Her Bölgenin Kendine Göre Âdâbı ve Erkânı Vardır, İşleyişi Farklıdır
Tasavvuf yolunda hizmet eden bir kimse, gezdiği coğrafyaların her birinde farklı bir âdâb ve erkân ile karşılaşır. Mâlumdur ki: «Her diyârın bir gelini, her gelinin de bir görk-âdesi vardır.» Bir bölgenin sûfîleri Perşembe akşamı toplanır, bir başka bölgenin sûfîleri Cuma akşamı toplanır; birinde hatmi Hâcegân okunur, ötekinde Yûnus ilâhîleriyle başlanır. Bunların hepsi sünnete uygun, edebe uygun, sûfîlik yoluna uygun işleyişlerdir.
İmâmı A’zâm’ın Farklı Beldelerde Farklı Mes’eleleri Farklı Çözdüğü
İmâmı A’zâm Ebû Hanîfe rahmetullâhi aleyh, mes’eleleri çözerken o beldenin örfü âdetini gözetirdi. Çünkü dîni mübîni İslâm, kuru bir kalıp değildir; insânın hayâtının her safhasını kuşatan canlı bir nizâmdır. Bir bölgede uygun olan bir uygulama, başka bir bölgede uygunsuz düşebilir. Bu bakımdan müctehid imâmlar mes’elelere çözüm üretirken o beldenin coğrafyasını, iklîmini, insânının mîzâcını, geçim kaynağını dahî hesâba katmışlardır. Bu da İslâm’ın «evrensel» olmasının bir delîlidir.
Sûfîlik Yolunda da Aynı Esnek İşleyiş Vardır
Sûfîlik yolunda da aynı esnek işleyiş vardır. Bir dergâhın sabah evrâdı ile bir başka dergâhın sabah evrâdı bir miktâr farklı olabilir. Bir bölgede zikre yüksek sesle başlanır, bir başka bölgede sessiz hafî zikir tutulur. Birinde halka zikri vardır, ötekinde fertler kendi seccâdesinde otururlar. Bu farklılıklar sûfîliğin özüne bir zarar getirmez; aksîne sûfîliği zenginleştirir. Çünkü her bölge kendi insânının mîzâcına uygun bir işleyiş geliştirmiştir.
Yeni Gelen Mürîd Edebi Önce Öğrenir, Sonra Tatbîk Eder
Bir dergâha yeni intisâb eden bir mürîd, oradaki âdâbı ve erkânı önce öğrenir, sonra tatbîk eder. Kendi memleketinden, kendi şehrinden, kendi ülkesinden getirdiği âdetleri oraya dayatmaya kalkmaz. «Bizde böyle yapılıyordu, sizde niye böyle yapılmıyor?» demez. Çünkü o dergâhın bir kıdemi, bir geleneği, bir mürşid silsilesinden gelen bir işleyişi vardır. Yeni gelen bu işleyişi öğrenir, ona tâbi olur, ondan sonra orada ihvân olur.
Farklılığın Özde Bir Olması: Kur’ân ve Sünnet
Bütün bu bölgesel farklılıkların özünde bir olan şey vardır: Kur’ân ve Sünnet. Her dergâh, her sûfî kolu, her tarîkat, Kur’ân ve Sünnet üzerine binâ edilmiştir. İcrââtta farklılıklar olabilir; ama özde tevhîd birdir, peygamber sevgisi birdir, sahâbe edebi birdir, edep ve istikâmet birdir. Bu birliği görmeyen kimseler, bölgesel farklılıkları «ayrılık sebebi» yapar; oysa bu farklılıklar sûfîliğin bir zenginliğidir, bir bereketidir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Erkân, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü