Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (8 Ocak 2011) — Aşk, Zikir ve Günâh-ı Kebâir

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (8 Ocak 2011) — Aşk, Zikir…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Mustafa Özbağ Efendi, 8 Ocak 2011 tarihli bu Karabaş-ı Velî Tekkesi sohbetinde ehli tasavvufun yegâne amacının Allah’ı sevmek ve tanımak olduğunu, zikrin kimse tarafından engellenemeyeceğini ve aşıklığın fıtrattan gelen bir cevher olduğunu anlatmaktadır. Sohbette ayrıca yedi büyük günah (günâh-ı kebâir), yapılan ibâdeti gözde büyütmemenin önemi, gönül aynasının tövbe ve zikirle temizlenmesi ile Osmanlı’da harem gerçeği ele alınmaktadır.


Allah’ı: Zikir: Kimse Engelleyemez

Seni zikirden alıkoyan her şey şeytandır; seni zikirden uzaklaştıran her şey gaflet, nefis ve şeytanın oyunudur. Cenâb-ı Hak buyurur: “Ey îmân edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 33/41). Ne tarikat adına, ne tasavvuf adına, ne şeyh adına insanların zikrine mâni olunabilir.

Bir kimse Allah’ın doksan dokuz isminden herhangi birini kendine vird edinse, buna bir şey gerekmez — Allah’ı zikretmiş olur. Üstâdın tavsiyesine uyarak verilen dersin dâiresinde kalmak elbette edeptir; ama bu, insanı ek zikir yapmaktan alıkoyacak bir engel değildir. Kim ne adına olursa olsun insanların zikrini engellemek istiyorsa şeytan-ı ins (insan şeytanı) odur.


Ehli Tasavvufun Amacı: Allah’ı Sevmek ve Tanımak

Ehli tasavvuf Allah’ı sevdiği için zikreder. Zikretmeyi sevginin tecelliyâtı olarak görür, ibâdet etmeyi yalvarmanın tecelliyâtı olarak görür. Namazımız yalvarmaktır, zikrimiz yalvarmaktır, semâmız yalvarmaktır, orucumuz yalvarmaktır. Bir iltifâttır, Allah’la sohbettir, O’na yaklaşma vesîlesidir.

Cenâb-ı Hak buyurur: “Ben insanları ve cinleri ancak beni tanısınlar, bilsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56). İnsanın yaradılış amacı Allah’ı tanımak ve bilmektir. Allah’ı tanımak kendini tanımaktan geçer; kendini bilmek dünyayı ve âhireti bilmekten geçer. Kendini bilmeyen Allah’ı bilemez.

Ehli tasavvufun büyüyle, muskayla, üfürükle işi yoktur. Bir mürşidin, bir velînin böyle şeylerle iştigâli olmaz. Bu tip şeylerle uğraşan insanlar Allah’ın dostları değildir. Allah’ı seven, sevdiğinin izinden gider, sevdiğini tanımaya çalışır; tanıdıkça sevgisi derinleşir.


Yapılan İbâdeti Gözde Büyütmemek

Hazret-i Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri buyurur: Bir kimse bir hayır-hasenât yaptı��ında bunu dile getirirse onun sevâbını bulamaz. Sen bir hayır ettiysen bunu insanlara söylüyorsan, dünyada karşılığını aldın demektir — âhirette bir şey bekleme.

Tasavvufun ölçüsü şudur: “Sana hakkıyla kulluk edemedim yâ Mâbud.” İster derviş ol, ister mürşid ol, ister yerde yürü, ister havada uç — hakkıyla kulluk edemedim. Boynunu bükerek otur. Yaptığın zikirleri gözün görmesin, yaptığın ibâdetleri gözün görmesin. Nefis ve şeytan yaptıklarını gözünde büyütmesin.

Bir Budist hikâyesinde anlatılır: Bir kız keşişe sorar, “Sevgilime hediye götürüyorum.” Keşiş: “Kaç tane?” Kız: “İnsan sevgilisine hediye götürürken sayar mı?” Keşiş tesbihini kıza verir ve der: “İnsan sevgilisini zikrederken sayar mı?”


Aşk ve Aşıklık: Fıtrattan Gelen Cevher

Allah aşıklık nüvesini bütün insanlara vermiştir — nasıl elmanın çekirdeğine elma olma istidâdını verdiyse. Hadîs-i kudsîde buyurulur: “Bütün insanlar İslâm fıtratı üzerine doğarlar; anne ve babalarının dîni üzerine yürürler.” Burada anne babadan kasıt, sana terbiye veren, seni yetiştiren etkidir. Nefsin sütünü emersen nefsin istediği yöne aşık olursun; rûhun sultanlığını seçersen o tarafa doğru aşık olursun.

Hazret-i Mevlânâ buyurur: “Aşıklık ister o taraftan olsun ister bu taraftan, bütçedir bize.” Mecâzî de olsa, hakîkî de olsa — seviyor ya, aşıklıyor ya. Neyi seviyorsanız onun peşine gidin, sonuna kadar gidin, ciğerine varıncaya kadar sevin. Sahte olmayın, iki yüzlü olmayın. Bugün sevip yarın nefret etmeyin.

Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki kapı hikâyesi: Birisi geldi kapıya vurdu. “Kim o?” “Ben.” “Burada iki kişiye yer yok, git.” Yandı, yakıldı, pişti, tekrar geldi. “Kim o?” “Sen.” “Sen ben olduysa gir içeri.” Burada olan şey, kişinin sıfatlarıyla sevdiğine benzemesidir — sevdiğinin hâliyle hâllenmesidir.

Hazret-i Mevlânâ’yı Şems-i Tebrîzî ile buluşturan Allah, seni de buluşturmaktan uzak mı? Yeter ki samîmî ol, sonuna kadar iste, o tarafa doğru yol al. Allah senin önünü açacak.


Yedi Büyük Günah (Günâh-ı Kebâir)

Abdullah bin Ömer radıyallâhü anh rivâyetiyle, Hazret-i Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri’nin bildirdiği yedi büyük günah (zina bu listenin i��inde değildir):

  • 1. Allah’a şirk koşmak — En büyük günahtır.
  • 2. Haksız yere adam öldürmek — Bir kimseyi öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi günâha girer. (Mâide, 5/32)
  • 3. Namuslu bir insanın namusuna iftira atmak — Zinâ etmekten daha büyük günâh-ı kebâirdir. Zinâ eden tövbe edip af dileyebilir; ama iftira eden fitnenin başıdır.
  • 4. Anne babaya âsi olmak — Hz. Cebrâîl: “Anne ve babası yanında ihtiyarlayıp da cennetlik olamayan kimseye Allah lânet etsin.” Hz. Resûlullah: “Âmîn.”
  • 5. Diğer büyük günahlar — Sihir, yetim malı yemek, savaştan kaçmak (rivâyetin devâmı)

Cebrâîl aleyhisselâmın hutbe sırasında üç “âmîn”i: 1) Anne babasına bakmayanın lânetlenmesi. 2) Ramazan ayına erişip de affolunmayanın lânetlenmesi. 3) Hz. Peygamber’in adı anıldığında salavât getirmeyenin lânetlenmesi.


Gönül Aynası: Temizlersen İlham Gelir

Hazret-i Mevlânâ Mesnevî’de sorar: “Senin gönlün neden gamvâz (sırları söyleyen) değil? Çünkü senin gönül aynan kirlenmiş — nefsinden, hatalarından, günahlarından, kusurlarından dolayı.” Senin gönlüne ilham gelmiyorsa, hikmet doğmuyorsa, eşyânın hakîkatine vâkıf olamıyorsan sebebi budur.

Gönlünü tövbeyle, zikirle, ibâdetle, ilimle temizlersen o zaman senin gönlüne de ilhâm gelecek. O zaman ilâhî sırlar açılacak. O zaman eşyânın hakîkatine vâkıf olacaksın, dünyaya ve âhirete vâkıf olacaksın. Kendini bileceksin — kendini bilen Rabbini bilecek.


Osmanlı’da Harem Gerçeği

Harem, padişahın evidir — aynen sizin eviniz gibi. Topkapı Sarayı’ndaki harem dâiresi, padişahın hanımıyla, çocuklarıyla sohbet etti��i, dinlendiği, namaz kıldığı yerdir. Padişahtan, eşinden ve hizmetkârlardan başka kimsenin girmesi yasaktır.

İnsanlar Avrupalı tarihçilerin Osmanlı’ya düşmanlık besleyen kitaplarından bilgi almaya çalışıyorlar. Hâlbuki Prof. Ahmed Akgündüz’ün araştırmalar��, İlber Ortaylı’nın Topkapı notları ve açılan Osmanlı arşivleri gerçeği göstermektedir. Abdülhamid Han otuz üç yıl padişahlık yapmış, devletten iki kat elbise giymiş; Kanunî ve Yavuz Sultan Selim de üçüncü katı giymemişlerdir.


Soru ve Cevaplar

Vâcip Nedir?

Vâcip, farza yakın olan hükümlerdir. “Olursa da olur, olmazsa da olur” denilemez. Bilerek terk edilirse sehiv secdesi yapılması gerekir.

Sefer Ayı Uğursuzluğu

Böyle bir şeyin alâkası yoktur. Hiçbir ay uğursuz değildir.

Araç Kaskosu

Yaptırılabilir. Dâru’l-harp meselesiyle konuyu daraltmaya gerek yoktur.

Fâizsiz Banka

Dünya üzerinde fâizsiz çalışan hiçbir banka yoktur. Vergi öderken, telefon öderken, elektrik öderken fâiz binmektedir — dâru’l-harptir.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Ahzâb Sûresi, 33/41 — “Ey îmân edenler! Allah’ı çokça zikredin.”
  • Bakara Sûresi, 2/152 — “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.”
  • Zâriyât Sûresi, 51/56 — “İnsanları ve cinleri ancak beni tanısınlar diye yarattım.”
  • Mâide Sûresi, 5/32 — “Kim bir nefsi haksız yere öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.”

Hadîs-i Şerîfler

  • “Bütün insanlar İslâm fıtratı üzerine doğarlar.” (Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22)
  • Yedi büyük günah hadîsi — Abdullah b. Ömer rivâyeti (Buhârî, Vesâyâ, 23; Müslim, Îmân, 145)
  • Cebrâîl’in üç “âmîn”i hadîsi (Tirmizî, Deavât, 100; Hâkim, Müstedrek)
  • “Bir kimse hayır yaptığında bunu dile getirirse sevâbını bulamaz.” (Buhârî, Zekât, 16)
  • “Haramdan şifâ ummayınız.” (Ebû Dâvûd, Tıb, 11; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ)

Tasavvufî Kaynaklar

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf — Kapı hikâyesi (“Kim o? Ben / Sen”)
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf — Gönül aynası ve gamvâz bahsi
  • Mevlânâ — “Aşıklık ister o taraftan olsun ister bu taraftan bütçedir bize”
  • Yûnus Emre — “Ağır nâmus şişesini vurup taşa kırdım ise”
  • Hz. Ali (r.a.) — “O seni zikretmeseydi sen O’nu zikredemezdin” tefsîri
  • Kuşeyrî, er-Risâle — Tasavvufî usûl

Târihî Kaynaklar

  • Prof. Ahmed Akgündüz — Topkapı Sarayı ve Osmanlı harem araştırmaları
  • Prof. İlber Ortaylı — Osmanlı tarih notları ve Topkapı araştırmaları

Sohbetin Özeti

Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetinde ehli tasavvufun tek amacının Allah’ı sevmek, tanımak ve O’na yaklaşmak olduğunu; zikrin hiçbir güç tarafından engellenemeyeceğini vurgulamıştır. Aşıklığın Allah tarafından fıtrata yerleştirilmiş bir cevher olduğunu, Mevlânâ’nın “ister mecâzî ister hakîkî aşk bize bütçedir” sözüyle desteklemiştir. Yedi büyük günah arasında zinânın bulunmadığını, namuslu insana iftirâ atmanın zinâdan daha büyük bir günâh-ı kebâir olduğunu bildirmiştir. Yapılan ibâdetin gözde büyütülmemesi gerektiğini, “Hakkıyla kulluk edemedim” düstûruyla anlatmıştır. Gönül aynasının tövbe ve zikirle temizlenmesi hâlinde ilâhî ilhâma açılacağını, Osmanlı harem meselesinde ise insanların kendi tarihlerini bilmeden hüküm verdiklerini ifâde etmiştir.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Nefs, Şeyh, Aşk, Salavât, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı