Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sapkınların-çıplakların arasında ve “her türlü melânetin yaşandığı bir toplumda” dînini ve îmânını muhâfaza edip yaşamaya çalışmanın “samîmî söylüyorum, kabir azâbı gibi” olduğunu, kendini bilen bir Müslümanın sokakta-AVM’de-çarşıda yürümesinin zor olduğunu, dışarı çıktığında “çıplaklar kampında dolaşıyor sanki” hissettiğini, kadınların yatak odasında kocalarına giyecekleri kıyâfetlerle özgürlük adı altında dışarıda dolaştıklarını, bunun “teşhîrcilik-pornografi”ye dönüştüğünü, banklarda-otobüste-trende-pastanelerde-AVM’lerde insanların seviştiğini ve “teşhîr geçti, dışarıda izliyoruz” hâline geldiğini, bikinili konser veren sanatçıların özgürlük adı altında performans yaptıklarını ve Müslüman halkın çocuklarının (hattâ örtülü kadın-kızların) bunlara gittiğini, çarşaflı kadına-sakallı erkeğe-cübbeli adama-tesettürlü kadına gerek manen gerek zâhiren saldırı olduğunu, herkes suskun iken pornografi-elemanı sanatçıya kimsenin bir şey diyemediğini ve izleyicilerinin çok olduğunu, sapkın-kumarbaz-ayyaş-Kur’ân’a küfreden bir kimseye değer verenlerin de aynı statüde sayıldığını (“Siz sapkın bir kimseye değer verirseniz siz de sapkınlardansınız”), Allâh ve Resûlüne dost olan kimseye dost olanın Allâh’a dost olduğunu, Allâh-Resûle düşman olana dost olanın Allâh’a düşman olduğunu, Allâh’ı zikredene düşman olana dost olmanın Allâh’a düşmanlık demek olduğunu, ve nihâî olarak Hz. Pîr Mevlânâ’nın Mesnevî beytindeki “Neyi seviyorsan osundur” hükmüyle — kâfiri seviyorsan kâfirsin, mü’mini seviyorsan mü’minsin, Allâh dostunu seviyorsan Allâh dostusun — bağladığı bir sosyal-tasavvuf eleştirisi sunmaktadır.
Kabir Azâbı Gibi: Sapkınların Arasında Yaşamak
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete sertçe bir teşhîs ile başlar: “Sapkınların arasında yaşamak, çıplakların arasında yaşamak, her türlü melânetin yaşandığı bir toplumda dînini muhâfaza edip, îmânı muhâfaza edip orada yaşamaya çalışmak — samîmî söylüyorum kabir azâbı gibi.” “Kabir azâbı gibi” tâbiri çok ağırdır; mü’minin bu çağda yaşadığı manevî yorgunluğu özetler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Müjdeler olsun gariblere” hadîsi (Müslim, Îmân 232) çağdaş zaman için söylenmiş gibidir.
Efendi hazretleri kentsel hayâtın zorluklarını sıralar: “Bugün kendini bilen bir Müslümanın sokakta yürümesi zor. Kendini bilen bir Müslümanın bir alışveriş merkezinde yürümesi zor. Çarşıda yürümesi zor. Orada burada yürümesi zor. Ve dışarı çıktığında kendini bilen bir Müslüman sanki çıplaklar kampına girdi. Çıplaklar kampında dolaşıyor sanki.” Üç mekân: sokak, AVM, çarşı. Üçü de göz-perdelemenin imkânsız olduğu yerler.
Efendi hazretleri çağdaş giyim normlarına bir teşhîs koyar: “Kadınların yatak odasında kocalarına giyecek olduğu kıyâfetlerle şimdi insanlar dışarıda dolaşıyor özgürlük adına. Bunun da adına özgürlük denmiş. Teşhîrcilik, pornografin adı özgürlük oldu ülkede.” Bu, Nûr Sûresi 31’in tam zıt-tezâhürüdür: “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini sakınsınlar… Süslerini açmasınlar; ancak kendiliğinden görünen kısımlar müstesnâ.” Mahremiyet ile teşhîr arasındaki sınır kalkmıştır.
Teşhîrcilik Geçti: Sokakta Pornografi
Efendi hazretleri çok keskin bir tasvîr yapar: “Bildiğiniz teşhîr de değil artık bunlar. Bildiğiniz dışarıda izliyorsunuz. Millet otobüste sevişiyor, trende sevişiyor, yolun kenarında sevişiyor, yolda sevişiyor, banklarda sevişiyor, pastanelerde sevişiyor, ticarethânelerde sevişiyor, ne bileyim alışveriş merkezlerinde sevişiyor. Bildiğiniz pornografi izliyoruz. Teşhîr geçti.” Sekiz farklı kamusal mekânda sevişme — bu, mahremiyetin tamamen kaybolduğu çağın somut tasvîridir.
Efendi hazretleri kişisel bir şikâyet ekler: “Yâ bana görünüyor bunlar. Ben sokağa çıkamıyorum. Nasıl çıkıyor insanlar bilemiyorum. Bir 50 adım, 100 adım bir yere gidecek oluyorum. Kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum.” Bu, Nûr 30’un mü’min erkeğe emrettiği “gözlerini sakınması” emrinin uygulanma zorluğunun otobiyografik tezâhürüdür. Resûlullâh: “Birinci bakış sana, ikinci bakış aleyhinedir” (Müslim, Edeb 45) buyurmuştu.
Efendi hazretleri bunu yapanları teşhîs eder: “Bunlar hidâyetten nasîbi olmayan, îmândan nasîbi olmayan ve İslâmî bir hayâttan, İslâmî bir tesettür sisteminden haberi olmayan sanatçısı gibi dolaşan — sanatçı da diyemeyiz onlara. Bugün şarkıcılarımız, türkücülerimiz, türkücüler demeyeyim de — orta yerde konsere çıkanlar belli.” “Sanatçı” sözcüğü tartışılır — sahte sanatın asıl vasfı reddedilir.
Bikiniyle Konser, Tesettürlüye Saldırı: Tezatlar
Efendi hazretleri çağdaş tezâdı sertçe ortaya koyar: “Bikiniyle konsere çıkıyorlar ve bunu özgürlük diyorlar. Ve bu Müslüman halkın çocukları da ne yazık ki onlara gidiyor. Artık onlar da nasıl gidiyorsa bu son dönemlerde örtülü kadınlar da kızlar da gitmeye başladı. İzlemeye gidiyor herkes ve hiç kimse de buna bir şey demiyor.” Bu, Müslüman gençlik üzerindeki kültürel asimilasyonun bir tezâhürüdür. Örtülü kız bile bikinili konsere gidebiliyor — kıyâfetin manâsından kopuk bir hâl.
Efendi hazretleri çift-standardı teşhîr eder: “Bir çarşaflı bir kadın yolda yürüyünce herkes ona hakaret ediyor. İnsanlar ona hakaret gözüyle bakıyor. Hakaret bakışlarının altında yürüyor. Sakallı bir kimse — böyle kadınlar belli, böyle seslerini duymuyorum zâhiren — sakala laf söylüyorlar. Laf söylüyorlar. Erkekler laf söylüyor. Kendi içlerinden laf söylüyorlar.” Bu, Resûlullâh’ın hadîsini yankılar: “Müslümanın garîb olduğu zamanlar gelecek; o zaman dîne sımsıkı sarılan, kor ateş tutan gibi olacak” (Tirmizî, Fiten 73; Müsned-i Ahmed).
Efendi hazretleri sertçe sonuca varır: “Sakallı, cübbeli veyâhud da örtülü, tesettürlü bir kadına bildiğiniz saldırı var. Manevî olarak da, zâhirî olarak da. Ve herkes suskun. Ama bir kendisini sanatçı adı takılan pornografi elemanı şarkıcıyım diye çıkıyor. Ona hiç kimse bir şey demiyor ve izleyicisi çok. Düşünebiliyor musunuz? Satın alanı çok.” Tezât: tesettürlüye saldırı serbest, pornografiye saldırı yasak. Hukûkun ve toplumun çift-standardı.
Sapkına Değer Veren Sapkındandır: Beraberlik İlmiği
Efendi hazretleri çok mühîm bir akîdeye geçer: “Bunlar sapık, bunlar sapkın ve bunlar hayvandan daha aşağı bir varlık. Değer verenler, kıymet verenler hayvandan daha aşağı bir varlığa kıymet verdiklerinden dolayı kendileri de aynı statüde.” Bu, “kişi sevdiği ile berâberdir” hadîsinin (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165) tezâhürüdür. Bir kimseye değer vermek, onun kategorisine katılmak demektir.
Efendi hazretleri prensibi çeşitli misâllerle açar: “Siz sapkın bir kimseye değer verirseniz siz de sapkınlardansınız. Kumarbaza değer verirseniz siz de kumarcılardansınız. Siz ayyaş bir kimseye değer verirseniz siz de ayyaşlardansınız. Siz Kur’ân’a küfreden bir kimseye değer verirseniz siz de aynısınız. Siz Kur’ân’a karşı gelen bir kimseye değer veriyorsanız siz de aynısınız. Değişen bir şey yok.” Beş tip kötü-kişi: sapkın, kumarbaz, ayyâş, Kur’ân’a küfreden, Kur’ân’a karşı gelen. Hepsine değer veren aynı kategoride.
Efendi hazretleri pozitif tarafını da koyar: “Siz Allâh ve Resûlüne dost olan bir kimseye dost olduysanız Allâh’a dostsunuz. Siz Allâh ve Resûlünü çok seven bir kimseyi siz de sevdiyseniz, evet, siz de Allâh’ı çok sevdiniz. Bunun karşılığı: Allâh ve Resûlüne düşman olana sen dost olursan sen Allâh’a düşman oldun.” Bu, Mâide 51 ve 80’in hükmüdür: “Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır.” Dostluk-düşmanlık zincirleme intikâl eden bir hâldir.
Efendi hazretleri zikrullah-merkezli bir mîzân koyar: “Sen Allâh’ı zikredene dost olursan Allâh’a dost oldun. Sen Allâh’ı zikredene düşman olana dost olursan sen Allâh’a düşman oldun.” Sülûk yolunda zikrullah ehline gösterilen tutum, kişinin Allâh’a karşı duruşunu da belirler. Düşmanlık zincirleme uzanır.
Hz. Pîr Mevlânâ: “Neyi Seviyorsan Osundur”
Sohbet Hz. Pîr Mevlânâ’nın klâsik beyitleriyle taçlanır: “Düşünebiliyor musunuz? Evimizde, çarşımızda, iş yerimizde, memleketimizde dolaşan insan, kimle dostsun? Kimi seviyorsun? Sevdiğin nerede dolaşıyor? Neyi seviyorsun? Neyi? Hazret-i Pîr başka bir Mesnevî’nin beytinde ‘Neyi seviyorsan osundur’ der.” Hz. Mevlânâ Mesnevî’de bu prensibi çok kez tekrarlar: “Sen sevdiğin şeysin; eğer Allâh’ı seviyorsan O’nun yansımasısın” (Mesnevî 1. cild).
Sohbetin nihâî hükmü dört kademeli bir denklem olarak konur: “Sen kâfiri seviyorsan kâfirsin. Sen mü’mini seviyorsan mü’minsin. Sen Allâh dostunu seviyorsan Allâh dostusun. Başka bir şey değil.” Üç senaryo:
- Kâfiri sevmek = Kâfir olmak (Mâide 51 — “Kim onları dost edinirse o da onlardandır”)
- Mü’mini sevmek = Mü’min olmak (Hucurât 10 — “Mü’minler ancak kardeştirler”)
- Allâh dostunu sevmek = Allâh dostu olmak (Yûnus 62-63 — “Allâh’ın velîlerine korku yoktur”)
Hz. Pîr Mevlânâ’nın bu beyti tasavvuf yolunun en önemli ölçülerinden biridir; sevgi denetlenmediğinde, sevdiğinizin kategorisine kayboluyorsunuz. Çağdaş Müslümanın “kâfir-içeriği” tüketimi (filmler, sanatçılar, modalar) zincirleme bir asimilasyon mekanizmasıdır.
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm — Tesettür ve Mahremiyet: Nûr 30 (“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini sakınsınlar ve mahrem yerlerini koruksinlar”); Nûr 31 (“Mü’min kadınlara söyle: Gözlerini sakınsınlar… Süslerini açmasınlar; başörtülerini yakalarının üzerine kadar sarkıtsınlar”); Ahzâb 33 (“Evlerinizde oturun; ilk câhiliye dönemi kadınları gibi süslenip dışarı çıkmayın”); Ahzâb 59 (“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerini üzerlerine örtmelerini söyle”).
- Kur’ân-ı Kerîm — Dostluk-Düşmanlık: Mâide 51 (“Ey îmân edenler, Yahudîleri ve Hıristiyanları dost edinmeyin; sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır”); Mâide 80 (“Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiğini görürsün”); Mücâdele 22 (“Allâh’a ve âhiret gününe inanan bir milletin Allâh ve Resûlüne karşı duranlarla dostluk yaptığını görmezsin”); Tevbe 23 (“Eğer babalarınız ve kardeşleriniz îmânı küfre tercîh ederse onları dost edinmeyin”); Hucurât 10 (“Mü’minler ancak kardeştirler”); Tevbe 71 (mü’minlerin birbirinin velîsi olması).
- Kur’ân-ı Kerîm — Sapkınlık ve Hayvanlık: A’râf 179 (“Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha sapıktırlar”); Furkân 43-44 (“Hevâsını ilâh edineni gördün mü? Onlar ancak hayvanlar gibidir”); Câsiye 23 (aynı konu); Hac 73 (sineği yaratamayan ilâhları); Tîn 4-5 (“İnsanı en güzel sûrette yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik”).
- Hadîs-i Şerîfler — Garîblik ve Çağ: “İslâm garîb başladı, garîb hâle dönecektir; müjdeler olsun gariblere” (Müslim, Îmân 232; İbn Mâce, Fiten 15); “Müslümanın garîb olduğu zamanlar gelecek; o zaman dîne sımsıkı sarılan, kor ateş tutan gibi olacak” (Tirmizî, Fiten 73); “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kişi kazandığının helâl mi harâm mı olduğunu önemsemeyecek” (Buhârî, Büyû’ 7); “Çağın sonunda gerçek mü’minlerin azalması” hadîsleri (Müslim, Fiten 4).
- Hadîs-i Şerîfler — Sevgi ve Birlik: “Kişi sevdiği ile berâberdir” (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165 — el-mer’u meal-men ehabbe); “Bedeninizi gemiye yapışmış kalın bir paslı zincir gibi sıkı tutmadığı sürece tövbeniz kabûl edilmez” (Buhârî, Tövbe 1); “Birinci bakış sana, ikinci bakış aleyhindir” (Müslim, Edeb 45 — bakış-fitnesi); “Mü’min mü’minin aynasıdır” (Ebû Dâvûd, Edeb 49).
- Hz. Pîr Mevlânâ ve Mesnevî: “Neyi seviyorsan osundur” — Mesnevî’nin pek çok bahsinde tekrarlanan prensip (1. cilt 30-30. beyit civârı); “Aşk ehli olan kişi aşkıyla bir olur” — Dîvân-ı Kebîr; “Hangi tarafa baksan o tarafa benzeyiş kazanırsın” — Fîhi Mâ Fîh; Hz. Mevlânâ’nın çağdaşları arasında Şems-i Tebrîzî’nin etkisi ve “Sevdiğin sensin” prensibinin dîvânlarındaki tezâhürleri.
- Tasavvufî Edebiyâtta Beraberlik: Yûnus Emre’nin “Hak’tan içen kandırır, halktan içen yandırır” şiiri; Hacı Bayrâm-ı Velî’nin “Kim sever ise o seveni” beyiti; Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin “Ahlâk ve Edeb” risâlesi; Niyâzî Mısrî’nin “Sevdiğin nedir, neyi sevdin Cânân’dan?” Dîvânı; Hacı Bektâş-ı Velî’nin “Edeb yâ Hû” düstûru.
- Çağdaş Türkiye’de Tesettür ve Saldırı: 28 Şubat 1997 darbesi ve sonrası — başörtülü kadınlara üniversite ve kamu kurumlarında uygulanan baskı; “İmamların Kıyâfetlerinin Fotoğrafları” tartışması; sokakta tesettürlü kadınlara yönelik sözel taciz; “çarşaflı kadın” üzerine 2000’lerden günümüze yapılan toplumsal yorumlar; medyada başörtüsünün temsîli.
- Çağdaş Bikinili Konser ve Müslüman Gençlik: Türkiye’de 2010-2025 arası popüler müzik konserlerinde sahne kıyâfetleri tartışmaları; Müslüman gençliğin pop kültürü tüketim alışkanlıkları; örtülü gençlerin konser-festival katılımı; “kıyâfet ile manâ” arasındaki kopukluk üzerine gözlemler.
- Tasavvufî Istılâhlar: Garîb (yabancı, çağa ait olmayan); melânet (kötülük, sapkınlık); teşhîr (gösterip sergileme); sapkın (yoldan çıkmış); pornografi (cinselliğin sergisi); sevme-katılma prensibi (kişi sevdiğiyle berâber); dost-düşmân ayrımı; el-velâ’ ve’l-berâ’ (dostluğa ve düşmanlığa lâyık olanlar); zincirleme intikâl.
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Çağdaş toplumda mü’min kimliği, tesettür-teşhîr ve sevgi-akrabalığı ekseninde verdiği — sertçe ve teşhîrî bir sosyal eleştiriyle başlayan, Hz. Pîr Mevlânâ ile bağlanan — yoğun bir derstir. Açılış noktası: çağdaş kentsel hayâtta dînini muhâfaza etmenin “kabir azâbı gibi” olması. AVM’lerde, çarşılarda, sokaklarda mü’minin gözünün-kulağının imtihânı. “Çıplaklar kampında dolaşıyor sanki” tasvîri. Kadınların yatak odasında giyecekleri kıyâfetle dışarıda dolaşmasının “özgürlük” diye sunulması. Teşhîrcilik aşılmış, dışarıda pornografi izleniyor — otobüs, tren, bank, pastane, AVM gibi 8 farklı kamusal mekânda mahremiyetin yokluğu. Çift-standartın teşhîri: çarşaflı kadına-sakallı erkeğe-cübbeli adama-tesettürlü kadına saldırı serbest, ama bikiniyle konser veren sanatçıya kimsenin bir şey diyememesi. Sohbetin orta-noktası önemli bir akîdeye geçer: kişi sevdiğinin kategorisine girer. Sapkına-kumarbazına-ayyâşına-Kur’ân’a-düşmana değer veren onların kategorisinde sayılır. Allâh ve Resûlüne dost olana dost — Allâh’a dosttur. Allâh’ı zikredene düşman olana dost — Allâh’a düşmandır. Sohbetin kemâl noktası Hz. Pîr Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki “Neyi seviyorsan osundur” beytidir: kâfiri sevmek = kâfir olmak; mü’mini sevmek = mü’min olmak; Allâh dostunu sevmek = Allâh dostu olmak. Sohbet sevgiyi ahlâkî bir kimlik-belirleyici olarak ortaya koyar.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Her türlü melânetin yaşandığı bir toplumda dînini muhâfaza edip yaşamaya çalışmak kabir azâbı gibi | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Sülûk, Silsile, Aşk, Nûr, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı