Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Aşk ·

Zatî aşka gark olanlar kahrı da lütfu da şerbet edip içenler 4.2.23

Allah hakkı için dikenden. Allah'ın kahır deryasından kurtulur da bülbül gibi gül bahçesini düşersem. Bu sebepten bülbül gibi ağlar sızlarım sanki kahrından şikayet etmişim gibi anlaşılır sanki kahrı ...


Zâtî Aşka Gark Olanlar — Kahrı da Lutfu da Şerbet Edip İçenler

Hz. Mevlânâ buyurur: «Allâh hakkı için, dikenden — yâ’nî Allâh’ın kahır deryâsından — kurtulur da bülbül gibi gül bahçesine düşersem…» Sanki kahrından şikâyet etmiş gibi anlaşılır; sanki kahrı, çilesi, sıkıntısı, gamı, kederi ondan uzaklaştırmak için duâ ediyor sanılır. Halbuki kasdı bu değildir. Zâtî aşka gark olanlar, kahrı da lutfu da şerbet edip içerler; ikisinden de tat alırlar; ikisini de Allâh’tan bilirler.

Zâtî Aşk — Sıfatî Aşkın Ötesi

Tasavvufta iki tür aşk vardır: Sıfatî aşk ve zâtî aşk. Sıfatî aşk — Allâh’ın sıfatlarına âşık olmaktır. Rahmetine âşık ol — Cennet umûduyla; cezasından kork — Cehennem korkusuyla. Bu, sıradan mü’minin aşkıdır. Zâtî aşk — Allâh’ın zâtına âşık olmaktır. Sıfatlarından bağımsız; sâdece O’nun zâtı için aşk. Bu, velîlerin aşkıdır; en yüksek mertebedeki aşk.

Kahır ve Lutuf — İki Yüz, Bir Hakîkat

Kahır ve lutuf, Allâh’ın iki yüzüdür; ama tek bir hakîkattir. Sıradan mü’min lutfu sever, kahırdan kaçar. Sıfatî âşık aynı şekilde davranır. Zâtî âşık ise her ikisini eşit görür. Çünkü her ikisi de Allâh’tandır; ve Allâh’tan gelen her şey tatlıdır. Kahır bir tezâhürdür; lutuf bir tezâhürdür. İkisinin arkasında aynı zât var. Zâtî âşık zâta bakar; tezâhürlere değil.

Şerbet Etmek — Tatlı Yutmanın Tabiri

«Şerbet edip içmek» tasavvufî bir tâbirdir. Şerbet — tatlı içecek. Zâtî âşık, hem kahır hem lutfu şerbet gibi içer; ikisini de tatlı bulur. Bu sıradan bir tasvîr değildir; gerçek bir hâldir. Zâtî âşıklar hastalıklarında bile «Elhamdülillâh» derler; sıkıntılarında bile yüzleri güleçtir. Çünkü kahır onlara da lutuf gibi tatlıdır. Bu hâl, dışarıdan bakanları şaşırtır; «Bu adam nasıl gülüyor sıkıntıda?» derler. Çünkü bilmezler.

Mevlânâ’nın Şikâyeti — Gerçek Mânâda Değil

Mevlânâ’nın «diken-bülbül» beyti yüzeyde bir şikâyet gibi görünür. Yâ’nî «Allâh’ım, kahırdan kurtar, lutfu ver» diyor sanılır. Halbuki Mevlânâ zâtî âşıklardandır; ve zâtî âşığın gerçek mânâda kahırdan kaçması mümkün değil. Mevlânâ’nın bu sözü, sıradan okuyucuya yöneliktir; onların anlayabileceği dille konuşmuş. Aslında Mevlânâ kahrı da seviyor, lutfu da seviyor; her ikisi de Allâh’tan geliyor diye.

Gark Olmak — Kendinden Geçmek

«Gark olmak» suya boğulmak demektir. Zâtî aşka gark olmak — bu aşkta tamamen kaybolmak. Kendinden geçmek. Artık «ben» kalmaz; sâdece aşk kalır. Bu mertebedeki âşık, kendi varlığını hissetmez; sâdece Allâh’ın varlığını hisseder. Bu, fenâ-fillah makâmıdır. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de zâtî aşka gark olanlardan eylesin.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Zâtî Aşk, Kahır, Lutuf. → Tasavvuf Sözlüğü