Zikrullâh Âdem’den İtibâren Başlayan Bir İbâdet Değil — İlm-i İlâhîde Âşıklar Allâh’ı Zikrederdi
Zikrullâh Âdem aleyhisselâm’dan itibâren başlayan bir ibâdet değildir. Âdem’den itibâren zâhiren başladı; ama hakîkatte daha öncedir. Âdem’den önce ne vardı? «Bezm-i Elest» — yâ’nî ezelî meclis. Allâh ruhlara sordu: «Elestü bi-Rabbiküm?» («Ben sizin Rabbiniz değil miyim?») Rûhlar cevap verdi: «Belâ» («Evet, sen bizim Rabbimizsin.») Zikrullâh ehli zikirleri orada başladı. Daha geri gidersek — henüz ruhlar yaratılmamışken, ilm-i ilâhîde âşıklar Allâh’ı zikrediyorlardı.
İlm-i İlâhî — Bütün Varlıkların Mâzîsi
İlm-i ilâhî, Allâh’ın ezelî ilmidir. Henüz daha hiçbir mahlûk yaratılmamışken, Allâh ezelî olarak her şeyi biliyordu. Bu ilimde âşıklar vardı; bu ilimde zâkirler vardı. Onlar Allâh’ı öyle tesbîh ediyorlardı; öyle zikrediyorlardı; öyle Cenâb-ı Hakk’ı methediyorlardı; öyle övüyorlardı. Bu, Allâh’ın çok hoşuna gitti. İlm-i ilâhîde kendisini zikreden o âşıkları, o ehl-i zikri bir araya hemhâl etti.
Allâh’ın Âşıkları Seçilmiş Kullardır
Allâh’ın bu tanınmaklığı, bu hoşluğu ilm-i ilâhîde oldu. Sonra Allâh o âşıkları, o zikrullâh yapanları ne yaptı? Varlık âlemine sürdü. Dedi ki: «Sizler benim dostumsunuz; sizler benim âşığımsınız. Ben sizi ilm-i ilâhîde sevdim; sizler de beni ilm-i ilâhîde sevdiniz. Benim sevgime mazhar olan, benim sıfatlarıma mazhar olan, benimle berâber beni zikreden bu dostlara — bu âşıklar topluluğuna, bu zikrullâh topluluğuna — varlık âlemini açıyorum.» Bu dostlara işâret etti.
Ehl-i Zikir Birbirini Tanır — İlm-i İlâhîden Gelen Âşinâlık
O yüzden ehl-i zikir varlık âleminde birbirini tanıdı. Ruhlar yaratılınca, hızla, hiç zamân kaybetmeden, ilm-i ilâhîde birbirlerine âşinâ olduklarından, âyân-ı sâbitede de birbirlerine âşinâ oldular; birbirlerini sevdiler; birbirlerine muhabbet beslediler. Bu yüzden gerçek dervîşler birbirini bir bakışta tanır. Çünkü onlar ilm-i ilâhîde zâten birbirini tanıyorlardı. Dünyâda karşılaştıklarında, bu tanışmayı yenilerler.
«Belâ» Sesi — Bütün Ruhları Uyandırdı
«Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dediğinde, o âşıklar, o zâkirler, o bütün Allâh’ın dostları, herkesten ve her şeyden önce «Belâ» dediler. Onların «Evet» demesiyle bütün ruhlar uyandı; onlar da o «Belâ» sesine gelip «Evet, Belâ» dediler. Allâh bu topluluğu varlık meydanına sürdü; ve dedi ki: «Bu topluluk benim âşıklar topluluğum; bu topluluk benim zâkirler topluluğum.»
Âşıklar Topluluğu — Her Şeylerinden Geçen
«Bu topluluk annelerinden, babalarından, eşlerinden, mallarından, çocuklarından, makâmlarından, mevkilerinden, dünyâlarından, âhiretlerinden, gördüklerinden, görmediklerinden, Cennetinden, Cehenneminden — her şeylerinden geçip Allâh dediler.» O topluluk dedi ki: «Bu topluluk dünyânın başına belâdır.» Bu yüzden «belâ» kelimesi iki anlamlıdır: Hem «evet» mânâsında ezelî söz; hem «musîbet» mânâsında dünyâ tecrübesi. Âşıklar topluluğu hem belâ söyleyen, hem belâ çekenlerdir.
Âşıklar Çileyi Tatlı Yerler — Tâze Hurma Gibi
«Âşıklar topluluğu çileği dondurma gibi yalayan; belâyı, musîbeti tâze hurma gibi yutan; hastalığı sıkıntıyı fıstıklı helva gibi katır kutur yiyen» bir topluluktur. Sıkıntıyı tatlı yerler; çünkü Allâh’tan geldiğini bilirler. Allâh’tan gelen her şey tatlıdır onlara. Başlarına bombalar yağdırsalar, bombalara çıplak göğsünü siper ederler. Kimi asılmış; kimi kesilmiş; kimisinin derisi yüzülmüş; kimisini kör kuyulara atmışlar; kimisini ateşlere atmışlar; kimisine hendekler kazmışlar — ama âşıklıktan vazgeçmemişler.
Lâ İlâhe İllallâh Demekten Vazgeçmeyenler
Onların kadınlarını câriyeye yapmışlar; kızlarını köle diye satmışlar; ama onlar «Lâ ilâhe illallâh» demekten vazgeçmemiş; zâlimlere boyun bükmemişler. Bu, tehlikeli bir boydur. Türk’e, Kürd’e, Laz’a, Çerkez’e, Abaza’ya, Gürcü’ye, Manav’a, esmere, beyaza, Afrikalıya, Asyalıya bakmıyor bu boy. Bu boy özel bir boy; ırk farkı tanımayan, mezheb farkı tanımayan, sâdece Allâh için yaşayan bir topluluk.
Boyun Silsilesi — Âdem’den Hasan ve Hüseyin’e
Bu boy, Âdem aleyhisselâm’dan Şit aleyhisselâm’a; Şit’ten İbrâhîm aleyhisselâm’a; İbrâhîm’den Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’e; ondan Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’e geçen bir boydur. Kısa kestik. Bu boy peygamberlerden ve Ehl-i Beyt’ten gelir. Bu yüzden değerlidir; ve bu yüzden mü’minler bu boya bağlanmaya çalışırlar. Bağlanmak için Ehl-i Beyt’i sevmek, peygamberlere uymak, ve velîlerin yolunda yürümek gerek.
Deccâl, Firavûn, Nemrûd İçin Tehlikeli Bir Boy
Bu boy Deccâl için, Firavûn için, Nemrûd için tehlikeli bir boydur. Utbe için, Şeybe için, Ebû Cehil için tehlikeli bir boy. Kur’ân ve Sünnet’e düşmân olanlar için tehlikeli bir boy. O yüzden onların zikrine karşı dururlar. O yüzden o zikrullâh’ı yapanlara da karşıdırlar; o zikir topluluğunu dağıtmak isterler. Modern çağda da bu durum sürüyor: Belli güçler zikir halkalarını, dergâhları, tarîkatları kapatmaya çalışıyorlar. Sebep nedir? Bu topluluğun mânevî gücünden korkuyorlar.
Yaptığınız Zikrullâh Sizi Korur
O yüzden de o yaptığınız zikrullâh’ı, o zikir noktasında görmek istemezler; bir eksik kalmış gözüyle bakarlar. Halbuki ilm-i ilâhîde Allâh’ı zikredenler, kendi akıllarıyla zikretmediler; onlar seçilmişlerdi. O yüzden zikrullâh halkasına oturanlar kendilerinden bilmesinler. Bu Allâh’ın bir lutfudur; sizi seçtiği için bu halkadasınız. Bu seçimin şükrü, zikre devâm etmek; halkayı dağıtmamak; yapanları yalnız bırakmamaktır. Allâh muhâfaza eylesin; bizi de ezelî zâkirlerin topluluğundan eylesin.
Tesbîh ve Tahmîd — Zikrullâhın İki Boyutu
Zikrullâh iki ana şekildedir: Tesbîh ve tahmîd. Tesbîh — Allâh’ı eksikliklerden tenzîh etmek (Sübhânallâh demek). Tahmîd — Allâh’ı medhetmek (Elhamdülillâh demek). İlm-i ilâhîdeki âşıkların zikri de bu iki şekilde olmuştur. Bu yüzden namâzda hem tesbîh hem tahmîd vardır. Allâh, ezelî zâkirlerin zikrini bütün varlık âlemine yaymıştır; bütün mahlûkat O’nu tesbîh ve tahmîd eder. Sâdece insân ihmâl edebilir.
Muhabbet — Ezelî Bir Bağ
İlm-i ilâhîdeki âşıkların Allâh’a muhabbeti ezelîdir. Bu muhabbet dünyâda da devâm eder; ve âhirette tamam olur. Mü’minler birbirini sevdiklerinde, aslında bu ezelî muhabbetin bir yansımasını yaşarlar. Çünkü birbirini sevenler, ilm-i ilâhîde birbirini zâten seviyordu. Bu yüzden dervîş kardeşliği sıradan bir kardeşlik değildir; ezelî bir bağdır. Dervîş kardeşler, bir bakışta birbirini anlarlar; çünkü aralarındaki bağ ezelîdir. Allâh bu muhabbeti dâim eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Muhabbet, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü