Mustafa Özbağ Efendi, 18 Şubat 2012 tarihli Karabaş-ı Velî Tekkesi sohbetinde Nesîmî’nin ve Yûnus Emre’nin beyitlerinden hareketle “Hakk’ın varlığı Âdem’dedir” hakikatini, Allah’ın Âdem’i kendi sûretinde yaratmasının tasavvufî mânâsını, İmâm-ı Âzam’ın “şey” kavramını, Batı felsefesinin İslâm tasavvufu karşısındaki çaresizliğini, Enel Hak meselesini ve sıfat tecellîsi ile zât tecellîsi arasındaki farkı ele almıştır.
Tecellîsi: Hakk’ın Varlığı Âdem’dedir — Nesîmî’nin Beyitleri
Sohbet, Nesîmî’nin “Hattâ alâ varlığı Âdem’dedir / Ev O’nundur, ol bu evde dem dedir / Bildi şeytan bu sırrı gamdadır / O sebepten tâ ezel mâtemdedir” beytiyle başlamıştır. Cenâb-ı Hak hadîs-i kudsîde “Allah Âdem’i kendi sûretinde yarattı” buyurmuştur. Âdem’i kendi sûretinde yaratınca âlemi de Âdem’in sûretinde yaratmıştır. Tesbih tanesi gibi geriye gidildiğinde âlem de Hakk’ın sûretindedir.
Allah hiçbir yere sığmamış mümin kulunun kalbine sığmıştır. O hâlde öyle bir kalp bulunmalıdır ki o kalp Hakk’ın tecellîgâhı olsun. Âdem’den kasıt esmâ ve sıfatları bilen kimsedir — zamanın kutbu, mürşid-i kâmil, peygamberler ve velîlerdir. Yaratılış sebebimiz Hakk’ı bilmektir.
Şeytan Bu Sırrı Bildi, O Yüzden Gamdadır
Şeytan, Âdem üzerindeki tecelliyâtı ve Hakk’ın sırrını gördü; o yüzden ezelden beri gam ve mâtem içindedir. Efendi sormuştur: “Peki biz şeytanla olan noktada neredeyiz? Yaptığımız davranışlarla şeytanla mı kol kolayız, Hak ile mi?” Bu soruya Nesîmî’nin çok ağır bir cevabı vardır: “Bu sözü fehmetmeyen Âdem’de var” — yani bu hakikatleri anlamayan davar gibidir. Davar yer, içer, uyur; bundan haberi olmayan da ondan farksızdır.
İnsandaki Her Şey — Âlemde Ne Varsa Sende Var
Nesîmî’nin “Her ne yerde gökte var Âdem’de var” beytini açıklayan Efendi, kâinattaki her maddenin insanda mevcut olduğunu belirtmiştir. Ayda, güneşte, Mars’ta hangi madde varsa insanda vardır; ağaçta, böcekte, kuşta, balıkta ne varsa insanda mevcuttur. Çünkü Allah hiçbir şey yokken bir şey yaratmış, o bir şeyden bütün âlemi var etmiştir.
Ancak bu bilgiyle kibirlenmemek gerektiğini, “Ben Allah’ın sûretinde yaratıldım” deyip nefsine uymanın şeytanlaşmak olduğunu vurgulamıştır. “Kadem” kelimesinin hem ayak hem de an anlamına geldiğini, her şeyin o anda tecellî eden bir hakikat olduğunu açıklamıştır.
İmâm-ı Âzam’ın “Şey” Kavramı ve Batı Felsefesi
İlk yaratılan varlığa isim koymanın mümkün olmadığını, İmâm-ı Âzam Hazretleri’nin ona “şey” dediğini belirtmiştir. 1400 yıldan beri bütün varlık bilimcileri ve filozoflar, işin içinden çıkamadıkları konulara “şey” demektedirler. İslâm varlığın başlangıcına “şey” demiş, ondan sonra her şeyi açıklamıştır.
Batı felsefesinin İslâm tasavvufuna döndüğünü, cevapları sûfizmde aradığını söylemiştir. İbn Arabî, Mevlânâ, Gazâlî gibi İslâm entelektüellerinin felsefî meselelere çözüm sunduğunu belirtmiştir. Ancak Batı’nın Gazâlî’den özellikle kaçındığını, çünkü Gazâlî’nin Sokrat dahil bütün Batı filozoflarını çürüttüğünü, hiçbir yerde Gazâlî kürsüsü olmadığını ama Fârâbî, İbn Arabî ve Mevlânâ kürsülerinin bulunduğunu ifade etmiştir.
Enel Hak Meselesi — Sıfat Tecellîsi ve Zât Tecellîsi
Yûnus Emre’nin “Nice kim ben beni bildim, Hakk’ı buldum; Hakk’ı bulunca korkum gitti, korkudan kurtuldum” sözünü okuyan Efendi, Enel Hak meselesini detaylı biçimde açıklamıştır. Muhammedî sûfîlerin içerisinde “Enel Allah” diyen hiç yoktur; olan şey Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmaktır.
Allah’ın el-Velî ismi bir kulun üzerine tecellî ederse ona velî deriz; el-Âlim ismi tecellî ederse âlim deriz. Sıfatların tecelliyâtı zâtın tecelliyâtı değildir. Görmek, duymak, tutmak zât değildir, zâtın sıfatıdır. “Enel Hak” diyen, zâtın tecellîsini değil sıfatın tecellîsini yaşamaktadır. “Ben Allah’ım, ben Tanrı’yım” diyen ya meczuptur ya da yalancıdır.
Allah Sıfatlarıyla Tecellî Eder, Zâtı Münezzehtir
Allah her seher vaktinde semâya sıfatlarıyla tecellî eder: “Yok mu af isteyen, af edeyim; yok mu rızık isteyen, rızık vereyim; yok mu hastası olan, şifâ vereyim.” Bunların hepsi Allah’ın sıfatlarıyla — er-Rezzâk, eş-Şâfî, et-Tevvâb, el-Afüv — alakalıdır. Zâtıyla değil, sıfatlarıyla tecellî eder.
Allah’ın zâtı yer, zaman, mekândan münezzehtir. Zâtı hakkında tefekkür haramdır. Zât noktasında konuşanlar haddi aşanlardır ve câhildirler. Tasavvuf bu noktada sonsuz bir ilimdir; ancak sıfat tecellîsi ile zât tecellîsi arasındaki farkı bilmek şarttır.
İbn Arabî’nin Malatya Hikâyesi — “Her Şey O’nun”
İbn Arabî’nin Malatya’ya geldiğinde şehir eşrâfının kendisine küçük bir köşk hediye ettiğini, hemen ardından kapıyı bir dilencinin çaldığını ve İbn Arabî’nin köşkün anahtarını “Az önce bana hediye etmişlerdi” diyerek dilenciye verdiğini aktarmıştır. “Her şey O’nun — hadi getirin tapularınızı” diyerek hakiki mülk sahibinin Allah olduğunu vurgulamıştır.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Kaf 50:16 — “Biz insana şah damarından daha yakınız.”
- Bakara 2:31 — “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti.”
Hadîs-i Şerîfler ve Kudsî Hadisler
- Buhârî, İsti’zân, 1; Müslim, Birr, 115 — “Allah Âdem’i kendi sûretinde yarattı.”
- Hadîs-i Kudsî (Buhârî, Teheccüd, 14) — Allah’ın her seher vaktinde semâya tecellî etmesi: “Yok mu benden af isteyen, af edeyim; yok mu rızık isteyen, rızık vereyim.”
- Hadîs-i Kudsî — “Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II/195)
Tasavvufî Kaynaklar
- Nesîmî — “Hattâ alâ varlığı Âdem’dedir / Ev O’nundur, ol bu evde dem dedir” ve “Her ne yerde gökte var Âdem’de var” beyitleri.
- Yûnus Emre — “Nice kim ben beni bildim, Hakk’ı buldum; Hakk’ı bulunca korkum gitti, korkudan kurtuldum.”
- İsmail Maşukî — “Her kişi Tanrı’dır, her biçimde gözüken O’dur.”
- Muhyiddîn İbn Arabî — Malatya’da köşkün anahtarını dilenciye vermesi; “Her şey O’nun” hakikati.
- İmâm Gazâlî — Batı felsefesine verdiği cevaplar, felsefecileri çürütmesi (Tehâfütü’l-Felâsife).
- İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe — İlk yaratılan varlığa “şey” ismini vermesi (Fıkh-ı Ekber).
Sohbetin Özeti
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Nesîmî, Yûnus Emre ve İbn Arabî’nin sözlerinden hareketle insanın Allah’ın sûretinde yaratılmış olmasının tasavvufî mânâsını derinlemesine ele almıştır. Kâinattaki her şeyin insanda mevcut olduğunu, ancak bu bilgiyle kibirlenmek yerine Hakk’ı bilme yoluna koşulması gerektiğini vurgulamıştır. Enel Hak meselesini sıfat tecellîsi çerçevesinde açıklayarak zâtla sıfat arasındaki farkı netleştirmiş, Allah’ın zâtının yer-zaman-mekândan münezzeh olduğunu, sıfatlarıyla tecellî ettiğini belirtmiştir. İmâm-ı Âzam’ın “şey” kavramından Gazâlî’nin Batı felsefesini çürütmesine uzanan entelektüel bir perspektif sunmuş, İbn Arabî’nin Malatya hikâyesiyle hakiki mülk sahibinin Allah olduğunu göstermiştir.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tecellî, Tesbîh, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı