Birinci KısımI açılır. Bu bölüm, klasik tasavvufun tarîkat çağına geçişini ele alır. Hicrî altıncı yüzyıl ortasında (1150-1180), eşzamanlı olarak üç büyük pîr — Bağdâd'da Geylânî, Vâsıt'ta Rifâî, Yesi'de Yesevî — tarîkat kurumunu oluşturdular. Şerî'at-tarîkat-hakîkat-ma'rifet dörtlemesi; tarîkatın yedi yapı taşı (silsile, telkîn, bey'at, vird, halvet, sohbet, hatm); ve Yûsuf-i Hemedânî kavşağında cehrî+hafî damarın aynı hocadan iki ayrı meşrep olarak doğuşu.
Tarîkat kelimesinin lugat anlamı «yol»dur. Tasavvuf literatüründe ise belirli bir mürşidin (yol göstericinin) etrafında, belirli bir zikir-vird (her gün belirli sayıda okunan zikir)-sohbet sistematiği ile örgütlenmiş mânevî eğitim kurumudur. Tarîkatler, klasik tasavvufu kişiden gelenek-dolu bir kuruma dönüştürdüler.
6.1 Şerî'at — Tarîkat — Hakîkat — Ma'rifet Dörtlüsü
Klasik tasavvufun kendisini târîf ettiği dört kademe (basamak): şerî'at (dînî kanun), tarîkat (mânevî yol), hakîkat (Allâh'a dâir gerçek bilgi), ma'rifet (Allâh'ı kalbî olarak tanıma). Bu dörtleme, tarîkatin şerî'atı reddetmediğini, aksine onu öncelikli kabûl edip üstüne mânevî kademeyi inşâ ettiğini gösterir. Kuşeyrî er-Risâle'sinde şöyle der: «Şerî'atsız tarîkat olmaz, tarîkatsız hakîkat olmaz, hakîkatsız ma'rifet olmaz.» Yâni dörtleme bir piramittir; her üst kademe altındakine dayanır. Şerî'at temeldir, ma'rifet zirvedir.
6.2 Eşzamanlı Üç Pîr (1150-1180)
Tarîkat çağının tarihen üç müjdecisi vardır: Abdülkâdir-i Geylânî — Kâdiriyye'nin pîri. Mezhebi Hanbelî; Bağdâd'da Bâbü'l-Ezec medresesinin baş müderrisi. Ahmed er-Rifâî — Rifâ'iyye'nin pîri. Bataklık (Batâih) bölgesinde yetişti; Mezhebi Şâfiî. Ahmed Yesevî — Yeseviyye'nin pîri. Türk asıllı; mezhebi Hanefî; hocası Yûsuf-i Hemedânî. Tarihen ilginç bir tesadüf: üç pîr de yaklaşık aynı 30 yıl içinde tarîkatlerini kurdular. Üçü de mezhepleri farklı: Hanbelî, Şâfiî, Hanefî. Üçü de coğrafyaları farklı: Bağdâd (Sünnî hilâfet merkezi), Vâsıt (Şîî-Sünnî sınırı), Yesi (Türk dünyasının kalbi). Bu eşzamanlılık, klasik İslâm dünyâsının XII. yüzyılda büyük bir tasavvufî sistemleşme dalgasına girdiğini gösterir.
6.3 Tarîkatın Yapı Taşları
Her tarîkat bu yedi unsurla işler: Silsile — şeyhler zinciri; mürşid (yol gösterici, şeyh) her zaman bir başka mürşidden el almıştır, bu zincir Hz. Peygamber'e kadar uzanır. Telkîn — şeyhin müride zikri öğretmesi, bizzat ağzından söyleyerek mürîdin kalbine yerleştirmesi. Bey'at — mürîdin şeyhe el vererek bağlanması; tarîkata resmî intisâb (bir tarîkata bağlanma, yola girme). Vird (evrâd (virdler — günlük zikirler)) — günlük tertibli zikir; sabah-akşam, vakitlere göre düzenli. Halvet — belirli bir süre (40 gün geleneksel) tek başına ibâdet ve zikre kapanma. Sohbet — şeyhin huzûrunda yapılan ders meclisi; tasavvufun en mühim eğitim biçimlerinden. Hatm — toplu zikir programı; tarîkata göre adı değişir (hatm-i hâcegân (Hâceler silsilesi — Nakşibendiyye'nin selefi) (Nakşibendîlerin toplu zikir programı) Nakşî'de, devran (Halvetîlerin halka şeklinde dönerek yaptığı toplu zikir) Halvetî'de, semâ' Mevlevî'de).
6.4 Yûsuf-i Hemedânî Kavşağı
Ebû Ya'kûb Yûsuf-i Hemedânî tarîkat çağının en önemli kavşak şahsiyetidir. Bağdâd'da Şâfiî fıkıh okudu; Ebû İshâk eş-Şîrâzî'nin talebesi. Tasavvufta Ebû Ali el-Fârmedî'den feyz aldı; Fârmedî ise İmâm Gazâlî'nin tasavvuf hocasıdır. Yâni Yûsuf-i Hemedânî, Gazâlî mektebinin tasavvufî hattıyla aynı kaynaktan beslenir. Hemedânî'nin dört büyük halîfesi: Abdullâh-ı Berakî, Hasan-ı Endâkî, Ahmed Yesevî, Abdülhâlik-ı Gucdüvânî. Bunlardan iki ana hat doğdu: Cehrî hat — Ahmed Yesevî üzerinden Yeseviyye; Türk dünyasına ve Anadolu'ya cehrî zikr-i halk ile yayıldı. Hafî hat — Abdülhâlik-ı Gucdüvânî üzerinden Hâcegân silsilesi; bu silsile (şeyhler zinciri — Hz. Peygamber'e uzanan hocalık halkası) sonra Bahâeddîn Nakşbend ile Nakşibendiyye adını alacak. Yâni tarihen büyük bir tesâdüf: aynı hocadan iki temel zikir damarı — cehrî ve hafî — doğdu. Bu, tasavvufun bir mizâca, hâle ve mekâna göre kendisini ayarladığının somut delilidir; iki damar farklı değil, aynı hocadan beslenmiş iki kardeş ekoldür.
Toplu Olarak
Tarîkatler klasik tasavvufu kişiden gelenek-dolu bir kuruma dönüştürdüler. Şerî'at-tarîkat-hakîkat-ma'rifet dörtlemesi gösteriyor ki tarîkat şerî'atı reddetmez; aksine onu öncelikli kabûl edip üstüne mânevî kademe inşâ eder. Hicrî altıncı yüzyıl ortasında üç pîrin (Geylânî, Rifâî, Yesevî) farklı mezhep, farklı coğrafyalardan eşzamanlı olarak tarîkat kurması, tasavvufun XII. yüzyılda büyük bir sistemleşme dalgasına girdiğini gösterir.