istiyorsa, onun daha fazlasını istemesi, daha fazlasını istemesi, nefsine uğruna işaretir. Bu eğer makul dairenin dışına çıkacaksa, ama makul daireni dışında çıkacaksa buna söylenecek bir laf yok.
Bir de dinin bayanlar çalışamaz diye bir hükmü de yok. Bir kadın kocasının işinde çalışabilir, kocasının işini yönetebilir. Kocası vefat ederse kocasından kalan malları yönetebilir. Bir kız çocuğu babasından kalan malı yönetebilir, babasından kalan işi yönetebilir makul daireden. Eğer bir kadın ihtiyaç sahibiyse makul dairede çalışabilir. Bu noktada kadınların çalışmalarını yasaklayan herhangi bir şey yok. Allâh’a vela bil. Kadınlar haram helal noktasında dikkat etmeleri lazım. Onun üzerinde titizlikle duracaklar. Üzerinde zihal kelimesi var, cezasını ödeyemedim, bol bol tövbe et ödeyinceye kadar. Namazı nasıl dürüst kılabiliriz ve namazımı nasıl muhafızlık edebiliriz? Âyet-i Kerim’de Allâh bilir insanı bu noktada övüyor.
Evet namaz insanı kötülüklerden alıkor. Eğer insanlar hem namaz kılıp hem kötülüklerle devam ediyorlarsa o zaman namazlarını koruyamamış olurlar. Hem namaz kılıp hem Allâh’ın haram ettiği şeylerle iştigar ediyorlarsa o zaman onların namazları yüzlerinden paçavra gibi atılır. Namaz eğer ki o kimsenin kötülüğünü setretmek için veya o kimsenin kötülüğünü göstermemek için eğer bir vitrin aracı gibi kullanılıyorsa o namaz o kimsenin yüzüne paçavra gibi atılır. Namaz kılan bir kimsenin günden güne kötülüklerini azaltması gerekir. Namaz kılan bir kimse günden güne ahlakı güzelleştirmesi gerekir. Din insanları güzel ahlakını, güzel ahlakını tamamlamak için var edilmiştir. İnsanları güzel ahlaka sevk etmek için insanların arasına indirilmiştir.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir. O zaman bütün dinin unsurlarını biz, unsurlarını güzel ahlaka bağlayabiliriz. Bütün dinin maksat ve amacını insanların arasında güzel ahlakın yayılması olarak bunu vaz edebiliriz. Sadece bu değil ama bunu vaz edebiliriz. O yüzden namaz kılan kimse ahlakını güzelleştirecek. Eğer ki siz hem namaz kılıp hem haramla göz göre göre devamiyet kesmederekten iştigar ediyorsanız kendinizle mücadele etmeniz lazım. Kendinizi direnişe sevk etmeniz lazım. Çünkü necis bir şeyle güzel bir şey iç içe yürümesi mümkün değildir. İcme suyuyla lağım suyunu aynı kanalda yürütemezsin. O kırıklık öbür o içme suyunu da ne yapar?
2. Bölüm
Bozar, kirlendirir. İkisi de aynı kanalda olmaz. hem şeyhevi ve aynı zamanda fitneyle dolu, haramla dolu, şerle dolu bir kalp ile hayır kapıları aralanmaz. Şerlere yol açmış, şerlerle iştigar eden bir kimsenin kalbinde hayır kapısı açılmaz. O zaman bir kimse şerlerle iştigar ederken kendi kendisini hayır noktasında gösteriyorsa görüyorsa kendi kendini aldatıyor demektir. Namazın muhafazası bu noktada o kimsenin güzel alaka sahi olmasıyla olur. Namazın muhafazası imanını muhafaza etmekle olur. Namazın muhafazası bir kimsenin kendisini muhafazasıyla mümkün olur. Allâh cümlemizi onlardan eylesin inşâAllah. Hangi Adem aleyhisselâm varsa bu Ademlerin arasında manevi farkları var mıydı ve hangi ben diye bir şey var mıydı?
Hangi Adem diye bir şey yok. Sonuçta bir Adem var. Bize anlatılan bir Adem var Kur’ân-ı Kerim’de. Ama bu ileriki zamanlarda belki de anlaşılacak veya anlaşılmayacak. Cenâb-ı Hak bize söylediğinde bir Adem aleyhisselâm indirdi. Ve bu Adem aleyhisselamın var olduğundan bugüne 5000 yıllık bir insanlık tarihi var. Biz normalde bilim olarak 3000 yıla, 4000 yıla, 5000 yıla kadar insanlar inceleme imkanına sahip. Ama dünyanın yaşı 500 milyon. 400 milyon. 400 milyon. Şimdi dünyanın yaşıyla insanlık yaşına baktığımızda bir tuhaflık var. Ama insanlar bu insanlık yaşını yakıtları incelemelerin neticesinde görüyorlar. Bu nedir, ne değildir bu farklı bir şey. Uzun mu mesela? Bu noktada hangi ben dediğimizde bir kimsenin hepsi kendi benliği bir tanedir.
Ama insan her gün kendi benliği değişir. Her nefis meraatibinde de benliği değişir. Her amelde de benliği değişir. Mesela Bedüzzaman Sayyid-i Nur Sayyidler der ki eski Sayyid. Eski Sayyid ile yeni Sayyidler karşılaştırma yapar. Oysa aynı insandır, aynı şanıstır. Bunu arkadan hareket edersek dünkü Mustafa Özbay ile bugünkü Mustafa Özbay aynı değildir. Dünkü Mustafa Özbay hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, eksik yapmıştır. Eğer dünkü Mustafa Özbay’ın hatalarının, yanlışlarının, eksikliklerinin bugünkü Mustafa Özbay’sı onlara kalkarsa her yere bakmaz. Bu manada iki tane benlik olarak algılanmaz bu. İki tane benlik olarak algılanmaz. Ama bir insanda bir kaç tane benlik vardır, aynı anda vardır. Bir kimsenin nefis yönü vardır, bir de ünlü yönü vardır.
Bu iki benliktir. Biz nefsimize uyduğumuzda ayrı fiili yap, bizden tecelli eder. İçimizde kendi o ilahiliğimize, o ilahiliğimize uyduğumuzda ayrı ki fiili yap, tecelli eder. Ama fiili yapın tecelli yap noktası vücudu belidir. Bu bedenin üzerinde tecelli eder. İlahi bir noktada da olsam bedenin üzerine tecelli eder. Nefsani noktada da olsam bu bedenin üzerine tecelli eder. O zaman iki tecelli tek bedende olur mu? El cevap olur. O zaman insanlar otururlar, hangi ben bunu yaptı diye düşünebilirler. Veya siz bu benlerinizi çoğaltabilirsiniz de. Ve insanlar bu noktada aslında çok benliklidir. çok kişiliklidir. Çok kişilikli olduğumuzu hepimizde biliriz. O yüzden Allâh bize oldukumuz gibi gözünü göründünüz ki burnunda.
3. Bölüm
Ama ne yazık ki hepimizin üzerinde belli maskeler vardır. Biz o maskeleri kullanır ve takarız. Dergaha geldiğinizdeki maskenizde, sokaktaki maskeniz aynı değildir. Aynı olduğunda kemale erersiniz zaten. İş yerinizdeki maskenizde, evinizdeki maskeniz aynı değildir. Eğer aynı noktada olduğunuzda kemale ermiş olursunuz. Bir de bunların böyle olması bir noktadan biraz daha normaldir. İş yerinde iş yerinin gereği ve kuralları vardır. Orada onlar uygulanır. Ama evinizde o gerektir ve o kuralları uygulayamazsınız. Orası evinizdir çünkü. Gönül arz eder ki insanlar hayatlarını her an aynı maskeyle, aynı yüzle yaşasınlar. Bu o zaman oldukları gibi görünüp, göründükleri gibi olmaktır. Bu o zaman insanın gösterişten, riyadan ve çok şeytan kurtulduğunu gösterir.
Ama biraz zor bir şeydir. Allâh cümlemize inşâAllah onlardan eylesin. Mesnevî’de onun affı ve mağfireti, günaha şeref elbisesi giydirir. Affan, ihsana, kurtuluşa sebep kulaklıyor. Bu nasıl oluyor? Evet, aslında Hazreti Mevlânâ mesnevi işaret ederken, yazarken Âyet, Hadîs-i Mutsi ve Hadîs-i Şerifleri şerh etmiştir. Evet, bazen insanın günahının kendisinin şeref elbisesi olur. Kul, mizahına çıkarılır. Allâh kulağına der ki, Sen bu ibadetleri yaptın, şunları yaptın. Allâh da kabul ettiler. Kul buna sevinir. Tebessüm eder. Cenâb-ı Hak bunun kulağına yine eğilir. Der ki, sen bu ibadetleri da işledin sıralar. Kul üzülür bir anda. Ve Allâh der ki, ben bunları affettim. Kul rahatla. Cenâb-ı Hak ardından kulunun rahatladığını görünce eğilir kulağına.
Der ki, günahlarını hayra çevirdin, sevava çevirdin. Kul, mizahına kadar dövünmeye başlar. Keşke daha fazla günah işletseydi. Siz sakın buna güvenerekten günah işleyicilerden olmayınız. Bu hadisi kutsiyi aktarıp aktarmamakta tereddüt etmiş sahâbeler. İnsanlar bu hadisi kutsiyi duyduklarında dinlerinde gevşeklik yaparlar diye aralarında günahları etmişler. Ama ilim ilimdir değil, bunu sonradan nakletmişler, yine yazmışlar. O zaman bir kimsenin günahı kendi noktasında aff-u muafiret dilediğinden, tövbe ettiğinden ne olmuş oldu? O kimsenin şeref giysisi oldu. Dikkat edin. Günah işleyip aff dilemeniz, kulunuzu hatırlamanızdır. Günah işleyip aff dilemeniz, Allâh’ın var olduğunu ve sizi affedecek bir Allâh’ın olduğunu kabul etmenizdir.
Bu bir imandır. Bu imandır. Günah işleyip aff dileme imanın özüdür. İmanın ince bir perdesidir. Günah işleyip aff dilemek. Bir kimse aff dileniyorsa ahiretin var olduğuna, hesabın var olduğuna. İnsanlarda ahiret inancı yok çünkü. Yüzyıllardır insanlar ahiret inancından tebessal takmak gitmişlerdir. İnancın en ince, en mahrem, en olmaz, olmaz noktası ahirette alakalıdır. İnsanlar bu dünyada Allâh’ın varlığına inanıyorlar. Allâh var diyorlar. Bu cainatı bu sisteme ayakta tutan bir gücün var olduğuna inanıyorlar. Evet, dinlerin var olduğuna inanıyorlar ama bu noktada eksik kalan bir tarafları var. Ahirete inanıyorlar. Ahirete inanırsa, ahirete inanırsa dünyasını, yaşamını ahirete göre çocuğu dizayn etmesi gerekir.
4. Bölüm
Eğer ahirete inanırsa, ahirette hesaba çekileceğini, ahirette kendisini bir hesap beklediğini ve Allâh’ın orada insanları ama cezalandıracağını ama mükafatlandıracağını. O yüzden dünyasını bu ahiret gününe göre dizayn etmesi gerekir. Bu inancın en mahrem noktasıdır, en öz noktasıdır. Eğer ki siz Allâh’ın varlığından birine inanır da ahirete inanmazsanız, inanmış kabul etmezsiniz, kabul edilmezsiniz. O zaman ahirete inanırsanız, af dilemeniz gerekir hesaptan kurtulmak için. O yüzden tövbe etmek, tövbe etmek Allâh nazarında çok hoşa giden bir şeydir. Çok hoşa giden bir şey olduğu için Hz. Resûlullâh hiç günah işlememişken, hiç günah işlememişken ve hiç günah işleme ihtimali dahi olmamışken tövbe etmiştir.
Ve der ki ben günde en az 70 kez tövbe derim. Başka bir adı şerifte der ki ben 100 kez Allâh’a tövbe derim. Sorar Hz. Ayşe, ya Resûlullâh senin günahın yok ki. O da der ki ben Allâh’a şükreden müşrik olmayayım mı? Tövbeyi şükür noktasında görür Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri. Bakın günahdan kurtulmak noktasında görmez. O haline şükretmek olarak görür. O zaman bir kimse tövbe ederse Allâh’ın afı ve mağfiretine sığındığı için Allâh ona şeref elbisesi giydirir. Allâh için o çok mübarek bir kuldur. Allâh için o kutlu bir kuldur. Allâh için o kıymetli bir kuldur. Niçin? O çünkü kendisini affedecek olan, kendisini hesaba çekecek olan, kendisini bir insanla yargılayacak olan bir Allâh olduğuna imar etmiştir.
Bu noktadan tövbe etmek şeref madalyası taklitilecek bir şeydir. Tövbe edin. Âyet-i Kerime’de ne diyor? Bütün insanlar bana ibadet etseler, beni tanısalar, öyle bir kavim yaratırdım ki bana isyan ederler. Benden af dilerler, ben de onları affederdim. Af dileyin. Allâh korkusuyla dökülen gözler için cehennem ateşini sevdiriyor. Allâh’ın sevgisi için dökülen gözyaşının hükmü nasıl olur? Allâh korkusuyla dökülen gözyaşı cehennem ateşini söndürür. Allâh sevgisi için dökülen gözyaşı o kimseyi arşalada yüzdürür. O insanı cehennemden kurtarır. Öbür ki de Allâh’a uslat eder. Allâh için ağlayabilirsin. İnşâAllah. Bir hadisi kutsinde bilmiş olunuz ki her cesette bir kalp vardır, her kalpte bir gönül vardır, her gönülde bir sır vardır, her sırda bir gizlilik vardır, her gizlilikte daha büyük bir gizlilik gizlidir. ben bu gizlilerin gizlisindeyim, buyurmuştur.
Allâh’ı zât olarak tarif etmeniz hükmü değil. Tam manasıyla sıfat olarak da tarif etmeniz hükmü değil. Allâh’ın Rahman ismi şerifini nasıl tecelli ettiği, neye yaradığı sadece anlayıştan ibaret ederiz. Veya Allâh’ın Kudris ismi şerifini neye yaradığı nasıl tecelli ettiği anlayıştan ibaret ederiz. Onun gerçek mahiyette sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini, sıfatlarının ne olduğunu ancak Allâh bilir. Gerçek mahiyetini. Bu noktada da gönüllerde Allâh’ın nuru gizlidir. Daha ileri noktada gönüllerde Allâh gizlidir. Ama onun mahiyetini ancak Allâh bilir. Bu kim sorduysa soruyor. Mahrem bir konudur. Her yerde her zaman açılacak bir konu değildir. Bunun anlatılması bir hayli uzun zaman alır. Enteresan bir şeydir üzerinde uzun uzun ince ince konuşulur.
5. Bölüm
İnce ince tefekkür edilmesi gerekir. Bunu tefekkür ederlerken, bunu düşünürlerken bir kısmının ayağı kayıp kendisini Allâh gibi görenler de olmuştur. Allâh muhafaza eylesin. Bir kısmının ayağı kaymıştır. Kendisini bir kısmı Allâh’ın bir cüzü olarak görmüş. Bir kısmı kendisini Allâh olarak görmüş. Ve o gizli hazine Allâh bendedir diyenler olmuş. Allâh’ın bir yere tecelli etmesi farklı bir şeydir. Tecelli etmesi farklı bir şeydir. Bir yerin Allâh olması farklı bir şeydir. Bu ince mahrem meselelerdir. O kimsenin idrakiyle, gönlünün açılmasıyla, kalbi ilim noktasında kalbi ilim almasıyla alakalıdır. Onları almayan, bu noktada gönlüne açılmayan kimselere sohbet konu soracak bir şey değildir. Hakkını helal etsin o kardeşimiz.
Mürcid-i Kamiller müridlerini nefis yönünden mi terbiye ederler yoksa ruh yönünden mi terbiye eder? Edeb, zulük gösterirler. Servis zulükü baştan geçerler. Nerededir? Nerede? Baştan, Allâh razı olsun demişler. Mürcid-i Kamiller terbiyeci değillerdir. Siz her ne kadar eski kitaplarda, eski eserlerde mürcid-i kamilleri birer terbiyeci gibi okumuş olsanız da ve bazıları mürcid-i kamilleri terbiyeci noktasına koyduğundan dolayı ben buna çok katılmıyorum. Terbiye biraz sert bir cümle, sert bir kelime. Mürcid-i kamiller devlet değiller. Mürcid-i kamiller bir otorite, bu noktada devlet otoritesi gibi otorite koyacağı insanlar değil. Mürcid-i kamillerin hapishaneleri yok. Mürcid-i kamillerin evinde cehennemleri yok.
Mürcid-i kamillerin evlerinde sihirli değnekleri yok. Terbiyeci gibi görünmekten Allâh’a sığınırım. Allâh bazıları ile şerleri defeder. Allâh salih kullarıyla hayırlı kapılar açtırır. Allâh dinini peygamberlerle yeryüzünde yaydırır ve velileriyle ayakta tutar. Mürcid-i kamilleriyle ayakta tutar. Mürcid-i kamiller dini öğütleyen insanlardır. Mürcid-i kamiller dini nasihat eden insanlardır. Peygamber Sadrullah ve Resûlullâh Hazretleri iman eden insanları bu noktada terbiye etme noktasına gitmedi ki. Eğer bir kimse dinen bir suç işlerlerse o suçun cezası insanların kendilerinde değildir. Eğer ki oradaki sistem dini bir sistem ise o dini sistem ona cezasını verir. Ama oradaki devlet sistemi dini bir sistem değil ise o sistem kendi içerisinde bir suç unsuru görüyorsa onu cezalandırır.
Bu manada dini bir sistem olmuş olsa dahi Mürcid-i kamillerin kendi etrafındaki kardeşlerine, ihvanlarına ihvan kardeş demektir. Kendi kardeşlerine ceza vererekten terbiye etmesi veya onları terbiye etme noktasında herhangi bir noktada tutması mümkün değildir. Eğer böyle bir terbiye sistemi olarak düşünüyorsanız yanılıyorsanız din nasihattır. Biz insanlara bu noktada etrafımızda bulunan insanlara bildiğimiz kadarıyla dinin doğrularını anlatmaya çalışırız. Sorarlarsa bildiğimizi anlatırız sorarlarsa anlatırız sormazlarsa bize kalkıp da bir şey tabi burası muhakkak ki bir ibadethane burada muhakkak ki sohbet edilecek burada muhakkak ki bir şey anlatılacak. Ama yolda bana bir şey sormadan ben bir şey anlatmam veya başka bir yere gitmiş olsam birisinin dükkanına gitsem birisine bir şey yapmış olsam bana bir şey sormadan ben bir şey anlatmam.
6. Bölüm
Din nasihattır çünkü kime? Nasihati alacak olana. Ne dedi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine? O dinini öğrenmek isteyenlere beraber ol. Dinini onlara öğret. Dinini öğrenmek isteyenlere dini anlat. Kimdi? Hala yakasından sirkelemişti dedi ki bana dinimi anlat bana dinimi öğret. Mürşidi kabirler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin izinden onun nefesinden onun renginden ayrılmayacak olan insanlardır. O zaman onların elinde kırbaç olmaz. Bu manada değnek olmaz dövmek için. Allâh muhafaza eylesin. Tavsiye ederiz sevene tavsiye ederiz dinleyene nasihat ederiz. Tutacak olana nasihat ederiz. Bunu nasıl yapalım diye sorana. Allâh muhafaza eylesin. Ve bunu yaparken de nefis yönünden mi ruh yönünden mi diye sormak muhakkak ki yine o kitaplardan alınma bir soru.
Aslında birbirinin içindedir ruh ve nefis. Algılanma noktasında ayrılırız. Algılanma noktasında. Yoksa tecelliyet noktasında o aynı vücutla tecelli eder. Bir kimsenin ruhu kuvvetsiz mi ki ona kuvvet vereceğiz. Ruhunu kuvvetlendirmek dediğimizde bir Mürsün-i Kavili’nin elinde elektrik kablosu var da onun ruhuna kabloyu koyup da oradan zafer mi alacak o? Hayır. O birbiriyle yan yanadık iç içedir. Bir kimse nefsine uymazsa ruhunun üzerinden bir perdeye atar. Ruh onu aydınlatmaya başlar o zaman içinden. O zaman bir kimse ruhunu kuvvetlendirerekten nefsin üzerinden baskın aldı veyahut da nefsin üzerinden basarak da ruhunu serbest bıraktı. İkisinin arasında ne fark var ki? Nefis de mücadele bir Müslüman için ölünceye kadar devam edecek olan bir mücadeledir.
Ve mücadelenin en büyüdü, iradın en büyüdü. Bir kimse ben ruhumu kuvvetlendiriyorum deyip de nefsini başı başım bırakacak. Ben ruhumu kuvvetlendiriyorum deyip de haramlara dalmaya müsaade mi edecek kendisine? Veyahut da ben nefsimle mücadele ediyorum. Nefsimle mücadele ediyoruz derken Allâh’ın helal kıldıklarını haram mı kılacak kendine? Bizim tasavvuf anlayışımızda bir yok. Bizim tasavvuf anlayışımız Kur’ân ve sünnetin içerisinde kalarak da Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ashabının stratejisini ve metodunu uygulamaktır. Bize haram edilen şeylerden kaçınırız. Yapmayız. Şüphelilerden uzaklaşmaya çalışırız. Şüphelilerden uzaklaşmaya çalışırız. Bu işin zahir tarafıdır. Bu işin batinik kalbi tarafı Allâh’ı çok sevmeye çalışırız.
Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini çok sevmeye çalışırız. Üstadımızı, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi çok sevmeye çalışırız. Ve farzları yerine getirdikten sonra nafilelerle Allâh’a yaklaşmayı ve Allâh’ı sevmeyi metod olarak kendimize tut. Önümüzde metod olarak koyarız. O çetrefilli, o girif insanların her taraftan kargacık, burgacık, eskilerin kendi coğrafyalarında, kendi dairelerinde, kendi yaptıklarından değil. Onları reddetmek noktasında değil. Onları küçük görme noktasında değil. Ama 1400 yıldan beri ve tasavvuf var olduğundan beri görüldü ki tasavvuf dinin kendi ön hantından yukarıda görülmeye başlandı. Veya da bir tarikat erbabının, bir üstadın veya bir velinin veya bir mürşidin sözleri Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerini geçer oldu.
7. Bölüm
Bir üstadın metodu, bir üstadın stratejisi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin metodundan ve stratejisinden üstün algılanmaya başlandı ki tehlike buradaydı. Hiçbir üstadın metodu, hiçbir üstadın stratejisi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin metodu ve stratejisinden üstün değildir. Evet, üstadlık, üstadlık Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sır stratejisini ve metodunu kendi zamanında ve kendi coğrafyasında uygulamaktır. Bu, bu fakirin düşüncesidir. Üstadlık, dinde var olmuş olan Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizdiği, ana hatlarını belirlediği, ashabın o hatta yürüdüğü, yolda yürümektir. Allâh bizi kibirlenmekten, böbürlenmekten, sapmak ve saptırmaktan muhafaza eylesin.
O yüzden en güzel metod Hadîs-i Kutsi’de beyan edilmiş. Siz Allâh’ın velilerine sakın ha düşmanlık beslemeyiniz. Hadîs-i Kutsi kul farzlarla Allâh’ın emrini yerine getirir, nafilelerle Allâh’a yaklaşır ve Allâh’ı sever. Kula düşen vazife. Gelin metod, Allâh ve Resul’un metodu. Biz Allâh’ın velilerine, peygamberlerine, Allâh diyenlere düşman olmayalım, Allâh’a iman edenlere düşman olmayalım. Onların gıyabında, onların arkasında veya önünde, etrafında düşmanlık beslemeyelim. Onlara karşı kin, buğut, isyan, nefret taşımayalım. Allâh diyene, Allâh diyene, Allâh adına hürmet edelim, saygı duyalım, muhabbet besleyelim. Onlarla selamı yaygınlaştırılır, farzlarla Allâh’ın emirlerini yerine getirelim.
İnsanlar farzları işlemezken nasıl ruhdan ve nefisten bahsederler? İnsanlar farzlarını yerine getiremezken nasıl tasavvufdan ve tarikattan bahsederler? Namazlarını göz göre göre kılmazken, oruçlarını göz göre göre tutmazken, yalanı göz göre göre söylerken, gıybeti göz göre göre yaparken, iftirayı göz göre göre yaparken, bu bizim cemaattan değildi, ayağına çerme takmak isterken, bu bizim mezhebimizden değildi, onun ayağına çerme takmak isterken, bu bana yar baktı, böyle Allâh demesi olmaz olsun diye, ona tokat atmaya çalışırken, arkasından kuyu kazarken, nasıl tasavvuftan, tarikattan, Allâh’a dostluktan bahsedebiliriz? Yol Kur’ân ve Sünnettir, o zaman bize düşen vazife haramlardan uzak durmaktır, en büyük cihatlıdır, en büyük mücadele budur, gelin haramları hayatımızdan silerim.
Göreceksiniz ki Allâh kalbinize imanın tadını verecek, göreceksiniz Allâh kalbinize ilham edecek, göreceksiniz kalbinizin Allâh dediğini duyacaksınız. Tasavvuf bu, gelin haramlarla alakanızı kesin, haramlarla alakanızı kesin, din bu, din bu, takva haramlara gitmemek din bu, takva sarılıyorum. Üstad, kendi zamanını ve kendi coğrafyasını, kendi etrafını analiz edin, beni nasihat eden insanlığız, hastalık haramlardır bu günkü zamanda, hastalık ibadet etmemektir, hastalık Allâh’ı sevmemektir. Ve insanlık var olduğundan beri evet, hastalık mıdır başka bir şey değildir, üç tane şeydir. Bir, haramlardan uzak durmaman, iki, ibadet etmemek, üç, Allâh’ı sevmemektir. Üç tane hastalık var. Siz bu üç hastalığı hallettiniz de vallahi gönlünüz Allâh’a ilham edecektir.
8. Bölüm
Bin dahi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri gecelerinizi sürtecektir sizin. Yeminle söylüyorum sürtecektir. Yeminle söylüyorum. Onu aranızda, onun kalbimizde göreceksiniz. Üç tane şey söylüyorum size. Bir, paranlarla ilişkinizi kesin, iki, hastalığı yerine getirin, üç, Allâh’ı sevin. Resûlullâh’ı sevin. Kardeşlerinizi sevin. Eşlerinizi, çocuklarınızı, etrafınızı, arkadaşlarınızı sevin. Ama gelin, önce haramlarla ilişkinizi kesin. Bizbet etmeyin, dedikodu etmeyin, iktiraat etmeyin, kötü davranmayın. Çocuklarımıza kötü davranmayın. Eşlerimize kötü davranmayın. Arkadaşlarımıza, akrabalarımıza kötü davranmayın. İyiliği geçinin, güzel geçinin, hayır-hah olun. Göreceksiniz, imanın tadını ve lezzetini alacaksınız.
Allâh’ın sevgisini hissedeceksiniz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerinin muhabbetini hissedeceksiniz. Düşeceksiniz ki ya başka bir duygu, içinizde başka bir şey var. Aynı bir letaik var, ayrı bir latiplik var, ayrı bir güzellik var, ayrı bir tat var içinizde. Onu hissedeceksiniz. Bakacaksınız o zaman. Vallahi yemeğe bakarken de başka gözle bakacaksınız. Dünyaya bakarken başka gözle bakacaksınız. Etrafınıza bakarken başka gözle bakacaksınız. Her şey başka gözle bakacaksınız. Gözünüz değişecek. o zaman benliğiniz de değişecek. Hangi bende olduğunuzu o zaman göreceksiniz. o zaman ruhunuzun ne olduğunu anlayacaksınız. O zaman nefsinizin ne olduğunu anlayacaksınız. O zaman kalbinizin ne olduğunu anlayacaksınız.
O zaman gönlünüzdeki gönlü anlayacaksınız. O zaman gönlün içindeki sırrı anlayacaksınız. O zaman sırrın içindeki gizliliği anlayıp gizlinin o büyük gizliliğini anlayacaksınız. Gelin Allâh için tasavvufu kelam olarak işlemeyelim. Tasavvufu hal olarak işleyelim. Namazı kılarken severek kılalım. 2 rekat kılın, severek kılın. Bir gün oruç tutun, severek oruç tutun. Gelin bir sefer Allâh deyin. Severek Allâh deyin. Derse severek gelin. Arkadaşlarınıza severek yaklaşın. Kardeşlerinize severek yaklaşın. Bu sizin halinizi değiştirecektir. Bu sizin kalbinizi ve içinizi değiştirecektir. Birisi için gözyaş akıttığınıza gözyaşının kıymetini anlayacaksınız. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine muhabbetinizden dolayı gözyaş akıttığınıza o zaman Muhammed Mustafa’nın muhabbetini içinde hissedeceksin.
Allâh için gözyaş akıttığında Allâh’ın muhabbetini içinde hissedeceksin. Bir an düşündüğünde bir an kendini ona bıraktığında Allâh’la alışverişi göreceksin. Tasavvuf, tasavvuf, haramlarla haramlardan uzak durup, haramlarla ilişkiyi kesip, farzları yerine getirip, nafilelerle Allâh’a yaklaşıp Allâh’ı sevmektir. Geri kalan Allâh’a aittir. Ama şunu unutmayın. Cenâb-ı Hak Hades-i Kudsi’de der ki kul Allâh’ı severse benim ona sevgim vacip olur. Unutmayın. Hades-i Kudsi’de der ki Cenâb-ı Hak kul Allâh’ı severse benim onu Allâh’ın onu sevmesi vacip olur. Allâh’ı severseniz Allâh’ın size olan sevgisi vaciptir. Ama Allâh’ın sevginin ölçüsü al semini, haramlardan uzak durup, farz ibadetleri yerine getirmektir.
9. Bölüm
Haramlardan uzak durup, farz ibadetlerinizi yerine getirin. O zaman imanın da, İslam’ın da, onu yaşamanın da anlamını ve zevkini taksanız. Allâh cümlemizi onlardan ayırır. Cenâb-ı Hak inşâAllah Rahman, inşâAllah Rahman cümlemizi o hâlde hallendirsin inşâAllah. Dün geceki bütün kardeşlerin, hepiniz için de geçerli bütün kardeşlere teşekkür ediyorum. Arkadaşlara teşekkür ediyorum, performanslarından dolayı, katılımlarından dolayı, hizmetlerinden dolayı, bütün arkadaşlara ayrı ayrı, hepimize tek tek teşekkür ederim. Allâh razı olsun. Güzel bir gece oldu. Bugün hiç telefonum susmadı desem yeri var. Hep teşekkür ettiler, hep güzel olduğunu söylediler. Ben olayın içindeyken neyin ne olduğunu bilemiyorum.
Ben sonradan gelen tepkilerden, sonradan gelen sözlerden anlıyorum neyin ne olduğunu. Allâh razı olsun. Hiçbirisi de bir kişi hariç bir kusur söyledi. Yeri kadar hiçbir kimse şurası kusurluydu demedi. Allâh bütün kardeşlerden, bütün katılanlardan, bu noktada hizmet edenlerden, bu noktada aman duasıyla, aman fiiliyatıyla, aman kendisinin dahi orada bulunmasıyla, bu noktada destek olanlardan Allâh razı olsun inşâAllah. Halkınızı helal edin. Cenâb-ı Hak inşâAllah Rahman kutlu doğumda da aynı şekilde hizmet etmeyi, kutlu doğumda da aynı şekilde buluşmayı nasip etsin inşâAllah. Âmîn. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim.
Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Estağfirullah el-azim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahim, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahim, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman.
Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Ya Rahman, Ya Allâh, Ya Rahman. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Lâ ilâhe illâllah. Fatiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Nefs, Kalb, Muhabbet, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı