Geçen hafta ulemadan bahsederken özellikle İmam-ı Azam’ı anlatmış-tım. Çünkü benim nazarımda ulema denilince hem İslami siyaset açısından kendi yaşadığı zamanda mevcut olan yönetimlerle diyalogları, mevcut olan yönetimlere vermiş olduğu fetvalar beni çok cezbettiğinden dolayı hemen he-men İslami siyasetin yani devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğiyle ala-kalı ulema olarak üzerine düşen vazifeyi tam anlamıyla yaptığına inandığım için onlardan örnekler verdik. Bu akşam da devletin inşasıyla akalı İslam-cılar ne demiş, İslamcılar kimler? Hani, ben Müslüman’ım ama İslamcı de-ğilim, ben Müslümanım şeriatçı değilim, onlar İslamcı veya onlar radikal dinci, bir sürü söylem geliştiriliyor ya Batıda. Ondan sonra bu da geliyor bi-zim Müslüman dünyanın içerisine biz, o geliştirilmiş olan kelimelerin cüm-lelerin peşinden kıyametler kopartıyoruz. Bu akşam da İslamcılarla alakalı konuşacağız inşaallah.
270 | Çağdaş Siyasal İslam
Geçen haftadan hatırlayacaksınız, anlatmıştık yönetimle alakalı ve si-yasi içtihatlarıyla alakalı. Sonuç olarak: İmam-ı Azam kendi zamanında İs-lam camiasının, komple İslam ümmetinin çıkmazdan kurtulması için kendi canı pahasına savunduğu bilgiye ve adalete dayalı ilkeleri siyasete temel ol-masıyla imkân dahilinde bunları sunmuş, kendi imkanları dahilinde ve o Kur’an-sünnet bilgisi ile -bilgiden benim kastım Kur’an-sünnet bilgisi- ada-let temelli bir devlet sistemi oluşması için var gücüyle mücadele etmiş. O yüzden ulama açısından bu bir örnek teşkil ettiği için size İmam-ı Azam’ı anlattım ve İmam-ı Azam kendi yaşadığı çağda ve şehirde bütün ırklardan mevcut Ortadoğu’nun bütün ırklarından ve inanışlarından toplanmış bir şe-hirde yaşadı ve o gün için Emevilerin ve Abbasilerin ırkçılığına karşı çıktı, yönetimdeki adaletsizliklerine karşı çıktı, yöneticilerin devlet malını ve ha-zinesini kendi şahsi menfaatlerine kullanmalarına karşı çıktı. Karşı çıktığı noktalara baktığımızda bugün İslam dünyasının yegâne problemleri var. Bu-gün İslam dünyasının yegâne problemlerinden birisi adalet mekanizması. Ne bizde Batı standlı bir adalet sistemi var, ne de İslam standlı bir adalet sistemi var, ne de bizde Doğu standlı bir adalet sistemi var. Bizdeki adalet sistemi, cumhuriyetin ilk yıllarında memurların üzerine kurulmuş. Birinci sınıf, bi-rinci derecede insanlar memur; onların üzerine kurulmuş. Sonradan zengin kapitalistlerin hiyerarşisine girilmiş, onların üzerine kurulmuş ve hala daha şu anda adalet sistemiyle alakalı bütün İslam dünyasında problem var ve bu problem ne yazık ki çözümlenmiyor, çözümlenmek istenmiyor çünkü. Çö-zümlemeyi isteseler çözümlenecek ama çözümlenemeyen İslam dünyasında bir adalet problemi var. Bakın, bu dört halife döneminde bu problem yok. Dört halifeden sonra bilhassa Emevilerle yani Muaviye’nin oğlu Yezid’le baş-layan hatta Muaviye zamanında başlayan bir adalet problemi var, bir adalet sıkıntısı var ve Muaviye’yle başlayan bir yönetimsel sıkıntı var. Bu yönetim-sel sıkıntı ne? Önceden bir topluluğun oyuyla seçilmiş olan devlet başkan-ları var ama sonradan babadan oğula geçen bir saltanat var. Bu, Türkler İs-lam olmazdan önce de Orta Asya’da böyleydi ama İslam olduktan sonra da Türkler bu geleneklerini ve kültürlerini devam ettirdiler. Seçimle devlet başkanlığının gelmesi Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinden sonra son buldu ve İmam-ı Azam bunun mücadelesini verdi. İmam-ı Azam adalet-sizliğin mücadelesini verdi, İmam-ı Azam liyakatsizliğin yani devlette liya-kat ehli insanların görev almasının mücadelesini verdi, İmam-ı Azam dev-let başkanın bir kurul tarafından seçilmesi gerektiğinin mücadelesini verdi ve İmam-ı Azam bağnazlığa karşı bağnazlığın mücadelesini verdi. Bağnaz-lık derken buradaki kastım ne? İnsanların Kur’an ve sünneti bırakıp kendi heva heveslerine “Benim dedem şöyle demişti, benim şeyhimin şeyhi böyle
Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı