Kalp: Hilali Görme ve Ramazan Orucunun Başlangıcı
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuşlardır: “Hilali görünce oruca başlayın, hilali görünce orucu bırakın. Şayet hava kapalı olup hilali göremezseniz Şaban ayını otuz gün olarak tamamlayın.” Bu hadis-i şerif gayet açıktır. Ayı takip eden insanlar hilali gördüklerinde Ramazan’a başlayacaklar, hilali gördüklerinde de bayram edecekler. Eğer bulutlu ise Şaban’ı otuza tamamlayıp oruca başlayacaklar, yine bulutlu ise Ramazan’ı otuza sayıp bayram edecekler.
Hilal İzleme ve Astronomi
Hilal izleme kuleleri ve hilal izleme alanları oluşturulması lazımdır. Bu da dinin aslında astronomi ve astrofizik ilmiyle doğrudan ilgilendiğini gösterir. Bu konudan anlayan ehil insanlar olmalıdır. Osmanlı döneminde hilal izleme komiteleri kurulurdu ve bütün yıl boyunca hilali takip ederlerdi. Türkiye’de Osmanlı’dan kalma tespit edilmiş dört-beş tane hilal izleme yeri bulunmaktadır.
Allah Celle Celaluhu her şeyi bir hesap ve kitap üzerine yaratmıştır. Cenab-ı Hak, değişik ayet-i kerimelerde yıldızların, ayın ve kainatın bir hesap üzerine yaratıldığını, bir hesap üzerine döndüğünü beyan buyurmuştur. Bu hesabı ve kitabı kontrol edenler, algılayanlar ve anlayanlar, ilmini yapanlar bunu matematiksel olarak da tespit edebilirler.
Hem çıplak gözle izlenebilir hem de fiziki ve matematiksel olarak hesaplanabilir. Çıplak gözle bakmak sünnettir ama bu hesabı kitabı fiziki olarak tespit edip ona göre davranmak da sünnettir. Bunu sanki astrofiziği reddeder gibi, yalnızca çıplak gözle bakmak daha evladır demek lüksü kimsenin elinde yoktur.
Herkes Bulunduğu Yere Tabi Olacak
Hz. Muaviye radıyallahu anh Şam’dan Medine’ye gelmiş ve bir gün önce bayram yapmak istemiştir. Hz. Ömer radıyallahu anh Hazretleri ona bayram yaptırmamıştır. Demiştir ki: “Sen orada hilali gördün, biz burada görmedik. Bulunduğun yere tabi olacaksın.” Hanefiler, Hz. Ömer Efendimiz’in bu içtihadını kendilerine delil almışlardır. Herkes bulunduğu yerde ne zaman bayram yapıyorlarsa o zaman bayram yapacak, ne zaman oruca başlıyorlarsa o zaman başlayacaktır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz.” Ashabın sahih içtihadları delil hükmündedir. Onlar ilmin kaynağından emdiler, içtiler. Hz. Peygamber’di ilmin kaynağı. Onlar ilimde keskin, ihlasta keskin, Kur’an ve Sünnet’e bağlılıkta keskin insanlardır.
İtikaf: Ramazan’ın Son On Gününün Sünneti
İtikaf, Ramazan’ın son on gününde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin Medine’ye hicret ettikten sonra hiç terk etmediği bir sünnettir. İtikafa girecek olanlar akşam namazında itikafa niyet edip bayram sabahı sabah namazından veya bayram namazından sonra itikaftan çıkacaklardır.
İtikaf Yeri ve Şartları
İtikaf için cuma kılınan bir mescitte girilmesi daha uygundur. Şayet böyle bir yer bulunamazsa, vakit namazlarının kılındığı bir camide de itikafa girilebilir. O kimse cuma için cuma kılınan bir yere gidip gelebilir. İtikafa girenler ihtiyaçları kadar konuşabilirler, herkesin yediği içtiği gibi yiyip içebilirler. Fakat Ramazan’da oruçsuz itikaf yoktur; Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu açıkça beyan buyurmuşlardır.
Cami ve Mescitte Cuma Meselesi
Şeriaten bir yerde mescidin yapılmasına müsaade edildiyse cuma kılınmasına da müsaade edilmiştir. Bu konuda emir el-müminin’in icazeti ve işareti şarttır. Halifelik ilga edilince cuma meselesi gündeme gelmiş, Atatürk’ün bir genelgesiyle Türkiye’de cuma namazı serbest kalmıştır. Bu da emir el-müminin hükmünde bir icazet olarak değerlendirilmektedir.
Şeyh Efendi’nin İtikaf Adabı
Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi hiç konuşmadan itikafa girerdi. Dünya kelamı yasaktı, insanlarla görüşmek yasaktı, güneşe çıkmak yasaktı. Yağlı yemek, hayvansal gıda, tuzlu yemek ve aşırı derecede yemek yasaktı. Günlük dersler beş yüze çıkarılır, ardından yetmiş bin tevhid okunurdu.
İlk üç gün günlük virtler beş yüz adet ve tevhid yetmiş bin adet olarak çekilirdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri görüldüğünde veya sesi işitildiğinde, dördüncü gün on bin salavat-ı şerife ve yüz bin lafza-i celal çekilirdi. Ardından bir gün yetmiş bin tevhid, ertesi gün yüz bin lafza-i celal şeklinde on gün tamamlanırdı.
Kadınların İtikafı
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, mübarek hanımlarının mescitte itikafa girmelerinden hoşnut olmamıştır. Bütün ulema bu konuda içtihad ederek kadınların camide veya mescitte itikafa girmelerinin caiz olmadığını beyan etmişlerdir. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali radıyallahu anhum Hazretleri’nin döneminde de bu uygulama yoktur.
Kadınlar kendi evlerinde bir odalarının köşesine seccade gibi bir örtü yayıp üzerinde ders çekerek itikafa niyet edebilirler. Eşlerinin ve çocuklarının temel ihtiyaçlarını görebilirler. Eşleri izin verdiği takdirde itikafa girebilirler. Bu konuda eşin rızası esastır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sene itikafını üç gün sonra terk etmiş, ancak o seneyi itikafsız geçirmemiş; Muharrem ayının son yedi gününde itikafını tamamlamıştır. Vefat edeceği yıl ise yirmi gün itikaf yapmıştır.
Gerçek Dost Kimdir? Hakkın Gözüyle Dostluk
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri buyurmuşlardır: “Dostların senin hakikatte düşmanların, düşmanların ise dostlarındır. Onlar seni devamlı pişirir, seni taze tutarlar. Dostların ise seni olduğundan farklı gösterip bir serap ve dünya içerisine koyar, seni aldatırlar.”
Tasavvufi manada gerçek dost Allah’tır. Allah’ın dostları da gerçek dostlardır. Seni Kur’an ve Sünnet dairesinde yürümene sebep olan, doğruyu, güzeli ve iyiyi tavsiye eden kimseler senin gerçek dostlarındır. Ama bu dostlar senin nefsinin düşmanıdır. Nefis, Allah’ın dostlarını sana düşman olarak gösterebilir, seni kandırabilir ve aldatabilir.
Gerçek Dost Nasihat Edendir
Gerçek dost, “burada yanlış yapıyorsun, burada eksik davranıyorsun, bunu böyle yapma, bunu böyle söyleme” diyen kimsedir. İnsanları sırf taciz ve tahkir etmek için değil, kardeşinin doğru yolda olması için ona nasihat edendir dost. İnsanların etrafındaki şakşakçılar, yanlışlıkları alkışlayanlar ve eksiklikleri görmezden gelenler ise hakiki dost değillerdir.
Hz. Mevlana Hazretleri’ne sormuşlar: “Bu edebi nereden öğrendin?” Cevap vermiş: “Edepsizlere bakarak yapmamakta edebi öğrendim.” Etrafımızdaki edep dışı davranışlara bakarak böyle yapmayalım diye edepleniriz.
İyilik ve Kötülüğün Zamanla Değişimi
Gün geçtikçe kötülüklerin adedi, şekli ve şemali değişir; iyiliklerin adedi, şekli ve şemali de değişir. Hz. İbrahim aleyhisselam’daki iyilik dairesi, Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin iyilik dairesi farklıdır. Bugünkü iyilik dairesi daha da artmıştır. Biz Sünnet-i Resulullah’a bakarak hayrı, iyiliği ve güzelliği artırmalı, bugünkü noktada formatlamalıyız.
Bu ancak Allah’ın gerçek dostlarıyla mümkün olabilir. Her yüz yılda gelen müceddidler ve günün velileri bunları hep formatlamışlardır. “Siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz” ayet-i kerimesi bu hakikate işaret eder.
Kalp İlmi Nedir? Zahir İlim ile Kalp İlminin Ayrımı
Bir şeyin zahiren hukuku belli ise ona kalp ilmi gerekmez. Kalp ilmi, zahiren hukuku belli olmayanlarda devreye girer. Mesela çayın helal olduğu bellidir; bir kimsenin çay üzerinde şüphelenmesi o kimsenin psikolojik rahatsızlığıdır. Ama tanımlanması mümkün olmayan bir şeyle karşılaşıldığında, o kimse zahiren inceledikten sonra hâlâ şüphe ediyorsa kalbine müracaat edebilir.
Kalp İlmi Dile Dökülmez
Kalp ilmini dile döktüğün anda bozulur. Kalp ilmi sana münhasırdır. Başkasına helal olan sana kalben yasaklanabilir; bu senin kendinle alakalıdır. Onu bir başkasına “kalbime böyle geldi, böyle yapacaksın” dediğin anda batarsın. Kalbine gelen vesveseleri kalp ilmi olarak görmek büyük bir hatadır.
Kalp ilminin başlangıç noktası, o kimsenin gönlünden şeyhinin konuşmasıdır. Ses tanıdık ve bildiktir, emin olur. Bir derece yukarısı melektir, bir derece daha yukarısı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’dir.
Keramet Değil Kalp İlmi Arayın
Bütün dervişanın hata yaptığı nokta budur: İnsanlar kalp ilminin peşinde koşmak yerine keramet peşinde koşuyorlar. Ticaret edenler kime batık vereceklerini kalbine ilham edilmesini istiyor. Köşeye döndüğünde kimle karşılaşacağını, yarın başına ne geleceğini arıyor. Bu kalp ilmi değildir, gaybe araştırmaktır ki haramdır.
“Ben filanla evlenirsem sonum ne olur?” Bu gaybe araştırmaktır, haramdır. Sufiler buradan hata ediyorlar. Herkes ertesi güne gözünü dikmiş. Hiç kimse “Ya Rabbi, şu ayet-i kerimenin sırrı nedir?” diye sormaz. Kalp ilmi, bir şeyin manevi sırrına erişme yoludur. Bunun yolu Allah’ı çok zikretmek, şüphelilerden kaçınmak, güzel ahlak ve üstadını çok sevmektir.
Üstadı Sevmek ve Hakikate Olan Muhabbet
Hz. Ömer radıyallahu anh Hazretleri’ne Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sordu: “Beni ne kadar seversin ya Ömer?” Hz. Ömer: “Seni eşimden, malımdan, mülkümden çok severim ya Resulullah.” Hz. Peygamber: “Olmadı ya Ömer, kemale ermedi imanın.” Birkaç adım sonra Hz. Ömer döndü: “Seni nefsimden de fazla severim ya Resulullah.” Üstadımız bu hadis-i şerifi bize sevgi konusunda örnek olarak naklederdi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Ben size annenizden, babanızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, canlarınızdan ve mallarınızdan daha sevgili olmadıkça imanınız kemale ermez.” Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de “Bir sünnete binlerce Said’in başı feda olsun” demiştir.
Sa’d bin Muaz radıyallahu anh, Mus’ab bin Umeyr’i gördüğünde kalbindeki hakikate olan sevgisinden dolayı bütün Medine’yi ve kabileleri Müslüman etmesi için büyük bir gayrete gelmiştir. Bir derviş de üstadının üzerinde o hakikat kokusunu sezdiği için sever. Aslında üstadın zahiriyle değil, üzerindeki nurla ve hakikatle alakalıdır bu muhabbet.
Sakal Sünneti, Elfaz-ı Küfür ve Dini Hassasiyet
Sakal, Hz. Adem aleyhisselam ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin sünnetidir. Kadim bir sünneti reddetmek, “Ben bunu istemiyorum” demek, sünneti Resulullah’a karşı gelmektir. Dört mezhebin dördü de bunu küfür olarak görmüştür.
Gümüşhanevi Hazretleri’nin Elfaz-ı Küfür adlı eserinde, sarığı veya sakalı küçük gören kimsenin küfür ehli olduğu, tecdid-i iman ve tecdid-i nikah gerektiği beyan edilmiştir. Bir kimse sünneti kasten reddettiğinde erkek veya kadın fark etmez, o kimse küfre düşmüş olur. O halinden tövbe etmedikçe nikahı fasit olur.
Ancak bir kimse bırakamıyordur; darülharp, iş, meslek veya herhangi bir baskıdan dolayı bırakamayabilir. Bu durumda o kimse sünnete karşı değildir, sadece şartlar müsait değildir. Ama “Ben sakala karşıyım” demek, doğrudan peygamberin bir sıfatını reddetmektir. “O ne yaptıysa kendi heva ve hevesinden yapmadı” ayet-i kerimesine cephe almaktır.
Münafıklık: Amelde ve İnançta İki Farklı Tehlike
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Münafığın alameti üçtür: Söylediğinde yalan söyler, emanete hıyanet eder, söz verdiğinde sözünde durmaz.” Bu amelde münafıklıktır. Bir de inançta münafıklık vardır. Ayet-i kerimede buyrulur: “Onlar sizin yanınıza geldiğinde ‘inandık’ derler. Sizden ayrılınca derler ki ‘biz sizi aldattık, biz atalarımızın dinindeyiz.'”
Sünnet ve Kur’an Hukukuna Saldırılar
Bugünkü münafıkların İslam’ın içerisinde ayak kaydırdığı iki kritik nokta vardır: Birincisi Kur’an-ı Kerim’in hukuku, ikincisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnetleri. Bundan yüz yıl önce Sünnet-i Resulullah üzerinde bu denli saldırı yoktu. Bundan iki yüz yıl önce Kur’an-ı Kerim’in ahkamı üzerinde saldırı yoktu. Şimdi her ikisinde de saldırı vardır.
İslam dünyasında Kur’an’ın hukukunu kaldırma projesi bir adım geri çekilmiştir; asıl proje şu anda hadis-i şerif ve Sünnet-i Resulullah’ın üzerinedir. Dünya üzerinde tek bir din oluşturma gayreti vardır. Biraz Musevilikten, biraz Hristiyanlıktan, biraz Muhammedîlikten, biraz Budizm’den bir şeyler alınarak ortak bir metin oluşturulacak ve “Allah’ın varlığında herkes toplansın” denilecektir. Peygamberin sünneti ve Kur’an’ın hukuku ise “teferruattandır” diye kenara itilmek istenecektir.
Fıtır Sadakası: Şeriat ve Tasavvuf Ölçüsü
Fıtır sadakasının şer’i ölçüsü bir fakirin bir günlük yiyeceğidir. Dürer-i Gürer, Emanet-i Ehliyye ve Hanefi fıkıh kitaplarında bu açıkça beyan edilmiştir. Diyanet’in beyan ettiği miktar şer’i asgaridir.
Tasavvufi ölçü ise farklıdır: Bir kimse günlük kendisini ne kadar yediriyorsa, sadakasını da o miktardan vermelidir. Günlük otuz lira yiyip on liradan sadaka vermek uygun değildir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Elinizin altındakileri yediğinizden yedirin, içtiğinizden içirin, giydiğinizden giydirin.” Kendi yediğinden yedirmek, tasavvufun fıtır sadakası ölçüsüdür.
Kusurları Örtmekte Gece Gibi Ol, Nasihatte Gündüz Gibi
“Kusurları örtmekte gece gibi ol” sözünün manası, bir kimsenin kusurunu bir başkasına nakletmemek, aktarmamak ve taşımamaktır. Ama din nasihattir. O kimseye iyi, doğru ve güzeli anlatmak farzdır. Nasihat ettiğini de bir başkasına söylememek gerekir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: “Siz bir kötülük gördüğünüzde mümkünse elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalbinizle buğz ederek önlemeye çalışınız.” Hanefiler “elle düzeltmek”i devletin ve amirlerin işi olarak görmüşlerdir. Dil ile terbiye etmek alimlerin ve müminlerin, kalple buğz etmek ise dilimizin yetmediği, nasihat etsek fitne kopacak durumlar içindir.
Halvet, Zikir ve Duyuların Kapanması
Bir kimse dersini çekerken bütün duyularını kapatmalıdır. Gecenin karanlığında, bir seccadede, sessizlikte oturulur. Gözün bir şey görmez, kulak bir şey duymaz, hiçbir şeye dokunulmaz. Duyular kapanmıştır. O halde zikre başlanır. Düşünceyi zikre bağlarsın. Birinci derecede düşünceyi etkileyen duyulardır; ikinci derecede kalbe gelen vehimlerdir. Vehim kalbin kapısına kadar gelir, orada durur, içeri giremez.
İlk gün derviş zindedir, dinleniktir; on altı-on yedi saatte günlük dersini tamamlayabilir. İkinci gün ağırlaşır, üçüncü gün daha da ağırlaşır. Dördüncü gün yemek yenmediği için sindirim biter, bütün hantallik üzerinden alınır. Lafza-i celal çekilmeye başlandığında bütün kirler, ağırlıklar temizlenmeye başlar.
Bir müddet sonra bütün duyular sana çalışır: taş sana çalışır, toprak sana çalışır, ağaç sana çalışır, insan sana çalışır. Bu cevret yolunun özelliğidir. Ama halvetsiz cevret olmaz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri halvetten cevrete geçmiştir. Halvetsiz cevret, adabsız cevrettir.
Zaruret ve Nefis Terbiyesi
Zaruret noktasında yürüyen pişer; zaruretten fazlasını almak nefsin seyrine kapılmaktır. Zahmet miktarını alırsan kalbin feraha ulaşır; zaruretten fazlasını alırsan kalbin feraha ulaşmaz. Bir çeşit yemek zaruriyettir. Nefis ikincisini, üçüncüsünü, dördüncüsünü ister. Nefse fazlasını alıştırırsan nefis hep fazlasını talep eder.
Bazen bir zaruret için başka bir zaruret ortadan kalkar. Uyku zarurettir ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’nden bir emir geldiğinde, o emri yetiştirmek için uyku zarureti unutulur. Hedef belirlendiğinde, hedef için bir zaruret diğerinin önüne geçer. Bu, nefis terbiyesinin ve yolun temel prensiplerinden biridir.
Kaynakça ve Referanslar
- Hadis: “Hilali görünce oruca başlayın, hilali görünce orucu bırakın. Hava kapalı ise Şaban’ı otuza tamamlayın” — Buhari, Savm 5 (1900); Müslim, Sıyam 2 (1080)
- Hadis: “Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz” — Beyhaki, el-Medhal (el-İ’tikad); İbn Abdilberr, Cami’u Beyani’l-İlm, 2/925
- Hz. Ömer-Muaviye içtihadı (hilal/bayram meselesi) — İbn Abdilberr, el-İstizkar, 10/28-30; Dürrü’l-Muhtar, Savm bahsi
- Hadis: “Ramazan’da oruçsuz itikaf yoktur” — Ebu Davud, Savm 77 (2473); Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, 4/315
- Hz. Peygamber’in itikaf uygulaması ve mübarek hanımlarının itikafı — Buhari, İtikaf 1-8 (2025-2034); Müslim, İtikaf 1-5 (1172-1173)
- Hz. Peygamber’in vefat yılı yirmi gün itikaf yapması — Buhari, İtikaf 17 (2044); Nesai, İtikaf 5
- Hz. Mevlana: “Dostların hakikatte düşmanların, düşmanların ise dostlarındır” — Mesnevi-i Şerif, Defter II, beyit 2700 civarı
- Hz. Mevlana: “Edepsizlere bakarak yapmamakta edebi öğrendim” — Mesnevi-i Şerif, Defter IV
- Ayet: “Siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz” — Nahl Suresi, 16:43; Enbiya Suresi, 21:7
- Hadis: “Ben size annenizden, babanızdan… daha sevgili olmadıkça imanınız kemale ermez” — Buhari, İman 8 (15); Müslim, İman 69 (44)
- Hadis (Hz. Ömer): “Seni nefsimden de fazla severim ya Resulullah” — Buhari, Eyman ve’n-Nüzur 3 (6632)
- Bediüzzaman Said Nursi: “Bir sünnete binlerce Said’in başı feda olsun” — Lem’alar, 11. Lem’a
- Sa’d bin Muaz ve Mus’ab bin Umeyr kıssası — İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, 1/434-437
- Sakal sünneti: Bütün peygamberlerin müşterek sünneti — Buhari, Libas 64 (5892); Müslim, Taharet 56 (259)
- Gümüşhanevi, Elfaz-ı Küfür risalesi — Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Camiu’l-Mütun (Elfaz-ı Küfür bahsi)
- Ayet: “O heva ve hevesinden konuşmaz” — Necm Suresi, 53:3-4
- Ayet: “Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin” — Nisa Suresi, 4:59
- Hadis: “Münafığın alameti üçtür” — Buhari, İman 24 (33); Müslim, İman 107 (59)
- Ayet: Münafıkların sıfatları — Bakara Suresi, 2:8-20; Münafıkun Suresi, 63:1-4
- Fıtır sadakası hükümleri — el-Hidaye, Zekat bahsi; Dürer-i Gürer (Molla Hüsrev), Zekat-Fıtır bahsi; Emanet-i Ehliyye
- Hadis: “Elinizin altındakileri yediğinizden yedirin” — Buhari, İman 22 (30); Müslim, Eyman 40 (1661)
- Hadis: “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, dilinizle, kalbinizle…” — Müslim, İman 78 (49); Tirmizi, Fiten 11 (2172)
- Hadis: “Siz Allah’ı verdiği nimetlerden dolayı seviniz, beni de Allah sevdiği için seviniz” — Tirmizi, Menakıb 1 (3789); Hakim, el-Müstedrek, 3/149
- Hadis: Kabir fitnesi ve şeytanın fitnesinden Allah’a sığınma duası — Müslim, Mesacid 128 (588); Buhari, Cenâiz 86 (1377)
- Halvet ve cevret kavramları — Kuşeyri, er-Risale, Halvet bahsi; Hücviri, Keşfü’l-Mahcub, Halvet-Cevret faslı
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Muhabbet, Halvet, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı