Açlığın Tadını Alsanız, Hikmetlerini Bilmiş Olsanız Hiç Doymazdınız
«Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden, lokmanın ayağına batan dikeni çıkarın.» (Mesnevî.) Lokmân kim, mâlûm: Lokmân aleyhisselâm. Dâvûd aleyhisselâmın zamânında yaşamış; sûfîler nazarında peygamberdir, ama bazı zevât için Allâh’ın bir velî kulu olarak tanımlanmıştır. Sûfîler Lokmân aleyhisselâmı peygamber olarak tanımlarlar.
Hz. Pîr’in «Lokmân» Tâbîri: Mürşidi Kâmil
Buradaki Hz. Pîr Lokmân’dan kasdederken — Allâhü a’lem, benim kendi şahsî düşüncem — burada bir mürşidi kâmili söylüyor, kendisini söylüyor. Diyor ki: «Lokmân’ın ayağına batan dikeni çıkarın. Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden — bu mihnet ve takat lokması — ey dervîşler, fazla yemeyin. Fazla yiyince Lokmân’a gelecek olan feyzi ilâhînin önünü kesiyorsunuz; size tecellî etmiyor.»
Hâni: «Açlığın tadını almış olsanız, açlığın hikmetlerini bilmiş olsanız hiç doymazdınız.» Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ömrünce hiç doymadı. Hz. İbrâhîm aleyhisselâm eğer misafiri gelirse, misafirle yemek yensin diye yemeğin âdâbı vardır.
Sofra Âdâbı: Büyüğün Yemesi, Küçüğün Hizmeti
Ev sâhibiysen veyahut da oranın hatırı sayılır büyüğü isen, yemezsen dahî sofradan kalkmazsın; yesen dahî. Sen sofranın küçüğü isen yine sofradan kalkmazsın. Sofranın büyüğü sofradan kalkmadıkça hiç kimse sofradan kalkmaz; sofranın âdâbıdır. Sofranın büyüğü yemeye başlamadıkça yemeye başlanmaz; sofranın âdâbıdır.
Sofrada ne varsa herkes bir lokma–iki lokma yer. Sofrada herhangi bir kimse «Ben bunu yemeyeceğim» demez. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yemek ayırt etmezdi; bazı yemekleri «Kültürün değil» derdi, ama onu yasaklamazdı, onu kerih görmezdi, o yemeği eksik görmezdi. Sofra âdâbı budur.
Çocuklara ve Gençlere Sofra Âdâbını Öğretin
Bunu çocuklara, gençlere öğretin. Evde baba varsa baba, yoksa anne, yoksa abla veyâ abi — o esnâda sofranın büyüğü kim ise — o yemeğe başlamadan yemek başlanmaz. O sofradan kalkmadan da hiç kimse «Ben doydum» deyip kalkmaz; bu evin büyüğüne, sofranın büyüğüne karşı edep ve âdâb dışı bir harekettir.
Oturursun sen de; ne zaman evin büyüğü sofradan kalktı, sen de o zaman kalkarsın. Ne zaman üstâd sofradan kalktı, sen de o zaman sofradan kalkarsın. Ne zaman zâkir kalktı, ne zaman çavuş kalktı, ne zaman sofranın büyüğü — eski bir dervîş de olabilir — ne zaman o kalktı, o zaman kalkarsın. Vazîfeler hâriç: Bardak gelecek; evin en küçüğü veyâ evin kızı bardağı alır gelir. Anne bardak alıp gelmez; anne su katmaya gitmez orada — evin kızı varken, evin küçük oğlu varken, anne–baba sofradan kalkmaz.
Anne–baba çocuklarının hizmetçisi değildir; çocuklar anne–babaya hizmet ederler. Çocuklar anne–babaya yardımcı olurlar. Ama ne yazık ki şimdi öyle değil; bana anlatıyorlar: «Anne bana bir bardak su kat» diyor bayân kadın; dervîş şikâyet ediyor. Dedim: «Kabatlı sensin yavrucuğum. Sen kalkıp alır mısın suyunu?» Hâdîse bunu böyle söyleyeceksin, nasîhat edeceksin. Sofra âdâbı da kalmadı.
Açlığın Lezzeti: Tefekkür ve Kalp Yumuşaklığı
Bu açlığın lezzetini almak, doymamanın lezzetini almak — bunu sûfîler yaşar. Çünkü açlık insanda düşünmeyi, tefekkür etme gücünü çoğaltır. Çünkü tok karın, insanın beynine ve normalde kanını aşırı derecede yoracak olduğundan, tok karınlı bir kimsenin keskin düşünce kâbiliyeti kalmaz; ve onun anlayışı, sezişi, bir şeyi hissetmesi kalmaz.
O normalde sürekli böyle ıvır–zıvır yiyen bir kimse, atıştıran kimse, o tokluktan dolayı — hadîsi şerîf ne diyordu? Şişmanlık neyi getiriyordu? Uykuyu. Uyku neyi getiriyordu? Tembelliği. İşte o tokluktan dolayı onda bir tembellik oluşur; kalbi körelir; kalbi katılaşır; kalbi kararır. Tok karın sâhibi olan bir kimsenin kalbi kararır.
Aç Kalmak: Zikrullâha Tat Vermek
Aç kalmak ise insanda kalp yumuşaklığına sebebiyet verir. Aç kalanda kalbi zikrullâha alışır; aç kalınca o kimse Allâh’ı zikretmekten tat alır, lezzet alır. Allâh’ı zikretmek onun normalde ruhuna, kalbine hoş gelmeye başlar. Bu, ancak aç olana olur.
Bakın, sabahleyin normalde — hâni sabah zikrini yapabilenler için söylüyorum — yemek yedikten sonra o zikrullâhın tadını bulamazsınız. Ama sabahleyin kalkın, seher vaktinde, sabah namâzı vaktinde; üzerinizde bir hafîflik, bir yumuşaklık, bir tatlılık oluşur. Uykunuz gelmez, hımbıllık çökmez. Aynı şeyi sabah namâzında kahvaltı yapıp deneyin: Kahvaltıdan sonra uyumak istersiniz; anında uyku gelir insana.
Saat 10’da Kahvaltı, Saat 8’de Poğaça — Sünnete Aykırılık
Eğer o kimse geç kahvaltı yaparsa 10:30 gibi — bir işi müsâitse, durumu müsâitse, şimdi saat 10 gibi — ee, eşi çalışan hanım efendi 10’da kahvaltı yapacak; e o 10’da gidiyorsun zâten. Sen adam işe gidiyor kaçta? 8’de. E hanım efendiler de uyuyor zâten o esnâda. Adamlar kahvaltı yapmadan gidiyor; ondan sonra bakıyorum ben — adamın elinde iki tâne poğaça, poşetin içinde sallana sallana gidiyor.
Veyâhûd da «filanca fırının böreği çok güzel» — çok güzel ezberlemiş filanca fırının böreğini. Evinin böreği yok. Neden? Sabah 8’de kim kalkacak da o kahvaltıya hazırlayacak? Sabah 8’de hanımefendinin kalkması için 6’da kalkması lâzım. E 6’da kalkacağına göre o zaman sabah namâzına kalkacak; sabah namâzından sonra kahvaltı hazırlayacak beyine. Adam kaçta dükkâna gidiyor? 8’de. Dükkânı kaçta açıyor? 7:30’da, 8’de.
Kuyruğa Girip Poğaça Yemek — Yemeğin Kölesi Olmak
Poğaça yiyenler düşünsün saat 8’de poğaça… 7:30, 8 — hattâ çarşı esnâfı 10’da geliyorsun ya — 10’da çarşı esnâfı dükkâna geliyor. Git Abdal simit fırının önüne sırf — çarşı esnâfı kuyrukta. Abdal’ın simiti çok güzel; yedim ben de. Tâbîî sen Abdal’ın poğaçası nesi: Bir de tahinlisi meşhur tahinlisi mi meşhur, İsmâil tahinlisi mi meşhur. Sabahları giriyor musunuz kuyruğa? Siz de kurtulmuşsun.
Sen birisi desin ki «Ben kuyruğa girdim» orada. Neyse, kimse demesin; üzülürüm. 1.000 yıl aç kalacağımı bilsem gidip orada simit kuyruğuna girmem ya; ne kadar meşhur olursa olsun. Nefret ettiğim var ya: Lokantalarda da tablot alıyorsun, kaşığını, çatalını, ekmeğini sıraya gir; ondan ver, ondan ver, ondan ver, ondan sonra parayı öde, git. Yemeğin kölesi olmuş insanlar — bakın, yemeğin kölesi olmuş. Yiyecek ya — onu sıraya giriyor, yiyecek onu. Girme sıraya yâ, yemeğin kölesi olma!
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Edep, Zikir, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü