Giriş
8 Ekim 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu uzun sohbet; ticaretin iki dâiresi ve Türkiye’deki hukukun İslâmî olmayan yapısı, mürşid-i kâmilin tanımı ve velîlerin üç sınıfı, tekkenin bağış politikası (“hiç kimseden bir şey istemedik”), cemaate tekke edebi, zikir halakasına “temâşâ için” gelenlerin Allah tarafından affedilmesi, Eskici Dede ve Çalı Dede hikâyesi, İbrâhîm Edhem’in kuyuda altın imtihanı, nefsin paradoksal tanımı ve yedi merâtibi (emmâre-levvâme-mülhime-mutmainne-râdıye-merdıyye-sâfiyye), insanların kavim kavim yaşaması, Allah’a dostluk için kabirde-mahşerde yaşamayı burada tadmak, dinî nikâhın geçerliliği, kadının süslenmesi, alkolün kırk günlük etkisi, bıyık-sakal sünneti, tembel adam ve iş, köpek seviciliğinin insan sevgisinin yerini alması ve mezar çöküntüsünün hikmeti gibi geniş bir yelpazede meseleleri kapsar.
1. Ticaretin İki Dâiresi ve Türkiye’deki Hukukun Durumu
“Bir malı saklamak, gizlemek, alırken-satarken yalan söylemek, ölçüde-tartıda eksiklik-noksanlık yapmak — bunlar câiz olmayan şeylerdendir. O yüzden bir malın açık arttırmayla satılması bu noktada hiçbir sıkıntı yoktur.”
“Bir kimsenin yaptığı ticâretin iki dâiresi vardır: (1) Şahsı kendisini ilgilendiren kişisel dâire, (2) Hukuksal dâire — umûma ve devlete ait. Biz kendi şahsî hukûkumuzun dâiresinde bulunanlardan sorumluyuz. Devletle ve kurumla olan irtibatta, uzak durabildiğimiz yere kadar uzak duracağız.”
“Bir kimse çek keser; çeki kesen de çeki alan da o çekin hukûkunu kabul etmiş oluyor. Bir kimse senede imza atar; senede imza atan da, seneti alan da onun hukûkunu kabul etmiş oluyor. Şimdi: İslâm’da vâdeli alışveriş var mı? Var. Ama İslâm hukûku dâiresinde olması lâzım. Şu anda sistem olarak bu mümkün değildir.”
“Türkiye’deki ticâret hukûku İslâmî değildir. Borçlar-alacaklar hukûku İslâmî değildir. Banka hukûku, icrâ-iflâs hukûku İslâmî değildir. Biz İslâmî olmayan bir hukûkun içinde İslâm olmaya çalışıyoruz. O yüzden bir mal icrâdan satılıyorsa, birisi onu alıyorsa — İslâm hukûku açısından câizlikte bir sıkıntı yoktur. Herkes gidebilir, teklif verebilir.”
2. Mürşid-i Kâmilin Tanımı: Sâdece Dînî Değil, Demircinin de Mürşidi Var
“Mürşid-i kâmili tam anlamıyla tanımak için önce kelime kelime gidelim: mürşid ‘öğretici’ demektir. Mürşid-i kâmil ise ‘olgunluğa ulaşmış öğretici’ demektir.”
“Meselâ bir kimse demircidir, demircilikte ustadır, olgunluğa ulaşmıştır, otorite olmuştur. O demircilerin mürşid-i kâmilidir demircilik mesleği açısından. Tabiî biz mürşid-i kâmili sâdece dînî terminolojinin, tasavvufî terminolojinin içinde görüyoruz. Ama bu kavram her meslek için öğreticinin kemâle ermiş hâlini ifâde eder.”
3. Velî ile Mürşid-i Kâmilin Farkı: Üç Sınıf Velî
“Mürşid-i kâmil ile velî arasındaki fark nedir? Her mürşid-i kâmil velîdir — ama her velî mürşid-i kâmil değildir. Allah’ın öyle dostları-velîleri vardır ki köprü altında yaşıyorlar, dağda-taşta, metrûk bir şekilde yaşıyorlar. Bir mahallenin beninde, bir köşede, kuytuda yaşıyorlar. Ama velîdirler.”
“Velîler üç sınıftır:
Birinci sınıf — Kendini bilmeyen velîler: ‘Hiçbir işe yaramazlar. Allah onlarla bir dostluk peyda etmiş, o velî olduğunun farkında değildir. Birisine denk gelir, onun işi rast gider. O sorumlu da olmaz. Yanından giderken motorun birisi gaza basar, egzozu patlar — motor patlar. O ağzından çıkandan sorumlu değildir. Yolda giderken “Boynun yıkılsın” der, adam küt yıkılır. Allah onun sözünü geri çevirmez. Böylesinden sakının.’ Bunlar günâh işlerken de görülürler — millet o yüzden onların duâsının kabul olduğunu görür, ama günâh işlediğinde görür, kafayı kırar. Günâhları onlara bir örtü, bir setir olur. Bir kısım dervîşler onlara kapılır, ama ondan bir şey alamaz — onun gibi meczûb olur gider. Ölçüsü yoktur çünkü.”
İkinci sınıf — Kendini bilen velîler: ‘Bir üst kategoridir. Yine mürşid-i kâmil değildir, ama kendisinin velî olduğunu bilir. Kendilerine ölçüdür, etrafa ölçü değildir. Belki bir kısım insanlar da onun velî olduğunu bilir — ama ondan bir fayda çıkmaz.’
Üçüncü sınıf — Herkesin bildiği velîler (Mürşid-i Kâmil): ‘Kıymetli olan velîler bunlardır. İnsanlar onun velî olduğunu bilir. Rüyâlarında görülürler — Allah onun üzerinden ikâz ve irşâd eder. Kendisi de velî olduğunu bilir, etrafı da, herkes bilir. Onlar mürşid-i kâmil sınıfındandır.’”
“Mürşid-i kâmillerin ölçüsü Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmaktır. Zâhir olarak Kur’ân ve Sünnet’ten asla tâvîz vermezler. Öbür velîlerin taviz vermiş gibi göründüğü haller olur, zâhire kendilerini sakladıkları görülür — Şems-i Tebrîzî’nin dama oynadığı rivâyeti gibi (satranç, tavla, dama olarak üç farklı rivâyet vardır). İşin enteresan noktası: Şems Hristiyanlarla gayr-i müslimlerle oturup dama oynardı — bu zâhiren görünendir, bâtını farklıdır.”
4. Tekkenin Bağış Politikası: “Hiç Kimseden Bir Şey İstemedik”
“Kurban bayramında kurban kesimi yapacağız; kadar derimiz var. Tekkeye bağış olarak kabul eder misiniz?” sorusuna cevap: “Kıymetli dostlar, biz bu yola çıkarken hiç kimseden hiçbir şey istememeye söz verdik. Ben sözümü ilk sohbette söylediğimi gün gibi hatırlıyorum: ‘Bir şey istersek dilimizi koparsınlar, bir şey verirler de almazsak elimizi koparsınlar.’”
“Bir kimse Kur’ân ve Sünnet dâiresinde inandığı bir yere gidip bağış yapabilir. Biz genel olarak bu tür şeylere fazla açık değiliz. Enteresan şeyler yaşanıyor çünkü — o enteresan yaşananların bize bulaşmasını istemiyoruz. İnsanlar dilenciliğe alışmışlar: cemâatler, cemiyetler, tahmînciler… Biz bu şekilde kendi kendimize daha uygun görüyoruz ve bu şekilde kendimizi fazla dağıtmadan-bozmadan hâlimizi korumaya gayret ediyoruz.”
5. “Buranın Sâhibi” Gibi Giren Adam Hikâyesi
“Bir şey söyleyeyim bu mevzûyu kapatayım: Bir yıl, tekke başkanıyla oturuyoruz. İçeri kapıdan birisi giriyor — burası tekke. Bir kilise, tekke, tarîkat, herhangi bir yere girerken-çıkarken edebi vardır. İslâm yolda yürürken edep içinde yürütür. Birinin dükkânına giderken tevâzu ile, selamla girilir. Birinin evine giderken selamla, tevâzu ile girilir. Câmiye tevâzu ile, tekkeye tazîmle-tevâzu ile girilir.”
“Ama bu adam kapıdan içeri sanki buranın sâhibiymiş gibi geliyor. Kalbime hemen geldi; döndüm, ‘Câfer, bu arkadaş buraya bir şey vermeye çalıştı mı?’ dedim. ‘Bize yardım etmek istedi ama kabul etmedik’ dedi. ‘İyi ki almamışsınız’ dedim. ‘Adam buranın sâhibi gibiydi içeri.’ Tak-tak-tak yürüdü, tam benim önüme geldi: ‘Hocam, sizin bu dediğiniz dervîşlerden-öğrencilerden şikâyetçiyim ben. Buraya yardım etmek istiyorum, almıyorlar.’ ‘Almaz bunlar’ dedim.”
“‘Ben cemaat ismi almak istemiyorum ama başladı: Süleymancılara veriyorum, Fethullahçılara veriyorum, Nurculara veriyorum — hepsi de benim kapımda. Hepsine de veriyorum. Siz almıyorsunuz — siz nasıl insanlarsınız?’ İçimden ‘İyi ki almamışlar’ dedim. ‘Sen rahat ol’ dedim ona, ‘ama bunlar almıyorlar.’ Adam uzaklaştı. ‘Câfer, iyi ki kimseden bir şey almıyoruz’ dedim. ‘Almadığımız yerde böyle adam oluyor — bir de almış olsak perişan edecekti ortalığı.’”
“İnsanlar bir cemaâte veya bir kuruma yardım ediyorlar kendilerince; ama oranın sâhibiymiş gibi davranıyorlar. Bir fukaraya bir dilim ekmek yediriyor, sanki fukaranın sâhibi oluyor. Sanki o para kendisindeymiş, sanki kendi parasını yedirmiş gibi. Onu tahakkümü altına alıyor. Bu deri için söyleyen kardeş için değil — umûma konuşmak istedim.”
6. Cemaate Edep: Sohbet Esnâsında Konuşmamak
“Mahcedeki (bahçedeki) devamlı konuşanlar nedeniyle sohbetinizi tam dinleyemiyoruz, saygılarımla.” Cevap: “Bu bizim en büyük handikaplarımızdan biri. Malum, burası tekke. İçlerinde muhakkak temâşâ için gelenler vardır.”
7. Zikir Halakası Hadîsi: Temâşâ İçin Gelenler de Affedilir
“Bir topluluk zikir için toplanır, Allah’ı zikrederler. Melekler etraflarını sarar. Allah meleklere sorar: ‘Ey meleklerim, kullarım ne yapıyor?’ ‘Seni zikrediyor yâ Rabbi.’ ‘Peki neden korkuyorlar?’ ‘Cehenneminden yâ Rabbi.’ ‘Görselerdi ağlı-ağlı zikrederlerdi. Ne istiyorlar?’ ‘Cennetini yâ Rabbi.’ ‘Görselerdi büyük bir aşkla zikrederlerdi.’ Allah der ki ‘Ey meleklerim, şâhit olun — ben orada bulunanların hepsini affettim.’”
“Meleklerden bir kısmı der ki: ‘Yâ Rabbi, burada filânca vardı, temâşâ için gelmişti — seyretmeye gelmişti.’ Başka rivâyette ‘Filâncayı görmek için gelmişti’ — arkadaşını-dostunu orada görecek. Allah cevap verir: ‘Orası öyle bir yüce topluluktur ki orada bulunanları ayırmak Allah’ın şanına yakışmaz. Onları da affettim.’”
“Muhakkak içinde yüreğinden dinleyenler olacak, sırrından dinleyenler olacak, kulağından dinleyenler olacak. Kulağından dinleyenin bir tarafından girer, öbür tarafından çıkar. Hattâ bir tarafından girerse çok iyi. Bir kısmı kalbiyle, bir kısmı yüreğiyle, bir kısmı sırrıyla dinleyecek. Muhakkak ki ‘Hatîce Teyze’yi burada gördüm’ diye sohbet eden de olacak. ‘Akşamları orası iyi oluyor, kalabalık, canımız sıkılmıyor — gidelim, oturalım, sohbet edelim, emekli tadını çıkaralım’ diyenler de olacak.”
“Biz onların da buraya gelip burada ağırlanmasından yanayız. Buradan başka bir yere gitse muhakkak günâh işleyecek. Hiç olmazsa burada günâh işlese de az günâh işler. Gönül arzu eder ki herkes sohbeti dinlesin — ama arzû ettiğimiz gibi olmuyor.”
8. Çalışma Ortamındaki Bayanlara Bakmamak: Eskici Dede ve Çalı Dede
“Çalıştığım ortamda bayanlar çok var. Kendime nasıl hâkim olmalıyım ki o bayanlara bakmayayım?” Cevap: “Biz içinde yaşıyoruz yavrum. Biz her dâim en az yüz tane bayan olan dükkânın içindeyiz. ‘Dağda evliyâlık herkesin işi’ — bizim orada ben bunu anlatırım.”
“Bayındır’da Eskici Dede ve yukarıda Çalı Dede var. Eskici Dede eskicilik yaparmış — böyle eskicilerden muhakkak gizli bir dede vardır toplumumuzda. Çalı Dede yukarıda dağda durur, çobanlık yaparmış. Cumaları cuma namâzına iner. Bir cuma yine içeri girmiş, ‘Selâmünaleyküm, aleykümselâm’ — Eskici Dede ‘Süt geldi, dede, şuraya çiviye as’ demiş. Çalı Dede atmış çiviye sütü.”
“O esnâda bir kadın girmiş içeri. Ayakkabısını çıkarmış. Çalı Dede’nin içi bozulmuş — ‘Ne kadar beyaz bir ayağı varmış’ demiş. Süt hemen ‘tıp-tıp-tıp’ damlamaya başlamış. Eskici Dede dönmüş: ‘Oh, kendine gel’ demiş. Dağda evliyâlık evliyâlık değil — bir şehirde, insanların içinde evliyâlık evliyâlıktır. Dağda herkes evliyâ. Önemli olan halkın içinde, insanların içinde Allah’la dostluk kurmaktır.”
9. “Allah’ı Zikrettikçe Şeytan Sıraya Girer”
“Kendini nasıl muhafaza edeceksin? Devamlı Allah’ı zikredeceksin. Bu değişikliğin enteresan noktası var: sen Allah’ı zikrettikçe herkese sevimli geleceksin. Sen Allah’ı zikrettikçe şeytan sıraya dizecek sana. Sen zikrini artırdıkça şeytan sana artıracak — sen zikrini artırdıkça o da artıracak.”
“Günde on tane evlenme teklifi almazsan imtihanın imtihan değildir — olmayacak, hattâ yalvaracaklar: ‘Ne olursun, yanıyorum senin için, âşıkım, seviyorum seni’ diyecekler. Sen Allah’ı zikredeceksin, ‘Yâ Rabbi, ben sana yöneldim. Seni istiyorum. Gözümü sana döndürdüm. Kendimi sana döndürdüm’ diyeceksin.”
10. İbrâhîm Edhem ve Kuyuda Altın İmtihanı
“Hz. İbrâhîm Edhem hazretleri hacca giderken her iki adımda bir iki rekât namâz kılıyormuş. Dikkat edin — her adımda iki rekât namâz. Bir suyun başına gelmiş; abdest alacak, daldırmış kovayı içeriye. Kovayı çekmiş — bir kova altın. Dökmüş aşağı.”
“Demiş: ‘Yâ Rabbi, hâlâ beni sınıyor musun? Ben sana kul olmak istiyorum. Abdest alacaktım, ibâdet edecektim, namâz kılmak için suyu kovayla çektim. Bana altın lâzım değil. Hâlâ beni altınla mı imtihân ediyorsun?’ Dostluğa bakın — nasıl konuşuyor! Kuyudan su kendiliğinden fışkırmış, akmaya başlamış. ‘Yâ Rabbi, sana hamd ü senâ olsun’ demiş. Abdestini almış.”
“İmtihân ölünceye kadardır. Öyle etrafında üç tâne hatun var diye kendini bozmaya kalkma — o zayıf insanların işi. Allah’ın zikrine bırak kendini — hatunları görmez olursun o zaman. Diliyle zikretmek yetmez; gönlünden hep devamlı tefekkür içinde ol. ‘Yâ Rabbi, kendini bir an olsun bana unutturma. Bir an olsun beni nefsime bırakma’ de.”
11. Îmânın Tadı ve Oruç-Bayram Analojisi
“Îmânın tadını alacaksın o zaman. Zikrin tadını alacaksın. Kalbinde bir hoşluk olacak. İçinde bir letâfet, bir incelik, bir mutluluk, bir huzur, bir sekîne, bir genişlik olacak. Bakacaksın ki kalbin bahar bahçesi gibi, misk kokuyor. Cennet bahçesi gibi — melekler içinde dolaşıyor.”
“Onun tadını o zaman alırsın. Bir günâhla, bir zevkle, bir duygu-yeni tatla karşılaştığında ve ona yenilmediğinde — işte îmânın tadı. ‘Oruçluya iki müjde vardır, bayram vardır’ ya — neden? Oruçlu bütün gün oruç tutmuştur, iftâr ederken bayram vardır ona.”
“Sen de oruç tut. Ne orucu? Günâha girmeme orucu. Ne orucu? Kalbine bir mâsivâ katmama orucu. Ki kalbin felâha kavuşsun, nurlansın inşâAllâh.”
12. Nefsin Paradoksal Yapısı: Yedi Merâtib
Cemaatten gelen çok güzel bir soru: “Nefis paradoksal bir durum mu? ‘Nefsinizi temize çıkarmayın’ (Necm 53:32), ‘Nefsinizi öldürmeyiniz’ (Nisâ 4:29) — yani intihar etmeyin. ‘Nefislerinizi kurtarın’ (En’âm 6:93). ‘Küllü nefsin zâikatü’l-mevt’ — her nefis ölümü tadıcıdır (Âl-i İmrân 3:185). Âyetteki nefis nedir — yoksa rûh mu?”
Cevap: “Nefsin Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîslerde kullanıldığı dört ayrı alan vardır:
1. Kimlik-kişilik bütünü: içi-dışı, rûhu, iyiliği-kötülüğü, canı-vücudu ile bir insanın bütünü. ‘İzzet-i nefsime dokundu’ dediğimizde bu komple şahsiyetimizi kastederiz.
2. Rûh — kullanıldığı yere göre.
3. Kötülüğü emreden olgu — nefs-i emmâre.
4. Bedeni ayakta tutan, fizikî cenneti sağlayan can.
“Bu dört ayrı bölümde algılanır nefis. Ve kullanıldığı yere göre mânâ ihtivâ eder. ‘Nefsinizi temize çıkarmayın’ — burada kimsenin bütün şahsiyeti kastedilir: kötülüğü arıtmadan kendinizi temize haddetmeyin. ‘Nefislerinizi öldürmeyiniz’ — yine insanın bütünü. ‘Her nefis ölümü tadıcıdır’ — burada ölümü tadan rûhtur.”
“Nefsin terbiyesi yedi merâtibedir:”
- Nefs-i emmâre — kötülüğü emreden
- Nefs-i levvâme — pişmanlık duyan (biraz terbiye olmuş)
- Nefs-i mülhime — pişmanlığı geçmiş, ufak kusurlarla meşgûl
- Nefs-i mutmainne — “Ey Rabbine mutmain olan nefis” (Fecr 89:27) — Allah’tan mutmain olmuş
- Nefs-i râdıye — bir gömlek yukarı çıkmış, Allah’a dostluk kapısı açılmış
- Nefs-i merdıyye — dostluk oturmuş
- Nefs-i sâfiyye — nefsin taklîmîz olmuş, safileşmiş, billurlaşmış; artık rûhla nefsin arası kalmamış
“Bundan daha aşağısı var mı? Evet — nefs-i hayvânî: ‘Hayvandan daha aşağı mahlûk’ olanlar. Ayet-i kerîme: ‘Biz insanı ahsen-i takvîm üzere yarattık; ama şeytâna-nefsine uyup kötülük yaparsa, hayvandan daha aşağı mahlûk olur.’ Bu nefs-i hayvânîdir — insanlık tanımaz, dîn tanımaz, Allah tanımaz. Hayvanlar gibi hayât yaşar.”
13. İnsanlar Kavim Kavim Yaşar: Kendi Sürüsüyle
“Herkes kendi sürüsünün içinde yaşar. Kendi nefis merâtibelerinin içinde. Cimri, cömertle arkadaş-dostluk kuramaz. Allah’tan çok korkan, Allah’tan hiç korkmayanla arkadaş olamaz. Allah’ı çok seven, Allah’a düşmanlık-nefret edenle arkadaşlık edemez. Herkes kendi sürüsündedir, kendi vazîfesindedir.”
“Koyun koyunla yaşar. Keçi keçiyle yaşar. Ördek ördekle, tavuk kümeste. Ördek suda yaşar, tavuk karada yaşar. Kartal uçar, tavuk uçamaz. Kanarya öter, karga ötemez. Hiç kanaryanın kargayla dost olduğunu gördünüz mü? Aslan aslanlarla, kedi kedilerle, köpek köpeklerle, kurt kurtlarla, tilki tilkilerle dostur.”
“Aynı şekilde insanlar da — fuhuş yapanlar fuhuş yapanlarla, kumar oynayanlar kumar oynayanlarla, içki içenler içki içenlerle, câmiye gidenler câmiye gidenlerle, tekkeye gidenler tekkeye gidenlerle, Mekke’ye gidenler Mekke’ye gidenlerle, Kâ’be’ye gidenler Kâ’be’ye gidenlerle. Allah’ı sevenler Allah’ı sevenlerle, Allah’a düşman olanlar Allah’a düşman olanlarla. Beş vakit namâz kılanlar beş vakit namâz kılanlarla, ‘İki vakit kılalım, beş vakit kılmayalım’ diyenler onlar gibi olanlarla.”
“Bütün insanlar ve bütün yaratıklar birbirleriyle topluluk hâlinde, kavim kavim. Cenâb-ı Hak ‘Biz insanları kavim kavim yarattık’ buyurur (Hucurât 49:13). Bu kavim kavim yaratma ırk boyutlu değil — Muhyiddîn Arabî Hazretleri ve ehl-i tasavvuf bunu ırk olarak almaz. Kavim kavim peygamberler topluluğu, kavim kavim velîler topluluğu, kavim kavim evliyâlar topluluğu, kavim kavim mü’minler topluluğu, kavim kavim münâfıklar topluluğu, kavim kavim kâfirler topluluğu, kavim kavim dinsizler topluluğu — birbirleriyle anlaşsınlar, tanışsınlar, etkilensinler diye.”
“Allah peygamberlerini gönderdi, insanlara tebliğ etsin diye. Peygamberlerden sonra velîler gönderdi, dîni ayakta tutsun diye — insanlara peygamberlerin vazîfesini yapıp dîni-imânı-insanlığı anlatsın diye. Kavim kavim velîlere bakarsınız, hepsi de birbirine benzer. Peygamberlere bakarsınız, hepsi de birbirine benzer. Hz. Âdem’i rüyâda-hâlde görenle Hz. Muhammed Mustafâ’yı gören, birbirine çok benzediğini görür.”
14. Seyri Sülûkte Nefsin Gözü Açılması: Tilki, Kurt, Domuz Sûreti
“Bir kısım dervîşânın ilk zamanlarında, Allah’ı zikretmeye başladığında yolda giderken veya bir topluluğun içindeyken insanları farklı sûretlerde görmeye başlar. Biz bu hâlden çekiniriz, korkarız. Bir dervîşin üzerinde bunun tecellî etmesini istemeyiz. Bu tecellî ettiğinde hemen ona esmâ verir, değiştiririz — çünkü o etrafıyla bağını koparır.”
“Nasıl koparır? ‘Çok seviyorum’ dediği adamı bir an tilki sûretinde görür — adam kurnazlık yapıyordur ona karşı. ‘Çok seviyorum’ dediği kimseyi yırtıcı hayvan pozisyonunda görür — adamın ahlâkı sıfırdır, vahşîdir. ‘Çok seviyorum’ dediği bir kimseyi koyun sûretinde görür — saf-temiz. Îmân etmemiş, îmân etmiş gibi görünüyordur — domuz sûretinde görür.”
“Bir kısım veliullâha bu kapı çoktan açıktır. Seyr-i sülûkte yürüyen bir dervîşe de bu kapı açılır. Açıldığında hemen üstâdı ona bir esmâ verir, bu kapıyı kapatmasına sebep olur. Bir müddet sonra tekrar açılır; ama artık o kimse o hâle ihtiyaçlı değildir, önüne kim geldi diye bakmaz. Bunların hepsi de nefis merâtibeleriyle alâkalıdır.”
15. “Ölmeden Önce Ölmek”: Seyri Sülûkte Kabri-Mahşeri Yaşamak
“Ehl-i tasavvuf ölümü takarmıştır burada çünkü — hadîs-i şerîfi tecellettirir: ‘Ölmeden önce ölünüz.’ Bu hadîs senin üzerinde tecellî etmezse seyr-i sülûkün tamam olmaz. Sen ölüm esnasını görürsün, yaşarsın. Öldüğünü görürsün. Son nefesinin hangi hâlde olduğunu görürsün ve son nefesini verirsin. Cenâzenin nasıl olduğunu görürsün — çocukların, eşin, dostun, tımısın başında ağlaşır.”
“Rûhun cesetten yükselerek olan biteni seyrettiği gibi sen seyretmeye başlarsın. Bu ancak seyr-i sülûkte yaşanan bir şeydir. İ’tikâfta zikrullâh ederken, i’tikâf zikrullâh esnâsında, gece tefekkürle zikrederken, yattığında adîmize kıyarsak yaşanacak bir hâldir. Ölümü tadarsın.”
“Teneşire koyarlar, yıkarlar, kabristana götürürler, kabre gömerler. Melek gelir: ‘Rabbin kim, peygamberin kim, dînin ne, îmânın ne?’ diye sorar. Sen cevap verirsin. Kabir hayâtını yaşadınız mı? İmânınızı yaşayın. Cennet-cehennem, mahşer, hesâba çekilme — hepsini burada yaşa. Hesabın görülür senin.”
“Arabî bunlardan bahsederken kendisi yaşamış gibi bahseder. Hz. Mevlânâ yaşamış gibi bahseder. Abdülkâdir Geylânî yaşamış gibi bahseder. Bâyezîd-i Bistâmî yaşamış gibi bahseder. İbrâhîm Edhem yaşamış gibi bahseder — yaşadın mı? Bunu ancak sûfîler bilir. Bu ancak Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve Allah’ı sevmekle mümkündür.”
16. 18 Arşın Dil: Gıybet Edenler Mahşerde
“Size peygamberiniz mahşerden haber veriyor: 18 arşın dili uzun olanlardan bahsediyor. Gıybet edenlerin dilleri 18 metre sokaklarda yürür halde göreceksiniz. O zaman insanlığınızdan mı kalacaksınız? ‘Yâ Rabbi, ben bir gecemi evde geçirmeyeyim — bunlar benim îmân kardeşlerim, ama bilemiyorlar, gıybet ediyorlar. 18 arşın dilleri var. Uzatıp çekiyor.’”
“O kadın yolda giderken çok sükseli yürüyor, ama arkasında 18 arşın dilinin uzandığını bilmiyor, görmüyor. O erkek çok sükseli yürüyor yolda, ama dizlerine-beline-göğsüne kadar yere batırarak da yürüdüğünü göremiyor. Eğer gözleriniz açılmış olsaydı insanların tepesinde ateş topunun dolaştığını görürdünüz. Ve duramazdınız durduğunuz yerde — insanlara îmânı, İslâm’ı, Allah’ı anlatmak için yollara düşerdiniz. ‘Ateş topu ateş! Allah’ı sevin, Allah’a ibâdet edin!’”
“Bunlar hikâye değildir, kıymetli dostlar. Hikâye anlatmıyorum ben — romancı değilim, roman yazmıyorum. Peygamberin söyledi, sen onu yaşa. Gözünü oyunda-oynaşta tutma. Gözün dostluk kapısında, iyilik kapısında, zikir kapısında, namâz kapısında, Kur’ân kapısında, Muhammed Mustafâ’nın kapısında olsun.”
17. Havârîlerin Sofra Talebi: Küstahça Yaşıyoruz
“Mûsâ konuştu mu? Konuştu. Hz. Resûlullâh konuştu mu? Konuştu. İsâ (a.s.) konuştu mu? Konuştu. Sen mi konuşmuyorsun? Sen îmân etmiş değil misin? Sen Allah’ın kulu değil misin? Sana da hitâb etsin o. Havârîler kadar kıymetin yok mu? Sana da gökten sofra indirsin.”
“Havârîler kadar dostun yok mu? Sana da indirsin gökten sofra. Ama o havârîler gibi yaşıyoruz biz — yani küstahça. ‘Biz soğan-sarımsak mı yiyeceğiz?’ diyoruz. Nankörlük ediyoruz. Biz saklıyoruz gökten ineni, saklıyoruz.”
“İsâ (a.s.) ‘Ey havârîlerim, bunu saklamayın. Bu Allah’ın gökten indirdiği size nimettir. Her gün inecek’ demişti. Ama sakladılar, isyân ettiler, küstahlık ettiler. Saklamayın Allah’ın nimetlerini o zaman — size de inecek gökten.”
18. Kadına Baş Kaldırmak ve Afrotafra
“Kadınların erkeklerine baş kaldırması, erkeğin kadınına afrotafra söz dinletmez davranışlar kurulması İslâm dîninde nasıl algılanır?” Cevap: “İnsan demek insan demektir — etrafına hayırhâh olan, iyi-güzel-ahsen davranan. Birbirlerinize iyilik yapın, üstün ahlâklı davranın. Ne erkek kadına afrotafra yapsın, ne de kadın erkeğe. Üç günlük dünyâda değer mi?”
19. Dînî Nikâh ve Şart-Şartları
“Dînî (imâm) nikâhı bir imâmın gözetiminde olmadan, şâhit bulunmadan kıyılabilir mi? Vâkıa mıdır?” Cevap: “Bir kimse bir kadını ‘nikâhıma aldım’ der, kadın da ‘kabul ettim’ derse, nikâh nikâhdır. Bir tek şâhidi ve mehri eksiktir — ama nikâh fâsit değildir. Yoldan geçerken iki şâhit edinirse ‘ben falan diye nikâhladım, şâhit olun’ derse; mehir konuşmasa dahi ‘koyu parası’ kadar mehir ona hak olur; nikâh sahîh midir sahîh.”
“Velîsi olsun olmasın: Hz. Ali Efendimiz’in önüne gelmiş, velî hakkını istememiş, velîsinden izinsiz nikâh. ‘Velîsinde nikâh olmaz’ demişler. Onun nikâhını kabul etmiş. Şâfiîler velîsiz nikâhı kabul etmez, Hanefîler kabul ederler.”
20. Sakal Sünneti, Bıyık ve Kadının Süslenmesi
“Sakal bırakmak sünnet midir, sebebi nedir?” Cevap: “Sünnettir — sebebi Peygamber Efendimiz’in ve bütün peygamberlerin sünneti oluşudur. Bir şey ibâdet noktasından bakıldığında sebep-hikmet aranmaz. Erkeklere sakal bırakmak sünnettir. Bir tutam bırakmak güzeldir, ihvandır. Sakal bıraktığı görünecek biçimde olan da sünnettir.”
“Kadınların makyaj-estetik gibi kendilerini güzelleştirmek için yaptıkları câiz midir?” Cevap: “Eğer kadınlar bu makyaj ve estetiği kocalarına karşı yapıyorlarsa câizdir. Kadının süslenmesi kocasınadır. Kadın kocasına süslenirse nâfile ibâdet işlemiş gibi olur — temizlenirse, giyinirse, süslenirse, kokulanırsa.”
“Kadın dışarı çıkarken süsleniyorsa, evde paçoz dolaşıyorsa; dışarı çıkarken en güzel kokularını sürünüp evde kızartma yağı kokusuyla dolaşıyorsa; dışarı çıkarken en iyi makyajını yapıp evde saçını dahi taramıyorsa — Allah o kadına selâmet versin, o adama da sabr-ı cemîl versin. Adam parayı veriyor ‘Git kendine tişört-kazak al’ diyor; kadın ‘başka elin adamına giyinir’ gibi dışarı çıkarken giyiniyor. Gözün kör olmasın, önce adamının karşısında giyinsin!”
21. Bıyık Tartışması: Pala Bıyık ve Osmanlı’da Çavuşluk
“Eşler arasında bıyık konusunda bir anlaşmazlık varsa ne yapmak gerekir? Bıyığın uçlarını çeneye doğru uzatmak doğru mudur?” Cevap: “Pala bıyık, pala. Kadınlar da haklı — çiz çıkmış suratlı adamları görüyorlar. Kadın diyor ki ‘Kendime normalde bıyıksız daha erkek geliyor.’”
“Bakın: bıyığı olmayanı Osmanlı’da çavuş bile etmiyorlar. Sakalı olmayan, bıyığı olmayan çavuş edilmiyordu. Bıyık ve sakal erkeğin fıtratıdır — kadınlar bu noktada itirâz etmeyin.”
22. Alkolün 40 Günlük Etkisi
“Alkol tartışması çok geçiyor. Arkadaşlarım ve ben diyoruz ki ‘İçtikten sonra 40 gün pisliği üstünden kalkmıyor’. Onlar ‘Öyle bir şey yok’ diyorlar. Hangimiz doğru?” Cevap: “40 gün çıkmaz.”
23. İşsizlik ve Tembellik: “Cevdet Usta’ya Git”
“Eşim sürekli iş arıyor bulamıyor. Üç sene oldu evlendim, evde stres — nasip yok diyorlar.” Cevap: “Laf. Ne alâkası var? Gelsin bana — Cevdet hazır mıdır? Adam geliyor: ‘İşim yok’ diyor. ‘Cevdet Usta’yı tanıyor musun?’ ‘Evet.’ ‘Git dostu onun yanına, iş var.’ Kalıyor, gitmiyor.”
“Şimdi yeni biri daha geldi, İbrâhîm. İki tane var şimdi bende. ‘Efendim, duâ et, iş bulamadım.’ ‘İş var!’ diyorum. ‘Kim de var?’ ‘Yılmaz Bey inşaat var — git. Cevdet tamirci var — git.’ Cevdet’e tembihli ‘Böyle biri geldiğinde maaşını ver, ben vereceğim parasını — çalışsın.’ Gelen oldu mu? Kimse gelmedi. Gitmiyorlar.”
“‘İş yok’ laf — laf, laf, tembel. Normal bir erkek adam işsiz değildir. İş olmayan tembel adamdır. Bu kadın var ya, yandı yandı — ömür boyu çekecek o adamın çilesini.”
24. Boşanmanın Bazen Farz Olması
“Karı-koca anlaşamıyorsa, sürekli geçimsizlik olursa boşanmak günâh mıdır?” Cevap: “Ne günâh olacak? Günâh değildir. Bâzı noktalarda farz olur. Sürekli geçimsizlik — adam gidiyor kadını elli-beş yetmiyor, çakıyor kadını. Adam gidiyor tuzağa vuruyor, gidiyor. Milletin psikolojisi bozuk şu an. Kavga etmemeye gayret edin, sürekli sıkıntı yaşamayın. Kişiye göre değişir — tedâvî olması gerekenler de var.”
25. Köpek Seviciliği: İnsan Sevgisinin Yerine Hayvan
“Bugün insanlar çocuk taşıyacaklarına köpek taşıyorlar. Kadın kucağında köpek gezdiriyor — ‘Çocuğun yok mu? Torunun yok mu?’ Çocuğun oğlu büyüdü, torunun yok. Üzülüyorum. Bunlar bize Batı kültüründen geldi. ‘Al çocuğunu, kendirini.’ ‘Yok çocuğun? Evlen.’ ‘İstemem ben — kaptır, yaptır, arabadır, altındır, biletiktir, düğündür, tombaktır. İstemem.’ Allah için evlenecektir. Çık meydana!”
“Hayvan sevgisi: ‘Ay ne kadar şeker yumurcak aldım!’ İnsan sevmiyor, hayvan sevecek. Babasını sevmiyor, hayvanı seviyor. Annesini sevmiyor, hayvanı. Kocasını sevmiyor, hayvanı. Arkadaşını sevmiyor, hayvanı. İnsan çocuğunu sevmiyor, hayvanı seviyor. Herkes pantal emel.”
“Hz. Ebû Hureyre’nin Ömercik adında küçük kardeşi vardı, kuş beslerdi. Peygamber Efendimiz ona ‘Ömercik, kuşun nasıl, güzel mi?’ derdi — ‘Yâ Ebâ Umeyr, mâ fe’ale’n-nuğayr?’ Bu hadîs-i şerîfi bizim önümüze koyuyorlar: ‘Sen Ömercik misin? Sen Ömercik küçük akıllı mısın?’ Git balık al, ona bak. Hayvan seviyor — Allah’ı sevmekten, Resûlullâh’ı sevmekten uzak.”
26. Çöldeki Köpek Hadîsi: Tersinden Bir İmtihan
“Geçmiş kavimlerden birisi suyun başına geldi. Baktı ki bir köpek susuzluktan ölmek üzere. Aldığı kepini-şapkasını kuyuya indirdi, suyu doldurdu, ağzıyla çıkardı, köpeğe verdi. Allah onu affetti — çünkü açlık-susuzluk çekmiş bir canlıya su verdi.”
“Muhteşem. Kıyâs yapıyoruz: ‘Hadi çöle düş. Hadi çölde yürü. Günler sonra bir kuyu bul. Başında bir köpek bul, dili dışarıda. Sen kuyuya in, suyu çıkar, önce köpeğe içir — cennetlik olacaksın.’ Aklınıza köpek gelirse o esnâda… İnanıyorum ki aklınıza köpek gelmeyecek. Sen kuyuyu bulduğunda Cumhurbaşkanı’na gideceksin. Sen nerede köpeğe düşünceksin? İnsanı düşünmüyorsun sen şimdi.”
“Köpeğe vereceğin parayı git bir fukaraya! Köpeğe bakar-bakım parası vereceğine git bir çocuk okut. Köpeğe vereceğin parayı git bir bunamak-yetime bak. Adres vereceğim: köpek bakanlar, gelin, insan bakın! Eşref-i mahlûkat bakın! Kedi-köpek besleyenler, gelin!”
“Kadın kocasını terk ediyor köpek için — ‘Ben adamı terk ederim köpek için’ diyor. İsim de koymuş. ‘Kocan?’ dedim. Baktım — ‘Sen haklısın’ dedim. ‘Neden?’ ‘Köpek aklı var sende. Senin gönlün köpeğin gönlü olmuş. Adam yanına geliyor inanıyorum, geceleri sen onunla yatıyorsun.’ ‘Evet’ dedi.”
“Adama döndüm: ‘Aslanım, kardeş, bu kadın köpekten hoşlanıyor. Kaldı.’ ‘Hocam, ben bunu böyle bilmiyordum’ dedi. ‘Ulan onu meydana çıkardın da sen bunu göremeyecek hal demişsin’ dedim. Göremeyen adamcağız onu — ama onu öyle bir süslemiş ki. Ulan, adamla yatmıyor, köpekle yatıyor!”
27. Mezarın Çökmesindeki Hikmet
“Bir akrabamın babası vefât etti. Her mezarına gidişimde mezarın baş ucunda kavanoz kapak atan bir delik oluyor. Toprakla kapatıyoruz, gece açılıyor aynı delik. Ne yapmalıyız?” Cevap: “Onda bir hikmet aramayın — mezar böyle bir uçtan çökmeye başlar. İçinde tahtalar çürür, oradan toprak içeri akar; oradan bir delik açılır. Mezar ya konik çöker, ya öyle bir delik gibi bir şey açılır.”
“Ama o mezar babası-annesi veya akrabası muhabbet etmiş bir kimseyse, muhakkak mübârek bir şey vardır orada. Muhakkak hikmetli bir şey vardır — arada bir ziyâret ederler oraya. Kabir ziyâreti yapıyorsa ‘Evliyâ türbesi ziyâret eder gibi’ — bir sıkıntısı yok.”
Soru ve Cevaplar
Soru: İcrâdan mal almak câiz midir?
Cevap: Evet, İslâm hukûku açısından sakıncası yoktur. İcrâ yoluyla satılan mal ilân edilir, herkes teklif verebilir. Ancak ticâretin iki dâiresi vardır: şahsî ve hukuksal. Biz şahsî hukûkumuzdan sorumluyuz; devletle ve kurumla irtibatta uzak durabildiğimiz yere kadar uzak dururuz. Türkiye’deki ticâret-banka-icra hukûku İslâmî değildir; biz İslâmî olmayan bir hukûkun içinde İslâm olmaya çalışıyoruz.
Soru: Mürşid-i kâmil ile velî arasındaki fark nedir?
Cevap: Her mürşid-i kâmil velîdir; her velî mürşid-i kâmil değildir. Velîler üç sınıftır: (1) Kendini bilmeyen (meczup, günâh işlerken de görülür), (2) Kendini bilen (kendine ölçü, etrafa değil), (3) Herkesin bildiği velîler — bunlar mürşid-i kâmillerdir, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılırlar. Rüyâlarda görülürler, Allah onların üzerinden ikâz-irşâd eder.
Soru: Tekke bağış kabul eder mi?
Cevap: Hayır. “Bir şey istersek dilimizi koparsınlar, bir şey verilir de almazsak elimizi koparsınlar.” Tekke hiç kimseden istemez, dilenmez. Bağış yapmak tahakküm aracına dönüşebilir — “sâhiplik” iddiası doğabilir. Bizim tercih bu şekilde kalmaktır.
Soru: Zikir halakasına “temâşâ için” veya birini görmek için gelen kimse affedilir mi?
Cevap: Evet. Meleklerin “Yâ Rabbi, falanca temâşâ için gelmişti” demesine Allah “Orası öyle yüce bir topluluktur ki orada bulunanları ayırmak Allah’ın şânına yakışmaz — onları da affettim” cevâbını verir. Buraya gelen her kimse günâhın azaldığı, rahmetin indiği bir yere gelmiş olur.
Soru: Çalışma ortamında bayanlara bakmamak için kendimi nasıl muhâfaza edebilirim?
Cevap: Dağda evliyâlık değil, halkın içinde Allah’la dostluk kurmak evliyâlıktır. Çalı Dede’nin tam ayak gören bir kadının beyaz ayağını görüp “süt”ü damlattığı hikâye bunu anlatır. Devamlı Allah’ı zikret — diliyle değil, gönlünden tefekkür içinde ol. “Yâ Rabbi, kendini bana bir an unutturma, beni nefsime bir an bırakma” de.
Soru: Nefis ile rûh arasındaki paradoksal durumu nasıl anlamalıyız?
Cevap: “Nefis” kelimesi dört farklı mânâda kullanılır: (1) komple kimlik-kişilik, (2) rûh, (3) kötülüğü emreden (nefs-i emmâre), (4) can. Âyetler ve hadîsler bağlamlarına göre farklı mânâları kasteder. Nefis terbiyesi yedi merâtibededir: emmâre-levvâme-mülhime-mutmainne-râdıye-merdıyye-sâfiyye. Bundan aşağıda nefs-i hayvânî vardır — hayvanlardan daha aşağı mahlûk olanlar.
Soru: İnsanlar neden kendi “sürüleri” içinde yaşar?
Cevap: Cenâb-ı Hak insanları kavim kavim yaratmıştır — ama bu ırk ayrımı değildir, nefis merâtibeleri ayrımıdır. Cimri cömertle, Allah korkusu olan olmayanla, câmiye giden gitmeyenle aynı sürüde olamaz. Koyun koyunla, kartal kartalla, kanarya kanaryayla; insanlar da fuhuş-kumar-içki grupları ayrı, ibâdet grupları ayrı “sürüler”de yaşarlar.
Soru: Ölmeden önce ölüm nasıl yaşanır?
Cevap: Seyr-i sülûkte gerçek bir hâldir. İ’tikâfta, zikr-i tefekkürde, gece ibâdetinde yaşanır. Ölüm esnâsını görür, cenâzeni, gömülmeni, meleklerin sorularını, kabir-mahşer-hesâbı burada tadarsın. Arabî, Mevlânâ, Geylânî, Bistâmî, Edhem — hepsi yaşayarak bahseder. Ölümle dost olamayan Allah’la dost olamaz.
Soru: Dînî nikâh nasıl kıyılır?
Cevap: “Seni nikâhıma aldım” – “Kabul ettim” yeter. Tek şâhit ve mehir eksiktir ama nikâh fâsit değildir. Yoldan giderken iki şâhit edinip mehri belirlemek veya konuşmasa dahi “koyu parası” kadar mehir ona hak olur. Hanefîlerde velîsiz de câizdir (Hz. Ali’nin Peygamber’e gelen velisiz nikâh onayı vardır); Şâfiîler velîsiz nikâhı kabul etmez.
Soru: Kadının süslenmesi ne zaman ibâdet, ne zaman haramdır?
Cevap: Kocasına süslenirse nâfile ibâdettir. Dışarı çıkarken süslenip evde paçoz dolaşmak, dışarı çıkarken kokulanıp evde kızartma yağı kokusuyla dolaşmak ise tam tersidir — Allah o kadına selâmet, adama sabır versin.
Soru: Tembel bir erkeğin “iş bulamıyorum” mazereti geçerli midir?
Cevap: Hayır. “İş yok” laftır. Normal bir erkek adam işsiz değildir — iş olmayan tembel adamdır. Tarafından iş teklifleri gidiyor, gitmiyor. O kadına yazık: ömür boyu o adamın çilesini çekecek.
Soru: Boşanmak günâh mıdır?
Cevap: Günâh değil; bâzı durumlarda farz bile olur. Sürekli geçimsizlik, şiddet, tehdit ve psikolojik bozulma varsa boşanmak tercih edilmelidir. Ancak kavga etmemeye gayret, gerekirse tedâvî yoluna gidilmelidir.
Soru: Hayvan sevmek mi, insan sevmek mi?
Cevap: İnsan eşref-i mahlûkattır. Köpeğe vereceğin parayı git bir fukarâya, bir yetime, bir çocuğa ver — çocuk okut. Kedi-köpek beslemek güzel bir şey olabilir ama öncelik insandadır. Çöldeki köpek hadîsi bile gerçek çöl-açlık hâlindedir; modern hayvan tutkusuyla kıyaslanamaz. Kadının köpekle yatıp adamla yatmaması hâlini hiçbir dîn kabul etmez.
Soru: Sakal bırakmak sünnet midir?
Cevap: Sünnettir. Peygamber Efendimiz ve bütün peygamberlerin sünnetidir. Bir tutam bırakmak güzeldir; sakalın olduğu görünür biçimde bırakmak da sünnetin ifâsıdır.
Soru: Alkolün vücuda 40 gün etkisi var mıdır?
Cevap: Evet, 40 gün çıkmaz.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Necm, 53:32 — “Nefislerinizi temize çıkarmayın”
- Nisâ, 4:29 — “Nefislerinizi öldürmeyiniz” (intihar yasağı)
- En’âm, 6:93 — “Nefislerinizi kurtarın”
- Âl-i İmrân, 3:185 — “Her nefis ölümü tadıcıdır”
- Fecr, 89:27 — “Ey mutmain olmuş nefis”
- Hucurât, 49:13 — “Biz sizi kavim kavim yarattık”
- Tîn, 95:4-5 — “İnsanı ahsen-i takvîm üzere yarattık; sonra aşağıların aşağısına çevirdik”
- Mâide, 5:114-115 — Hz. İsâ ve havârîlerin gökten sofra talebi
Hadîs-i Şerîfler
- “Ölmeden önce ölünüz”
- “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar”
- Zikir halakası meleklerle çevrelenip “temâşâ için gelenlerin” de affedilmesi hadîsi
- “Yâ Ebâ Umeyr, mâ fe’ale’n-nuğayr?” (Ömercik’in kuşu)
- Gıybet edenlerin mahşerde 18 arşın dili
- Çöldeki köpeğe su içirip cennetlik olan kimse hadîsi
- “Ömrücük (Allah’a dostluk) sınırlıdır ki cennetlik olur”
Tasavvufî Kaynaklar
- Muhyiddîn İbnü’l-Arabî — Nefsin merâtibleri ve kavim kavim yaratılış yorumu
- Mevlânâ, Abdülkâdir Geylânî, Bâyezîd-i Bistâmî, İbrâhîm Edhem — “Yaşayarak bahseden” velîler
- Şems-i Tebrîzî — Dama oynaması rivâyetleri
- Eskici Dede ve Çalı Dede hikâyesi (Bayındır) — “Dağda evliyâlık evliyâlık değildir”
- İbrâhîm Edhem’in kuyuda altın imtihanı
- Velîlerin üç sınıfı: kendini bilmeyen (meczup), kendini bilen, herkesin bildiği (mürşid-i kâmil)
Fıkhî Kaynaklar
- Hanefî-Şâfiî farkı: dînî nikâhta velînin gerekliliği
- Türkiye’deki ticâret/banka/icrâ hukûkunun gayr-i İslâmî olduğu tespiti
- Sakal sünneti ve bıyık şekli
Sohbetin Özeti
Bu çok uzun sohbet, ticâretin iki dâiresi ve Türkiye’deki hukûkun gayr-i İslâmî oluşuyla başlayıp mürşid-i kâmilin “olgun öğretici” olarak tanımlanmasına, velîlerin üç sınıfa ayrılmasına, tekkenin “hiç kimseden bir şey istemeyiz” bağış politikasına, cemaate “buranın sâhibi” gibi gelen adam hikâyesiyle tahakküm eleştirisine geçmiştir. Zikir halakası hadîsi ve “temâşâ için gelenlerin” bile affedilmesi, Eskici Dede ve Çalı Dede hikâyesiyle “dağda evliyâlığın önemli olmadığı” vurgusu, İbrâhîm Edhem’in kuyuda altın imtihanı, nefsin dört farklı mânâda kullanımı ve yedi merâtib terbiyesi, insanların kavim kavim “kendi sürülerinde” yaşaması, seyr-i sülûkte insan sûretlerinin (tilki, kurt, domuz) görülmesi, “ölmeden önce ölmek” sırrıyla kabir-mahşer-hesâbı burada yaşamak, 18 arşın dili gıybetçilerin mahşer hâli, havârîlerin sofra talebi ve “küstahça yaşıyoruz” muhâsebesi, dînî nikâh fıkhı, kadının kocasına süslenmesinin ibâdet oluşu, bıyık-sakal sünneti, tembel adamın “iş yok” bahânesi, boşanmanın bazen farz olması, köpek seviciliğinin insan sevgisinin yerine geçmesi eleştirisi ve mezar çöküntüsündeki hikmetle sona ermiştir. Temel mesaj: Halkın içinde, insanların arasında Allah’la dostluk kurmak asıl evliyâlıktır; zikir, tefekkür ve nefsin terbiyesiyle seyr-i sülûke devâm etmek — bütün bunları yaşayarak tecrübe etmek — sûfîliğin özüdür.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı