Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Edep Adap ·

Ayıp görmekten başka işi olmayana ayıptır; Hz. Pîr’in, mürşid-i kâmillerin sözüdür

Ayıp cahil mahluka nispetle. Ayıptır makbul. Allah'a nispetle değildir. Bu beyit. Yaktı beni benim telleri. Meri yaktı. Burası benim gecemi gündüz gündüzümü etti bunun içinden nasıl çıkacaksın. Mustaf...


«Ayıp Görmekten Başka İşi Olmayana Ayıptır» — Hz. Pîr’in Mürşidi Kâmillere Bakış Hâli

«Ayıp cahil mahlûka nispetle ayıptır; makbûl Allâh’a nispetle değildir.» Bu beyit yaktı beni; benim tellerimi yakı yaktı. Burası benim gecemi gündüz, gündüzümü gece etti. Bunun içinden nasıl çıkacaksın, Mustafa Özbağ? Daha doğrusu nasıl anlatacaksın diye kılı kırk yardım.

Ne kepenk kaldı kapanmadı, ne pencere; ne kendim kaldım kapanmadık. Dedim ki kendi kendime: «He koca Pîr, seni anlamayan senin küfrüne fetvâ verir; seni bilmeyen senin küfrüne fetvâ verir.» Benim Hz. Pîr’e hayrânlığım mâlûmdur; bu arttıkça artıyor, bende durmuyor durduğu yerde.

Hz. Pîr’i Anlamayanların Kıskançlığı

Çünkü Hz. Pîr’in teşbîhi, tenzîhi sözlerini anlamayanlar, anlamak istemeyenler — bu konuda bilgileri, aklî bilgileri, naklî bilgileri, kalbî bilgileri yeterli olmayan o cahiller güruhu — ayıp görüyor, küfür görüyor. Kimisi de hem kendi zamânında yaşayan çağdaşları kıskançlık krizine tutulmuş; hem kendisinden sonra gelenler bir kısmı kıskançlık krizine tutulmuşlar.

Şeyhim Üzerinden Misâl: Abdullâh Efendi’nin Şeyhliği

Hâni böyle ben şeyhimin üzerinden konuşayım yâ: «Bu mu Abdullâh Efendi, yâ bu mu şeyh? Yâ o nice şeyhler görmüş. Abdullâh Efendi’nin şeyh olma ihtimâli yok.» Onun gözünde bunları duyardım etraftan. Allâh rahmet eylesin. Eskiler bilir.

Ali abimiz vardı bizim; bir gün baş başayken itirâf etti bana, şöyle bir söyledi: «Mustafa Efendi, görev bana verilecek diye ümîd ediyordum dedi ben. Çünkü dedi yıllardır dergâha kendime adamışım; dergâh nâkibîğ. Abbâsî im, hâfızım — gerçekten iyi hâfızdı, pişkin hâfızdı; yolda yürürken Kur’ânı Kerîm okuyarak gidiyordu, şâhidttim ona. Sabahları 5.000 Tevhîd günü başlamazdı; biliyordum.»

Ali Abi’nin İtirâfı ve Hz. Mevlânâ’nın Yönlendirmesi

Bir gün ben böyle baş başayken itirâf kom gibi oldu: Öyle bir böyle çok böyle şeyler konuşmazdı çünkü o. Dedi: «Ben kendime göre bekliyordum, Mustafa Efendi; ama dedi rüyamda gördüm ki Abdullâh Efendi’ye verdiler görevi. Bir de bana dediler ki: ‘Git ilk dervîşi sen al, biat et. İlk dervîşi de o; ilk biat eden de ben’» dedi.

«Sivas’tan kalktım dedi; Bursa’yı görünce dost doğru. Hz. dedi: Hz. Mevlânâ’ya gittim, boynumu büktüm orada; hâni rabıta ettim dedi; aynı şeyi Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî hazretleri de söyledi: ‘O akşam git ilk dervîşi sen ol’ dedi bana. Ben hemen Pîr’in huzûrundan çıktım; ilk Nevşehir arabasına bindim; geldim efendinin yanına» dedi. Abdullâh Efendi — o «Efendi» demezdi, «Abdullâh Efendi» derdi — o Abdullâh Efendi’nin oraya geldim; zikrullâh başlayınca, baş bitince, ne gördüğü hâlleri, tecellî tecelliyâtı Efendi anlatıp ilk ders alan kimse.

Kıskançlık ve Beklemekten Doğan Görmemezlik

Şimdi o kimse kendince kendine şeyhlik bekliyor; kıskançlık girince işin içerisine, o böyle bir şey yaşanmadı onda. Ama başkaları da bekliyor; meselâ Malatya’dan birisi de bekliyormuş — sonradan haber aldık biz onu. Sonra başkaları da bekliyormuş. Bu bekleyen kimseler — bu benim kendi yorumum — rüyâlarında, hâllerinde bir şey görmediklerinde gelip efendiye intisâb etmediler. Hattâ «Yâ o mu şeyh olacak?» böyle biz burada dururken havasına kapılıp kendileri intisâb etmediler.

Şimdi kendi çağdaşları olan insanlar kendilerince kendilerini beklediklerinden dolayı, kıskançlıktan gidip intisâb etmediler. Hz. Pîr’e de kendi zamânında, kendi çağdaşları onun ma’neviyâtına intisâb etmeleri gerekirken intisâb etmediler; kıskançlıklarından onu ayıpladılar, ayıp gördüler. Ve Hz. Pîr’in sözlerini anlamadıklarından, içinden çıkamadıkları dolayı, kıskançlık damarları kabardı; ve ona intisâb etmeden onun aleyhine konuştular. Bu bitmedi.

Hz. Muhammed Mustafâ’ya Müşrikler Gibi, Sûfî Yolun Müşrikleri

Nasıl Hz. Muhammed Mustafâ’nın aleyhinde konuştular İsâ ve müşrikler — sûfî yolunun müşrikleri de Hz. Pîr’i hep ayıpladı; hâlâ daha ayıplayanca «Filanca beyitini okudun mu?» dervîşlere de söylerler: «Filanca beyti okudun mu? Hâni vardır ya bir merkep beyti.» Onun nefis mücâdelesini bilmiyor; nefsin isteklerini bilmiyor. Onu bilmediğinden kendince bir yol buldu — laf söyleyecek ya. Ayıplamak işte: Ayıp görmekten başka bir işi olmayana ayıptır.

Hz. Mevlânâ ve sözleri, velîlerin ve mürşidi kâmillerin hâlleri, davranışları, yürüyüşleri — her şeyde ayıp gören ayıp gözlüler içindir. O ayıp gözlüdür; çünkü kendisi de ayıptır; gördüğü de ayıptır; onun bir ayıp ürünüdür. Çünkü o bir ayıp ürünü olduğundan o hep ayıp görür her yerde. Hz. Pîr de diyor ki: «O başka bir şey görmez; o her şeyi de ayıp görür; Hz. Pîr’in teşbîhini anlamaz.»

Hucurat 12: Zandan Sakın, Gıybet Etme

Oysa Hucurat Sûresi 12. âyette Cenâbı Hak der ki: «Ey îmân edenler, zannın çoğundan sakının; zandan sakının. Çünkü ayıp görmek de zandır. Gıybet etmeyin.» Âyeti kerîme devâm eder: «Ölmüş kişinin, kardeşinin etini yemekten hoşlanır mısın?» der. Çünkü bazı insanlar ayıp araştırır, «ayıp bulacağım» diye uğraşır. Evet, enteresan bir şeydir. Ve ayıbı örtmeyi düşünmeyiz biz.

Hele bu hastalık öyle bir arttı ki, bu sosyal medya denilen yolunun en büyük hizmetçisi — hayra kullanırsa hârika, ama hayra kullanan az. Öyle bir hâle geldi ki hiç kimse bir Müslüman’ın ayıbını örtmeyi düşünmüyor. Bir ayıb örtme kültürünü, medeniyetini yok ettik biz. İnsanlar insanların ayıplarını orta yere dökmek için uğraşıyorlar; ayıplarını araştırıyorlar; insanları takîb ediyorlar; karşı komşuya kim girip çıkıyor etrâfımızı takîb ediyoruz: «Bir ayıp bulacağız.»

Asıl Yapılması Gereken: Kendi Ayıbını Araştırmak

Asıl yapılması gereken, insanın kendi ayıbını araştırması; kendi nefsinin eksikliğini araştırması; kendi nefsini terbiye etme yolunda yürümesi gerekirken — biz Müslümanların ayıplarını araştırıyoruz. Ve ayıbı olmayan hiçbir Müslüman yoktur; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ve bütün peygamberler hâriç. Bundan ayıbı olmayan hiçbir insan yoktur; günâhı olmayan hiçbir insan yoktur. Ama biz ayıp araştırmak için yola çıkarız; Mesnevî’yi de ayıp bulmak için okuyorlar.

Öyle olunca da Mesnevî’den ayıp buluyorlar kendilerince; çünkü kalpleri ayıp; kendileri de ayıp ürünü. Her şeyde bir ayıp arayan bulan, annesine babasına bakacak — ayıbı örtmeyen annesine babasına bakacak. Ayıp örtmek Müslüman’ın mü’minin şiârı iken, biz ayıp araştırıcı olmuşuz. «Kimin kızı ne yapıyor? Kimin oğlu ne yapıyor? Kimin gelini ne yapıyor? Kim nereden para kazanıyor? Muhakkak bir şey var; onda biraz araştırın bakalım; kim bilir nereden buldu o bu parayı; biraz araştırın bakalım.» Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.

Ayıbı Örten ile Ayıplayan Arasındaki Mukabele

Hadîsi şerîf: «Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allâh da onun ayıbını dünyâ ve âhirette örter.» Kim bir Müslüman’ı ayıplarsa — buraya dikkat edin: Kim bir Müslüman’ı ayıplarsa, Allâh da onu rezîl eder. Ve evinin içinde dahî olsa rezîl eder. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allâh da onun ayıbını dünyâda da, âhirette de örter. Kim bir Müslüman’ı ayıplarsa — ayıpladı onu, diyor — dünyâda rezîl eder; evinin içinde de olsa rezîl eder.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Ayıp, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü