Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 569-582. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 569-582. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 22/53

Mesnevî-i Şerîf 569-582. Beyitler Şerhi Hakkında

569-582. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Aklınızı başınıza devşirin a dedikoduya dalanlar. A ağızdan çıkan, kulakla duyulan öğüdü arayanlar. Aşağılık duygunun kulağına pamuk tıkayın, gözlerinizden duygu bağını çözün. Can kulağının pamuğu, baş kulağıdır, bu baş kulağı sağır olmadıkça, can kulağı sağırdır. Duygusuz kalın; kulaksız, düşüncesiz bir hale gelin de ‘Geriye dön..’ sözünü duyun. Uyanıklık dedikodusunda kaldıkça rüyadaki konuşmadan nasıl bir koku alabilirsiniz? Bizim sözümüz de işimiz de dışarıda yürümektedir, can yürüyüşüyse göklerin üstünde olur. Duygu, kuruluğu, karayı gördü; çünkü karadan doğmuştu o, can İsa’sıysa ayağını denize bastı. Şu kuru beden, karada gezebilir; canın gezişiyse denizin ta göbeğine ayak basarak olur. Ömür, kimi dağlara tırmanarak, kimi denizleri geçerek, kimi ovalar aşarak karada geçip gittikten sonra Ab-ı Hayat’ı nerden bulacaksın; denizin dalgalarını nerden yaracaksın? Toprağın dalgası bizim vehmimizdir, anlayışımızdır, düşüncemizdir; denizin dalgasıysa, kendinden geçiştir, sarhoş oluştur, yokluktur. Sen bu sarhoşlukta kaldıkça o sarhoşluktan uzaksın; bundan sarhoş oldukça o kadehe karşı kör kesilirsin sen. Şu duyulan dedikodu, toza toprağa benzer; bir zamancağız da aklına başına al, susmayı huy edin.”

Vezir dedi ki aklınızı başınıza devşirin de a dedikoduya dalanlar, a ağızdan çıkan kulakla duyulan öğüdü arayanlar. Filanca fişman, fişmanca böyle demiş, dedikodudan ibarettir. Vezir müritlere ders veriyor. Ey müridler. Allah’a giden yol, Allah’a yakınlık kurbiye etmek, Allah’a yakınlık peyda etmek, dedikoduyla olacak bir şey değildir. Siz, sufiliği, tasavvufu okursunuz

bir yerlerden. Okuduğunuz her şey size bir bilgiymiş gibi gelir ama sizde bağ yapar. O yüzden sen mürşidini can kulağıyla dinle. Ona can gözüyle bak. Bu aleme can gözüyle bak. Yaşadığın hayatı can kulağıyla dinle. Sen canından gelen, o Rahmandan gelen, o ilahi sesi duymadıkça, duyduğun her şey dedikodu, söylediğin herşey de dedikodu. Enel Hak, Hallacı Mansur Enel Hak demiş. Sana Enel Hakkı anlatsam ne olacak ki? Hallacı Mansur demiş onu. Geri kalan, onun dedikodusunu yapıyor. Sen Hallacı Mansur ol da kendi Enel Hakkını de, kendi Enel Hakkını diyemeyenler, Hallacı Mansur’un dedikodusunu yapıyorlar. Kendisine bir Şems bulamayanlar, bir Şems’in önünde diz çökemeyenler, Hz. Mevlana ile Şems’in arasındaki ilahi bağın dedikodusunu yapıyorlar. Filanca şöyle aşıkmış dedikodusunu yapıyorlar, fişmanca şöyle demiş dedikodusunu yapıyorlar. Söz odur ki kur’an ola, söz odur ki Sünnet i Resulullah ola, söz ola ki keşf deryasından gele, söz odur. Eğer söz o değilse, söz kur’an’dan gelmiyorsa, söz Sünnet-i Resulullah’tan gelmiyorsa, söz ilm-i ledünden gelmiyorsa, dedikodudan başka bir şey değildir.

işte sufiler, vezirin etrafında dedikodudan başka bir şey yapmıyorlardı. Kendilerince o vezirin mânâsına dalmayı bırakıp, vezirin zahiri ile uğraşıyorlardı. Aşağılık duygunun kulağına pamuk tıkayın. Duygu vardır aşağılıktır, heva ve hevesden gelir. Duygu vardır ilahidir, ilm-i ledünden gelir. Seni canlar canına, seni Allah’a doğru çeker. Seni manaya doğru çeker. Seni Sünnet-i Resulullah’a çeker. Allah’ın farzlarına çeker. Duygu vardır seni hevaya doğru sürükler. O hevaya doğru sürükleyen duygunun ağzını tıka. O hevaya doğru sürükleyen duygunun burnunu tıka. O hevaya doğru sürükleyen duygunun kulağını tıka. O hevaya doğru seni yürüten, o duygunun ayağını kes. O hevaya doğru senin elini uzatan, o duygunun elini kes. Eğer sen gören göz olacaksan, o aşağılık duygunun gözünü kapat. Kimsenin mahremini araştırma. Harama bakma. Kimsenin osuna busuna bakma. Gizli işlerini sen kalkıp da gözünü onlarla oyalama. O gözünü kapat sen. Senin kalbin çıfıt çarşısı. Kalbinde kötülük olduğundan, gözünde şehvet var. Kalbinde şehvet olduğundan, kulağında şehvet var. Kalbinde şehvet olduğundan, elinde şehvet var. Kalbinde fuhşiyat olduğundan, ayağında fuhşiyat var. Aşağılık duygu bu. Bu aşağılık duygunun kulağını, burnunu, gözünü ört. Kapat tıka.

Tıka ki sana mana aleminden duygu kapısı açılsın. Tıka ki, sana ilm-i ledünden kapı açılsın. Tıka ki sen ayne’l yakine doğru yürüyesin. Sen hakke’l yakine doğru yürüyesin. Gözlerinizden duygu bağını çözün. Göz yanılır. Senin gözün yanılır. Senin gözün o aşağılık duygunun emrinde çünkü. Sen gözden o bağı çözmen için, mânâ gözlüğü takman lazım. Mânâ gözü

takarsan, duygu bağından kurtulursun. Hz.Pir, mesnevinin başında dedi ki ‘ey oğul bağı çöz. Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın. Senin gözün duygu bağına bağlı ama bu duygu, aşağılık bir duygu. Manevi değil. Nefsine uymuşsun, heva hevesin içerisine batmışsın. O yüzden sen de mânâ duygusu açık değil. Mânâ duygusu seni Allah’a zikrettirirdi. Mana duygusu keşiften haber aldırırdı. Mana duygusu, işin hakikatine seni götürürdü. ‘Can kulağının pamuğu, baş kulağıdır.’ Can kulağının açılmasını istiyorsan, baş kulağını tıka. Baş kulağını tıkamak ne demektir? Günahı dinleme. Haramı dinleme. Gıybeti dinleme. Dedikoduyu dinleme. Dinliyorsun! Dinlediğin müddetçe can kulağın açılacak diye bekleme. Dinlediğin müddetce, sana hitap gelecek diye bekleme. Temiz kulaklılar hitabı duyabilir. Senin kulağın temiz değil ki! Senin kulağın kirli! Sen habire dedikodu, gıybet dinliyorsun. Kendince yapmadığını söylüyorsun. Ne dedi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ‘yapmasan dahi seviyorsan, ya günaha girersin, ya sevaba girersin.’ Yapmıyorsun ama gidemedin. O gece zikrullah halakası var. Herkes Allah Allah Allah… zikrediyor. Oldu ki sen bir mani oldu gidemedin, kalbin orda, kalbini oraya bağla. Rabıtanı, zikrullah halakasına koy. Zikrullah yapmış gibi oturduğun yerden zikrullahı yap ama tembellik edip televizyonun karşısında oturursan, bu hali yaşayamazsın. Bir yere yetişeceksin. Yetişemiyorsun boyuna. Neresi? Zikrullah halakası.

Can kulağın kapalı. Neden? Duymuyorsun. Çünkü senin kulağın baş kulağın, heva ve hevesi dinliyor. Senin baş kulağın dedikodu dinliyor, gıybet dinliyor, iftira dinliyor. Sen aman eşim kırılmasın diyorsun, dinliyorsun. Aman annem kırılmasın diyorsun, dinliyorsun. Aman babam kırılmasın şimdi, dinliyorsun. Aman ya bu benim kardeşim, kızkardeşim, kocasıyla problemleri var yani anlatmasın mı, dinliyorsun. Millet karısının, kocasının dedikodusunu yapıyor etrafta, anasına babasına yapıyor. Anneler babalar! Çocuklarınızın dedikodularını dinliyorsunuz. Eşler, etrafın dedikodularını dinliyorsunuz. Ondan sonra yazıyorlar ben burda sohbete geliyorum. Burda hal gören arkadaşlar var. Ben hiç görmüyorum. Geldiğine dua et o dedikodunun içinde. Sen, kulağın, manaya açık değil ki! Böyle bir derdin yok senin. Hele şimdi dedikoducu olmuş herkes. Koca koca cemaatler, tarikatlar gıybet ediyorlar. Müslüman müslümanın dilinden emin değil. Müslüman müslümanın elinden emin değil. Müslümanlar dillerinden emin değil. Aynı evi paylaşan eşler, birbirlerinin dillerinden emin değil. Aynı çatının altında yaşayan anne, baba, çocuklar, akrabalar, dillerinden emin değil. Aynı dergahtaki dervişler, dillerinden, birbirlerinin dillerinden emin değil. Nasıl can kulağı açılsın ki! Sorma ya, abimiz iyidir ama ya işte ya böyle şeyleri, ben onun iyiliğini istiyorum aslında…Sus! Dedikoducu derviş! Ağzı bozuk

derviş! Dili çürümüş derviş! Ağzından leş çıkıyor! Abisini çok severmiş bir de! Ne gıybet ediyorsun! Ne dedikodu ediyorsun! Ben aslında kardeşimi çok seviyorum da… Sus! Kardeşinin dedikodusunu yapıyorsun. Aslında ben eşimi seviyorum da ama ya bazen işte… Sus! Eşinin dedikodusunu yapma! Gıybet işleme. Eşin senin. Çocuklarının annesi, çocuklarının babası. Eşin. Sus! Eee, haramlar tatlı geliyor. Ondan sonra biz haramla helali bir istiyoruz. Senin kulağında dedikodu varken, senin nasıl keşfin açılsın? Kulağında dedikodu varken, nasıl Musa’nın hitabını sen duyabilirsin ki! Musa’ya hitabetti. Ey derviş kardeşler! Musa edilen hitap orda duruyor. Senin kulağın duysun. Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbine gelen ilham orada duruyor. Yok edilmedi o, dinle kulağını aç. Hz. Sahabenin, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine sorduğu sorular orda duruyor. Sen kulağını aç, o soruyu dinle. O soruyu dinle! Ondan sonra sufiler bu hadis sahih deyince, hopluyorlar. Nerden sahih ya? Söyleyenden dinledim. Sahih, kokluyor. Neden? Senin kulağın duymuyor çünkü.

Senin kulağın tıkalı. Sağırsın. Sağır olmasaydın, Hz. Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri taptaze, ilk günkü gibi, ilk andaki gibi duruyor. Ashabıyla konuşmaları, ilk günkü gibi duruyor. Senin için Muhammed i Mustafa(s.a.v.) öldü, bizim için yaşıyor. Senin için sustu. Bizim için susmadı. Hala da ümmetinin başında. Hala da manen ümmetini sevk ve idare ediyor. Sen kulağını ona daya ama sen ne üstadına kulağını dayayabildin ki ona dayayasın! Sen zahire dayamadın ki kulağını batına dayayasın. Sen kulağını dedikoduya dayadın. Sen kulağını gıybete dayadın. Sen kulağını iftiraya dayadın. Sen kulağını vesveseye dayadın. Sen kulağını heva hevese dayadın. Sen kulağını aşağılık duyguya dayadın. Duyamazsın. Duyamazsın. Ya? Sen kulağını manaya daya. Bunun için kulağını haramlardan koru. Bunun için dilini haramlardan koru. Ne dedi önce? Dedikodu yapıyorsunuz. Dilin haramı. Ondan sonra ne dedi? Gözlerinizin bağını çözün. Bu ne? Harama bakıyorsunuz. Ondan sonra dedi ki can kulağını tıka. Bu ne? Kulağın afetleri. Sen kulağını tıka, haramlara tıka. Bakın, dilini haramlara tıkadın. Gözünü harama tıkadın. Kulağını harama tıkadın. Duyu, duyu! Duygu bu noktada duyu organlarıyla alınan şeyler. Görmemiz, duymamız, dil, tat alma. El, dokunma. Duyu organları. Duyu organlarını harama kapat. Dilini, gözünü, kulağını, elini, ayağını malum organlarını, harama kapat ama önce kalbine bir sütre çek. Ne kalbe sütre? Sizde bir et parçası vardır. Orası iyi olursa, bütün azalar iyi olur. Orası iyi değilse, bütün azalar iyi olmaz. Kötü olur. O da kalptir.

Kalbinde zikrullah var ise, azalarda zikrullah var. Kalbinde zikrullah yok ise, azalarda zikrullah yok. Kalbinde zikrullah olmadığından dolayı,

dilinde dedikodu var. Kalbinde zikrullah olmadığından dolayı, gözün aşağılık duyguya bağlı. Kadının eteği bu kadarmış. Oğlum o kadar mı dedim. Bir karışla ölçtün mü? O kadar neden baktın? Hani dedi ya ‘ey iman edenler. Gözlerinizi haramdan sakınınız.’ Sen nasıl dervişsin! Sana ne eteğinin kaç karış olduğundan. Sana mı sordular dedim, mezura mı verdiler eline? Sokaktaki kadınların eteğini ölç mü dediler sana? Gözünü haramdan sakın! Kalbinde haram olduğundan, senin gözünde haram var. Kalbinde haram olduğundan, senin kulağın harama doğru gidiyor. Senin çünkü kalbinde zikrullah yok. Bir kimse hem zikrullah edip hem lan hatunun ne güzel bacakları varmış der mi? O zaman orta yerde yanılma var. O zikir zikir değil. Dil zikretti. Kalbe inmedi. Kalbe indiğinde o her yerde mana kokusu alacak. O baktığı yerde, zikrettiğini görecek. Her duyuş onun zikrettiği olacak. Her duyuşu! O zaman zikri kalbe yerleştir. Kalpler, ayet-i kerimede Cenab-ı Hak ne dedi, kalpler, ancak zikrullah ile mutmain olur. Senin kalbin zikrullah ile mutmain olur. Kim Allah’ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Allah’a dua edin. Allah’a yalvarın. Allah’a yakarın ama gözünüzü, kulağınızı, kalbinizi, koruyun.

‘Duygusuz kalın. Kulaksız, düşüncesiz bir hale gelin de geriye dön sözünü duyun.’ Bu hani Allah’a döndürüleceksiniz, geriye dön bu. Siz sonunda Allah’a döndürüleceksiniz. Geriye dön. Yani bu haramdan uzaklaş. Bu yanlışlıklardan uzaklaş. Yönünü Allah’a döndür, vecheni Allah’a döndür. Yolunu Allah’a döndür. Kalbini Allah’a döndür. Gözünü, kulağını, azalarını Allah’a döndür. Dönüşün ona olacak. istesen de onu olacak istemezsen de onu olacak. Cennetlik de olsan onu olacak cehennem de olsan ona olacak. Şimdiden dönüşünü yap. Kendi ihtiyarınla yap. Kendi ihtiyarınla Allah’a yönel. Kendi ihtiyarınla onu görmeye çalış. Kendi ihtiyarınla onun sesini işitmeye çalış. Kendi ihtiyarınla, ona yönel. O hitabı duy. O hitabı al. Kalbin rahatsız olsun zikrullah yapmadığı zaman. için kabız hali olsun, böyle bir tuhaf ol etrafında dedikodu duyduğun zaman. O dedikoduyu duyduğunda kulağın tırmalansın. için bulansın. Miden kalksın. Harama baktığında gözün bunalsın. Gözüne perde insin. Sen öyle bir hale gel ki bir anlık gaflete düşsen, harama bakacak olsan, Allah kendi rahmet deryasından gözüne perde indirsin senin, görme. Asıl dedlil bu. Asıl hüccet bu.

Allah’a öylesine yakinlik, öylesine yakinlik, öylesine yakinlik peyda et ki velev ki sen bir anlık gaflete düşsen, harama bakacak olsan, Cenab ı Hak alemini değiştirsin senin. Kendi muhafazasına alsın. Kendi korumasına alsın. Katından korusun seni. Katından muhafaza etsin ama bu kalbin zikrullahı ile senin Allah yolunda koşmanla, senin ona doğru koşman ile alakalı. Ona koş. Her halinle. O zaman o senin gören gözün, duyan kulağın,

tutan elin olacak ama sen ona koşmazsan, bunlardan haberdar olmayacaksın ve Cenab ı Hak seni rahmetine barındırmayacak. iman edip iyi ameller işlersen, seni kendisine yakınlaştıracak. iman edip zikredersen, seni kendisine yakın tutacak. Sen zikrettikçe o seni kendisine çekecek. Sen zikrettikçe kendisine çekecek, sen zikrettikçe kendisine çekecek. Sen hayır hasenat işledikçe, kendine yakin edecek. Özel bir yakinlik bu. Bu senin cüzzi iradene bağlı bir yakinlik. Külli irade noktasında, ilmel yakin herşeye. Allah bütün varoluş noktasında kün dedi var etti her şeyi ve varettiği herşeye kudretiyle, kuvveti ile ilmiyle, alimliği ile her şeyiyle yakın. Bu manada Allah’ın yakın olmadığı hiç bir şey yok. Sizlere de bu manada aynı şekilde ilmel yakinde yakın. Size şah damarınızdan daha yakın. Bu ilmel yakin. Bu hususi bir yakinlik değil. Bu hususi bir yakinlik değil. Aldanma! Allah bize şah damarımızdan daha yakın farkında mısın? Bana dedikodu yapma. Bana ezbere konuşma. O kur’an ayetini ben de biliyorum senin kadar. Allah herşeye şah damarından yakın. Sen nerdesin? Edebiyat! Kullarına şah damarından yakın. Neden namaz kılmadın? Ondan bu kadar yakınlık varken sendeki uzaklık niye? Bu nankörlük değil mi? Bu hainlik değil mi? Bu zalimlik değil mi Allah’a karşı? O sana şah damarından daha yakın. Bunu biliyorsun da bu haram ne kulağında? Bu haram ne dudağında? Bu haram ne gözünde senin. Bu haram ne senin vücudunda dolaşıyor?

Bana edebiyat yapıyor. Hocam Allah kullarına şah damarından daha yakın değil mi? Yakın. Sen nerdesin? Sen nerdesin? Neden namaz kılmazsın? Yakin de neden oruç tutmazsın? Yakin de neden haram işlersin, sana o kadar yakinken? Senin gözünden sana bakarken, sen nasıl yalan söyledin, gıybet ettin, dedikodu ettin, iftira ettin. Sen nasıl kur’an ve sünnete aykırı işler yaptın?Aaa! Sen yakin değilsin. Allah hristiyana da şah damarından yakın. Allah museviye de şah damarından yakın. Allah Ebu Cehil’e de şah damarından yakın. Ne fark kaldı ki Ebu Cehil ile senin aranda? Ebu Cehil de Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazreleri namaz kılmasın diye her türlü zulmü yapıyordu ve ona diyordu ki kılma bu namazı. Bu ibadeti nerden çıkardın sen? Namaz diye bir şey yok diyordu. Zamanının Ebu Cehilleri var mı? Var. Adı tasavvuf adı altında milleti namazdan men ediyorlar. Ebu Cehil’den ne farkınız kaldı? Sen namazı kılmıyorsun. içinde Ebu Cehil var. Nefsin diyor ki namazı kılma. Ebu Cehil içinde senin. Ona uydun, kılmadın namazı. Ne farkın kaldı?Aaa! Sen ona yakınlık peyda et. ‘Kim bana bir adım gelirse, ben ona on adım gelirim.’ Bir adım git. Yaklaş. Kalk abdest al. Kalk abdest al. Kalk, guslet. Bilmiyorsun, öğren. Guslün farzı iki, ağza burna su vermek, vücudu komple yıkamak. Bitti. Ben böyle söylüyorum, bana da yazıyorlar, hocam orada oturup guslün farzını mı söylüyorsunuz? Be ahmak!

Gece yarısı saat ikide telefon açıyorlar. Saat üçte, saat dörtte, gündüz… insanlarda din mi bıraktılar. Gusül almasını bilmiyor. Evlenmiş, altı yedi yıl olmuş kadın. Dedim ne yapıyorsunuz siz? Yıkanıyoruz dedi. Ağzınıza burnunuza su vermiyorsunuz mu? Hayır dedi. Gusül diye bir şey var. Bunu bilmiyor musun dedim? Hayır dedi. Senin annen baban müslüman değil mi dedim ben? Evet dedi. Müslüman anne baba, kızına guslü öğretmemiş.Altı yedi yıllık evli kızı, çocukları var. Müslüman anne baba, müslüman anne baba kendi kızına guslü öğretmemiş. O kendince ama müslüman. Diyorum müslümanım diyorsun değil mi? Evet, müslümansın sen dedim. Sıkıntı yok. Guslün farzı iki dedim. Ağza burnu su vereceksin? Bütün vücudunu yıkacaksın. Su değmemiş hiçbir yerin kalmayacak. Bu kadar mı gusül dedi. Bu kadar kızım dedim. Hemen kalk guslet, guslettikten sonra telefon aç bana yine. Gusl etti. Allah sizi inandırsın ne dedi biliyor musunuz? Üzerimde kocaman bir ağırlık varmış sanki hocam dedi, kuş gibi hafifledim dedi.

Sizin telefonunuzu bir arkadaşımdan almıştım dedi. Böyle böyle. Ben dedi sıkıntı yaşıyordum. Dedim bak sen şimdi otur tevhid çek dedim. La ilahe illallah de bakayım. La ilahe illallah diyemiyor! Bir daha, bir daha, bir daha, bir daha la ilahe illallah dedi. dedim şimdi Muhammedun Resulullah. Bir daha, bir daha, bir daha. Harika, dedim harika. Tabii bunları konuşuncaya kadar ben Akşehir’den ondan sonra yaklaşık Eskişehir’e yaklaştım. Akşehir Eskişehir arası yüzelli kilometre en azından, yüzelli kilometre. Konuşuyorum, anlatıyorum, söylüyorum, çocuklarınıza öğretin. Ha o zaman ne oldu? Biz Allah’a yakinlik, Allah’a yakinlik peyda edemedik. Yaklaşamadık. Kul farzları yerine getirmekle Allah’a en sevgili işi yapar. Nafilelerle Allah’a yaklaşır, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır. Ne ile yaklaşıyormuş? Nafilelerle. Farzları yerine getirdi, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşacak. Sonu var mı? Yok. Bunun temeli muhakkak ibadetler. En önemlisi ahlak. En önemlisi! Ne kadar ibadet ediyorsanız edin, ahlakınız düzgün değilse yaptığınız ibadetlerin bir anlamı kalmadı. Hazreti pirin dediği gibi ambarında fare var senin diyor. Ambarında fare var. Önce fareyi bul. Önce farenin deliğini tıka. O deliği tıkamazsan sen, kazandığını alıp götürecek. Bu ne? Haram işlemek. Namazı kılıyoruz, haram var. Orucu tutuyoruz, haram var. Allah muhafaza eylesin.

‘Uyanıklık dedikodusundan kaldıkça, rüyadaki konuşmadan nasıl bir koku alabilirsiniz.’ Yani biz kendimizce bu dünyaya karşı biz böyle çok uyanığız. Nereden ne değiştirilir, nereden ne alır? Kim ne yapmış, kim ne etmiş. Biz bu noktadayız. Eğer bu noktadaysan diyor, o zaman rüyadaki konuşmadan nasıl bir koku alabilirsin? Rüya dediği hakikat alemi. Sen hakikat aleminden bir şey alamazsın. ‘Bizim sözümüz de işimiz de dışarıda yürümektir.

Can yürüyüşüyse, göklerin üstünde olur. Biz bu mecazdayız. Biz görünen alemdeyiz. Bu dünyanın üzerinde dolaşıyoruz biz. Bizim sözümüz de işimiz de dünyalık sözümüz de işimiz de dünya ile alakalı. Biz manaya doğru, metafizik noktasında öteye doğru bir işimiz yok. Biz kendi kendimize hesaba çekip, sigaya çekip işin mânâ tarafına bakmıyoruz. işin bir de mânâ tarafı var. Ayetle sabit, hadis i şeriflerle sabit, mana var. O manadan bir şey almıyoruz. Rüya görüyor muyuz? Evet. Mana, rüyalar size mana aleminin delilidir. Rüyalar size aslında, bu görünen alemin de delilidir. Sen yönünü o tarafa doğru çevir. Sen hakikatten rüyalar görmen lazım. Rüya illaki yattığında, uyuduğunda değil bu, kalbine gelecek senin. O yatıp uyuduğunda yolun başı, yolun başı.

Rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüzdür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğinin başıydı rüya. Önce peygamberlik rüyayla ona öğretildi, gösterildi. Ona mana rüya ile açıldı. Önce rüya. Sufi de önce rüya görür. Ona rüyadan işaretler gelir. Şeyhini rüyasında görür. Hz.Pir efendilerimizi de görür. Şeyhini, Hz. Peygamber Efendimizi de görür. Görür zikrullahda. Ondan sonra uyanıkken rüya görmeye başlar. Ama başlangıcı nedir? Bu rüyadır. Kalbini o tarafa doğru çevir. Yönünü o tarafa doğru çevir. Ordan bir şeyler al. Ordan bir şeyler almaya çalış. Senin rüyada bir anlık gördüğün rüya, bir kitaba bedeldir. Rüyanda gördüğün bir anlık keşf, binlerce kitaptaki bilgiye bedeldir. O bir anlık keşf, sana binlerce kitap yazdırır. O bir anlık keşf, sana binlerce kitaptaki hikmeti kalbine koyar. Bir anlık keşf! Bir anlık o manada bir haber alma, binlerce kitaba bedeldir. Binlerce dünya sözüne bedeldir o. Binlerce dünya sözüne. Geliyorlardı benim şeyhim için de bir sürü laf söylemeye çalışıyorlardı bana. Etrafımızda anlatıyorlardı. Biz bir ikisine çarpıverdik, yanımızda kimse konuşmuyor. O zamanlar böyle şimdiki gibi değilim ben, hoç şimdi de o zamandan çok bir farkım yok da, öyle birisi gelecek, bizim sevdiğimize laf söyleyecek! Mümkün mü? Bir kafa yer, oturur kenara, benim öyle dervişliğim hiç süklüm püklüm olmadı, yapamadım ben öyle bir dervişlik. Adam benim sevdiğime laf söyleyecek. Onun boğazından tuttuğum gibi yere vururum ben onu, konuşmasın benim yanımda.

Ben içim içimi yedi, adama bir kafa vuramadım otobüste diye. Adam gelmiş otobüste gidiyoruz. Ben Nevşehir’e gidiyorum, şeyhimin yanına. Oturdum ben işte boyuna kendimce zikrullah yapıyorum. Bir adam var içerde, sakallı. Görüntüsü derviş, içimden ne kızıyorum, adamı sevemedim bir türlü. Adam da Almanca konuşuyor. Gidiyor turistlere, turist kadınların çıplak kollarını tutuyor böyle, ben bakıyorum, elini okşuyor kadının. Diyorum ki haine bak ya! Bir çuval sakalıyla diyorum kadını okşuyor. Onlara Almanca bir şeyler anlatıyor. Tam Aksaray’da geldi, benim yanıma oturdu. Keçinin

sevmediği ot, burnunda bitermiş. Böyle selam, böyle hani vardır ya tipler, böyle hani böyle bukalemun gibi. Selamünaleyküm dedi bana. Ben Aleykümselam dedim. Hiç ben halet i ruhiyem iyi değil adama. Nereye gidiyorsun dedi, Nevşehir’e dedim. Hayırdır dedi. Şeyhim var orda, onu ziyarete gidiyorum dedim. Kim senin şeyhin dedi. Nevşehirli Ebu Hasan oğlu Abdullah Efendi dedim. Böyle baktı, ha senin şeyhin o mu dedi. He, o dedim. Böyle yüzünü ekşitti ya kalk lan şurdan yanımdan dedim. Seni edepsiz terbiyesiz adam dedim, kalk şurdan dedim ben buna. Bu kalktı. Onu kaldırdığıma sonradan pişman oldum, bir kafa vurup da göndereydim diye. Bu gitti öteye, böyle bana doğru bakacak oluyor. Ben bir bakıyorum ona. Tak, kafasını çeviriyor. Bu sefer ön tarafta o turist kadınlar var. Ön tarafa hiç geçemiyor şimdi. Biz tabii Nevşehir’de indik. Ben sabahleyin indim. Garaj orda, meydanlık bir garaj var. Garaj da değil işte, öyle derme çatma bir şey, Nevşehir’in girişinde. Birisi bağırıyor: Bayındırlı Mustafa Efendi, Bayındırlı Mustafa Efendi. Dedim benim? Baba seni bekliyor dediler. Bindim arabaya. Bir arabayla birisi gelmiş. Tam dergahtan içeri girdim, şeyh efendi de karşıda oturuyor. Şimdi çok eski arkadaşlar bilir. Şeyh Efe’nin evinin yanındaki dergahı, Ali Sen yetiştin değil mi oraya, bayağı eskisin demek. Maşallah Sübhanallah. Kendini eski görmek de bahadır ha!

Girdim ben içeri, öyle karşıda, gel Mustafa Efendi, maşallah oğlum. Gel bakayım dedi. Ne dedi o, babayiğit, hani böyle efe, bu manada, bir sarıldı bana. Ya dedim ne oldu acaba? Otur bakayım şöyle dedi. Oturdum ben şimdi. Ne oldu yolda dedi. Bir anda düşündüm yolda en önemli olay benim için o sakallı. Dedim ki efendim, hakkınızı helal edin. Sizden dedim özür diliyorum. Bir kafa vuramadım adama dedim. Böyle tebessüm etti. Nasıl yani dedi. Dedim efendim, o dedim benim kafam meşhur. Ben önceden yumruk falan atmak uzun iş. Öyle adam konuşur karşımda, benim bir çekebileceğim bir zaman var, bir müddet var. işte otuz saniye, kırk saniye, elli saniye, atmış saniye. Ben önceden de böyle çok kavga etmesini sevmem. Elim kolum kalkarsa da kimse indiremez. Kendimi biliyorum öyle. Ben bekliyorum öyle adam konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor. Çok ben böyle sakin duruyorum. Böyle bir şey yapmıyorum ya ondan sonra bir koyuyorum kafayı ben buna, tüm düşüyor adam, şemsiye gibi. ikinciyi vurmama gerek kalmıyor. O ara çok kızarsan mesela duvara vuruyorum kafamla. Annem bir gün kızdırdı, kızdırdı, laf söyledi, söyledi, söyledi.ü, sustum, sustum, sustum, sustum, sustum, ondan sonra, o yüzden de demek ki gidiyor işte, bir anda gitmiş benim, o anda ben kafamı vurduğumda kendime geldim. Arkada bizim iki göz bir odamız vardı. Ara duvar var. Ben bir koydum kafayı. Annem korkmuş kafasıyla evi yıkacak bu diye. Öylesi susmuş ama sonradan da itikafa girdiğimde, ilk itikafa girdim. Geldiler dediler ki bu direğe kafanı

vur. işte şunu oku kafanı mest et, caminin ortasında böyle bir direk var. Lan vur dediler. Ne yapayım. Sabah namazından önce. Sabah namazını bekliyorum ben de kimse gelmiyor, camiyi açmıyor itikafta. Ben mest ettim. Allah Allah nidalarıyla bilmiyoruz ya bir şey biz. Ben böyle caminin içinde hızlanaraktan bir gittim caminin o orta direğine, tahtaya bir vurdum, gümmm yaptı, lan cami mi sallanıyor, ben mi sallanıyorum belli değil. Allah muhafaza. Ben ona kafa vuramadım diye canım sıkılıyor ya benim böyle bir laf atsa bana ben vuracağım ona kafa. Bir laf atmadı. Şeyh efendiye dedim ki Efendim hakkınızı helal edin, benim ona bir kafa vurmam lazımdı dedim, vuramadım! Yok Mustafa Efendi, maşallah oğlum, Allah dedi bütün herkesi senin gibi yapsa dedi, sevdiğinde sen dedi sımsıkısın dedi. Hani böyle gevşek sevmiyorsun gibisinden.

Millet gider beni şikayet ederdi. Beni şikayet etmesinin sebebi şuydu. Ben şeyh efendiye karşı gevşek bir şey söylerse çarpardım ben adama. O geri zekalı da gider şeyhe şikayet ederdi beni. Neden? Efendim ben işte böyle dediydim de böyle olması lazım değil mi? Ha ben şeyh efendiyi çok methetmişim, suç bu! Kalbinde maraz var adamın Sivaslılar da bir kısım Sivaslılar hepsi değil, Ahmet Turan abiyi şikayet ediyorlar. Orda istişare yapıyoruz, şeyh efendiye şikayet ediyorlar. Diyorlar ki efendim Ahmet Turan abi sohbet esnasında benim şeyhim bir tanedir, diyor. Şimdi şeyh efendi dönüyor ona. Ahmet Duran Neden öyle dedin yavrum, diyor tamam mı! O da kendini savunacak, ben içimden yalvarıyorum, Duran abi, sus. Susmak da bir edep. Kendini savunacağım diye uğraşma. Adam kendi kendinin açığını verdi. Kendi kendisini şikayet ediyor. Mürşidi Kamil’in kerameti. Derviş, aslında kendimi şikayet ediyor. Diyor ki efendim bu adam seni çok seviyor. Ben seni bu kadar sevmiyorum. Bu adam sana candan bağlı. Ben de kalden bağlıyım. Bunu söylüyor. Diyor ki bu adam kendince diyor ki ben Yyal dervişiyim. Ya bu hal dervişi. Bunun gözü senden başka bir şey görmüyor. Ben içimden diyorum ki Duran abi sus ne olursun, Allah rahmet eylesin! Duran abi kendini savuna cağım diye uğraşıyor. Sonra dedim mübarek ne yapmaya kendini savunuyorsun! Adam dedim kendi kendini şikayet ediyor. Ne diyor? Efendim Ahmet Duran abi sizi çok methediyor. insan sevdiğini meth eder. Bir kimse sevdiğinin gözüne anlatsa bin bir gün bitiremez. Bir kimse sevdiğinin bakışını anlatsa, binbir gün bitiremez. Bir kimse sevdiğinin bir şeyini anlatsa binbir gün yetmez, yetmez! Seven için sevdiğini tarif etmek, sevdiğini anlatmanın sonu yoktur, yoktur sonu! Anlat, anlat, anlat, anlat, bitmez ki! Sevmeyen kimse usanır. Sevmeyen kimse dinlemekten bile usanır. içinden der ki ulan ya sapıtmış bu. Şizofrenik bir durum, şeyhini bu sapkın ya, şeyhini ilahlaştırmış bu. Bu böyle şey ya siz Hazreti Peygamber ile kafayı bozmuşsunuz. Birisi öyle dedi bana. Sen dedi

Hazreti Peygamber ile kafayı bozmuşsun ya dedi, he biz onunla bozduk kafayı dedim. Böyle durdu. Dedim doğru söylüyorsun. Biz kafayı onunla bozduk. Bizim yolumuz o. Bizim yolumuz Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri. Sen bozma kafanı onla. Allah bizi muhafaza eylesin.

‘Duygu, kuruluğu karayı gördü. Çünkü karadan doğmuştu o, can isa’sıysa ayağını denize bastı’ Duygu, o zaman bu aşağılık duygu, dünyaya bağlı olan duygu, mecaza bağlı olan duygu, karayı gördü, hiç manaya bakmadı. Ama isa diyor can isasıysa, ayağını denize bastı. Can isa’sı. Haydi sizi isa Aleyhisselam’a götüreyim. Havariler balık tutuyorlar gölün içerisinde. Havariler balık tutarken gölün içerisinde, bir fırtına vuruyor. Fırtına vurunca havariler ne yapacağını şaşırıyorlar. Diyorlar ki ey isa’nın Rabbi, bizi koru. Bizi kurtar. Bir bakıyorlar ki isa(a.s), denizin üzerinden koşa koşa geliyor, eliyle kayığı tutuyor, dınk, gölün kenarına getiriyor. Bakıyorlar ki isa’nın ayağında ıslaklık bile yok. Can isası, suya ayağını basar ama ıslanmaz. Sen bu görünenden kurtul, manaya kanat çırp. Bu gördüğün her şey aldatıyor seni. Seni kandırıyor. Sen ona döndürüleceksiniz hitabını duymaya çalış. ‘Şu kuru beden, karada gezebilir. Canın gezisi ise denizin ta göbeğine ayak basarak olur.’ Sen, bu bedene bağlı kalırsan, dünyada dolaşabilirsin. Bu bedenden kurtulursan sen manadan manaya, perdeden perdeye, hayretten hayrete geçersin. Bu da mana denizinde seni yüzdürür. E sen bu bedenden, sen bu dünyadan, sen bu karanlıktan kurtulmazsan, o mana aydınlığına erişemezsin. Sen mana aydınlığına erişmeye çalış. ‘Ömür kimi dağlara tırmanarak, kimi denizleri geçerek, kimi ovalar aşarak, karada geçip gittikten sonra ab-ı hayatı nerden bulacaksın.’ Sen ömrünü bu mecaz da geçirir, yok şunu yaptıramadım da yok bunu ettiremedim de diye uğraşır da Allah’a yakinleşmeyi kendi üzerinde tesis edemezsen, sen bu gördüklerinle bu dünyayı, gördüklerinle, bu hayatı sadece değerlendirir, o bağda kalırsan, ab-ı hayatı nerden bulacaksın. Ab-ı hayat ne? Ölümsüzlük. Ölmeden önce ölmezsen, nasıl ölümsüzlüğü yakalayabileceksin bu dünyada? imtihan yeri burası, yakalanacak yer burası, olacak olan yer burası. Burda ab-ı hayata erişeceksin. Burda manaya erişeceksin. Yoksa sen son nefesinde gördüğün seni kurtarmayacak.

Son nefeste herkesin gözünden perde kalkacak. Herkes gittiği yeri görecek. Sen gel, daha son nefesini vermezler önce, gözünden perde kalksın da sen burdan gör şimdi. Sen son nefesi bekleme perdenin kalkması için. Şimdi perdeni kaldır. Şimdi sen cennetin kokusunu al. Şimdi cennetin kokusunu almıyorsan, öldükten sonra bir anlamı kalmayacak. Şimdi mânâ denizine ayak bas sen, öldükten sonra bir anlamı kalmayacak. Bu dünyadan göçtükten sonra bir anlamı kalmayacak. Şimdi sen Musa’nın hitabına eriş. Musa’nın hitabına erişmiyorsan, öldükten sonra bir anlamı kalmayacak. Şimdi sen Muhammed i Mustafa’yı dinle Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i.

Şimdi onun zikrullah halakasına otur. Şimdi onun cennet bahçesinde dur. Şimdi onun zikrullah yaptığı aleme sen de kanat çırp da onunla beraber aynı alemde Allah de. Yoksa bir anlamı kalmayacak sonra. Sen sabahlara kadar uyuyorsun horul horul. Sen bir bin tane tevhid çekmeden yatmayayım demiyorsun. Beşbin tevhid çekmeden yatmayayım demiyorsun. O kadar Twitter’da işin çok ki o kadar Facebook’ta işin çok ki o kadar orda burda işin çok ki senin! Ooo, vatan kurtaracaksın sen iki tweet atmakla! Evet, sen tevhid çekmeyi bırakmışsın. Sen namazı da bırakmışsın. Sen güzel ahlakı da bırakmışsın. Sen bu dünyada kalmışsın. Bu dünyadasın. Bağı çözmemişsin dünya ile, uyku ile bağı çözmemişsin, heva hevesle bağı çözmemişsin, nefsinle bağı çözmemişsin. !Ömür kimi dağlarda, kimi denizlerde geçti gitti.’ Beyhude gitti ömrümüz. Allah bizi affetsin. ‘Denizin dalgalarını nerden yaracaksın.’ E sen normalde bu dünya ile alakalı şey yaptın, nerde mânâ deniz’nde yürüyeceksin. Nerde mânâ denizinde dalgaları yaracaksın.

‘Toprağın dalgası bizim vehmimizdir. Anlayışımızdır. Düşüncemizdir. Denizin dalgası ise, kendinden geçiştir. Sarhoş oluştur. Yokluktur.’ O zaman bu dünya bizim için neymiş? Vehim! Kendi kendimize vehmimiz, kendi anlayışımız, kendi düşüncemizi ilahlaştırmışız. Üç tane ilah: vehim, anlayış, düşünce. Toplamı eşittir akıl, ilahımız bizim vehim! biz kendi vehmimizin doğru olduğuna inanıyoruz. Kur’an ver sünnete bakmıyoruz. Biz bu noktada kendimizce, kendimizce kendi anlayışımızı ilahlaştırıyoruz. işin mânâsına bakmıyoruz. Bizim için kendi düşüncemiz önemli. Allah ne der, Resulü ne der! Değil! Bunları ilahlaştırmışız. Lat, uzza, menat gibi bunlar, üç tane. Allah bizi muhafaza eylesin. ‘Denizin dalgası ise kendinden geçiş, sarhoş oluştur.’ Allah’ım, Allah’a doğru yürüyüş, mana. Kendinden geçmektir. Kendi vehminden, kendi anlayışından, kendi düşüncenden sıyrılıp Allah’a teslim olmaktır. O ilm ü ledine teslim olmaktır. O ilm ü ledüne tabi olmaktır. ‘Sen bu sarhoşlukta kaldıkça o sarhoşluktan uzaksın’. Dünyanın sarhoşu olmuşsun, dünyanın aklın sarhoşu oldukça, sen manadan uzak olursun, mana sarhoşluğundan uzak olursun. ‘Bundan sarhoş oldukça o kadehe karşı kör kesilirsin sen.’ Sen dünyadan, bu gördüklerinden sarhoş oldukça sen mansur şarabına kör olursun, içemezsin. ‘Şu duyulan dedikodu, toza toprağa benzer; bir zamancağızda aklını başına al, susmayı huy edin.’ Susmak büyük erdemlilik, Allah bizi onlardan eylesin. Müridlerin halvetten çık diye yalvarmalarından devam edeceğiz, 583 inşaallah. Selamün Aleyküm,

El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı