Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 297-309. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 297-309. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 43/55

Mesnevî-i Şerîf 297-309. Beyitler Şerhi Hakkında

297-309. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Dünyada acı deniz var tatlı su var, aralarında bir berzah var ki birbirine karışmaz iki deniz. Fakat şu da var ki iki denizde bir asıldan coşup akmada. Sen şu ikisinden de geç de asla doğru yürü git.

O zaman iyilikler de var, kötülükler de var, eksiklikler de var, tamam olanlar da var. Sen her ikisinden de geç de diyor, Allah’a doğru yürü. iyliğin de kötülüğün de sahibi Allah, cennetin de cehennemin de sahibi Allah, acının da tatlının da sahibi Allah, iman edenin de küfre gidenin de sahibi Allah. Sen her şeyin sahibi olan Allah’a doğru yürü, git.

“Kalp altınla halis altını ayara vurulunca gör. Mehenge vurmadıkça ne olduğunu anlayamazsın. Allah kimin canına bir mihenk bağışladıysa, gerçeği şüpheliden o ayırır.Yaşayan bir insanın ağzına bir çöp girse, onu çıkarınca dincelir, rahat eder. Ancak binlerce lokmanın arasından ağza bir çöp girdi mi yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu. Dünya duygusu bu dünyanın merdivenidir. Din duygusuysa gönlün merdiveni. Bu duygunun sağlığını hekimden arayın. O, duygunun sağlığını sevgiliden. Bir duygunun sağlığı, bedenin sağlamlığındandır, o duygunun sağlığıysa bedenin yıkılmasındandır. Can yolu kesin olarak bedeni yıkar, o yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi, o defineyle de evi daha sağlam yapar. Suyu kesmiş, arkı temizlemiştir. Ondan sonra da arka, içilecek su salmıştır.”

Kalp, yani sahte altınla halis altın ayara vurunca belli olur. Bakarsınız o ikisi de sarıdır. Dışarısı sarıdır ama birisinin içi tenekedir veya birisinin içi gümüştür birisinin içi de halis altındır. Onu ancak ayar bilen mihenk

taşına vuranlar bilir. Onu ancak kuyumcular bilir. O işin mesleği, o işin erbabı olan bilir. insanlara da bakarsınız. Hepsi de insandır ama insanlar da üçe ayrılır. Kimisinin içi tenekedir, kimisinin içi gümüştür, kimisinin içi altındır. Ancak bu gümüşü, tenekeyi, altını ayıracak Allah’ın hususi seçilmiş kullarıdır. Allah kimin kalbine, ruhuna, bu mihengi koyduysa, Cenab ı Hak kimin kalp gözünü açtıysa Cenab ı Hak kimin kalp kulağını açtıysa, Cenab ı Hak kimin kalbine ilham ediyorsa bir anda altını, gümüşü, tenekeyi ayırt eden odur. Eğer Cenabı Hak senin kalbine böyle bir mihenk koymadıysa, sen herkesi altın gör. Hüsnü zan ehli ol. Çünkü insan yüzünden baktığında insan, elinde bir delil yok. Senin kalbinde mihenk yok.

Hani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ya kalbini mi yardın baktın. Sahabeden birisi normalde savaş esnasında tam öldüreceği zaman, kafiri öldüreceği zaman, kafir ona dedi ki La ilahe illallah Muhammeden Resulullah. Sahabe öldürüverdi onu. Öldürünce bunu, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine anlattılar. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dedi ki kalbini mi yardım baktın. Kalbini mi yardın baktın. Kalbini mi yardın baktın. Üç sefer söyledi. Demek ki birisi ile alakalı kalbinde bir mihenk oluşmadıysa senin, senin kalbine o sevgili oturmadıysa, senin kalbinde o sevgilinin yeri yoksa, senin kalbinde o sevgilinin nefesi yoksa, sen o Rahman’ın gelen nefesini, Rahman’ın gelen yelini tanımlayamıyorsan, Allah Celle Celalühu hiçbir yere sığmam. Mümin kulumun kalbine sığarım değip senin kalbinde tecelli ettiyse, sen ancak o zaman altınla gümüşü, altınla tenekeyi, teneke ile gümüşün arasındaki farkı fark edersin. Yoksa, bu ilim yoksa sende, var git sen herkesi altın bil.

Hüsn ü zan besle. Sakın sui zana düşme, çünkü sui zan haram kılındı. O kalbine ilham gelenler de senin kalbine de ilham geldiyse sen de ona dua et diye sana ilham geldi. O gümüş, altın olsun. O teneke gümüş olsun. O teneke altın olsun diye dua et. Onu reddetmen için değil, onun yüzüne bakmaman için değil, onu kovman için değil, onu itmen için değil, onu ikinci sınıf vatandaş görmen için değil. Ya? Ona dua etmen. Yarabbi bu kardeşime hidayet eyle. Yarabbi bu kardeşlerimin hepsini de muhafaza eyle, kendine dost eyle. Sana o yüzden gösterildi o. Sakın insanları ayrıştırmak için değil, maneviyat fitne çıkarmaz. Maneviyat, insanları ayrıştırmaz. Maneviyat, insanları cem eder. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri müşrikliği anlattı. Sen müşriksin demedi. Kafirliği anlattı. Sen kafirsin demedi. Müminliği anlattı Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri nasıl iyi mümin olunur, nasıl iyi müslüman olunur, nasıl güzel ahlaklı olunur, nasıl iyi bir insan olunur, nasıl insanların arasında düzgün insan olunur. Hz.

Peygamber ve Adem aleyhisselamdan beri gelen bütün Peygamber i Zişan efendilerimiz iyi insan, kamil, iman ehli olmak nasıl olur onu anlattılar hep. insanları ayrıştırmak için değil, insanları dövüştürmek için değil, insanlara fitne salmak için değil, insanları birbirine düşürmek için değil. Eğer senin Cenab ı Hak kalbine kendi ilminden bir ilim verdiyse, Cenab ı Hak senin kalbine ilmi ledününü akıttıysa, sana insanların arasında fitne çıkarasın diye akıtmadı. Sana Cenab ı Hak kendi sır ilminden bir sır verdiyse sana, bir de fitne fücurluk için değil, dua etmen için yaptı. Senin kur’an ve sünneti anlatman için yaptı. Tebliğ etmen için yaptı.Yoksa Allah müşriklerin içinden bir peygamber gönderdi. Müşriklerin içinden. Müşriklerin içerisinde, sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım dediği bir peygamberini gönderdi. Etrafındakileri hor hakir görme, etrafındaki hor hakir göresin diye bu manevi ilimler sana verilmedi. Verilmez zaten. Kesilir.

Cenab ı Hak cevherini boş yere saçmaz. Allah sır ilmini boş yere saçmaz. Saçmaz! Cenab ı Hak ilmi, hak edene verir. Manevi ilmi de hak edene verir. Sen gıybet eder, dedikodu eder, iftira eder, kötü ahlak sahibi olursan, manevi ilim olmaz sende. Haa, o zaman kalp altınla halis altını ancak ehli bilir. Bir sahte doktorla, gerçek doktoru ancak bir doktor ayırt eder. Sen bakarsan ikisi de beyaz önlüklü, ikisinin de omzunda, burda göğsünde, doktor bilmem kim yazıyor. Hatta o doktor gidip bir doktorun yanında işte orada hizmetkarlık yapmıştır. Yanında işte hasta bakmıştır, kim ne hastalıklara bakıyor, ona bakmıştır. Doktoru taklit edebilir. Öhö de öhö dedittirir. Aç ağzını a de a dersin, b de b dersin misin? Sana bir de ilaç da yazar. Sen dersin ki ya bu doktor isabet ettiremedi herhalde. Koşturursun. Bir daha baktırırsın kendisine bir daha yazar. O da olmadı bir daha yazar. Sen safsan habire o sahte doktora gidersin ama bir ilaç yazdı, olmadı. Aaa, ben ilacı kullandım mı kullandım. Ben onun dediği saatlerde aldın mı bunu? Aldım. Eee bana şifa olmadı. O zaman doktor isabet ettiremedi. Olabilir mi? Olabilir. Hata herkes için mi? Evet. Ben bir daha gideyim. Ya da bunun bir sağlaması olması lazım. Dur ya, ben bir başka doktora gideyim. Doktor bey, ben böyle bir ilaç aldım. Baktı doktor. Ya sen ne soğuk algınlığı, sen verem olmuşsun dedi. Ne? Verem olmuşsun dedi.

Annem Allah rahmet eylesin, rahatsız, izmir’de bir iki doktora gidiyor, bir türlü öksürüğü kesilmiyor bunun. Herkes ağır grip, ağır soğuk algınlığı. Dedim anne o iş orda olmayacak, alsınlar gelsinler seni buraya dedim. Hacı Mehmet, siz getirdiydiniz değil mi? Hacı Mehmet’in de halası oluyor zaten benim annem. Aldılar geldiler, ben sigorta hastanesine götürdüm. Orda bir bayan dahiliyeci, annemin filmleri de yanında, çekilmiş filmler var,

hastanede. Kadıncağız dedi kim hasta? Dedim burda hasta, çekilmiş filmler var dedim ama dedim annemin öksürüğü bitmedi. Şu oldu, bu oldu, anlattım neyse. Ver bakayım filmi dedi bana kadın, aldı, böyle güneşe kaldırdı, filmi koydu içine. Tüberküloz olmuş dedi. Kaldık biz. Annem şimdi gözleri tam görmüyor, şeker hastası. Oğlum ne diyor dedi. Dedim tüberküloz olmuşsun, yani verem miyim dedi. Öyle diyor anne dedim ben. Allah Allah dedi ya verem mi olmuşum dedi. Kadın iyice üzüldü. Şeker beşyüzelli.

Dur dedim anne bir doktora daha göstereyim seni. Neyse bir doktora daha gösterdim. Aynı hastanenin içerisinde. O da istanbul’da bilmem ne hastanesinde ciğer üzerinde ihtisas sahibi olmuş. Hacı Erkan, neydi onun adı ya, nerde Hacı Erkan? Seninde mi tıkalı benim gibi? Neyse ona gösterdim, o gördü, dedi tüberküloz.Tanıyor beni. Dedi yatır buraya dedi, hemen dedi bir yatak, onbeş gün sonra koştutturacağım anneni burdan dedi. Dedim anne böyle böyle, doktorun iyisine düştük, onbeş gün sonra seni koştutturaraktan gönderecek. Doktor var bakın, olmadı. Teşhis edememiş. Ha! Ehil değil! Doktor, ehil değil ya da hata yaptı. Biz şöyle sufiler şöyle deriz, bunda bir hikmet varmış. Değil kardeşim. Acemi. Eğitimini düzgün yapmamış. Düzgün tedrisattan geçmemiş. işini ehemmiyetli yapmamış. Çalışmamış, eksik, eksik! Baktı, tüberküloz olmuş dedi. Eğitimli. O zaman, aynı şey. Sen eğitimli ise, eğitimli ise o sufi, o bilecek, bakacak, tüberküloz diyecek. Ona sorarlar, senin şeyhin kim? Kim öğretti sana bu ilmi? Eee, benim şeyhim yoktu. Aaaa! Hoşgeldin 23 Nisan!

Hz. Peygamberin dahi bir öğreticisi var. Kim? Cebrail Aleyhisselam. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine, namazı nasıl kılacağını öğretiyor. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine, namazın rekatlarını öğretiyor. Namazın vakitlerini öğretiyor. Kime? Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine. Öğreticisiz, öğretmensiz bir bilgin yok. Öğretmensiz bir bilim yok. Sakın! ister dini ilimler olsun, ister pozitif ilimler dediğimiz dünyevi ilimler olsun, öğretmensiz yok. ilk öğretmen kim? Hz. Adem. Cenab ı Hak diyor ki ben ona bütün sıfatları hıfs ettirdim. Bütün her şeyi ona öğrettim. Onun öğretmeni kim? Onun da öğretmeni Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Allah. Oturduğun yerden tıp kitaplarını okuyarakdan ben tıpçıyım deme karşıma çıkıp. Eee, aynı şey. Oturduğun yerden ben sufiyim deme. Oturduğun yerden ben şeyhim deme. Sana sorarlar şeyhin kim? Yok! Nerden bu ilim sana? Nerden? Paraşütle mi indi sana gökten? Paraşütte inseydi, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine de inecekti? Onun öğreticisi kim? Hz. Cebrail Aleyhisselam. Senin öğreticin kim? Senin şeyhin olacak. Senin şeyhin yoksa, sen yalancının tekisin. Senin şeyhin yoksa, sen

altın rengine bürünmüş sahtekarsın. Herkesin içerisinde altın rengi herkes, bütün insanlar altın rengi. Ayırdetmiyor. Kiminin içi yirmidört ayar, kiminin içi yirmiiki ayar, kiminin içi yirmi ayar, kimininki onsekiz, kimininki onaltı, kimininki 14 ayar, kimininki oniki ayar. On ayar altın var mı? Var! Sekiz ayar var mı? Var. Var değil mi Osman? Var. Ondan sonra e kimisinin içi gümüş. Hadi biz hepsini de bütün insanları altın diyelim ama birisi iki ayar altın. iki ayar altın olunca, geri kalanı gümüş madeni gibi onun. Öyle mi oluyor altın? iki ayar var mı? Üretiliyor, evet, onun içerisinde altın serpintisi var. Eritilmiş altın var onun içerisinde. iki ayar. Bunun gibi. Hadi bütün insanları altın yaptık ama iki ayar olanla 24 ayar aynı mı? Değil. Değil! Herkes insan. Hekes insan! Aaaa, yirmidört ayar olan, insan ı kamil. Onu ancak ehli bilir.

E bizim zahiren soracağımız şu o zaman. Kardeş, sen tıp doktoruysan tabelanı as oraya. Hacettepeden mi mezun oldun, Ege Üniversitesinden mi mezun oldun? O mezun olduğum bölümün profesörü, dekanı neyse imzalamıyor mu? Var mı üniversite mezunu? Kaldır elini. imza alıyorlar mı? Rektör imzalıyor. Bir de? Bir de dekan imzalıyor. imzalıycak, ancak diploma o zaman sahip değil mi? O diploma olmazsa olmadı. Eee, adam geçmiş, oturmuş kürsüye. Kim senin, şeyhin ?Yok. Aaaa, sen de bendensin! Benim de şeyhim yok, senin de şeyhin yok. Hadi ikimiz beraber bir şeyh bulalım. Neden? Eee, senin de şeyhin yokmuş? Bir de daha enteresanı var. Şimdi laf gidecek diye şimdi herkes şey yapacak. Bir de daha enteresanı ne? Abdullah Efendi’den. Yaaa! Görmedim seni onun yanında hiç ben? Benim şeyhimdi o. Seninde mi şeyhindi. Haa evet. Eee benim haberim yok? Haa, öldükten sonra olmuş. Nasıl olsa mezardan kalkıp söyleyemeyecek ya. Öyle düşünüyor. Söylüyor! Siz onlara ölü demeyiniz. Ölü değil, söylüyor!

“Allah kimin canına bir mihenk bağışladıysa, gerçeği şüpheliden o ayırır.”

Kalbinizde bir mihenk oluşması lazım gerçeği şüpheliden ayırmak için. Bunun yolu günah ı kebairlerden uzak olmak. Bunun yolu farz ibadetlerini yerine getirmek. Bunun yolu nafilelerle Allah’a yaklaşmak. Allah’ı çok zikretmek. Bunun yolu ondan sonra Allah’ı sevmek. Allah’ı severseniz Cenab ı Hak diyorum ki ben de o kulumu severim. Ben o kulumu sevince, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle konuşur, benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. O zaman, o kul ferahta, o kul selamette. Neden? Allah’la görüyor haşa. Duyuyor, duyuyor! Sen duymuyorsun duvarın arkasını, o duyuyor. Sen görmüyorsun duvarın arkasını, o görüyor. Sen şurda kabrin başına gittiğinde burda kabirde yatanlar var diyorsun. Öbürkü selamün aleyküm diyor. O aleykümselam, hoş

geldin diyor. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ne yaptı? Kabristanda yürüyordu, iki tane kabir. Birer tane yeşil hurma dalı aldı. Başlarına dikti. Hikmet nedir Ya Resulallah? Bu kabirdeki kardeşleriniz var ya? Evet? Kabir azabı çekiyorlar. Hem de neden biliyor musunuz? Neden ya Resulallah? Birisi diline dikkat etmezdi, laf taşırdı; birisi de ayakta bevl ederdi. Birer tane yeşil hurma dalı. Şimdi dedi bu yeşil hurma dalı rüzgar estikçe dedi Cenab-ı Hak Hay ismi şerifini çektirecek. Bu hurma dalı dedi bu yeşillik, onların günahlarını hafifletecek. Mezarlıklara yeşil ağaç dikmenizin sebebi budur. Sünnettir.

Siz Medine-i Münevvere’ye gittiğinizde o vahabilerin orada, o Medine-i Münevveredeki kabristanlıkları böyle dümdüz yaptığına bakmayın. Sünnet i Resulullah da kabristanlıkların başına yeşil ağaç dikmek vardır. Sünnettir ağaç dikmek. Sünnettir meyve ağacı dikmek. Bir tek kabristanlıklara meyve ağacı dikilmez. insanlar ola ki orada meyve ağaçlarından yemesinler diye, kabristanlığın hiç birisinde para kazanılmaz. Kabristanlıklar para ile satılmaz. Kabristanlıklardan ot çöp toplanıp yenilmez. Kabristanlıklara meyve ağacı dikilip, parası satılmaz. Kabristanlıkların araçları para ile satılmaz. Bunlar islam’da yok. insanın bir uzvu para ile satılmaz. Saçı, sakalı, bıyığı para ile satılmaz tırnağı para ile satılmaz. insanın normalde organlarının para ile alınıp satılması caiz değil. Organ kaçakçılığı yok islamda. Satmak caiz değil. Satmak caiz değil. insanın bir tek saçının telini dahi satmak caiz değil. O ticaretten alınan kar haram. O ticaret haram. Almak satmak haram. Çok afedersiniz, insanın necaseti, dışkısı dahi satılmaz. Satılmaz.

işte eğer sen bunları yerine getirirsen, sen kalben kabristandakilerle görüşürsün de. Bu kalbin açılmasının birinci makamı. Zikrullah esnasında gelen maneviyatla ruhaniyetlerle konuşursun. Allah’ı zikretmeye başladığında Abdulkadir Geylani hazretleri gelir. Sema ederken Hz. Mevlana gelir, Şemseddin iTebrizî gelir, semazen gözü açıktır. Gözü açık görür onu. Ama Şemsle sema eder ama Hazreti Mevlana ile Şems sema eder ama Hz. Ali efendimizle eder ama Hz. Hüseyin Efendimizle eder ama Hz. Hasan Efendimizle eder ama Hz. Resulullahla eder, sallallahu aleyhi ve sellemle ama arş ı alada eder ama levh i mahfuzun tepesinde eder. O kalbi açıklığıyla alakalı. Hz. Mevlana diyor ki Allah senin kalbine mihenk koyarsa, mihenk koymanın yolu bu farzlara sımsıkı tutunmak, farzları yerine getirmek, Allah’ı sevmek. Allah’ı sevmek! Müslümanlar, müminler! Allah’ı sevin, namazı sevin, orucu sevin, zikri sevin, insanları sevin, dostlarınızın sevin, annenizi, babanızı, eşinizi, çocuklarınızı sevin. Aklınızla davranmayın. Sevmek duygudur. Akıl değildir. Sen akılla seversen zorlanırsın. Birgün seni atıverir üstünden akıl

seni. Bir bakmışsın ki yerde kalmışsın. Onla bırakmaz, akıl çok aferdersiniz eşek gibidir. Seni düşürür, bir de çifte atar sana. Başını gözünü yarar. Bir taraflara gidersin.

Duygu ise anka kuşu gibidir. O mitolojiktir. Seni hep ötelere götürmek ister. Habire kanat çırpar. Daha ötedeye der. Habire kanat çırpar. Daha öteye der. O simurg gibidir. O seni bu dünyada bırakmak istemez. O seni buralarda bırakmak istemez. Derki iyi tutun bana. Sen iyi tutunursun, o kanat çırptıkça yükseklere gidersin. Okanat çırptıkça, ileriye doğru gidersin. O kanat çırptıkça bakarsın ki seni bambaşka dünyalara götürüyor. Bir bakarsın ki seni hayretten hayrete taşıyor. Bir bakarsın ki seni alemden aleme taşıyor. Bir bakarsın ki kanatların rengi değişmiş. Bir bakarsın ki ışıltısı değişmiş. Bir bakarsın ki ötüşü değişmiş. Bir bakarsın ki zikri değişmiş. Sen onun zikriyle zikredersin. O ‘huuuuu’ diye diye götürür seni, sende ‘huuuuu’ diye diye gidersin. Bir bakarsın ki ayrı alemdesin. Bir bakarsın ki dünya ile bağlantın yok. Bir bakarsın ki ahiretin ile bağlantın yok. Bir bakarsın ki binlerce anka kuşu var. Bir bakarsın binlerce anka kuşu toplanmış tek kuş olmuş. Kanadında binlerce uçan var. Dersin ki ben de kanadının bir tarafından düşmeyeyim. Ben de dersin tüyünden düşmeyeyim. Sımsıkı yapışırsın. Bir bakarsın ki tüğünün rengini alırsın. Sanki tüyü oldun onun kanadında. Yoksa tüy sen mi oldun sen tüy mü oldun karıştırırsın ama seni götürür anka kuşu. Seher vaktinde gelir o. Kapını seher vaktinde çalar. Herkes yattığında gelir o. Herkes yattığında konar senin dalına. Sen eğer uykudaysan, bırakır gider seni. Velev ki yarın da uykudasın diye gelmeyebilir sana. Ondan sonra yalvarır yakarır pişman olursun. Dersin ki günlerce ağlarsın, uykuda değilim! Nerden yattım bir gece! Nerden uyudum bir gece! Keşke uyumaz olsaydım, keşke yatmaz olsaydım! Gözüme, kirpiklerime iğneler taksaydım da o anka kuşunu kaçırmasaydım. Ben nasıl gaflete düştüm dersin. Sufilik budur.

Akıl tekmeden tekmeye vurur seni. Akıl, yerlere düşürür seni. Hep der, neden seveceğim. Hep der neden aşık olacaksın. Hep der olma aşık. Hep der aman sevme, zarar edersin. Bak hep sevenler böyle oldu. Önüne kor. Vefasız gösterir sevgiyi. Aşkı sana vefasız gösterir. Muhabbeti sana vefasız gösterir. Aşk yolunu sana dikenli gösterir. Aşk yolunu sana ateşli, zor gösterir. Hep vurur sana. Sen hep aklına vurursun. Sahte miydi değil miydi; gerçek miydi değil miydi… Aklına vurdurur. Sen la ilahe illallah diyorsun da kabul etti mi? Sen dua ediyorsun da kabul etti mi? Sen namaz kılıyorsun da kabul etti mi? Hep çeker seni. Hep aşağı doğru götüreceğim ister. Sen bakma ona. Sen kalk, sev, muhabbet besle. ilk gördüğüne muhabbet besle.

ilk baktığına muhabbet besle. Tuttuğun ele muhabbet besle. Sen seviyorum dediğine gerçekten muhabbet besle. Tut sen elinden. ister ağaç olsun, ister ot olsun. Duygu seni alıp götürecektir.

Aşk hiçbir sevenine vefasızlık etmez. Aşk hiçbir zaman aşığına vefasızlık etmez. Herkes bırakır, aşk seni bırakmaz. Herkes terkeder, aşk seni terketmez. Herkes sana hasislik eder. Aşk sana etmez. Herkes sana vurur. O vurmaz sana asla. Herkes seni hançerler. Aşk seni hançerlemez. Seni kancıklamaz o. Seni itmez. Seni kovmaz. Seni atmaz o. Sen yeter ki bekle kapısında. De ki benim senden başka gidecek hiçbir yerim yok. Senden başka hiç kimsem de yok. Ey aşk! Sen varsın. Ben de yokum. Muhakkak sana anka kuşunu gönderecektir o. Sen ümidle onun kapısında dur. Ümitsizlik yok ve muhakkak anka kuşuna tutunursun bir an geldiğinde. O zaman anlarsın beni de. Şimdi anlamazsın. Beni de o zaman anlarsın! Dersin ki anlattığı anka kuşu buymuş. Dersin ki böyle gidiliyormuş. Dersin ki böyleymiş hayret. Bakarsın ki o anka kuşunda nice hayretler var. Sen olmadı, bir an onun gözü, senin gözün olur. Senin gözün onun gözüne olur. Onun baktığı yere bakarsın. Hatta dersin ki götür beni daha da uzaklara. O seni götüreceği yere kadar, gidecek olduğun yere kadar götürür. Yetmez insana. Bir bakmışsın ki saatin zili çalmış. Bir bakmışsın ki bir yerden bir gürültü kopmuş. Tık! Biter. Sen ertesi günü yine beklersin. O anka kuşu gelecektir çünkü. Bir sefer geldi ya! Muhakkak bir daha gelecektir ama o hep uyanık olanı bekler, alır götürür. Onun, uyuyanla işi yoktur.

“Yaşayan bir insanın ağzına birçöp girse, onu çıkarınca dincelir, rahat eder ancak. Binlerce Lokman’ın arasında ağza bir çöp girdi mi yaşayan kişinin duygusu hemen anlar onu.”

Bir kimsenin ağzına bir çöp konsa anlar ağzında başka lokma yoktur ama binlerce lokma yutan bir kimsenin lokmalarının içerisinde bir çöp olsa, gafletteyse anlamaz. Ama bir kimse düşün ki yaşıyorsa yani diri ise, burda yaşamaktan kasıt, ‘ölmeden önce ölünüz’ sırrına vakıf olan. ‘insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar’ hadis i şerif. Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ki ‘ölmeden önce ölünüz, ölün ki uyanınız.’ Bu dünyada ölmezseniz, uyanmazsınız, uyanmazsanız gaflettesiniz. Ne yiyip içtiğinize bakmazsınız. Ağzınızdan ne girmiş, ne çıkmış bakmazsınız ama o ölmeden önce ölen, o uykudan uyanan, yediğine içtiğine dikkat eder. Onun ağzına bir susam tanesi haram girse anlar onun ağzı, der ki bunu yutma. O daha ağzına girmeden sofraya bakar, der ki bunu içme. O der ki beni yeme. Hani hadisi şeriflerde vardır. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine derki Ya Resulallah (kekik), beni topla. Ben yetmiş derde şifayım. Hani

der ya çörekotu, Ya Resulallah, ben ölüm hariç şifayım. Dile gelir ama kader tecelli edecekse, takdir var ise susar her şey ve Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri zehirli eti de yer bu takdirdir. Takdir kılıcı vurulduysa, tekbir karşısında dayanmaz. Takdir vurduysa, onun karşısında akıl dayanmaz. Takdir kılıcı vurduysa onun karşısında din, diyanet, kalp hepsi susar. Eğer takdir vurmadısa, ağzına küçücük bir zerre gelse, o zerre haykırır beni yeme diye.

“Dünya duygusu bu dünyanın merdivenidir; din duygusuysa, gönlün

Dünyayı sevmek, bu dünyanın merdivenidir. Bir kimse dünyayı severse, o dünya sevgisi ona merdiven olur. Dünyaya sahip olur o, dünya olarak. Hoş ne kadar sahibi olursa olsun, sonunu bulamaz da ama dünya onu cezbeder. O dünya sevgisi, ona dünyayı buluşturur. Ahiret ise öbür tarafadır. O da diyor gönlün duygusudur, gönlün merdivenidir. Siz gönül merdiveni ile yürüyün. Dünyayı isteyenler? Dünya sevgisi onlara merdiven olacak. Allah’ı isteyenler, Allah’ı sevme, onlara merdiven olacak.

“Bu duygunun sağlığını hekimden arayın; o duygunun sağlığını sev-

Siz dünya ile alakalı bir şeyi, gidin dünyalıklardan bulun. Siz vücudun sağlığını, gidin vücut hekimlerinden arayın ama gönül sağlığını da gönül ehlinden arayın bulun.

“ Bu duygunun sağlığı bedenin sağlamlığındandır, o duygunun sağlığı

ise bedenin yıkılmasındandır.”

Dünya için beden sağlam olacak. Dünyaya sahip olacak, dünyayı koşturacak olan, sağlam beden sahibi olacak ama duygu için beden sağlamlığı gerekmez. Hatta der ki sen bedenini fazla besleme, az ye der. Sen bedenini fazla kuvvetlendirme der. Az uyu der. Çok uyku şehveti artırır. Az uyku şehveti öldürür. Çok yemek şehveti artırır. Az yemek şehveti öldürür. Der ki sen bu bedeni harab et. Eğer ötelere gideceksen.

Can yolu kesin olarak bedeni yıkar. O yıkıntıdan sonra da yapar, düzer, koşar onu. Ölmeden önce onu öldürür, bedenden vazgeçer o kimse. Bedenden vazgeçerse, ölmeden önce ölümü anlar.

“Altın definesini çıkarmak için yıkmıştır evi; o defineyle de evi daha

da sağlam yapar.”

Seni önce riyazat yaptırır, bedenini çökertir senin ve bedeninden maneviyat fışkırır. Duygu fışkırınca bedenin gençleşir senin. Sen diğerlerinden

daha genç olursun. Sen diğerlerinden daha iyi olursun. Bak, Eyüb El Ensari, seksenüç yaşında atına bağladı kendisini. istanbul surlarının önünde nefesini verdi, herkesten dinç.

“Suyu kesmiş arkı temizlemiştir; ondan sonra da arka içilecek su sal-

Arkı temizleyecek olan ne yapar? Suyu keser bir. Bir hatı temizler, hattı temizledikten sonra ne yaparlar? içme suyunu basarlar. Önce hattan küflü su çıkar. Öyle değil mi? Önce çamurlu su çıkar. Ondan sonra ne olur? Su temizlenince, berrak su akmaya başlar. Allah bizi onlardan eylesin. Üçyüz ondan devam edeceğiz inşallah.

El-fatiha maassalavat.

https://www.youtube.com/watch?v=1pvmrBUiXjc&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=47

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı