Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #166 — “Evime Gelen Dervîş Daha Lüks Görsün” Tedrîsi ve Değişim-Dönüşüm

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #166 — "Evime Gelen Dervîş Daha Lüks Görsün"…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Bayındır Havalimanı-Şoförlü Araba Bahsi — Mecburî Uçak Yolculukları (Trabzon, Anteb, Antalya)

Evet, ne var bunda? Neden şoförlü araba binmezse? Ya bize şoförlü araba mı verirler? Bir müracaat etmeyiz zaten öyle bir şey de ihtiyaç duyulmaz. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Ya benim sizden bizden bir farkım yok ki aslında. Nasıl bir şey? Allâh bizi affetsin. Ben öyle çok uçakla oraya buraya gidip gelen bir kimse değilim. normalde bir arabayla günübirlik gidip gelemeyeceğim yerlere mecburiyetten uçakla gidip geliyorum. Ona da bir kulp takarlar şimdi her yere uçakla gidiyor diye. Ama mecbur bir Trabzon’a gittim geldim, bir de Anteb’e gittim geldim. Bu önümüzdeki salı değil bir daha ki salı. Antalya’ya gideceğim, geleceğim. O yüzden de başka bir şey değil. Ne olacak? Biniyorum belediye otobüsüne.

Havalanın önünde bırakıyor. Oradan uçağa biniyorum. Dönüşte de tekrar belediye otobüsüne biniyorum. Biniyorum geliyorum gayet kolay biniyorum. Bir sıkıntı yok. Biz öyle gösterişi işleri bilmiyoruz. Fukara insanız biz. Fukara derken böyle maddi anlamda filan değil. Allâh bizi affetsin. Ama o kadar da devasa bir şeyimiz de yok. Kendi kendimize yetebiliyoruz o kadar. Şimdi başka yerlere gidecek. Şimdi biraz daha aşacağım mevzuyu da Allâh bizi affetsin. Herkesin kendince ölçüsü. Allâh rahmet eylesin.


Şeyh Efendi’nin “Evine Gelen Dervîş ’Bizim Evimiz Daha Lüks’ Desin” Nasîhati — Hz. Peygamber’in Ashâbıyla Sade Yaşamı

Şeyh Efendi Hazretlerinin bana bir nasihati var. Nasihati şuydu. Mustafâ Efendi oğlum senin evine gelen dervîşler baktığında şunu desinler. bizim evimiz daha buradan güzel. Daha lüks. E şimdi bu bir ölçü. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ashâbıyla beraber yeri içerdi. Onlarla beraber yaşardı. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gösterişten, şatahtan, şatafattan uzaktı. Bizim üstadımız da Abdullah Efendi Hazretleri de öyle gösterişten, şatahtan, şatafattan uzak bir insandı. Öyle asla gösterişe kaçacak, şatahta, şatafatta kaçacak bir şeyi istemezdi, sevmezdi de. Ondan sonra bize de ölçü kaldı onun o hayatı. O yüzden bizim öl konuda bir sıkıntımız yok şükür hamdolsun. uçağa da mecburiyetten.

Ben uçak yolculuğunu çok seven bir kimse değilim. oradaki o böyle prosedürler, oradaki hareketler hiç hoşuma gitmiyor benim. kibirlilik var orada böyle. Aman çok önemli sanki perdeyi kapatmalar falan böyle. Veyahut da bir saat öncesinden havalanda olacaksın oradan, oradan kimlik göster, ona kendini arat, oradan bilmem ne yap. Bir de bakıyorum öyle gidip geldiğimde böyle gereksiz koşuşturmalar, gereksiz böyle gösterişler, gereksiz kibirlilikler böyle doldurmuş orayı. sanki havaalanını kullananlar da aynı şekilde. havaalanını kullanıyor, uçuyor. Çok önemli sanki. Oradan o bilet alanlar sanki uçağı satın aldı. Böyle bir tuhaf bir kibirlilik akan bir yer benim nazarımda. Ben arabayla gidip gelmek benim için daha özgür, daha kolay, daha rahat.

İstediğin yerde oturuyorsun namazını kılıyorsun, ne bileyim yemeğini yiyorsun, kahvaltını yapıyorsun, yoruldun yat arkada dinlen. Bu benim için daha şey hoş. Kafana göre git kafana göre gel. Havaalan öyle değil ya belli saati var, dakikası var, yetişeceğim diye uğraşıyorsun koşturuyor. Bunlar da bende stres oluyor. E şimdi yaş geçiyor, şeker de var. Bir şey kendini ben oldum olası bir şey kendi kendime zorunlu kılarsam ondan rahatsız olmam. Kendi kendime zorunlu kılacağım, kendi kendime disiplin edeceğim, ondan rahatsız olmam. Örün türlü birisi bana bir şey dayatınca, birisi bana bir disiplin etmeye kalkınca benim teller yanıyor.


Randevu-Disiplin Sıkıntısı — “Beni Serbest Bırakmanız En Büyük Hizmettir” Tedrîsi

Buna alışkın değilim ben. Birisi bana böyle bir şeyi zorlasa benim cânım sıkılıyor ondan. Onu kaldıramıyorum ben. Ben kendi kendimi disiplin etmeliyim. O yüzden kolay kolay bir şeye söz vermem. Bunu yapacağım demem. bazen arkadaşlar randevu istiyorlar, benden randevu istemeyin diyorum açıklıyorum ya. Ben bu sefer kendimi, bu konuda kendimi oraya zapt u rabt altına alınmış gibi hissediyorum. Veya bir ne saat verdim, üçte gel dedim, o üçte gelmezse cânım sıkılıyor. Gelmedi üçte kapatayım kepengi geçeyim diyorum ne yapmaya gelmedin üçte. Bunun gibi veyahut da ben birisi beni disiplin etmeye kalkınca ona da cânım sıkılıyor. Birisi bir şeyi bana mecbur edince ona da cânım sıkılıyor. Zaman zaman bunlarla karşılaşıyorum ben.

Hadi dervişleri kırmamak, incitmemek için susuyorum mesela. yok kardeş beni serbest bırak ya. Beni özgür bırak, ben kafama göre takılayım boş ver. ben yolda kalıyorum, kalıyorum, yada yolda yemek yiyorum, yiyorum. Ben böyle kafama göre yaşamak hoşuma gidiyor benim. Ama böyle uçak yolculuğu falan bana hoş değil. Veya şimdi ara sıra Cevdet’le gidiyoruz. Ondan sonra ben onun da işine engel oluyorum diye düşünüyorum. Ben diyorum kimsenin işine engel olma Mustafâ Ezber. Kimsenin işine aşına eşine engel olma. herkes severek beni bir yere götürmek ister gelir gider bu konuda bir sıkıntı yok. Ama ben kendi kendim ondan rahatsız oluyorum. ben böyle garip insan misali yalnız gideyim geleyim kendi işimi kendim göreyim.

Benim durumum o. Ha birilerinin çakarlı arabası varmış umurumda değil. Birilerinin 17 trilyon parası varmış paylaşamıyorlarmış. Umurumda değil. Birilerinin tapuları varmış bir türlü paylaşamıyorlarmış. Umurumda değil. Birilerinin şirketleri varmış. Ondan sonra paylaşamıyorlarmış. Umurumda değil veya birilerinin millet cemaatü sömürmüş. Umurumda değil beni ilgilendirmiyor onlar. Ben Kur’ân Sünnet tarihisinde kendimce yaşamaya çalışıyorum. Arkadaşlara da Kur’ân ve Sünnet anlatmaya çalışıyorum. O yüzden bir başkalarıyla yarışacak durumda da değilim. Ben de öyle bir çakarlı araba olsa utancımdan binemem. Benim öyle bir Allâh affetsin durumum yok. Ben normalde Suudana, Kabbaşı’ya gidince Kabbaşı bir karşılama yapmış yerinde ben toprağa yaracağım içine gireceğim.

Utancımdan kafamı kaldıramadım. Kendi kendimi de biliyorum ben. Tabii onların şeyleri bu. Ne o? Kendilerince gelenekleri, görenekleri, örfü, ne bileyim bir Üssat bir şeyh öyle karşılanıyormuş. Onlar öyle karşılıyorlar ondan sonra ama ben böyle onlara alışkın değilim. Allâh bizi affetsin. Bu kim yazdıysa bu arkadaş. Kinaya yapmış. Edebiyette kinaya yapmak var ya bu da onun gibi. Rabbim bizi affetsin inşâallâh. Ben bütün arkadaşlara da söylüyorum, gene söylüyorum. Gittiğim yerlerde bana bir hizmet yapmayın. Allâh râzı olsun. Beni serbest bırakmanız en büyük hizmet bana. Beni bir şeye zorunu kılmamanız en büyük hizmet. Ben bir şeye zorunlu olmayayım. Böyle arkadaşlar beni yemeğe davet etmesinler.

Kalıp yatmak için davet etmesinler.


İmâmların Tekbîrde Allâh Telaffuzu Hatâsı (Ellâh, Lillâh, Hullâh) — Şive İhtimâli ve Beyân Mecbûriyeti

Bunu tevâzû noktasında söylemiyorum. Bunu kendi iç dünyam benim. Ben öyle daha mutluyum. Ben gideyim orada zikrullâhı yapayım, sohbeti yapayım. Ne yapacaksam yapayım. Oradan döneyim geleyim. Yunus’un hesabı bir garip ölmüş diyenler cesedini üç gün sonra bulurlar. Soğuk su ile yuvalar. Böyle garip bencileyim. Ben garip olarak yaşayayım böyle ben. Ben hayatımdan memnunum. Şeyh Efendi Hazretleri ile giderken ben yatacak yer aramazdım. Yemek yeri aramazdım. Hiç böyle isterdim ki Cenâb-ı Hakk beni herkesin gözünden ayırsın. Kimse beni görmesin. Hem de öyle olurdu. Kimsenin aklına gelmezdim ben. nerede kalacaksın, nerede yatacaksın. Ben giderdim bir benzinliğe, çekerdim arabaya. Orada yatardım. Orada duşumu dalırdım. tekrar Şeyh Efendi arardı sabahleyin.

Usta Efendi neredesin? Buyurun efendim şuradayım demem. Buyurun efendim. Hadi oğlum gel kahvaltı yapalım. Ben giderim onun kaldığı yerde kahvaltıyı yapalım. Rahat ettin mi gece? Çok rahat ettim efendim. Çok rahat ettim. Duşunu aldın mı? Aldım efendim. Duşumu aldım yer benzinlikte, tuvalette. Hiç ben bir mi şikayet edeyim mi okumam? Biz öyle 18 yıl yaşadık onunla. Ha, misafir eden olurdu. O misafir edecek olan da benden sınıf geçmesi lazım. Ben tırıl bir insanım. O zaman misafir olurdum ona. O da kolay kolay değil. bütün Türkiye’ye dolaşmışızdır. iki yerde misafir oldum öyle. Ne bir şeydi de benim odam vardı. Onun evinde zaten o ayrı. Orayı bile kullanmazdık. Gider gelirdik. Hamdolsun. O yüzden arkadaşlar böyle bunu bir daha söylemekte fayda görüyorum.

Allâh rızası için. Bana hiçbir hazırlık da bulunmayın. Nereye gidersem gideyim. Bütün şehirler, iller, kasabalar, köyler hepsi dahil buna. Ben yiyecek, yatacak hiçbir şey lazım değil. Ben hepsi de lazım olanlar arabada var verin. Ben giderken göçebe insanım. İnsanım. Götürüyorum ben bir yere giderken. Bundan da şikayetçi değilim. O yüzden bütün arkadaşlara lütfen beni herhangi bir şeyde zorlamayın. Ne olursa olsun. Benden söz almaya da çalışmayın. Ben onlardan rahatsız oluyorum. Ben kendi kendimi disiplin ediyorum. Benim kendime göre bir kendime münhasır bir hayatım var. Allâh’ın izniyle. Cenâb-ı Hakk böyle bu şekilde dimdik bu dünyadan göçüp giderlerden eylesin. Âmîn. Farz namazlarını cemaatte kılmaya gayret kestiririm.

Farzı kıldıran imâmlar tekbîr verirken Allâh demek yerine Ellâh veya Lillâh, Hullâh diyorlar. Allâh’ın ismini Allâh diye zikretmek yerine yanlış söylemlerde bulunuyorlar. Farz namazımızın geçerliliği kabul olur mu hakkınızı helâl edin. Bunda belki de bir şive söz konusu olabilir. O namâz kıldıran imâm efendiye namazdan sonra bunu beyan edebilirsin.


Belediye Borcunu Şahsî Kredi Kartından Ödeme Câizliği; Yazılı Sorular Sonu Aleyküm Selâm

2007-2008 senesinden beridir sohbette zikrinize dahil olmayan gayret gösteriyorum. İnsanlara Kuran Sünnet üzeri olan hakikati gösterip anlakmıkta geçen ömrünüzde çok insana ışık oldunuz. Yıllar öncesi zikrullahda olan coşkunuz hiç değişmedi daha da artıyor çok şükür. Sayenizde zikirde ferahlık buluyoruz. O zamanlar saçınız, sakalınız, simsiyatı hakikat yolunda gerçekleri aykırmaktan hiçbir şey sizi engelleyemedi. Şu anda pamuk, bembeyaz ve gül gibi çok şükür başımızdasınız. Allâh başımızdan eksik etmesin. Hakkınızı helâl edin. Helal olsun da soru yok burada ben de arkasından soru gerçek diye bekliyorum. Kardeş bizim yüzümüze karşı bizi övmeyin ya bu da sünnet aykırdı. Bir de kendi kendimize ödürüyormuş gibi okuduk bunu.

Allâh râzı olsun. Böyle şeyleri buraya yazmayın lütfen. Ben arkasından soru gelecek diye bekledim. Arkasından soru da gelmedi. Bir insanın yüzüne karşı meth etmek hoş değil. Sünnet-i Seniyye’ye aykırı. Ama bir kimsenin arkasından iyiliğine konuşabilir. Arkasından. Arkasından bir iyilik gördüyse onun iyiliğini konuşabilir. Onun iyiliğini anlatabilir. Dervîş kardeşlerinizin arkasından iyiliklerinizi anlatın. Birisinden bir iyilik gördünüz. Onu anlatın. Birisinden bir fayda gördünüz. Onu anlatın. Bu cömertliğe karşılık olmuş oluyor. bir kimseye bir iyilik yaptı. O iyilik yapana karşılık bir iyilik yapamıyorsunuz siz. Aynıyla veya mistiyle ona cevap veremiyorsanız hadîs-i şerîf-i metni öyle. Onun arkasından onun iyiliğini konuşursanız, iyiliğini dile getirirseniz, onun size yapmış olduğu iyiliğe iyilikle cevap vermiş olursunuz diyor hadîs-i şerifte.

O yüzden Allâh râzı olsun. Böyle bizim yüzümüze karşı meth etmeyin. Bunu da lütfen rica ediyorum. Hakkınızı helâl edin. O yüzden bunlar sünnet-i seniyye aykırı olan şeyler. Hatta Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri birisi sizin yüzüne karşı meth ederse, bir avuç toprak alıp onun yüzüne atın diyor. Burada toprak yok. Bir de hepinizi atmam lazım. Şimdi kim olduğu belli değil. Allâh bizi affetsin. Ben bir yapı denetim firmasında mühendisim yapı sahibinin belediyeye harç ücreti ödeyip, bana dekontu vermesi gerekiyor. Ama kendisi belediyeye gelmek istemediği için parayı bana yollayıp benim yatırmamı istiyor. Ben de o parayı kendim kullanıp, o ücreti şahsî kredi kartımdan ödeme yaptım.

Ama acaba bu şekilde yapmam helâl olur mu? Bunda sıkıntı yok. Sen o ödemeyi yaptıysan, o ödende evrakını dolayı koyuyorsan bir problem yok. Yazılı sorular bitti. Kısaca bir soru olsa olan varsa inşâallâh sorabilir.


En Fazîletli İbâdet — Vakitlerine Göre: Ramazân Oruç, Vakitlere Göre Namâz, Hepsinin Fevkinde Allâh’ı Zikir

Aleyküm selâm. İmam Gazâlî zikirlerin zirvesi hu’dur diye paylaştınız. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Geçen efendim Gazalinin hu zikri zikirlerin zirvesidir diye paylaştınız. Hadîs-i Şerîfte zikirlerin en faziletlisi tevhid, la ilâhe illallah’dır buyuruyor. Bu ikisini kıyasladığımızda nasıl bir yol izlemeliyiz? Zatların veyahut da bu nefis meratipleri yolunda yürürken veyahut da kalbi meratipler yolunda yürürken, her dervişin, her sufinin kendince bir zirve yaptığı bir ismi şerif vardır. Ya o kalbi esması olur ya da nefsin esması olur önemli değil. Veyahut da üstadın ona bir isim verir esmalardan birisini verir. Onu çekmeye başlar. O isim onun ismi azamıdır. Bu tevhid la ilâhe illallah’dan üstündür manası değildir bu.

O şahsa münhasır bir haldir şahsa münhasır bir zikirdir. Gazâlî o esnada hu ismi şerefini hepsinin fevkinde üstünde görmüş. Bu mualdir, doğrudur. Çünkü hu ismi şerefi direkt zata mütalektir. Zata mütalik olunca tevhidi de içine alır. Tevhid hu esmasını içine alır, hu esması da tevhidi de içine alır. Çünkü zata mütalektir. Böyle olunca normalde gazali o esnada o haldeyken onun için zirve ismi azam ismi hu esmasıdır. O der ki bütün sıfatların zikirlerin zirvesi hu esması demiştir. Onun hakkıdır. Ama bu hadîs-i şerife muhalefet noktasında değildir. zikrin eftali la ilâhe illallah’dır. O hadîs-i şerife muhalef olarak algılamayın. Tasavvüfta sûfî öğretisyonundaInterviewer optimalinde bir regulatory okalu bir kimseye Allâh ismasını çek tarihini saydı.

Onun için ismi azam Allâh’tır. O aklına geldikçe Allâh. Allâh’ı zikredecek. O esnada bir perde açıldı ona. O esnada o perde açılınca bir baktık ki mükavanat komple zerreden kürreye her perdede Allâh ismi şerif var. O kimse dedi ki kendi nefsinde ismi şeriften daha yüce bir ismi şerif yok şu anda. Onun hakkıdır. Hallâc-ı Mansûr’un kendi nefsinde enel hak demesi gibi. Onun hakkıdır. böyle denilince tevhidin faziletine bir leke gelmiş değil bu. ibadetlerin normalde zamanına göre faziletleri vardır. Vakit girdiğinde namâz faziletlidir. Vakit girdiğinde hac faziletlidir. Vakit girdiğinde oruç faziletlidir. Vakite göre kendilerince Ramazân ayında deseniz ki en fazîletli ibâdet ne? Oruç. Gönlük ibadetlerinin içerisinde, vakitler içerisinde en fazîletli ibâdet ne?

Namaz. Bunların hepsinin fevkinde olan ne? Allâh’ı zikir. Hadîse sâbit.


Hû, Hayy, Kayyûm, Kahhâr İsm-i Şerîfleri Çekildiğinde Diğer İbâdetler Geri Plana Geçemez — Ölçü

Şimdi bu da onun gibi o esnada o kimse Hu ismi şerifini veya Hayy ismi şerifini veya Kayyûm ismi şerifini veya Kahhâr ismi şerifini nefis maratıplarının zikirleri çünkü bu. Onlar normalde o esnada onun ismi azamı olur bu. Bu tevhidi daha faziletsiz görmek değil. Merham anlatıldı herhalde. Allâh senden razı olsun. Selâmün aleyküm Efendim. Aleyküm selâm. Tasavvuf tarîkat yoluna insan bazlı mı bakmamız lazım yoksa hizmet bazlı mı bakmamız lazım? Bu oradan öyle bakmak lazım buradan böyle bakmak lazım değil ki din zaten insan üzerinedir. Din birinci derecede Allâh insanı önemli kılar. Geri kalan yoldur. Yollar insanların kemali ermesi içindir. Ama önemli olan insandır o yüzden. benim için birinci derecede insan önemlidir.

İnsan önemli ise ona hizmet de önemlidir o zaman. Veyahut da o insanı kemali eldiren yolda da hizmet önemlidir. Hepsi de birbirinin içine bağlı ki. O birbirini ayrıştırmam ben kolay kolay. Babacım bazen bir olay oluyor bir hizmet oluyor. Bunun yapılması lazım şöyle ama bazıların bu duruma gücü yok. Burada saf dışı kalabiliyor. Bu noktada hizmetin mi tamamlanması lazım yoksa o insana dirsek mi koluna mı girmek lazım? Burada ikisi de lazım. bunların ayrışması söz konusu değil ki burada bir şey yapılması lazım. Yapılacağı zaman herkes gönüllülük esası yapıyorsa bir kimse yapar. Bir kimse yapamadı yapamadı cânım kardeşim ne yapalım yani. Onu atmak değil derdimiz ama. Şöyle bakmamamız lazım değil mi babacım bu hizmete gelmiyor.

Hizmete gelmediğinden dolayı bununla muhabbetimi azaltayım gibi. Yok bu doğru değil. Yok bu doğru değil. Olur mu öyle şey yok. Herkes gücünü yettiğince ve kendi nefsini aldığınca ve muhabbeti kadar bir şey yapar. biz onu normalde eksik görme lüksüne sahip değiliz. Yok Allâh bizi affetsin. Burada şimdi kimi eksik göreceksin herkes Allâh’ı sevmiş, Resûlullâh’ı sevmiş, gelmiş. Zikrullâh’ı sevmiş, gelmiş buraya. Cenâb-ı Hakk takvacı üstün olan üstündür demiş. Biz kiminle niyetle gelip gelmedi bizi ilgilendirmez buraya. Herkes gelmiş Allâh’ı kim zikrederse Allâh da onu zikreder. Allâh da necisi zikretmez, pisliği zikretmez. Bu manada, muhususi manada. E o zaman Allâh’ın zikrettiği bakbuldür bizim için kim olursa olsun.

Bak Allâh’ın zikrettiği.


Dergâhda Gönüllülük Esâsı — Çay Dağıtmak Mecbûriyet Değil, Hiç Kimse Hiç Kimsenin Mârâbâsı-İşçisi-Elemanı Değil

Biz kimi eksik noksân göreceğiz ki. Yok o bizim işimiz değil. Allâh bizi affetsin. Bir de bizde gönüllülük esası var. Herkes bir işin ucunu tutmak zorunda değil. Hiç kimse bir şey yapmayabilir. Burada çay dağıtmak zorunda değil. Birisi çay dağıtıyor, öbür kül tutmuş tepsinin ucundan çay dağıtıyor. Biri demliyor. Birisi süpürüyor. Örnek. Birisi temizliyor. Mecburiyeti yok hiç kimsenin. Hiç kimsenin hiçbir şeye mecburiyeti yok. O yüzden diyorum ben bu gelen herkes Allâh’ın misafiri. Allâh’ı zikretmeye gelmiş. Sen de Allâh’ın hizmetçisin. Hizmet ediyorsan Allâh’a hizmet ediyorsun. Şahısları da görme. Bitti bir şeyin ucundan tuttuysan Allâh için tuttun. Allâh’ın işinin ucundan tuttun. Benim işim yok burada.

Bizim yol disturudur bu. Hiçbir çavuş, hiçbir zâkir, hiçbir nakib nugaba, şeyh dahil buna kendi özeline insanları hizmet ettirmez. Bu bizde yasaktır. Yoksa Adnan’ın mobilyacı mağazası var. İki tane dervîş koy oraya. Orada iş yapsın. Cafer ağaç ve restorasyon iş yapıyor. İki tane dervîş koy, üç tane beş tane dervîş koy. Kendi işini yaptırsın. Hüseyin mobilyacı iş yapıyor. Hüseyin de üç beş tane dervîş alsın yanına. onları iş yaptırsın. Sıraladığımız zaman herkesin burada işi var. Hacı Erkan’ın kıyafet işi var. Bir öbür tarafta otoparça işi var. İleri de İsmail Ahçı. Sen fabrikada çalışıyorsun değil mi? O fabrikada çalışıyor. Öbür kül tekstilci kendine mi iş yaptıracak? İsmail’de şey var, ne o?

Meyvo var. Gidip İsmail’in meyvo bahçesinde mi çalışacağız? Veya çalıştıracak. Bizde böyle bir şey yok. Böyle bir şey zaten bizde ne zakirler ne çavuşlar kendilerine çay bile istemez. Kendilerine çay bile istemezler. Benim çayımı şöyle getireyim, benim çayımı böyle getireyim. Bizim böyle bir öğretimiz bile yoktur. herkesin önüne nat çay konuyorsa onların da önüne konuluyor. Bir fark bir şey yok. Farklı bir çay dağıtılmıyor. O yüzden bizde bu tip şeyler gönüllülük. Şahsa bir şey yoktur bizde. Allâh bizi affetsin. Bu Sünnet-i Seniyye’dir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendine bir özellik bir şey yaptırmadı. İstemedi. Biz istemeyiz. O yüzden herkes bir işin ucundan tutar, tutar.

Zorla bir şey yok. Salim kaka ya. Kaç yıldır teknik iştesin? 21 liradır Salim bütün teknik işlerle uğraşıyor. Zoraki değil. Onur kaç yıl oldu senin? Ne? Örnek. Zorluluk yok. Bizde o yüzden kim ne yaptı biz normalde birisi bir şeye talip olur biz deriz ki yap kardeş. Uygunsa sıkıntı yok. O yüzden bu ölçülerin de kaçmaması lazım. Bu ölçülerin de değiştirilmemesi lazım. Bu önemli. Bizim için önemli. Burada hiç kimse hiç kimsenin mârâbâsı değil. Hiç kimse hiç kimsenin işçisi değil. Hiç kimse hiç kimsenin elemanı değil. Burada herkes eşdeğerde. Ben dahilim buna. Ben öyle diyorsam başkasına laf düşmez. O yüzden hiç kimse hiç kimsenin mârâbâsı değil. Yok. Bir iş yaptırıyorsak ücretini veririz. Bir şey alıyorsak birisinden ücretini veririz.

Ücretini veririz. O yüzden bir kimse bir şey burada normalde Ali kaç kişi var çay dağıtan? On beş kişi var. Zorlamıyorsunuz değil mi birisine çay dağıtacaksın diye? Bitti. Yok. Şimdi on beş kişi hizmet ediyor diğerleri hizmet etmiyor mu deyip kerik mi bakacağız? Yok. Allâh bizi affetsin. Hizmet eder kendince neye hizmet etmek istiyorsa mesela çay dağıtılıyor yemek dağıtılıyor bir şey dağıtılıyor örneğin ögen ölür kezası yapmak istiyorsa yapar bunda bir sıkıntı yok. Tamam. Selam. Efendim Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Ebû Tâlib sizce malum bizce değil imani noktada vefat edip etmedi.


Ebû Tâlib Müşrik Yaftası Tartışması — Hz. Peygamber’i Müşriklere Karşı Korumak Küfr-i İnâdî ile Bağdaşmaz

Peygamber Efendimiz hayatındayken amcasını çok sevdiğini yanlış anlamadıysak sohbetlerinizden anlıyoruz. Miraç hadisesinde anlatırken önce büyük oğlu vefat etti, ardından küçük oğlu sonra amcasını vefat etti ve Hazreti Hatice hiç vefat etti diye sizde müşrik bir sestoruyla anlatıyorsunuz bunu. Efendimiz amcalarını îmân etmeden mi sevmişti? Bu fıtri bir şeydir insanın amcasını sevmesi. Ama bu fıtratın üstünde bir şey çünkü Ebû Tâlib onu çok muhafaza etti, çok korudu. Sonuçta eğer ki imani bir îmân noktasında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dinini reddetmiş olsaydı iç aleminde ona düşmanlık yapardı. iç aleminde onun dinini reddetmedi reddetmediği gibi ona bütün kanatlarını üstüne serdi muhafaza adına.

Öyle olunca bu benim kendi şahsi duruşum. Ben amcasının onu seni temiz bir sultan getirdik diyor âyet-i kerimede. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin amcasının da babasının da dedesinin de geriye doğru gittiğimizde ben temiz olduğuna inanıyorum. Abbas’ı Hz. Abbâs diyoruz İslâm tarihinde ama Hz. Ebû Tâlib demiyoruz İslâm tarihinde. Demmiyor doğrusu yani. Ben sonuçta Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kim iyilik yaptıysa ona düşmanlık yapmadıysa ben ona iyilik yapanlara da muhabbet besliyorum. Ona düşmanlık yapanlara düşmanım. Ona iyilik yapanlara düşmanlığım yok. Aynı şekilde. Îmân etmiş olsa bile. Ya bir kimse kâfirdir, Müslümanlara düşmanlık yapmıyordur.

Bizim ona düşmanlık yapmaya hakkımız yok. Adam benden görünüyor, düşmanlık yapıyor. Bu nasıl îmân? orada bir şey var, bir Peygamber var. O Peygamberin Peygamber olduğunu bilen bir amca Ebû Tâlib var. Ve Ebû Tâlib müşriklere karşı Hz. Muhammed’i Mustafâ’yı koruyor. Kime karşı koruyor? Müşriklere karşı koruyor. Şimdi onun dinini kabul etmemiş olsa ve küfr-i inâdî dursa onda o zaman yeğeni de olsa ona karşı duracak. Ama demek ki kendi iç aleminde onun dinini kabul etti ki onun dinini kabul etti ki ona kol kanat gerdi. Onun davasının hak olduğunu gördü ki ona kol kanat gerdi. Ve ölünceye kadar onu muhafaza etti. Onu korudu. O zaman ben kalkıp da Ebû Tâlib’i düşmanlık edemem. Ben kalkıp da Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin amcasına düşmanlık edemem.

Bu benim kendimce bir değer yargım vardır. Değer yargımın birisi şudur. Çıktık huzuruna Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in dese ki ben Ebû Tâlib hakkında hiç olumsuz bir şey konuşmadım. Sen nasıl konuştun dese nasıl cevap vereceğiz? Ben bunu kendime ölçü edinirim iç dünyamda. Derem ki Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri böyle yaptı mı? Dese ki ben böyle yapmadım halde bunu nereden buldun yaptın dese ne diyeceksin? O utancın altında yaşamak çok kolay bir şey değil. Veyahut da kalbine gelse yüzünü çevirse senden acaba neden yüzünü çevirdi diye kendini sorgulasan ve kalbine düşse bunu yaptığın için yüzünü senden çevirdi dese bırak dünyanın zindan olmasını hayat zindan olur.

Şimdi böyle düşündüğünde bir hadîs-i şerîf var ya kalbin müftü olarak kalbin yeter diye o zaman yeter bu sana başka bir şeye gerek yok. geçmiş peygamberlerden itibaren dedi ya utanmıyorsan istediğini yap. Burası şey bunun normal değil lakin böyle bir kanun hukuk bir şey olmasına gerek yok. Bir kimse bir kimsenin yüzüne bakabilmeli. Ben şimdi senin yüzüne bakabilmeliyim. Ben senin eşine, çocuklarına, işine, aşına, eşine bir yerine zarar verirsem senin yüzüne bakabilir miyim? Bakamam. Senin dostlarına, arkadaşlarına kötü bir şey yapmış olsam sen demez misin senin nasıl ki, seninki nasıl bir dostluk sen benim dostuma bu kötülüğü yapmışsın? Buna fetvaya, hukuka ihtiyaç yok bunda. Bir insanın kalbi yeter onun kalbi doğruysa eğer e sen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin amcasına nasıl sırtını dönersin?

O dönmemiş. Ve senin cânım dediğin dininin en temel taşı olan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretini koruyan muhafazıdan bir kimseye nasıl dil uzatırsın? Ben uzatamam. Yok.


Hz. Peygamber’in Silsilesinde Müşrik Yok — Âyet-i Kerîme’yi İnkâr Tehlikesi (“Sizi Temiz Silsilededen Getirdik”)

Bu îmâna sığmaz, delikanlılığa sığmaz yiğitliğe sığmaz, hiçbir şeye sığmaz. bir insanın bir dostum arkadaşım dedi, dervîş kardeşim dedi bir kimsenin. Yüzüne bakacak yüzüne bakamayacak bir şey yapıyorsa ben nasıl şimdi hepinizin yüzüne bakıyorum örneğin. Nasıl onun yüzüne bakacak ki? Allâh muhafaz eylesin. Özür dilerim efendim. Aynı Kuran ve Sünnet muhaliflerinde olduğu gibi imamatif ve ilayat tahsillerini de böyle öğretiyorlar. Çünkü amcasın olsa îmân etmemiş kardeşim tarzında. Bu çok yanlış bir bakıcayız. Bu normalde aslında o zaman da Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretlerinin dikte etmediği, bir şey söylemediği, üzerinde bir şey söylemediği bir şey de Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretlerinin üzerine çıkıp haddi açıyorlar.

Hz. Muhammed Mustafâ bilemez miydi amcasının korumana ihtiyacım yok demeye? Sen kafirsin, sen müşriksin, sen müşrik ve kafir olduğun için ben senin korumana ihtiyacım yok diyebilirdi. Veya Cenâb-ı Hakk Peygamberine derdi ki senin o müşriye ihtiyacın yok. Senin o kafirin korumasına ihtiyacın yok. Derdi Cenâb-ı Hakk. Allâh’tan daha mı fazla biliyorlar. Burada haddi açmak için yarışıyorlar. Sana mı düştü Ebû Tâlib’in imanlı veya imansız olmasını tartışmak? Son nefesinde yanında mıydın? Nasıl hükmedeceksin onun kafir olduğuna? Şimdi bir taraf daha Hz. Ebû Tâlib’in Hz. Ebû Tâlib’in îmân edip etmediğini bilmediğin halde onu tartışırken öbür tarafta Firavun ile alakalı tam îmân edecekti ey Muhammed ben onun ağzına nasıl çamuru dayadım denilen mesele de bütün İslâm uleması onun îmân ettiğine Firavun’un îmân ettiğine büyük bir kısmı öyle değil mi?

Ne diyorlar? Evet o diyorlar son anda kalbine îmân etti o diyorlar. Dile aneyi söyleyemedi kalbine îmân etti. Bu nasıl bir tenakuz o zaman? Sen bir tarafta Firavun’u bir tarafta bakın bir tarafta Firavun’u îmân ehli olarak kabul edeceksin. Öbür tarafta Ebû Tâlib’in îmân etmediği kafir diyeceksin. Burada bir sıkıntı var. Burada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine hazretleriyle alakalı böyle perde altında bir hainlik var. Onun tespitini boşa çıkarmak noktası hadîs-i seyyid-i seyyid-i kâr ediyor. Evet. Hainlik var orada. Sen ne dilini orada kullanıyorsun ki? Bütün meseleler bitti de o mu önemli senin için? sende îmân metre mi var? Ebû Tâlib’in son nefeste ne yapıp ne yapmadığını veya ondan öncesinde ne yapıp ne yapmadığını bileceksin.

Mevzu Hz. Ebû Tâlib değil. Peygamber efendimizin nefesini boşa çıkarmak. Evet. Orada Ebû Tâlib değil ki söz konusu olan. Bir de âyet-i kerîme var. Ya Allâh biz seni temiz bir sisileden getirdik diye. Eee? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin silsilesinde hiç müşrik yok. Sisilede hiçbir müşrik yok. Sen sisilede birisine müşrik isnâd edersen âyet-i kerîmeyi inkâr edersin. Allâh muhafaza eylesin. Sıkıntılı. Ve el asıl o çocuklara da bunları zaten öğretiyorlar. İşin biri daha sıkıntılı tarafı da bu. imâma tipli çocuklar soru soruyorlar filan böyle şey yapıyorlar. imâma tipe çocuğunu gönderecek misin? Göndermeyecek misin? Bu bile tartışma çıkacak. acaba göndersek mi? Gönderirsek hadîs inkarcısı mı olacak?

Mes’ep inkarcısı mı olacak? Hazret-i Peygamber de günaha girdi mi denecek? ne denecek? Oradan imâma tipten ve ilahiyatta konuşulanları bir dinleseniz çocuklarınızı göndermekten korkarsınız. ilahiyatlardaki tartışmaya bak. eşcinseller eşcinsellik, hastalık mı, sapkınlık mı? Hastalık. Sapkınlık değil. Hastalık mı, sapkınlık mı? Sapkınlık mı? Eşcinsellerin en şinselliğe hakları var mı, yok mu? Bitti. Bunlar tartışıyorlar. Sınıflarda tartışıyorlar. Ondan sonra imamın birisi de çıkıyor çizgi dışı laflar söylüyor imamının imamlığını bırak diyor. Ben imamlığımı dosdur yapıyorum diyor. Ama ben ateistim diyor. Hadi çıkışın içinden. Ateist imamın arkasında namâz kılınır mı, kılınmaz mı? Hanefe’ye göre kılınmaz.

Şâfiî, Malik’e, Hanbeliye de göre kılınmaz. Ateistse, kafir onun arkasında namâz kılınmaz. Kılınmaz. Ayıkla pirincin taşını. Ne yapacak şimdi oradaki camideki cemâat? Dicekler ki imâma sen şurda kenarda dur biz kendimizden bir imâm çıkaralım o namazı kıldırsın. O da diyecek hayır ben devlet memuruyum devletin 657’li memuruyum namazı ben kıldıracağım. Ben görevimi yapıyorum. Ateistim ama ben görevimi yapıyorum ben memurum. Ben olsam şeyin yerine o imamın yerine derdim Diyânet’te layık bir kurum. Diyânet layık bir kurum, layık bir kurumun benim ateistimle ne işi var derim. Bizim Mehmet Emin Bey bana anayasa mahkemesinin kararını attıydı. Anayasa mahkemesinin kararı var. Ben böyle söylerken ben hukuku uygun söylüyorum.

Anayasa mahkemesi karar vermiş demiş Diyânet İşleri Başkanlığı layık bir kurumdur. Diyânet İşleri Başkanlığı bir dine dayalı bir kurum değil. İçinde ateistini de barındırır içinde Hristiyan’ı da barındırır Yahudi’yi de barındırır Putperesi de barındırır hepsini de barındırır. Layık bir kurum. Muhteşem bir anayasa kararı. Anayasa mahkemesinin kararı. Öyle olunca imâm ateistini de barındırır. Bu anayasa kararı. Öyle olunca imâm ateistmiş olabilir. İmam çok hızlıdır, eşcinselmiş olabilir. Eşcinseller de var çünkü. İçki içenler var. Bildiğiniz içki içen imâmlar var. Yıllar önce benden fetva istemişlerdi çünkü. Adam içiyor benim namâz kıldırmam normal mi diyor bana. Sarhoşken yaklaşmayınız diyorum ben kendim biliyorum ki diyor.

Dedim sen nerede imamlık yapıyorsun? Ege bölgesini söyledi bana. Dedim yok. Hanefi’ye göre sonuçta onun etkisi senden gitmiyor. Ne kadar içtiğini bilmiyorum ama kıldırma yapma dedim ya. Ya ben seni sohbetlerine hep dinledim sen böyle çağdaş bir şeysin.


“Klasiğim, Kur’ân ve Sünnete Bakıyorum” — İçki İçen İmâm Cemâate Namâz Kıldıramaz; Bozulmanın Fermuârı

Dedim değil ben klasiğim ben Kur’ân sünnete bakıyorum dedim. Nerede görülmüş içki içen bir imâm dedim kalkacak namâz kıldıracak cemâate ama bakın tırnak içerisinde söylüyorum bunu. Bozulma başladıysa onu durduramıyorsunuz. Fermuar gibi devam ediyor. Bozulma devam ediyor. Değişim dönüşüm devam ediyor. Biz şimdi insanlara böyle zor geliyoruz aykırı geliyoruz sebebi şu. Biz denişim dönüşüme itiraz ediyoruz. Karşı duruyoruz. Diyoruz ki hayır kültürel değişim-dönüşüm olmayacak. Hayır ibadetlerde değişim-dönüşüm olmayacak. Hayır Kur’ân ve sünnet seneyi anlamamızda yaşamamızda değişim olmayacak. Hayır siyasi olarak değişime dönüşüme uğramayacağız diyoruz. Bizim ensemizde biraz da o yüzden boza pişiriyorlar. değişime dönüşüme tabi olmak ne demek?

Ne demek? Değiştireceksin kendini. Dönüştüreceksin namire. Ne tarafa döneceğim belli değil senin. Buna normalde karşı çıkarsam Kur’ân sünnet dairesinde duracağız biz imamların ictihâdı dairesinde duracağız. Biz ilk sûfîlerin yolunda duracağız deyince biz karşıya şey geliyoruz biraz böyle radikal geliyoruz veya karşıya biraz biz sert geliyoruz dik geliyoruz. Örneğin herkes kendi kafasınıca bizi bir yere oturtturuyor. Umrumda değil benim bu. Bundan bir şikayetim yok benim. Ben kendi kendimi değişime dönüşüme tabi tutmamaya gayret ediyorum. Kur’ân sünnet çizgisinde dur, imamların çizgisinde dur, aman eski sûfîlerin çizgisinde dur. Boş ver diyorum sen bu çizgiyi sen koru bu çizgiyi sen muhafaza et.

Rahata düşme, sakın şuna düşme, bu kim bu, sakın kendini methetmek için söylemiyorum. Çünkü o değişim dönüşün fırtınasına bir tak kaptırırsan kendini geriye alamıyorsun kendini. Dervişler açısında aynı da aynı. Siz bir değişime dönüşüme kendinizi kaptırın geri alayamazsınız kendinizi. Bir bakmışsınız eller havada orada buradasınız. Bir bakmışsınız bu bir sürü taviz veriyorsunuz dini hayatınızdan. Bu öyle bir melanet bir şeydir ki hevâ-hevs. Öyle bir melanet bir şeydir ki nefis. Öyle bir melanet bir şeydir ki şeytan bir yerden girdi mi insana bunlar? Bunu dışarı çıkarmak çok zor. O yüzden bakıyorsun şimdi Türkiye’ye İslâm dünyasına bakıyorsunuz. bundan elli yıl önce örnekliyorum bunu Hicaz bölgesinde Şakira’nın konserini düşünebilir miydiniz?

Düşünemezdiniz. Aynı şekilde Türkiye’de de düşünemezdiniz elli yıl önce. Ama öyle bir değişime dönüşüme tabi tutuluyorsunuz ki. Her her şeyinizi değiştiriyorlar sizin her şeyinizi evlerinizi değiştiriyoruz eşyalarınızı değiştiriyoruz kıyafetlerinizi değiştiriyorlar dini algınızı değiştiriyoruz.Kültürünüzü değiştiriyoruz.Yemeğinizi değiştiriyorlar.İçeceklerinizi değiştiriyorlar.Yürüşünüzü değiştirir рад covaridenim başta değiştiriyorlar zaten. Zaten eğitim değişince bütün her şey değişiyor. o değişime tavisiniz 55-60 yıldan beri. anneleriniz, babalarınız o değişimi satın aldı zaten. Anneleriniz, babalarınız satın aldı. Siz de o değişimi, anne babadan alarak, siz de o değişimi satın aldınız.


Kelaynak Kuşu Gibi Olmak — Âile-Sülâle Dışlanmasını Göğüslemek, Îmânı Korumak; Kurbân Hediye İle Bayrâm Tatîli

İçinizden birisi çıktığı kelaynak kuşu gibi bu böyle olmaz. Kur’ân bunu söylüyor, sünnet bunu söylüyor. Ben böyle yaşayacağım deyince zaten o değişime dönüşüme siz karşı çıktığınızdan anneniz, babanız, sülâleniz sizi dışlıyor. Arkadaşlarınız, çevreniz sizi dışlıyor. O dışlanmayı göğüsleyebiliyorsanız imanınızı kurtarabiliyorsunuz, dini hayatınızı kurtarabiliyorsunuz. O dışlanmayı göğüsleyeceksiniz çünkü. Evleniyorsunuz, eşiniz sizi dışlıyor. Kur’ân sünnet tarihisinde derse mi gideceksin, zikrullâhı mı gideceksin? Kadın erkek değişmiyor bunda. Hiçbir şey bulamazlarsa ya Mustafâ’yız bak kadınlara sohbet ediyor, elini öptürüyor ya gitmeyin ona. Kadın ha erkeği. öbür tarafta görmüyor kendisi. Daha evlenirken onun eşini kendisi öpmeden takı takanlar onun eşini öptü halbuki.

Takı takarken öptü. Nasıl basmaya? Onu görmüyor ama o. Daha nişan da öptü onun nişanlısını. Başkaları öptü. Evlenirken öptü. Onu görmüyor o. Değişim, dönüşüm böyle bir şey. senin eşin dekolte geziyor, senin kızım dekolte geziyor, onu herkes görüyor. Onu durduramıyor ama. Değişim, dönüşüm böyle bir şey farkında değil insanlar. Onu satın alıyor o değişimi, dönüşümü. Satın alınca biz değişip dönüşüyoruz. Bakın fetvalara. Bir din işleri yüksek kurulu var, fetvalarını okuyorum onların. Yazıyor, Hanifi’ye göre, Hanifi Maliki Şafi’ye göre böyle böyle olsa da bu zamanda böyle olması lazım. Evet. Diyor onun ki tamam, değişime dönüşüme tabi tutulmuş. Değişime dönüşüme tabi tutuluyorsunuz. Ne diyor? Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir.

Hoş geldin 23 Nisan. Gençli 19 Mayıs gelecek. Hadi hazırlanın. Değişime dönüşüme tabi olun. 19 Mayıs Gençlik Bayramı. Haydi hatunları iş çamaşırıyla çıkartın dışarı. Gencecik kızları iş çamaşırıyla çıkartın. Yıllardır seyrettim ben bunu, siz de seyretmediniz mi? Seyrettik. Kızları iş çamaşırıyla bayram tertibine çıkarmak çağdaşlık. Kız başını örtmüş gerici üniversiteye giremez. 23 Nisan’da yarı çıplak bir kadının direkt dansı yapmak çağdaşlık. Aha haberlerde. Değişim dönüşüm devam ediyor. Ramazân bayramı yok, şeker bayramı var. Buyurun, değişim-dönüşüm devam ediyor. Kurbân geliyor şimdi. Bu kadar hayvanı keseceksiniz, telef edeceksiniz, zalimsiniz siz. Değişim dönüşüm devam ediyor. Ulan bu millet ot mu yiyor yıllardır?

Ne yapıyor Nusret böyle tuz atarken, ota mı tuz atıyor? Ne yapıyor Nusret böyle tuz atarken, ota mı tuz atıyor? O değişime dönüşüme tabisiniz. Kurbân keseceğiniz sünnet, kurbanınızın başında durmak sünnet. Kendinizin kesmesi sünnet. Değişim dönüşüme bak. Vekalette kurbân kesebilirsiniz. Kime? Sabancıya. Sabancı kim? Fransız. Karfur kim? Fransız. Haydi sıraya gir. Karfur’dan kurbanlık kal. Bak açık açık isim veriyorum bildiklerimi. Ya bayramın birinci günü kurbân geldi sana. Pes ya. Ulan biz kendimiz kesiyoruz. Birinci gün bitmiyor bizim işimiz. Ne zaman kesildi parçalandı eve geldi? Değişim dönüşüm devam ediyor. Haydi pamuk eller cebe yurt dışına vakıflar var. Onlara kurbân gidiyor. Haydi vakıflara yazın kurbânı ödeyin.

Ucuz bir de. E değişim-dönüşüm. sabahleyin adam gidecek kurbân kes, kurbân kes, uğraşacak, hayvân almak için gidecek, hayvân bakacak, bir tane kasap bulacak. Uğraşacak onunla. Uğraşılır mı ya? Onun bayram tatili var. Haydi gönder parayı. Kurbanımızı kestik biz. Filanca yere gönderdik. Harika. Haydi tatile. Değişim dönüşüm devam ediyor. Küçük küçük adımlar gibi görüyorsunuz. Büyük adımlar bunlar. Büyük adımlar her alanda. Rabbim bizi affeylesin. Efdalü’z-zikr fa’lemu ennehû. İlla’llâh. Lâ ilâhe illa’llâh. Hak Muhammed’e Resûlullâh, cemî’-i enbiyâ ve’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.


Kaynakça

  • Bayındır Havalimanı-Şoförlü Araba Bahsi: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır anne sülâlesinden tedrîs hatırâları — klasik dervîşlik tedrîsi: «şeyhin sade yaşaması» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Zühd” bâbı; «mecburiyetten yolculuk» — Mevlânâ Câmî, Nefehâtü’l-Üns; klasik tasavvuf — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; modern okuma — Süleyman Uludağ.
  • Şeyh Efendi’nin “Evine Gelen Dervîş ‘Bizim Evimiz Daha Lüks’ Desin” Nasîhati: Hz. Peygamber’in sade yaşamı — Buhârî, “Rıkāk” 17 (Hadîs no: 6448, «Mâ ekele Resûlullâhi sallallâhu aleyhi ve selleme alâ hıvânin»); Müslim, “Zühd” 36-39; Tirmizî, “Şemâ’il” 38; klasik şemâ’il — Tirmizî, eş-Şemâ’ilü’l-Muhammediyye; Kādî İyâz, eş-Şifâ; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/237-265 (“Zühd”); klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; «şeyhin dervîşten daha sade yaşaması» tedrîsi — modern okuma: Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Sohbetler.
  • Randevu-Disiplin Sıkıntısı — “Beni Serbest Bırakmanız En Büyük Hizmet”: «Mürşidin tabiatına uyma — disiplin yerine teslimiyet» tedrîsi — klasik tasavvuf: Sühreverdî, Avârif, “Mürşid Edebi” bâbı; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; İmâm Rabbânî, Mektûbât; «mürşidin serbestliği» — klasik dervîşlik — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; «yemek-yatak ikrâmının mürşidi sıkması» — modern okuma: Süleyman Uludağ.
  • İmâmların Tekbîrde Allâh Telaffuzu Hatâsı: Allâh lafzının doğru telaffuzu — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâi’; Serahsî, el-Mebsût; «hatâlı telaffuzun namâzı bozması» — klasik fıkh-ı kırâat: İbn Cezerî, en-Neşr fi’l-Kırâ’âti’l-Aşr; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «şive ihtimâli» — klasik fıkh-ı tahfîf: İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; «hatâ ihtâr-uyarı âdâbı» — Hucurât 49/12; Tahrîm 66/6.
  • Belediye Borcu Şahsî Kredi Kartından Ödeme: Vekâleten ödeme câizliği — klasik fıkh-ı vekâlet: Kâsânî, Bedâi’ 6/19-50; Serahsî, el-Mebsût 19/2-100; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «evrak-belge muhâsebesi» — klasik fıkh-ı sicil; modern fıkıh — Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku; klasik fıkh-ı borç-vekâlet — İbn Kudâme, el-Muğnî.
  • En Fazîletli İbâdet — Vakitlere Göre Tasnîfi: «Ramazân ayında oruç fazîleti» — Bakara 2/183-185; Buhârî, “Savm” 6 (Hadîs no: 1899, «İẑâ câ’e Ramazânu»); Müslim, “Sıyâm” 1-2; «namâz dînin direği» — Tirmizî, “Îmân” 8 (Hadîs no: 2616, «Ra’sü’l-emri’l-İslâmü ve amûduhû’ş-salât»); «zikr en fazîletli» — Bakara 2/152; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, “Daavât” 66; Müslim, “Ẑikr” 38-39 (Hadîs no: 2700-2702); klasik tedrîs — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/259-340 (“Ẑikr”); İbn Kayyim, el-Vâbilü’s-Sayyib.
  • Hû, Hayy, Kayyûm, Kahhâr İsm-i Şerîfleri — Diğer İbâdetlerin Yerine Geçemez: Esmâ-i hüsnâ tedrîsi — A’râf 7/180; klasik esmâ literatürü — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Esmâ-i Hüsnâ” bâbı; «Hû esmâsı» — Hadîd 57/3; klasik tasavvuf — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «Hayy-Kayyûm» — Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî); Âl-i İmrân 3/2; Tâhâ 20/111; «Kahhâr» — Yûsuf 12/39; Ra’d 13/16; Sâd 38/65; Zümer 39/4; Ğāfir 40/16; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ.
  • Dergâhda Gönüllülük Esâsı — Hiç Kimse Mârâbâ Değil: «Mü’minler kardeştir» — Hucurât 49/10; «müsâvât (eşitlik)» tedrîsi — Hucurât 49/13 («Yâ eyyühe’n-nâsü’ttekullâhe… innellâhe yühibbu’l-müttakīn»); klasik fıkıh — Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-180 (“Âdâbü’s-Sohbet”); klasik dervîşlik — Sühreverdî, Avârif; «hizmet ücretinin verilmesi» — klasik fıkh-ı icâre: Kâsânî, Bedâi’; «mürîdi işçi gibi kullanma yasağı» — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Ebû Tâlib Müşrik Yaftası Tartışması: Ebû Tâlib (öl. 619 M.) — Hz. Peygamber’in amcası ve hâmîsi; «Ebû Tâlib’in îmân-küfür meselesi» klasik tartışması — klasik siyer: İbn İshâk, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Hişâm, es-Sîre; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; klasik tarih — Taberî, Târîhu’r-Rusül; modern okuma — Adnan Demircan, Nebevî Direniş Hicret; modern Şi’î-Sünnî tartışması — Hâmid Algar; klasik şerh — İbn Hacer, el-İsâbe; «müşriklere karşı korumanın îmân alâmeti olabileceği» tedrîsi — modern Şi’î görüşü; Sünnî klasik mukābele — Süyûtî; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât.
  • Hz. Peygamber’in Silsilesi — “Sizi Temiz Silsilededen Getirdik”: «Hz. Peygamber’in temiz silsilesi» tedrîsi — Şu’arâ 26/219 («Ve takallübeke fi’s-sâcidîn»); klasik tefsîr — Râzî; klasik siyer — İbn İshâk; İbn Hişâm; klasik şemâ’il — Tirmizî, Şemâ’il; Kādî İyâz, eş-Şifâ; «sülbiyyâtın temizliği» — klasik akāid: Süyûtî, Mesâlikü’l-Hunefâ; modern okuma — Salih Suruç, Kâinâtın Efendisi Peygamberimizin Hayatı; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Hakîkat-i Muhammediyye” bâbı; klasik tedrîs — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • “Klasiğim, Kur’ân ve Sünnete Bakıyorum” — İçki İçen İmâm Cemâate Namâz Kıldıramaz: İmâmlık şartı — Buhârî, “Eẑân” 54-55; Müslim, “Mesâcid” 290; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’, “İmâmet” bâbı; Serahsî, el-Mebsût; İbn Kudâme, el-Muğnî; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 2/262-300; «fâsıkın imâmlığı» — Hanefî mezhebinde mekrûh; Şâfi’î-Mâlikî-Hanbelî mezheblerinde namâzın iâdesi gerekir görüşü — İbn Kudâme; modern fıkıh — Hayreddin Karaman; «içki haramlığı» — Mâide 5/90-91; klasik fıkh-ı içki — Kâsânî, Bedâi’.
  • Kelaynak Kuşu Gibi Olmak — Âile Dışlanmasını Göğüslemek, Bayrâm Kurbânını Hediye Etme: «Sülâle-âile-çevre dışlanmasına îmân ile dayanmak» — Mücâdele 58/22 («Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri yuvâddûne men hâdda’llâhe ve resûlehû ve lev kânû âbâ’ehum ev ebnâ’ehum»); Tevbe 9/24; klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/216-262; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi; «kurbânı hediyeleştirme — bayrâm tatîline kaçma» tenkîdi — modern fıkıh: «kurbânın bizzat kesilmesinin fazîleti» — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâi’; klasik tasavvuf — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; bu sohbet 13.03.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Q&A — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı