Geçen Hafta Özeti — “Felsefecinin Dîni İnkâra ve Yahûdî ile Mübâhaseye Kudreti Yoktur”; Hak Dîn Onu Mahveder
Felsefecinin dîni inkâra, Yahûdî ehliyle mubahaseye kudret yoktur. Böyle bir şeye girişirse Hak Dîn onu mahveder. Onu okumuşuz. Oradan devam ediyoruz. Onun eli ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar. Dediğini yapar. Felsefeciler dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkar ederlerse de elleriyle ayakları bunun imkanına şehâdet edip durur. Felsefeciler normalde cansız varlıkların bir ses çıkaramayacağına, onların bir akıllarının olmadığını, o yüzden normalde cansız varlıkların bu konuda kendi başlarına bir ihtiyarlarının da olmadığını söyler. Oysa Hz. Pîr bunun normalde böyle olmadığını ispat etmek için kendi insanın üzerinden bir örnekleme yapıyor. Diyor ki onun eli ayağı cansızdır. elinin ve ayağının kendi başına bir şey yapması, kendi kendine bir şey idrak edip de yerine getirmesi mümkün değil.
Eli ve ayağı hareket ettiren insanın kendi içerisindeki canı. El bu noktada kendine münhasır, kendine ait bir aklı yok. Ama velakin vücuda ve akla tabi olduğundan hareket ediyor. O yüzden cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkar ederlerse de eller ayakları bunun imkanına şehâdet edip durur der. Oysa İslâm bu konuda insanların cansız olarak gördüğü varlıkların da kendilerine ait bir canının olduğunu düşünür ve öyle hükmeder.
Mahşer Şehâdeti — Yâsîn Sûresi’nde Eller, Ayaklar, Diller, Gözler, Kulakların Şahitliği
Veyahut da Mahşer’le alâkalı âyet-i kerimelerde, mesela Mahşer’de hesap zamanında insanların kendi elleri, ayakları, dilleri, gözleri, kulakları, uzuvları o kimseye şâhitlik yapacak. Ama iyi noktada ama kötü noktada. O yüzden Yâsîn Sûresi âyet 65’te o gün onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları yaptıklarına şâhitlik eder. ağızınız mühürlendi, elleriniz ve ayaklarınız, gözleriniz, kulaklarınız bu noktada şâhitlik edecek. Göz diyecek ki ben bunu bunu yaptım, dil diyecek ki ben bunu konuştum, el diyecek ki ben bunu böyle böyle yaptım. Ayak diyecek ki ben bunu böyle böyle yaptım. bizim kendi uzuvlarımız bize şâhitlik edecek. Zaten bir şey itiraz etme imkanımız olmayacak. Hayatımız tavrıca ise böyle hızla gözümüzün önünden geçivercek.
Evet biz cehennemlikiz diyeceğiz. Kendi kendimize hükmedeceğiz. Ve Hz. Efir bunu böyle söylerken tabi hep bunu derim ya Mesnevî bir tefsirdir. bildiğimiz Kur’ân tefsirleri gibi değildir. Ama Kur’ân ve sünneti seni yayıp kendisini ölçe ederekten bir insanın dînî hayatını, aile hayatını, sosyal hayatını komple dizayn eden bir muhteşem bir tefsirdir. normalde yine Hz. Efir muhakkak bu Kur’ân’daki delillerden hareket ederekten insan bedeninin, organlarının kendilerinden konuşacağını, hareket edeceğini söylüyor. Tabi bu böyle sadece öldükten sonra da değil. Meşhurdur ya İsa Aleyhisselâm’ın havarilerinden bir tanesi gelir Hatay’a, Hatay’a Antakya’ya gelir. Hatay’a Antakya’ya gelince orada bir iftiraya uğrar. birisinin öldürdüğüne dair.
Bu sefer günün Antakya kralı onu hapseder. Onu hapseder bir türlü oradan onu çıkarmaz idam edilecek birini öldürdü diye. Bu sefer bunun normalde haberini alan İsa Aleyhisselâm’ın baş havaresi Antakya’ya gelir. Antakya’ya geldikten sonra o normalde nerede der öldürülen kimse derler ki filanca yerde. O kimsenin başına gider, sonra o öldürüleni hitap eder. Seni kim öldürdü diye. O ölen kimse günler geçmiştir üzerinden, ondan sonra o hitaba cevap verir. Der ki beni filanca kimse filanca yerde öldürdü. Ölen kimse konuşur. O zaman normalde bu da bize gösteriyor ki demek ki cansızmış gibi görünen varlığın tamamıydı. Ne yapıyormuş konuşabiliyormuş. O yüzden Âyet-i Kerim’de elleri ayakları şehâdet eder diyor.
Normalde bu manada ağaçlar, kuşlar, taş, toprak hepsinin de kendince bir lisanı vardır. Çünkü yerinde göğünde nûr Allâh’tır ve yerdekiler ve göktekiler hepsi de Allâh’ı tesbîh ederler.
İsrâ Sûresi’ndeki “Yer ve Gökte Ne Varsa Allâh’ı Tesbîh Eder, Siz Onların Tesbîhini Anlamazsınız”
Siz duyamazsınız diyor ya siz duymazsınız. Onların hepsi de Allâh’ı tesbîh eder. O yüzden ne varsa bir şey Allâh’ı tesbîh ediyorsa, bir şey Allâh’ı zikrediyorsa biz onu normalde cansız görüyoruz. O Allâh’ın elinde ise onun bir canı var. Canı olmamış olsaydı o Allâh’ı tesbîh etmezdi, o zikretmezdi. İsrâ âyet 44. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allâh’ı tesbîh eder. Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbîh etmesin. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. Bakın varlık alemine sudur eden hiçbir şey yoktur ki Cenab-ı Hakk’ı zikretmemiş olsun. Bütün her şeyin kendi lisanına göre zikri vardır. O yüzden Sufîler bütün varlığa karşı, varlığa karşı kendilerince saygılı davranıyorlar. Taşa, toprağa, üzerindeki elbiseye, kullandığı alet edevata bütün her şeye karşı saygılı davranırlar.
Çünkü elinin altındaki her şey, gözünün gördüğü her şey Allâh’ı tesbîh eder, zikreder. Ama o zikir senkarozisyonunu sen anlayamazsın dedi, sen zikretmiyorsun. Sen de iyi bir zâkir olur, iyi zikredersen o bütün her şeyin onu zikrettiğini, onu tesbîh ettiğini duyarsın. Onu anlarsın da. Burada zikrullâh çünkü en büyük nimetlerden birisi ve en büyük işlerden birisi. bütün mükavanat varlığa sudur etmiş olan, kün lafısına mazhar olan her şey Allâh’ı zikreder. Bir de hant ile zikreder. Zikretmeyen hiçbir şey yoktur. Zikretmeyen hiçbir şey yoktur. O zaman bir şey zikrediyorsa onun canı vardır. Bir şey zikrediyorsa o zaman onun böyle bir kendi kendimize, biz cansız gibi görme lüksüne sahip değiliz. O kendi lisanıyla, kendi haliyle, kendi derecesiyle Allâh’ı zikreder.
Şimdi o yüzden her şey taşlar, dallar, ağaçlar, bitkiler, meyveler, sebzeler, içtin su, içtin su, içtin çay, tabak, çanak kullandığın her şey. Elinin değdiği değmedi, gözünün gördüğü görmediği her şey Allâh’ı zikrediyor. Aslında sen de farkında değilsin, senin hücrelerin de zikrediyor. Senin bütün varoluş noktasında bütün hücrelerin, bütün atomların, bütün elementlerin zikrediyor. Hepsi de. Zikretmeyen hiçbir şeyin yok. Çünkü varlık tamamiyetle bir zikir semfonosunun içinde. Ne tarafa bakarsan bak, her şey zikrediyor. Bundan insanoğlu kendisi gaflete düşüyor. Aslında kendi hücreleri de zikrediyor. Bütün hücreleri zikrediyor. Bu bazen bütün vücud aynı esmayı okur. Bazen vücudun belirli organları farklı farklı esmâları okur.
Farklı farklı esmâları okur. Ama normalde bunun vah dediği birlemesi aynı esmaya geçmekle olur.
Esmânın Vücudu Komple Tutması — Hû/Hayy/Kahhâr Esmâsında Bağırsaktan Diline Kadar Esmâ Kesilmesi
O aynı esmayı yakaladığında vücud tamâmıyla o esmâyı söyler. Bu normalde Cenâb-ı Hakk’ın sıfâtî tecelliyatıdır. O kimsenin vücudu mesela komple hu esmasını okur. Komple hu esmasını okuyunca, böbreğinden yüreğine kadar, bağırsaklarından diline kadar, dilinden gözüne kadar bütün vücudu Hû esmâsı kesilir. Veya bütün vücudu Hayy esmâsı kesilir. Veya bütün vücudu Kahhâr esmâsı kesilir. Bu o zaman öyle bir şey olur ki etrafındaki bütün eşyalar da öyle o esmanın içerisine girer. Senin etki alanına bağlı, senin maneviyatına bağlı. Sen Hû esmâsı bütün vücudun hu esmasını okuyorsa halı, kilim, sandalye, masa, yorgan, yatak, dolap, gözünün gördüğü görmediği her şey, kulağının duyduğu, duymadığı her şey hu esmasını çekmeye başlar.
O senkarizasyondan kendini kurtaramazsın zaten. Onu kurtarmak da istemezsin. O ayrı bir insanda manevi haz olur. Bunun gibi sen istesen de istemesen de her şey zaten onu zikrediyor. Bakın her şey onu zikrediyor. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri eline iki üç tane taş aldı, iki üç tane taş alınca o taşlar Allâh’ı zikrediyordu. Allâh’ı tesbîh ediyordu. Ondan sonra Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in eline verdi. Hz. Ebû Bekir Efendimiz’in elinde de zikrullâh devam etti. Ondan sonra Hazret-i Ömer Efendimiz’in eline verdi. Hazret-i Ömer Efendimiz’in elinde de zikrullâh devam etti. Ardından Hz. Osmân Efendimiz’in eline verdi taşları. O normalde onun elinde de zikretmeye başladı. Bunu nakleden Ebû Zerr-i Gifârî diyor ki benim elime verdi, benim elimde zikrullâh durdu diyor.
Ben bunu böyle okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Ebû Zerr-i Gifârî gibi bir sahabenin içeri eline normalde bir rivayette İbn-i Mes’ûd’un eline veriliyor taşlar ve taşlar zikrullâhı kesiyor. Ve tekrar Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri taşları eline almaya başladığında tekrar zikrullâh başlıyor taşların zikrullâhı. Ve taşların zikrullahını Hazret-i Peygamber, Hz. Ebû Bekir, Hazret-i Ömer, Hz. Osmân, Ebû Zerr-i Gifârî ve diğer rivayeti de içine alacağım. İbn-i Mes’ûd o zikrullâhı duyuyor. Bakın o zikrullâhı duyuyorlar. Hepsi de duyuyor. O zaman biz cansız gibi gördüğümüz varlıkların hepsi de Cenâb-ı Hakk’ı zikrediyor. Ama bunu bir felsefeciye söylersen felsefeci bunu kabul etmiyor.
Aklı önde tutuyor. Aklı önde tutarak bu böyle aklının işi değil diyor bunu kabul etmiyor. Oysa mesela yemekler de zikrediyor. Yemekler de Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ediyor. Yemeklerin de dili var. Yine başka bir hadîs-i şerifte yemekler dile gelirdi. Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem’e derdi ki beni ye veya beni yeme.
Yemek-Su-Bitkilerin Konuşması Hadîsleri — Metafiziki Reddeden Aklın Zayıf Hadîs Sınıflandırmasının Tehlikesi
Bunlar tabi şimdi bizim İslâm toplumuna bu tip hadîs-i şerifler anlatılmıyor. Anlatılmıyor. Aktarılmıyor. Bunun sebebi şu metafizik ya bunlar. Bunlar halle alakalı maneviyatla alakalı aklı almıyor çünkü. Yemeğin konuşmasına aklı almıyor. Suyun konuşmasına aklı almıyor. Herhangi bir bitkinin konuşmasına aklı almıyor. Aklı almıyınca red ediyor. mesela bunu zayıf hadisler, hadisciler kekik dile geliyor. Diyor ki beni al ya Resulallah. Ben 70 derde devayımdır diyor. Bakın ben 70 derde devayımdır. Kekik. Şimdi bunu desen ki aklı önde tutan bir kimseye kekik dile gelmiş. Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem’e buyurmuş ki, demiş ki beni al ya Resulallah. Aynı şeyi ne yaptı? Davut’a yaptı taş.
Davut, Callut da savaşmaya gidiyordu. Callut da savaşmaya giderken taşın birisi dile geldi. Dedi ki ey Davut beni al. O taşı eline aldı. Yürüyor, devam ediyor. Başka bir taş daha dile geldi. Dedi ki ey Davut beni de al. Onu da aldı. Ondan sonra bir taş daha yolda dile geldi. Dedi ki beni de al. Onu da aldı. Üç tane taş, üç tane taş Callut’u aşağı indirdi. Devasa o savaş makinesini aşağı indirdi. Taş dile geldi. Bakın taş dile geldi. Bu aslında taşın dili vardı zaten. O esnada taş beni al diyerekten Davut’a seslendi. O yüzden mesela yine meşhurdur ya Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Uhud bizi sever biz de Uhud’u severiz dedi. Uhud dedi dağ. Sırada sırf taştan oluşma. Uhud bizi sever biz de Uhud’u severiz dedi.
Demek ki Uhud seviliyor ve Uhud da onu seviyor. Veya Hazreti Peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine peygamberlik ilan edildikten sonra da edilmezden önce de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri taşlar ona selam sana ey Muhammed derdi. Taşlar. Yolda giderken Mekke’deki taşlar Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine salatu selam ederdi. Ona selam verirdi. biz onu tabi muhakkak taş o ama konuşmaz zannediyoruz. Veya başka bir hadîs-i şerifte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Uhud’un üzerindeyken deprem oluyor. Deprem olunca ayağını veya bir rivayette de asasını vuruyor Uhud’un üzerine diyor ki ey Uhud sakin ol üzerinde bir nebi bir sıddık ikide şehîd var diyor.
Deprem kesiliyor anında. Demek ki laf dinliyor. Uhud onun sözünü dinledi de ümmet onun sözünü dinlemedi. Uhud sözünü dinledi sakin oldu durdu. Bir de burada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin mu’cizesi çıktı ortaya.
Hz. Ebû Bekir’in “İki Şehîd Var” Sözü — Hz. Ömer ve Hz. Osmân; Cansız Varlıkların Dili, Mes’ele Ma’nevîye Sevk
Bir sıddık iki şehîd dedi. Sıddık Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz iki şehîd dedi. Hazret-i Ömer ile Hazret-i Osmân Efendimiz ikisi de şehîd oldu. Demek ki cansız gibi görülen varlıkların hepsinin de bir dili var. Cansız değiller onlar konuşuyorlar. Hazret-i Pîr bunu söylerken bizi ma’nâya sevk ediyor. Bugünkü böyle uydurukça değil diyorum ben onu. Bizi metafizye götürüyor ma’nâya götürüyor bizi. maddenin ötesine götürüyor. Diyor ki sen etrafındaki dalı taşı toprağa ağaçları bitkileri cansız zannetme. koca Yunus da diyor ya bizim sordum sarı çiçeğe annen babam var mıdır çiçek bana dedi ki annen babam topraktır. Peki sen sordun mu? Kendime soruyorum bunu. Ey Mustafâ Özbağ sen sordun mu? Sordun mu sarı çiçeğe?
İlahi ne kadar güzel. Herkesin dilinde. Sen sordun mu? Sordun da cevap aldın mı? Ama bu bize şimdi tuhaf geliyor. Bu bize yanlış geliyor. Sen bir kuşla konuştun mu? Sen bir ağaçla konuştun mu? Sen bu direkle konuştun mu? Sen etrafındaki eşyayı nasıl hor kullandın? Gömleği yırttın yırtarken düşündün mü? Bunun da Allâh’ı zikretti diye. Gömleği attın attığın gömlek de ne kadar zikrullâh yapmıştın? O gömlek zikrullâh’a aşina olmuştu. Ve o gömlek zikrullâh yapmak için can huraç atıyordu. Sen ne yaptın gömleği? Çöpe attın. Oysa sûfî çöpe atmazdı onu. Sebep? Çünkü o zikrullâh’a aşinaydı. O Allâh’ı zikrederdi. Neden sûfîler kendilerince hep böyle fazla elbise değiştirmemişler? Aynı elbiselerle zikrullâh’a gitmişler.
Çünkü o elbiseler zikrullâh’a aşina. Ne dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri? Size ölü yıkık evle, harabe evle, mamur ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Harabe ev çok güzel de olsa içinde zikrullâh yapılmayan evdir. Evinizde zikrullâh oluyor mu? Evinizde zikrullâh olmuyorsa orası sizin villanız, sizin o 5 yıldızlı eviniz, sizin böyle 5 oda 1 salonunuz harabe. Senin evinde zikrullâh yapılmıyorsa, senin evine zikir ehli girmiyorsa, senin evinde zikrullâh yok ise harabe senin evin. İstediği kadar mamur olsun senin evin. Ama senin evin eski evinde zikrullâh oldu. Orası mamurdur diyor. Zikrullâh bu kadar kıymetli. Aranızda ölü ile diri aranızdaki farkı söyleyeyim mi?
Söyle ya Resulallah. Allâh’ı zikreden diridir, Allâh’ı zikretmeyen ölüdür. Allâh’ı zikretmeyen insanlar ölü hükmünde. Onlar öldüklerinde dirilecekler. Öldüklerinde uyanacaklar. Öldüklerinde kendilerine gelecekler. Gel sen o son nefesi vermezden önce Allâh’ı zikret. Allâh’ın zikri ile tanış ve o bütün kâinâtın zikrullahına sen de katıl. O büyük zikrullâh senfınosuna sen de katıl.
Sen de O Zikri Yap — Seherlerde, Gündüz, İşine Giderken, Yemek-Ütü Yaparken Allâh’ı Zikret; Heva-Heves ve Gaflet Yasağı
Sen de o zikri yap. Kalk seherlerde Allâh’ı zikret. Gündüz zikret. İşine giderken zikret. Otururken zikret. Yemek yaparken zikret. Ütü yaparken zikret. Dedikodu yapacağına zikret. Telefonda oraya buraya bakacağınıza zikret. Orada burada dolaşacağınıza zikret. Allâh’ı zikret. Allâh’ın zikrinin dışında yaptığın her şey gaflet. Hevâ heves. Bir kimsede zikrullâh oturmuyorsa o kurtuluşa ermedi. Her an için ayağı kayabilir o kimsenin. O kimse zikirle hemhal olacak. O kimse çünkü o müminleri tarif ederken Cenâb-ı Hakk onlar ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine dururken Allâh’ı zikrederler. Namazları kıldıktan hemen sonra diyor âyet-i kerimede ayakta zikrettin mi? Zikrettin mi ayakta? Sen yürürken zikrettin mi?
Otururken zikrettin mi? Yatarken zikrettin mi? Ancak o zaman sen Allâh’ı zikretmiş sayıldın. Bu Ümmet-i Muhammed’i zikirden de uzaklaştırdılar. Ne o hücum olacaksın? Ben yeni dervîş oldum da herkesin sözü oydu. Aa huucu olmuş o. Evet huucu oldum. Allâh’ı zikrettim. Evet. Ne diyorlarsa desinler Allâh’ı zikret cânım kardeşim. Kurtuluşun zikrullâh’ta. Ölürken dilin zikrullâh ile ıslak olsun diyor hadîs-i şeritte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem sahabesine. Sahabesine söylüyor bunu. Diyor ki bana bir şey söyle. Bana bir nasihatte bulun. Kurtuluşa ereyim onunla diyor. Sahâbe kurtuluş için çırpınıyor. Bizim gibi kat alacağım, yat alacağım, elbise alacağım. Şunu şöyle yapacağım, bunu böyle yapacağım diye çırpınmıyor.
Son nefesi için çırpınıyor. Kurtuluşu için çırpınıyor. Soruyor hazreti peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem’e. Bana öyle bir şey söyle. Ben onunla kurtulayım. Diyor ki dilin ölürken zikrullâh ile ıslak olsun. Ama bu Ümmet-i Muhammed’e bu insanlara tarîkat düşmanlığı, veli düşmanlığı, şeh düşmanlığı, tasavvuf düşmanlığını içimize yerleştirdiler. Bir tane Kaydırı Gubbak bir adam çıktı. Onun üzerinden bütün ehli tarikata saldırdılar. Dertleri ehli tarîkat değil, dertleri İslâm. Ne yazık ki Müslümanım diyenler de saldırıyor. Ne yazık ki ehli tarikatım, ehli cemaatım diyenler de saldırıyor. Birisi çıkıyor diyor ki, Bediüzzaman Sayyid-i Nur Hazretleri dedi ki o zaman tarîkat zamanı değil. İyi, okudun mu mektubat 29. mektup 9. kısım 8. telviyeyi?
Okumadın. Hatta okutmadınız da. Hatta mektubatın içinden kaldırdınız onu. Bunun zamanı değil dediniz. Bediüzzaman Sayyidi Nur Hazretleri’nin kitabına ihânet ettiniz. Yoluna ihânet ettiniz. Bu şuna benziyor. Bu hadîs-i şerîf şimdi söylenmez. Allâh Resûlü söylemiş bu hadîs şimdi söylenmez. İhanet ettiler.
Dîn-Adına-İhânet — Cihâd Âyetlerini Mensûh Sayma, “Bu Zamanda Uygulanmaz” Diyenin Küfür Ehli Sayılması
Hazret-i Peygamber’e de ihânet ettiler. Kur’ân’a da ihânet ettiler. Dîn adına ihânet ediyorlar. Şimdi cihâd ayetleri konuşulmaz. Dîn adına dinler. Dîn darlar dîne ihânet ediyor. Kur’ân’a ihânet ediyor. Herhangi bir âyet-i keriminin bu zamanda uygulanmayacağını söyleyen bir kimse küfür ehlidir, kâfirdir. O İslâm dünyasına ihânet ediyor, satılmış şerefsiz, kanı bozuk değnekçi. İnsanlar da onu dinliyorlar. Değil. Bir hadîs-i şerîf, bu hadîs-i şerîf bu zamanda söylenmez diyen kimse Hazret-i Peygamber’e ihânet ediyor. O dinine ihânet ediyor. Sana mı düştü bu hadîs-i şerîfini hangi zamanda söylenip söylenmeyecek? Aynı şey. Bediüzzaman Sayyidi Nurs Hazretleri 29. Mektup, 9. Kızım 8. Telvi. Tasavvuf tarîkat, hakikat namlar altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır ki denizler mürekkep olsa, bütün ormanlar kalem olsa, o deryadan bir damlayı yazamaz diyor.
Okuyun. Bunu söylediğimde önce risaleciler karşı geliyor. Orada diyor çünkü. Bir kimse diyor, adi samimi bir dervîş olsa, Sisi’yle meşayıya duyduğu muhabbet cihetiyle zındıkanın karşısında asla diyor imanını yok etmez, imanı gitmez. Ama diyor bir kimse mütefendinin âlim olsa bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması müşkürleşmiştir diyor. Buyurun. Zikrullâh var çünkü. O kimse zikirle dirilecek. Kalbin zikirle dirilecek. Kalbin zikirle temizlenecek. Zikrin yoksa insan değilsin. Zikrin yoksa insan değilsin. Sebep her an için sapkınlığa düşebilirsin. Her an için hayvanda daha aşağı bir mahluk olursun. Sebep çünkü sen zikrullâh’a sırtını döndün, zikrullâh’ı unuttun, zikrin yok. Zikrin yoksa sen insan bile değilsin.
Görüntün insansın. Evet. Çok net konuşuyorum. Çok net. Bir kimse zikrullâh’a sırtını döndüyse Allâh’a sırtını dönmüştür. Hayvandan aşağı mahluktur. Bir kimse zikrullâh yapmıyorsa, zikrullâh yapmıyorsa, Allâh’ı zikretmiyorsa hayvandan aşağı mahluktur o. Bunları konuşmak için cesaret lazım. Mü’min cesaretlidir. Mü’min hakkı ve hakikati her platformda haykırır. Başı uğruna haykırır. Evet. Çünkü sen hala da elindeki yiyeceğin zikrullahını duymadıysan kendini sorgula. Sen kullandığın eşyanın zikrullahını duymadıysan kendini sorgula. Kendi hücrelerinin zikrini duymadıysan kendini sorgula. Yürürken taşların zikrini, duvarların zikrini, ağaçların zikrini, kuşların zikrini duymuyorsan kendini sorgula.
Canım kardeşlerim bunlar uzak şeyler değil. Kendinizi Allâh’a teslim edin. Kendinizi Resûlullâh’ın sünnetine teslim edin. Sünneti seniyeye tabi olun. Gidecek olduğunuz tek yol var. Kur’ân ve sünnet. Hz.
Hz. Peygamber’in Mezârın Başına Gitmesi — “Bu Kardeşleriniz Kabir Azâbı Çekiyor”; Profesörlerin Kabir Azâbını İnkârı
Muhammed Mustafâ’nın Sünnet-i Seniyye’si. Onun mucizelerini, onun mucizelerini tekrar tekrar okuyun. Yaşamış olduğu halleri, yaşamış olduğu hayatı okuyun. Deyin ki bu neden bizde yok? Gitti mezârın başına, mezârın başına. Dedi ki bu kardeşleriniz kabir azâbı çekiyor. Şimdi profesörüm diyen kimseler kabir azabını inkar ediyor. Bakın Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gitti. Yanında birçok sahâbe var. Dedi ki bu kardeşleriniz kabir azâbı çekiyor. Birisi dedi ayakta bevletmekten dolayı. Birisi laf getirip götürmekten dolayı. Laf getirip götürenler, dillerine sahip olmayanlar. Olur olmaz konuşanlar. Bir başkasının sözünü bir başkasına götürenler. Duyduğunu bir başkasına aktarman yalan olarak değil.
Yalan olarak yeter denilen hadîs-i şerifi es geçip duyduğunu bir başkasına aktaranlar. Allâh’a nasıl hesap verecek? Kabir azabı var. Kabir azabı var. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kabre vakıf idi. Hepsinin başına birer tane hurma dalı dikti. Hepsinin başına üç tane mezarlık, üç tane hurma dalı dikti. Dedi ki bunlar rüzgar estikçe, haye esmasını okuyacak. Ve bunların dedi kabir azabını hafifleyecek. Bizim mezarlıklarımız o yüzden kara selvilerle doludur. Neden? Kara selvi hiçbir zaman yeşil yaprağını yok etmez. Mezarlıklarınızı kara selvilerle donatın. Bunu da terk etti Ümmet-i Muhammed. Gidin mezarlığın başına kara selvi dikin. Gidin annenizin babanızın mezarlığın başına kara selvi dikin.
O ahidiyet kesmedin. Ve annenizin babanızın veya yakınlarınızın o vefat eden kimsenin başında o selvi estikçe hadîs var çünkü. Kabirdekinin kabir azâbı hafifleyecek. E gidiyorsunuz şimdi. Gidin mesela îmân bir Givazetlerin başında kocaman bir kara selvi var. Dört beş kişi toparlansa ancak bir onu sarar. Evet. Çünkü o eskiler bunları önemsellerdi. Her şey Allâh’ı zikreder. Her şey. E bunu felsefeciler kabul etmiyor. İslâm dünyasındaki bir kısım insanlar bunu kabul etmiyor. Allâh’ı zikretmeyen hiçbir zerre yoktur. Allâh bizi zikredenlerden eylesin. Âmîn. O yüzden mahşerde de vücudunuz dillenecek. Bütün azalarınız dillenecek. Rabbim o mahşer yerinde bütün Ümmet-i Muhammed’i muhafaza eylesin korusun.
Âmîn. Cümlemizi orada uzuvlarımızın aleyhimize şâhitlik etmesinden korusun. Âmîn. Af olmuş olarak huzurunu alsın bizleri. Âmîn. Af olmuş olarak alsın ki o hazreti Muhammed Mustafâ’nın ve diğer peygamberlerinin önünde bizi Cenâb-ı Hakk utandırmasın. Âmîn. O yüzden insanların kemiklerine varıncaya kadar, tüylerine varıncaya kadar mahşer yerinde konuşacak hepsi de. Bunu kabul etmeyebilir akıl-evveller.
Aklı-Evveller Hadîslere İtirâz Eder — Hadîslerle Sâbit Hakîkatler ve Cansızların Konuşması
Ama bu hadislerle sabittir. Rabbim bizleri muhafaza eylesin inşâallâh. Âmîn. Konu başlığı.
Mesnevî 2150. Beyit Konu Başlığı: Ebû Cehil Aleyhi’l-La’ne’nin Elinde Taş Parçalarının Dile Gelip Hz. Muhammed’in Doğruluğuna Şehâdeti
Peygamber Aleyhisselâm’ın mu’cizesi Ebû Cehil aleyhillanenin elinde taş parçalarını ıslatan. Ebû Cehil’in elinde taş parçalarının dile gelerek Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemin doğruluğuna şehâdet etmeleri. Ebû Cehil’in elinde taş parçaları vardı. Dedi ki ey Ahmet şu avucumda ne saklı? Çabuk söyle. Madem ki göklerin sırrına vakıfsın. Peygamber sen avucumda ne saklı? Peygamber onlar nedir ben mi söyleyeyim yoksa onlar mı doğru olduğumuzu söylesin bizi taksik etsinler. Hangisini istersin dedi. Ebû Cehil bu ikincisi daha garip deyince, Peygamber dedi ki evet Allâh onda daha ilerisine de kadirdir. Dedi. Derhal Ebû Cehil’in avucundaki taşlarının her biri şehâdet getirmeye başladı. İbadete layık hiçbir şey yoktur ancak tek Allâh’a tapılır dedi ve Muhammed Allâh’ın elçisidir incisini deldi.
Ebû Cehil taşlardan bu sözü işitince hiddetle taşları yere vurdu. Tabi hiddetle yere vurmakla kalmadı. Dedi ki sen tam bir büyücüsün. Orada bırakmadın sen dedi bir büyücüsün. Hazret-iPir bu örneği bu hadîs-i şerifi buraya alarak tan bir hem cansız gibi görünen taşların Allâh’ı zikrettiğini, Cansız gibi görünen taşların Hazret-iMuhammed Mustafâ’nın peygamberliğini kabul ettiğini, Cansız gibi görünen taşların Allâh’a ibâdet ettiğini gösterdi. Ve taşlar kendiliğinden Hazret-iPeygamber o elindekiler benim kim olduğunu söylesin deyince, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûluhu dedi taşlar. Öyle deyince Ebû Cehil attı taşları elinden. Çünkü Ebû Cehil şuna inanmıyordu.
Allâh’ın varlığına birliğine ve aynı zamanda Muhammed Mustafâ’nın peygamberliğine îmân etmiyordu. Şimdi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar edenlerle Ebû Cehil’in arasında bir fark yok. O gün için Ebû Cehil o mucizeyi inkar ediyordu, sen büyücüsün diyordu. Bugün de Hazret-iMuhammed Mustafâ’nın mucizelerini inkar ediyorlar. Ve demek ki hadîs-i şerîf de sabit oldu ki cansızmış gibi görünen varlıkları da Cenab-ı Hakk’ı zikrediyor, Hazret-iMuhammed Mustafâ’nın peygamberliğini tahsik ediyor. Ve o bu taşların konuşması, bu konuda çok rivayet var taşların konuşmasıyla alakalı. O yüzden mesela bütün bu noktada Hazret-iPeygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini bütün bizim canlı veya cansız olarak nitelendirdiğimiz bütün varlık onun peygamberliğini ilan etmiş oldu.
Rabbim bizleri o peygambere hayırlı bir ümmet eylesin. Bizleri zikir ehli eylesin. Her dâim kendisini zikreden kullarından eylesin. Günahlarımızı, kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Yolumuzu, istikametimizi Kur’ân ve sünnet noktasında dâim eylesin. Âmîn.
Kaynakça
- Mesnevî 2150. Beyit Girişi — Felsefecinin Dîni İnkâr Kudretsizliği: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter 2150-2160. beyitler («Felsefecinin dîni inkâra, Yahûdî ehliyle mübâhaseye kudreti yoktur, hak dîn onu mahveder») — klasik şerh: Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi 1/565-590; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/560-590; klasik tasavvuf — Mevlânâ Câmî, Şerh-i Mesnevî; klasik mukābele — İmâm Gazzâlî, el-Münkızu mine’d-Dalâl; Tehâfütü’l-Felâsife; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde felsefe-tasavvuf farkı tedrîsi.
- Mahşer’de Uzuvların Şehâdeti — Yâsîn Sûresi: Yâsîn 36/65 («El-yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tükellimünâ eydîhim ve teşhedü ercüluhüm bi-mâ kânû yeksibûn»); Fussilet 41/19-22 («Hattâ iẑâ mâ câ’ūhâ şehide aleyhim sem’uhüm ve ebsâruhüm ve cülûduhüm bi-mâ kânû ya’melûn»); Nûr 24/24; Mücâdele 58/6; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Şehâdetü’l-A’zâ” bâbı; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât.
- İsrâ 17/44 “Yer ve Gökte Ne Varsa Allâh’ı Tesbîh Eder”: İsrâ 17/44 («Tüsebbihu lehü’s-semâvâtü’s-seb’u ve’l-arzu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî»); Hadîd 57/1; Cum’a 62/1; Tegābün 64/1; Saff 61/1; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; Kurtubî 10/263-275 (her şeyin tesbîhi); klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Tesbîhü’l-Mevcûdât” bâbı; Fusûsu’l-Hikem; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «cansız varlıkların canlılığı (her şeyin canlı oluşu)» — modern okuma: Süleyman Uludağ.
- Esmâ Vücudu Komple Tutar — Hû/Hayy/Kahhâr Vücutta Akış: Halvetî zikir tedrîsinde esmânın hücrelere işlemesi — Yûsuf Sünbül Sinân, Risâle-i Tarîkat; Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; klasik dervîşlik — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Esmâ-i Hüsnâ” bâbı; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Sereyân-ı Esmâ” bâbı; «Hû esmâsı» — Hadîd 57/3; «Hayy esmâsı» — Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî); «Kahhâr esmâsı» — Yûsuf 12/39; klasik esmâ literatürü — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ; modern okuma — Mehmet Yaşar Soyalan.
- Yemek-Su-Bitkilerin Konuşması Hadîsleri — Metafiziki Reddeden Akıl: «Yemeğin tesbîhi» — Buhârî, “Menâkıb” 25 (Hadîs no: 3579, ay tutulduğu hadîse benzer); «Hannâne (ağaç gövdesi) hadîsi» — Buhârî, “Cum’a” 26 (Hadîs no: 918); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/249, 363; «Hz. Peygamber’in elinde taş parçaları tesbîh eylemesi» — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve; Süyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; klasik şemâ’il — Tirmizî, eş-Şemâ’ilü’l-Muhammediyye; Kādî İyâz, eş-Şifâ; «metafiziki reddeden modernist hadîs inkârcılığı» tenkîdi — Mustafa Sibâî, es-Sünne ve Mekânetühâ fi’t-Teşrî’i’l-İslâmî; klasik mukābele — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs.
- Hz. Ebû Bekir’in “İki Şehîd” Sözü — Hz. Ömer ve Hz. Osmân; Uhud Dağının Tepkisi: Uhud dağının sallanması ve Hz. Peygamber’in «Sebât yâ Uhud, fe-mâ aleyke illâ nebiyyün ve sıddîkun ve şehîdân» (Buhârî, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 5, Hadîs no: 3686); Müslim, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 50; Tirmizî, “Menâkıb” 16; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik tarih — Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; İbn Sa’d, Tabakātü’l-Kübrâ; modern okuma — Hayreddin Karaman; klasik tedrîs — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Cemâdâtın Hayâtı” bâbı.
- Sen de O Zikri Yap — Her An Zikrullâh, Heva-Heves Yasağı: «Devamlı zikir» — Ahzâb 33/41-42 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû’ẑkürullâhe ẑikran kesîrâ, ve sebbihûhu bükraten ve asîlâ»); Bakara 2/152; Âl-i İmrân 3/191; Cum’a 62/9-10; klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/259-340 (“Ẑikr”); İbn Kayyim, el-Vâbilü’s-Sayyib; «her hâlde zikir» — Buhârî, “Daavât” 66 (Hadîs no: 6408); Müslim, “Ẑikr” 38-39; klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; «hevâ-i hevesi terk» — Furkān 25/43; Câsiye 45/23; klasik tasavvuf — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye.
- Cihâd Âyetlerini Mensûh Sayan Modernist Yaklaşımın Küfür Ehli Sayılması: Cihâd âyetlerinin mensûh olmadığı tedrîsi — Bakara 2/190-194; Tevbe 9/29-36; Hac 22/39-41; Ankebût 29/69; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; klasik fıkh-ı cihâd — Serahsî, el-Mebsût, “Siyer” bâbı 10/1-150; Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; modern okuma — Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku; «modernist âyet inkârcılığı» tenkîdi — Mustafa Sibâî; klasik mukābele — İbn Hazm, el-Fasl fi’l-Milel.
- Hz. Peygamber’in Mezârın Başında “Bu Kardeşler Kabir Azâbı Çekiyor” Sözü: Buhârî, “Cenâ’iz” 84-87 (Hadîs no: 1361-1362, «innehümâ le-yu’aẑẑebâni»); Müslim, “Tahâret” 111 (Hadîs no: 292); Ebû Dâvûd, “Tahâret” 11; Nesâî, “Cenâ’iz” 116; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 3/222-235; «kabir azâbı sâbittir» — klasik akāid: Mâtürîdî, Te’vîlât; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/430-465 (“Ahvâli’l-Mevtâ”); İbn Kayyim, er-Rûh; «modernist kabir azâbı inkârı» tenkîdi — Hayreddin Karaman; klasik mukābele — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ.
- Aklı-Evveller Hadîs İtirâzı — Hadîslerle Sâbit Hakîkatler: «Hadîs inkârcılığı tenkîdi» — Mustafa Sibâî, es-Sünne ve Mekânetühâ fi’t-Teşrî’i’l-İslâmî; modern Türkçe — M. Sait Yazıcıoğlu, Hz. Peygamber’in Sünneti; klasik usûl-i hadîs — Süyûtî, Tedrîbü’r-Râvî; İbn Hacer, Nuhbetü’l-Fiker; «aklı evvelin hadîse muhâlefeti» — klasik usûl: Şâtibî, el-Muvâfakāt; klasik akāid — Mâtürîdî; «cansızların konuşması» — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve; İbn Hacer, Fethü’l-Bârî.
- Mesnevî 2150. Beyit Konu Başlığı — Ebû Cehil’in Elinde Taş Parçalarının Dile Gelip Hz. Muhammed’i Tasdîki: Ebû Cehil (Amr b. Hişâm, öl. 624 M., Bedir Savaşı’nda öldürüldü) — klasik siyer: İbn İshâk, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Hişâm, es-Sîre; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; klasik mucize edebiyâtı — «taşların tesbîhi» — Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve; Süyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; Kādî İyâz, eş-Şifâ; klasik şerh — Konuk; Tâhirü’l-Mevlevî; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Mu’cize” bâbı; «mu’cize-kerâmet farkı» — İbn Teymiyye, el-Furkān; klasik akāid — Mâtürîdî; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; bu sohbet 06.03.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Mesnevî 2150. beyit dersi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Ruh, Sünnet, Muhabbet, Hamd, Tesbîh, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı