Aşkı Tanımayan, Aşkı Bilmeyen ve Asıl Âşığı Sevmeyen — Esârette Yaşar, Esârette Ölür
Bütün dünyâ insânlığı ne çektiyse aşksızlıktan çekmiştir; ne çektiyse de aşkta çekmiştir. İşin bir de bu tarafı vardır: Âşık insân, çilekeş insândır. Sûfîliği bu mânâda algılarsak, evet çile çekmektir. Çünkü âşığın işi zordur; ve aşkı tanımayan, aşkı bilmeyen, asıl âşığı sevmeyen — esârette yaşar, esârette ölür.
Aşksızlığın Çektikleri — İnsanlığın Sıkıntıları
Bütün dünyâ insânlığı ne çektiyse aşksızlıktan çekmiştir. Savaşlar, soykırımlar, zulümler, sefâletler, mutsuzluklar — hepsinin kaynağı aşksızlıktır. Çünkü aşksız insân, sâdece kendi nefsini düşünür; başkalarına merhamet etmez. Aşkı olan ise, başkalarının acısını kendi acısı gibi hisseder; ve zulüm yapamaz. Modern dünyânın felâketleri, aslında aşksızlığın felâketleridir.
Aşkta Çekilen — Ama Tatlı
Aşkta da çekilen şeyler vardır; çile vardır. Ama aşk çilesi tatlıdır; aşksızlık çilesi acıdır. Aşk çilesi vuslata götürür; aşksızlık çilesi hiçbir yere götürmez. Bu yüzden ikisi arasında fark vardır. Hem ikisi de çile, ama biri verimli, diğeri verimsiz. Mü’min ikisinden birini seçmek zorundadır: Ya aşksızlık çilesi, ya aşk çilesi. Aşk çilesi her zamân daha hayırlıdır.
Âşık İnsân — Çilekeş İnsân
Âşık insân çilekeş insândır. Çünkü aşk içinde çile vardır. Maşûka olan hasret, ondan ayrılık acısı, vuslatın gecikmesi — hepsi çiledir. Ama âşık bu çileleri seve seve çeker. Çünkü her çile, kendisini maşûka yaklaştırır. Bu yüzden sûfîlik mânâsında çile çekmek bir nimettir; ve büyük velîler hep çile çekmişlerdir. Çilesiz velî yoktur.
Sûfîlik — Çile Mektebi
Sûfîlik bir çile mektebidir. Dervîş, bu mektepte çile çekmeyi öğrenir. Önce küçük çileler — açlık, uykusuzluk, hizmet. Sonra orta çileler — nefsî hevâlardan kesilme, dünyâ sevgisinden kurtulma. Sonra büyük çileler — varlığını terk etme, kendinden geçme. Her aşamada çile artar; ve dervîş olgunlaşır. Bu yüzden eski büyük dergâhlarda «çile evi» denilen özel mekânlar vardı; mürîd 40 günlük çileye girerdi.
Aşkı Tanımamak — Esârette Ölmek
Aşkı tanımayan, aşkı bilmeyen, asıl âşığı sevmeyen — esârette yaşar, esârette ölür. Bu en kötü sondur. Çünkü dünyâda esâret çekmek bir derdimâ; âhirette de esir olarak ölmek son derecede dramatiktir. İnsân nefsinin esiri olarak hayâtını geçirir; ve ölürken bile kurtulamaz. Bu yüzden mü’min’in en önemli vazîfesi, aşkı tanımak ve aşka ulaşmaktır. Allâh muhâfaza eylesin; bizi esârette ölenlerden değil, aşkla yaşayanlardan eylesin.
Asıl Âşık — Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem
«Asıl âşık» dendiğinde, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem kasdedilir. O, Allâh’ın en büyük âşığıdır. O’nun aşkına ulaşmak, mü’minin hedefidir. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: «Sizden biriniz beni babasından, evlâdından, ve bütün insânlardan daha çok sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.» Bu sevgi, Hz. Peygamber’in aşkına katılmanın yoludur. O sevildiğinde, Allâh sevilmiş olur; çünkü O’nun aşkı Allâh’adır. Bu yüzden Resûlullâh sevgisi aşk yolunun anahtarıdır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Aşk, Çile, Esâret. → Tasavvuf Sözlüğü