Tövbe: Giriş
1 Ekim 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu sohbet; altın ve gümüş biriktirenlere cehennem müjdesi âyetiyle başlayıp zekâtın kırkta birliğine, ırkçılığın İslâm’daki kesin yasaklığına, Türk-İslâm kavmiyetçiliğinin eleştirisine, zinâ işleyen bir kardeşin mektubuyla açılan recm-tövbe dengesine, kefen soyan genç ve tövbesinin Peygamber Efendimiz’in “Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın” sözüyle kabulüne, deccaliyetin küresel savaşına ve Anadolu topraklarının deccalin karşısındaki son kale oluşuna kadar geniş bir yelpazede kapsamlı bir sohbettir.
1. Altın-Gümüş Biriktirmek ve Zekâtın Hükmü
Âyet-i kerîme: “Altın ve gümüş biriktirenleri ateşte kızdırılmış demirlerle müjdele.” (Tevbe, 9:34) Bu âyet üzerinden şu soru geliyor: Peygamber Efendimiz ertesi güne evinde bir dirhem bile bırakmazdı; Hz. Ebû Bekir Efendimiz cihad için malının tamamını, Hz. Ömer Efendimiz yarısını sadaka olarak getirmişlerdi. Bir sahâbî ölümüne yakın malının tamamını sadaka olarak vermek istedi; Peygamber Efendimiz kabul etmedi, “Yarısını” dedi, yine kabul etmedi, “Arkandan mîras alıp hayır duâ etmelerini istemez misin?” buyurup dörtte birine aldı.
Bu mesele üzerinde ümmetin içinde ifrat ve tefrit vardır. Bir kısım “Bütün ümmet Peygamber Efendimiz gibi yaşasın” derler — ki bunlar çok azınlıktadırlar. Bir kısım Hz. Ömer Efendimiz gibi yapılmasını ister; bir kısım ise sahâbenin yaptığı dörtte bir sadakaya bakar. Ama ümmetin ittifak ettiği ortak bir nokta var: İmam Âzam, İmam Şâfiî, İmam Mâlik, İmam Ahmed — bütün imamlar, bir kimsenin farz olan zekâtını verdikten sonra bu sorumluluğu üzerinden attığına dâir ittifak etmişlerdir. “Altın-gümüş biriktirenler” âyeti zekâtını vermeyenler için geçerlidir.
“Bir kimse ticaret mallarının kırkta birini, parasının kırkta birini, altının kırkta birini, gümüşünün kırkta birini verdiği müddetçe maddî olarak zekât verme yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır. Ümmet-i Muhammed veya İslâm inancı zenginliğe düşman bir inanç değildir. Ama Müslümanların içinde bir zenginlik düşmanlığını oluşturmak isteyen bâzı ham fikirler yok değildir — var. Bu biraz İslâm’ın dışındaki izmlerden kaynaklanan bir düşüncedir.”
2. Farz Zekât ve Nâfile Sadaka Ayrımı
“Müslümanlar birinci derecede zekâtlarını vermekle yükümlüdürler. Ondan sonra nâfile olarak sadaka verirler. Nasıl namazların farzları bedridir, farzların haricinde Peygamber Efendimiz’in sünnetiyle sâbitlenmiş nâfileler vardır — o nâfileleri kılar Müslümanlar ve onlarla Allah’a yaklaşmayı umarlar. Bu bütün ibâdetlerde aynıdır. İbâdetlerin farzları vardır; bir de Allah’a yaklaşmak için nâfileler var.”
“30 Ramazan bir Müslümanın oruç tutması farzdır. Ama Pazartesi-Perşembe, ayın başında-ortasında-sonunda, ayın 14-15-16’sında, Muharrem orucu tutmak, Ramazan’dan sonra Şevval’den 6 gün tutmak, bir gün boş bir gün dolu oruç tutmak gibi nâfile oruçlar vardır ki insanlar bunlarla Allah’a yaklaşmayı umarlar ve Allah’a dostluk kurma gayreti güderler.”
“Bu mânâda bunun parasal olarak da bir kimseye farz olan zekâtını verdikten sonra, durumuna göre, çoluğunu çocuğunu perişan etmeden ve onların temel ihtiyaçlarını aksatmadan etrafına sadaka olarak nâfile ibâdet edebilir. O yüzden bir kimsenin evini iyi geçindirmesi sadaka sevabıdır. Kendi eşini, çoluk-çocuğunu iyi geçindirmesi sadaka sevabıdır. Bir kimsenin ergen evlatlarına, anne-babasına iyi bakması farzdır — birinci derecede sorumludur. O yüzden insanlar birinci derecede ailelerine ve akrabalarına, birinci derecede arkadaşlarına ve dostlarına iyilik yapmakla mükelleftirler. Eğer yapılacak bir şey yoksa ancak o zaman ikinci-üçüncü-dördüncü derecede kimselere iyilik yaparlar.”
3. “Eğer Bir Türk Seslenirse Tanrı Korusun”: Mevlânâ’dan Bir Metinin Eleştirisi
Bir soru: “‘Eğer bir Türk seslenirse Tanrı korusun, köpek değil erkek arslan bile kan kusar’ sözünü Hz. Mevlânâ’dan Öğütler adlı kitaptan okudum. Burada Tanrı kelimesi neden kullanılmıştır? Bir de Türkler hakkında hadîs ve âyet varmış…”
Cevap iki yönden önemlidir: “Birincisi: Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri ‘Tanrı’ kelimesi kullanmamıştır — bunu çeviren kimse ‘Allah’ yerine ‘Tanrı’ kelimesini koymuştur. İkincisi: Türkler hakkında âyet ve hadîs olsa ne olacak? Hakkında âyet-hadîs olursa göklere mi çıkacaklar? Seçilmiş ırk mı olacaklar? Türkler de Yahûdîler gibi kendilerini üstün ırk olarak mı görecekler? O zaman Yahûdîlerden bir farkı mı kalır? Ardından Türkler, ardından Macarlar, ardından İngiliz Müslümanlar, ardından Hint Müslümanlar kendilerine âyet-hadîs mi arayacaklar üstün ırk olduklarına dâir? Böyle bir âyet-hadîs bulamazlarsa dinlerinden geri mi dönecekler?”
“Allah kitabında hiçbir ırkı, hiçbir ırkı yüceler yücesine çıkarmamıştır. Hiçbir ırk yükseklik açısından özel değildir. Buna Araplar da dâhil. Hz. Resulullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuş ki ‘Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvâdadır.’ — ‘Acem’ dediği Türktür. Peygamber Efendimiz 1400 yıl öncesinden bugünlere ırkçılık yapacak olanlara cevap veriyor. Bakın, her iki ırka birden cevap veriyor.”
4. Osmanlı Mirası ve Kavim Sevgisi
“Bunda bir hikmet arıyorlar. Araplarda bu ırkçılık var; hatta Araplar Türklere karşı kendi kendilerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar. Onların bu tutumu uzun yıllar Osmanlı idâresi altında bulunmalarından kaynaklanıyor. Bizde de aynı şey var. Biz, dünyanın yaklaşık üçte birini yönetmiş bir milletin torunuyuz. Hani Osmanlı’nın ahlâkı nerede? Osmanlı’nın Allah aşkı nerede? Resulullâh aşkı nerede? Adâleti, hamiyeti, rıfkı, yumuşaklığı nerede? Hani cesâreti nerede? Osmanlı’yı Osmanlı eden, onların inandıkları dîndir.”
“Evet, Türkler târih boyunca savaşçı bir millet olmuşlar. Târihleri boyunca hiçbir boyunduruğu kabul etmemişler. Ülkümüzü, neslimizi, kavmimizi de reddetme noktasında değiliz. Bir kimsenin kendi kavmini sevmesi kadar doğal hakkı yoktur — doğaldır, hakkıdır, fıtrîdir. Biz kavmimizi severiz, akraba-tâlikatımızı severiz, arkadaşlarımızı-dostlarımızı severiz.”
“Memleket topraklarımızı severiz. Memleket toprakları derken küçücük Anadolu’yu kastettiğimizi zannetmeyin. Viyana’dan Orta Asya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya, Afrika’dan Rusya’nın içlerine kadar bizim memleket toprağımızdır. Nerede bir Müslümanın kanı akıtıldıysa, orada bir Müslüman şehid olduysa, orası Müslüman için memleket toprağıdır. Sadece Anadolu’yu düşünmüyorum memleketim olarak. Bunu bir emperyalist düşünce olarak da addetmeyin — kimsenin toprağında gözümüz yok. Var! Var. Bütün arz üzerinde gözüm var benim. Washington’dan Pekin’e, Pekin’den Tokyo’ya, Tokyo’dan Leningrad’a, oradan Londra’ya kadar gözüm var. Gözü olmayanın gözü çıksın!”
“Ama İslâm bize ırkçılığı emretmez. İnsanlar dâvâlarıyla büyürler, dâvâlarıyla küçülürler. Bir kimsenin dâvâsı ne kadar büyükse, o kimse o kadar büyük ve kutludur. Rahmetli Türkeş’in sözü çok hoşuma giderdi: ‘Küçük adamlar küçük şeylerle uğraşırlar, büyük adamlar büyük şeylerle uğraşırlar.’ Bir evi yönetmekten âciz olan bir kimse hiçbir şey yönetemez. Bir eviyle baş edemeyen, bir evini yönetemeyen hiçbir şeyi yönetemez.”
5. Seyahatte Sıhhat, Hicrette Cesâret: Dervîş Hareket Üzerinedir
“Müslümanın gözü ufka doğru bakar. Ne işi vardı Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin İstanbul surlarının dibinde? Alparslan’ın ne işi vardı Malazgirt’te? Sizin ne işiniz var Anadolu’da? Hicret edemeyen bir kimsenin ne işi olur bu dünyada?”
“Bir şehirden bir şehre göçmeye korkan bir memlekete mi gitmeye cesâret edecek? Köyden şehre göçmeye korkan, ‘Orada aç kalırım, geçinemem, hanımıma-çocuğuma bakamam’ diyen bir kimse nereye gidebilir ki? Hiçbir yere gidemez. Bir şehirden bir şehre ‘Orada kimsem yok, perişân olurum’ diye düşünen bir kimse dervîş olamaz. Hakîkî bir dervîşte hem seyahat hem de hicret olacak. Seyahatsiz, hicretsiz dervîş olur mu?”
“Bir şehirden bir şehre sohbete gidemeyen, zikre gidemeyen; herhangi bir ticaret için, dünyâ için, âhiret için, eş için, çocuklar için gidemeyen bir kimse nereye gidebilir ki? Hiçbir yere. Ufuk darlığı vardır. ‘Seyahatte sıhhat vardır’ — maddî-mânevî. Hicrette cesâret vardır — maddî-mânevî.”
“Şehirden köye göçen insan, pısırık insandır — mahkûm olmaya, erimeye, bitmeye, tükenmeye mahkûm insan. Köyden şehire göçüp orada tutunmaya çalışanlar, cesâretli insanlardır. Küçük şehirden daha büyük şehre hicret edenler, cesâretli insanlar, bahadır insanlardır. Evet — Türkler hakkında âyet-hadîs aramayın. Var olmuş olsa dahi Türkler üstün bir ırk değildir. Türkler halkçak bir ırk da değildir. Kim îmân eder, iyi amel işler, tövbe ederse, Allah katında makbul insandır. Hangi kavim, hangi topluluk Kur’ân’a hizmet ederse, İslâm’a hizmet ederse — en büyük dâvâ ile dâvâlandığından — o kavim büyük dâvânın içinde büyüktür.”
6. Zinâ İşleyen Kardeşin Mektubu ve İslâm Hukukunun Uygulanmadığı Yer
Sohbetin en sarsıcı bölümü: “Benim çok yakın bir arkadaşım bir suç işlemiş ve bunu kimseye söyleyemiyor. Bana gelip anlattı: zinâ suçu işlemiş, bir kadınla. Çok pişman, tövbe ediyor, elimden bir şey gelmiyor. Kur’ân’da cezâsı belli, ama kimin bu cezâyı uygulayacağını bilmiyorum. Yardım edin, ne yapmalıyım? Bu soruyu yazarken çok utandım ve çok çekildim. Yol göstermenizi arzu ediyorum. Lütfen yardım edin, duâ edin. Size gelsek bizi kabul eder misiniz?”
Cevap önce hukûkî bir çerçeveyle başlıyor: “Bazen sohbetlerimde ‘İslâm hukûkunun uygulanmadığı yer dâru’l-harbdir’ derim. İmâm Muhammed bunu böyle fetvâlamış. İmâm Âzam Hazretleri yanında iki tane daha ölçü istemiş: dâru’l-harbin bitişik olması lâzım, daha önce emân verilenlerin emânlarının kaldırılması lâzım. Ama İmâm Şâfiî, İmâm Mâlik, Hanbelîlerden İmâm Muhammed otomatik olarak ‘Bir yerde İslâm hukûku yoksa orası dâru’l-harbdir’ demişler.”
7. Derviş, Dizini Sızlatmadan Yüreğini Sızlatamaz
“Derviş iki dizinin üzerine oturmuş. Dizler pişermiş. Sohbetlik de adamsız. Pişirilen sohbetlerinden biri de odur. Diz pişmezse yürek pişmezmiş. Dizin acısını ve sancısını katlanamayan, âşıklığın acısını ve sancısına katlanamaz. Âşık — yürek sızısı yaşar hep. Dizinin sızısına dayanmayan, yüreğinin sızısına nasıl dayansın? Dizinin acısına katlanmayan, hasretin acısına nasıl katlansın? Ayağının ağrısına katlanmayan, gönül ağrısına nasıl katlansın?”
“Derviş önce katlanır. Ondan sonra o katlandığı şeyi sever. Eğer otomatik olarak severse kanatsız uçar zaten. Katlanırken ona kanat takarlar, katlanana kanat takarlar. Katlanmayana kanat takmazlar. Katlanırsın, kanatlanırsın, seversin, kanatsızlaşırsın. Ondan sonra kanatsız uçarsın. Allah bizi onlardan eylesin cümlemizi.”
8. Recmedilen Kadın: “Cennetlik Birini Görmek İstiyorsanız Buna Bakın”
“Kadının biri zinâ suçunu îtirâf eder, erkek bunu inkâr eder. Sonuçta Hz. Resulullâh onu recmettirir. Recmettirdikten sonra onu gusullettirir, kefenletir. Namâzını kılmak için Musallâ’ya doğru yürürken sahâbeden biri Musallâ’daki kadına alçaltıcı, küçültücü, aşağılayıcı bir gözle bakar. Hz. Resulullâh o gaflet edip öyle bakan sahâbesine der ki: ‘Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın.’”
“O kadın Allah’ın emrini yerine getirdi, kendini temizledi. Can verdi — karşılığında ebedî bir hayât aldı. Can verdi, karşılığında cennet aldı — ve ebedî bir cennet aldı. Karşılığında can verdi. Allah’ın emrine, Allah’ın hukûkuna can bağışladı. Allah’ın emrine, hukûkuna can bağışlayana Allah ebedî can verir, binlerce can verir. Sen bir can verirsin, O sana ebediyen sayısız canlar verir. İşte eksiklik budur.”
9. Kefen Soyan Gencin Tövbesi
“Gencin biri mezar soyucudur. Mezar soyuculuk Allah’ın lânetiyle lânetlenmiştir. Genç bir delikanlı, birisi vefât edince gece çıkarıyor onu. Çıkarıp bakıyor: genç bir kız vefât etmiş. Genç kızın üzerinden kefenini soyuyor, nefsine dayanamıyor — o cesetle cinsel ilişkiye giriyor.”
“Gidiyor Allah Resûlü’nün yanına: ‘Yâ Resulallâh, ben bir günâh işledim.’ Peygamber Efendimiz ‘Git, Allah seni affeder — tövbe et’ diyor. Tekrar geliyor: ‘Yâ Resulallâh, içim içime sığmıyor — ben bir günâh işledim.’ ‘Git, Allah seni affeder — tövbe et.’ Bir müddet sonra üçüncü sefer geliyor. Müfessirler bu delikanlının ismini gıybet olmasın diye zikretmemişler. Üçüncüsünde gelince Allah Resûlü susuyor. Çocuğun ağzından döküleveriyor: ‘Yâ Resulallâh, ben kefen soyucuyum. Genç bir kız çıkardım, daha tâzeymiş; dayanamadım, onunla ilişkiye girdim.’”
“Peygamber Efendimiz bu noktada yüzünü ekşitiyor ve yüzünü döndürüyor ondan. Bir rivâyette sâdece yüzünü ekşitiyor. Genç ‘Allah’ın Resûlü’nün tepenin o yüzüne bakmadı. O da yüzünü ekşitti. Ben nasıl bir günâh işledim?’ diyor. Çıkıyor bir dağın tepesine, bir mağaraya giriyor ve her gün tövbe edip ağlamaya başlıyor. Rivâyet edilir ki kırkıncı gün ölüyor.”
“Cenâb-ı Hak Cebrâîl Aleyhisselâm’ı Peygamber Efendimiz’e gönderiyor: ‘Yâ Muhammed, Allah’ın dostlarından bir dost filanca mağarada vefât etti. Onu kefenleyip namâzını kıl ve göm.’ Hemen sahâbeler söylenen mağaraya gidiyorlar, kefenliyorlar, Peygamber Efendimiz’e getiriyorlar. ‘Hazır yâ Resulallâh’ diyorlar. O da parmak uçlarına basa basa geliyor cenâzenin başına. Soruyorlar ‘Yâ Resulallâh, bunun hikmeti nedir?’ Diyor ki ‘O kadar çok melek var ki kanatlarına basmamak için parmak uçlarına basarak geldim, aralarından geçtim.’”
“Namâzı kıldırıyor. Namazdan sonra soruyorlar kime ait olduğunu. Diyor ki: ‘Ey ashâbım, bunun hâlinden size haber vereyim mi? Bu kardeşimiz şöyle şöyle bir hatâ işlemişti, tövbe etti, hayâl vardı. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Bu, bir cezâya müstahak bırakılmayıp tövbe eden bir kimse. Cezâ görmemiş. Ama öylesine tövbe etmiş, öylesine tövbe etmiş ki Cenâb-ı Hak onun tövbesini kabul etmiş ve onu cennetlik insana dâhil etmiş.’”
10. Tövbe ve Günâhın Sevaba Çevrilmesi
“Kıymetli dostlar, hepimizin eksikliği, noksanlığı, yanlışlığı vardır. Şeytan bizi kandırır — affolmayacağımızı düşündürür. Kim îmân eder, iyi amel işler, tövbe ederse, Allah onun günâhlarını affeder. Hattâ âyet-i kerîmede ‘Allah onun günâhlarını hayra çevirir, sevâba çevirir’ buyurulur.”
“Kim günde 100 sefer ‘Sübhânallâhi ve bi hamdihi sübhânallâhi’l-azîm ve bi hamdihi estağfirullâhi’l-azîm’ derse, deniz köpükleri kadar günâhı olsa bile Allah onu affeder. Kim günde 200 sefer İhlâs Sûresi’ni okursa 50 yıllık günâhı affolur. Kim Ramazan boyunca Ramazan orucunu tutarsa Allah onun geçmiş günâhlarını affeder. Biz tövbe edelim, Allah’a yalvaralım.”
11. Kavmiyetçilik İki Oyunun Adı: Osmanlı’nın Yıkılışı ve Anadolu’nun Yıkılma Denemesi
“Şu anki Müslümanların kavmi nedir? Ya insanız, insan! Birinci derecede insanız. Evet, kavmim var, ben Türküm — kavmimden utanmıyorum. Türk olarak doğmaktan dolayı mutsuzluk yaşamıyorum. Ama kavmiyetçi değilim — Allah bizi ondan uzak eylesin. Kavmiyetçilik yapan helâk olur.”
“Kavmiyetçiliği Müslümanların içine, Osmanlı’nın içine koyarak Osmanlı’nın yıkılmasına sebep oldular. Şimdi ikinci kavmiyetçiliği yaşatmaya çalışıyorlar bize. Osmanlı’yı yıktılar, böldüler, parçaladılar, belli bir noktaya getirdiler. Şimdi Anadolu’da ikinci oyun oynanıyor. Yine kavmiyetçiliği içimize koyuyorlar: Türkler bir tarafta, Çerkezler bir tarafta, Ermeniler bir tarafta, Yahudiler bir tarafta, Araplar bir tarafta. Bunlar uluslararası oyun.”
“Bütün uluslararası güçler biliyorlar ki Anadolu topraklarında yeniden bir medeniyet kuruluyor. Bu medeniyetin temeli atılıyor. Bu medeniyet yine İslâm üzerinden kuruluyor. Ve biliyorlar ki bu topraklarda İslâm üzerine yeni medeniyet kurulursa, bu medeniyet Osmanlı’nın çekildiği yerlerde hemen anında — 100 yıl beklemesine gerek yok, Osmanlı gibi 200 yıl beklemesine gerek yok — belki 10 yılda, belki 20 yılda medeniyetini tamamlayıp güçlenecek. Ve Allah’ın nûrunu tamamlamasında en büyük güç ve vakti olacak. Bunu bildikleri için içimize fitne ateşi koyuyorlar. Fitne ateşi.”
12. PKK: Kürt Örgütü Değil, Deccaliyetin Piyonu
“PKK bir Kürt terör örgütü değildir. PKK uluslararası güçlerin elinde oyuncak olmuş bir terör örgütüdür. Kürtlerin örgütü değildir. PKK’yı Kürtlerin oluşturduğu terör örgütü gibi görenler uluslararası oyuncuların, büyük oyuncuların piyonlarıdır. Sarf embesil kapalılardır. Ve bu Kürtlerin terör örgütünün işi gibi lanse edenler, bunu böyle konuşanlar bilerek veya bilmeyerek uluslararası güçlere hizmet etmektedirler.”
“Hayır — PKK Kürt terör örgütü değildir. PKK Yahudilerin, Mason’ların ve Evangelistlerin elinde bir terör örgütüdür. Armageddon savaşını çıkaracak olan güçlerin elinde bir terör örgütüdür. Armageddon — o büyük savaş, kıyâmet savaşını destekleyen, kıyamet savaşının bir an önce olmasını isteyen ve kıyâmet savaşı için uğraşan güçlerin elinde bir terör örgütüdür. İçinde Mason’lardan, Yahudilerden, Hristiyanlardan oluşmuş bir ortaklık vardır.”
“Aslında bunun adı benim dilimde deccaldir. Dînî terminolojide bu deccaldir. PKK şu anda deccalin emrinde olan bir örgüttür. Ve içimizde ırkçılığı körükleyen de deccaldir. Dünyâ üzerinde ırkçılığı körükleyen de deccaldir. Türk’ü Kürt’e, Türk’ü Arap’a, Farisî’yi Arab’a kırdırıp kendisi de bacak bacak üstüne atıp nargileyi köpürtse, olan odur. Düşmeyin bu oyunlara!”
13. Anadolu Kalesi ve Deccal Dini
“Her kim Müslüman Türk askerini, Müslüman Türk polisini ve ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resulullâh’ diyen şu topraklarda yaşayan bir kimseyi katlediyorsa, onun dini yoktur. Dîni olmayan dünyâ üzerinde bir tek deccal ve deccalin çocukları vardır. Hristiyanın dîni vardır, Yahudinin dîni vardır; deccalin dîni yoktur.”
“Dünyâ üzerinde şu anda kurulan en büyük tezgah: Hristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların içlerinden işlerine gelen âyetleri alıp yedimi deccal dînini kurmaktır. Bunun savaşı veriliyor. Deccal dîninin savaşı veriliyor. Ve deccal dîninin karşısında duran en güçlü kale Anadolu topraklarıdır. Deccal dînini kabul etmeyen Anadolu topraklarıdır.”
“Eğer bu topraklarda bir kargaşa çıkarırlar, bu topraklarda bir iç savaş çıkarırlarsa en büyük kaleyi yıkmış olacaklar. Çanakkale’de yıkamadıklarını, kurtuluş savaşından önce yapamadıklarını şimdi yapmaya gayret ediyorlar. Düşmeyin oyunlara.”
“Deccal ile alâkalı dersler yaptık, hatırlıyor musunuz? Ne olacaktı? Deccal insanların îmânlarını alıverecekti. Îmânı olan, karşında ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resulullâh’ diyen bir kimseyi öldürebilir mi? Îmânı olan öldüremez. Bu topraklarda, Mezopotamya topraklarında, Anadolu topraklarında Âdem’den beri kadına silah çekilmez. Âdem’den beri çocuğa silah çekilmez. Âdem’den beri ihtiyarlar öldürülmez. Âdem’den beri siviller öldürülmez. Bunu ancak bu topraklarda haçlı seferleri yapmıştır. Lâ ilâhe illallâh diyen böyle bir şey yapmamıştır asla. Asla, asla.”
“Biz 12 Eylül’ün içinden gelme adamım ben. Bir tane ülkücü bir tane polis öldürmemiştir, bir tane asker öldürmemiştir. Dinsiz olanların askeri ve polisi öldürmüşlerdir. 12 Eylül’den önce, şimdi de dinsiz olanlar polisimizi ve askerimizi öldürürler; çocukları, kadınları, ihtiyarları katlederler. Değişen bir şey yoktur. Bu topraklarda kim ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resulullâh’ dediyse kardeşimizdir. Demeyenler kardeş adayımızdır.”
Soru ve Cevaplar
Soru: Altın ve gümüş biriktirmek haram mıdır?
Cevap: Zekâtını veren kimse bu sorumluluğu üzerinden atmıştır. Kırkta bir vermek farzdır; imamların ittifakıyla sâbittir. İslâm zenginliğe düşman bir dîn değildir — Hz. Peygamber bile ölümüne yakın sahâbîyi “Evlatlarının sana hayır duâ etmesini istemez misin?” diyerek malının ancak dörtte birini sadaka olarak almasına razı gelmiştir. Âilenin temel ihtiyaçları aksatılmadan nâfile sadaka verilmelidir.
Soru: Türkler hakkında âyet ve hadîs var mıdır?
Cevap: Varsa ne olacak? Yahudiler gibi “seçilmiş ırk” mı olacaksınız? Allah hiçbir ırkı yüceler yücesine çıkarmamıştır. Peygamber Efendimiz “Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur; üstünlük takvâdadır” buyurmuştur. Kavmini sevmek fıtrî haktır ama kavmiyetçilik yapmak helâkdir. Mevlânâ’nın “Tanrı” kelimesi kullandığı iddiası da çeviri hatasıdır — o “Allah” demiştir, çevirmen “Tanrı” koymuştur.
Soru: Zinâ suçu işleyen ve tövbe eden bir kardeşimize ne tavsiye edersiniz?
Cevap: İslâm hukûkunun uygulanmadığı bir yerdeyiz; cezâyı uygulayacak bir mercî bu topraklarda yoktur. Ancak tövbe kapısı her zaman açıktır. Kefen soyan delikanlının hikâyesi ibret vericidir: üç kez Peygamber Efendimiz’e gelir, üçüncüde günâhını anlatır, Peygamber Efendimiz yüzünü ekşitir. Delikanlı bir mağaraya çekilir, 40 gün tövbe-i nasûh ile ağlar, ölür. Cenâb-ı Hak onu “Allah’ın dostu” olarak ilân eder; cenâzesine o kadar çok melek gelir ki Peygamber Efendimiz parmak uçlarında yürür. “Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın.” Tövbe samîmî ise hayâl vardır.
Soru: Kavmimi sevmek kavmiyetçilik midir?
Cevap: Hayır. Kavmini, ailesini, memleketini sevmek fıtrî haktır — kavmiyetçilik ise helâkdir. Kavmiyetçilik Osmanlı’nın yıkılışına sebep oldu; şimdi ikinci oyun Anadolu’da oynanıyor. Türk-Kürt-Çerkez-Arap ayrımı uluslararası deccal güçlerinin tezgahıdır. “Lâ ilâhe illallâh” diyen herkes bu topraklarda kardeştir; demeyen kardeş adayıdır.
Soru: Dervîşlik için seyahat ve hicret şart mıdır?
Cevap: Evet. Hakîkî dervîş seyahat ve hicret edebilendir. “Seyahatte sıhhat vardır, hicrette cesâret vardır.” Bir şehirden diğerine sohbete, zikre, ticarete, eş için, çocuk için gidemeyen kimse ufuk darlığına mahkûmdur. Şehirden köye göçen pısırık insandır; köyden şehre göçüp tutunan cesâretli bahadırdır. Bir evi yönetmekten âciz olan hiçbir şey yönetemez.
Soru: PKK Kürt örgütü müdür?
Cevap: Hayır, kesinlikle değil. PKK uluslararası deccaliyet güçlerinin — Mason, Yahudi, Evangelist ortaklığının — elinde oyuncak olmuş bir terör örgütüdür. Armageddon savaşını çıkarmak isteyen güçlerin piyonudur. “Kürt örgütü” şeklinde tanıtmak uluslararası güçlere hizmet etmektir. Îmânı olan kimse karşısında “Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resulullâh” diyeni öldüremez.
Soru: Günâh işledim, affedilir miyim?
Cevap: Hiç ümidinizi kesmeyin. Âyet-i kerîme: “Allah onun günâhlarını hayra, sevaba çevirir.” Günde 100 sefer “Sübhânallâhi ve bi hamdihi” demek, günde 200 sefer İhlâs Sûresi okumak, Ramazan orucunu tutmak günâhların affı için büyük vesîledir. Şeytan kandırıp “Affolunmazsın” der — inanmayın; Allah’ın rahmeti her günâhı aşar.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Tevbe Sûresi, 9:34 — “Altın ve gümüş biriktirenleri acı bir azapla müjdele”
- Hucurât Sûresi, 49:13 — “En üstününüz takvâda en ileri olanınızdır”
- Furkân Sûresi, 25:70 — “Allah onların günâhlarını iyiliklere çevirir”
Hadîs-i Şerîfler
- “Arap’ın Acem’e, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur; üstünlük takvâdadır”
- “Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın” — Recmedilen kadın hakkında
- Kefen soyan delikanlının hikâyesi — tövbe-i nasûh ve mağarada ölüm
- “Günde 100 sefer ‘Sübhânallâhi ve bi hamdihi…’ diyenin günâhları denizin köpükleri kadar olsa affedilir”
- “Günde 200 sefer İhlâs Sûresi okuyanın 50 yıllık günâhı affedilir”
- “Seyahatte sıhhat vardır”
Fıkhî Kaynaklar
- İmâm-ı Âzam, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî imamlar — Zekâtın kırkta bir farziyetinde ittifak
- İmâm Muhammed — İslâm hukûkunun uygulanmadığı yer dâru’l-harbdir (şartlı fetvâ)
- Nâfile sadaka ve nâfile oruç anlayışı
Târihî ve Siyâsî Referanslar
- Eyyûb el-Ensârî Hazretleri ve İstanbul surları; Alparslan ve Malazgirt
- Mevlânâ’nın “Öğütler” kitabındaki “Türk” sözünün çeviri hatası
- Rahmetli Alparslan Türkeş’in “Küçük adamlar küçük şeylerle uğraşır” sözü
- Osmanlı’nın kavmiyetçilik yoluyla yıkılışı ve modern Anadolu’da aynı oyun
- Armageddon savaşı ve deccaliyet eksenindeki PKK analizi
Sohbetin Özeti
Bu sohbet, Tevbe Sûresi’nin altın-gümüş âyetiyle başlayıp zekâtın kırkta birliğiyle bu yüklerin üzerinden atıldığını; İslâm’ın zenginliğe değil zekâtsızlığa düşman olduğunu ortaya koymuştur. Mevlânâ’daki “Türk” alıntısının çeviri hatası olduğu ve Türkler hakkında hadîs-âyet aramanın Yahudilerin “seçilmiş ırk” anlayışına düşmek olacağı net biçimde ifâde edilmiştir. Kavmiyetçiliğin Osmanlı’yı yıktığı ve şimdi Anadolu’da ikinci oyun olarak sahneye konduğu vurgulanmıştır. Dervîşliğin seyahat ve hicret gerektirdiği, Eyyûb el-Ensârî’nin İstanbul surları ve Alparslan’ın Malazgirt örnekleriyle anlatılmıştır. Sohbetin doruğunda zinâ suçu işleyip pişman olan bir kardeşin mektubu üzerinden recmedilen kadın (“Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın”) ve kefen soyan gencin 40 günlük tövbe-i nasûh sonrası “Allah’ın dostu” ilân edilip meleklerin kanadına basmamak için Peygamber Efendimiz’in parmak uçlarıyla yürüdüğü cenâze namâzı ibret dolu iki hikâye olarak aktarılmıştır. PKK’nın Kürt örgütü değil deccaliyetin (Mason-Yahudi-Evangelist ortaklığının) piyonu olduğu, Armageddon savaşına yön veren bir araç olduğu, Anadolu topraklarının deccal dîninin karşısındaki son kale olduğu siyâsî bir analizle ortaya konmuştur. “Lâ ilâhe illallâh” diyen herkesin kardeş olduğu, demeyenin kardeş adayı olduğu prensibi sohbetin ırkçılığa karşı manifestosudur.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı