Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes ·

Nefes — 23 Kasım 2013 Sohbeti

Nefes — 23 Kasım 2013 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES • 10/26

Nefes — 23 Kasım 2013 Sohbeti Hakkında

23 Kasım 2013


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

23 Kasım 2013 Tarihli Sohbet

“VE İNSANLAR GERÇEKTEN HÜSRANDADIR.” (Asr/1)

“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları böğürleri ve sırları bunlarla dağlanacak işte bu kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir.” (Tevbe/35)

“Ne kadar güçlü ve zengin olduğunu görünsün diye dağa taşa binalar yaparak gönül mü eğlendiriyorsunuz? İçinde ebedi kalacakmış gibi villalar dikiyorsunuz önünüze gelene merhametsiz zorbalar gibi saldırıyorsunuz Allahtan sakının.” (Şuara/128–132)

“Sana neyi infak edeceklerini sorarlar De ki; ihtiyaçtan artanın tamamını”

Kur’an bu gibi ayetlerle dolu. “Keseye koyulup ağzı bağlanan her altın tanesi sahibini mahşerde

yakalayacak bir yılana dönüşecektir.” Ebu Zer

Aişe anlatıyor; Resulullah vefat ettiğinde karnı boştu. İbn-i Hacer el-

Ebu Aliye evinin damına (ihtiyaçtan fazla bir) oda yaptı. Resulullah ona; o

odayı yık dedi. Onu satıp parasını sadaka vereyim mi?

Resulullah üç defa “Onu yık” dedi. Şimdi herkes önce kendini sonra etrafındakileri bir düşünsün. Bitmedi; Müstevird İbnu Şeddat, Resulullah buyurdu ki; kim bize memur olursa, kendine bir zevce edinsin, yardımcısı yoksa bir yardımcı edinsin. Meskeni yoksa bir mesken edinsin devlet olanaklarıyla.

Kim bunu dışında bir şey edinirse bu kimse haindir, hırsızdır. Ebu Davut,

Şimdi bir de bunca sene biz yönetenlere bir bakın.

SORU Zekâtı verildikten sonra her tuğlası altın olan bir sarayda oturmak caiz

“Hüda size hurma bize” ne demektir?

İSLAMİYET ÜTOPYAMIDIR?

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Ben sondan başlayayım; İslam’ın bir veçhesi vardır ki ütopyadır ama bu ütopya boş bir ütopya değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadisi şerifte der ki “Benden önce İslam’ın yüzde ellisi yaşandı, ben ve Raşit halifelerimin döneminde de yüzde yirmi beş yaşanacak, geri kalan yüzde yirmi beşi de ahir zamanın son döneminde -Mehdi âlâ resule işaret edilir, o zaman yaşanacak” denir.

Bu bir ütopyadır, din, İslam dini yeryüzüne hâkim olacak, gerçek manada yeryüzüne hâkim olunca insanlar İslam dininin gerçeğini ve hakikatini yaşayacaklar. Bütün dünya İslam olacak. bütün dünya İslam olunca İslam’ın kalan yüzde yirmi beşi gerçek manada yaşanacak ve gerçek manada yaşanınca din yaşantı açısından tamam olacak. Din, hükümsel açıdan, hukuksal açıdan müteşabih ayetleriyle muhkem ayetleriyle din tamam oldu, algı ve yaşantı olarak tamam olmadı. Algı ve yaşantının tamam olmasıyla zaten dünya İslam olunca kıyamet kopacak. Ondan sonra tekrar bir bozma yaşayacak ondan sonra tekrar bir bozma yaşadıktan sonra kıyamet kopacak. Hadis-i şeriflerden derlenen bilgi söylüyorum. Şimdi yöneticilerin, âlimlerin, benim, herhangi bir dini yaşayanın eksikliği dinden kaynaklanmaz. O kimsenin kendi heva ve hevesinden, bu işin suizan kısmı, hüsnü zan kısmı: kendi din algısından olur. Bir kimse gerçekten de dini öyle algılayabilir eksiktir, noksandır, yanlıştır ama algı olarak öyle bir algıyla almış olabilir. Meselenin başından itibaren başlarsak vel asr’ın sonunda da der ki – vel asr’a devam edersek, iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna der. Cenab’ı hak vel asr’da “Bütün insanlar hüsrandadır.” der ama hemen ayet-i kerimenin arkasından hüsrandan kurtuluş yolunu koyar; hüsrandan kurtuluş yolu nedir? İman edip salih ameller işleyen; amenu ve amilus salihati ve tevasav bis sabr. O zaman o hüsrandan kurtuluşun hemen anında cevabı; iman etmektir.

İman etmek nedir? İman etmek birinci derece inanmaktır, bir şeye inanmak, bir şeye iman etmek. Burada Muhammedî bir İslam’da bir şeye inanmak deyince Allah ve Resulüne inanmaktır. İman nedir? Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, dini gününe yani hesaba çekileceğine, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, cennetin cehennemin var olduğuna, kabrin, mahşerin, sıratın, hesabın, kitabın var olduğuna iman etmektir. Şimdi o kimse hüsranda, Cenâb-ı Hakk öylesine koyar ki bu ayet-i kerimeyi. Bu ayet-i kerime bir insan için ne olması gerektiğini anlatır. Vel asr’dan bütün Kur’an’ı ve sünneti geçirebilirsiniz siz, vel asr suresi öylesine muhteşem bir suredir ki, o sureden siz bütün Kur’an’ı ve sünneti geçirirsiniz Kur’an ve sünnetin ne anlatmak istediğini vel asr’dan anlayabilirsiniz. Bütün insanlar hüsrandadır, kim değildir? Devam eder: İman edenler. Ey ümmet-i Muhammed iman edeceğiz? iman edeceğiz? Allah’a, varlığına. neye iman edin. Neye Meleklerine. neye iman edeceğiz? Peygamberlerine. Neye iman edeceğiz? O peygamberlerin getirdiği kitaplara. O zaman bizim için kitap ne Kur’an. Kur’an ne buyuruyor bakalım, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne buyuruyor bakalım. Devam edelim, ardından diyor ki “Salih amel işleyenler” salih amel, yani iyi amel, güzel amel. İbadetlerden tutun haramlardan uzak durmaya kadar. Bir kimsenin örneğin, kumar oynamaması da salih ameldir, oynamaması

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

bakın. Bir kimsenin haramlardan kendini uzak tutması da salih ameldir ve bu devam ediyor, salih ameller, infak etmek de salih ameldir, infak etmek. Cömert olmak. Buradan konu anlaşılıyor ki o kimsenin cömert olması, infak etmesi. Cömertlik infakla alakalı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinden örnekler vardır. Mesela hadisten bir örnek vardır: Hazreti Ebu Bekir Efendimiz malının tamamını getirir, Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri malının yarısını getirir, başka bir sahabe ölümüne yakın malının tamamını tasadduk etmek ister “Fazla” der Hazreti Peygamber der ki “Üçte ikisini ben infak edeyim”, “Bu da fazla” der Hazreti Peygamber der ki “Yarısını infak edeyim” hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona der ki “Arkandan çocuklarının sana dua etmesini istemez misin? Onlara hayırlı bir mal bırakıp da sana dua etmelerini istemez misin?” “İsterim ya Resulullah” “O zaman sen malının dörtte birini bırak” der, malının dörtte birinin infakını kabul eder. Bu, o kimsenin Allah ve Resulüne bağlılığı ile alakalıdır. Din bu noktada insanları zekâtını vermekle memur etmiştir. Az önce Zekâtı verildikten sonra her tuğlası altın olan bir sarayda oturmak caizdir sözü Hazreti Osman radiyallahu anh hazretlerinin zamanında devlette görev almış bazı zatların sözleridir. Bunlar, o sahabenin terbiyesini terk edip kendilerince zekâtı verildikten sonra istersek evimizi altın tuğlalarla yaparız diyen, dilimi böyle kullanmak istemem ama hadsizin sözüdür ama bu İslam dünyasında yer yurt edinmemiştir bu söz, bu görüş. İslam dünyası şatahatı şatafatı sevmez, gerçek İslam bu manada insanların zaruri ihtiyaçlarını görüp zaruretinin dışının Kur’an ve sünnetin anlaşılması ve anlatılması yolunda harcamasını ister ama şunu unutmayın; İslam yeryüzünde eğer ki hâkim olacaksa bunun bir de maddi planı vardır. Hiçbir savaş, hiçbir mücadele, hiçbir anlatım, hiçbir anlatım maddesiz olmaz. Birilerinin infak etmesi gerekir. Birileri infak edecekse infak edecek olan yol bellidir: 1- Ya Müslümanlar cihad ederler, cihadla, ganimet mallarıyla infak ederler ya da Müslümanlar çok çalışırlar üretirler, ürettikleri ile cihat ederler. Bir kimse dinini anlatacaksa, dinini tavsiye edecekse, dinini öğretecekse onun okula ihtiyacı var, onun eğitime ihtiyacı var, onun araç gerece ihtiyacı var, bunlar içinde paraya ihtiyaç var.

Nerden sağlayacağız bunu? Bunu sağlanacak kapı, bunu sağlanacak yol ve bu yolda helal olmalı, bu yol helal olmalı. Şimdi bazen ben söylerim yeni içtihatlar gerek diye. Düşünebiliyor musunuz bugün siz şimdi Avrupa’yı tankla, tüfekle, uçakla fethedip İslam’ı anlatabileceğinize inanıyor musunuz? Bugün herhangi bir milleti, tankla, tüfekle, uçakla, o insanları katlederekten dini anlatabileceğinize inanıyor musunuz? Bugün gidin Japon milletine, o Japon milleti o Hiroşima’nın, o atom bombalarının kinini unuttuklarını düşünüyor musunuz? Bugün Korelilerin o savaşlara akıtılan kanları unuttuklarını düşünüyor musunuz? Bosna’da yapılan katliamlarının unutulabileceğini düşünebiliyor musunuz? Irak’ta, Suriye’de akıtılan kanların, yapılan vahşetin unutabileceğini düşünüyor musunuz? Irak halkının Amerika birleşik devletleri ve yandaşlarını çiçeklerle karşılayacağını düşünebiliyor musunuz? Libya halkının iyi veya kötü, Fransızlar tarafından bombalanaraktan hercümerç edildiğini unutabileceklerini hesap edebiliyor musunuz? Hadi gelin şimdi

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

bir İslam düşünün; bu İslam elinde kılıçla, elinde tüfekle, elinde tankla topla bir yeri İslam etmeye gidecek bunu hayal edebiliyor musunuz? Ben hayal edemiyorum, ben böyle bir tebliğin yerini bulacağına inanmıyorum. Ben sivil bir insanı katleden bir kimsenin İslam’ı tebliğ edebileceğine inanmıyorum, üzerine bombalar doldurup veya bir arabaya bomba patlayıcılar doldurup Allah adına sivil insanların, çocukların, kadınların, okuldan çıkanların, okula gidenlerin veya çarşıda, bacada, orada bunun patlatılıp Allahu Ekber deyip patlatılıp, bunun dini bir ibadet olduğunu veya o patlatanın şehit olduğuna inanmıyorum. Yol ya, benim nazarımda bu yol kapandı ama mademki din bize bütün dünyanın İslam olmasını emretti, mademki İslam en son din, en iyi din, en mükemmel din, bütün insanlığa anlatılması lazım, en hürriyetçi, en özgür, emperyalizmin karşısında duracak yegâne inanç sistemi. Bunu nasıl anlatacağız kardeşler? Bunu anlatmanın yolu ne? Çok güzel burası tekke, bahçesi dolu, burası dolu harika öyle değil mi? Ne kadar güzel. Sohbetten, semadan, çaydan, çorbadan ücret alınmıyor harika. Sakın yanlış anlamayın sizden para istediğimizi düşünmeyin ama buranın bir gideri var. Sakın ha aklınızın ucunda geçirmeyin ama buranın gideri var. Nasıl sağlayacağız? Herkesin evinin gideri var, nasıl sağlayacağız? Gazcılar’da ders yaptığımız yer var, gideri var. Aklınızın ucundan geçirmeyin hiç kimseden para istemiyoruz. Dışarı derslere gidiliyor, gideri var. Biz ücret almıyoruz hiç kimseden. Bir otobüs gidiyor 50 kişi, 50 kişi yemek yiyor en az bir öğün, bugün bir kimsenin en az yemek masrafı 8 lira 10 lira, 50 kişi gitti 500 lira, en az haftada iki gün dışarı çıkılıyor beşer yüzden 1 milyar lira, aylık 4 milyar lira, 5 milyar lira sadece yemek gideri dışarı gidenlerin. Basit hesap yapıyorum. Ortalama 5 milyar buranın masrafı var, 10 milyar lira, 5 milyar da aşağının masrafı var, ortalama 15 milyar lira. İstemek yasak, bu benim din algım, yasak. Bir kimsenin ticaret yapabilmesi için bir sermaye ihtiyacı var mı? Var. O sermayeyi biriktirmesi gerekiyor mu? Gerekiyor. Şimdi gözümün önüne İsmail geldi şimdi, kapalı çarşıda küçük bir dükkânı var bebe işi yapıyor, sünnet işi yapıyor, çocuk işi yapıyor. Ben kendi kafamdan diyorum şimdi, en kötü ihtimalle en azından 150 milyar sermayeye ihtiyacı var, 150 milyarı biriktirmesi lazım. Buradan ayet-i kerime okuyacağım şimdi ona “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar de ki, ihtiyaçtan artanın tamamını.” Evet, bir kimsenin ihtiyacını belirleyen ölçü nedir? Asgari ücretle çalışan bir kimse elini kaldırsın, sen; asgari ücretle çalışıyorsun, ihtiyacını görüyor mu o para? “Görüyor” Kendince geçiyorsun sen. Senin yaşam standardına uygun mu o, yetiyor mu? Biraz daha olsa iyi olur dimi? Mesela ne kadar maaş yeter sana? “1500 lira” 2000 lira olsun, 2000 lira yeter mi sana? Yeter değil mi? Bana yetmez. Bu kardeşin yaşam standardına göre 2000 lira para ona yetiyor, bana yetmiyor, yetmez bana. Aylık 3000 lira kazanan birisi elini kaldırsın, kaldırın, korkmayın, para istemeyeceğim. 3000 lira kazanıyor. Yetiyor mu sana? Yetiyor değil mi? Yetmez bana 3000 lira, yaşam standardı. Aylık 5000 lira kazanan birsi elini kaldırsın. Var mı içinizde aylık 5000 lira kazanan? Bu toplulukta aylık standart 5000 lira para kazanan yok. Bak kazanıp da, kazanmıyoruz derseniz Allah alır elinizden, evet. Bakın ne olursanız olun Allah’ın verdiği nimeti saklayıp gizlemeyin. Allah vermiş bir nimet saklama, gizleme. Örneğin birisinin aylık 5000 lira geliri var değil mi, ona yetiyor mu? Yetiyor diyecek

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

o, ben yine aynı şeyi söyleyeceğim de o yüzden; yetmez bana diyeceğim. Birisi dese ki aylık 10 lira gelirim var benim yetiyor bana diyecek, ben yetmez diyeceğim, birisi diyecek ki bana burada 15 liralık gelirim var aylık yetiyor diyecek, ben diyeceğim ki bana yetmez 15 lira. Birisi dese ki burada 20 lira gelirim var Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun yetiyor bana diyecek, Mustafa Özbağ olarak diyeceğim ki: yetmez bana. Benim oturduğum evi herkes biliyor Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun ihtiyacımı görüyor, villada oturduğum yok. Ben o felsefeye karşıyım zaten, benim öyle bir felsefem yok zaten, ben gideyim bir tarafa villa dikeyim orada yaşayayım öyle bir derdim yok benim ama bakın buradaki ihtiyaç, yani “Sana infak edeceklerini sorarlar, ne? İhtiyaçtan fazlasını.” bakın buradaki ihtiyacın miktarı belli değil, bir kimse neyi infak edecek, ölçüsü ne bunun şimdi? Burada onu anlatmaya çalışıyorum, ihtiyaçtan fazlası; bizim İsmail şimdi elinde 40–50 lira 100 lira ne kadar sermayesi varsa bunu infak mı edeyim diyecek? Birisinin elinde 300 lira, 400 lira iş yapıyor, ticaret yapıyor o kimse, bunu infak mı edecek? Bu infakın ölçüsü ne? Bir kimse bu ayet-i kerimeyi aldı bakara 219 “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar de ki; ihtiyacınızdan fazlasını.” bu ayet-i kerimenin “ihtiyaçtan fazlasını” tecelli edecek, takdir edecek, makam, kurum, kuruluş ne? İhsan eliaçık çıkıyor televizyonlarda bangır bangır laf atıyor. Evet, bağırıyor bunu ve Müslümanların üzerine tabiri caizse Müslümanların sefahate düştüğünü ben de görüyorum, Müslümanların lüks bir hayat içerisine düşüp kokuştuklarını ben de görüyorum. Müslümanlar gerçekten kendi zekâtlarını tam olarak vermiş olsalar, bu memlekette aç ve açığın kalmayacağını ben de biliyorum. Bunları bilmemiz ölçüyü karıştırmamızı gerektirmez. Ölçüyü karıştırıyorlar. Ölçü ne? Zekâtın miktarı Sünnet-i Resulullah’a belli. İslami bir sistem bir düzen düşünün ihtiyaçtan fazlasını tasadduk etmen gerekir. Geldi, sen ihtiyaçtan fazlasını tasadduk edeceğini ne kadar bilmiyorsun ve cimri bir kimsesin dinin hukukunu kendin uygulamıyorsun, o zaman İslami bir sistemde dinin hukukunu devlet uygulayacak, senden zekât alacağı zaman ne kadar alacak? O zaman hepimize birer kâse pirinç birer kâse bulgur dağıtılacak geri kalan ihtiyaçtan fazlası deyip bütün malımıza mülkümüze el konulacak. Din o değil. Bir şeylere karşı çıkarken ölçüyü bozamayız. İslam’ın hukuku belli. Nedir? Bir kimse ticaret mallarının 40 ta birini zekât olarak dağıtmak mecburiyetindedir. Gerçek müminler zevki sefahat içersinde yaşamazlar, bu işin takvasıdır. Takva ehli olan insanlar çoluğunun çocuğunun etraftan dilenmesine, istemesine, muhtaç olmasına, mahcup olmasını gerektirmeyecek kadar çoluğuna çocuğuna bırakırlar, geri kalanı Allah yolunda infak eder harcarlar. Bu takva sahiplerinin işidir. Nedir takva sahiplerinin işi? O yaşadığı konuma, duruma, coğrafyaya, ile, ilçeye, duruma göre kendi hayat standardını oluşturur. Mütevazı bir hayat standardı oluşturur. O mütevazı hayat standardında o kimse kendi ihtiyaçlarını tespit eder. Kendi ihtiyaçlarını tespit ettikten sonra o ihtiyaçtan geri kalanını ne yapar, Allah yolunda infak eder. İslam bu meseleye bu gözle bakmıştır. Örneğin bir kimsenin eşi çocukluğundan itibaren kaloriferli bir dairede yaşamıştır, 150 metrekare bir dairede yaşamıştır, o kız büyümüştür evlenirken denklik arar, hayat standardı arar aynı şekilde bir kimseye evlenir. Aynı şekilde bir kimse ile evlenirse onun hayat standardı

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

150 metrekarelik daire oldu, 150 metrekarelik daire bugün 150 milyar lira, o dairenin ısınması, elektriği, suyu 1 milyar lirada onu koy, her ay 1 milyar lira o kimsenin sadece dairenin gideri var, bu hayat standardı. Din bu hayat standardını reddetmez. O kimse bu hayat standardını yükseltmeye çalışmasın, bu tamam. Bu hayat standardını korumakla mükelleftir erkek. Bu mükellefiyetini yerine getirmesi ibarettir. Eşinin ve çocuklarının hayat standardını korumakla ve kollamak yükümlüdür erkek, o yükümlülüğünü yerine getirir, bunun fazlasını ne yapar? O standart oturmuş, yerleşmiş, bunun haricinde artan var mı? Evet. Artanını tasadduk edebilir, o onun takva noktasında veyahut da yatırım yapar o kimse, fabrika kurar ama hala daha aynı evde oturuyordur, fabrika kurar, hala daha aynı vasat bir arabaya biniyordur, fabrikasında 100 kişi çalışıyordur, fabrikasındaki çalışan elemanlarına harcıyordur o kimse veyahut da fabrikasını büyütüyordur, ülkeye yatırım yapıyor. Biz ona nasıl diyeceğiz şimdi sen biriktiriyorsun cehennemde azap göreceksin diye? Evet, İslam bize paylaşmayı emreder, İslam bize cömertliği emreder. İslam bize bölüşmeyi emreder. İslam bize komşusu açken tok yatmamayı emreder. İslam bize yetimi, fakiri, kimsesizi, dulu, bakıp gözetmeyi emreder, İslam bize toplumun içersinde sosyal olarak herkesin birbirlerine yardımcı olmasını emreder ama İslam bize bütün malını varlığını her şeyini feda edeceksin demez. Feda edenler çıkar mı? Evet. Ama o feda edenlerin kendi bireysel bakış açıları ve algılayışlarıdır. Şimdi biz bir arkadaşa diyebilir miyiz ki herhangi birisine, arkadaş sen aylık her ay 2 milyar Allah yolunda harcayacaksın diye? diyemeyiz. İçinizde harcayanlar var mıdır? El-cevap: Vardır. İçinizde Allah yolunda 3 milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. 5 milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. 10 milyar harcayanlar var mıdır? Vardır. Ona da niçin harcıyorsun diye sormaya birinin hakkı var mıdır? Hayır. O zaman “Sana neyi infak edeceğini sorarlar de ki, ihtiyacınızdan fazlasını” bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sünnete bağlamış. Bir kimse zekâtını verdiği müddetçe onu bir şeyden mükellef tutmamız mümkün değildir. Zekâtını verdi mi? Bitti. Biz onu başka bir şeyden mükellef tutamayız. O kimse kendiliğinden infak ediyor, Allah, melekler, peygamberler, müminler, ona dua eder tabiri caizse alkışlar onu. Çünkü tasadduk etmek büyük bir erdemliliktir. Çünkü Allah yolunda harcamak büyük bir erdemliliktir, bu herkesin yapabileceği bir erdemlilik değildir. Bu yüzden cömertler âlimlerden önce cennete girerler, o yüzden cömertler Kur’an da çok methedilmiştir amma velâkin bu dağıtma ile alakalı din, başıboşluk bırakmaz. Hani namaz kılınız der namazın nasıl kılacağını Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize tarif eder, biz namaz onun dediği gibi kılarız. “namaz kılınız” bir sürü ayet vardır “zekât veriniz” bir sürü ayet vardır, malın kaçta kaçı zekâttır? Onu biz Hazreti Peygamberden öğreniriz sallallahu aleyhi ve sellemden. Namaz kılınma şeklini Hazreti Peygamberden öğreniriz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden. O zaman sana neyi harcayacaklarını soruyorlar, ihtiyaçtan fazlasını. Bunun da ölçüsünü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri verir. O yüzden, o ölçüde bellidir, Allah bizi ölçüye uyanlardan eylesin inşallah.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: İhsân, Sünnet, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı