Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Deriyi yarmış, temreni çıkarmıştır; ondan sonra da o orada yeni deri bitirmiştir. Kaleyi yıkmış, kafirden almıştır, ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır, yüzlerce hendek açmıştır. Neliksiz niteliksiz Allah’ın işine kim nasıldır, nicedir diyebilir? Bu söylediğim sözler de anlatma gayretiyle söylenmiştir. Kimi böyle gösterir, kimi zıttını belirtir; din işinde ancak şaşıp kalınır. Fakat ardını ona çeviren şaşkının şaşkınlığı değildir bu; ona dalıp giden, dostun sarhoşu olan kişinin şaşırıp kalışıdır. Birinin yüzü sevgiliye dönmüş; biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş. İkisinin de yüzlerine bak, yüzlerini hatırında tut; olur ya, dikkat ede ede yüzü tanır bir hale gelirsin. İnsan yüzlü pek çok iblis vardır; öyleyse her ele el vermemek gerek. Çünkü avcı da ıslık çalar kuşun, ötüşünü taklit eder; o kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. O kuş, kendi cinsinden bir kuşun ötüşünü duyar. Havadan uçup iner, tuzağı bulur, yaralanır.”
Allah deriyi yarmış, içinden temreni çıkarmış, yani deriyi yarmış, derinin ne varsa içini dışını temizlemiş ve Cenab ı Hak ona yeniden bir deri vermiş. Kaleyi yıkmış, kafirden almış. Ondan sonra da yüzlerce burç yapmıştır. Yüzlerce hendek açmıştır. Bir daha kafir gelmesin diye. Deri insanın dışı. Deri, insanın zahiri. Deri, insanın zahir bilgisi, şeriat bilgisi. Daha önceki bildiklerin yıkıldı. Cenab-ı Hakka doğru yaklaşırken, o farzları yerine getirip, nafileleri, farzları yerine getirip, haramlardan uzak dururken sen, senin dışın değişti. Sen şeriata nail oldun. Dünden kalma neyin varsa attın. Dünden kalma neyin varsa attığından dolayı sana Cenab ı Hak şeriat
elbisesi giydirdi. Sana tarikat elbisesi giydirdi. Sana takva elbisesi giydirdi. Sana Allah kendi libasıyla libaslandırdı, kendi elbisesiyle elbiselendirdi seni. Önceden senin nefsin vardı, önceden hevan vardı, önceden şeytanla ortaktın sen. Onunla yoldaştın ama iman edip farzları yerine getirip sen Allah’a yönünü dönünce, Cenab ı Hak senin üzerindeki o eskimiş olanları attı, yırttı attı. Sana yesyeni cedid, sana cennet elbisesi giydirdi. Bununla kalmadın. Sen nafilelerle Allah’a yaklaşıp, Allah’a yaklaşmaya başlayınca, Allah’ı sevmeye başlayınca da Cenabı Hak senin kalp alemini ihata etti. Şeytanı ordan kovdu. Şeytanı ordan defetti. Kafir dediği, düşman dediği o. Onu kovdu ve kalbi tenvir etti, temizledi. Kalbi tenvir edip temizledikten sonra, her tarafına burçlar dikti. Burçlara nöbetçiler dikti. Hendekler kazdı. Hendeklerin başına nöbetçiler dikti. Olaki kafir tekrar gelip senin kalbini ihata etmesin, tekrar senin kalbini geri almasın.
Burçlardan sesleniyor: ‘Namazını kıl!’. Kılmazsan uzaktan geliyor. ‘Aman zikrini yap!’. Zikrini yapmazsan o yerleşecek, hendek var, onu aldatmak için. O koşturur seni zapt etmek için gelirse hendek de batacak. Batınca başında askerler var. ‘Huuuu’deyip oku ona at. O, kalplerin sahibi. O, mükavanatın sahibi. O, sen onu sevdikçe senin kalbini istediği hale getirdi. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olabilir. Sen zikrullahla mutmaine hale geldi kalbin ve Cenab ı Hak artık oraya misafir oluyor. Orası temizlendi. Padişahın misafir olacağı gibi oldu. Bir cumhurbaşkanı gelecek oldu da Bursa’ya, yolları yıkadılar, boyadılar. Geçtiği yerlere bayraklar astılar, yerleri yeşil beyaza boyadılar, pırıl pırıl ettiler. Güzergah belli. Güzergah belli, oraları, şehri tertemiz görsün. Nereye gidiyor işte devlet büyüğü bir yere gidiyor. Ne yapıyorlar? Halılar seriyorlar gittiği yollar protokol yolu deniyor. Protokol yolu ışıklı rengarenk. Devlet başkanı büyüleniyor, ne kadar zengin bir yer diyor. Sen oranın bir de varoşlarını gör ama onun göreceği yerler tertemiz. Hani kaynananın gördüğü yerleri temizlemek gibi. Bir devlet başkanı, bir cumhurbaşkanı böyle geldiği zaman, onun göreceği gezeceği yerler temizleniyorsa, o padişahlar padişahı, o mülkün sahibi, kainatın sultanı, o ki Allah Celle Celalühü, hiçbir yere sığmadım, nereye, mümin kulumun kalbine sığdım. Senin kalbine tecelli edecekse sen var gücünle kendince tövbe ile orayı bir güzel sen temizle, sen zikrullah ile orayı süsle, kokulandır. O gelecek çünkü!
O gelecekse, meclise gelmez. O tahirdir. Temizdir. O berraktır. O zaman var gücünle, sen elinle, cüzi iradenle, tövbe ile zikirle, namazla, ibadetle, hüsn-ü zan ile, iyiliklerle, kalbini tenvir eyle. O burçlarını dikecek sana. O sonra korumalarını koyacak. O sonra askerlerini oluşturacak. Niçin? O geliyor çünki. O geleceği için her şeyini tenvir edecek. Her şeyini düzgün eyle. Gözün kapıda olsun her an tecelli edebilir, her an diri ol, her
an uyanık ol, her an her fiiliyatta, her harekette her an olmadık zamanda, güüümp, geldiğini görürsün. Olmadık anda, taaaak, tecelli ettiğini görürsün ama her an uyanık ol. Her an! Sakın gaflette durma, sakın gözünü kaşını oynatma, sakın ağzını dilini ona buna verme. Anlar, dudağını başkasının öptüğünü. Anlar, gözünün başkasına kaydığını. Anlar, elinin ondan başkasına uzandığını. Anlar, ayağının başka yere seni götürdüğünü. Anlar, kalbinde ondan başkasının olduğunu. Anlar, anlamaz deme. O, her şeyi anlar. O, her şeyi bilir. Aşık hep tetiktedir. Kulağa hep kiriştedir. Aşık, gözünü hep yoluna dikmiştir onun.
O bir an gözünü kapattığında bülbül gibi olacağını düşünür. Hani seher vakti bekler ya, cik cik cik cik cik. Rivayet edilir ki mitolojiktir. Seher vaktinde, gülün yaprağının arasında bir damla, bir damla da değil, bir su belirir. O su, ab ı hayattır bülbül için. Bülbül, her seher vakti gülün dalında başlar, o ab ı hayat suyunu içmek için. Bekler an be an. Cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik cik. Tam tan yeri ağarırken, o su oluşurmuş, mitolojik. O esnada bülbül güç yetiştiremez, hafif uyuklarmış. O şöyle bir şeymiş ki tam tanyeri güneş daha böyle ısısını hafiften verirken, anında buharlaşırmış. O kadar naif, o kadar serin, o kadar böyle kendinde kuvvetli ama ağırlığı olmayan bir su. işte sen de bir an gaflete düşersen, kaybedersin ab ı hayatı. Bir an bülbül gibi olur, her sabah yine ertesi gün başlarsın şakımaya sabırla. Bülbül sabrıdır bu. Sen o ab ı hayatı içen, rivayet edilir mitolojiktir, asla ölüm nedir bilmezmiş. O ab ı hayattan içen, ebedi dirilik alırmış. Sen ebedi dirilik almak istiyorsan, hiç gaflete düşme. O suyu içeceğini de ümit et.
işte o kaleyi yıkan, yeniden inşa eder, yeniden burçlar diker, yeniden nöbetçiler diker. Neliksiz niteliksiz Allah’ın işi nasıldır, nicedir diyebilir. Ne söylediği sözler de anlatma gayretiyle söylenmiştir. Allah bir şeye sığmazdır, anlatılmaz. Niteliği bilinmez, niceliği bilinmez. Bunları anlatmam ancak diyor onu anlatmak içindir. Bir tariftir, onu anlatmak için kelama gelen bir yoldur. Doğru olduğundan yine şüphe vardır anlatabildiğimiz bu kadardır. Çünkü o dile gelecek bir şey değildir. Çünkü o akla gelecek bir şey değildir. Çünkü o dillerin anlatabileceği bir şey değildir. Ancak o yaşanır. Ancak o bir haldir. Ancak o bir tecelliyattır. Bir şimşeğin çakması gibi görüp görmediğin belli değildir. Duyup duymadığın belli değildir. Eser vurur, yıkar. Hani dedi ya Musa aleyhisselam, ben göremeyecek miyim? Dayanamazsın dedi. Şu dağa bak dedi. Dağa baktı, Musa bayılıverdi. Ne gördüğünün farkına varamadı. Hayretten bayıldı. Hayretinin neye bağlı olduğu da belli değildi. Çünkü hesaba kitaba sığmayan, akla, mantığa idrake sığmayan bir şey. Kimi böyle gösterir, kimi zıttını belirtir. Din işinde ancak şaşırıp kalır. Gah orası mıdır gah burası mıdır, gah sağ mıdır, gah sol mudur, gah
ön müdür gah arka mıdır. Bu işin ciheti bellidir, belli değildir. Çünkü zat ı mukaddes olan Allah, cihetsizdir. Sen ne tarafa dönersen dön, o taraftayım der. Sen beni nerede zikredersen, oradayım der. Sen, nasıl hüsn ü zan beslersen öyleyim der. Ben zannın üzerineyim der. Kiminin zannı öyledir, kimin zannı böyledir ama bu noktada herkesin zannı da kendince kendi dinidir. Kendi inancıdır. Hiçbirisinin zannı gibi de değildir o ama herkesin zannına göre tecelli eder. Kimine sevgilidir, kimine zalimdir, kimine aşıktır, kimine maşuktur kimine rahmedicidir, kimine gazab edicidir. Kimine Rahim ism i şerifi ile tecelli edendir. Kimine veduttur. Kimine şedid ama oradan ama burdan. Herkesin zannınca.
Hani gelir ya birisi hesabı kitabı görülür, hadis-i kutsi, atın bunu cehenneme derler. Hesap yerine döner bakar, sorun der bildiği halde. Neden döndü hesap yerine baktı? Melekler derler ki neden döndün hesap yerine baktın? Ben der ümit ettim. Kendimce dedim ki Allah beni affeder. Melekler derler ki Yarabbi sence malumdur. Kulum dedi ki ben Allah beni affeder diye ümid etdim. Cevap verir. Atın onu cennetime, ben kulumun zannı gibiyim. Sen nasıl zannedersen öyledir. Senin inancındır o öyle değildir de sana öyledir. Onun gerçeği öyle değildir ama sen öyle istediğin için sana öyle tecelli eder. Hani cennete girer ya insanlar, cennette kendilerince bir Allah tanımları vardır, kendilerince bir inançları vardır. Cennette onu isterler, onlar da onu verir. Muhittin Arabi şunu şöyle tarif eder. Der ki beş tane ama, kör hiç fil tanımamış bir kimse getirsek, orta yere bir tane de fil koysak, birini bacağından tuttursak, birini kuyruğundan tuttursak, birini göğsünden tuttursak, birini kulaklarından tuttursak, birini de hortumundan tuttursak ve hepsine ayrı ayrı sorsak fil neye benziyor? Bacağından tutan der ki diyor, fil sütuna benziyor, hortumundan tutan der ki diyor fil hortuma benziyor, kulağından tutan der ki diyor fil kepçeye benziyor, göğsünden tutan der ki diyor fil tepsiye benziyor, kuyruğundan tutan der ki diyor fil kuyruğa benziyor. işte der kör olanların, ama olanların Allah’ı tanımaları, bilmeleri de böyledir. Onlar kör olduklarından, bir tarafından tutarlar ve tuttukları yerin Allah olduğunu zannederler ama Allah kullarının zannı üzerinedir. yine. Onları geri çevirmez.
işte o yüzden din işine akıl sır ermez. Birinin yüzü sevgiliye dönmüş, biri de var ki yüzü zaten onun yüzü kesilmiş. Demek ki birisi sevgiliye dönmüş, sevgiliye dönmüş. O sevgili olmak için uğraşıyor ama birisi de var ki yüzü sevgili olmuş. Hani diyor ya benim öyle kullarım vardır ki onlara baktığınızda Allah hatıra gelir. Demek Allah’ın öyle kulları var ki onların yüzleri sevgili olmuş. Onlara baktıkça, Allah hatıra geliyor. Kimileri de var, onlar sevgiliye yönlerini döndürmüşler. Sevgiliye bakıyorlar, her baktıkları yerde
sevgiliyi görmeye çalışıyorlar ama kimileri var ki sevgilinin yüzü olmuş o. Ona bakan sevgiliyi görüyor. O Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’e bakan neyi görür ki? O Muhammed i Mustafa (s.a.v) hazretlerinin kokusunu alan, neyin kokusunu almıştır ki? Onun yüzü gibidir, o onun kokusu gibidir. Hani öyleleri vardır ki hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varislerim dedikleridir. O varislerim dedikleri de her dönemin yüzü gibidir. Onları görünce Allah hatıra gelir ya hadisi şerif öyle ya hani yeryüzünün direkleri vardır. Manevi. Hz. Abbas Efendimiz der ya işte onlar velilerdir. Onlar dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele edenlerdir der ya hani der ya Hz. Ömer efendimiz onlar bir şeye ol dediğinde, Allah oldurur der ya. işte onlardır. Onlar sevgilinin yüzü olmuşlardır. Kimisi nedir? Yüzüne dönmüştür.
‘ikisininde yüzlerine bak. Yüzlerini hatırında tut. Olur ya dikkat eder de yüzü tanır bir hale gelirsin.’ işte rabıta budur. Sen o sevgiliyi gören gözleri görmek istersin. O sevgiliye bakan yüze bakmak istersin. Miraç’tan gelmiş, Miraç’tan dönmüş o yüzü gören, o yüzü görmüş olmaz mı? Miraç’tan gelmiş, onu dinleyen, onu dinlemiş olmaz mı? Demedi mi zikredenler sana baksınlar, güzel örnekler var. Demedi mi Habibim ne verdiyse alın. Demedi mi o heva ve hevesinden konuşmadı. Benim emrimi söyledi. Bakın dili o olmuş. Hal fiiliyatı o olmuş. Demedi mi, Ey Habibim! De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Demek ki ona baka baka onu tanırsın. Onun yeryüzünde yaşayan, yeryüzünde yaşayanları vardır. O hani az önce bahsettiğim, onlara baktığınızda Allah hatıra gelir diye, onları tanıdığınızda onu tanırsınız. Ona baka baka baka onu görürsün. Ona baka baka onu tanırsın. Hani rivayet edilir ya ibrahim Ethem, o olması lazım, hacca gidiyormuş ya bir garip sufiye denk gelmiş. Demiş ne kadar paran var. Demiş şu kadar. Ver şunu demiş. Etrafımda yedi şavt at. Tavaf et, hacı ol. Demiş. bu nasıl söz? Demiş ziyaret edeceğin yere demiş Allah evim dedi ama gidip oturmadı demiş ama tavaf edeceğin etrafında kimsenin demiş, Allah kalbinden hiç kalkmadı demiş.
Hani yeryüzünde Allah’ın öyle kulları vardır ya, Cenab ı Hak oturmuştur oraya. Cenab ı Hak oraya oturunca, ondan onun sıfatları tecelli eder hep. işte öylesini görünce diyor ona bak. Onun yüzünü seyret. Onun cemaliyle cemalleş. Mevlevilikte cemalleşmek vardır. Cemalleşmek, karşındaki dervişin yüzüne bakmaktır. Ona temanna etmektir cemalleşmek. Onun simasını tanımaktır. Cemalleşmek denir ona. Cemaline bak. Onun cemaline bakabilmen için ona karşı bir yanlışlığın olmaması gerek. Ona karşı bir eksikliğin olmaması gerek. Senin kardeşin o. Senin ona suizanın yok. Senin ona karşı hatan yok. Senin ona karşı kusurun yok. Senin ona karşı bir
yanlışlığın yok. Sen onu sevdin. Ona dua ettin. Mümin kardeşliği. Kardeşini gördün, cemalleştin. Kardeşim benim dedin, tebessüm etti. Cemalleşmek, onun cemalini hıfsına almak, onu tanımak, bütün cemalleri tanımak ve bütün Hak dostlarını tanımak. Bak seyret, gece rüyanda gör. Bak seyret, gece zikirde halinde gör. O seni götürecek bir yerlere. Onun cemalinde cemal saklı, onun gözünde göz saklı. Onun yüzünde yüz saklı. Onun kalbinde gönül saklı. Gönlünde ayrı bir sır saklı. Sen oraya girmeye çalış. Cemalleş, oraya girdin mi sırların sırrına vakıf olacaksın, dolaşacaksın, yürüyeceksin. Emin askerler var, emin hendekler var, emin burçlarını dikmiş, o oraya yerleşmişsen, sen içeri girersen, padişahın sofrasına oturacaksın. isaya indirdi. Sana indirmez mi? Musa’ya indirmiş, sana indirmez mi? isa’nın havarileri istemiş, indirmiş. Sana indirmez mi? Sana neden indirmesin? Sen Muhammed i Mustafa (s.a.v) ‘in ümmetisin. Sen o peygamberlerin peygamberinin ümmetisin. isa’nın havarilerinden aşağı mısın? Sana da sofra indirir. Sana da nimetlendirir. Seni de arş ı alada gezdirir. Seni de levh-i mahfuzda gezdirir. Seni de ötelere götürür. Yukarılara götürür. Sen o gönle girmeye çalış.
Hani dedi ya miraca çıktım dedi. Cennette Bilali Habeşi’nin takunya seslerini duydum dedi. Senin de takunya seslerini duyursunlar. Senin de ezan sesin duyulsun orda. Senin de yalvarışların, hıçkırıkların duyulsun. Sen bir gönle girmeye çalış. Bir sevgilinin yüzüne bakmaya çalış. Bir sevgilisi olanı bulmaya çalış. Aşıklık öğren ondan. Aşıklık öğren ve onun âşıklık yoluna bak sen. O sevgiliye ulaşacaksan, bir aşık bul. O aşık gece gündüz onun kapısından gitmeyecek. O aşık gece gündüz onun yolunda arşınlıycak. Sen onu bulacaksan ona git. Hani polis bir suçluyu yakalacağı zaman, sevgilisinin olduğu yere tuzak kurar. Çünkü insanın hiç dayanamayacağı yer sevgilisidir. Bütün kuralların yıkıldığı yer sevgilisidir. Bütün tahkimatın yok olduğu yer sevgilisinin sokağıdır. Bütün tedbirlerin kalktığı yer, sevgilidir. Sevgiliye gidecekse tedbirler kalkar, tahkimler kalkar. Kafasında hiçbirşey denmez. Senin canını alacağız deseler, sevgili yolunda olsun dersin, yürürsün. Sevgiliye dayanamaz insan. Yüreğinde bir sevgisi varsa, o azılı suçlular dahi sevgilisine giderler. Onu, sevgilisi ile avlarlar. Herkes sevdiğinden avlanır. Herkes sevgilisinden avlanır.
Hani dedi ya, ya Mevlana Şems sana selam gönderdi, cübbesini atıverdi ona. Utandı dedi ki yalan söyledim. Yalanına cübbe verdim dedi. Doğrusunu söyleseydin, canımı verirdim dedi. Aldatır insan, sevdiğiyle aldatılır. Birini aldatmak istiyorsanız sevdiği ile aldatın. ihanetin en kralıdır. Vahşiliğin ve vahşetin en kralıdır. Yapacaksanız bir hainlik, birisine dosdoğru bir hainlik yapın. Sevdiği ile aldatın. Canı yanmaz onun. Aldatacaksın birini, sevdiği ile aldat.Canı yanmaz. Hatta der ki sevdiğimle aldattı. Helal
olsun der. Helal olsun der. Bu ama bir taraftan vahşiliğin en dibidir. Bu bir taraftan, zulmün en dibidir ama bir taraftan da çok harikadır. O aldanan, sevdiği için aldandığından aldanışından mutludur. Hiç acı çekmez. Hiç acı hissetmez. Beni aldattı demez çünkü aldandığı yer, sevdiğidir, öptüğüdür, kokladığıdır, kopladığıdır, öptüğüdür, öpüldüğüdür, gönlünün aktığı, coştuğudur. Çünkü onun için aldanmıştır. Hatta bile bile aldanır.
Aşıklık bile bile aldanmaktır. Aşıklık aldanırken, aldandım dememektir. Aşıklık ütülürken ütüldüm dememektir. Aşıklık yıkılırken yıkıldım dememektir. Aşıklık, kurutulurken kurudum dememektir. Aşıklık, dudakların çatlarcasına sevmektir. Gözlerini kapatmamacasına bakmaktır. Hiç susmamacasına konuşmaktır. Hep sevmektir yüreğinden, hep hissetmektir, hep duygudur, hep koşmaktır.. Hep böyle onu dinlemektir. Hep onu anlatmaktır. Hep onu anmaktır. Her şeyde onu hissetmektir. Yemekte, içmekte, konuşmakta, yürümekte, uyumakta, oturmakta, kalkmakta, denizde, ovada her yerde ve her şeyde onun olmak. Onun tadını çıkarmaktır. Onun zevkine varmaktır. O vardır her şeyde. Onunlasındır. Ölüm hoştur, hayat hoştur, dirilik hoştur, varlık hoştur yokluk hoştur, herşey hoştur senin için. Çünkü o vardır. Bakarsın kolunda o var. Bakarsın dudağında o var. Bakarsın saçlarını örmüş sana, o var. Bakarsın seni süzer köşe başından. Bakarsın yukarılardan bakar, kocaman bir göz olmuştur. Bakarsın dağlardan bakar sana, kocaman bir şekilde. O her tarafta, onu görürsün, hissedersin. Dersin ki şimdi burada şimdi içimde şimdi oramda, şimdi buranda. Bu hayretten hayrettir. Artık aklına hiçbir şey gelmez senin. Öbür dünyaymış, bu dünyaymış, cennetmiş, cehennemmiş, arş ı alaymış, levh-i mahfuzmuş, kürsüymüş… Hiç bir şey aklına gelmez. Öyle bir şey olur ki sen artık nicelikten nitelikten sıyrılırsın, varlıktan sıyrılırsın. Önce bir ışık görürsün. Nur hüzmesi zannedersin. O işık da biter, nur da biter, renk de biter, nefes de biter, ses de biter, konuşma da biter. Her şey duygu olur. Her şey o olur artık. Sen senlikten geçersin. Sen kalmazsın.
Aşıklık, hep bir histir. Mitolojik bir duygudur bu. Bu senin de değildir. Bu da bir demdir. Senden de geçecektir. Sen o demde nesin onu da bilemezsin. Aklına vurmazsın nerdeyim, aklına vurmazsın neyim, aklına vurmazsın kimim. Vurduğun anda o çeker gider. Birkaç sefer çekip gitmiştir. Sen onun terbiyesini almışsındır. Her aklına vurduğunda senin sonundur. Senin katilindir akıl. Senin mermindir akıl. Seni öldürecek olan tabancadır akıl. Bütün toplar sana çevrilmiş gibidir. Akıl odur ona uyduğun an, elinden bir bülbül gibi uçup gidecektir, ona uyuduğun an, arkasına dönüp bakmadan gidecektir. Bir kez gitmiştir ya. O acıyı biliyorsundur, o sancıyı biliyorsundur. O çok nazlıdır. O çok cilvelidir. O çok neşelidir. O çok sırdır. Bir tarafı
çok onun Celaldir. Ve görürsün, bilirsin, tanırsın. O bir şeyi ol dediğinde olur ama ol dedittirinceye kadar çatlarsın. Yalvarırsın gece gündüz. Ben ettim sen etme dersin. Başkalarının günahı küçük gelir sana. Zina etmiştir o, sana küçük gelir. Gıybet etmiştir o, sana küçük gelir. O bir şey yapmıştır, o sana küçük gelir. Çünkü sen büyüğün büyüğünü yapmışsındır. Sen onun ellerindeyken aklına uymuşsundur. Sen onunla sohbet ederken aklına uymuşsundur. Bu büyük günahlardan dahi büyüktür. O yüzden Hz. Mevlana der, akıl aşka gelince çamura saplanmış eşek gibi debelendi durdu. Debelenir durur. O yüzden aşığın katilidir akıl. Aşık o akılla karşılaştığında der ki katilim geldi yine. Onun o tabir i caizse celladı gibidir. O yüzden akıldan şeytandan kaçar gibi kaçar. Bunu anlamaz aklı erenler. Kendilerince derler ki bu sufi akla düşman, akıl lazım değil mi? Atarsın kenara, lazım değili görürsün. Oysa onun için akıl lazım değildir. Çünkü avcı da ıslık çalar, kuşun ötüşünü taklid eder.Kuş tutan böylece kuşları kandırmak ister. Avcı taklit eder, kandırır, kuş tutacak ya aslında bir taraftan o da avcıdır. O da kendinden olanlara kuş taklidi yapıp avlar. O da der ki ben sendenim gel. Senin yemse derdin yem koyar senin önüne. Cik cik cik sen konarsın dalına onun. Senin derdin malsa, sana mal verir, gel der.
O avcıların padişahıdır. Onun ahı, daha derinlemesinedir, daha kıymetlidir. O, seni anka kuşundan aldatır. Anka kuşuyla seni yemler. Sen eğer ötelerdensen, anka kuşuna aldanırsın. O aldatır seni. Bir kanat çırpar böyle, der ki gel ötelere götüreceğim seni, kanarsın sen, bir bakarsın ki o da avcı. Asıl av senmişsin. Bunu sonra anlarsın ama o av olduğundan da mutlu olursun sonra. Dersin ki sen avlamışsın beni. Harika bir şeydir, harika. insan av olmaktan mutluluk duyar mı? Bu öyle bir şeydir ki av olduğuna binlerce kez şükreder, binlerce kez av olmak istersin. Allah hepimizi öyle av olanlardan eylesin. Selamünaleyküm…
https://www.youtube.com/watch?v=7czRT- SgSsk&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=48
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=7czRT-
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Râbıta, Sabır, Mîrâc. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı