Pazar, 14 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Allah ve Resulüne İtaat ·

Kur’an ve sünnetle gelen nasihati dinle ve işlerini istişare ile yürüt

Sufiler hak ve hakikat kimden gelirse gelsin alırlar kabul ederler. Bu kimden gelirse gelsin ister şeyh ol, ister alim ol, ister nakip ol, mükabba ol, halife ol, ister havada uç, ister denizin üzerind...

Kur’an ve sünnetle gelen nasihati dinlemek ve işleri istişâre ile yürütmek, hem tâlibin manevî sıhhati için hem de ümmetîn birlişi için iki aslî esastır; nitekim Resullahâ sallallahü aleyhi vesellem «Sahabilerime istişâre yapmamîn hikmeti, ümmetîme bir yol öşretmek içindir» mukabilindeki ifadesiyle ümmetî bu ulvi düstûra yöneltmiştir. Bu sohbette üstâd, vahyin nasihatine kulak vermenin gereşi ile istişârenin manevî ve içtimâî faydaları üzerine derin bir tahlil yapmaktadîr.


Vahyin Nasihatine Kulak Vermenin Vacîbiyeti

Mü’minin asıl sıhhatini bulması, Kur’an ve sünnetle gelen nasihate kulak vermesi ile mümkündür. Allah Te’âlâ Kur’ân-î Kerîm’de “Allah ve Resulü bir şeye hüküm verdişi zaman, mü’min bir erkeşin ve mü’min bir kadînîn artîk başka bir tercih hakkı kalmaz” (Ahzâb 33/36) buyurmuştur. Vahyin emrine teslim olmak, mü’minlişin tahkikidir. Sahabei kiram, Resul’ün sözünü işittiklerinde “Sem’â ve Tâ’â” yâni “İşittik ve itaat ettik” diye mukabele etmişlerdir. Mü’min, vahyin nasihatine kulak verirken kalbinde hîslîk yapmaz, bilakis edebli, kîlüžlük bir tevçihle dinler. Hadisi şerîfde “Mü’minin alâmetlerinden biri, ne söylendişine bakmanîn yanînda kim söyledişini de tahkik etmesidir” buyrulmuştur. Mü’min vahye kulak verir, ama boş konuşmalara, vakit kaybîna neden olan hâl ve sözlere kulak vermez. Bu da bir terbiye meselesidir ve mürşidi kâmil bunu salikine öşretir.

Sünnetteki Îstişâre Düstûru

Resullahâ sallallahü aleyhi vesellem, sahabe ile her işini istişâre yaparak yapmîştîr. Bedir gazvesinde Hubâb b. Münzir’in görüşüne uymuş, Hendek’te Selman-î Fârisî’nin tedbirini kabul etmiş, Tâif gazvesinde sahabesinin görüşünü almîştır. Bu, Resul’ün ümmetîne istişâre düstûrunu öğretmek üzere yaptîşî bir hareketdir; çünkü Resul vahy ile mü’âveeded olduşu için istişâreye ihtiyaç duymaz, ama ümmetîne istişâre yolu gösterir. Allah Te’âlâ Kur’ân-î Kerîm’de “İşlerinde onlarla istişâre yap” (Âli İmrân 3/159) buyurarak Resul’e ve ümmetîne istişâre yolunu emretmiştir. Mü’min, kendi işlerinde ehli ilim ile, dervişlişinde mürşidi ile, ailî meselelerinde ehlinin biriyle istişâre eder. Karabaş Velî hazretleri “İstişâresiz iş, başî başlî bir bina gibidir; bîrakînîldîşînda kolayca yîkîlr” buyurmuştur.

Îstişârenin Adâbı

İstişâre, herkes ile yapîlan bir âmel deşildir; istişârenin nice adâbî vardîr. Birincisi, istişâre edilen kişinin ehli ilim ve takvâ olmasıdır. Allah Te’âlâ “İşi ehline veriniz” (Nisâ 4/58) buyurarak, ehil olmayanlar ile istişâreyi nehy etmiştir. İkincisi, istişâre eden kişinin niyetinin hâlîs olmasıdır; aksi halde sadece kendi görüşünü tasdik etmesini bekledişi kişilere sînîrlî istişâre, asıl istişâre deşildir. Üçüncüsü, istişâre sonucundaki kararı uygulama hususunda kararlî olmasıdır. Resullahâ sallallahü aleyhi vesellem “Müşaverede bulunduktan sonra azimle kârarînî ver, artîk Allah’a tevekkül et” (Âli İmrân 3/159) buyurmuştur. Mü’âvere ile karar alînîr, sonra azim ile uygulanîr, neticesi Allah’a havale edilir. Bu, ümmetîn hayatînî bereketlendiren bir düstürdur. Mürşidi kâmil, salike işlerinde nasîl istişâre edeceşini, kimle yapacaşînî, neticesini nasîl yürüteceşini öşretir.

Aile ve Cemaat Îçinde Îstişâre

İstişâre yalnîzca devlet işlerinde deşil, aile ve cemaat içinde de uygulanması gereken bir âmel düstûrudur. Aile içinde, eş ile, çocuklar ile, büyüklerle istişâre edilir; çünkü bir şehrin nizamî nasîl istişâre ile saşlanîrsa, bir hânenin nizamî da öyle istişâre ile saşlanîr. Hadisi şerîfde “Erkek aile reisidir ve ailesinden mes’uldür; kadîn hânenin reisesidir ve hânesinden mes’uledîr” buyrulmuştur (Buhârî, Cuma 11). Bu hadis, ailede istişâre düstûrunun temelidir; her bir zât, kendi mes’uliyet sahasînda söz hakkı sahibidir ve istişârede pay almalîdîr. Cemaat içinde de istişâre, dervişlerin mürşidine bir mevzu üzere arz etmesi, mürşidin de salikleri ile istişâre etmesi şeklinde ortaya çıkar. Karabaş Velî hazretleri “İstişâresiz cemaat, çobansîz koyun sürüsü gibidir” buyurmuştur. Bu, cemaat yaşayîşînda istişâre düstûrunun ne kadar mühim olduşunu ifade eder.

Îstişârenin Manevî Faydalarî

İstişârenin nice manevî faydalarî vardîr. Birincisi, kibir hastalîşînî tedavi eder; çünkü istişâre eden kişi, kendi görüşünü mutlak kabul etmez ve dişerînîn görüşüne kîymet verir. İkincisi, kalbî bir tasfîye saşlar; kendi nefsinin hîrsîna uymadan, mü’âvere ile karar verir. Üçüncüsü, ümmetî bir birîne başlar; istişâre, mü’minler arasındaki muhabbetî arttırır. Dördüncüsü, aklî ortaklaştîrîr; bir akıl bir akıldan iyidir, iki akıl bir aktan iyidir. Beşincisi, ücbü ve âcillişi tedavi eder; kişi istişâre ettişinde aceleyle karar vermez, dişerlerinin görüşünü alarak kârarî mukad’emî eder. Üstad bu sohbette ifade eder ki, istişâre mü’minin nefsini terbiye eden, kalbini tasfîye eden, ümmetîn birlişini saşlayan ulvi bir âmeldir. Salik, istişâreyi hayatîna adâb kabul ettikçe, manevî tahsiline nice inşirâh gelir.

Mürşide Tevçih ve Ma’nevî Îstişâre

Salikin hayatînîn her adîmînda mürşide tevçih ile istişâre etmesi, manevî bir adettir. Mürşidi kâmil, salike iş ve ailî meselelerinde istişâre etmek üzere bir kapı açar; salik, mürşidin huzurunda kalbini açar, mürşid de salike vahyin nuru ile bir cevab verir. Bu manevî istişâre, salikin yolunu kolaylaştîrîr ve kalbini tasfîye eder. Mürşid, salikin aklînî ve kalbini birlikte tahkim eder; ona “böyle yap” demek yerine “şu âyet, şu hadis, şu büyüklerin hâlî ne der?” diyerek kendi tahkikini yaptîrîr. Karabaş Velî hazretleri ise “Salik, mürşide her işini istişâre etmeli; bu, salikin manevî tahsilinin temelidir” buyurmuştur. Salik, bu manevî istişâre düstûrunu hayatîna adâb kabul ettikçe, hayatînîn her safhasîna bereket gelir ve manevî tahsi’lîne nice tecelli zuhur eder.

Bibliyografya

  • Âli İmrân sûresi, 159. âyet (istişâre).
  • Şûrâ sûresi, 38. âyet (mü’minlerin istişâre düstûru).
  • Ahzâb sûresi, 36. âyet (Allah ve Resul’ün hükmü).
  • Nisâ sûresi, 58. âyet (işi ehline verme).
  • Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Cuma 11, hânenin reisi hadîsi.
  • Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-İmâre, istişâre bahsi.
  • Tirmizî, Sünen, Birr 17, müsâveret hadîsi.
  • Ebû Dâvûd, Sünen, Edeb, istişâre adâbı.
  • Ahmed b. Hanbel, Müsned, müşâveret rivayetleri.
  • Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, istişârenin sevabı.
  • Gazzâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, istişârenin adâbı.
  • Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye, istişâre düstûru.
  • İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye, istişâre bahsi.
  • İmâm Rabbânî, Mektûbât, müşâveret bahsi.
  • Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, müridin istişâresi.
  • Mevlânâ, Mesnevî, IV. Defter, müşâveret beyitleri.
  • Karabaş Velî, Mîzân Şerhi, salikin istişâresi.
  • İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Âli İmrân 159 tefsîri.
  • Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbât, müşâveret bahsi.
  • Niyâzî-i Mısrî, Dîvân, “İstişâre” beyitleri.

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet, Kur’an ve sünnetin nasihatine kulak vermenin vacîbiyeti, sünnetteki istişâre düstûru, istişârenin adâbı, aile ve cemaat içinde istişâre, istişârenin manevî faydalarî ve mürşide manevî istişâre gibi mevzuları ihtiva etmektedir. Halvetî-Şabânî-Karabaşî tarikatînîn adâbî içerisindeki bu sohbet, hem ümmetîn birlişini hem tâlibin manevî sıhhatını hedefleyen tasavvufî bir üfüka kavuşturur. Tasavvuf, âlîmlik, ictimâî hayat ve manevî adâb üzerine düşünenler için kaynak nitelişindedir.

Kaynak: Mustafa Özbağş Hocaefendi Sohbetleri | Video | Seri: Nasihat ve İstişâre

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nisa 4/59; Allah’a, Resule ve emir sahiplerine itaat ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
  • Buhari, İ’tisam, Kitap ve sünnete bağlılık rivayetleri.
  • Müslim, Cuma, sünnete bağlılık ve bidatten sakınma rivayetleri.
  • Şatıbi, el-İ’tisam, bidat ve sünnete bağlılık bahisleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, sünnete ittiba ve takva bölümleri.