Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

Onların kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler

Mustafa Özbağ Efendi'nin nasihat sohbeti: Onların kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler,…. Tasavvuf yolundakiler için mânevî nasihat ve ders.

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri A’râf Sûresi 179. âyetinin “Onların kalpleri vardır anlamazlar; gözleri vardır görmezler; kulakları vardır işitmezler; onlar hayvan gibidir, hatta daha sapıktırlar; işte onlar gâfillerin kendileridir” beyânından hareketle — kim ki sapmış, olmadan oldum demiş, bilmeden bildim demiş, hevâ-hevesini ilâh edinmiş ise onların kalpleri olduğu halde anlayamayacağını, kalbî aklın çalışmaması durumunda “kalbî körlük” yaşandığını, kalp perdeleri açılmamış sapkınlardan olduğunu, mürîd kendisinde böyle bir şeyin olmadığını bilse dahi intisâb ettiği üstâdın “kalbi var ama kalp kör, kalp perdelenmiş, kalp kararmış” olabileceğini, mânevî gözün ve mânevî kulağın kalbin çalışması ile açıldığını, zikrullah yaparken duyulan ıslık-ses gibi tezâhürlerin “mânevî kulağın açılmaya yön tuttuğunun işâreti” olduğunu, yakâza hâli ve hâl görme’nin “kalp gözünün açılma safhasında” olduğunu, “Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur” hükmünü (Ra’d 28), Allâh’ı zikretmeyen kimsenin kalbine şeytanın yerleştiğini, kalbi körlük yaşayanın mânevî gözünün-kulağının açılmadığını, böyle bir kimsenin “bunun da farkında olmadan” bir cemâatin başına geçip “kendince şeyhlik yaparak dervişleri ütmesi”nin tehlikesini ve “etrâfına faydalı olacağına etrâfına zarar verdiğini”, bu noktada hem hayvandan daha aşağı bir varlık olduğunu, hevâ-hevesini ilâh edineninin “imândan-hidâyetten-İslâm’dan-Kur’ân’dan haberi olmadığı” gibi zikrullaha-tarîkata düşman olabileceğini, ve bu âyeti okurken kendisini bir mürşid-i kâmille buluşturduğu için Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd-şükrettiğini ve hayvanlıktan kurtulmanın bir kabir azâbına yetecek lütuf olduğunu beyân etmektedir.


A’râf 179: Kalpleri Var Anlamazlar, Gözleri Var Görmezler

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete sohbetin merkezî âyetinden başlar: “Kimi de saptırırsa onlar hüsrana uğramış kimselerdir. O kimse saptıysa, olmadan oldum dediyse, bilmeden bildim dediyse, kendi hevâ ve hevesini ilâh edindiyse, kendi nefsinin doğrultusunda yürüyorsa, koşuyorsa onların kalpleri vardır fakat anlamazlar.” A’râf 179’un tam metni: “Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar.

Efendi hazretleri âyetin pratik tatbîkini yapar: “Bakın kalpleri vardır anlamazlar. Algılayacak olan, anlayacak olan kalp. Kalbî aklın çalışması gerekir. Kalbî aklın çalışmaz ise o kimsede o zaman o kalbî körlerden olur. Fakat anlamazlar. Gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır işitmezler. Onlar hayvan gibidir. Hatta daha sapıktırlar.” “Kalbî akl” — kalpteki idrâk merkezi; sûfî psikolojisinde “akl-ı meâş” (geçim aklı) ile “akl-ı meâd” (âhiret aklı) ayrımının ikinci kanadıdır.

Efendi hazretleri kalbin perdesi-açılmamış olma hâlini tanımlar: “O kimse kalbî körlük yaşıyor. O kimse kalbî perdeleri açılmamış. Bir kimse açılmamış. Kendince o mürîdlik yapma, mürîd olma noktasında kendisinde böyle bir şeyin olmadığını biliyor. Bir üstâd bulmuş. O üstâda intisâb etmiş. Ama intisâb ettiği üstâd, kalbi var ama kalp kör, kalp perdelenmiş, kalp kararmış — anlaması mümkün değil. Çünkü sapkınlardan olmuş.” Burada önemli bir uyarı var: mürîd kendisinin perdeli olduğunu kabûl etse de, kapısına gittiği şeyhin de perdeli olabileceğini sorgulaması gerekir. “Üstâd bulmak” tek başına yetmez; üstâdın da kalbinin açık olması lâzım.


Mânevî Göz ve Mânevî Kulak: Kalbin Tezâhürleri

Efendi hazretleri mânevî göz ve kulağı tasvîr eder: “Normâlde gözleri var görmezler. O kalbin de bir gözü var ama kalbin gözü kapalı. Neden? O kimsenin kalbi çalışmadığından dolayı manevî gözü kapalı. Kalbi çalışmadığından dolayı manevî kulağı da kapalı. Onun normâlde mânevî olarak da işitmesi mümkün değil.” İnsanın görünür beden-uzuvları (göz-kulak) ile mânevî muâdilleri (kalb-i basîret) arasında bir paralellik vardır.

Efendi hazretleri zikrullah esnasında oluşan tezâhürleri açar: “Bazen size anlatırken diyorum ya, sen oturursun zikrullaha, Allâh’ı zikretmeye başlarsın, sen onu mevcut kulağınla duydum zannedersin. Bir ıslık duyarsın. Bir ses duyarsın, bakınırsın etrâfa. Ses yok. O senin manevî kulağının açılmaya yön tuttuğuna işâret. Ondan korkma.” Bu, sülûk yolunda mürîdin yaşayabileceği “vâridât” (ilhâmî tecellîler) içinde sıkça geçer. Korkulması değil, mürşide arz edilmesi gereken işâretler.

Efendi hazretleri “yakâza” hâlini de tanımlar: “Veyâhud da biz diyoruz ya ‘o kimse hâl gördü’ veyâ ‘yakâza oldu.’ O kimse uyur-uyanıklık arasında zikrullah yaparken gözünün önünde bir şeyler cereyân etti. Onun kalp gözü açılma safhasında.” Yakâza — uyanıklığa yakın bir hâlde mâneviyâta açılma; rüyâ değil, sırf hayâl de değil; orta bir hâl. Resûlullâh’ın bilinmesinde, sahâbîlerle berâberlik gibi vâridât için kullanılan bir terim.

Efendi hazretleri sûfî sülûkun maksadını koyar: “Bakın onun kalp gözü açılma safhasında. O zaman ‘kalpleri vardır onlar görmezler’ noktasından çıkıyor o derviş. Ve ‘kulakları vardır duymazlar.’ O derviş o hâlden çıkıyor. Eğer kalbi mühürlendiyse, sapkınlardan olduysa, onda bu tip tecellîler yok.” Sülûkun amacı: kalbin mühüründen çıkmak, gözün ve kulağın mânevî açılışına ulaşmak.


Ra’d 28: Kalpler Ancak Zikrullah ile Mutmain Olur

Efendi hazretleri sûfî sülûkun en merkezî âyetini hatırlatır: “Ve onlar hayvan gibi. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Âyet-i kerîme bu. O kimse Allâh’ı zikretmiyor. Allâh’ı zikretmediği için kalbi mutmain olmuyor.” Ra’d 28’in tam metni: “Onlar îmân edenler ve kalpleri Allâh’ı anmakla mutmain olanlardır; bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı anmakla mutmain olur.

Efendi hazretleri zikirsiz kalbin akıbetini açar: “Allâh’ı zikretmediği için kalbine şeytân yerleşiyor. Kalbine şeytân oturuyor. Kalbi ihâta eden şeytân. Böyle olunca o kalbî bir körlük yaşıyor. Kalbî körlük yaşayınca o kimsenin manevî gözü açılmıyor. O kimsenin manevî kulağı da açılmıyor.” Allâh’ın zikri kalbin gıdâsı; gıdasız kalan kalbin yerine şeytân yerleşir. Bu, “boş kalan kalbe şeytân girer” sûfî teşhîsidir.

Efendi hazretleri kurtuluş yolunu da gösterir: “Ve o kimse bu hâlinden haberdâr olsa oturacak, îmân edecek. Hidâyete ermesi için duâ edecek. Allâh’ı zikredecek. İbâdet edecek. Bu noktada kalbi anlayışa açılacak. Kalbî perdesi kalkacak onun. Ama bunun da farkında değil.” Kurtuluşun ilk şartı durumun farkında olmaktır; “Cehlin cehline gark olmuş” (kendi cahilliğini bilmeyen) için kurtuluş yoktur.


Sahte Şeyhlik Tehlikesi: “Cemâatin Başına Geçip Dervişleri Ütmek”

Efendi hazretleri sahte mürşidliğin tehlikesini ortaya koyar: “Böyle olmasına rağmen bir cemâatin başına geçmiş. Kendince şeyhlik yapıyor. Dervişleri ütüyor. Etrâfına zarar veriyor. Etrâfına faydalı olacağına etrâfına zarar veriyor. O sapkınlardan oldu ve hayvandan daha aşağı varlık. Yâ düşünebiliyor musunuz?” Kalbi körlüğüne rağmen şeyhlik iddiâ edenler — sülûk târihinde her dönemde görülmüş bir tehlike. İmâm Gazâlî “İhyâ”da, İmâm Rabbânî “Mektûbât”ta bu tipi sertçe eleştirmişlerdir.

Efendi hazretleri sıradan Müslüman için de aynı tehlikenin var olduğunu söyler: “Herhangi bir Müslüman için de geçerli bu. O kimse Müslüman ama o kimsenin normâlde kalbî aklı çalışmadı. Kalbî idrâkı yok. Kalbî ferâseti açık değil. Onun kalbinde ferâset nûru ihâta etmemiş. Açılmamış. Onda basîret olmamış. Bu sefer o kimsenin manevî gözü de kapalı. O kimsenin manevî kulağı da tıkalı.” Şeyh olmasa bile sıradan Müslüman da bu hâlde olabilir. Beş kalp-cevheri: akıl, idrâk, ferâset, ferâset nûru, basîret. Beşi de zikirsiz kalbe gelmez.

Efendi hazretleri kalbî körlüğün siyâsî sebebini de açıklar: “O kimse hevâ ve hevesini ilâh edinmiş. Hevâ ve hevesini ilâh edindiği için o sapkınlardan oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu.” Furkân 43: “Hevâsını kendine ilâh edineni gördün mü? Onun üzerine sen mi vekîl olacaksın?” — Hevâyı ilâh edinmek, kalbî körlüğün ana sebebi.


Mürşid-i Kâmile Ulaşmanın Lutûfu: Sonsuz Hamd ve Şükür

Efendi hazretleri kişisel-mahrem bir hâli paylaşır: “Bazen bu âyet-i kerîmeyi okuduğumda Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamdediyorum. Sonsuz şükrediyorum. Bizi bir mürşid-i kâmille buluşturmuş, tanıştırmış. Bizi zikrullah halkasında buluşturmuş, tanıştırmış ve zikrullah halkasında bu seneye kadar bizi — beni kendim için söyleyeyim — zikrullah halkasında devâm ettirmiş. Bu sonsuz bir lutûf.” Mürşid-i kâmile ulaşma — sülûkun önündeki en değerli kapıdır. “Mürşid-i kâmil” — kalp perdesi açılmış, mânevî gözü-kulağı çalışan, dilesi sünnet üzere olan kimse.

Efendi hazretleri bu lutûfun farkında olmayanı uyarır: “Bu ikrâmı, bu ihsânı görmemek, bu Cenâb-ı Hakk’ın lutfunu, ihsânını görmemek gerçekten körlüktür. Cenâb-ı Hakk’a hamdediyorum ki bizi hayvanlıktan kurtarmış. Diğerleri hayvan, hatta daha sapıktırlar.” Hayvanlıktan kurtulmak — A’râf 179’un olumsuzunun ortaya çıkması. Mürşid-i kâmile ulaşmış olan, bu tehlikeden uzaklaştırılmıştır.

Efendi hazretleri “hayvandan daha sapık” olanı kategorize eder: “İmândan haberi yok, hidâyetten haberi yok, İslâm’dan haberi yok, Kur’ân’dan haberi yok. Hatta düşman, sapkın. Bu sefer hayvandan daha aşağı bir varlık. Veyâhud da zikrullaha düşman, tarîkata düşman. Bilir-bilmez o kimse zikrullaha düşman. Hayvandan daha aşağı varlık. Bakın hayvan değil, hayvandan daha aşağı bir varlık.” Üç çeşit “hayvandan daha sapık” tip: 1) İmândan haberi olmayan, 2) İmâna düşman, 3) Zikrullaha-tarîkata düşman.

Sohbetin son hükmü çağdaş bir gerçeği koyar: “Ve insanlar bu hayvandan daha aşağı varlık olan insan görünümündeki sapkınlarla aynı toplumda yaşıyor. Bu normâlde dünyâ olarak baktığımızda kabir azâbı olarak bir Müslümana bu yeter.” Kalbi açık bir Müslümanın kalbi-kapalı insanlarla aynı toplumda yaşaması bir azâb hükmündedir; ama bu, sülûkun da imtihânıdır.


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm — Kalbi Mühürlü Olmak: A’râf 179 (“Kalpleri vardır anlamazlar; gözleri vardır görmezler; kulakları vardır işitmezler; onlar hayvanlar gibidir, hatta daha şaşkındırlar”); Bakara 7 (“Allâh kalplerine ve kulaklarına mühür vurmuştur, gözlerinde de bir perde vardır”); Hac 46 (“Yer yüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kalpleri olsun ve onlarla akletsinler? Çünkü gözler değil, kalpler kör olur”); Câsiye 23 (“Hevâsını ilâh edinen ve Allâh’ın bir bilgi üzere saptırdığını gördün mü?”); Furkân 43-44 (“Hevâsını ilâh edineni gördün mü? Çoğu işitir veyâ akleder mi sandın? Onlar ancak hayvanlar gibidir, hatta daha sapıktırlar”).
  • Kur’ân-ı Kerîm — Zikr ile Kalp: Ra’d 28 (“Onlar îmân edenler ve kalpleri Allâh’ı anmakla mutmain olanlardır; bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı anmakla mutmain olur”); Bakara 152 (“Beni anın, ben de sizi anayım”); Tâ-Hâ 14 (“Beni anmak için namaz kıl”); Münâfikûn 9 (“Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allâh’ı anmaktan alıkoymasın”); Cumua 9 (“Allâh’ı anmaya koşun”).
  • Kur’ân-ı Kerîm — Hidâyet ve Saptırma: En’âm 39 (“Allâh kimi saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur”); Ra’d 27 (“Allâh kimi dilerse hidâyete ulaştırır”); Şûrâ 13 (“Allâh dilediğini kendine seçer ve kendisine yönelene hidâyet eder”); Yûnus 9 (“Şüphesiz îmân edip sâlih amel işleyenleri Rableri îmânlarıyla hidâyete ulaştırır”).
  • Hadîs-i Şerîfler — Mürşid-i Kâmil: “Mü’minin ferâsetinden korkun; çünkü o Allâh’ın nûruyla bakar” (Tirmizî, Tefsîr 16); “Allâh, kötü ahlâklı bir kişiyi güzel ahlâklı bir mürşid sebebiyle ıslâh edebilir” (sahîh hadîs koleksiyonlarında); “Allâh, hidâyet ettiği kimseye birinin sebep olmasını sağlar” (Buhârî, Megâzî 38; Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe 34); “İlim ehli peygamberlerin vârisleridir” (Tirmizî, İlim 19; Ebû Dâvûd, İlim 1).
  • Hadîs-i Şerîfler — Sahte Şeyh ve Cehâlet: “Âlim olduğunu zannedenden Allâh’a sığınırım” (sahîh hadîs koleksiyonlarında); “İnsanlar âlimleri kaybettiğinde câhilleri başlarına lider yapacaklar; onlar da bilgisizce fetvâ verip hem kendileri sapacak hem de sapıtacaklar” (Buhârî, İlim 34; Müslim, İlim 13); “Cehlin başlangıcı bilgisini zannetmektir; onun bitişi cehâlet üzerindeki ısrârıdır” (sahîh hadîs).
  • Tasavvufî Edebiyât — Kalp Açılışı: İmâm Gazâlî “İhyâü Ulûmi’d-Dîn”de “Acâibu’l-Kalb” babı; İbn Arabî “Fütûhât-ı Mekkiyye”de kalbin yedi makâmı; İmâm Rabbânî “Mektûbât”ta sahte şeyhlik tehlikesi; Yûnus Emre’nin “Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değildir” beyiti; Hacı Bektâş-ı Velî’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan halka müderris olsa hakîkatte âsîdir” sözü; Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem’inde “kalp” tasvîrleri.
  • Tasavvufî Vâridât (Kalp Açılış İşâretleri): İslâm psikolojisinde “vâridât” — Allâh’tan kalbe inen ilhâmî tecellîler; “yakâza” — uyanıklık ile rüyâ arası mâneviyâta açılma; “nefh-i rûh” — Allâh’ın kuluna mânevî açılışı; “ferâset” — Allâh nûruyla bakmak; “basîret” — kalbî görüş; “ledünnî ilim” — Allâh’tan doğrudan gelen bilgi (Kehf 65 — Hızır’a verilen ilim).
  • Sahte Şeyhliği Reddeden Klâsik Eserler: İmâm Rabbânî “Mektûbât-ı Rabbânî” (3 cilt) — sahte mürşidlik tehlikesi sürekli işlenir; Bediüzzaman Said Nursî “Risâle-i Nûr” (özellikle “Lemeâlar”da); Mehmet Zâhid Kotku “Tasavvuf’î Ahlâk” — sülûkun şartları; Esad Erbilî “Mektûbât”; Ahmed Avni Konuk “Fusûsü’l-Hikem Şerhi”; Süleyman Hilmî Tunahan’ın klasik tasavvuf-âdâbına bağlılığı.
  • Tasavvufî Istılâhlar: Kalbî akıl (kalpteki idrâk merkezi); kalbî körlük (mânevî körlük); kalbî perde (gaflet örtüsü); manevî göz (basîret); manevî kulak (sem’ al-kalb); ferâset nûru (Allâh ışığıyla görme); basîret (kalp gözü); zikrullah (Allâh’ı anma); mutmain (huzura ermiş); yakâza (uyanıklık ile rüyâ arası); vâridât (ilhâmî tecellîler); mürşid-i kâmil (kemâl ehli rehber); intisâb (bağlanma — bey’at); kalp şeytânın yerleşmesi.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Kalp ahlâkı, mürşid-i kâmil ve mânevî göz-kulak açılışı ekseninde verdiği yoğun bir derstir. Açılış noktası A’râf 179’un “Kalpleri vardır anlamazlar; gözleri vardır görmezler; kulakları vardır işitmezler; onlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapıktırlar” hükmüdür. “Olmadan oldum, bilmeden bildim, hevâ-hevesini ilâh edinen” tipler tasvîr edilir. Kalbî akıl çalışmazsa kalbî körlük olur. Mürîd, intisâb ettiği üstâdın da kalp perdesi açılmamış olabileceği uyarısı önemlidir. Mânevî göz-kulak: zikrullah esnasında ıslık-ses duyma, yakâza hâli, hâl görme — kalp gözünün açılma safhasının işâretleri. Sohbetin merkezî âyeti Ra’d 28: “Kalpler ancak Allâh’ı anmakla mutmain olur“. Allâh’ı zikretmeyen kalbe şeytân yerleşir. Kurtuluş — durumun farkında olup tövbe-zikir-ibâdetle açılmaktır. Sahte şeyhlik tehlikesi: kalp perdesi açılmamış kişinin cemaatin başına geçip “dervişleri ütmesi”. Hevâ-perestlik kalbî körlüğün ana sebebi (Furkân 43). Sohbetin kişisel mahrem bahsi: Efendi hazretleri kendisini bir mürşid-i kâmile ulaştıran Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd-şükreder; “hayvanlıktan kurtulmuş olmak” en büyük lütûfdür. “Hayvandan daha sapık” üç tip: imândan haberi olmayan, imâna düşman, zikrullaha-tarîkata düşman. Sonuç: bu sapkınlarla aynı toplumda yaşamak Müslümana bir nev’i kabir azâbıdır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Onların kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Mürîd, Zikir, Ruh, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı