On ikinci bölüm, İslâm devletlerinin tasavvufla ilişkisini Râşid Halîfeler'den modern Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar tâkîb eder. Emevî, Abbâsî, Endülüs, Selçuklu, Eyyûbî-Memlûk, Osmanlı (klasik dönem, Kadızâdeli mücâdelesi), Safevî, Babürlü, modern Türkiye, Suûdî Arabistan, Mısır. Tasavvuf hiçbir zaman saf bir kalp meselesi olarak kalmadı; her dönemde devletlerle karşılaştı.
Tasavvuf hiçbir zaman saf bir kalp meselesi olarak kalmadı; her dönemde devletlerle, sultanlarla, vezirlerle, ulemâ-yı rüsûm ile karşılaştı. Bu kitap, Râşid Halîfeler'den modern Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar İslâm devletlerinin tasavvufla ilişkisini tâkîb eder.
12.1 Râşid Halîfeler Dönemi (632-661) — Siyâsî Zâhid Kuşağın Doğuşu
Hz. Peygamber'in vefâtı (632), İslâm'ın siyâsî kurumlaşması ve manevî kaygıların ayrılığa başladığı andır. Hz. Ebû Bekir (632-634), Hz. Ömer (634-644), Hz. Osmân (644-656), Hz. Ali (656-661) — bu dört halîfenin her biri aynı zamanda büyük zâhiddi: Hz. Ebû Bekir bütün malını Tebük seferi için verdi; Hz. Ömer hilâfeti boyunca hayatın en sade biçimini sürdürdü; Hz. Osmân her gün Kur'ân'ı hatmederdi; Hz. Ali gece çoğunlukla Kûfe Câmii'nde ibâdetle geçirirdi. Bu dört halîfe sonrası dönem (Hz. Hüseyin'in şehâdeti, Kerbelâ 61/680) zâhid (dünyâdan elini çekmiş, sade yaşayan)-siyâsî birlikteliğinin sona ermesinin tarihî dönüm noktasıdır. Bundan sonra zühd, devletten bağımsız bir damar olarak gelişmeye başladı.
12.2 Emevî Dönemi (661-750) — Hasan-ı Basrî ve Eleştirel Zühd
Emevî hilâfeti (Şâm merkezli, 661-750) Müslüman dünyâsının sınırlarını Endülüs'ten Türkistan'a, Kafkasya'dan Sind'e kadar genişletti. Ama Hicret'in ilk asrının zâhid-fâkîh muhabbeti yerine, dînin işleri ulemâya, devletin işleri sultana ayrıldı. Bu ayrım Sünnî dünyâda kalıcı oldu. Hasan-ı Basrî (Medîne 21/642 — Basra 110/728) bu dönemin en büyük zâhidi-vâizi-fakîhidir. Emevî yöneticilerine mektuplar yazdı, hutbelerinde eleştirilerini dile getirdi; aynı zamanda kendisi siyâsî isyân etmedi, devletten bağımsız mânevî bir otorite olarak yaşadı. Sonraki Bağdâd zâhid mektebi (Ma'rûf, Sırrî, Cüneyd) Hasan-ı Basrî'nin Basra mektebinin Bağdâd'a taşınmış formudur.
12.3 Abbâsî Dönemi (750-1258)
Abbâsî hilâfeti tasavvuf tarihinin en uzun ve verimli devletidir. Üç merhaleyi takîb edelim:
Birinci merhale (750-833) — Mihne öncesi
Bağdâd kuruldu (145/762), Hârûn er-Reşîd dönemi (170-193/786-809) hadis-fıkıh-tasavvuf birliğinin doruğu. Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel'in çağdaşlığı bu döneme denk gelir. Hârûn er-Reşîd kendisi zâhid Fudayl b. Iyâz'ı dinlemeye giderdi; klasik hilâfetin zühde saygısı bu dönemde tescîl edildi.
İkinci merhale (833-945) — Mihne sonrası ve Büveyhî baskısı
218/833 Mihne-i Kübrâ ile Mu'tezilî baskı; 232/847 Halîfe Mütevekkil'in Mihne'yi kaldırması; Sünnî hilâfetin Eş'arî (klasik Sünnî kelâm okulu) kelâm-Şâfiî/Hanbelî fıkıh-tasavvuf üçayağında istikrarı. Ama 334/945'te Büveyhî (Şîî) emîrleri Bağdâd'a girdi; Sünnî halîfe siyâsî olarak Büveyhîlerin tahakkümü altına girdi (bu durum 447/1055'te Tuğrul Bey'in Bağdâd'a girmesine kadar sürdü).
Üçüncü merhale (945-1258) — Selçuklu himâyesi
Selçuklu sultanları (Sünnî-Türk) Bağdâd'ı kurtardı (447/1055). Bundan sonra Abbâsî halîfeleri siyâsî olarak Selçuklu sultanlarının nüfûzu altında, ama mânevî otoriteleri yüksek hâlde kaldı. Halîfe en-Nâsır li-Dîni'llâh Sühreverdîyye tarîkatı ile siyâsî ittifak kurdu; klasik tarîkat-hilâfet ittifakının ilk büyük örneği. Şehâbeddîn Ebû Hafs es-Sühreverdî Halîfe en-Nâsır'ın elçisiydi; Konya Selçuklu Sultanı I. Alâeddîn Keykubâd'a Bağdâd'tan bir mektup götürdü, fütüvvet (genç sûfî kardeşlik teşkilâtı) belgesini takdîm etti. Bu ittifak Anadolu Selçukluları'nın tasavvufa açık olmasının temelidir. 656/1258 — Bağdâd Hülagû Han'ın Moğol ordularınca düşürüldü; Halîfe el-Müsta'sım ve binlerce âlim katledildi. Abbâsî hilâfetinin Bağdâd merkezi son buldu. Aynı yıl Hülagû Bağdâd kütüphânelerini Dicle'ye attı — İslâm dünyâsının en büyük entelektüel felâketi.
12.4 Endülüs — Murâbıt Yakımından Muvahhid Sentezine
Endülüs (711-1492) — Müslüman İspanya. Mâlikî fıkıh, Eş'arî kelâm. Tasavvuf burada ihtiyatlı yetişti; Mâlikî zâhirîliği klasik olarak güçlüydü. Murâbıt Devleti Endülüs'te 503/1109 civarında İmâm Gazâlî'nin İhyâ'sının nüshalarını yaktırdı (Cilt I Kitap IV'te detaylı işlendi). Bu tarihen klasik İslâm dünyasındaki ilk büyük tasavvuf-yakımıdır. Muvahhid Devleti Murâbıtlar'ı devirdi. Onun kurucusu Muhammed b. Tûmert İhyâ'yı ezbere biliyordu, Doğu seyahatlerinden döndüğünde Murâbıt zâhirîliğine karşı Gazâlî sentezini Mağrib'e taşıdı. Muvahhid himâyesinde üç büyük Endülüs zihin yetişti: İbn Tufeyl — Hayy b. Yakzân (kendi başına felsefe-tasavvuf öğrenen bir adamın hikâyesi); felsefe-tasavvuf alegorisinin klasiği. İbn Rüşd — Aristoteles şerhleri; Batı felsefesinin orta çağda en yaygın referanslarından. Muhyiddîn İbnü'l-Arabî — vahdet-i vücûd (varlık birliği doktrini — her şey Allâh'tan ve Allâh'tadır) nazariyâtının pîri. Fütûhâtü'l-Mekkiyye (4 cilt — Mekke'de yazıldı), Füsûsü'l-Hikem. Anadolu, Şâm, Mısır, Yemen, Hint altkıtası, Türkiye Endonezya'ya kadar uzanan derin etki.
12.5 Selçuklu (1037-1308) — Nizâmiye Medreseleri
Büyük Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti (1077-1308) Sünnî-Hanefî-Mâturidî (Hanefî-Sünnî kelâm okulu) çizgide Türk-İslâm sentezini sistemleştirdiler. Nizâmü'l-Mülk Ebû Ali el-Hasen et-Tûsî Alp Arslan ve Melikşah'ın 30 yıl boyunca veziri. Şâfiî-Eş'arî hattında Sünnî klasik ulemâya açık; Mihne-i Eş'arîye'yi sona erdiren vezir. Nizâmiye Medreseleri'ni kurdu — Bağdâd, Nîşâbur, Belh, Herât, Basra, Musul, Merv'de büyük medrese kompleksleri. Bu medreseler Sünnî klasik sentezin — Şâfiî/Hanefî fıkıh, Eş'arî kelâm, tasavvuf — kurumsal yuvası oldu. Gazâlî 484/1091'de 33 yaşındayken Bağdâd Nizâmiyesi'ne baş müderris atandı. Dört yıl sonra (488/1095) hayatî mânevî buhran geçirdi; Bağdâd'ı terk etti, 11 yıl seyahat-halvet (kırk gün inzivâya çekilip yalnız ibâdetle meşgul olma) hayatı yaşadı (Şâm, Kudüs, Hicâz, Tûs). Bu süreçte İhyâ'yı yazdı (488-490/1095-1097). 499/1106'da Tûs'ta vefât etti. Anadolu Selçukluları (1077-1308) — Konya merkezli. Sultan I. Alâeddîn Keykubâd (1219-1237) klasik dönemin doruğu; Sühreverdîyye, Mevleviyye, Yeseviyye, Ahîlik fütüvvet teşkilâtı bu sultan döneminde Anadolu'ya yerleşti. Mevlânâ'nın babası Bahâeddîn Veled 1228 civarı Belh'ten kaçarak Konya'ya geldi; Sultan I. Alâeddîn ona dergâh açtı. Anadolu'nun Türkmen-İslâm sentezinin temel taşları bu dönemde döşendi.
12.6 Eyyûbî-Memlûk Mısırı (1171-1517)
Selâhaddîn Eyyûbî Fâtımî (İsmâilî-Şîî) hilâfetini bitirdi (567/1171), Mısır'ı Sünnîliğe iâde etti. Eyyûbî dönemi (1171-1250) klasik Sünnî-tasavvuf devletinin doruğu. Şeyhü'ş-Şüyûh (baş şeyh) kurumu — devletin resmî tarîkat üst kurulu — Selâhaddîn döneminde sistemleşti. İlk Şeyhü'ş-Şüyûh Sadreddîn Muhammed b. Hammûye idi. Bu kurum, tarîkat dergâhları için vakıf tahsîsi, resmî denetim, hadîs ve fıkıh medreselerinin teşkîli ile uğraşırdı. Memlûk Sultanlığı (1250-1517) Eyyûbî'nin devamı olarak Mısır-Şâm-Hicaz'a hâkim oldu. Türk-Kıpçak (Bahrî Memlûkler) ve Çerkez (Burcî Memlûkler) köle askerleri sultanlığı yönetti. Memlûk sultanları (Baybars, Kalavûn, Nâsır Muhammed, Berkuk) Şâzeliyye ve Sühreverdîyye tarîkatlerini destekledi. Bu dönemde tasavvuf-eleştiri ihtilâflarının doruğu: İbn Atâullâh el-İskenderî ve İbn Teymiyye'nin Memlûk Sarayı'nda yüzleşmesi (688/1289 civarı). İbn Atâullâh Şâzeliyye'nin Mısır temsîlcisi; İbn Teymiyye ise Şâm'dan gelmiş Hanbelî bir fakîh. İhtilâf tarîkatlerin meşrûiyeti, türbe ziyâretleri ve şathiyye (vecd hâlinde söylenen ileri söz) edebiyâtı üzerinde. Sultan Nâsır Muhammed ikisini de huzûra çağırıp dinledi; sonuçta İbn Teymiyye Şâm'a iâde edildi (sonra orada hapse atıldı, hapiste vefât etti 728/1328).
12.7 Osmanlı (Klasik Dönem, 1299-1700)
Osman Gâzî (Söğüt-Bilecik, ö. 1326) Anadolu uçlarında Bizans'a karşı küçük bir Türkmen beyliği kurdu. Onun babası Ertuğrul ve dedesi Süleymân Şâh'ın Mâverâünnehir'den Anadolu'ya göçleri Yeseviyye-Babâî damarının dînî zemininde gerçekleşmişti. Osman'ın kayınpederi Şeyh Edebâlî (Bilecik, ö. 1326) Vefâ'iyye tarîkatı şeyhi — Bâbâ Vefâ silsilesinden, Yesevî-Bayrâmî meşrebi. Sonraki Osmanlı sultanları ve tarîkat ilişkileri: II. Murâd (1404-1451) — Hâcı Bayrâm-ı Velî'ye muhabbet. Bayrâmîliğe resmî himâye. Fatih Sultan Mehmed (1432-1481) — Akşemseddîn talebesi. İstanbul fethi (1453) sırasında Akşemseddîn'in mânevî rehberliği. Eyüb Sultan'ın türbesinin yerini Akşemseddîn'in kerâmetle bulduğu rivâyet edilir. Bu, klasik Türk-İslâm devlet-tasavvuf sentezinin sembolik en yüksek anıdır. II. Bâyezid (1448-1512) — sûfîlere yakın. Halvetiyye'nin Anadolu'ya gelişi (Cemâl Halvetî) bu dönemde. Yavuz Sultan Selim (1470-1520) — Şâzeliyye ve İdrîs-i Bitlîsî (Kürd ulemâsı, Yavuz'un Doğu Anadolu kuşatması sırasında rehberi). Yavuz aynı zamanda Mısır seferinde (1517) Memlûk Sultanlığını sona erdirdi; halîfelik unvânını Osmanlı'ya getirdi. Kanunî Sultan Süleyman (1494-1566) — Ebussuûd Efendi 30 yıl şeyhülislâm (1545-1574). Mevlevî semâ'ına resmî müsâade. Halvetiyye İstanbul'a yerleşti. I. Ahmed (1590-1617) — Aziz Mahmûd Hüdâî müridi. Üsküdar'da Hüdâî için dergâh inşâ ettirdi (bugünkü Aziz Mahmûd Hüdâî Camii ve Türbesi). II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud — Halvetî muhabbeti. II. Mahmud (1785-1839) — Vak'a-i Hayriye (1826) ve Bektâşî yasağı. II. Abdülhamîd (1842-1918) — Şâzelîye intisâb (Madenî Şeyh Zâfir Efendi aracılığıyla), Nakşî-Hâlidîye yakın.
12.8 Osmanlı Sıkıntılı Dönem — Kadızâdeli-Sivasî Mücâdelesi (XVII. yy)
XVII. yüzyıl Osmanlı'da tasavvuf eleştirileri devlet düzeyine yükseldi. Birgivî Mehmed Efendi et-Tarîkatü'l-Muhammediyye eseri klasik bid'at-tashîh metni; tasavvuf-içi reform çağrısı. Onun talebeleri Kadızâde Mehmed (1582-1635) ve sonraki Vânî Mehmed Efendi (1620-1685) IV. Murâd ve IV. Mehmed dönemlerinde sûfîlere — özellikle Halvetî devranına ve Mevlevî semâ'ına — şiddetli karşı çıktılar. Karşı taraf «Sivasî» Halvetî hattıdır: Abdülmecîd-i Sivasî, Abdülehad Nûrî. Sünbül Sinân Risâletü't-Tahkîkıyye fî Şerefi'd-Devrân ile çok önceden devranın meşrûiyetini Sünnî zeminde savunmuştu; XVII. yüzyıl Sivasî hatları bu mîrası taşıdı. Mücâdele birkaç defa fiilî çatışmaya kadar geldi; saray bazen Kadızâdelileri (özellikle IV. Murâd), bazen Sivasîleri (özellikle IV. Mehmed'in saltanat başı) destekledi. Sonuçta Sünnî tasavvuf Osmanlı'da yerini korudu; Kadızâdelilik bir reform hareketi olarak son buldu. Modern Türkiye Selefiyye (ilk üç nesle (selef) dönüş çağrısında bulunan modern hareket) hareketi tarihen Kadızâdeli-Birgivî mîrasının yeniden dirilişi olarak okunabilir.
12.9 Safevî Devleti (1501-1736) — Tarîkattan Devlete
Şâh İsmâîl Safevî Safeviyye tarîkatı şeyhi iken siyâsî güce dönüştü, 907/1501'de Tebriz'de İran tahtına çıktı. Safevî hânedânı Türk-Azerî asıllı; saray dili Türkçe, devlet dili Farsça. Şâh İsmâîl Türkçe «Hatâî» mahlasıyla şiirler söyledi (Bektâşî-Alevî çevrelerinde bugün hâlâ ilâhî olarak okunur). Safeviyye tarîkatı aslında Sünnî bir tarîkattı (Erdebil dergâhı Şeyh Safiyyüddîn-i Erdebîlî, ö. 735/1334 — onun zamanında Sünnî). Şâh İsmâîl Şîîliği resmî mezhep yaptı; İran'ın İmâmî-Şîî hüviyeti bu dönemde kuruldu. Tarîkattan devlete dönüşüm İslâm tarihinde benzersiz bir vakadır.
12.10 Babürlü Hindistan (1526-1857)
Zahîreddîn Muhammed Bâbür (Fergana-Agra, 1483-1530) Timur ve Cengiz soyundan; Mâverâünnehir'den Hindistan'a göç ederek Babürlü hânedânını kurdu. Türkçe Vekayî-nâme (Bâbürnâme — anılar) yazdı. Onun kurduğu hânedân 1526-1857 arasında Hindistan'ı yönetti. Babürlü sultanlarının tasavvufla ilişkisi farklılık gösterdi: Ekber Şâh (1542-1605) — Dîn-i İlâhî projesi; klasik tasavvuftan saparak senkretik bir saray dîni denedi. Çiştiyye'ye yakın. Cihangîr Şâh (1569-1627) — İmâm-ı Rabbânî'yi 1619'da Gwalior'a hapsetti; sonra serbest bıraktı, ondan etkilendi. Şâhcihân (1592-1666) — Tâc Mahal'in inşâ ettireni. Müceddidiyye'ye saygılı, oğlu Dârâ Şukûh tasavvuf yazarı (Mecmâ'u'l-Bahreyn — İslâm tasavvufu ile Hindu Vedanta'sının sentezi denemesi). Evrengzîb Âlemgîr (1618-1707) — Müceddidiyye-Nakşibendiyye'ye sıkı bağlı. Klasik Sünnî tutucu. Kardeşi Dârâ Şukûh'u Hint dînî te'vîller sebebiyle idam ettirdi. Şâh Veliyyullâh ed-Dihlevî Babürlü dönemi sonu Hint Müslüman düşüncesinin en büyük müellifi. Hüccetullâhi'l-Bâliğa (klasik hadis-fıkıh-tasavvuf sentezi), Te'vîlü'l-Ehâdîs, Lemehât. Onun dört oğlu Hindistan tasavvuf-ulemâ hattının ana hocaları.
12.11 Modern Türkiye (1923-)
Cumhuriyet rejiminin tasavvufla ilişkisi Cilt I Kitap IV'te işlendi: Şeyh Said İsyânı, 1925 Tekke Kanunu, Menemen Olayı, Esad Erbîlî'nin şüpheli vefâtı. Burada modern Türkiye'deki cemâat-tarîkat hayatının canlanmasını özetleyelim. 1950 sonrası çok partili dönem dînî hayatın görece serbestleşmesini getirdi. 1960'lar Süleyman Hilmi Tunahan'ın Kur'ân Kursları açıldı, 1970'ler İskenderpaşa (Mehmed Zâhid Kotku) ve Erenköy (Mahmud Sâmi Ramazanoğlu) cemâatleri büyüdü, 1980 sonrası Said Nursî'nin Risâle-i Nur hareketi devasa boyutlara ulaştı. 1990'lardan itibâren Türkiye tasavvuf akademik ve kamusal sahaya geri döndü: Mevlânâ ile ilgili yayınlar arttı, üniversitelerde tasavvuf çalışmaları yer aldı, semâ' UNESCO listesinde, Mevlânâ İhtifalleri kültür ve turizm olayı oldu. Hukukî olarak tarîkatler hâlâ 1925 Kanunu kapsamında yasaklı; ama fiilî olarak cemâat-tarîkat hayatı modern Türkiye'nin görünür gerçeği.
12.12 Modern Suûdî Arabistan (1932-) ve Modern Mısır
Suûdî Arabistan — Vehhâbî (M. b. Abdülvehhâb'ın 1744'te kurduğu, klasik tasavvufa karşı sert hareket)-Selefiyye hareketinin tarihî yuvası. Türbe yıkımları (Mekke 1803, Medîne 1804, Bakî' Mezarlığı, Cennetü'l-Muallâ) klasik tasavvufun Hicâz'daki maddî mîrasını ciddi olarak bitirdi. Modern dönemde tasavvuf hareketi tamâmen yasak; her yıl yapılan büyük hac toplantılarında Şâzelîye, Tîcâniyye, Çiştiyye, Nakşibendiyye mensupları gizli sohbet meclisleri tutarlar. Mısır — Meclis-i A'lâ li't-Turuk eş-Şûfiyye (Yüksek Sûfî Tarîkatler Kurulu) resmî bir devlet kurumu olarak Cemâl Abdünnâsır döneminden beri tarîkatleri denetler. Bugün Mısır'da yaklaşık 75 tarîkat resmî olarak tanınmıştır; toplam mensûp sayısı 15-20 milyon civarındadır. Bu, modern dünyâda tasavvufun devlet tarafından resmen kurumsallaştırıldığı en büyük örnektir.
Toplu Olarak
Devletlerin tasavvufla ilişkisi hiçbir zaman tek tipte olmadı: bazı dönemler resmî himâye, bazıları siyâsî iç içe geçiş, bazıları açık baskı, bazıları yer altına itme. Tasavvuf bütün bu farklı zeminlerde — hilâfet sarayından sohbet meclisine kadar — biçim değiştirerek yaşamaya devam etti.