Mustafa Özbağ Efendi, 4 Şubat 2012 tarihli Karabaş-ı Velî Tekkesi sohbetinde dilin muhafazası, küçük günahları küçümsememenin tehlikesi, fiiliyâtın Allah’a ait olması, mânâ âleminden gelen takdir, sebep ve müsebbib ilişkisi ile vahdet-i vücûd meselesini ele almıştır. Sohbet, fıkıh sorularının cevaplandırılmasıyla başlamış, derin tevhîdî meselelerle sona ermiştir.
Vücûd: Fıkıh Soruları: İtikâf ve Bulunan Para
Sohbetin başında cemaatin sorularını yanıtlayan Efendi, Ramazân haricindeki îtikâflarda oruç tutma mecburiyetinin olmadığını belirtmiştir. Ramazân’daki îtikâfta oruç şarttır; fakat dışarıdaki îtikâflarda tasavvuf âdâbına uygun olarak herkes oruç tutmaya gayret etse de tutmayan kişiye bir şey lâzım gelmez. Hatta tekkenin içinde bulunan herkesin “Niyet ettim buradan çıkıncaya kadar îtikâfa” diyerek îtikâf sevabı alabileceğini söylemiştir.
Yolda bulunan paranın İslâm fıkhına göre altı ay bekletilip sahibinin aranması gerektiğini, ancak pratikte bunun zorluğunu Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bedevî kıssasıyla örneklendirmiştir. Bedevî Hz. Peygamber’in (s.a.v.) cübbesinden tutup boynunu inciterek devesinin heybelerinin doldurulmasını istemiş; Hz. Peygamber önce kısas istemiş, ancak bedevînin anlamadığını görünce heybelerinin buğday ve hurmayla doldurulmasını emretmiştir.
Dilin Muhafazası — Söz Yaydan Fırlamış Ok Gibidir
Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden “Dilden ağızdan ansızın çıkan söz bil ki yaydan fırlamış bir oktur” beytini okuyan Efendi, sözün geri dönmezliğini vurgulamıştır. Hayır söylersen hayır menziline gider, şer söylersen şer menziline. Bir kimsenin gönlünü yapmak üzere söylenen söz o gönlü yapar; kırmak için söylenen söz ise o gönlü kırar.
Dudağına, diline sahip olmak gerektiğini, söz verirken dikkatli olunması gerektiğini söylemiş; dikkatli konuşmayanın ya hayır ya şer göreceğini belirtmiştir.
Seli Baştan Tutmak — Küçük Günahları Küçümsememek
Hz. Mevlânâ’nın “Sel baştan taştı mı bütün dünyayı tutar, artık dünyayı yıksa da şaşılmaz” sözünü aktaran Efendi, kötülüğü, şerri, hastalığı ve yanlışlıkları baştan önlemenin önemini anlatmıştır. Küçük görülen yanlışlıklar ileride sel olur; küçük günahlar birbirine toplanır büyük günah olur.
Beyaz elbiseli iki sûfî hikâyesini anlatmıştır: Birisi elbisesi kirlendikçe hemen temizlemiş, diğeri “Ne olacak canım” demiş. Yolun sonunda birinin elbisesi bembeyaz, diğerininki kapkara olmuştur. Nefisle ve şeytanla mücadelede küçük bir aralık açmanın büyük yıkıma yol açacağını, seli baştan tutmanın Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışmakla mümkün olduğunu belirtmiştir.
Mânâ Âleminden Takdir — Vahdet-i Vücûd
Yapılan işlerin izlerinin görünmeyen dünyada doğduğunu, bu izlerin halkın buyruğundan olmadığını, Allah’ın takdiriyle takdirlendiğini açıklamıştır. Ağacın çiçek açmasını kendinden zannetmemek gerektiği gibi, velîlerin ve mürşid-i kâmillerin üzerindeki tecelliyâtı da onların kendilerinden bilmemek gerekir.
Cüz irâdeyle bağlantılı olmayan işlerin mânâ âleminden geldiğini, bu takdire boyun eğmek gerektiğini söylemiştir. Buradaki yaklaşımın cebriyecilik değil, vahdet-i vücûd felsefesi olduğunu vurgulamış; cüz irâdenin neticesinde giden işlerden insanın sorumlu olduğunu, ancak gelen ve tecellî eden işlerin tamamının Allah’ın işi olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir.
Fiiliyât Allah’ındır — Tevhîdî Bakış
“Sen atmadın ben attım” âyet-i kerîmesini temel alan Efendi, fiiliyâtın tamamının Allah’a ait olduğunu, bunu görmemenin gizli şirk olduğunu söylemiştir. Bütün âlemdeki işlerde Hakk’ı görmek tevhîdin gereğidir.
Mesnevî’den bir kişinin diğerine ok atması örneğini aktarmıştır: Oku atan Zeyd, yaralanan Amr; derdi yaratan Allah’tır. Ancak şerîatın hukukunu korumak için Zeyd yine katildir. Kendi iç âleminde her şeyin Allah’ın işi olduğunu bileceksin ama bunu dışarıya söylemeyeceksin; söylersen hukuku ve şerîatı bozarsın. Bu dengenin çok ince olduğunu, içte tevhîdi, dışta şerîatı korumanın zorunlu olduğunu belirtmiştir.
Sebep ve Müsebbib — Aracılar Meselesi
Allah’ın bir şeyi bir şeyin üzerinden verdiğini, bir şeyi bir şeyin üzerinden aldığını belirtmiştir. Cenâb-ı Hak dinini Cebrâîl vasıtasıyla Hz. Peygamber’in (s.a.v.) üzerinden göndermiştir; demek ki sebep kullanmıştır. “Allah’a aracısız” diyenlerin Allah’ın sünnetullâhını ve âdetullâhını bilmediğini söylemiştir.
Sebebe teşekkür edilecek, müsebbibe hamd edilecektir. Ahmet gelip bir lira verdiyse o bir lirayı Hak’tan gör, ama Ahmet’e de teşekkür et. Teşekkür etmezsen nankörlük olur. Sebebin arkasındaki hakikate hamd etmek tevhîdin gereğidir.
Sohbetin sonunda velîlerin Allah’tan aldıkları güçle yaydan fırlamış oku bile geri çevirebileceklerini, eren pişman olursa sebep kapılarının kapanacağını, ancak bu kapıları açıp kapatan elin Allah’ın eli olduğunu belirterek sohbeti tamamlamıştır.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Enfâl 8:17 — “Sen atmadın, Allah attı; sen öldürmedin, Allah öldürdü.”
- Hadîd 57:22 — “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde başınıza gelen her musîbet, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmıştır.” (Takdir bağlamında)
Hadîs-i Şerîfler
- Buhârî, Hums, 19 — Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bedevînin devesinin heybelerini buğday ve hurmayla doldurtması.
- Tirmizî, Birr, 35 — “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmemiştir.”
Tasavvufî Kaynaklar
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf: “Dilden ağızdan ansızın çıkan söz bil ki yaydan fırlamış bir oktur.” (Dilin muhafazası bahsi)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf: “Sel baştan taştı mı bütün dünyayı tutar.” (Küçük günahları önleme bahsi)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf: Zeyd’in Amr’a ok atması — fiiliyâtın Allah’a aidiyeti, şerîat-hakikat dengesi.
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf: Erenlerin yaydan fırlamış oku geri çevirme gücü.
- Vahdet-i Vücûd — Mânâ âleminden takdir, sebep ve müsebbib ilişkisi, cüz irâde ve küllî irâde dengesi.
Fıkhî Kaynaklar
- Ramazân haricinde îtikâf — Oruç şartı aranmaz (Hanefî fıkhı, İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr).
- Bulunan malın (lukata) hükmü — Altı ay îlân edilmesi, sahibi bulunamazsa tasadduk edilmesi (Buhârî, Lukata, 1).
Sohbetin Özeti
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette fıkıh sorularından tevhîdin derinliklerine uzanan bir yolculuk yapmıştır. Dilin muhafazasını yaydan fırlamış ok benzetmesiyle, küçük günahların birikimini sel ve beyaz elbise hikâyeleriyle somutlaştırmıştır. Mânâ âleminden gelen takdire boyun eğmenin vahdet-i vücûd perspektifinden zorunlu olduğunu, fiiliyâtın tamamının Allah’a ait olduğunu, ancak şerîatın hukukunu korumak için dışarıda sebeplere riâyet etmenin gerekliliğini anlatmıştır. İçte tevhîdi, dışta şerîatı korumanın ince dengesini Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden örneklerle açıklamış; sebebe teşekkür, müsebbibe hamd ilkesini vurgulayarak sohbeti tamamlamıştır.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tecellî, Vahdet, Hamd, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı