Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mürşid-i Kamil ·

Körlerin eline değnekleri veren görenler olmasaydı bütün körler helak olurdu

Her ne kadar körler sopa ile yol görmüşlerdir. Ama yine gözlükler sayesinde dünyada gözlükler ve padişahlar olmasaydı bütün körler ölürlerdi. Evet. Körün elinde bir değnek var. O körün elindeki değneğ...


1. Körlerin Sopa ile Yol Görmesi: Gözlükler ve Pâdişâhlar Olmasaydı Bütün Körler Ölürdü

Her ne kadar körler sopa ile yol görmüşlerdir. Ama yine gözlükler sâyesinde — dünyâda gözlükler ve pâdişâhlar olmasaydı, bütün körler ölürlerdi. Evet.

Körün elinde bir değnek var; o körün elindeki değneği yapan, gören birisi var. Körün elinde bir asâ var; o asâyı yapan, gören bir kimse var. Kör kendi kendine o asâyı yapması mümkün değildir.


2. Gören Bir Kimse Asâyı Yapar, Kırılmasın Diye Sert Ağaçtan Yontar, Ucuna Sivri Metal Koyar

Gören bir kimse asâyı yaptı, onu eline verdi. Gören bir kimse o değneği kırılmasın hem hafîf olsun diye gitti ormandan güzel bir değnek buldu, ona yaptı. Hattâ tehlikelilerden korunması için belki de ona biraz dahâ sert ağaçtan yaptı.

Hattâ biraz dahâ tehlikelerden korunması için değneğin ucuna sivri metal koydu. Dedi ki: «Bu dahâ da kendisini korur, muhâfaza eder, kendisini savunur.» Bunu kim yaptı? Bunu gören bir kimse yaptı.


3. Aklını-Mantığını İlâhlaştıran: Dînî Delîlleri Önüne Koyan Gören Fıkıhçılardır, Sen Değilsin

Şimdi aklını, mantığını ilâhlaştıranın önüne delîlleri de yine dînî olarak kim koydu? Gören birisi koydu — kör değil. O fıkıhçılar — gören insanlar.

Sen kalktın şimdi, tahâretlenmesini bilmiyorsun. «Mezhepler lâzım değil» de atıyor kenara. İmâm-ı A’zam’ı, İmâm-ı Şâfiî’yi, İmâm-ı Mâlik’i, İmâm-ı Hanbelî’yi attı kenara. 10 sayfa kitap okudu ilâhiyâtta, 20 sayfa kitap okudu — arkadaş bütün mezheplere karşı çıkıyor; çok biliyor ya o.

Veyâhûd da gitti orada internetten iki araştırma yaptı; mezhepleri, tarîkatları, hadîs-i şerîfleri reddetti, çıktı. Aa, birden o ne oldu? O kimse kendini bir şey zannetti, veyâhûd da iki kitap okudu, kendini zamânın göreni gördü.


4. Sen Başkasının Kitabından Okuyup Neden Pâdişâhlık İlân Ediyorsun? İmâm-ı A’zam’la Kendini Eş Görme

Yâ, senin okuduğun kitaplar bir başka görenin. Sen kendi gördüğünü söylesene. Yok hayır — hem taklîd etti, taklîd ettiği noktalarda kendini pâdişâh zannetti.

Yâ sen bir başkasının kitabından okuyup da neden pâdişâhlık ilân ediyorsun? Senin pâdişâhlık ilân etmen için senin bir şeyler yapman lâzım. Sen İmâm-ı A’zam’la kendini eşdeğer tutuyorsun. Yâ, hadi bakalım bir İmâm-ı A’zam ol — kolay mı? 4 yaşında hâfızdı.

Sen nereden, hangi küstâhlıktan öğrendin bunu? «İmâm-ı A’zam’la eşdeğerdeyim» diyorsun.


5. Dervişlerde de Vardır Bu Hâl: «Geylânî Hazretlerinden Yukarılarda Dolaşıyor», «Zamânın Gavsı Olmuş»

Veyâhûd da iki hâl gördü — «Geylânî Hazretlerinden yukarılarda dolaşıyor» arkadaş. Dervişlerde de var bu hâl. Veyâ üç-beş kişi etrâfında toplanıyor; bir bakıyorsun adam zamânın gavsı olmuş, çıkmış. Tabiî 5-10 tâne derviş iki şak şak ediyor onu.

Bir bakıyorsun ki «oho, şeyhi de geçmiş; ben şeyh olsam» demeye başlamış. Yâ hoş geldin yâ! Senin eline o değneği veren bir gören. Bir gören seni zâkir etti; bir gören seni çavuş etti; bir gören seni nakîb etti; bir gören sana vazîfe verdi.


6. Sen Nereden Kendinde O Süsü Buldun? İlk Hançerini Görevi Tevdî Edene Uzattı

Sen nereden kendinde o süsü buldun şimdi? Hemen ne oldu? İlk hançerini ona görevi tevdî edene uzattı; o görene uzattı. Allâh muhâfaza eylesin. — Âmîn.

Ve o kendince kendini bir şey zannedenler, bir şey zannettirecek ilmi de görenlerden aldı. Zâhirse zâhir ulemânın pîri olan, fıkıhsa fıkıhçılardan, kelâmsa kelâmcılardan, akâidçilerden — kendi kendine öğrenmedin yâ. O görenlerin kitaplarını okudun.

E e şimdi o zaman sen kalkıp da onların sâyesinde, onları aldığın hâlde neden sen kendi kendine bir süs veriyorsun? Yok.


7. Görenler Olmasaydı Bütün Körler Helâk Olurdu: Evin İçinde Bulgur Var Ama Göremiyor

Eğer o körlerin eline değnekleri veren görenler olmasaydı, bütün körler helâk olurdu ve dışarı çıkamazlardı. İçeride dursalar ne olacak? Aç kalırlardı. İçeride kalsa ne olacak? Aç kalacaktı. Yemek pişirebilecek mi? Hayır.

Oysa evin içerisinde bulgur da var, yağ da var, su da var, tuz da var — her şey var. Görmüyor gözü. Gözü görmeyince ne kadar bulgura, ne kadar yağ koydu, ne kadar su koydu, ne kadar salça koydu — biliyor mu, görüyor mu? Görmüyor. Aç kalırdı.


8. Annemden Bilirim: Şeker Hastalığından 10 Yıl Hiç Görmedi, Üç Sefer Ameliyat Ettim

Ben annemden bilirim. Şeker hastasından dolayı uzun müddet, 10 yıldan fazla gözleri hiç görmedi. Üç sefer ameliyat ettirdim ben. Görmüyor kadının gözü.

Kaşığı eline veriyorsun, tabağı da eline veriyorsun — ondan sonra üstüne başına döküyor kadın. Hâ, ağzına götürecek; ama kaşığı ters mi tuttu, yüz mü tuttu — bilmiyor. Tabakta ne kadar ne kaldı, ne kalmadı — görmüyor.

Bu sefer yanına muhakkak bir yardımcı koyduk; o gidiyor onu, o içiriyor, o tuvâlete götürüyor, o tahâretlendiriyor. Görmüyor. Bildiniz görmüyor. Görmezse sıfır.


9. «Bir Işık Göreyim Kurban Keseceğim»: Ege Üniversitesi’nde Profesörler Ameliyat Etti, Karaltı Gibi Gördü

Hattâ bir son ameliyatta dedi: «Bir ışık göreyim» dedi. «Bir ışık göreyim» dedi. «Yâ bir ışık göreyim, kurban keseceğim» dedi yâ. Bir insan bir ışık sızmasını gördü diye sevinir mi? Ben ameliyat ettirdim onu.

Dedim: «Tamam anne, inşâallâh» dedim. «Cenâb-ı Hak» dedim, «göstersin sana.» Yâ bir şey diyemiyorsun yani — «Gözlerin açılmayacak» diyemiyorsun.

Şeker hastaları kendinize dikkat edin. Başta ben. Evet. Göz, böbrek gidiyor. Bak orada oturuyor — kaç tâne parmak gitti? İki tâne parmak gitti şekerden. Böyle bir rahatsızlık.

Kanser normalde en uzunu yaşatır insanı — 2 yıl, 2,5 yıl. Bizim Acıok’ta 2 yıl yaşamadı bile. Şeker hastası kanser — bildiniz tedâvîsi yok. Kanser. Ben kanser diyorum şeker hastalığına. Yok. O ne oluyor bu? Bir müddet sonra kimisinin gözüne vuruyor, kiminin ayağına vuruyor, kiminin böbreklerine vuruyor.

Kadın bir ışık görebilmek için: «Yâ ışık göreyim yeter Mustafa» dedi bana. Ameliyât oldu — açtılar ameliyât şeylerini, Ege Üniversitesi’nde, bir de profesörler yaptı ameliyâtı. Açtılar. Ondan sonra ışık gördü. Ne sevindi kadın, ne sevindi: «Işık gördüm» diye. Dedim: «Beni görüyor musun?» «Bir karaltı gibi görüyorum» dedi. Karaltı. «Karaltı gibi görüyorum» dedi. Ne böyle sevindi karaltı gibi görüyorum deyince.


10. Görmek Bu Kadar Önemli Ama Yanına Muhakkak Gören Lâzım, Eline Değnek Lâzım

Şimdi görmeyen bir kimse için görmek bu kadar önemli — ama görmeyen bir kimsenin yanına muhakkak gören lâzım ve muhakkak onun eline bir değnek lâzım. Eğer değnek olmazsa o yine yol yürüyemez.

Sûfîler için de — Sûfîler için de gören üstâd lâzım. Eğer gören üstâd yok ise o da yol yürüyemez.


11. Bir de Mânevî Körlük Var: İsrâ 72 — «Bu Dünyâda Kör Olan Âhirette de Kördür, Hattâ Dahâ da Sapıktır»

Bir de mânevî körlük var ya — bu işin zâhirî köründen anlatıyoruz; bir de işin mânevî körlüğü var. E mânevî körse bir kimse, ona gören bir üstâd lâzım. E bu dünyâda kör ise ötede de kör olarak halk olacak; Rabbisini tanımayacak.

Çünkü İsrâ Sûresi âyet 72: «Bu dünyâda mânen kör olan, âhirette de kördür; hattâ dahâ da sapıktır.» Hattâ dahâ da sapıktır.


12. Kör Şekilde Yol Aramaya Çalışıyorsun — Bulamazsın, Sapkınlığını Artırırsın

E bu dünyâda körsün; sen normalde yaşamış olduğun dînin mânevîyâtından uzaksın. E hiç olmazsa bir görenin yanına git; ona boyun bük, ona diz çök. De ki: «Yâ ben bir görene tâbîyim» de. Nefsine uyma.

E sen kör bir şekilde kendine yol aramaya çalışıyorsun ve yol bulamazsın. Hattâ dahâ da sapık olur çıkarsın. Kör olanlar — bakın âyet-i kerîmede «hattâ dahâ da sapıktır» diyor.

Kör olanlar sapkınlıklarını artırırlar. Kör olan bir kimsenin her an için sapkınlığa düşme ihtimâli çok büyüktür.


13. Bedîüzzaman Saîd Nursî: «Âdî-Samîmî Bir Ehl-i Tarîkat, Bugünkü Mütefennin Bir Âlimden Dahâ Fazla Îmânını Korur»

O yüzden Bedîüzzaman Saîd Nursî hazretleri der ki: «Âdî, samîmî bir ehl-i tarîkat, bugünkü mütefennin bir âlimden dahâ fazla îmânını korur.» Sebep — çünkü o üstâdı, üstâdı üstâdın üstâdı onlara tâbîdir; o bir görene tâbî.

E şimdi görene tâbî değilse, o zaman o kimse nasıl bu dünyâda dînini tam bir şekilde yaşayabilecek, doğruyu eğriyi ayırt edebilecek, iyiyi kötüyü ayırt edebilecek? Bu çok zor bir şey.


14. Mânen Kör Olanlar Varlık Âleminde Cenâb-ı Hakk’ın Sıfatsal Tecellîyâtlarını Göremiyorlar

E o zaman öyle olunca normalde bu tip kör insanlar mânevî de kör olduklarından dolayı, varlık âlemine bakıp varlık âleminde Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecellîyâtlarını görüp gözlerini açma noktasında da değiller. Onlar — çünkü kör.

O sıfatsal tecellîyâtı da görmüyor. E mânevî olarak da elinde bir delîl yok. Öyle olunca sapıttıkça sapıtıyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. — Âmîn.

Ve bakıyorsunuz gerçekten tam âhir zaman — içler acısı bir durum. İnsanlar bilen kimselere de ihtiyâç duymuyorlar.


Kaynakça

Âyet-i Kerîme — Mânevî Körlük: İsrâ 72: «Bu dünyâda mânen kör olan, âhirette de kördür; hattâ dahâ da yolunu şaşırmıştır.» — İsrâ Sûresi, 17/72

Âyet-i Kerîme — Kalplerin Körlüğü: Hac 46: «Gerçek şu ki gözler kör olmaz; lâkin sînelerde olan kalpler kör olur.» — Hac Sûresi, 22/46

Bedîüzzaman Saîd Nursî — Tarîkat Ehlinin İmânı: «Âdî bir âmî, sahîh bir vâris olan bir mürşid-i kâmile intisâb ile bir günde kat’-ı merâtib eder ki, ehl-i tarîkat değil, ehl-i ilim bile bir senede ancak kazanır. Bugün ehl-i bid’a, fakat samîmî bir ehl-i tarîkat olmak, mütefennin bir âlim olmaktan dahâ ziyâde îmânı muhâfaza eder.» — Bedîüzzaman Saîd Nursî, Mektûbât, 29. Mektûb, 9. Kısım (Telvîhât-ı Tis’a)

Hadîs-i Şerîf — Mürşid Lüzûmu: «Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.» — Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine atfedilen söz; el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/389; İbn Hacer, Fetâvâ Hadîsiyye, s. 222

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe — 4 Yaşında Hâfız Olması: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Nu’mân b. Sâbit (80-150 h.) çocuk yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemiştir; ardından Hammâd b. Ebî Süleymân’ın derslerinden 18 yıl boyunca ayrılmamış, fıkhın imâmı olmuştur. — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII/323; Zehebî, Siyer A’lâmi’n-Nübelâ, VI/391

Hadîs-i Şerîf — İlmin Görenlerden Alınması: «Allâh ilmi insanların hâfızalarından söküp almaz; lâkin âlimleri vefât ettirmek sûretiyle ilmi kaldırır. Nihâyet âlim kalmayınca insanlar câhilleri başkan edinirler; onlara suâl edilir, onlar da ilimsiz fetvâ verirler; hem kendileri sapar, hem de başkalarını saptırırlar.» — Buhârî, İlim, no. 100; Müslim, İlim, no. 2673

Tasavvuf Istılâhı — Silsile ve Üstâda Tâbî Olma: Bir sûfînin bir üstâda intisâbı «el-tutmak/biat» olarak bilinir. Bu tâbîlik, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e müntehî olan bir silsile ile sâbittir. Üstâdsız sülûk «bî-pîr» (pîrsiz) sayılır ve geçersizdir. — Necmüddîn Kübrâ, Usûl-i Aşere, s. 18-21; Abdülkerîm Kuşeyrî, er-Risâle, II/731

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Körlerin Eline Değnekleri Veren Görenler Olmasaydı Bütün Körler Helâk Olurdu» başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.