İslâm: Giriş
15 Ekim 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu sohbet, İslâm’ın kadına bakışını, evlilik hukukunun sevgi-temelli yorumunu, kapitalist sistemin aile yapısını bozan menfaat felsefesini, Bir Lokma Bir Hırka anlayışının aşağılanmasını ve tasavvuf sohbetlerinin gerçek konularının ne olması gerektiğini kapsamlı biçimde ele almaktadır. Sohbetin sonunda saç boyası, tırnak boyası gibi fıkhî sorulara verilen keskin tepki ve “kalbin-nefsin-ruhun-sırrın hâllerinden sorun” daveti sohbetin şifresini sunar.
1. İslâm’ın Kadına Pozitif Ayrımcılığı
“Târih boyunca kadınlarla alâkalı değer verip vermemeyle alâkalı şeyler hep tartışılagelmiş, konuşulagelmiş. Bütün semâvî dinler kadınlara değer vermiştir. İslâm bir adım daha ileri giderek kadınlara karşı pozitif ayrımcılık yapmıştır. Bugünkü dille söylüyorum: pozitif ayrımcılık — yani kadına daha fazla müsâmaha göstermek, onun isteklerini biraz daha üstün tutmak.” İslâm’ın geldiği dönemde ve dünya üzerinde kadınların yeriyle alâkalı ciddî sıkıntılar olduğundan dolayı İslâm kadına mükemmel bir noktadan pozitif ayrımcılık yapmıştır.
Klasik anlatımda kadınların “diri diri gömüldüğü”, “mal gibi alınıp satıldığı” zamanlarla bugün arasında aslında çok fazla fark olmadığı vurgulanır. “Bugün de kadınların üzerinde kadınlarla alâkalı bundan farklı şeyler var.” Dîn kendi elindeki argümanlara hiçbir zaman maddesel ve dünyalık olarak bakmamıştır; İslâm kadını öteye — âhirete — hazırlamıştır. Ancak bu, ancak İslâmî bir sistemin içinde, İslâm kültürü ve İslâm inancıyla olgunlaşacak bir şeydir. İnanç ön tarafta olmalıdır.
2. Kapitalist Sistemin Aileye Dayattığı Menfaat Felsefesi
“Bugün kapitalist dünyâ bize vahşi bir hayâtı alıp, süsleyip, pullayıp zorla dayatırken kadın ve kadınlar dünyâsıyla alâkalı da vahşetini dayatmış özetle. İslâm mantığı, kültürü, inancı içerisinde baktığımızda: evli bir kadının ekonomik olarak hiçbir probleminin olmaması gerekir. Koca, eşinin her türlü maddî ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumludur. Onun barınmasını, yemesini, içmesini, giymesini, sosyal ve kültürel hayâtını kendi sistemi içinde, kendi hayât standartı içinde yaşatmakla mükelleftir. Bu erkeklerin sorumluluğudur.”
“Ama bugünkü kapitalist sistem bize bunu öngörmez. Kapitalist sistem çünkü dünyâ üzerinde bir erkeğin kazancıyla bir kadının ve evinin bakabileceği noktada tutmaz. Önümüze bizim o kadar çok para harcayacak yerler sıralar ki biz kendi kendimize ‘Çalışmayan bir bayanla evlenirsek sıkıntı yaşarız’ diye düşünürüz. Bizi o hâle getirir. Ve otomatikman Freud’un menfaat felsefesini önümüze koyar. Biz kadını menfaat devşireceğimiz bir olgu olarak görmeye başlarız.”
“Kadın gündüz tarlada çalışıp gece adamın yatağına girmezse adamın evliliğinin bir anlamı kalmaz. Ve adam kendi tabiriyle kendi dâiresinde o kadına bakmak zorunda değildir. Batı bize menfaat felsefesini içimize oturtturup kadının erkeğe bakışını ve erkeğin kadına bakışını menfaatin üzerine koymuştur.” Bir kadın “Benim hakkım, hukuk ne?” diye sorguluyorsa ve bir erkek de evin içinde kendi hakkını-hukukunu sorguluyor, “dînin bana verdiği hakkı sonuna kadar kullanmayı” düşünüyorsa — bu evlilikte karşılıklı sevgi, saygı, muhabbet, şefkat, merhamet, aşıklık, aşk kalkmış, sadece menfaatler ve hukukun konuşulduğu bir mahkeme-sarayına dönüşmüş demektir.
3. Bir Lokma Bir Hırka ve Basit Yaşamın Aşağılanması
“Hani alay ederlerdi ya ‘Bir lokma bir hırkacısınız’ diye. Ehl-i tasavvufa ve ehl-i İslâm’a alay edilirdi. Biz de bunun karşısında savunmaya geçer, ‘Biz bir lokma bir hırkacı değiliz’ derdik. Sanki bir lokma bir hırkacı olmak aşağılanacak bir şeymiş gibi önümüze konuldu. Batı ve Batı kültürünün içimizdeki satılmış beyinleri, Batı kültürünün içindeki bozulmuş kalpleri, Batı kültürünün tecâvüzüne uğramış ne idiği belirsiz fikir dâvâları dîni — bilhassa İslâm’ın basit yaşama, basit yeme, basit içme felsefesini — aşağılanacak bir şeymiş gibi önümüze koydu. İnsanları lüks bir hayâta, insanları gösterişe, şatafata, havâ atmaya ve dünyâya bağlayıp onları sömürmeye amaçladı. Ve bunu gerçekleştirdiler.”
“Biz şimdi kızımızı bir lokma bir hırka düşünen bir adama vermeyi düşünmeyiz. Biz şimdi oğlumuzu bir lokma bir hırka düşüncesi olan bir kızı almak istemeyiz. Alsak da onu çok basit görürüz. Hor ve hakir görürüz. Onu ucuz görürüz.” Ve oturur kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını uzun uzun anlatırız.
4. Hukuk Cahiller ve Zâlimler İçindir
“Ben kendim nefsim için söylüyorum: Eğer evlilikte eşler birbirlerine olan haklarını ve hukuklarını sorguluyorlarsa, bir şeyi İslâmî yönden hukukî olarak mecbur kaldıkları için yapıyorlarsa — yapmasın. Onun istediği yemekse, ekmekse, kıyafetse, barınmaksa; hiçbir bana şartımı-şurtumu yerine getirmesin, ben ona bakayım yine. Yok hayır — bu İslâm kültürü değil çünkü. Hukuku uygulamak, hukuku dayatmak İslâm kültürü değildir.”
“İslâm var mı bunun içerisinde? Evet. İslâm hukuku belirlemiş mi? Evet. O hukuka en alt zâviyeden insanların uyması gerekiyor mu? Evet. Bunun maddesel boyutu var: evin geçimi, bakımı, çocukların geçimi, bakımı, eğitimi, cinsel hayat, gece hayâtı, gündüz hayâtı. Ama bu hukuk dâiresine uymak için uğraşacaksa insanlar, evlilikleri bitmiş demektir. Ya bir kadın mecbur olduğu için yemek yapacaksa yapmasın ya! Bir erkek evine mecbur kaldığı için bakacaksa bakmasın. ‘Ya İslâm hukuku bana bunu şart koşmuş, ben eve iki ekmek götürmek zorundayım’ diyorsa götürmesin ya — ekmeği alsın koltuğunun altına, nereye gidiyorsa gitsin. Bir kadın ‘İslâm’a beni mecbur kılmış, mecbur kıldığı için ben bu erkekle gece yatacağım’ diyorsa yatmasın ya — gitsin nerede yatıyorsa yatsın. Yok — İslâm’da bu yuvarlı bir anlayış yoktur.”
“Hep benim savunduğum bir şey vardır: Hukuk câhiller içindir. Hukuk zâlimler içindir. Hukuk hak-hukuk tanımaz, hudut bilmez arsızlar içindir. Arsız, densiz, edepsiz, terbiyesiz, ahlâksız — onlara dersin ki ‘Bu hukuk, buna uy. Uymazsan cezâsı var’. Oysa kendisini ahlâk noktasında yukarı çıkarmış, kendisini sevgiyle yoğurmuş bir kimseye hiçbir hukuk lâzım değildir.”
5. Bir Salkım Üzüm Hikâyesi
“Sevgiyle yoğrulmuş kimse koşarak yemek yapar. Koşarak evine ekmek götürür. Koşarak çocuklarıyla ilgilenir, koşarak eviyle ilgilenir. Evine bir şey götürürken büyük bir mutlulukla götürür. O kimse büyük bir mutlulukla bir salkım üzüm almaya muktedir olmuş, ama bir salkım üzümü evine büyük bir aşkla götürmüş. Kadın onun o mutluluğunu, o duygusunu, elindekiyle haline algılayıp ‘Bir salkım üzüm mü aldın?’ diyorsa, o kadın da batsın. Adam sabahtan akşama kadar gayret etmiş, çalışmış, çamalamış ama az kazanmış. Az vermiş, evine götürebildiği bu kadar.”
Aksine, kadın kocasının getirdiğini “Bir salkım üzüm bile çok” diyerek samîmiyetle karşılayan, onu sevgiyle yoğurmuş biri ise — işte o ev cennettir. Hukuku bir kenara atın; burada sevgi, muhabbet, aşk ve karşılıklı tanıma vardır.
6. Eşlerin Karşılıklı Hırmet-Merhamet-Muhabbeti ve Hâinlik-Nankörlük Uyarısı
“Eşler birbirlerine şefkatle, merhametle, anlayışla, olgunlukla, kemâlatla davranmalıdırlar. Birbirini gözeten, birbirine saygı duyan, birbirine merhamet eden, birbirine muhabbet eden noktada olmalıdırlar. Birbirine merhameti yoksa, muhabbeti yoksa, saygısı yoksa; birbirinin koluna girip onu kaldıramayacaksa; onun sırrını inşâ edecek yerde onu dışarıda pazarlayacaksa; onu kendi annesine-babasına karşı savunamayacaksa; erkek veya kadın eşler birbirinin arkasından kötülüyorlarsa, birbirinin arkasından hançerliyorlarsa; birbirinin arkasından bir şeyler söylüyorlarsa — eşler nankörün kare kökü olur. Eşler hâinin hâini olur.”
“Bir kadın kocasının eksikliğini-noksanını gidip ev ev anlatıyorsa; kocasının eksik ve noksan huylarını büyütüp annesine, babasına, arkadaşlarına, komşularına, akrabalarına, kendi etrafına ve eşinin etrafına bayrak açıp duyurmaya başladıysa — nankörün kat kat nankörüdür. Hâinin hâinidir. Nerede hukuk kalır ki? Yok. Birbirine saygısı, güveni, merhameti kalmamış. Hukuk ya olsa olacak ki… Allah bizi affetsin.”
Bu mânâda evli olanlar eşlerine merhametle, hürmetle, anlayışla, saygıyla davranmalıdır. Evlenecek olanlar hayâtı böyle kurgulamaya çalışsın. Evlilikleri zorlaştırmayın — kız tarafı da erkek tarafı da birbirinden bir şey isteyerek hayâtı zorlaştırmayın. “Sen yatak odasını alacaksın, oturma odasını alacaksın; ben bunu asla almam” — bu alışveriş evlilik değildir. Bu muhabbete bakmaya gelmez. Ne alıyorsan al, kardeşim. Ben de ne alıyorsam alacağım. Hiçbir şey istemiyorum senden; sen de benden bir şey isteme. Evlilik şimdi karşılıklı hesap-kitâba dönmüş; “Sen neyi alacaksın? Anlaşmaya başlıyorlar. Almadın — ben evlendirim” diyecek hâle gelmişler. Allah muhafaza eylesin.
7. Seri Katil ve Sûfî Terbiyesi: “En Haklı Olduğun Yerde Haksızlığın Başlar”
Cemaatten gelen bir soru: “Otuz tane polisi öldüren seri katili yakaladıklarında sormuşlar ‘Ne yaptın?’ diye. O da ‘Beni kovalamasaydılar’ demiş. Bizler de aile içinde ya da hayâtımızdaki tartışmalarda hep haklı bir tarafımızı buluyoruz. Suçlu olsak bile bu gaflete düşmemek için ne yapmalıyız?”
Cevap çarpıcıdır: “Sûfî terbiyesi ‘senin en haklı olduğun yerde haksızlığın başlar’ der. Sûfî terbiyesi senin en haklı olduğun konuda der ki ‘Sûfî’nin en haklı olduğu yerde benim haksızlığım başlar’. İşin içinden çıkar. Haksız olan sensin. Var, sen haklı ol kardeş. Bunu evinizde, iş yerinizde, her tarafınızda uygulayabilirsiniz.”
8. Tasavvuf Sohbetinin Gerçek Konuları: Saç-Tırnak Değil, Kalbin Hâlleri
Sohbetin son bölümünde cemaatten gelen saç boyası, saç kesimi, tırnak boyası, kulak delme gibi sorulara karşı sert bir uyarı yapılır: “Yâ bırakın saçlarla uğraşmayı ya! Fikrinizle uğraştığınızda saçınızla da uğraşıyorsunuz. Ahlâkınızı güzelleştireceğinize saçınızla uğraşıyorsunuz. Kadınlar, saçlarınız bakımlı olsun. Uzunluğun-kısalığın önemi yok. Saçınız bakımlı olsun, kocanızın gözüne hoş görünsün, kocanızın istediği tipte ve şekilde olsun. Bir kadın kendisini kocasına beğendirmekten mükelleftir. Ama bir adam da kadının saçına bakıyorsa sâdece — ona da söylenecek laf yok. ‘Siz dindar olanını seçiniz’ demiş; ahlâka bakın.”
Hârun Reşîd’in hanımının hizmetçisinin hikâyesi burada anlatılır: Hizmetçi kapıya vurmuş, kadın Hârun Reşîd zannetmiş; açmış kapıyı, bir bakmış ki hizmetçi. Tak kapatmış kapıyı. “Benim saçlarımı gördü!” diye o gitmiş sıfır numara kesilmiş saçlarını. “Ben bunun Allah’ın huzûruna nasıl çıkarım? Yâ Rabbi, senin huzûruna ben nasıl bakarım?” demiş. Gitmiş saçlarını kökten kesmiş. “Şimdi burada saçın uzunluğu kaldı mı anlayışa göre? Dîn neden karışsın senin saçının boyuna? Saçlarınızı kınalama — kadınlar için saça kına vurmak câizdir. Kına vurmak câizse git hangi rengi kına vuruyorsa vur. Dîn ne karışsın sana? Bunlar tasavvuf sohbetinin konusu değil.”
“Hakkınızı helâl edin. Burada bunlarla — tırnak boyasıyla, saç boyasıyla, saç kesimiyle — uğraşacaksak işimiz var bizim. O kardeşler de haklarını helâl etsinler. Lütfedip evlerinize birer tane fıkıh kitabı alın, ilmihâl kitabı alın. O ilmihâl kitabından lütfedip okuyun dîninizle alâkalı. Burası bir tasavvuf sohbetinin olduğu yer. Burada saçla, tırnakla, egzemayla, kulak delmesiyle uğraştırmayın bizi Allah aşkına. Hala da bunlara cevap verme noktasında olmayalım. Türkiye’deki İslâm toplumu bunlarla oyalanmasın.”
9. Sorulması Gereken Sorular: Nefsin-Ruhun-Sırrın Hâlleri
“Daha fazla kulluk — Allah’ı daha fazla nasıl sevebiliriz? Allah’ı bilmemizi nasıl artırabiliriz? Allah’a âşıklığımızı nasıl artırabiliriz? Biz ne yapalım da ahlâkımızı daha da yükseltelim? Biz ne yapalım da iyiliğimizi artıralım? Biz ne yapalım da hayır-hasenâtımızı artıralım? Biz ne yapalım da daha iyi bir kul olalım? Biz nasıl zikredelim? Neyle zikredelim de Allah’ın hoşuna gitsin? Biz nasıl salâtu selâm getirelim de Peygamber Efendimiz’i hoşnut edelim? Biz bunların üzerine yoğunlaşalım.”
“Birisi bana kalbin hâllerinden sorsun. Birisi bana nefsin hâllerinden sorsun. Birisi bana rûhun hâllerinden sorsun. Birisi bana sırrın hâllerinden sorsun. Birisi bana ‘Nefis hangi noktada olursa rûh hangi hâlde olur?’ onu sorsun. Birisi bana ‘Rûh hangi hâlde olursa sır nerede olur?’ onu sorsun. Birisi bana ‘Nefis ayının hangi makamına geldiğinde sevgi-sülûk başlar?’ onu sorsun. Allah rızâsı için…”
Soru ve Cevaplar
Soru: Evlilikte eşlerin birbirleri üzerindeki hakları nelerdir?
Cevap: Koca, eşinin barınma, yeme-içme, giyim, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamakla mükelleftir. Ancak bu hukuk câhiller, zâlimler ve hudut bilmezler içindir. Sevgiyle yoğurmuş eşler hukuku sorgulamazlar — koşarak birbirlerine hizmet ederler. Evlilik hukuk dayatmasıyla değil sevgi, saygı, merhamet ve muhabbetle yürür. “Mecbur olduğum için yapıyorum” diyen kişi zaten evliliği bitirmiştir.
Soru: Kapitalizm aile yapısını nasıl bozmuştur?
Cevap: Kapitalist sistem, bir erkeğin kazancıyla tek başına ailesine bakabileceği noktada tutmaz. Önümüze o kadar çok para harcayacak yer sıralar ki “Çalışmayan bir kadınla evlenemem” düşüncesini dayatır. Freud’un menfaat felsefesini içimize oturtup kadını “menfaat devşirilen bir olgu” olarak görmeye başlarız. “Bir lokma bir hırka” anlayışını aşağılayarak insanları lükse, gösterişe ve sömürüye bağlar.
Soru: İslâm kadına neden pozitif ayrımcılık yapmıştır?
Cevap: O dönemde dünyâ üzerinde kadınların yeriyle alâkalı büyük sıkıntılar vardı. İslâm kadını maddî değil mânevî açıdan değerlendirmiş, âhirete hazırlamıştır. Ona daha fazla müsâmaha göstermiş, isteklerini üstün tutmuştur. Ancak bu pozitif ayrımcılık ancak İslâmî bir sistemin ve kültürün içinde anlaşılır ve yaşanır; inanç ön tarafta olmalıdır.
Soru: Haklı olduğumuz hâlde çatışmada gaflete düşmemek için ne yapmalıyız?
Cevap: Sûfî terbiyesi çarpıcı bir prensip öğretir: “Senin en haklı olduğun yerde haksızlığın başlar.” Sûfî der ki “Benim en haklı olduğum yerde haksızlığım başlar.” İşin içinden böyle çıkılır — haksız olan sensin. Otuz polis öldüren seri katil bile “Beni kovalamasaydılar” diyerek kendini haklı çıkarır. Bu tuzaktan kurtulmak için kendini en haklı gördüğün yerde tam tersini düşünmen gerekir.
Soru: Tasavvuf sohbetlerinde hangi sorular sorulmalıdır?
Cevap: Kalbin, nefsin, rûhun ve sırrın hâlleri. “Nefis hangi makama geldiğinde sevgi-sülûk başlar?”, “Allah’ı sevmenin yolu nedir?”, “Nasıl zikredelim de Allah’ın hoşuna gitsin?”, “Ahlâkımızı nasıl yükseltiriz?” — bunlar tasavvufun gerçek konularıdır. Saç boyası, tırnak boyası, saç kesimi, kulak delme gibi fıkhî meseleler ilmihâl kitaplarından öğrenilmelidir; tasavvuf sohbeti bunların yeri değildir.
Soru: Saça kına vurmak veya siyah rengi boyamak günâh mıdır?
Cevap: Bırakın saçlarla uğraşmayı! Kadınlar için saça kına vurmak câizdir. Kına vurmak câizse git hangi rengi kına vuruyorsa vur. Dîn neden karışsın senin saçının boyuna veya uzunluğuna? Saçınız bakımlı olsun, kocanızın gözüne hoş görünsün — bu kâfîdir. Hârun Reşîd’in hanımı, saçını kendi hizmetçisinin gördüğünü düşünerek Allah’ın huzûruna çıkamayacağı endişesiyle saçlarını sıfır numaraya kestirtmiştir. Bu, ahlâkın kendi içinde taşıdığı incelik ve edebtir; dînin saç santimini ölçen bir yasa olmasından değil.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîfler
- “Dindar olanını seçiniz” — Evlilikte ahlâk ve dîn tercihi
- Evlilik hukuku ve kocanın sorumluluklarına dâir rivâyetler
Tasavvufî Kaynaklar
- Hârun Reşîd’in hanımının hizmetçisi hikâyesi — saçını gördüğü için saçlarını kestiren kadın
- Sûfî terbiyesi: “En haklı olduğun yerde haksızlığın başlar”
Sohbetin Özeti
Bu sohbet, İslâm’ın kadına pozitif ayrımcılık yaptığını, evliliğin hukuk dayatmasıyla değil karşılıklı sevgi, merhamet ve muhabbetle yürütülmesi gerektiğini ve kapitalist sistemin aile yapısını Freud’un menfaat felsefesiyle bozduğunu ortaya koymuştur. “Bir lokma bir hırka” anlayışı aşağılanacak değil, özlenecek bir erdemdir. Eşlerin birbirinin arkasından kötülemesi, hançerlemesi “nankörün kare kökü, hâinin hâini” olarak nitelendirilmiştir. Seri katilin “Beni kovalamasaydılar” sözü üzerinden sûfî terbiyesinin en haklı olduğumuz yerde haksızlığımızın başladığı prensibi açıklanmıştır. Saç boyası, tırnak boyası, kulak delme gibi fıkhî sorulara verilen sert tepki ve “Tasavvuf sohbetinin konusu bunlar değil; kalbin, nefsin, rûhun, sırrın hâllerinden sorun” çağrısı sohbetin ana mesajını oluşturmuştur.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Ruh, Sülûk, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı