Ramazan: Giriş
6 Ağustos 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu Ramazan sohbeti; oruç tutmayan çalışanlara adâletle yaklaşmaktan evlenmenin farziyetine, boşanma sonrası çocuğun bakımında inat yasağından, Peygamber Efendimiz’in esir çocuğun annesine duyduğu şefkat üzerinden merhametin büyüklüğüne, patron-işçi ilişkisinde aynı sofrada yemek yemeye, Ramazan’da şeytanların zincirlenmesinin kimler için geçerli olduğuna ve çocuklara sahâbe isimleri koymak üzerinden kuş ismi-böcek ismi eleştirisine kadar geniş bir yelpazede konuları ele almaktadır.
1. Oruç Tutana ve Tutmayana Adâlet: Behlül Dânâ ve Hârun Reşîd
“Ramazan ayında oruç tutan elemanlarla özel çalışma saatleri ve her zaman gibi oruç tutmayanlarla da bu imkânları vermem gerekir mi?” Cevap: İnsanlarımız dîni tam olarak öğrenemediler. Öğrenemedikleri için de bilmiyorlar, yaşayamıyorlar. Gönül arzû eder ki bütün Ümmet-i Muhammed harıl harıl oruç tutsun. Ama dînî eğitim almamış bir topluluk var; bu topluluk orucun önemini tam olarak kavrayamamış. Biz onları dîne ısındırmak, dîni öğretmek için ayrımcılık yapmamamız gereksin.
Bu noktada Behlül Dânâ ile Hârun Reşîd kıssası anlatılır: “Hârun Reşîd hutbeye çıkmış, hutbenin başında ‘Elhamdülillâh, elhamdülillâh’ demiş. Kardeşi Behlül Dânâ oradaymış, ‘Hayır, elhamdülillâhi Rabbi’l-mü’minîn’ demiş. Hârun Reşîd susmuş, yine ‘Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’ demiş. Behlül Dânâ ‘Hayır, elhamdülillâhi Rabbi’l-mü’minîn!’ Üçüncüsünde de öyle olunca ‘Kardeşim ne anlatıyorsun, söyle’ demiş. Behlül Dânâ ‘Kıtlık olmuş o sene; Müslümanlara bir teneke buğday, gayrimüslimlere yarım teneke buğday gönderiyorsunuz. Aynı kıtlığı yaşıyoruz. Allah bütün her şeyin Rabbi ise onlara da bir teneke göndermek lâzım’ demiş.”
“İslâm inancı ve İslâm kültürüyle, insanlara adâletle davranılmalıdır. Birisi oruç tutmuyor diye onun çalışma saatlerini zorlaştırmak uygun değildir. Ama oruç tutanlara, oruç tutanların çalışma saatlerini gözetmek, hallerini gözetmek bir işveren için hadîste sâbit edilmiş büyük bir ibâdettir. O yüzden oruç tutan insan, oruç tutmayanları da görüp gözetmelidir.”
2. Evlenmenin Farziyeti ve İtaatin Ma’rûfta Olması
Bir kardeş soruyor: “Benim evlenme çağında bir kız kardeşim var. Evlenmek için tâlipleri çıkıyor, eve gelip görüşüyorlar. Kardeşim kabûl ediyor, babam kabûl ediyor. Ben de kabûl ediyorum — ama benim, annem ve babam bize her konuyu sunmuyor. Bu noktada dîn olarak bize ne düşer?”
Cevap: “Allah’ın emrettiği farz konusunda babaya itaat kalmaz. Bir kızın, bir erkeğin evlenmesi farzdır. Onu evlendirmeyen anne ve baba günâh-ı kebâir işler. Kasıtlı bir şekilde anne-baba çocuğunu evlendirmiyorsa, çocuğun onlara olan itaati ortadan kalkar. Çünkü evlenme âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve imamların ittifakıyla sâbit bir ibâdettir. Muktedir olan kadın ve erkeğin evlenmeleri farzdır. Ama bu farzı engelleyen her kim varsa zulmetmiş olur.”
“İtaat ma’rûftadır, makulledir. Bir kimse Allah’a dâir itaat ederken canından olacaksa Allah ona müsâade ediyor. Susuzluktan ölmek üzereysen şarap içebilirsin. Açlıktan ölmek üzereysen leş yiyebilirsin veya domuz eti yiyebilirsin. Bir uzvun kopacaksa, o uzvun kopmasına engel olacak herhangi bir haramla alâkalı bir şey yapabilirsin — uzvunu kurtar. Şimdi bunun gibi, bir kimseyi zorlasalar ‘içki iç, içmezsen kolunu keseceğim’ deseler, kolunu kurtarmak için içkiyi içebilirsin. Bu noktada Allah buna müsâade eder.”
“Bir farz ibâdet olan evlenmeyi kasıtlı rahatsız bir şekilde engelleyen anne-babaya karşı, çocuğun itaati ortadan kalkar. O kız çocuğu kendisine tâlip olan bir kimseyle ilgili önce birinci derecede amcasına gidip ‘Amca, ben bu adamla evlendim, baba bizi evlendirmiyor’ diyebilir. Gidip baba-dedesine diyebilir: ‘Dede, bizi bu adamla evlendir.’ Bu noktada çözüm bu vesîlelerle aranabilir.”
3. İftâr Ettirmenin Fazîleti: Yarım Hurma ve Cebrâîl’in Musafahası
“Ramazan ayında kim helâl kazancıyla bir oruçluyu iftâr ettirirse, Ramazan’ın bütün gecelerinde melekler ona duâ eder. Ve Kadir gecesinde Cebrâîl Aleyhisselâm onunla musafaha eder, tokalaşır. Cebrâîl Aleyhisselâm kiminle musafaha ederse, onun kalbi incelir ve gözlerinin yaşı çoğalır.” Bu hadîs-i şerîftir.
“‘Yâ Resulallâh, oruçluyu iftâr ettirecek bir şeyi yoksa ne yapacak? Bana bildirir misin?’ diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz ‘Bir avuç yiyecek de kâfîdir’ buyurdu. ‘Ben bir lokma ekmek de bulamazsa?’ deyince ‘Birazcık suyla karıştırılmış süt ikram etsin’ buyurdu. ‘Yanında o da yoksa?’ deyince ‘Bir içim su’ buyurdu.”
4. Sosyal Din ve Yarım Hurmayla Cehennem Ateşini Söndürme
“Kıymetli dostlar, bizim dînimiz sosyal bir dîndir. Açığa, açıktakine, mahsur kalanlara, mahcup düşenlere, mahzûn olanlara, fakire-fukarâya, ihtiyacı olanlara, yolculara, borçlulara, iflâs etmiş olanlara, çocukları çok olanlara, geçim sıkıntısı yaşayanlara, yolda kalanlara el uzatmış bir dîndir. Biz bu mânâda kendimizi dînin içinde dîni yaşarken sosyal yönümüzü unutmayalım.”
“Etrafınızdaki insanları — Peygamber Efendimiz’in dediği gibi — yarım hurma ile siz cehennemin kapısını kapatınız. Yarım hurma ile de olsa cehennemin ateşini söndürürüz. Yarım hurma ile de olsa insanları iftâr ettirin. Tabii burada iftâr ettirecek olduğunuz kimseler, işte zengin insanlar, çok önemli mal-mülk sâhibi insanlar — onları dîne ısındırmak için, oruca ısındırmak için, ibâdete ısındırmak için çağrılır. Ama öbür türlü insanlar kesinlikle ve kesinlikle birbirlerini ağırlamakla geçirmeyecekler. Etrafınızda yoksul kalmasın.”
“İnsanlar biraz halleri-vakitleri düzelince zengin mahallelerine koşuyorlar. Bu sözümden de alınıyorlarmış. Alınsalardı ben bunu söylemeyecektim. O mahallede etrafında hiç fukarâ yoksa, o kimse fukarâ mahallelerini dolaşacak, fukarâ insanlara yardımcı olacak. Ya da fukarâlara el uzatmış bir kimseyle irtibata geçip o fukarâlara el uzatacak. Hastalara, yolculara, iflâs etmiş olanlara, borçlulara, perişan hâlde olanlara, evlenecek olanlara, geçinemeyenlere — bunlara yardımcı olun. Etrafımızdaki insanları destekleyin.”
“Önümüzdeki yıllarda insanlar bunun acısını daha fazla çekecekler. İslâm’ın ilâcı bu: gettolaşmaya karşı bir sosyal dîn. Zenginler zengin mahallesinde, fakirler fakir mahallesinde, işçiler işçi mahallesinde, tornacılar tornacılar mahallesinde — gibi esnaf grupları, kazanç grupları, ayrı ayrı gettolar kuruluyor. Bu gettolaşmanın sancılarını Avrupa çekiyor, Amerika çekiyor. Biz bunun sancılarını çekmeyelim; barışı, sosyal hayatın içindeki kenetlenmeyi sağlamak bizim vazîfemizdir. Müslümanların vazîfesidir.”
5. Ağlayan Çocuk: Peygamber Efendimiz’in Merhameti ve Esir Kadın
Sohbet esnasında ağlayan bir çocuk üzerine sohbet buraya geliyor: “O çocuğu dışarı çıkar. Ağlatmayın. Kardeş, çocuğu dışarı çıkar. Ağlatma. Yapma. Hz. Resulullah’ın canı dayanmazdı çocuğun ağlamasına.”
“Bir harpten sonra bir çocuk feryad-ü-figân ağlıyor. Bir yerde bir anne de feryâd-ü-figân ağlıyor. Her ağlayan çocuğa koşuyormuş anne, ‘Bu benim çocuğum!’ diye. Hz. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Bu kadın niye feryâd-ü-figân? Neden her çocuğa koşuyor?’ diye soruyor. Gidip soruyorlar, diyorlar: ‘Yâ Resulallâh, çocuğu esir düşmüş. Çinde oldu beni, değil.’ Hz. Resulullah ‘Ey ashâbım, şu kadının çocuğuna olan merhametini görüyor musunuz? Ona olan sevgisini görüyor musunuz? Onu muhafaza etmeye çalışmasını görüyor musunuz?’ ‘Evet.’ ‘Allah ondan kat kat merhametlidir. Çocuğu annesine verin. Çocuğu annesine verin.’ Koşturuyorlar, çocuğu buluyorlar, annesine veriyorlar.”
“İslâm fıkıhçıları burada çocuk yetişinceye kadar, akıl bâliğ oluncaya kadar annesinin yanında kalmasına fetvâ vermişler. Bir inat uğruna, bir inat uğruna ayrılmaya yüz tuttunuz veya ayrıldığınız eşlerinizi çocukla tehdîd etmeyin. ‘Alırım senin çocuğunu’ — hayır. Çocuk anneye âittir. Bakacaksın orada, desen… Sen bir de orada çocuğuna bakacaksın. Merhametsiz davranma.”
6. Patron-İşçi İlişkisi: Aynı Sofrada Yemek
“Adam patronsa patronsun. Sen yap bir iftâr sofrası, elemanlarınla berâber. Berâber çalıştığın insanlarla berâber o da yemek yiyor. Yanında çalışan elemanların yediği yemekten yemeyen, giydiğinden giymeyen zulmetmiştir, zâriftir.”
“Sen iş yerinde yemek yerken, iş yeri sâhibi gidecek kebabı yiyecek, ortağından üç liralık yemek yiyecek — böyle bir şey yok. İş yerinde yemek yiyorsa herkes o üç liralık yemekten yiyecek. Patronun da yiyecek, işçisi de yiyecek, gelen misâfiri de yiyecek. Patron yemeyecek, yemeye işçisi de yiyecek — yok öyle bir patron-işçi ilişkisi. Bizim dînimizde yok.”
“Ashâb kendisi aç kalmış, kölelerine yedirmiş. Kendileri aç kalmış, câriyelerine yedirmiş. Kendileri aç kalmış, esirlerine yedirmiş. Köleleriyle, esirleriyle aynı elbiseleri giymişler. Bugün insanların arasındaki sosyal uçurum hızla açılıyor. Açıldıkça insanlar birbirlerine düşman olmasınlar. Birbirlerinin malında, mülkünde, arabasında, katında, yatında gözü olmasın — ‘İyi kardeş, fukaranın gözü olmasın da senin de elin uzansın ya’ — senin de bunlara elin uzansın. Allah o eli uzunlardan eylesin cümlemize. Eli uzunluk bir hırsızlıktır, bir de yardımdır. Hırsızlığa eliniz uzun olmasın, ama yardıma eliniz uzun olsun. Uzatabildiğiniz yere kadar uzatın. Allah inşâAllah rızkınızı bol versin.”
7. Şeytanların Zincirlenmesi: Hangi Şeytan Kimin İçin?
“Ramazan ayı gelince cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapatılır ve şeytanlar köstekli zincirlere vurulur” hadîs-i şerîfi üzerine çok tartışma yapılmıştır. “Madem ki şeytanlar zincire vuruluyor, neden Ramazan’da da günâh işleniyor?”
“Kıymetli dostlar, şeytanlar bu mânâda köstekli zincirlere vurulur — ama kimin şeytanı? Mü’min olanların şeytanıdır. O kimse mü’min değilse onun şeytanı zincire vurulmaz. Sen eğer hâlâ da günâh-ı kebâireden ısrarlı bir şekilde gidiyorsan, îmânını tadil et. Hâlâ da günâh-ı kebâireden gidiyorsan kendini yenile. Kendine çekidüzen ver. Hadîs-i şerîfe bahane bulma — kendine çekidüzen ver. Eğer sen gerçek mü’minlerden isen ve Allah’tan korkanlardan isen, sen Ramazan ayında asla günâh-ı kebâireye düşmezsin. Allah cümle Ümmet-i Muhammed’i bu günâh-ı kebâirelerden uzak eylesin. Ve cümle Ümmet-i Muhammed’i şeytanın vesvesesinden korusun.”
8. Kadir Gecesi: Bin Aydan Daha Hayırlı
“Ramazan ayı size geldi. O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Ondan mahrum kalan bütün hayırlardan mahrum kalır. Onun hayrından gerçekten mahrum kimse fayda alamaz. Allah bizi bu noktadan muhafaza eylesin.”
Cemaatten gelen ilginç bir soru: “Çalışanlarıma gelen Ramazan erzâkını dağıtmayıp kendine alan patrona nasıl davranmak gerekir?” Cevap: “Allah’a emânet edin. Allah gayrını büker olur. Ya insan böyle tenezzül ettiyse artık söylenecek bir laf yok. Ona benim buradan söylemem olacak ki: Allah’tan korkmamış, Peygamber’den korkmamış, utanmamış, çalışanlarından utanmamış. Benden mi utanacak adam? Allah’tan korkmamış, benden mi korkacak?”
9. Çocuğa İsim Koymak: Sahâbe İsimleri mi, Kuş İsimleri mi?
“Çocuğuma ‘Zeyneb’ ismi koymak istiyormuş. Bu ismin çocuğunun ağır psikolojik sorunlar yaşadığı söyleniyormuş, doğru mu?” diye bir soru geliyor. Cevap sarsıcıdır: “Ahmakların sözlerine bakarsan bu tipsetler doğru olur. Ahmak. Bunlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ashâbının, eşlerinin ve çocuklarının isimlerinin koyulmasını engelleyen şeytan diktörüsü. Şeytanın orazancılarıdır bunlar.”
“Hadîs-i şerîf bak: Çalgıcılar ve şarkıcılar için ‘Onlar şeytanın orazancısıdır’ der. İnsanları dînden soğutan, insanları Sünnet-i Resulullâh’tan soğutan, insanları Kur’ân ve Sünnet çizgisinden soğutanlar asıl şeytanın orazancılarıdır. Çalgıcılar çok masum şimdi bunların yanında.”
“Koyun çocuklarınıza Zeyneb, Âişe, Hatîce, Sümeyye, Ali, Hasan, Hüseyin, Mu’âz, Hamza, Abdullâh, Ömer, Osmân, Ebû Bekir, Sıddîk. Çocuklarınız böyle olsun. Yok Şâhin’di, yok Kartal’dı, yok Serçe’ydi, yok Tuğu’ştu, yok Kaya’ydı, yok böcekti, çiçekti, kuştu — Allah muhafaza eylesin. İsimler böyle olmamalı. O öyle isim olmalı ki o ismin tecelliyâtı o çocuğun üzerinde görünsün. Öyle târihî şahsiyetleri koyun ki çocuklarınızın ismini, o târihî şahsiyetler aramızda devamlı yaşasın, devamlı anılsın, devamlı konuşulsun, unutulmasın.”
“Bazen kendi kendime diyorum ki Bedir Ashâbı’nın komple isimlerini sıralamalı — baştan her doğan erkek çocuğa Bedir Ashâbı’nı sırayla koymalı. Mübarek sahâbe annelerimizin isimlerini baştan aşağıya fasile sırasına göre koymalı. Her doğan kız çocuğuna o isimleri sıralayın diye düşünüyorum. Yok, bana onu sormuyorlar. Yani oradan bir harf, buradan bir kelime, şuradan iki hece — çılgızca bir uyduruk isim çıkıyor ortaya. Bunu soruyorlar, ‘Bunu koysam olur mu?’ diyor.”
“Hele bir tanesi çok enteresan — ‘Ne mânâya geliyor?’ dedim. Kadın durdu. Çocuğuna isim koyacak ama ne mânâya geldiğini bilmiyor — ‘Uydurukça güzel’ diyor.”
“Öyle isimler olan bir sürü insan var. Alınıyorlar. Koymuş bir kuş ismi, kalmış ortalıkta — ama ona ‘kuştuysan?’ desen kızar adam, ‘İnsanım’ der, ama ismi o! Allah bizi muhafaza eylesin.”
10. Çocuğun Anne-Babadan Üç Hakkı
“Çocuğun anne-babasından alacağı hak üç tanedir:
- Hayırlı isim konulması — târihî bir şahsiyetin, bir sahâbenin, bir peygamberin ismi; tecelliyâtıyla birlikte.
- Dîninin öğretilmesi — Kur’ân, namaz, oruç, ibâdetin temel bilgileri.
- Bir meslek verilmesi — erkekse sanattan, ziraattan, ticaretten bir meslek; kız çocuğuna ise ev işi, el işi eğitimi verilmesi.
“Çocuğun anne-babasından alacağı hak budur. Yoksa çocuk ‘Türkçek yakası’ndan maşallah, ne koydun ismini — Şâhin koydu. Gel bakalım yavrum. Yâ Rabbî diyecek ‘Bu benim ismim — kuş ismi koymuş.’ Dâvâ eyleyecek. Yırtınacak orada. ‘Ne Kartal koymuş çocuğun ismini!’ Allah bizi affetsin.”
Soru ve Cevaplar
Soru: Ramazan’da oruç tutmayan çalışanlara farklı çalışma saatleri uygulamalı mıyım?
Cevap: Hayır. Oruç tutanlara kolaylık göstermek hadîste sâbit büyük bir ibâdettir; ancak oruç tutmayanların çalışma saatlerini zorlaştırmak uygun değildir. Onlar dîne ısındırılmaya, dîni öğrenmeye muhtaçtır — ayrımcılık yapılmamalıdır. Behlül Dânâ’nın Hârun Reşîd’e “Allah bütün her şeyin Rabbi ise gayrimüslime de eşit buğday gönder” uyarısı bu prensibin özetidir.
Soru: Anne-babam kasıtla beni evlendirmiyorsa ne yapmalıyım?
Cevap: Evlenmek muktedir olanlara farzdır. Onu kasıtla engelleyen anne-baba günâh-ı kebâir işler ve onlara itaat ortadan kalkar. İtaat ma’rûftadır — Allah’ın farzını engelleyene itaat yoktur. Bir kız veya erkek çocuk birinci derecede amcasına, dedesine veya başka bir büyüğüne başvurabilir. Önce makul bir dille durum anlatılmalı; çözüm olmazsa velîlere yönelinmelidir.
Soru: İftâr ettirmek için imkânım yoksa ne yapmalıyım?
Cevap: Bir avuç yiyecek de kâfîdir. Bir lokma ekmek bulamazsan suyla karıştırılmış süt; o da yoksa bir içim su yeterlidir. Yarım hurma ile bile cehennemin ateşini söndürebilirsiniz. Önemli olan miktar değil niyettir. Hadîs-i şerîfe göre helâl kazancıyla oruçluyu iftâr ettiren kimseye Ramazan’ın bütün gecelerinde melekler duâ eder ve Kadir gecesinde Cebrâîl Aleyhisselâm onunla musafaha eder.
Soru: Boşanma durumunda çocuğu kim alır?
Cevap: İslâm fıkıhçıları, çocuk akıl bâliğ oluncaya kadar annesinin yanında kalmasına fetvâ vermişlerdir. Ayrılan eşleri çocukla tehdîd etmek — “Alırım senin çocuğunu” demek — merhametsizliktir. Peygamber Efendimiz, bir harp sonrası çocuğu esir düşen bir annenin feryad-ü-figânını görüp ashâbına “Allah bu anneden kat kat merhametlidir — çocuğu annesine verin” buyurmuştur.
Soru: Ramazan’da şeytanlar zincire vuruluyorsa neden hâlâ günâh işleniyor?
Cevap: Şeytanlar sâdece mü’minlerin şeytanıdır. Mü’min olmayanın şeytanı zincire vurulmaz. Eğer bir kişi Ramazan’da hâlâ günâh-ı kebâireden vazgeçemiyorsa, hadîse bahâne bulmak yerine kendine çekidüzen vermeli, îmânını tâdîl etmelidir. Gerçek mü’min Ramazan’da asla günâh-ı kebâireye düşmez.
Soru: Patron çalışanlarının Ramazan erzâkını kendine alıyorsa ne yapılır?
Cevap: “Allah’a emânet edin. Allah gayrını büker olur.” Allah’tan, Peygamber’den, çalışanlarından utanmayan bir insana dışarıdan söylenecek söz pek işe yaramaz. Patron, çalışanlarıyla aynı sofrada yemek yemelidir; yanında çalışan elemanların yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen zulmetmiştir. Ashâb kölelerine aç kalarak yedirmiş, onlarla aynı elbiseleri giymiştir.
Soru: Çocuğa Zeyneb gibi sahâbe isimleri koymak problem yaratır mı?
Cevap: Kesinlikle hayır. “O ismin çocuğu psikolojik sorunlar yaşıyor” söylemleri şeytanın, insanları Sünnet-i Resulullâh’tan soğutmaya çalışan “oraburuncuların” uydurmasıdır. Çocuklarınıza Zeyneb, Âişe, Hatîce, Sümeyye, Ali, Hasan, Hüseyin, Mu’âz, Hamza, Ömer, Osmân, Ebû Bekir, Sıddîk gibi sahâbe ve sâliha anne isimleri koyun — o isimlerin tecelliyâtı çocuğun üzerinde görünsün. Kuş isimleri, böcek isimleri, ansiklopediden uyduruk isimler çocuğun hakkını çiğnemektir.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîfler
- “Ramazan’da helâl kazancıyla bir oruçluyu iftâr ettirenle Cebrâîl Kadir gecesinde musafaha eder”
- “İftâr ettirecek bir şey yoksa bir içim su yeter”
- “Yarım hurma ile cehennem ateşinden korunun”
- “Ramazan ayında cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur”
- “O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır” (Kadir gecesi)
- Çalgıcılar ve şarkıcılar için “Onlar şeytanın orazancısıdır”
- Esir kadın ve çocuğu hadîsi: “Allah ondan kat kat merhametlidir”
- Çocuğun anne-babadan üç hakkı: hayırlı isim, dîn eğitimi, meslek
Tasavvufî ve Târihî Kaynaklar
- Behlül Dânâ ile Hârun Reşîd kıssası — “Elhamdülillâhi Rabbi’l-mü’minîn” hutbesi ve gayrimüslime adâlet
- Ashâb’ın köleleriyle ve esirleriyle aynı elbiseleri giymesi, aç kalarak onlara yedirmesi
- Bedir Ashâbı ve sahâbe annelerinin isimleri
Sohbetin Özeti
Bu Ramazan sohbeti, Behlül Dânâ’nın Hârun Reşîd’e verdiği “Allah bütün her şeyin Rabbi ise gayrimüslime de eşit dağıt” cevabıyla başlayıp oruç tutmayan çalışanlara adâletin zaruretini ortaya koymuştur. Evlenmenin farz olduğu, kasıtla engelleyen anne-babaya itaatin ortadan kalktığı ve itaatin sâdece ma’rûfta olduğu net bir şekilde ifâde edilmiştir. Yarım hurma, bir içim su ile bile iftâr ettirmenin Cebrâîl ile musafaha sevâbı kazandırdığı, cehennem ateşini söndürdüğü hatırlatılmıştır. Ağlayan çocuk üzerinden Peygamber Efendimiz’in merhameti ve “çocuk akıl bâliğ oluncaya kadar annesine verilir” fetvâsı anlatılmıştır. Patron-işçi ilişkisinde aynı sofrada yemek yeme zarûreti ashâbın köleleriyle aynı elbiseleri giymesi üzerinden örneklenmiştir. Ramazan’da şeytanların zincirlenmesinin sâdece mü’minler için olduğu vurgulanmıştır. Son olarak çocuklara hayvan-kuş-böcek isimleri değil sahâbe isimleri konulması gerektiği, “O ismin tecelliyâtı çocuğun üzerinde görünür” ilkesiyle ortaya konmuştur.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Kalb, Sünnet, Hamd, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı