Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Vezir halvetteydi. Halvette olduğundan dolayı müritler de onun halvet-
ten çıkması için yalvarıyorlardı.
“Hepsi de dedi ki: “A bizi kırmaya reva gören hakim, bize şu düzeni
yapma, bu cefayı etme bize.”
Hani vezir kendisi halvette, halvetten dışarı çıkmıyor, yüzünü göstermiyor, hiç kimselerle konuşmuyor. Halvet adaplarındandır. Bir kimse itikafa girerse çenesini kapatır. Bizim Allah rahmet eylesin, şeyh efendi hazretleri, itikafa giren bir kimsenin dünya kelamı konuşmasını yasakladı. Beni yasaklarda bilmiyorum başkasına ne yaptı da dünya kelamı konuşmak yasak, hayvansal gıda yemek yasak, güneşe çıkmak yasak, cemaatin içerisine çıkmak yasak, günlük normal derslerini beşer yüz tane çıkarıp üç gün yetmişerbin tevhit çekiliyor. Dördüncü gün Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini görürsen, on bin salavat ı şerife, beşinci gün ya Allah, yedinci gün tevhid, sekizinci gün yine ya Allah yüzbin tane, ya Allah’lar yüzer bin tane, böylece on günlük itikaf bitiyordu. Dünya kelamı konuşmak yok, yağlı gıda yemek yok, tuzlu yemek yok, etli hayvansal gıdalar yemek yok, az yemek var. işte üç lokma, beş lokma. Öyle bir tabak yemek yemek yok. Öyle kocaman bir kase çorba içmek yok. Öyle şey yok. Bunların hepsi de yasak ve miridanın önüne çıkmak, dervişlerin önüne çıkmak yasak. Çıkarken, güneşe çıkarken başından aşağı siyah bir tane örtü atıyorsun. O siyah örtü ile çıkıyorsun, güneşe çıkmak da yasak. işte müritler bu haldeyken, vezire yalvarıyorlar. Dışarı çık.
“Hayvana çekebileceği yükü yükle.”
Bize diyorlar, müritler diyorlar ki bize çekebileceğimiz yük yükle. Bu bir de şeydir. Bu o kimsenin görüşüdür. Hikmet erbabı, bir kimsenin çekebileceği yükü yükler. Bu o kimsenin, hikmet erbabı olduğunu gösterir. Ders verilirken de müridin çekebileceği kadar ders verilir. Bunda Sünnet i Resulullah’a tâbi olup, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği sayılarda genel olarak başlanılır ders çekmeye. Sonradan o rüyasına göre, durumuna haline göre, onun dersi değişmeye başlar tasavvufta. Eğer siz bir kimsenin çekemeyeceği bir yükle o kimseyi yüklerseniz, o kimseyi yoldan soğutursunuz. O kimseyi yapacak olduğu işten bıktırırsınız. Hani Cenab ı Allah Hadis-i Kutsi de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine buyurmuş ki ‘Allah yazmaktan bıkmaz, siz işlemekten u sanırsınız’ der. Cenab ı Hak sizin amellerinizi yazmaktan bıkmaz usanmaz ama insanoğlu ameli işlemekten bıkar. O yüzden tez koşup çabuk yorulmayın. Sufiliğe adım atanlar, hızla böyle çok ders çekmek isterler. Hızla merdivenlerin üstüne doğru tırmanmak isterler. Haris olurlar ama tez koşan çabuk yorulur. Bırakabilir o kimse. Bıkınca da Allah muhafaza eylesin o manevi halakadan nefsine uyup uzaklaşabilir. Ölünceye kadar ders yapılacak. Önemli olan bu, ölünceye kadar namaz kılınacak. Çünkü ayet-i kerimede ‘sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadete devam et.’ Orda yakin ismi kullanılır, sana yakinlik hasıl oluncaya kadar Allah’a karşı ibadette, iyi ameller işlemeye devam et. Sakın ha kendinizce ben yakin oldum deyip de amel ve ibadetleri terk edenlerden olmayın. Tabii burdaki yakinlikten müfessirlerin hepsinin de anladığı şey ölümle alakalı, orada ölümden bahsetmemiş ayeti kerimede ama bütün müfessirler bunu ölüme bağlamışlar. O zaman o kimse birine karşı bu normal günlük hayatınızda da yapamayacağı bir işi, kaldıramayacağı bir yükü etrafına söyleme. Bu sufilikte hizmette de sözkonusu olur. Bir kimsenin işi var, o kimseye sen işinden feragat ettirip de bir iş yaptırmaya kalkarsan, adamı işinden edersin. Yapamayacak onu, ona bir şey söylemezsin.
Fabrikada adam sekiz- beş çalışıyor. Sekiz beş çalışan bir kimseye kalkıp da bir iş buyurulmaz. Onun kaldıramayacağı bir yük yükleme. Adamın evinde iki odası var. Sen ona beş misafir gönderme. Kaldıramayacağı bir yükü onun üzerine, omuzlarına verme. O kimse asgari ücretle çalışıyor veyahut da binbeşyüz lira maaş alıyor. Sen ona kalkıp da iki liralık iş buyurma. Bir kimsenin kaldıramayacağı yükü buyuran insan ferasetsiz insandır. O kamil bir kimse değildir. Ferasetli insanlar, etrafındaki insanların kaldıramayacağı yükle yüklemezler. Feraset kimde olur? Allah’ın nuru ile bakanda olur. Allah’ın nuru ile bakmak noktasına ne ile gelinir? Farzları
yerine getirip, haramlardan uzak durulup, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşmakla elde edilir. Yolu bu. O zaman o feraset ehli olacak. Feraset ehli olabilmesi için o kimse haramlardan uzak duracak, farzları yerine getirecek, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşacak ki o Allah’ın nuru ile baksın. Hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyurdu ki ‘Müminin ferasetinden çekininiz. Müminin ferasetinden çekininiz, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.’ O zaman sende feraset var ise bir kimsenin çekemeyeceği yükü verme. Sende feraset varsa, harçlık vereceksin çocuğuna. Çocuğuna bir lira harçlık verecekken, on lira verirsen, ona çekemeyeceği yük verdin, çocuk şaşırır on lirayla. Sen yüz lirayı idare edemeyen bir kimseye bin lira verirsen şaşırttırırsın onu. Sebebi sen olursun, sen iyilik yaptığını zannedersin ona. Ferasetsizsin ya ferasetsiz olduğundan ona iyilik yaptığını zannedersin. Halbuki o batıracak o parayı. Neden? O para idare etmesini bilmiyor. Sen hayatında yüz lira, yüz bin lira idare edemeyen kimsenin emrine bir trilyon verirsen, arama o parayı, o paranın peşine düşme. Neden? Yahu hayatında yüz lira idare etmemiş ki bir trilyon idare etsin. Sen ona iyilik yaptığını zannediyorsun, değil. Sen ona kötülük yaptın. Onu kötü yola düşürdün. Sen ona o parayı vermekle, onu kötü yola düşürdü. Bakın burda ferasetsizlik giriyor. O zaman bir kimsenin kaldıramayacağı yükü yükleme üstüne. Sen ona iyilik yaptığını zannediyorsun. Hayır, sen ona kötülük yaptın. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden burada feraset ehli olmak, feraset ehli olaraktan insanların kaldıramayacağı yüklerle onları yüklememek. Hayatında iki kişiyle arkadaşlık yapamamış bir kimseyi sen bir yere çavuş tayin ediyorsun. Burdaki arkadaşlara sen ders yaptır diyorsun. Ya bu adam ömründe, hayatında iki kişiyle geçinememiş ki! Kim onun en samimi arkadaşı, kim onun en samimi arkadaşı? Filanca. Neden yanında değil? Neden onun yanında değil? Dost, dostun yanında olmaz mı? Arkadaş, arkadaşın yanında olmaz mı? Alınıyorlar, kızıyorlar yirmi yıllık, otuz yıllık bana arkadaşınızı gösterin dediğimde. Alınıp, kızmayın. Otuz yıllık bir dostluğunuz var mı birisiyle? Dediğim dostluk ama. Daha sen of demeden of diyeceğini anlayayıp koşan kimse dost. Dost o. O zaman feraset ehli olmak. Feraset ehli olmak olunca, feraseten, kimin sevileceğine de bakarsınız. Feraset ehli. Siz sevilmeyecek bir kimseyi severseniz ona da zulmetmiş olursunuz. Siz hiç sevilmeyecek bir kadını sevdin erkekler olarak, zulmettin kadına. Neden? O ona layık değil, perişan olacak. Sevilmeyecek bir adamı sevdin, perişan ettin adamı. Neden? Ezilecek onun altında. Nerden geldiğini anlayamayacak, şapşallaşacak kaçacak gidecek. Her şeyin hakikatini görüp ona göre davranma, eşyanın hakikatine vakıf olup ona göre davranma. insanların konumlarına, durumlarına
göre davranma. Feradettir bunlar. Sen palas pandıras dolaşan, palas pandıras konuşan, palas pandıras yiyip içen bir adamla bir yere gidebilir misin? Gidemezsin. Rezil eder seni. ikide bir de laf kesen, söz kesen, çok bildiğini söyleyen, kavga çıkaran bir kimseyle nereye gideceksin? Feraset ehli, onu yanında taşımaz. Valiye gideceksin, bir derdin var. Adam palas pandıras konuşuyor. Yanında götürebilir misin onu? Götüremezsin. Olacak olan işi bozar öylesi, tert. O kendince doğru yaptığını, doğru söylediğini söyler ama. Ya sen valiye madem bir şey söyleyecektin, kendi başına gidip söyleseydin. Ne gidip kendi başına gidip söylemedin. Buraya da bir siyasetçilerden bir başbakan yardımcısı gelmişti ya uğurluyoruz dışarı. Adamın birisi tuttu, ooo bir sürü laf söylüyor dışarda. Ya kardeşim, git başka yerde söyle, burda bizim misafirimiz. Senin bizim misafirimize kalkıp da laf söylemeye hakkın var mı! Ferasetsiz!
O zaman ferasetle insanların kaldırabileceği konumuna ve durumuna göre hareket etmek, erdemliliktir. Buna ölçü, bir gün geldi Hz. Aişe annemize bir kimse şey’enlillah dedi. Ondan sonra ona bir şeyler verdirdi hizmetçisine gönderdi onu. Başka bir kimse geldi, şey’enlillah dedi onu da içeri davet etti. Sofra kurdurdu. Hizmetçisi dedi ki ey anneciğim, iki farklı davranış, ikisi de şey’enlillah dedi. Buyurdu ki ‘ben sevgilim ve Peygamberim olan Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’den, insanların, insanların konumuna göre davranmayı öğrendim.’ Demek ki insanların konumuna göre davranacaksın. Bir kimsenin çekemeyeceği bir yükü, onun üzerine yüklemeyeceksin. Bir kimsenin yapamayacağı bir işi ona söylemeyeceksin, işi ehline vereceksin. Bu konuda feraset sahibi olacaksın.
“Arıklara güçleri götüreceği kadar iş buyur.”
Hani bu suyun gittiği yerleri arık denir ya, bilirmisiniz arığı siz, evet unuttuk ama biz bunları biraz değil mi sulamak için arık açarlar, böyle nehirden, gölden veyahut da artezyenden gelen suya arık açarlar, tarlanın içerisinde, o suya yön veriler. E sen normalde şimdi örneğin işte üçlük dörtlük su çıkıyor, üçlük dörtlük çıkan suya birlik arık yaparsan, taşar o, bendi yıkar veya beşlik su çıkıyor. Beşlik çıkan suya sen küçücük arık yaparsan, o bentleri yıka yıka, yara yara gider. O zaman arığına göre su ver. O kimsenin kanalı ne kadar kaldıracak. Sen kalkar da Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretlerinin dediği gibi, süt içecek olana et yedirsem tıkarsın onu. O süt içecek önce, sonra ekmek yemeye başlayacak. Sonra et yiyecek. E sen, süt içecek olan kimseye eti tıka, boğ, at kenara. Kendince iyilik yapıyorsun ama sen. Olmadı, ferasetsiz davrandın. Ferasetli davran. Arıklara ona göre su ver. Dervişlere ona göre su var.
Burdaki su nedir? Zikirdir, maneviyattır, feyizdir. Sen dervişe normalde vanayı açmak maharet değildir. Onu karşıdaki dervişin kaldırıp kaldıramayacağını bilmek maharettir. O kimseye fazla ders verirsin, arığı açarsın. O kimse eşinden, işinden aşından olur. Ondan sonra da dersin ki kaldıramadı o. Sen neydin onun başında? Sen neydin onun başında? Sen neydin, onu meczup hale getirinceye kadar ona ders vermek? Sen neydin başında o halde olmayan bir kimseye kalkıp da rabıta vermek? Sen neydin başında o kimsenin kaldıramayacağı bir enerjiyi ona yükledin? O isteyecek. Derviş ister ki her gün bulutların arkasından Allah’la konuşsun. Derviş ister ki her gece hal görsün, rüya görsün, oooo duvarın arkasını görsün, kalbinden geçenleri görsün. ister bunu bütün dervişler, var mı istemeyen? Yok ama ona hazır mı değil mi onu bilen yok. O derviş kendince ben buna hazır mıyım diye bilmez ki! Bazen tarif ederim yanında kulağının ucunda hüüü diye bir ıslık, bitti! Yorganın altında yatacak yer arar. Onu görmez ki derviş kendince. Bir korku girer içerisine, bir korku girdi mi ders çekmez bir daha. Şişşt yaparlar, biter gecenin yarısında. Bir tıkırtı mutfaktan, bitti, gece bitti! Sen ona kalk, kaldıramayacağı bir ders ver. iyi yolda yürürken gözünün önüne tak bir cinni taifesinden birini gördü. Ne yapacak o? Ah yattı böyle uzattı ayaklarını da ay ne kadar güzel, birisi geldi güüm ayağına vurdu. Sen nasıl edepsizsin, böyle ayaklarını uzataraktan yatıyorsun dedi. Hadi uyusun sabaha kadar uyuyacaksa. Ondan sonra sabah dört arıyor güldür güldür, ayağımın altında çürük hala daha duruyor, benim ayağımın altına vurdular. E vururlar! Uzatma, sen cennette mi yaşıyorsun, ayaklarını uzatıyorsun! Bu işler edeb ister edep ister! O zaman arığın kaldıracağı kadar su vereceksin. Bahçeyi sulayan bahçıvan ne yapar? Arığın ne kadar su kaldıracağını bilir, ona göre suyu açar. Neden? Bendleri yıkmasın. Bendi yıkar giderse, sulamanın bir anlamı kalmaz.
“Her kuşun yemi kendi miktarıncadır. Her kuş, bir inciri bütün ola-
rak yutabilir mi?”
Her kuşun yemi kendi fiziki büyüklüğüne göredir. Sen bülbüle götür kocaman bir yem koy, bakalım yiyecek mi? Boğulur gider boğazında kalır. Bülbülün yemi ile karganın yemi aynı mı? Bülbülün yemi ile kartalın yemi aynı mı? Bülbülün yemi ile akbabanın yemi aynı mı? O zaman feraset sahibi ol. Bülbüle bülbül yemi ver, kartala kartal yemi ver, şahine şahin yemi ver. E kuş sürüsü ya, akbabası da olacak, akbabaya da leş lazım. Onun da salacaksın yakasını, gidecek leşi bulacak o. Bir dergahın içerisinde hepsi de vardır. Bülbül gibi şakıyanı da vardır karga gibi öteni de vardır. Kartal olduğu gibi akbabası da vardır. Vardır hepsi de. O zaman sen feraset sahibi ol, herkesin yemini ona göre hazırla. Sen şahine leş yedirebilir misin? Yemez.
Sen bıldırcına çok afedersin, çok afedersiniz tezek yedirebilir misin? Yemez. Hadi bülbülün önüne tezek koy bakalım, yiyecek mi? Yemez. Bülbülün tezekle ne işi var? Bülbülün tezekle işi yok. O zaman her kuşun cinsi ayrı olduğu gibi kuştur ama kendi aralarında cinsleri ayrıdır, yemleri de ayrıdır. Sufilik de öyledir. Her sufi aynı yemi yemez, hepsi de kendi cinsine göre yem yer. Herkes sohbetten kendi cinsine göre alır, kendi cinsine göre alır herkes. Bu işin sırrı da odur.
“Çocuğa süt yerine ekmek verirsen, yoksun çocuğu ekmek yüzünden
Çocuğa süt ver. Çocuğa sen ekmek verirsen çocuk boğazında kalacak, ölecek gidecek çocuk. Ferasetsiz. Hani neden yeni doğum yapan kadınların yanına muhakkak bir teyzesi, halası, annesi, birisi gelir. Tecrübelidir ya o, o tecrübeleriyle ne yapar? O yeni doğum yapmış kadına tecrübelerini aktarır. Yavrum şimdi emzir. O devamlı emmek ister. Beş dakikada bir emecek. Onun midesi küçücük daha, yarım çay bardağından doyar o. Eee? O habire emecek, onu yatır yanına, habire emsin o. Ne zamana kadar? iki yıl boyunca emecek o. Nerde şimdi çocuklar emecek anneyi nereden bulacaklar şimdi? Ya çalışıyorlar, ya işe gidiyorlar, ya kadınlar fizikimiz bozulacak diyorlar emzirmiyorlar. Bir tuhaf oldu insanlar, bir alem oldu. E o çocukların psikolojileri bozuluyor. O çocukken annenin kokusuna doyacak çocuk. Akıl baliğ oluncaya kadar çocuk ana kokusuna doyacak, doyacak! E çocuk akıl baliğ oluncaya kadar ana kokusunu nereye doyacak. Duymuyor bile, görmüyor bile. Dört yaşına geldi mi haydi kreşe. Ne? Çocuğumuzu kreşe verdik. Çok matah bir şey yaptınız. Bir de övünülecek bir şey oldu bu. Övünülecek, hava atılacak bir şey. Çocuğu kreşe gönderiyoruz. Matah bir şey yapıyorsunuz, bakamadınız. Bir anne baba çocuğa bakamadı. Dedesi var, nenesi var, teyzesi var, halası var. Bakamadılar bir çocuğa. Ya? Kreşe verdiler. Çocuk anaya hasret. Lan zaten babaya hasret zaten, adam para kazanacağım diye uğraşıyor. Eee, üstüne bir de anaya hasret. Nerde çocuk? Kreşte. Nerde çocuk? Ana okulunda. Üç yaşındaki çocuk kreşte, üç yaşındaki çocuk kreşte! Çocuklar sevgisiz büyüyor, sevgisiz büyüyünce on yaşına, oniki yaşına, onbeş yaşına gelince çocuk aykırı, çocuk sinirli, çocuk stresli, çocuk uyumsuz. Sebep? Annesiz çünkü. Annesiz! Çocuk o psikolojik boşluğunu doldurabileceği bir yer yok. Çocuğun psikolojik olarak anne duygusunu alabileceği, doldurabileceği bir yer yok. Nerde? Kreşde. Kim bakıyor? Orda bir tane bakıcı bakıyor. Aaaa, çocuk üç yaşında sübhanekeyi okudu! Çocuğa bakıyorum ben, mimiklerine bakıyorum, çocuk üç yaşında psikolojisini bozmuş. Annesizlikten. Allah muhafaza eylesin. O zaman süt verilecek olana süt vereceksin. Feraset sahibi olacaksın. Eğer o ferasete sahib
olmazsan, doğacak olan sonuç, sana ait. Kendi ellerinizle ektiğinizi biçeçeksiniz. Çocuklarınızı ellerinizle götürdünüz kreşlere, çocuklarınızdan sevgisizlik biçeceksiniz. Çocukları götürdünüz yatılı yerlere, küçücük çocukları anneden, babadan, aileden uzaklaştırdınız. çocuklardan sevgi biçmeyeceksiniz, intikam biçeceksiniz.
Çocuk gece gök gürüldediğinde annesinin koynuna sığınacağına, sığınacak bir koyun bulamadı, yatağın içerisinde tek başına kaldı, korktu o çocuk. O çocuk büyüdüğünde diyecek ki on yaşındaydım beni yurda vermişlerdi. On yaşındaydım beni yatılı göndermişlerdi. Evde o kadar fazla mıydım da beni gönderdiniz. Ben her gece korkarak yattım diyor. Anlatıyor, bana anlatıyor. Kız diyor ki bana ben her gece diyor, korkarak yattım. Şimdi diyor her gece onlar korkarak yatacaklar. Ben kiminle, hangi erkekle yatacağıma, hangi erkekte sabahlayacağımı düşünerekten diyor, korkarak yatacaklar diyor. Beni bekleyecekler kapının önünde diyor. Bunu söyleyen 22-23 yaşındaki kız çocuğu. intikam alıyor annesinden babasından. Haksız mıyım dedi bana. Dedim kendine yapıyorsun. Kendine yapıyorsun. Onlar bir hata işlemişler, sen kendine yapıyorsun. Aynı şeyi erkekler için de. Bırakmışlar çocuğu başıboş. O yurttan o yurda. O yurttan o yurda. O yatılıdan o yatılıya. Çocuk intikam alıyor anne babasından. Böyle koltukta oturuyorlar, üçlü koltukta, döndü babasına, babalığın şimdi mi aklına geldi dedi babasının yüzüne. Beni dedi dokuz yaşında yatılı gönderirken babalığın nerdeydi aklın dedi. Bitti, bitti! Ama biz çocukları vali edeceğiz ya! Biz çocuklar dünyanın en başarılı eğitimcisi yapacağız yani bir sürü üniversite bitecek o çocuk. Allah bizi iyi ede
“Fakat dişleri çıktı mı artık gönlü kendiliğinden ekmek arar.”
çocuğun dişleri çıktı mı gönlü kendiliğinden ekmek arar. Sufinin dişleri çıkınca gönlü kendiliğinden ekmek arar onun. Sufi normal dersini yapıyor, pişmeye başladı artık, olgunlaşmaya başladı. Onun gönlü ister artık iyice hakikatten. O rüyasında alırlar götürürler, o şu esmayı çekeceksin. Sabahına gelir o. Der ki bu esmayı çekmemi söylediler. Siz geldiniz, karşımda oturdunuz, bana böyle esma çektirdiniz. Harika, demleniyor. E bu hale gelmeyene sen onbin tane ya Allah çekeceksin, hııı? Namazlardan sonra da yirmi dakika öyleeee şeyhini ondan sonra rabıta edeceksin. Yirmincinin sonunda da ımmm yapacaksın! Bu 20 dakikanın sonunda oluyor ama! Görüyor ya yanındakini, yanında şimdi birisi böyle duruyor. Reyhan’da, Reyhan Camisi var ya ordaki pazar yerinde, bunu böyle şey değil, yani pazar yerindeki cami, ikindi namazını kıldık, her ikindi namazından sonra iki üç kişi kalıyorlar. Böööyle rabıtaya duruyorlar. Ben de takılmayayım, namazı kılıp çıkıyorum. Takılmayayım, namazı kılıp çıkıyorum. Ondan sonra bir
de o gün takılmamın sebebi böyle bir de göz ucundan bakıyorlar. Yani sen bir de ehl-i tasavvuf olacaksın, hani sen burda, camide kalmıyor, rabıtaya bakmıyorsun, hani biz rabıta yapıyoruz. Bir iki öyle bakmaya başladılar. Gene takılmıyorum. Geldi artık bana. Gene böyle bir bakış fırlatınca omuzundan vurdum. Gördüğünü söyle bana dedim. Bu kaldı. Sakın yalan söyleme dedim. Sakın yalan söyleme! Böyle baktı, dedim boş boş düşünüyorsun. Başka bir şey değil. Şeyhini de düşünmüyorsun dedim. Sen de benim gibisin dedim. Alamadım, satamadım çekler gelmedi deyip durursun dedim. Bu sustu. Bir de dedim ben kalkıyorum diye dedim beni dedim hor hakir görüyorsun dedim. Senin gibi rabıta yapıyormuş gibi durup da alamadım satamadım, çek gelmedi, şu gitmedi, bu gitmedi demektense dedim ben kalkıp gitmeyi tercih ediyorum dedim. Böyle baktı. Bu dedim rabıta değil. Bir de dedim yirmi dakikanın sonunda ımm yapıyorsunuz değil mi dedim ben. Dedim ne hikmetse bu cezbe dedim yirmi dakikanın sonunda geliyor dedim. Ya bu beş dakikada gelmiyor, üç dakikada gelmiyor. Gelmiyor bu bir türlü. Cezbe orada duruyor. Duruyor orada! Ne zaman böyle herkes ona bakacak, ne zaman ilgi çekecek o, bir sayha çıkarır! Tabi bu kadınlarda da vardır, erkeklerde de. Ona gidip böyle neden yaptığını söylersen, farkında değilim der. Yalan, yalan! Neden? Bile bile yapar. Bile bile yapar, bile bile sayha atar. Bile bile! istismar eder, aldatır. Aldatır! Kendince kendine bir hava verir. Vayyy ne ezbeli derviş! Ya ne aşıktır o, ne aşıktır!Bir Allaaaaaah der, gider ya ortalık. Öylesine cezbelidir. Tutacan kulağından, fırlatacan atacan dışarı. Neden? Şeytani!
Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri buyurdu ya, böyle yanında işte kur’an-ı kerim okunduğunda, böyle Allah zikredildiğinde, bu cezbe geçiren bir kimse varmış. Hz Ömer efendimiz soruyor. Bu kim? Diyorlar ki ya Emi-rel Müminin, böyle yanında Allah anılınca cezbediyor, bu Iraklı müslümanlardan. Iraklı. Kaldırın atın şunu diyor. Bunun üzerinde şeytanın tecelliyatını görüyorum. Şeytanın tecelliyatını görüyorum. Kaldırın atın. Ashab da cezbe geçirirdi. Ashabın cezbesi gözyaşıydı. Ashabın yanında Allah anıldığında, onlar tefekkür ederler, günahlarını düşünürler, günahlarına ağlarlar, hicrana, hüsrana, hasrete ağlarlar, gözyaşı dökerlerdi. Onlar böyle titreyip horon teper gibi, o böyle rakkase gibi raks etmek, titremek, elektrik tutmuş gibi yok böyle kendince kendi kafasından böyle değişik sesler çıkarmak, yok Ashab-ı Resulullah’da, yok! Titriyor arkadaş böööyle. Ben bizim Bayındırlılara hemen işaret ederdim. Alın bunu, atın gibisinden. Bizimkiler pırrrrr atarlardı arkaya. Hiç, hiç! Zikrullah, adabında erkanında olacak. Zikrullahda sayha atmak olmayacak. Zikrullahda zakir nasıl nefes verdiyse, o nefese devam edilecek. Sesi, onun sesi senin sesini geçmeyecek. Cezbeye
geldi Allah Allah Allah… Ne oldu? Ne cezbesi! Sen şeytana uydun. Nefsine uydun. O zikrullahın bir adabı, erkanı va. O adaba, o erkana uy. Başında kimse ne dedi?’ Kulağı delik bir zenci de olsa, başındakine tabi ol dedi. Başında zikrullah yaptıran var, ona tabi ol. Dergah adabına, erkanına tabi ol. O da dergah adabını çıkıyorsa, ona da tatlı bir şekilde söyle, abi, abla dergah adabında bu yok ya. Abi, buna dikkat edelim, abla buna dikkat edelim. Birisi orda sayha atıyor. Hemen ders yaptıran kim, filanca abi. Abi arkada filanca sayha atıyor. Dersin adabını bozuyor. Arkada bir abla var abla var, abla herkes Allah, Allah, Allah, zikrullahın temposu bu. Allahhhhhhhh, bağırıyor arkada. Abla, buna dikkat et. Bu adabı bozdu burda. Bu erkanı bozdu. Bu cezbe değil. Bu maneviyat değil. Bu, şeytanın o kimsenin üzerinde tecelli etmesi. Eee sohbetlerde de olur. Birisi böyle aşka gelir, bağırır ordan. Bu doğru değil! Otur ağla. Milletin gözünden yaş inmiyor, bağırış çağırış çok fazla. Hiç olmazsa ağlıyormuş gibi yap. Yok! Bağıracak arkadaş. Cezbe geçiriyor ya, titreyecek. Kafası kesilmiş kuş gibi titreyecek ortalıkta, çırpınacak ortalıkta. Sudan çıkmış balık gibi zarar verecek etrafa, çarpınacak. Ne? Cezbe geçirdi! Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bir kimse manevi olarak yol alıyorsa, merak etmeyin, ona ekmek yedirirler. Merak etmeyin, ona et yedirirler. Merak etmeyin, ona tatlı yedirirler. Cenab ı Hak buyurdu ki zerrece hayır işleyenin hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işleyenin de şerri cezasız kalmaz. Senin manevi hakkınsa dünya ayağa kalksa, kimse bunu engelleyemez. Allah sana bir şey verdiyse, kim engelleyecek sana? Sen Allah yolunda koşturduysan, Allah için Allah yolunda koşturuyorsan, senin önünde engel yok ki. Sen Allah dedin de diline pranga vuran mı oldu? Sen dersi çektin de elinden tutan mı oldu senin, parmağını kıran mı oldu. O zaman yürü, yol yürümeye çalış. Yol yürümeye çalış. Sen edebini, adabını muhafaza etmeye çalış. Farzları yerine getirmeye çalış. Haramlardan uzak durmaya çalış. Haramla alakanı kes. Haramla irtibatını kes. Nafilelerle yaklaştıkça yaklaşma, dervişin güzel ahlakı, zikri, fikri, şükrüdür. Allah bizi onlardan eylesin.
“Kanadı çıkmamış kuş uçmaya kalkıştı mı her yırtıcı kediye lokma
Ooooo! Bu muhteşem bir sufi dersi. Sakın kendi kendine oldum havasına düşme. Sakın kendi kendine erdim havasına düşme. Sakın kendi kendine ben bundan sonra mânen de uçarım deme. Kanadın çıkmadıysa, hep bekler avcılar seni. Sen daha yuvadan kendini attığın anda, yem olursun avcılara. Ahmaklık yapma. Kendi kendine yuvadan uçacağım diye uğraşma. Kanadın çıkmadan, olgunlaşmadan, erginleşmeden oldum havasına girme.
Daha henüz tüylenmemişken, tüyün yok daha, değil ki kanatlanıp uçasın. Kedilere yem olursun.
Hep bekler avcı kediler. Avcı kediler yavru zamanı, kuşların yavru zamanı, giderler bakarlar o yavrularını, o kuşların yuvalarının altında pineklerler. Çünkü ahmak olan yavrular henüz daha kanatlanmamışken uçma heva ve hevesine kanıp kendilerini yuvadan aşağı atarlar. Kedi kapar onu anında, anında kapar ya da içinde istidadı olmayan, düzgün olmayacak olan, istidadını bu noktada kalbe’l vuku olarak bilen ana kuş, yavrusunu kendisi atar dışarı. Der ki bunun istidadı bozuk. En zayıf halaka bu. En zayıf halakayı dışarı atar. Ne yapar? Kedilere yem oluro, kurda kuşa yem olur. Kendini kurda kuşa yem etme. Kendi kendine oldum derdine, oldum davasına düşme. Acziyeti, fakriyeti elinden bırakma. Mahviyeti elinden bırakma. Adem’i Adem eden, kendince pişmanlığıdır. Kendince, kendi dairesinde, onun, Allah’ın önünde, evet bu hatayı, bu kusuru ben işledim, beni affet demesidir. Acziyetini görmesidir, fakriyetini görmesidir. Muhtaçlığını görmesidir. Adem’in yolundan git, şeytanın yolundan gitme. Şeytanı da mahveden şey, kibridir. Şeytanı mahveden şey, kendisini üstün görmesidir. Şeytanı mahveden şey, kendisinde bir şey görmesidir. Şeytanın yolundan gidenler, hüsrana uğramaya mahkumdurlar. Kendinde bir maharet görme. Maharet Allah’ındır. Kendinde, kendine ait bir şey görme. Bütün iyilikler Rabbindendir. Cenab ı Hak sana bir lütuf, bir ikram verdiyse hamdet. Nankörlerden olma. Nimetlerine hamd edenlere Allah nimetlerini arttırır. Allah’ın nimetine hamd etmeyenin, Cenab ı Hak elinden nimet alır. O hala da kendince haklıdır ama. Elinden uçar gider nimet. Allah’ı zikretmeyi nimet bil. Namaz kılmayı nimet bil. Oruç tutmayı nimet bil. Allah’ın yolunda gitmeyi nimet bil. Allah’ı zikreden dostlarının, kardeşlerinin olmasını nimet bil. Hainlerden olma. Şükürsüzlerden olma. Şeytanlaşmışlardan olma. Kendinde bir şey görme. Dünyayı kibirliler yakar. Onlar dünyalarını helak ederler. Kibirlilerden olma.
Ya? Adem’in yolunu seç eğer sen Adem oğluysan. Burda Ademoğluluk erkeklik kadınlık değil. Hepimiz ademin çocuğuyuz, hepimiz. Hepimiz Adem’in çocuklarıyız. Kadın, erkek, rengi ne olursa olsun, dili ne olursa olsun, kimsenin kimseden üstünlüğü yok. Takvaca Allah katında üstün olanlar, üstün. Bunun da hükmünü verecek olan Allah. Biz kendimizce hüsn ü zan besleriz. Deriz ki takva sahibidir inşallah ama bunun hükmü Allah’a aittir. O zaman Allah muhafaza eylesin, kendi kendine oldum, olgunlaştım sevdasına düşme. Kendi kendine ben şeyh oldum, ben mürşid oldum, ben mürşid-i kamil oldum, ben nebi oldum, yok ben Mehdi oldum, yok her şey benim yüzü suyu hürmetime gidiyor. Sakın ha! Bu peygamberlerin yolu değil. Bu ilk sufilerin yolu değil. ilk sufilerin ağzından duyulmamıştır ben
mürşidim diye. ilk sufilerin ağzından duyulmamıştır ben şeyhim diye. Duyulmamıştır! Bu son yüzelli ikiyüz yıla gelinceye kadar, bu son ikiyüz yıl, üçyüz yıldır duyulmaya başladı bunlar. ilk sufiler, böyle şeyler söylemezlerdi. Kendilerince kendi üzerlerine ben şöyle şeyhim, ben böyle mürşidim, ben böyle Mehdi’yim, ben böyle veliyim, ben böyle nebiyim! Bir de o çıktı şimdi! ilk sufilerin yolu değildir bunlar. Ashabın yolu değildir unlar. Bunlar Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolu değildir. Bunlar, heva hevese düşenlerin yoludur. Allah muhafaza eylesin. Ben dervişim diye caka satma. Ben sufiyim diye caka satma. Etrafa böyle kendince süs verme. Dosdoğru git yolunda, dosdoğru yolunda git, hava atma! Ticaret yaparken sen benim kim olduğumu biliyor musun? Kimsin sen? Biz filanca dergaha bağlıyız. Bana söylüyor bir de adam! Maşallah sübhanallah dedim. Parayı gidip ondan mı alacağız? Alışveriş ederken dergahını kullanma. Ticareti katma işin içerisine. istismar etme. Şeytanın vesvesesine düşme. Gidip de patronuna biz nereye bağlıyız biliyor musun! Sana ne patronundan, işine bak sen! Adam senin işine baksın desin ki ya bu terbiyeyi nerden aldın sen? Adam senin işine baksın, desin ki maşallah ya, ne güzel yetişmişsin, seni kim yetiştirdi, nerde yetiştin, hangi bağın bağbanısın, hangi bahçenin gülüsün, hangi gülün bülbülüsün? O sorsun sana. O sorsun sana! Yok, istismar etme. Sakalını istismar etme. Ben bu sakalla mı yalan söyleyeceğim? Söylersin.
Ebu Cehil’de de sakal vardı. Ebu Cehil sakalsız mıydı? Ben bu takkeyle mi yalan söyleyeceğim! Ebu Cehilde de takke vardı. Ebu Cehil’in başı açık değildi. Onun da başı kapalıydı. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kıyafeti ile Ebu Cehil’in kıyafetinin arasında fark yoktu ki kıyafetle anılasın bir şeyde! Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kıyafeti neyse, Ebu Cehil’in kıyafeti de aynıydı. Utbe’nin, Şeybe’nin kıyafetleri aynıydı. Hz Ebubekir, Ömer, Osman’ın kıyafeti neyse, Utbe’nin, Şeybe’nin de kıyafetleri aynıydı. Kıyafetle din olacak olsaydı, biz onları da müslüman göreceğiz o zaman. Hani gelmiş ya birisi Hz. Mevlana’ya, demiş ki, ya Mevlana, bir sorum var demiş, işin içinden çıkamadım. Buyur demiş, sor. Demiş ki bütün kıyafetlerimi Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin kıyafetlerine benzettim. Bir tek demiş kuşağım kaldı. Demiş kuşağı nasıldı ki demiş öyle kuşak bağlasam. Cevap muhteşem. Demiş ki eğer kuşağını da demiş o şekilde bağlarsan, oldun tam bir Ebu Cehil demiş. Neden? Sen ahlaken benzemeye çalış. Sen suretini benzetiyorsun, siretini içini benzet. Müslümanlar dışlarını süslüyorlar, içlerini değil. Sufilik içi süslemek, içi. Dışı değil. Sufinin kalbinde Allah olacak. iç süsleme bu. Sufinin kalbinde Allah’tan utanma olacak. Allah’tan haya edecek. Ben nasıl küfür ederim
diyecek. Ben nasıl hakaret ederim diyecek. Ben nasıl yüzümü asarım diyecek. Ben nasıl gevşek davranırım diyecek. Ben kadınım, sokakta nasıl kahkaha ile gülerim diyecek. Allah’tan korkacak. Ben kadınım diyecek, sokakta telefonla konuşurken avazım çıktığı kadar nasıl bağırırım diyecek. Ben erkeğim diyecek, adamım. Yolda giderken karısına hakaret ettiğini telefonda nasıl belli ederim diyecek. Hakaret etmeyecek. Allah’la irtibatı olan, eşine hakaret edebilir mi? Allah’la irtibat olan, kime hakaret edebilir? irtibatı kesilmiş. Ama benim gibi cübbesi, sikkesi, kalıbı yerinde. Baktığın zaman yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe.
Şeyhim Allah rahmet eylesin öyle derdi. Cenab ı Hak himmetini üzerimizde eylesin. Derdi ki Mustafa Efendi, oğlum, niceleri var dışı yeşil türbe, içi estağfurullah tövbe derdi. için estağfurullah tövbe olmasın. Yazık değil mi sen insanlara zulmediyorsun! Yazık değil mi sen evi geçimsiz hale getiriyorsun. Kadın erkek önemli değil, yazık değil mi derviş kardeşlerinin arasında geçimsizlik yapıyorsun! Ahlaken kendini düzelt. Sakalı bırakmak güzel de sakalın üstünde cigara tüttürmek güzel değil. Sakal harika! Sigara ne? Dedim sakalın ne kadar güzel dedim, Sünneti Resulullah. Böyle tebessüm etti, hoşuna gitti. Bu sigara ne dedim? Eğildim kulağına, Hazreti Muhammed i Mustafa(s.a.v.) içer miydi dedim. Bizim sadaatlar içiyor dedi. Hz. Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri içer miydi? Bir başkasını bana öngörme dedim. içer miydi, bana onu söyle. içmezdi dedi. Aferin, nefsini kırdın şimdi dedim. Çünkü dedim çoğu canı sıkılıyor, içmezdi diyemiyor dedim. Aferin sana, harika! Bunu içme iyi mi dedim, söz ver bana bırakacağına. Böyle baktı, söz veriyorum dedi. Ha şimdi oldu dedim. Allah seni sözünde sadık eylesin. E, içi estağfurullah tövbe evde eşine. Kadın erkek ayrıştırmıyorum. Eş deyince herkes üstüne alsın alacağını. Eşine bağırıp çağıran, hakaret eden, çocuklarına bağırıp çağıran, hakaret eden kadın da erkek de. Kardeş! içini düzelt sen. Annesine babasına hakaret ediyor, annesine küfrediyor. Ya derviş anasına küfür eder mi ya? Derviş babasına küfür eder mi? Bu nasıl bir düşük ahlaklılık! Bu nasıl bir paspayelik bir şey ya! Bu nefis mücadelesi yok mu ya? Ne, sinirliymiş! Benden daha sinirlisi var mı, gelsin bir çiğneyeyim o zaman onu bir. Böyle bir şey var mı! Sufi, içini süsleyecek. Sufi dışıyla değil, içi ile ilgilenecek. içini temiz tut. Haramlardan uzak dur. Allah muhafaza eylesin. Olmadan, oldum davası gütme!
Ne demiş koca Yunus: Ele geleni yersin Dile geleni dersin Böyle dervişlik dursun
Sen derviş olamazsın
Ele geleni yiyorsan, dile geleni diyorsan, kardeş sen bir de dervişim deme ya! Bunun hesabı daha da zor. Bir de dervişim dersen, bunun hesabı daha da zor. Yapma, yapma! Heder etme! Şeytanın yolundan ve izinden gitme! Allah muhafaza eylesin!
“Fakat kanadı çıktı mı zorlamasan da iyi kötü ıslık çalmasan da ken-
diliğinden uçar o.”
O derviş olgunluğa erişince, o sufi olgunluğa erişince, o sufi kanatlanınca, o gece oturdu mu la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah… merak etme, bulutların arkasından bir çağrı gelir ona. Bulutların arkasından bir hitap gelir ona. O başladı mı gece Allah Allah Allah Allah Allah… Bir baktı tık Geylani hazretleri yanında. O Allah diyor, o Huu diyor. Allah Huu, Allah Huu. Sen Huu demiyorsun, o Huuu diyor. Uçurur seni, merak etme. Senin kolundan tutan olur. Alem boş değil. Sen ne demişler sana, beşbin tevhid çek. Al sen, la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah…Bir an sonra uçuracaklarsa seni, merak etme, pıt yanına birisi gelir. Sen la ilahe illallah, hu der ozaman o. Senklarizasyon yakalanır. La ilahe illallah, illa hu; la ilahe illallah, illa hu… Gider o. Sen la ilahe illallaha devam et, ‘Hu’sunu çeken gelir. Sen la ilahe illallaha devam et, ‘Hay’ını çekecek olan gelir. Halakayı kurarlar. Sen merak etme. Vakti saati gelince, hadi bakalım derler. Şimdi böyle bir dolaşalım bulutların arkasına doğru. Götürürler seni. Sen bırak, sen üstadının yolunu izini iyi tut. Sen verilen dersi iyi tut sen. Sen ağzını iyi tut ve sen Niyazi Mısri gibi sen karınca gibi yürü, ‘karınca gibi yürür, melekleri seyran etmek istersin’ diyor. Mübarek, karınca gibi yürüyorsun, melekleri seyran etmek istiyorsun! ‘Parmağın, tırnağında bir damla su görür, kendini ummanda zannedersin!’ Kardeş, sen dur bakalım ya, dün bir, bugün iki. Dakika bir, gol bir. Yok öyle bir şey. Sen virdini çek, otur dizinin üstüne geceleri, televizyonun karşısında durma benim gibi. Benim gibi twitterdan yazacağım diye uğraşma sabaha kadar. Sen çek. Sen ne zaman inşallahın canı olduysan, o zaman bırak, kendiliğinden gider o. Ama o zamana kadar otur. Şeyhliğe özenme.
Hani gelmiş ya bir dervişin annesi Abdülkadir Geylani hazretlerine. Benim demiş görüşmem lazım mutlaka. Demişler ki yemek yiyor, müsaade et. Yok demiş, görüşeceğim ben illaki. Bir üstada, bir şeyhe ısrarla görüşeceğim, illaki görüşeceğim, illaki yanına geleceğim… Bunlar denmez ama her zaman çıkar böyleleri. O kadın da çıkmış illaki geleceğim içeri. Demişler ki efendim çok ısrar ediyor. Alın demiş. O esnada da tavuk kızartmışlar, mübarek tavuk yiyormuş. Gelmiş kadın bakmış ki kızarmış tavuk önünde, çatır çatır tavuk yiyor. Demiş, vah bizim başımıza gelene! Ne oldu demiş. Demiş benim çocuğum çilehanede demiş ekmeksiz, susuz derviş olacağım diye
demiş aç, oralarda zikrullah yapacağım diye uğraşsın, sen burda kendin tavuk ye demiş ya? Bu nasıl bir şey! O yemeye devam etmiş. (Dışarda çok ses varmış, sohbeti duyamıyormuş dışardakiler. Dışarıdakiler sohbeti duyamıyormuş.) Tavuğu tabi yemiş o esnada. Tabii kadın feryat figan ediyor. Kemikleri toplamış, tavuğun kemiklerini, kadının gözünün önünde ‘huuuuu, küntü bi iznillah’ demiş. Hemen kemiklerin üzerinde bir tavuk belirmiş, gıt gıt gıt gıt gıt gıt gitmiş. Kadına dönmüş, demiş oğlun da demiş bu hale gelince tavuk yiyebilir demiş. Oğlun da bu hale gelince, o da tavuğu yer demiş. Hiç sıkıntı yok. Ya? O hale gelecek. Ya? Sen otur, sen zikrine devam et.
Dersine devam et, sen perhizine devam et, nefsinle mücadeleye devam et. Bir rüyaya kanma. Bir hale kanma. Kendi kendine birisi beni rüyasında görmüş. Kanma. Beni de rüyalarında görenler varmış. Hani nerde? Hani nerde? Kendi kendine oldum davası gütme. Kanadın çıkınca uçarsın, merak etme. Merak etme. Seni uçururlar. Sen ama dikkat et yine. Başkasının uçurması ile uçma. Sen kazandığını yiyenlerden ol. Mücadeleyi elden bırakma .Yarabbi demeyi elden bırakma. Kendi kendini tövbe kapısından bırakma. Kendi kendine oldum davası güdüp de onun eşiğinden başını çekme. Başın onun eşiğinde dursun. Başını onun eşiğinden çektiğin an, helak olduğunun resmidir. Helak olursun Allah muhafaza eylesin.
“Senin sözün şeytanı susturur. Senin sözün kulağımıza akıl bağışlar.”
Üstadın sözü, hikmet erbabının sözü, şeytanı susturur. Senin kalbindeki şeytan da rabbadak oturur. Ariflerin sözü, şeytanın ağzını tıkar. O ariflerin sözü, o kimsenin kulağını şeytana kapatır. Ariflerin sözü, insanların gönüllerine tesir eder. Eğer bir arifse bir kimse, onların sözleri insanların gönüllerine, müminlerin gönüllerine tesir eder. Allah cümlemizi o ariflerin sohbetinde olanlardan eylesin inşallah. 590’dan devam edeceğiz.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı