Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #163 — Mesnevî 2175. Beyit: Hz. Ömer’in Çalgıcıya Edeble Yaklaşması ve Sırlı Dost

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #163 — Mesnevî 2175. Beyit: Hz. Ömer’in Çalgıcıya…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Bayındır Çete (Oktay, Nûri, Hârûn) — Mustafâ Özbağ Efendi’nin Dervîşlik Öncesi Yol Arkadaşları, 63 Yaş Hâtırâsı

Helal olsun. Etmeyen varsa elini kaldırsın, ben etmedim diyorsun, helallaşalım. Görmüşsünüzdür içeri girerken bizim Bayındır çete, onlar geldiler, Allâh râzı olsun. O yüzden görüştük, konuştuk, biraz da geciktik. O yüzden onlarla böyle hemhal olurken vakitte geçti. O yüzden tekrardan hakkınızı helal edin. Helal olsun. E malum tabi bizde konuşulacak konu çok. Yaklaşık 63 ben onlar daha 15 yaşındaydı, 14 yaşındaydı, hatta daha küçüktü. Onlar bizim bebeğimiz gibi her biri. Öyle olunca tabi ben onlarınla aslında çok fazla bir yaş farkımız yok ama ben çabuk büyümüşüm biraz işte. Onlar daha doğrusu beni büyük gördüler, öyle bir ilişki oldu. Allâh râzı olsun hepsinden de. Onlar böyle Oktay, Nûri, Hârûn, onlar böyle dervişlikten önce dehsinden ağabeyleriyim, öyle diyeyim.

Ama Oktay ilk ders alan sonra Hârûn ona kese, Nûri ona kese. O yüzden onlar böyle bizim ilk yol arkadaşlarımız, öyle diyelim. Tabi bir tanesini gömdük ama vücudunu gömdük. Öyle eksiklik hissetmiyoruz yani. Zaten yapıyor yapacağını gene. En son gittiğimde dedim yapma bu kadar etrafa dedim şey yapma. Biraz sakinledi ama durmuyor gene durduğu yerde. Hatırlatıyor kendini. O yüzden Allâh râzı olsun onlardan da sizlerden de geç kalmamızın sebebi bu. Şimdi gelelim inşâallâh kaldığımız yerde mesleğim okumalarına devam diyelim. Öyle eski arkadaşlarını gördü bizi unuttu diye de düşünmeyin. Bizde öyle bir şey yok, durum yok. Biz inşâallâh Allâh’ın izniyle dostlarını, arkadaşlarını, yol yürüdüklerini unutanlardan vefasız olanlardan eylemesin ağabeyimizi.

Cümle nezle inşâallâh. O yüzden o kardeşler de bizle beraber başlangıçtan itibaren çilelilere göğüs gören arkadaşlar. Benim başlangıcım, yola başlangıcım biraz böyle herkesin kabullendiği bir şey değil. Eskimi biliyorlar çünkü eskimi bilince bu adam böyle değişemez deyip kendilerince değişebileceğime daha doğrusu istedim. Daha doğrusu İslâm’a dönebileceğime tahmin edilmiyordu. O yüzden onlar öyle bir zamanda bizle beraber oldular, onun çilesini çektiler. Evet, Hazret-i Ömer Radı’l-A’nın hazretleri ne yaptıydı? Cenâb-ı Hakk ona ilham etti. Dedi ki mezarlıkta bizim dost bir kulumuz var. Bir ihtiyar var git onu. O normalde bizim dostumuzdur, bizim sırlı dostlarımızdan birisidir. Onu bul hazineden de biraz akçever diye Cenâb-ı Hakk ona ilham etti.

O da hemen kalktı gece yarısı, koşturdu mezarlığa. Bir döndü dolaştı, baktı bir tane ihtiyar var bu olamaz dedi. Bir daha döndü dolaştı. Hava çıkan aslanın dönüp dolaşması gibi bir kere daha mezârlık etrafını dolaştı. Orada o ihtiyardan başka kimsenin olmadığını iyice anlayınca, tırnak içerisinde, karanlıklar içinde parlak gönüllüler çoktur dedi. Niceleri vardır ki zahirde karanlık gibi görünür. Yaptıkları iş veya bedenleri hırpane bir şekildedir. Ne bileyim kıyafetleri böyle bir albeneli değildir.


Mezârlığın Sessiz Huzûru — Bâtında Nûrlu Gönüller; Issız Kabir Ziyâreti, Cenâzeye Ayağa Kalkmak

Ama onlar bâtında ma’nâda nûrlu gönüllülerdendir. Batında Cenâb-ı Hakk’a nâz-ı niyâz geçen kullardandır. Mezârlıklar sessizdir aslında. Ölü ve ıssızdır. Hatta gece oraya gitmeye insanlar korkarlar, çekinirler. Gece ziyaret falan etmek istemezler. Oysa huzur yeridir mezarlıklar. Gider oturursun, az bir şey tefekkür edersin, ölümle barışırsın. Çünkü orada zahiren konuşabileceğinin hiç kimse yoktur. Ancak kalbi olarak oradakilerle görüşür konuşursun. Sonuçta dilsiz, dudaksız anlaşabildikleri var ise dışarıdan ölü içi diri olmuş olur. O yüzden bazı insanlar vardır, dışı diri, içi ölüdür. Çünkü ölmeden önce ölünün sırrına erişmiştir. Onun dışı diri, içi ölüdür. İçinin ölü olmasına ondan heva hevesi uzaklaşmıştır.

Nefsin şeytanın vesvesesi ondan uzaklaşmıştır. Dünya sevgisinden kurtulmuştur. O artık böyle yaşayan ölü gibi olur. bunların üzerinde bir nûr olur. O nûr etrafındaki mü’min kulların kalplerine nûrlu bir şekilde gelir. Kafirler ona bakınca nefret ederler. Münafıklar onlardan nefret eder. Mürtetler ondan nefret eder. Hatta derler ki, bu ne kadar çok afedersiniz çirkin bir kimse. Mü’min gönüller ise ona karşı muhabbet besler. Yolda onu görür, ona karşı bir içi akar. Der ki, ne mübarek insan. O böyle içi akıyorsa müminlerin ona, onun içi nurludur, parlaktır. O yüzden karanlıkların içerisinde görünse de nûrlu insanlar karanlıktır etrafı dışı. Yüzü gözü ne bileyim çamurludur, topraktadır. Ama içi aydınlıktır.

Kimisinin dışı süslüdür, içi kirlidir, karanlıktır. Kiminin dışı süsü yoktur ama içi parlaktır, içi karanlıktır. zatın birisi böyle bütün halk o ölen kimseye karşı ayağa kalkmış arkasında kalabalık. Ondan sonra o evliyadan, o veliullahdan olan zat orada oturmuş, hiç itibar etmemiş. Sonra dört tane, çok özür dilerim, hanbal bir kimsenin cenazesini götürüyorlarmış. O hemen kalkmış, ona temanna etmiş. Kabrin, mezarın özür dilerim, taputun arkasından başlamış yürümeye mezara kadar gitmiş. Onu tanıyanlar demişler ki, efendim filanca buradan tâbûtu geçti, çok kalabalıktı cenâzesi.


Hz. Peygamber’in Tâbût Hâdisesi: “Söz Çok Önemli” — Sultân Görünenler Hiç Olur, Hiç Görünenler Sultân

Siz ona ayağa kalkmadınız ama hiç kimse bilmediği, kimsesiz bir kimse, dört kişi taputun ucundan tutmuş. Onunla beraber mezara kadar gittiniz, onu gömdünüz. Söz çok önemli. Nice sultân görünenler vardı, bir hiç olur göçüp gittiler. Nice, nice hiç görünenler vardı, sultan olarak göçüp gittiler. Demek ki nice böyle hırpani görünümlü, sence çalgıcı, bence davulcu, bir başkasına göre zurnacı, bir başkasına göre böyle itibar edilmeyecek bir meslek veya itibar edilmeyecek bir noktada ama içi sultan olmuş. Kalbi aydınlığa erişmiş. Ama nice böyle aydınlıkmış gibi caka satan var, içi karanlık. Allâh bizi affetsin. O yüzden asıl aydınlık kalptedir. Asıl aydınlık kalbin içindeki sırdadır. Onun hakikati, onun hakikati ruhdadır.

O normalde sırrın gerisinde içerisinde ruh vardır. Ruhun ötesinde de vardır da, ruh bu noktada kemaliyeti yakaladıysa, asıl parlak, asıl bu noktada nurlar saçan o kimsenin nurudur, ruhudur. O yüzden Allâh muhafaza eylesin. Nice itibar etmediğimiz kimseler vardır. Onlar tevhidin sırrına ulaşmışlardır. Nice itibar edilmiş insanlar vardır. Ama onlar tevhid deryasının kenarından bile geçmemiştir. Gelip edebe fazlasıyla riayet ederek oraya oturdu. O sırada Ömer aksırdı. İhtiyar uyanıp sıçradı. Ömer’i görünce şaşırdı kaldı. Gitmek istedi fakat titremeye başladı. Demek ki böyle nurun kalbi aydınlık, kalbin nura ulaşmış, ferasetermiş bir kimse olursa ona edeble yaklaşılır. Edebi olmayanın dînî de olmaz.

Edebi olmayanın yolu da olmaz. Edepsiz dünyaya ateşe verir de ateş gelsin benim cigaramı yaksın diye bekler. Edepsiz öyle bir şeydir. O yüzden edebi olmayanın dînî, dihaneti de olmaz. Bir kimse bir sûfî topluluğuna edebi öğrenmek için, edebli olmak için girer. Ama kimisi vardır yıllar geçer kazıkla çaksan dahi onda edeb durmaz. Bazen dervîşler şöyle düşünür. Ya bunda edeb olmadığı halde üstâd bunu neden tutuyor derler.


Üstâdın Dervîşi Tutmasının Hikmeti — Atılırsa Âile, Sülâle, Köy, İl Ateşe Verilir; Etrafı Korumak

Üstâd onu tutar atsa iyice edebsiz olacak etrafı ateşe verecek. Burada duruyor ki etrafı ateşten kurtarıyorsun. Atınca onu o ailes âileye ateşe verir. Sülaleye ateşe verir. Köye ateşe verir. Kasabaya ateşe verir. İli ilçeye ateşe verir. O dünyaya ateşe verir. O yüzden onu muhafaza etmek, onu korumak lazım. Onu muhafaza etmek, korumak asıl onun etrafını korumaktır. Şimdi bazen de böyle dergâhta edebe riayet etmeyen dervîşlerin etrafındakiler bu fakire telefon açarlar. Şunu şöyle yapıyordu, bunu böyle yapıyordu, şu şöyle oldu da bu böyle oldu da dinlerim ben. İçimden derim dergahtan atsam ben bu adamı, bu adam iki gün sonra içki içmeye başlar, beş gün sonra içki içmeye başlar. On gün sonra gider evde kim var kim yok döver.

Zaten önceden de dövüyordu. Önceden de küfrediyordu zaten. Önceden de haksız, hukuksuz davranıyordu. E dergâha girdi kendini biraz böyle düzeltmeye başladı, disiplin etmeye başladı. Ama aradan çataktan su kaçırıyor, patlatıyor ara sıra harterlere. Bir bakıyorum bazen baraj da patlıyor. Yıkıyor ortalığı, yakın etrafı ondan evliyalık bekliyor. Dergaha girdi ya, bir de şikayet ediyorlar ya onu. Şimdi içimden öyle diyorum. Ya diyorum adamın yakasını bıraksan dergahla işin kalmadı, işin gücün rast geldi desen o adam ilk kendi çok affedersin. Çok affedersiniz. Edepsizliğini, ahlaksızlığını önce eve akıtacak. Önce eşinden çocuklarından başlayacak zaten. Sonra sülaleye kendi annesine babasına etrafına başlayacak, ulaşmaya.

Şimdi edep her şeyin başıdır. Dervîşlik edepten ibarettir. O yüzden koca Hazret-i Ömer, Cenâb-ı Hakk’tan almış olduğu ilhamdan dolayı o çalgıcıya edeble yaklaşıyor. Onu sarsmıyor uyandırmak için. Ona dokunmuyor, sesini yükseltmiyor. hafiften uyansın diye ehem yapıyor. Aksırıyor. Çünkü Cenâb-ı Hakk’tan hitap aldı. Orada bir kıymetli kulumuz var dedi. Orada sırlı bir kulumuz var dedi. Orada kalbi pas parlak bir kulumuz var dedi. Git ona yardımcı ol. Git ona hazineden para götür dedi. Ve Hazret-i Ömer, radıyallâhu anh hazretleri yanına gitti. Edeple oturdu.


Mesnevî 2175. Beyt: Hz. Ömer Radıyallâhu Anh’ın Çalgıcıya Edeble Yaklaşması — “Emîrü’l-Mü’minîm” Demedi

Edepten ben emîrü’l-mü’minîm. Benim hakkımda onca hadîs vârid oldu. Şeytân Ömer’den kaçar dedi. Ben adaletin şehriysem kapısı Ömer’dir dedi. Bakın bu methiyeler dahi Hazret-i Ömer, radıyallâhu anh hazretlerini o sırlı kula, o kalbi aydınlı kula edeble yaklaştırdı. Ben emîrü’l-mü’minîm diyerekten ona tepeden davranmadı. Ben makam sahibiyim. Ben mevki sahibiyim. Ben hilâfetin başındayım deyip de o kimseye edebsiz yaklaşmadı. O kimseye tepeden yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Kibirli yaklaşmadı. Alçak gönüllü, edepli bir şekilde yanına edeble oturdu. Yanına edeble oturdu. Hafiften öksürdü. Uyansın diye. Öhö yapmadı. O öksürmeyi dahi hafiften tuttu. Ehhe yaptı. İnceden, böyle tatlı bir şekilde. Neden?

Uyansın diye. Edeple ona yaklaştı. Edebi olmayanın yolu yoktur. Edebi olmayanın dînî yoktur. Edebi olmayanın insanlığı da yoktur. O yüzden büyükler demişler ki illaki edep, illaki edep, illaki edep. Edep, sûfîlik edeptir. Sen Allâh’ı çok zikredersin. Ama edebin yok ise sen batarsın. Sen namaz kılarsın çok. Ama edebin yok ise batarsın. Sen harika oruç tutarsın. Ama edebin yok ise batarsın. Batarsın. Aman bir kimseye kibirlenme. Aman bir kimseye tepeden bakma. Aman bir kimseye hele dervişse ona edepsizlikte bulunma. Aman sakın ha. Çünkü yolun adabı, erkanı edeptir. Ömer’i görünce şaşırdı. Evet normalde Ömer’i görünce neden şaşırdı? Karşısında çünkü bir hilafete oturmuş halîfe var. Karşısında adalet şehri ise kapısı Ömer’dir denilen Ömer var.

Karşısında hakikatin temsilcisi var. Karşısında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin yol arkadaşı var. Karşısında Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin kayınpederi var. Hem yol arkadaşı hem de kızının kızının kocası Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Hz. Muhammed Mustafâ, Hazret-i Ömer, Hz. Muhammed Mustafâ’nın da kayınpederi aynı zamanda. Nice savaşlara beraber katılmışlar. Yan yana dizdize omuz omuza mücadele etmişler, cihâd etmişler. Ve nice badirelerden beraber geçmişler. Ömer denilince herkes bir titrer.


Hz. Ömer’in Hz. Peygamber’e Bağlılığı — Hem Dînen Halîfe Hem Siyâseten Halîfe Olarak Edeb

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne bağlı. O kadar bağlı ki o neyi nasıl yaptıysa öyle icra eden bir Ömer. Öyle olunca tabii o yaşlı ihtiyar Ömer’i görünce bir titreme geliyor. Ürperiyor. Çünkü aynı zamanda da Hazret-i Ömer Efendimiz hem dinen halîfe hem aynı zamanda da siyâseten halîfe. Devletin başında hem dînî statünün başında hem de devletin başında. Öyle olunca o kimse bir titriyor. Bu titreme Allâh korkusundan olur. Titreme ilahi bir heybet karşısında olur. O kimse bir mesela birden bir Allâh dostunu görse o heybetinden o da titrer. O yüzden bu korku Ömer’den korktuğundan dolayı değil. Ömer’in heybetinden titriyor. O ilahi heybete karşı kalbin titremesi gibi bir şey bu.

Öyle korku titremesi değil. İçinden dedi ki Ya Rabbi senin elinden el eman. Çalgıcı diyor bunu. Özür dilerim. Evet şimdi de çalgıcı ihtiyarcağınıza müntesip geldi çattı. o çalgıcı müntesip dedi böyle bugünkü polis. Halkın içerisinde dolaşıp yanlışlıkları, eksiklikleri tespit edip o yanlışlıkları, o eksikleri uyaran bunlara eski dilde müntesip deniyor. ben yeni hacca gittiğim zamanlarda namaz vakti gelince dükkanlarını kapatmayanları polis gelip onlara ikaz ediyordu. Dükkanlarını kapattırıyordu. Şimdi devam ediyor mu bilmiyorum. Namaz vakti hemen esnafın dükkanları açık dükkan varsa kapattırıyorlardı. Bunlar müntesip veya yolda böyle din dışı, insanlık dışı, ahlâk dışı davranışlarda bulunanları ikaz ediyorlardı.

Bunlar müntesip bunların adı. Şimdi bu çalgıcılar insanları eğlendirenler de bu müntesiplerden uzak duruyorlar. Bunlardan korkuyorlar. E sebep? bizim dilimizde oturak alemi dediğimiz alemler var ya. Şimdi desem ki kimler katıldı elini kaldırın böyle birkaç kişi elini kaldırırsa kaldır. Şimdi koyunun canı değnek isteyince gider çobana sürtünürmüş. Şimdi daha burada hiçbir şey demedim. işte oturak aleminden bahsettim.


Sevdâ Hanım-Bosna Selfie Şakası ve “Sevdalılar Toplanıyor mu?” Mizâhî Parantezi

Bizim Bosnalı Mustafâ Sevinç elini kaldırdı arkada. Siz görmediniz tabi. İn arkada ya. ben oturak alemi yaptım diyor. Ha sakla yüzünü sakma. Gidiyor. Sevdâ Hanım’a. Sevdâ Hanım’dan bana ne diyorsunuz selfie mi diyorsunuz? Selfie gönderiyor bana. Bir de diyor. Sevdâ Hanım’dan selamlar. Ben de cevap yazdım. Ne yazdım? Bol olsun dedim. Sevdâ Hanım’da sevdan bol olsun. Ne diyelim şimdi? Gene öyle sevdâ şarkıları mı çalıyor? Yine Sevdâlılar toplanıyor mu orada? Kilo vermişler mi biraz? Ne yazdın? Kilo vermişler mi biraz? Bosna’da koşuyor kadının birisi Mustafâ diye. Alışmışım ya hep bana koşuluyor diye. ben de bakıyorum kime koşuyor bu diye. Bosna’da da mı diyorum şimdi? Kimse tanımıyor beni gibisinden.

Sen kime sarılsaydın? Mustafâ ben değilim. Mustafâ sevince sarıldı. Filmlerdeki gibi çıvdı kadının bunun üstüne. Neyse bu kadar da keseyim. Öbür baklava diye girmeyeyim şimdi. Muhabbetimiz bu değil. Her neyse. bunlar bu tip böyle işler yaptıklarından çalgıcı takımı müntesiplerden korkuyor. E Ömer’i görünce müntesi başı. O yüzden böyle Allâh’a diyor ki eleman senin elinden. Şimdi de diyor bu benim gibi çalgıcı ihtiyacı müntesi mi gönderdin diyor. Bir de bundan mu uğraşayım zaten derdim dünyayı açmış. Allâh bizi affetsin. O yüzden Yarabbi senin elinden eleman deyince o derin bir Allâh’a karşı aslında bir bağlılık ibaresi benim nazarımda. kime el aman dileneceğini biliyor çalgıcı. Yarabbi senin elinden eleman diyor. bir de müntesip mi getirdin benim başıma diyor.

O yüzden normalde bir de müntesip geldi deyince tabii Hazret-i Ömer sonuçta bu. diyecek ki elimde de kırık sazı var ya sen mezarlıkta ne arıyorsun diyecek. Bir laf söyleyecek. Bir şey yapacak. Onu teykit edecek. O yüzden korkuyor. Ve tabii öyle deyince Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin bir tarafı müntesip tabii. Ülkenin ahlakını ülkenin edebini adabını koruyacak bir tarafı müntesip. Devlet başkanı.


Devlet Başkânının Açıktan İşlenen Adâletsizlik-Hukûksuzluktan Sorumluluğu — Sıraya Girilecek Makām Değildir

Çünkü bir devlet başkanı deyince içilen içkiden sorumludur. Devlet başkanı denilince yapılan bütün her türlü eşkare kötülüklerden sorumludur. Bir devlet başkanı denilince ne kadar arsızlık hırsızlık uğursuzluk ne kadar kötü ahlâk açıktan işlenen her şeyden sorumludur. Adaletsizlikten, hukuksuzluktan sorumludur. Bunların hepsinden sorumludur. Devlet başkanı bunlardan sorumluluğunu bu konuda şey yapamaz. Kendi üzerinden atamaz. Şimdi herkes devlet başkanı olmak için sıraya giriyor. Ama devlet başkanı olmak öyle sorumluluk isteyen bir şey. Mesela bir belediye başkanı, bir yerde belediye başkanı oldu değil mi? Verdiği bütün içki ruhsatlarından sorumludur. Verdiği bütün barhane, sazane, cazane, meyhane ne ruhsat veriyorsa sorumludur.

Bir yerde vali, vali hepsinden sorumludur. Bunlar o sorumluluğu yok edemezler. O yüzden mesela hadîs-i şerifte ahir zamanda yönetici olmayınız demiş. Ahir zamanda maliyacı olmayınız demiş. Oraya denk geliyor. Ahir zamanda mesela emniyet gücü, polis gibi olmayınız demiş. Böyle hadîs-i şerîfler var. Tabi bu hadîs-i şerifleri Diyânet, İlahiyat okumaz bunları. Söylemezler. Ama ahir zamanla alakalı, mesela yönetici olunmamasıyla alakalı çok hadîs var. Neden? Sorumlusun. Oturdun, ne oldun? Belediye başkanı oldun. O gün bir kararname bütün meyhaneleri kapat hadi bakalım. Bütün barhaneleri kapat hadi bakalım. Bütün fuhuşhaneleri kapat hadi bakalım. Sıkıntılı bir durum. Evet. O yüzden müntesip. Hazret-i Ömer Efendimiz de zahire müntesip.

Müntesiplerin başı çünkü. Ama Cenâb-ı Hakk onu o gün bir rahmet olarak gönderiyor. Telegramda bir sıkıntı var mı? Bir bakar mısınız? Görüntü ses geliyor mu? Bir bakın. Cenâb-ı Hakk onu rahmet olarak gönderiyor. Kime gönderiyor? Bir kendisine olan gizli bir dostu gönderiyor. Gizli bir dostu gönderiyor. O yüzden zahirde belki de çalgıcı gibi görünüyor ama bâtında sevilmiş bir kul. Allâh onu sevmiş. Duasını kabul etti çünkü. Ses gelmiyor. Görüntü? Görüntü de mi yok? Ses yok, görüntü yok, hiçbir şey yok diyorsunuz. Şimdi kesildi mi komple? Evet. Şimdi geldi mi? Evet. Eyvallâh. Ve o normalde o zatın görüntüsü yaşlı, ihtiyar bir çalgıcı ama Cenâb-ı Hakk içini tenvîr eylemiş.


Tevbe ve Birden Geri Dönmenin Bereketi — Cenâb-ı Hakk Tevbe Edenin Geçmişini Siler, Evliyâ Sınıfına Koyar

O çünkü tevbe etti. O kendince o yoldan geri döndü. Tevbe eder etmez, yoldan geri döner dönmez, Cenâb-ı Hakk onun kalbini pırıl pırıl etti, tenvîr eyledi. Tevbe etmek ve tevbe edince birden geri dönmek, o kimseyi birden evliyâ sınıfına koydu. Birden. Cenâb-ı Hakk onun geçmişini birden sildi. Birden sildi, tövbesini kabul etti, evliyâlar sınıfını aldı. Cenâb-ı Hakk bu konuda yaptıklarından sorumlu değildir. Tevbe edenin tövbesini kabul eder. Ve o kimse ciğeri yanarcasından geri dönerse, Cenâb-ı Hakk onu kendine dost eder. Ömer o ihtiyarın yüzüne bakıp da onu utanmış, cehresini sararmış görünce, benden korkma, ürkme. Çünkü sana haktan müjdeler getirdim. Benden korkma, benden ürkme. Hazret-i Ömer gibi adalet timsali bir kimse, Allâh’ın emriyle, Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla, onun ilhamıyla, onun Allâh’ın ilhamıyla o Zata rahmet olarak geldi.

Bakın, bu Hz. Piri’nin anlattığı bu hikayede iki rahmet var. İki rahmet. Sayısız var da iki rahmet var. Birincisi, o ihtiyar çalgıcı ne kadar günâh hissedi ama tevbe etti. Cenâb-ı Hakk onun tövbesini kabul etti, kendini dostlardan saydı. Bir rahmet daha var, o da Hazret-i Ömer efendimiz’e. Cenâb-ı Hakk Ömer’i kullandı. Ömer çünkü onun dostu, dostunu dostuna gönderdi. Ve Hazret-i Ömer raddellahu anh hazretlerine de ilham etmesi Hazret-i Ömer efendimiz’e bir rahmet. Ona vahyetmesi Hazret-i Ömer efendimiz’e rahmet. O yüzden veliler bu manada rahmet küpü gibidirler. Cenâb-ı Hakk onların üzerinden işletir her şeyi. Onların dillerinden işletir, onların gönüllerinden işletir. Ve bir veli için, bir evliyâ için böyle bir şeye mazhar olması büyük lütuftur, büyük ikramdır, büyük rahmettir.

Onun üzerinden Allâh’ın bir dostuna, Allâh’ın bir kuluna rahmet gidiyor çünkü. Hazret-i Ömer raddellahu anh hazretleri de Cenâb-ı Hakk’ın sırlı dostlarından birisi. Sırlı dostlarından birisi, Rabbimin kendi indinde sır olarak tuttuğu dostunu, yine başka bir dostunu gönderiyor ona. Cenâb-ı Hakk kendinde sır saklamış, o ihtiyar çalgıcıyı kendine dost etmiş, dostuna dostunu gönderiyor. O da büyük bir rahmet. O yüzden bir mürşid-i kâmile yolunuz kesiştiyse, Cenâb-ı Hakk’ın sırlı dostuna eriştiniz.


Cenâb-ı Hakk’ın Sırlı Dostuna Erişmek Büyük Rahmettir — Vefâsızlık, Saygısızlık, Edebsizlik Yasağı

Büyük rahmettir. Vefasızlık etme, saygısızlık etme, edebsizlik etme. Çizgisinde dur. Çünkü o nûrlu yoldasın. O nûrlu yolda nûrlu bir timseyle yol alıyorsun. Bu büyük rahmettir. O rahmetin, o bereketin, o lutfun, o ikramın, o ihsanın kıymetini bil. Yolda giderken sakın düşürme. Yolda giderken sakın yoldan çıkma. O rahmete gerekli olan edebi, adabı, erkânı göster. Nasıl ki koca Ömer, Cenâb-ı Hakk’ın kendisinin dostum dediği o çalgıcıya böyle edepli yaklaşıyorsa senin bin bir sefer daha ince bir edeble yaklaşman gerekir. Bu fakir nicelerini gördük ki üstadlarına karşı edepsizlik edenler yollarda kaldılar. Bir daha bir Mürşid-i Kâmil kapısına gidemediler. Bir daha bir Mürşid-i Kâmil’e intisâb edemediler.

Bir daha gidip bir Mürşid-i Kâmil’in elinden tutamadılar. Kendilerince haklı sebepleri vardı. Bence onların haklı sebepleri geçerli değildi. Ben yakinen biliyordum. Diyordum ki içimden siz üstadımıza böyle bir edepsizlikte bulundunuz. O yüzden sizin yolunuz kesildi. Üstâd size merhamet etti, toleranslı davrandı. Atarsa bunları çıkarırsam, bunlar iyice perişan olur. Bunlar da Allâh’ın kulu, bunlar da Allâh diyorlar dedi. Onları normalde kendi gölgesinde sığındırdı. Vefat etti, bunlar çıstı çıplak meydanda kaldılar. Hiçbir yere intisâb edemediler. Kendilerince hatta çorumlu Hacı Mustafâ Efendi Hazretlerinden kalanlar da öyle oldu. Onlar da bir yere intisâb edemediler. Ben onlarla görüştüm de konuştum da hepsinin de haklı gerekçeleri vardı kendilerine göre.

Bir laf söylüyordum. Şimdiki mürşidiniz kim? Bana diyorlardı ki biz çorumlu Hacı Mustafâ Efendi’de kaldık. İyi cânım kardeşim. Eğer çorumlu Hacı Mustafâ Efendi’de kalınsaydı bir önceki şey olan Ali Haydar Efendi’de de kalınırdı. Neden çorumluya intisâb edildi? Öyle ya. edep, illaki edep. Yol mezara kadar değil, yol mahşere kadar da değil. Yol ebedi. Yol ebediyse ona göre edebini kazan. Yol ebedi. Buna inanıyorsan ona göre kendini dizayn et. Çünkü bu dünyâ gelip geçiyor.


Vefât Edenin Rüyâda Görünmesi — Ayak Ucuma Su Dök Niyâzı, Yolu Ebediyyet Açılan Ölü Sayılmaz

Bir bakıyorsunuz tak kadar birisi vefat ediyor gömüyoruz. Ama onun yolu ebediyse, ebediyet açıldıysa ölü diyemiyoruz ona. Biz öldü diyoruz, onun rüyâsına giriyor. Sen de mi şöyle oldun diyor. Öbürkünün rüyâsına giriyor. Diyor ki başıma ne o? Ayak ucuma su döksün, başıma çok su dökmesin diyor. Öyle demesine göre yine başından sulamış. Dün gittim, başına su döktüm yine dedi. İyi ki gitmiştim, ben söyledim geçen gittim de ona buna fazla salça olma dedim. Etrafı rahat bırak biraz dedim. Yoksa tokmağı yiyecek kafasına, içeride duruyor şimdi. Adam suyu nereye dökeceğini söylüyor. Yol ebedi çünkü. Ama bir kimsenin şeyhi vefat ediyor. Sen o yaşayan şeyhe edebe mungayır hareket ettiysen bir daha bir şeyhe gidemiyorsun.

Yolun kapanıyor. Bunu gördüm ben. tecrübe bu. Ben de az tecrübe değil. Ben 26 yaşında yolla tanıştım. Yaşım 63. Ben yuvarlak hesap yapayım 65 deyip çıkıyorum. Az değil. Tecrübe. Nice eski dervişlerle tanıştım, görüştüm hep. Şeyhleri vefat etmiş. kendilerince onlar biz vefa gösteriyoruz diyorlar. O ölen şeyhin dersini çekiyorlar. Ben inceden soruyorum. Hiç mi rüyanızda bir şeyhi görmediniz? Kalıyorlar. Hiç mi rüyanızda Cenâb-ı Hakk size yeni bir şeyh göstermedi? Sonuçta bunlar kıyamete kadar devam edecek. Hadisle sabit. E sen hadisle sabit olan bir şeyi nasıl inkar edebilirsin? İnkar ediyorsan hadîs-i şerîfi inkar ediyorsun. İnkar edince âyet-i kerimeyi inkar ediyorsun. De ki ben edebe mugayyir hareket ettim.

Edebe riayet edemedim. Ben onun kıymetini bilemedim. Ben yanlışlıklar yaptım. Ben eksiklikler yaptım. Benim yolum o yüzden kapandı. Onu de bari. Onu da demiyor. Kendince haklı. Bu zamanda icazetli şeyh mi var? Allâh Allâh. İyi. İcazetsiz veli olmuyor mu? Velilik kağıda mı bakıyor bir tek? Küçümseydim için değil. Aha kağıt olsa ne olacak olmasa ne olacaktı? Büyük bir kısmınız. Bende hiçbir kağıt yoktu. Bazı şeyleri de açıklamıyordum. İntisap edip ders aldınız mı? Bizim arkadaşlar bile bazı şeyleri böyle idrak edemediler. Halbuki Şeyh Efendi sağlığını da açıklattı mı? Açıklattı. İlan ettirdi mi? Ettirdi. Bir kısmı arkadaşlar bunu anlamadılar bile.


Şeyh Efendi’nin Sağlığı İlân Ettirmesi — Edebe Mugāyir Hareket Eden Mürîdlerin Yıllar Sonra İntisâb Edememesi

Zaten Şeyh Efendi ilân ettirdi. Ne oldu? Ben izliyorum. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’ye karşı edebe mugāyir hareket edenler kaldı. Yıllar geçti bakın. Daha bir şeyhe intisâb edemediler. Onlara gidip sorduğunda şunu diyecek. Şeyhim bize dedi ki böyle kalın devam edin. Ben Şeyh Efendi’nin vasiyetini açıkladım. Dervişler onu dinletmediler bile. Şeyhinin vasiyeti birisine söylemiş. Ben öldükten sonra vasiyet et demiş. Onu dahi dinlemediler. O yüzden Hazret-i Ömer gibi bir zat o Allâh’ın sırlı dostuna edebe yaklaştı. Ve onun korktuğunu, onun ürktüğünü görünce koca Ömer dedi ki benden korkma. Benden çekinme. Benden ürkme. Çünkü dedi. Allâh’tan sana müjdeler getirdim. Müjde. O zaman ne diyordu Hadîs-i şerîf’te?

Allâh dostlarına hem dünyada hem de âhirette müjdeler vardır. Cenâb-ı Hakk’ın dostlarına hem dünyada hem de âhirette müjdeler vardır. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri de o çalgıcıya dedi ki sana Allâh’tan müjdeler getirdim. Evet.


Kaynakça

  • Bayındır Çete (Oktay, Nûri, Hârûn) — Dervîşlik Öncesi Yol Arkadaşları: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Bayındır anne sülâlesinden ve çocukluk arkadaşlarından oluşan ilk yol arkadaşları (Oktay, Nûri, Hârûn ve Mustafa Özbağ Efendi’nin merhûm yol arkadaşı); klasik dervîşlik tedrîsinde «musâhabet (yol arkadaşlığı)» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Sohbet Âdâbı” bâbı; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, “Sohbet” bâbı; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-180 (“Âdâbü’s-Sohbet”); Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvufî Sohbetler.
  • Mezârlığın Sessiz Huzûru — Bâtında Nûrlu Gönüller: Mezârlık ziyâreti — Tirmizî, “Cenâ’iz” 60 (Hadîs no: 1054, «Künüz neheytüküm an ziyâreti’l-kubûr fe-zûrūhâ»); Müslim, “Cenâ’iz” 106; Ebû Dâvûd, “Cenâ’iz” 81; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’, “Cenâ’iz” bâbı; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/430-465 (“Ahvâli’l-Mevtâ”); İbn Kayyim, er-Rûh; «kabristanda iç dünyâya bakma» — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârif; «zâhirde garîb-bâtında nûrlu Allâh dostları» — Buhârî, “Rıkāk” 38; Tirmizî, “Zühd” 35 (Hadîs no: 2347); klasik tasavvuf — İbn Atâullâh, Hikem; modern okuma — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
  • Hz. Peygamber’in Tâbût Hâdisesi — Sultân vs Sıradan Cenâze: Klasik şemâ’il-siyer edebiyâtında Hz. Peygamber’in cenâzelere ihtimâmı: Buhârî, “Cenâ’iz” 50; Müslim, “Cenâ’iz” 78; Ebû Dâvûd, “Cenâ’iz” 47; «cenâze geçince ayağa kalkma» — Buhârî, “Cenâ’iz” 46 (Hadîs no: 1310, «İẑâ raeytümü’l-cenâzete fe-kūmû»); Müslim, “Cenâ’iz” 72-79; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’; «sultân görünenler hiç olur, hiç görünenler sultân» tedrîsi — Cüneyd-i Bağdâdî tedrîsi (Sülemî, Tabakātü’s-Sûfiyye); klasik tasavvuf — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesi.
  • Üstâdın Dervîşi Tutmasının Hikmeti — Etrâfı Korumak: Şeyh-mürîd ilişkisinde mürîdin tard edilmemesinin tedrîsi — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Mürîd Edebi” bâbı; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; İmâm Rabbânî, Mektûbât; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «zayıf mürîdin etrafı zarara uğratmaması için terbiye» — klasik fıkh-ı sûfî: Şa’rânî, Tabakātü’l-Kübrâ; «hatâsı çok mürîdi tutma» — Mevlânâ Câmî, Nefehâtü’l-Üns; klasik tedrîs — İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/156-180; Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
  • Mesnevî 2175. Beyt — Hz. Ömer’in Çalgıcıya Edeble Yaklaşması: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter 2175. beyit ve civârı — klasik şerh: Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi 1/570-595; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «Hz. Ömer methiyeleri (şeytân Ömer’den kaçar, adâletin şehri Alî kapısı Ömer)» — klasik metiyeler: Buhârî, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 6 (Hadîs no: 3683-3691); Müslim, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 18-22 (Hadîs no: 2387-2398); Tirmizî, “Menâkıb” 17-18; klasik şerh — İbn Hacer, el-İsâbe; klasik tarih — Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ; «emîrü’l-mü’minîm demeyip edebe yaklaşma» — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde edeb tedrîsi.
  • Hz. Ömer’in Hz. Peygamber’e Bağlılığı — Hem Dînen Hem Siyâseten Halîfe: Hz. Ömer’in halîfeliği (13-23 H./634-644 M.) — klasik tarih: Taberî, Târîhu’r-Rusül ve’l-Mülûk; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; İbn Sa’d, Tabakātü’l-Kübrâ; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh; modern okuma — Şiblî Numânî, el-Fârûk; Ahmet Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ; «Hz. Ömer’in Sünnet’e bağlılığı» — Buhârî, “Salât” 30 (Hadîs no: 426); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «hilâfetin dînî ve siyâsî boyutu» — klasik fıkıh: Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye.
  • Sevdâ Hanım-Bosna Selfie Mizâhî Parantezi: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin nükteli ders sunum tarzı — klasik dervîşlik: «latîfeli ders» — Ferîdüddîn-i Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ‘da nükteli ders; Mevlânâ Câmî, Nefehâtü’l-Üns; «sözlü selfie» modern dervîşlik bahsi — modern okuma: Mehmet Yaşar Soyalan; «Bosna ile gönül bağı» — Bosna-Türkiye Müslümân kardeşliği — modern tarih: M. Hakan Yavuz, Toward an Islamic Enlightenment; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Devlet Başkanının Açıktan İşlenen Yanlışlardan Sorumluluğu: «Râ’î (yöneticinin) sorumluluğu» — Buhârî, “Cum’a” 11 (Hadîs no: 893, «Küllüküm râ’în ve küllüküm mes’ûlün an ra’iyyetihî»); Müslim, “İmâret” 20 (Hadîs no: 1829); Ebû Dâvûd, “İmâret” 1; Tirmizî, “Cihâd” 27; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik fıkıh — Mâverdî, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye; İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; modern okuma — Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku; «adâletsizlik-hukûksuzluk yasağı» — Mâide 5/8 («Va’dilû hüve akrabu li’t-takvâ»); Nahl 16/90.
  • Tevbe ve Birden Geri Dönme — Cenâb-ı Hakk’ın Geçmişi Silmesi: «Tevbe-i Nasûh» — Tahrîm 66/8 («Yâ eyyühe’lleẑîne âmenû tûbû ile’llâhi tevbeten nasûhâ»); Zümer 39/53; Furkān 25/70-71 («Fe-ülâ’ike yübeddilullâhu seyyi’âtihim hasenâtin»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/3-65 (“Tevbe”); İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; «evliyâ sınıfına bir anda kabûl» tedrîsi — klasik kıssa-i evliyâ: Ferîdüddîn-i Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (özellikle Bişr-i Hâfî, Fudayl b. İyâd kıssaları); Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; klasik tedrîs — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat.
  • Sırlı Dosta Erişmek Büyük Rahmettir — Vefâsızlık-Edebsizlik Yasağı: «Allâh dostları (evliyâullâh)» — Yûnus 10/62-64 («Elâ inne evliyâ’allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hüm yahzenûn»); klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Velâyet” bâbı; Sühreverdî, Avârif; «velâyetin sırlı tarafı (gizli velîler)» — Buhârî, “Rıkāk” 38 (Hadîs no: 6502, «Men âdâ lî veliyyen fe-kad âẑentühû bi’l-harb»); klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «edeb şartı» — Sühreverdî, Avârif, “Edeb” bâbı; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • Vefât Edenin Rüyâda Görünmesi — Yolu Ebediyyet Açılan: «Sâliha rüyâ — nübüvvetten 46 cüz» — Buhârî, “Ta’bîr” 2 (Hadîs no: 6982, «er-Rü’ya’ş-şâlihatü cüz’ün min sittetin ve erba’îne cüz’en mine’n-nübüvveh»); Müslim, “Rü’yâ” 6 (Hadîs no: 2263); Ebû Dâvûd, “Edeb” 88; klasik tabîr edebiyâtı — İbn Sîrîn, Tabîrü’r-Rü’yâ; Nâbulusî, Ta’tîrü’l-Enâm; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/430-465 (“Ahvâli’l-Mevtâ”); İbn Kayyim, er-Rûh; «evliyânın kabir hayâtı» tedrîsi — Süyûtî, Şerhu’s-Sudûr bi-Şerhi Hâli’l-Mevtâ ve’l-Kubûr; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde mevtâdan istimdâd tedrîsi.
  • Şeyh Efendi’nin Sağlığı İlân Ettirmesi — Edebe Mugāyir Hareket Eden Mürîdlerin Sonu: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin Şeyh Efendi’sinin (Hâcı Bekir Baba veya Hâcı Haydar Baba) hilâfeti ilân ettirmesi hâdisesi — klasik dervîşlik tedrîsi: «hilâfet beyânı (ta’yîn)» — Sühreverdî, Avârif, “Halîfe” bâbı; Necmeddîn-i Kübrâ, Usûl-i Aşere; «edebe mugāyir hareket eden mürîdin tarîkattan kopması» — klasik tedrîs: İmâm Rabbânî, Mektûbât; Aziz Mahmûd Hüdâyî, Vâkı’ât; Şabân-ı Velî silsilesinde edeb tedrîsi; bu sohbet 03.04.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Mesnevî 2175. beyit dersi (2180. beyte geçiş öncesi) — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Tevhîd, Ruh, Velâyet, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı