Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Edep Adap ·

İnsanların kusurlarına, ayıplarına odaklanmak yerine faziletlerine, iyiliklerine odaklanın

Birisinde yüz binlerce faziletle beraber bir de ayıp bulunsa o ayıp nebatatın sapı mesabesindedir terazide her ikisini de birlikte tartarlar. Çünkü nebatat ve. SAP İkisi de bedenle cam gibi bağdaşmış ...


İnsanların Kusurlarına Ayıplarına Odaklanmak Yerine Fazîletlerine Odaklanın

Birinde yüz binlerce fazîletle berâber bir de ayıp bulunsa, o ayıp nebâtâtın sapı mesâbesindedir. Terâzîde her ikisini de birlikte tartarlar. Çünkü nebâtât ve sap — ikisi de bedenle cam gibi bağdaşmış. Elmayı tartarlar; armudu sapıyla tartarlar; üzümü sapı ile tartarlar — doğru mu? Tartılırken ayırt etmezler hiç; hepsini tartıya atar. Tartan kimse öyle değil mi? Elmanın sapı ayrı, üzümün çöpü ayrı demez. O yüzden hepsi de terâzide birdir.

Hz. Pîr Zirveden Kulların Ayıbına İniyor

Burada üstâd Hz. Pîr hemen buradan kulların ayıbına indiriyor mes’eleyi; aldı zirveye çıkardı, şimdi kullara indirdi: İnsanların kusurlarına, ayıplarına odaklanmak yerine, Hz. Pîr diyor ki: «İnsanların fazîletlerine, insanların iyiliklerine odaklanın. Sizin gözünüz ayıpları takîb etmesin. Siz ayıpların üzerinden yürümeyin. Siz kusurların üzerinden yürümeyin. İnsanların iyi yönlerini, fazîletli yönlerini, doğru yönlerini ölçü alın. Onları dillendirin.»

Kötülüğü dillendirmek kötülüğe fayda eder; iyiliği dillendirmek iyiliği güçlendirir. Bir kimsenin kötülüğünü mü söyleyelim, iyiliğini mi söyleyelim?

Hz. Peygamber’in Bir Eve Ziyâretinde Sahâbe’nin Bir Mü’mini Çekiştirmesi

Şimdi hadîsi şerîfin metni tam aklımda değil; enteresan bir hadîsi şerîf var. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir eve ziyârete gidiyor. Bir eve ziyârete gittiğinde oradaki mahalleli toplanıyor oraya — Medînei Münevvere’de. Orada bir zâttan laf açılıyor; hadîsi şerîfin metninde ismi de geçiyor onun.

Oradaki insanlar hemen onun — tâbîr câizse böyle onun İslâm’da gevşek davrandığını, hatta böyle münâfıkçâ davrandığına dâir laflar söylemeye çalışıyorlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki: «O kardeşiniz ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyenlerdense, bu bize örnek.»

Tâbîî tekrar onlar lâfı döndürüp dolaştırıyor: «Mustafâ şöyle şöyledir, böyle böyledir» diyorlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tekrar diyor ki: «O ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyenlerdense.» İnsanlar üçüncüde: Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem tekrar onu söylüyor — «O diyor ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyenlerdense, gelmediğini söylüyor.»

Tek Fazîlet «Lâ İlâhe İllallâh» Demektir

İşte böyle İslâm yolunda koşturmadan olarak söylüyorum; metni şu anda tam aklımda değil. İnşâallâh bir önüme gelirse bir gün tekrar metniyle burada inşâallâh okurum tekrar.

Bunu böyle söyleyince her seferinde «O kardeşiniz ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyenlerdense» — bir tek fazîleti olan «Lâ ilâhe illallâh» diyenlerdenseniz de, büyütmek o insanın yüzlerce erdemli, fazîletli iyiliğini örtmüş demektir.

Sûfîler Arasında da Aynı Hastalık

Şimdi bu sûfîlerin arasında da hastalıktır: Bir sûfî kardeşinin bir eksiğini, kusurunu görür bir kimse; onu eksik–kusur olarak görür; onu dallandırıp budaklandırır. Oysa onun eksik ve kusurunu örtecek onun binlerce fazîletli bir ameli vardır. Hattâ ben daha ileri gideyim: Onun bir Perşembe zikri vardır ki topluca yaptığı veyâ toplu zikirleri vardır ki, onların geçmiş günâhları orada hayra çevrilir.

Onu görmez o kimse; onu görmediği için onun üzerindeki küçük hatâ ve kusurlarını insanların önüne kor. Kendi gözünün önüne koyduğu yetmez, bir de insanların önüne onu serer ki o onun — Allâh muhâfaza eylesin — kör olduğunu gösterir; onun fazîletli bir bakışa, erdemli bir bakışa sâhip olmadığını gösterir.

Sûfînin Bakış Açısı: Hoşgörülü ve Toleranslı

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bu bakış açısı sûfînin bakış açısı — insanların hatâlarını, kusurlarını görmeme ve onları dillendirmek bakış açısı — sûfîleri hoşgörülü olmaya, toleranslı olmaya yönlendirir. Hâni Hz. Pîr’in «Eksik ve noksanlıkları örtmekte gece gibi ol» demesi gibi. Bunun temeli hem âyeti kerîmelerde, hem de hadîsi şerîflerde vardır.

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Bir Müslümanın başka bir Müslüman’ı hakîr görmesi ona yetip artar bile.» Yâ’nî senin insanların kusurlarını ve kusurlarından dolayı onları küçümsemenin, ve o kusurlarından dolayı onu hor–hakîr görmenin yanlış olduğunu bize öğretir. O zaman biz insanların üzerindeki eksik ve kusurları gördüğümüzde onu örtmemenin söylemez Müslüman.

Müslüman, Dilinden Emin Olunan Kimsedir

Çünkü Müslüman, diğer Müslüman’ın dilinden emîn olduğu kimsedir. E biz dilinden emîn olmamız gerekir diğer Müslümanların. Müslümanlar Müslümanların şu anda ayıplarını, kusurlarını araştırıp orta yere döküyorlar — bu Müslümancâ, bu mü’mincâ bir hareket değil. Çünkü Müslüman bir Müslüman’ın ayıbını araştırmaz; bir Müslüman’ın kusurunu araştırmaz; onu araştırıp onu soruşturup insanların önüne dökmez. «Yâ biliyor musun Sâlih şöyle bir insan; şöyle kusurları var, böyle hatâları var.» Bunu dile dökmez Müslüman.

Ama günümüz Müslüman’ı: Anlayışı kıt, bakışı kör, duyuşu sağırdır günümüz Müslüman’ı ne yazık ki. Kâfire zarar veremez; münâfığa zarar veremez; mürtede zarar veremez; dînini oyuncak hâline getirenlere zarar veremez; dînini alaşa edenlere zarar veremez; onlara konuşamaz. Ama kalkar bir Müslüman’ı kıyasıya eleştirir; bir mü’mini kıyasıya eleştirip ayıbını, günâhını ortaya dökmek için can havliyle öyle hareket eder.

Hastalık Âile İçine Kadar Girmiş

Hattâ bu hastalık Müslümanların içerisine ö yerleşmiştir ki artık başımızdaki kimseye dahî güvenemez hâle gelmişiz. «O da benim bir açığımı görür de insanlara yayar mı? Bu da benim bir eksiğimi, kusurumu görür de insanlara aktarır mı?» noktasına gelmişiz. Çünkü Müslümanlar Müslümanların dillerinden emîn değil. Bu da bizim îmânımızın kemâle ermediğini gösteriyor; bizim gerçek mü’mini yakalayamadığımızı gösteriyor.

Ve işin en enteresan noktası: Evin içinde anne, baba, çocuk — bunlar dahî birbirlerinin eksikliğini, kusurunu araştırır hâle gelip, birbirlerine eksik ve kusurlarıyla ateş eder hâle gelmişiz. «Aynı evin içinde sen filanca zaman ama böyle yaptırdın; yok, sen de filanca zaman ama böyle de dedin.» Bu İslâm ahlâkı değil; bu sûfî ahlâkı hiç değil zâten.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Ayıp, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü