Q1 Haddini Bilmek-Haddince İstemek: Nefsini Tanıyan Haddini Bilir; Mevlânâ’nın “Saman Çöpü Dağı Kaldıramaz” Tedrîsi
Efendim, haddini bilmek ne demektir? Hadd sınırıncı istemek ne demektir efendim? Haddini bilmek ne demektir? Onu anladım bir daha bir şey söyledi. Haddince istemek. Ha, haddince istemek. Eyvallâh. Haddini bilmek, insanın kendisini bilmesi ile alakalı. Bir kimse nefsini bilirse, nefsini tanırsa, kendini bilirse haddini de bilir. Ama öbür türlü nefsini tanımayan, nefsini bilmeyen kimse haddini de bilmez. Nefsini ne kadar tanıdı, ne kadar bildi, o kadar da haddini bildi. Nefsini, kendisini tanı, nefisi dediği şey burada insanın kendisi ile alakalı. Buradaki nefs, kötülükleri emreden nefs noktasında değil. Buradaki nefs insanın bütünü. bütün her şey ile beraber. O yüzden orada haddini bilmek, o kimse kendisini bilmesi ile alakalı.
Kendisini ne kadar bildi, o kadar haddini bildi. Öbür türlü normalde herkesin kendince bir haddi hududu vardır. O kendi kendisini bilmesi ile alakalıdır. Diğeri neydi? Haddince istemek. Haddince istemek. Öyle olunca normalde o kimse de kendisini biliyorsa, haddini de biliyor. Haddini bildiği için de kendisince haddince istiyor. Hazret-i Mevlânâ Mesnevî’sinde, sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın ki isterken diyor, usturuplu iste, edebli iste. O zaman bir kimse kendince saman çöpü, saman çöpü ise o zaman onun dağı kaldırması mümkün değil. Ama insanlar bu noktada kendilerinin neye denk olduğunu, neye layık olduğunu farkında değil. Öyle olunca da belki de denge olmayan şeyi istiyorlar, layığı olmayan şeyi istiyorlar.
Bu da o kimsenin kendisini bilmemesi ile alakalı. Kendisini bilmiş olsaydı kendince kendisinin neye layık olduğunu bilecekti. Efendim Yusuf Sûresi 23. Ayeti Kerime. Estaizu billah. Evinde bulunduğu kadın onunla birlikte olmak istedi. Kapıları iyice kilitledi. Haydi gel dedi.
Allâh’a Sığınma — Yûsuf Aleyhisselâm’ın Korkudan Değil, Galebe-i Muhabbet ile “Allâh’a Sığınırım” Demesi
O da ben Allâh’a sığınırım dedi. Ayeti Kerime devam ediyor ama izninizle ben buradaki Arapça tabiri Meazallah. Allâh bütün tefsirlerde, meallerde sığınma olarak geçiyor. Korkarım demedi. Allâh’tan beni cehenneme atar dedi. Onu çok seviyorum. Sığınmanın kaynağı mahiyeti ve varmak istediği hedef nedir efendim? Bu malum Yusuf Aleyhisselamın kısasıyla alakalı. Yusuf Aleyhisselamın kısasında malum o devlet Erkan’ının hanımı Yusuf’a göz koymuştu. Yusuf’a göz koydu. Onu ta’bîr-i câizse bir tuzak kurdu. Onu odada her tarafı kilitledi ve onu sıkıştırdı. Bu manada da aslında Yûsuf Aleyhisselâm bir an böyle tam olarak redetmedi onu. Kısada asıl benim en çok hoşuma giden yer, öyle söyleyeyim. O esnada Yûsuf Aleyhisselâm bir an meyledi.
Bir an meyledince yine o Yusuf kısasında başka Ayeti Kerime’de delilimizi gördü diyor. O esnada Yakup Aleyhisselâm’ı gördü ve Yakup Aleyhisselâm dişleriyle parmağını ısırıp sen ne yapıyorsun? Manasında Yusuf’u uyardı. Yusuf’u uyarmasıyla Yusuf ben Allâh’a sığınırım dedi. Ama buradaki ilk etapta Yakup’un manevi olarak Cenâb-ı Hakk’ın izniyle onun uyarması var. O uyarıyı aldıktan sonra Yûsuf Aleyhisselâm dedi ki ben ne yapıyorum Allâh’a sığınırım dedi. Tabi burada şimdi Allâh’tan korkarım demedi. Allâh’a sığınırım dedi. Sığınacağı en önemli en yüce makama sığındı. Çünkü orada normalde sığınma olunca Cenâb-ı Hakk kendisine sığınanları korur muhafaza eder. Orada o kimse Allâh korkusu veya Allâh beni cehennemde azap eder şundan bundan dolayı değil.
Direkt Allâh’la olan irtibatına alakalı ona sığındı. Ve insanlar genel itibarıyla Allâh’a sığınırlarsa Allâh onları muhafaza eder. Cenâb-ı Hakk kendi katından onları korur. Ve Yûsuf Aleyhisselâm’ı da kendi katından Cenâb-ı Hakk korudu. O zaman karşımızda hepimiz nefs taşıyoruz. Nefsimizin meyledeceği bir şey çıkabilir. Burada o kimse nefsimizin meyledeceği bir şey önümüze çıktığında Allâh’a sığınmak en önemli oradaki vazifedir. o kimse Allâh’a sığınacak. Normalde şimdi bazı hadîs-i şeriflerde mesela yine kullarının ağzından ben Allâh’tan korkarım sözü vardır. Ama Yûsuf Aleyhisselâm’ın sözü burada ben Allâh’tan korkarım demiyor. Allâh’a sığınırım diyor. Korkunun galebe çalmadığı, muhabbetin, sevginin ve yakınlaşmanın galebe çaldığı bir nokta orası.
Allâh-u Alem. Doğrusunu Allâh bilir. Bir soru daha sorabilir miyim efendim? Telefona bakabilir miyim izninizde? Âyet-i Kerîme’yi bilmiyorum. Bakara Sûresi 284. Âyet-i Kerîme efendim. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allâh’ındır. İçindekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allâh ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azap eder. Allâh her şeye kadirdir. Buhârî’de geçen hadîs-i şerifte de ümmetimin içinden geçen duygu ve düşüncelerden dolayı Allâh onları sorumlu tutmaz. Hadisin bir başka rivayetinde yine ümmetin içinden geçen duygu ve düşünceler eğer söze ve fiiliyata geçemezse Allâh onları sorumlu tutmaz. Necm Sûresi’nde âyet-i keriminin şeyini bilmiyorum. Hangi âyet-i kerîmi sayısını bilmiyorum.
Üstadım. اِنْهُ وَاِلَّا وَحْيُنْ يُوْهَا Onun vazifesi sadece kendine vahy edileni vahy etmektir. Vahyiyle ters mi düşüyor Peygamber efendimiz bu? Başka bir âyet-i kerîmi var bu Bakara’daki ayetten başka bir âyet-i kerîmi daha var. Zaten Hazret-i Ali efendimizin meşhur sözüdür nasuh ve mensûh meselesini bilmeyen konuşmasın ilim konuşmasın da. Başka bir âyet-i kerîme de Cenâb-ı Hakk bu âyet-i kerîme geldikten sonra ashab bir feveran ediyor. Böyle bir feveran edince ne olacak bizim halimiz deyince bu hadîs-i şerifleri Hz.
Niyet Edip Meyhâneye Gidip Geri Dönenin Sevâbı; Niyetin Kasdî İstismârı Yasağı
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor. Sebeb-i nüzülü bu. Ama sonradan bir âyet-i kerîme daha geliyor. O âyet-i kerimede de Cenâb-ı Hakk diyor ki sizin içinizden geçenlerden dolayı Allâh sizi hesaba çekmez. Şimdi diyeceksin ki iki tane âyet var bunlar tenakus. birisinde diyor ki Allâh sizin içinizden geçenlerden de hesaba çeker. Birisinde diyor ki âyet-i kerîme bu da Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez. Bunun bu fakir orta yolunu şöyle buldu. normalde Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez ve hadîs-i şerifler avama ait. bir avam Müslümanın içinden geçenlerden hesaba çekilmeyecek korkmasın. Fihiliyata dökmediği müddetçe hatta fıkıh kitaplarında geçer bir kimse niyet etse, meyhaneye girse, içmeye kalksa, içkiyi de getirse diyor masaya ve oradan geri dönse hem gittiği adım kadar hem de döndüğü adım kadar Allâh ona sevâb yazar.
Çünkü o harâmdan kendini uzaklaştırdı. Niyet etti, niyet etti gitti geri döndü hem gidiş adımına hem de dönüş adımına Cenâb-ı Hakk sevâb yazdı. Ben hatta bazen sohbetlerde derim bundan dolayı sakın böyle niyet edip de meyhaneye gideyim ben oradan da sevâb kazanayım. Oradan geri döneyim yapmayın derim. Şimdi bu bir şey insan harâm işleyecek bilinçli bir şekilde harâmdan uzaklaşmasıyla alakalı. Ama öbür âyet-i kerimede normalde Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba sormaz bu avama ait. Öbür kül hasa ait Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba sorar bu haslarla alakalı. O içinden geçirmeyecek hiç kötülüğü. Çünkü içinden geçirmesi demek kalple alakalı kalbin amelidir. Senin kalbinden hiçbir kötülük geçmemeli.
Senin kalbinden kötülük geçmezse kalbin tenvir oldu temizlendi. Temizlenen bir kalp vücut da temizlendi akıl da temizlendi. O kimsenin artık asla kötülük düşünmeyecek. Zaten bir kimse kötülük düşünmüyorsa onun kalbini Cenâb-ı Hakk ihata etmiş. Kötülük düşünmüyor çünkü. Kötülük düşünüyorsa bir kimse ve o kötülüğü icra etmemiş olsa dair onun kalbi kararır. Kalp karardıkça bir müddet sonra icra eder o kötülüğü. Şimdi bir kimse kötülük düşünüyor icra etmedi bir daha kötülük düşündü devamlı kötülük düşünüyor icra etmiyor. Eyvallâh biz ona günâh işledi demiyoruz. Ama onun kalbi kararmaya başladı. Kötü düşündüğünden dolayı bir müddet sonra o kötülüğü yapar. Çünkü kötülük kalpte onu yer etmeye başladı.
Yerine getirmiyor ama yer ediyor. Mesela ben şunu gördüğümde şu lafı söyleyeceğim gördü söylemedi. Ama içindeki hırs, kin, nefret devam ediyor. O lafı söyleyecek ona. Onunla bir türlü onu içinden atamıyor. Veyahut da bir harâm içecek. O haramı kendince niyetlenmiş o harama gidecek. Bir türlü gitmiyor bir türlü olmuyor. Ama o haramı işleme onun kalbine oturdu gitmedi. Sonuçta o haramı işler. İşleme ihtimali fazla. Öyle olunca evet sûfîler içlerinden kalplerinden kötülük geçirmezler. Kalplerine bir kötülük gelirse hemen Allâh’ı zikrederler tövbe ederler. Kalplerine bir kötülük hayali indiği için. O yüzden bu âyet-i kerimenin, iki âyet-i kerimenin ortasını bu fakir böyle buldu. Doğrusunu Allâh bilir.
Son bir soru soralım mı? Neden son olsun? Teşekkür ederim. Evlikteki ölçülerden bir tanesi de denklik.
Mevlânâ’nın “Her Mecliste Ağladım” Sözü Ölçü Olabilir mi? — Hz. Peygamber’in Denklik Gütmemesi
Yanlış bilmiyorsam efendim. Bu denkliği ikili ilişkilerimizde, iş ilişkisi, sosyal çevre ilişkisi ve kendi dairemizde sûfî dervîş ilişkiler içerisinde de ölçü alabilir miyiz? Ölçü almalı mıyız? ölçü alabilir ama kibirliliğe düşmediği müddetçe. Kibirliliğe düşerse sıkıntı. Bir kimse bunu ölçü alabilir. Ama Hz. Mevlânâ’nın ben her mecliste ağladım, her mecliste anlattım demesini de kenara bırakmayalım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Bunu günlük hayatında denkliğe gitseydi hiç kimse onunla konuşamazdı. O denklik gütmedi. O fakirle de konuştu, zenginle de konuştu. Cebbar bir kimseyle de konuştu. Mülayim bir kimseyle de konuştu. O yüzden onun da sünnet-i seneye göre normalde arkadaş seçimi veya dost seçiminde denklik buradaki söz konusu olmadı.
Orada sadece bir kimse arkadaş olacaksa birisiyle denklikten maada takvayı öne tutarsa o âlâ olur. Yoksa çünkü herkesin ekonomik durumu aynı olmayabilir, herkesin ilmi durumu aynı olmayabilir, mesleki durumu aynı olmayabilir. Öyle bir şey olunca o zaman normalde toplum içerisinde bir ayrışma olur. Veya hatta bir cemâat düşünün, bu cemâat için içerisinde da ayrışma olur. bazı cemaatler veya bazı tarikatlar farklı düşünüyorlar. belli meslek gruplarını belli yerlerde topluyorlar. Ne bileyim belli ekonomik grupta olanları belli yerlerde topluyorlar. Bu sünnete uygun bir davranış değil. Öyle olunca bir kimse tevazu sahip olacak. Kendince normalde bütün her kesimden arkadaşı dostu olmalı, nasîhat edeceği, nasîhat alacağı kimseler olmadı.
Burada evlilikteki denkliği sosyal hayatta aramak çok bir sûfî için uygun değil. Evlilikteki denklik de hukukla alakalıdır. nasıl hukukla alakalıdır? bir kimse örnekliyorum bir erkek kendinden zengin bir kadına tâlip olma noktasında sıkıntı yaşayabilir. Denkliği değil çünkü. Veya hatta bir erkek örneğin eğitim durumu aynı seviyede değil. Ama eğitim durumu aynı seviyede olmamasına rağmen, Mesela kendinden daha eğitimli, kendinden daha fazla maaş alan, kendinden daha fazla sosyal hayatı daha düzgün olan bir kadına tâlip olabiliyor. Bunu normalde evet olabilir mi? Olabilir. Bunda bir aykırılık bir durum var mı? Yok. Ama denklik aranırsa ki Hanefî’ler bu konuda çok titizler, denklik aranırsa o denkliği tutmuyor.
Veya hatta kadınlar için de geçerli. Mesela bir kadında bir bayanda kendi dengini aramıyor. O hayallerinin prensini bekliyor. Veya zatlı olacak, gelecek pembe pancurlu evleri olacak öyle bir şey bekliyor. Oysa oradaki o denkliğe uyup uyumacağına da bakmıyor. O kimsenin denkliğe bakmaması kendini bilmemesiyle alakalı. Aslında denkliğe bakmaması biraz da kibir kokuyor onda. o neden kibir kokuyor? Bu bana layık değil dediğinde orada kibir söz konusu oluyor.
Evlilikte Denklik — Kibir Tehlikesi: “Bu Bana Lâyık Değil” Sözünün Kibir Kokması
O yüzden evlilikte ki denklikte de böyle temkinliği davranmakta fayda var. Ama bugün için insanlar bunların ne ilmi olarak biliyorlar ne de böyle sohbetle bu mevzuları öğreniyorlar. Öyle olmayınca bir bakıyorsun ki yani bir erkek örnekliyorum çok zengin bir ailenin kızına tâlip oluyor. Veya bir kadın çok zengin bir erkeğe tâlip oluyor. Denkliğine bakmıyor. Veya bazen bayanların sohbetinde diyorum bunu. Diyor kadın tâlip oluyor zengin bir yere tâlip oluyor. bir örnekliyorum bir düğüne gidecek bir toplantıya gidecek işte oraya gideceği kıyafeti yok veya orada giyeceği ayakkabısı yok. Örnekliyorum yani yollarda giyilmeyecek ayakkabıyı bazen ben dışarıda da görüyorum kadınları. o ayakkabı yolda giyilmez benim eski mesleğim ya ayakkabıcılık.
O ayakkabı düğün salonunda giyilecek bir ayakkabı ama onu giymiş çarşıda dolaşıyor kadın. bu normalde onun bilmediğinden kaynaklanıyor o ayakkabının nerede giyileceğini bilmiyor. öyle olunca o gidiyor mesela denkliğini görmüyor. Hatta bir kadın örnekliyorum dengi olmayan bir adama kendince âşık oluyor. Onu istiyor, onunla evlenmek istiyor. dengi değil onun o erkek bu noktada daha farklı bir kul vardı koşuyor. Böyle olunca veyahut da bir kimse az önce haddini bilmekle alakalıydı. Kendini bilmiyor, haddini bilmiyor. Olmayacak bir kızı istiyor mesela oğluna veya kendine. olacak bir şey değil, olmayacak olan bir şey. O böyle bir özgüven orada kibre mi dönüyor yoksa böyle bir o esnada akletmiyor onu.
Normalde kendince dengi değil halbuki o. Âile olarak da değil, hiçbir şey değil örnekliyorum. zaman zaman karşılaşılıyor, toplumda da karşılaşır insanlar. örnekliyorum kız evi zengin kız evi oğlana bir damatlık alıyor. 30 bin liraya, 40 bin liraya, 50 bin liraya. Erkek normalde kıza bir elbise alacak, 2 bin liralık, 3 bin liralık elbise alacağım diye uğraşıyor. Bu normalde denklik değil. Eziliyor orada ama kadın talebesi. Mesela ekonomik olarak bakacak olursanız Hz.
Hz. Hatîce Annemiz’in Hz. Peygamber’e Tâlip Olması — Hâli Vakti Yerinde Hânımın Mütevâzi Erkeğe Tâlip Olabilirliği
Hatîce annemizle Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin ekonomisi denk değil. Değil. O gün için Hz. Hatîce annemiz Mekke’de, Kureyş’te kadınların içerisinde en zengini. Babası yok, vefat etmiş. Annesi vefat etmiş bütün mal Hz. Hatîce’de. Büyük sermay eder Hz. Hatîce annemiz. Bakın burada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ona tâlip olmuyor. Hz. Hatîce annemiz ona tâlip oluyor. Şimdi eğer ki çok böyle hali vakti yerinde bir bayan, o zaman gider mesela bir hali vaktinde o kadar yerinde olmayan bir erkeği tâlip olabilir. Bu sünnete aykırı değil. erkek de ona şunu diyebilir. Benim seni ultra bir şekilde yaşatabilecek durumum yok. Benim mal varlığım bu, hayatım bu.
Bunu kabul ediyorsan eyvallâh kabul etti evlenilir. Öbür türlü de evlenilir. normalde erkek gitti tâlip oldu bir kıza. bunu da söyledi. Dedi ki benim hiçbir şeyim yok. Bu da olmayacak diye bir şey yok. Ama insanlar bu noktada evlenirlerken denkli hem kültürel olarak hem eğitim olarak hem ekonomik olarak hem dînî olarak dönemli hem de dînî olarak denkli göz ardı etmemeli. örnekliyorum erkek dervîş haftanın üç günü dört günü beş gün derse gidiyor. Denklik şimdi onun derse gitmesine müsamakar davranacak. Ona seslenmeyecek dengi bir kız lazım. Sebep o dervîş olursa o kızla veyahut dervişliği bilirse bilecek adamın haftada üç dört günü dersi var. Eğer bunu bilmezse zaten sıkıntı yani. Adam a o zaman telefon nerede kaldın beni burada yalnız mı bıraktın.
Ben korkuyorum evlenince kadar korkmuyorlar. Evlenince korkuyorlar. Ben korkuyorum. Ben korkuyorum, titriyorum bak şimdi. Annemi çağırdım, babamı çağırdım, amcamı çağırdım. Evde onlar şimdi. Sen yoksun. Bu çocuğa bir iki üç çocuk bu sefer dengesi bozuluyor. Aynı şey bir erkek de evlenecek dervîş bir kıza tâlip oluyor. İyi ona söylüyor evlenmezden önce. Bak benim dersim var, şuyum var, buyum var. İyi güzel hatta kimisi de öyle diyor. Kızlar bana aktarıyorlar. Diyorlar ki ben zaten böyle bir şey istiyordum. Ben de derleneyim toparlanayım. Ben de derse gelirim. Bir evleniyorlar. Kadına diyor ki sen nereye dersi gönderiyorsun adamı. İşin bir de bu tarafı var. Adam diyor ki kadına sen nereye derse gidiyorsun.
Ne bu ikide birde ben bu kadar bilmiyordum. Ya sana bu kızcağı söyledi. Hatta kimisine diyorum ki ben. Benle önceden geliyorlardı görüşmeye. Diyordum bak bu kızın eğer ki derslerine laf söylersen böyle zekirlerine, toplantılarına laf söylersen aranız bozulur. Ona rağmen yine laf söylüyorlar. O zaman dînî denklik de lazım. sadece ekonomik denklik, eğitim denkli, kültürel denklik ve hatta bunlar yetmiyor. Dini denklik de lazım. Mesela kültürel denklik denilince bu da farklı anlaşılıyor. Ailelerin kendilerine göre kültürleri var. Âile kültürü. Bunda da denklik lazım.
Âile Kültürü Babadan Görme — Bayrâmlaşma, Lokma Yememe Tâbiâtı ve “Sürdüreceğim” Tercîhi
Mesela âile kültürü. Örnekliyorum şimdi. Benim babam kayınpederinde hiç ben bir lokma yemek yediğini görmedim. Bayramdan bayrama gider bir kahve içer. Bayramlaşır kalkar. 15 dakika babamın bayramlaşması. Annemi bırakır orada bir saat verir, bir saat sonra gelir. Bir saat sonra annem döner. Bu şimdi bir âile kültürü. Şimdi normalde ben babamdan böyle görmüşüm ya örnekliyorum. bunu o kimse ben sürdüreceğim dediğinde âile kültürü oluyor. o normalde o aileye o zaman o âile kültürü de denk gelecek. Örnekliyorum. Şimdi bazı örnekliyorum kız babaları var. Kızını evlendirmiş hala da onların evine karışacağım damada karışacağım diye uğraşıyor. Her şeyine karışacağım diye uğraşıyor. Bu ama normalde âile kültürü o alışmış aileden karışmaya.
Şimdi örnekliyorum o kıza tâlip olacak olan kimse kendisine karışılmasına müsaade edecek. Örnekliyorum. Onun kayınpederi nereye gidiyorsun? Şuraya. Senin ne işin var orada? Ve hatta adam bir iş yapacak o işi yapma. Ve hatta bir şey yapacak her şeyine karışacak onun. Karışan kayınpederler var ben tanıyorum. Âile kültürü ama bu o farkında değil. Bunu devam ettiriyor o kimse. Şimdi onunla ondan kız alacak olan kimse bu âile kültürünü kabullencek şimdi. Yoksa vukuat çıkacak. damat benim gibi başına buyruk birisi bir ona bunu sağdan git dese ben inadına soldan da gitmem havadan giderim. Birisi bir şey beni zorlasın yapmam. Örnekliyorum kendimden örnekliyorum. Birisi benim işime karışmaya kalksa elini değil kolunu koparırım onu.
Ne karışıyorsun benim işime derim. Sana ne der çıkarım işin içinden. Şimdi örnekliyorum benim bu babamın kültürü. Babamın evine birisi karışacak oho sövülmedik kalmaz onun. Ve hatta bize birisi bir şey söyleyecek gözünün üstünde kaşın var diyecek babam bunu duyacak. Onu sövülmedik yanını bırakmaz. Ve birisi anneme karışacak mümkün değil bu. Bu âile kültürü mesela ben bazen şimdi çevremdekilere bakıyorum bazen adam eşine herkes karışıyor adamın eşine. Han diyorum adam bir şey demiyor. Babam da mümkün değil. Bu bir âile kültürü şimdi örnekliyorum. veyahut da babam bize de çok karışmazdı bir yere kadardı. Âile kültürü bu. Bu şimdi o kültürler de önemli evlilikte. Şimdi kimse ha bir kimse âile kültürünün üstünde Kur’ân ve sünnete tâbiîn ise bu harika.
O zaman söyleyecek bir laf kalmaz. Ama o kendi âile kültürünü Kur’ân ve sünnetin içerisine karıştırmaya kalkmasın. Bir de onu yapıyorlar. O yüzden evlilikteki denkliğe eyvallâh sosyal hayattaki denkliğe eyvallâh deyil. Efendim evlilikte peki kadın erkek arasında yaş farkı denklik olarak elin alabilir mi? Yok. O normalde Hz.
Hz. Ömer Radıyallâhu Anh’ın 70 Yaşında Hz. Ali Efendimiz’in Kızıyla Evlenmesi — Hanefî-Şâfi’î Velâyet Farkı
Ömer radıyallâhu Han Hazretleri 70 kusur yaşındaydı. Hazret-i Ali Efendimiz’in kızıyla evlendi. O zaman kızı onun 15-16 yaşlarındaydı. Hatta Hazret-i Ali Efendimiz’in kızı dedi ki beni bu ihtiyara mı veriyorsun dedi. O yüzden orada yaş söz konusu değil. İslâm noktasında yaş öyle söz konusu değil. Ama Hanefî’lerce kızı zorla evlendirmek yok. Şafilerde velisi, kızın velisi kızı istediğiyle evlendirir. Hanefîlerde ise böyle bir şey yok. kızın oluru olacak evlilikte. Kız eğer derse evlenebilir. Kimle isterse makul noktada. O yüzden yaş söz konusu değil bunda. İkinci soruyla alakalı bir şey sormak istedim. Nasih ve mensûh konusunda bu Bakara Suresindeki iki âyet nasih ve mensûh olarak değil muhatabiyet olarak mı?
Evet oraya nasuh mensûh olarak da alınabilir. Ama ben orayı daha doğrusu Kur’ân’da nasuh ve mensûh meselesi var. Ama ben bazı âyet-i kerimelerin bu manada bu içinden geçenleri sormaz avhama ait. İçinden geçenleri sormaz Allâh. Eyvallâh. Avhama ait. Ama asla alakalı öyle değil içinden geçenleri sorar. Yine ilayat şeridine tartışılan bir konu. Peygamber Efendimiz bir âyet-i kerîmi nes edebilir mi? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir âyet-i kerîmi nes etmemiştir hiç. Ama âyet-i kerîmeyi bir açılım getirmiştir. Açıklık getirmiştir. Burayı nes etmek olarak görürlerse o zaman abeste iştigal etmiş olurlar. İlmin dışına çıkarlar. Velev ki nes etse dahi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hakkıdır.
Çünkü ne konuştuysa vahyi konuştu. O âyet-i kerîmi asıl derinlemesine manası bilinmemiştir. Derinlemesine manası bilinmediği için Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o âyet-i kerîmeyi açılım getirmiştir. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dînî yaşayan bir kimsedir. Daha doğrusu yaşayan Kur’ân’dır. Öyle olunca biz Hazret-i Peygamber’den sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden Kur’ân’ın tefsirini görürüz. O yüzden sünnet-i seneye ittiba etmek, hadîs-i şeriflere ittiba etmek çok önemlidir. Hazret-i Peygamber’de çünkü Kur’ân’ın tefsiri vardır. Ana hatlarıyla. Böyle olunca Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir âyet-i kerîmeyi nehsetmemiştir.
Açılım getirmiştir. Nehset de dersek bu sefer Allâh’la yarışmış oldu. Olmadı. O açılımı onlar nehse olarak görüyor. Mesela şimdi söylediğin o âyet-i keriminin öbür nehseden âyet-i kerîmeyi biz şimdi söylememiş olsaydık bilmemiş olsaydık. Biz diyecektik ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu âyet-i kerîmeyi neshetmiş. Allâh sizin içinizden geçenleri hesaba çeker. Hadîs-i Şerîfleri diyor ki hesaba çekmez. Bununla ilgili zaten şey yapıyorlar. Evet ama öbür taraftaki ayeti görmüyorlar o zaman. O zaman normalde o öbür taraftaki onun normalde içinden geçenleri sormaz dediği âyet-i kerîmeyi görmüyorlar o zaman.
Niyet (“Allâh İçinizden Geçenleri”) Âyeti Mensûh mu? — “Hesâba Çekmez” Hadîsi ile İhtilâf, Cehâletin Aşılması
Cehaletlerini aşmışlar. Zırh câhil olmuşlar. Çünkü o mensûh meselesindeki âyet-i kerimeleri baktığımızda o âyet-i kerimeler ümmeti kolaylaştırıcı şeylerdir. Mesela ilk önce şeygiler Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çeker ayeti gelir. Sonra Allâh sizin içinizden geçecek olanlardan hesaba çekmez ayeti gelir. Çünkü sahâbe o esnada çok üzgün, çok bu konuda tedirgin. Bu konuda biz bu işin içinden nasıl çıkacağız noktasında? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri onların o halini görünce o hadîs-i şerifleri söylüyor. Ama âyet-i kerîme sonradan geliyor zaten. Öbür içinden geçenleri hesaba çekilmez âyet-i kerimesi sonradan geliyor. Yıllar önce bu konuyla alakalı böyle buradan bu fakiri vurmaya kalktılar.
Dedim ki böyle böyle sonraki ayeti ama ilahiyatçılar, enteresan bir şey. Sonradan gelen âyet-i kerimeyi görmüyorlar. Allâh onların cahilliklerini yüzlerine vuruyor. o normalde baksalar halbuki âyet-i kerimeyi görecekler. Belki de görüyorlar biraz kasıtlı yapıyorlar onu. Orada kasıt var. Hazret-i Peygamber âyet-i kerimeyi nesetti. Buna hakkı yok noktasında duruyorlar. Nesetmeye hakkı yok. Bazı ilahiyatçılar nesetmeye hakkı var diyorlar. Aslında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri nesettiği yok. Sadece açılım getiriyor o âyet-i kerimeyi. Tefsir ediyor. Buradan âyet-i kerimin manası budur diyor. Ama ümmetin içerisinde ne yazık ki belirli yetiştirilmiş elemanlar var. Bu elemanlar insanları dinden soğutmak, insanları dîn üzerinde şüpheye sevk etmekle vazifeli.
O yüzden gidip böyle cımbızla çekiyorlar bazı şeyleri. Ondan sonra fakat Kur’ân daha tam anlaşılabilmiş bir kitap değil. Cenâb-ı Hakk bunu anlaşılsın diye indirdi. Ama biz anlayamadık daha henüz. Hele belirli çevreler hiç anlayamadı. Onlar da kendilerini anladıklarını iddia ediyorlar. Bahriyor ya Mehmet okuyan mıydı neydi?
Kur’ân-ı Kerîm Anlaşılmak İçin mi, Yaşanmak İçin mi? — Elif-Lâm-Mîm “Dakika Bir, Gol Bir” Tartışması
Bu Kur’ân anlaşılmak için gönderildi. siz neden başka şeylere bakıyorsunuz? Ya anlaşılmak için gönderildiyse bana Elif-Lâm-Mîm’i söyler misin bana? huruf-u mutakka denilen o ayetleri bana açıkla o zaman anladın sen sen. E kaldın. E normalde demek ki biz anlayamamışız daha. Evet anlaşılmak için gönderildi, yaşanmak için gönderdi. Biz henüz daha ümmet olarak Kur’ân-ı Kerîm’i tam anladık, tam yaşadık diyemeyiz. Ama onlar sanki Kur’ân-ı Kerîm anlaşılmak için gönderildi. Sen otur oku başka bir şeye gerek yok anlarsın. O manada diyor. İyi oturduk biz okuduk Elif-Lâm-Mîm dakika bir gol bir Bakara’nın başı. Bana ne anladığını anlat. Elif’ten kasıt ne? Lam’dan kasıt ne? Mim’den kasıt ne? Bana bunu söyle.
Öbürüsü dedi sen ne anladın bundan? Elif’ten kasıt Allâh dedim. Lam’dan kasıt Muhammed-i Mustafâ. Mim’den kasıtta Ümmet-i Muhammed dedim. Hadi ben böyle anladım. Ne diyeceksin sen şimdi buna? Hiç kimse. O diyecek ya böyle olmaz iyi sen olanını söyle. Sen de olanını söyle. E şimdi normalde anlaşılması için göndermiş Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’i. Ama ümmet henüz daha bunu anlayamamış. Çözememiş. Ya bu gidişle zaten daha da geriye gidiyor. Hiç çözemeyecek. İleri gitmiyor ümmetin ilmi. Dikkat edin ümmetin dînî, ilimi ileriye gitmiyor. Birbirlerinden kes, kopyala, yapıştır yapıyorlar. hepsi de mealci olduğu çıktı. Ve meallerin %99.9’u benim nazarımda bakılacak meal değil. defalarca bir Âyet-i Kerim’i dinliyorum.
Sohbet hazırlarken. oradaki Âyet-i Kerim’deki mastar, kök çok bilgi sahibi değilim. oradaki mastar, kök farklı bir şey. Onların anlattıkları, söyledikleri meali aktardıkları farklı bir şey. o meallerin varlığında, o meallerin varlığında. Söyledikleri meali aktardıkları farklı bir şey. Hele bu zikirle alakalı Âyetler işliyorduk ya. Şimdi yaz dönemi geldiği için bir dahaki sonbaharı bekliyorum şimdi. Mesela zikirle alakalı Ayetlere baktığınızda, o kadar böyle hiç alakası olmayan şeyler var. Mealler var. Hiç alakası olmayan. oradaki ay ellerinden gelseler zikri kapatacaklar, zikir yok diyecekler çıkacaklar. Âyet-i Kerim’e çok açık ya. namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir.
Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir. Ankabut Âyet 45. Bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Ya namaz söz konusu zaten namazdan ayetten önce namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir demiş ya. Bunun başka bir çözülümü yok. Ama hala da bir tanesi demiş ki namaz en büyük zikirdir. Ya değil namazı söylemiş zaten veya siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken ayaktayken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Ya namazı kıldıktan hemen sonra diyor. Namazdan hemen sonra Allâh’ı zikredeceksin diyor. Ama bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Sebep Allâh’ı zikirden insanlar uzaklaştıran şeytân öyle vesvese veriyor onlara.
Şeytânın Kayığı: İnsanları Zikirden Uzaklaştırma — Âyetin Hadîsler Üzerinden Yorumlanmaması Tehlikesi
Direkt şeytânın kayığına binmişler gidiyorlar. Zikirden uzaklaştıracaklar. Bunun gibi. O yüzden normalde Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yorumu üzerinden, hadisler üzerinden gidilse mesele bu kadar çıkmayacak. Problem çıkmayacak ama şu anda problem çok var. Efendim Kur’ân tam olarak anlaşılamadığı ifade buyurdunuz. Biz de îmân ediyoruz. Sürriyi hatırlamıyorum. Kur’ân-ı Kerîm’deki taviri Verrasi huri fil ilm, ilimde rasih olanlar, ilm-i ledüne sahip olanlar mı bunlar anlayabilenler sadece? Onlar da tamamı değil. Gerektiği kadar. Aktarıldığı kadar mı? Vahyedildiği kadar mı? Gerektiği kadar. Ne kadar gerekiyorsa o kadar. Faydasız ilimden Allâh’a sığınırız.
Hadisler… Gerektiği kadar. Daha ileri anlayacağı hani… Daha ileri seviyede ashab bunu söylerdi. Onlara da gerekmedi. Tabi’in, tebai tâbiîn’in bakıyoruz. Onlara da gerektiği kadar verilmiş. Çünkü o Kur’ân bu manada başlı başına bir sır. Gerektiği kadar. O zaman kıyamete kadar anlaşılamayacak kesinlikle mi? Zaten Allâh Resûlü diyor ki Salallahu Aleyhi ve Selam. Benden önce dinin yarısı yaşandı. Benim zamanımda %25’i yaşandı. Ahir zamanda da kalan %25’i yaşanacak. Diyor. Ama ben şuna inanıyorum. Kıyamet kopuncaya kadar dahi Kur’ân-ı Kerîm tam olarak anlaşılabilmiş olmayacak. Bu benim kendi inancım. Biz anlayamayacağız yani. İnsanlar onu tam olarak anlayamayacaklar. Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri’nin ben hani… En yüksek derecede anladığına inanıyorum.
Bak en yüksek derecede. Onun anladığına inanıyorum. O da aktarmadı. İfade buyurduğunuz peki gerekli… …gereklilik, zamansal… Gereklilik toplumsal, zamansal… Hepsi de var işin içinde. Şimdi ben burada oturayım size. Muhyiddin İbn-i Arabi’den… Melekut’la, Melekut âlemindeki ruhaniyetlerin… …normal zahiri görünebileceğini anlatayım. Zahiren görünen, şahadetteki görünen varlıklarında… …Varlıklarında, Melekut âleminde farklı bir şekilde görünebileceğini anlatayım. Hadislerle ben bunu donatayım burada şimdi. Çok özür dilerim. Burada kardeşleri küçümsemek için değil. Kaç tanesi, içimizdekilerin kaç tanesi… …böyle bir hali yaşadı… …bunu anlayabilmesi için. Ben bunu edebiyat olarak anlatılması olarak değil… …anlayabilmesi için… …kaç tanesi böyle bir hali yaşadı.
Bunlar böyle dinin kendi içerisinde geçen şeyler. Şimdi anlatıyoruz değil mi hadîs-i şerifte… …diyoruz ki geldi birisi bak dinin temel sorusu… …geldi bir kimse dedi ki îmân nedir, İslâm nedir, doğru mu ihsan nedir… …kıyamet ne zaman kopar, elametleri nelerdir, bunları sordu mu sordu. Allâh Resûlü o gittikten sonra dedi ki bu soruyu soran kimdi, bildiniz mi? Sahâbe dediler ki Dıhyeydi. Allâh Resûlü de dedi ki Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri… …dedi ki o Dıhye değildi, Cebrâîl kardeşimdi. Bir de kardeşim sözü var. Cebrâîl kardeşimdi, sizi dîninizi öğretmeye geldi. Şimdi oradaki sahâbeler derinlemesine bütün her şeylerini dîne… …Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine indirmiş olduğu dîne vakfetmişler.
Her şeylerine. tâbiîn diyor ya, tebe-i tâbiîn ne diyor?
Sahâbe-Tâbi’în-Tebe-i Tâbi’în — Üç Kuşağın Kıymeti, Dînini Vakfetmek
Üçüncü kuşa diyor. İkinci kuşak, üçüncü kuşa diyor. Birinci kuşak için diyor ki siz onları görseydiniz, bunlar dili derdiniz. Onlar da sizi görseydik, bunlar dinden dönmüşler, sizi kılıçtan geçirirdi diyor. Şimdi böyle bir sahâbe, onu Dıhye olarak gördü. Onu Cebrâîl aleyhisselâm olarak görmedi. Onun Cebrâîl aleyhisselâm olduğunu Hazret-i Peygamber Efendimiz söyledi. Şimdi demek ki melekut alemindeki ruhaniyetler insan suretinde görünebiliyor mu? Evet, biz onları insan suretinde görüyoruz. Ama biz onun gerçek hakikatini görüyor muyuz? Hayır, aynı şekilde zahirde gördüğünüz kimseler, şehadet aleminde bir kimse… …melekut aleminde farklı bir şeyde görünebilir mi? El cevap görünebilir. Peki, bunu anlattık çok güzel.
Yaşayan kim? Benim ifade etmeye çalıştığım şey bu. biz Kur’ân’ı bu noktada anlamaktan uzağız. Şimdi bütün İslâm dünyasına bangır bangır bağırdılar mı? Rüya ile amel olmaz diye, doğru mu? İlahiyatlarda, diyanetlerde bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüya ile amel olmaz. Ezan ne ile amel ediliyor? Rüya ile. Desene, Rüya ile amel olmaz de hadi ezanı değiştir. Veya kapat. Bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüya ile amel olmaz. Peki, Bedir ile alakalı âyet-i kerîme de size kafirlere az gösterdik, kafirlere de size az gösterdik. Ayette sabit mi? Sabit. Az gösterdik diyor. Az gördüler, yürüdüler savaşmak için. E, Rüya ile amel ettiler. Yusuf’un kıssasında Rüya ile amel edildi. Bu insanları maneviyetten, manadan uzaklaştırma.
Hazret-i Peygamber de Peygamberliğin 46 yüzünden bir cüzdür sahih Rüya dedi. E, sen dedi bizim ilahiyatçılar da, diyanetçiler de bangır bangır bağırıyor. Rüya ile amel olmaz. E, hadîs-i şerîf var. Peygamberliğin 46 yüzünden bir cüz. Ne yapacağız şimdi o zaman? Burada büyük bir oyun var çünkü. buna artık böyle bağırasım geliyor. Bir kısım çevreler insanların dinle bağlarını, maneviyatla bağlarını kesmek için yetiştirilmişler. Perdelemek için yetiştirilmişler. Ben artık ne ilahiyata ne dianete inanmak istemiyorum. İnanmak istemiyorum. Acı şeyler bunlar. dıhya suretinde gördüğü iyi ya ben dıhya suretinde görmek istemiyorum. Bunun bana yolunu kim gösterecek? Ben o göz tembelliğini, o mana tembelliğini yaşamak istemiyorum.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı cinnî tayfesini görüyordu bazıları. İyi kardeş. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı cinnî tayfesini görüyordu bazıları. İyi kardeş. Kim görüyor? Şimdi cinnî tayfesini görsek biz böyle zahiren bizim kaçacak yerimiz bizim kafaya oynatır bizim insanlarımız. Cinni tayfesi deyince aman o üçerflilerden bahsetme. Kur’ân bahsediyor. Cin sureti deyip hususi sure var. İyi. Görünür kardeşim. Görünür. Konuşulur da görünür de. Ama normalde şimdi insanlar öyle bir hâlet-i rûhiyyeye kattılar ki cin deyince cin çarpılmışa dönüyorlar.
Cinler Âlemi, Rûhlar Âlemi ve Bezm-i Elest “Elestü bi-Rabbiküm” — Sadece Gördüğümüz Âlem Yok
Yani sadece gördüğümüz bu âlem yok ki. Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Âlemlerin Rabbine hamd ediyoruz. İyi. Kaç âlem gördük kardeş? Kaç âlem dolaştık? Çok kısa geldiğimiz âlemi gördük mü ya? Geldiğimiz âlemi gördük mü? Ruhlar âlemini gördük mü? Yürü geriye doğru. Hadi sorguyu orada. (Bezm-i Elest’teki) “Elestü bi-Rabbiküm” normalde ben sizin Rabbiniz değil miyim? Hitabını aldık mı? O es-Tantene’yi yaşadık mı? Senin ruhun orada. Evet sen benim Rabbimsin dedi. Secde etti. Onu gördük mü? O ruh bizde şimdi. O ruh bizde. Başka oradaki ruh ayrı, buradaki ruh ayrı değil. Ne zaman yaratıldı onu da bilmiyoruz. Öyle ya. Şimdi ne diyor ilahiyatçılar bir kısmı? Anne karnına düşünce diyor. Cenâb-ı Hakk o yeni ruh ona üfler.
Doğru mu? İlahiyatçılar böyle demiyor mu? Cenâb-ı Hakk o zaman çok özür dilerim. Kime dedi ben sizin Rabbiniz değil miyim diye? Madem ki anne karnına düşünce yaratıyor yeni. O zaman varlığı yaratırken o zaman ruhlar âlemin de inen bir ruh yok o zaman. Ama âyet-i kerimede diyor ki oradaki misakınız var, sözünüz var diyor. Şimdi anne karnına düştüğü anda Cenâb-ı Hakk ruhu yeni yarattı. Ona üfledi deyince ruhlar âlemin de o zaman Cenâb-ı Hakk çok özür dilerim ama. Havaya mı sordu ben sizin Rabbiniz değil miyim diye? Birçok âyet-i kerîme var orada söz verdiniz diye. Bunlar işi akıl sallaştırmak için çığrından çıkarıyorlar. Dini akıl sallaştıracaklar. Sen ruhun varlığını kabul ettiğin anda dîn akıl sallaşmaz.
Sen îmân kalbiyle tasdik dediğin anda akıl sallaşmaz. Sen ahiret dediğin anda akıl sallaşmaz dîn. Ama amaç akıl sallaştırıp bu akıl dışı deyip âyet-i kerimelerin büyük bir kısmını yok edecekler. Büyük bir kısmını yok edecekler. Akıl dışı çünkü. Amaç o. O yüzden ma’sum bir ilim olarak görmüyorum veya ma’sum bir ilim fantezisi olarak da görmüyorum. Tasarlanmış, ayarlanmış, cimbız da çekilmiş insanların ahiret inancını yok ediyorlar. Birisi de çıkıyor kabir azabı yok diyor. Öbürü çıkıyor Pavlosvari bir İslâm getirmek istiyorlar. Evet. Buna zaten siyaset yatkın, iş çevreleri yatkın, dünya çevresi yatkın, buna hepsi de yatkın. Çünkü Kur’ân ve Sünnet deyince farklı bir ideoloji çıkıyor ortaya. Bakın inançla alakalı değil sadece.
Bir ideoloji çıkıyor Kur’ân Sünnet deyince. Ekonomisi, sosyal hayatı, asgari hayatı, devlet çalışması sistemi komple hayatı içine alan bir ideoloji çıkıyor. Bildiğiniz ideoloji çıkıyor. Bundan sıyrılmak istiyor. İslâm dünyası da bundan sıyrılmak istiyor. Müslümanların başındaki hükümetler, krallar, kraliçeler, devlet başkanları, işin siyasetinde olanlar, İslâm’ın bu ideolojik yönünü görmek istemiyorlar. sadece namazı kılacaksın, orucu tutacaksın, hatta namazı da vaktin olursa kılacaksın. Hatta namaz da salât demektir, salât da övmek demektir. Sen översen namaz da kılmış olursun sıkıntı değil. Gece gündüz sen Allâh’ı öv namaz o namaz değil. Bu muhteşem bir savaş var. Ve bizim içimizdeki satılmış âlim müsvetteleri, satılmış şeyh müsvetteleri, satılmış siyaset müsvetteleri, satılmış bürokrat müsvetteleri bunlara çanak tutuyor.
İlâhiyâtçı, Diyânetçi ve Sokrât Müsveddelerinin Gençleri Dînden Soğutması — Hâkim Sorgu Bilgi Aktarma
Yani böyle otur bir ilahiyatçıyı dinle, böyle şeye basıyor, ta’bîr-i câizse bam tellerine basıyor olumsuz olarak. o gençler de tâbiîn bir bakıyor, bir onu söylüyor, bir onu söylüyor, ortasını bulmuyor ve hatta onun normalde gerçeğinin hakikatini söylemiyor, insanlar dinden soğuyorlar. Bizim gibi üç beş konuşanı da bir iki mahkemeye veriyor zaten. Onu da susturmaya çalışıyor, uydur kaydır bir yerden bir şey bulacak. Mehmet Emin uğraşıyor sana. Çok basit koca Bursa müftüsü, adamın size çıktı benim hakkımda bazı nasîhat etti, Allâh’lık iddia etti Meda’ya. Bitti, adamlar mahkemeye verdi. Bakın mahkemeye verdi, neymiş ben Allâh’lık iddia etmişim. Bizim Hacı Erkan’ın rüyasından dolayı. adamlar hukussisi bununla alakalı mahkemeye verdiler. sen böyle metafizik meselelerden konuşmayacaksın, manevi meselelerden konuşmayacaksın.
Bunu normalde istediğin kadar hadîs söyle, âyet söyle, istediğin kadar istediğini söyle ona bakmıyor. Ben dokuz sayfa cevap hazırladım, Mehmet Emin Bey dedi ki onları yazmazlar oraya dedi. Bir şey al, hafıza şey de, öylesi git dedi, onlar almazlar onu öyle dedi. Adam bir baktı ya bunu nasıl yazacağım dedi, valla nasıl yazacağım. Sen diyor bu soruları nereden bildin diyor bana. Belli hadi bakalım. Dedim yok bunları dedim, sen sorunu sor biz buradan dedim, cevablarını sana aktaracağız. Ya bunları yazmasak dedi, yazalım dedim, hâkim de bilgi sahibi olsun dedim. İlâhiyât, Diyânetçiler de bilgi sahibi olsun dedim. Normalde kendi bastırdıkları kitaptan haberleri yok. İslâm ansiklopedisinden haberi yok bir ilahiyatçının, Diyanetçinin.
Onların zamanları yok zaten para saymaktan onu hukumaya. Allâh bizi affetsin. Lâ ilâhe illa’llâh. Lâ ilâhe illa’llâh.
Kaynakça
- Haddini Bilmek-Haddince İstemek — Mevlânâ’nın “Saman Çöpü Dağı Kaldıramaz”: «Men arefe nefsehû fe-kad arefe Rabbeh» tedrîsi — klasik tasavvuf hadîsi: Aliyyü’l-Karî, el-Esrârü’l-Merfû’a; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/262; klasik tedrîs — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-25 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); İbn Atâullâh, el-Hikemü’l-Atâ’iyye; «kendini tanıma — nefs-i emmâreden başlayarak nefs-i kâmile’ye yükseliş» — klasik tasavvuf — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «saman çöpü» — Mevlânâ Mesnevî 1. Defter; klasik şerh — Konuk; Tâhirü’l-Mevlevî.
- Allâh’a Sığınma — Yûsuf Aleyhisselâm’ın “Maâẑallâh” Sözü: Yûsuf 12/23 («Kālet heyte lek, kāle ma’âẑallâh, innehû Rabbî ahsene mes’vâye, innehû lâ yüflihu’ẑ-ẑâlimûn»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 18/91-100; İbn Kesîr 2/473-478; Kurtubî 9/167-178; «Allâh’tan korkma vs Allâh’a sığınma» — havf-recâ-mahabbet üçlüsü; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/200-225 (“Havf ve Recâ”); 4/267-280 (“Mahabbet”); İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Havf-Recâ-Mahabbet” bâbları; klasik tasavvuf — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye.
- Niyet Edip Meyhâneye Gidip Dönenin Sevâbı — Niyetin Kasdî İstismârı: «Niyet hadîsi» — Buhârî, “Bedü’l-Vahy” 1 (Hadîs no: 1, «İnneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât»); Müslim, “İmâret” 155; «hayır niyetiyle adımlara sevâb» — Buhârî, “Salât” 87 (Hadîs no: 477, «mâ min racülin kâne yümşî ile’l-mescidi illâ kütibe lehû bi-külli hatvetin haseneh»); Müslim, “Mesâcid” 282; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; «niyetin sahihliği şartı (kasdî istismârın bâtıllığı)» — İbn Kayyim, İ’lâmü’l-Muvakkıîn; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/341-360 (“İhlâs ve Niyyet”).
- Mevlânâ’nın “Her Mecliste Ağladım” Sözü — Hz. Peygamber’in Denklik Gütmemesi: Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, “Ney Kıssası”; Mesnevî; klasik şerh — Konuk; Tâhirü’l-Mevlevî; «Hz. Peygamber’in herkesle eşit muâmelesi» — klasik şemâ’il: Tirmizî, Şemâ’il; Kādî İyâz, eş-Şifâ; Süyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; «kibirden kaçınma» — Lokmân 31/18; Müslim, “Îmân” 147 (Hadîs no: 91); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/337-380 (“Kibir-Tevâzu'”).
- Evlilikte Denklik — “Bu Bana Lâyık Değil” Kibir Kokması: Klasik fıkıh-ı evlilik — kefâ’et (denklik) bahsi: Kâsânî, Bedâi’ 2/317-340; Serahsî, el-Mebsût 5/22-30; İbn Kudâme, el-Muğnî 7/30-50; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 7/249-280; «kefâ’et şartları (din, hürriyet, nesep, mâl, meslek, sıhhat)» — klasik fıkıh; «kefâ’etin bâtınî/zâhirî boyutu» — Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; modern okuma — Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku.
- Hz. Hatîce Annemiz Hz. Peygamber’e Tâlip — Mütevâzi Erkeğe Tâlip Olabilirlik: Hz. Hatîce annemiz radıyallâhu anhâ’nın Hz. Peygamber’e tâlip olması — klasik siyer: İbn İshâk, es-Sîretü’n-Nebeviyye; İbn Hişâm, es-Sîre; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; İbn Sa’d, Tabakātü’l-Kübrâ; klasik şemâ’il — Süyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; modern okuma — Mehmet Azimli, Cahiliye’den İslamiyete Kadın; «hâli vakti yerinde hânımın iffetli erkeğe tâlip olabilmesi» tedrîsi — klasik fıkıh: Kâsânî, Bedâi’, “Nikâh” bâbı; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî.
- Âile Kültürü Babadan Görme — Bayrâmlaşma Tâbiâtı: «Birrü’l-vâlideyn (anne-babaya iyilik)» — İsrâ 17/23-24; Lokmân 31/14-15; Buhârî, “Edeb” 2; Müslim, “Birr” 1-2; «sıla-i rahim» — Nisâ 4/1; Muhammed 47/22-23; Buhârî, “Edeb” 11 (Hadîs no: 5985); Müslim, “Birr” 17-18; «aile geleneklerinin sürdürülmesi» tedrîsi — klasik tasavvuf: İmâm Gazzâlî, İhyâ 2/216-262; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde âile kültürü tedrîsi.
- Hz. Ömer’in 70 Yaşında Hz. Ali’nin Kızıyla Evlenmesi — Hanefî-Şâfi’î Velâyet Farkı: Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın Ümmü Külsûm bint Alî radıyallâhu anhâ ile evliliği — klasik tarih: İbn Sa’d, Tabakāt 8/463; İbn Asâkir, Târîh-i Medînet-i Dimaşk; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; klasik fıkh-ı nikâh — yaş farkı şartı yoktur, velâyet/icbâr meselesi — Hanefî mezhebinde âkıl-bâliğ kadın velîsiz evlenebilir, ama velînin denkliğe iztiraz hakkı vardır — Kâsânî, Bedâi’ 2/239-260; Şâfi’î-Mâlikî-Hanbelî mezheblerinde velî şarttır — İbn Kudâme, el-Muğnî 7/337-355; modern fıkıh — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 7/180-220.
- «Allâh İçinizden Geçenleri Hesâba Çeker» Âyeti — Mensûh Tartışması: Bakara 2/284 («Ve in tübdû mâ fî enfüsiküm ev tuhfûhu yuhâsibküm bihillâh»); Bakara 2/286 («Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ») — bazı müfessirlerce 284. âyetin neshi; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr 1/710-715; Kurtubî 3/420-435; «hesâba çekmez» hadîsi — Buhârî, “Itk” 6 (Hadîs no: 2528, «inne’llâhe tecâveze ammâ tehaddesethû enfüsehâ mâ lem ta’mel ev tetekellem»); Müslim, “Îmân” 201; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; modern fıkıh — Hayreddin Karaman; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât.
- Kur’ân-ı Kerîm Anlaşılmak İçin mi, Yaşanmak İçin mi? — Elif-Lâm-Mîm “Dakika Bir, Gol Bir”: Kur’ân’ın hidâyet kitabı oluşu — Bakara 2/2 («Ẑâlike’l-kitâbü lâ raybe fîh, hüden li’l-müttakīn»); Âl-i İmrân 3/138; «hurûf-ı mukatta’a» — Bakara 2/1 (Elif-Lâm-Mîm); Âl-i İmrân 3/1; A’râf 7/1; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 2/3-30 (mukatta’a harfler); Kurtubî 1/154-180; Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân; Süyûtî, el-İtkān fî Ulûmi’l-Kur’ân; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Hurûf-ı Mukatta’a” bâbı; «Kur’ân yaşanmak için gönderildi» tedrîsi — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Şeytânın Kayığı: İnsanları Zikirden Uzaklaştırma — Âyetin Hadîsle Yorumlanmaması: «Şeytânın insanı zikirden uzaklaştırması» — A’râf 7/200-201; Mücâdele 58/19; Furkān 25/29 («Ve kâne’ş-şeytânu li’l-insâni ẑazûlâ»); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/27-65 (“Şeytânın yolları”); İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; «âyet sünnet ile anlaşılır» — Nahl 16/44 («Ve enzelnâ ileyke’ẑ-ẑikre li-tübeyyine li’n-nâsi mâ nüzzile ileyhim»); klasik usûl — Şâtibî, el-Muvâfakāt; klasik tedrîs — İmâm Şâfi’î, er-Risâle; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan.
- Sahâbe-Tâbi’în-Tebe-i Tâbi’în — Üç Kuşağın Kıymeti: «Hayru’n-nâs (insanların en hayırlısı)» hadîsi — Buhârî, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 1 (Hadîs no: 3650, «Hayru’n-nâsi karnî sümme’lleẑîne yelûnehüm sümme’lleẑîne yelûnehüm»); Müslim, “Fedâ’ilü’s-Sahâbe” 211-215 (Hadîs no: 2533-2535); Tirmizî, “Fiten” 45; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-50; klasik dervîşlik — Sühreverdî, Avârif; «Sahâbe’nin dîni vakfetmesi» — klasik siyer — İbn Hişâm, es-Sîre; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; modern okuma — Salih Suruç, Sahabe Hayatından Tablolar.
- Cinler ve Âlemler — Bezm-i Elest “Elestü bi-Rabbiküm”: Cin sûresi — Cin 72/1-28 (cin tâifesinin Müslümân olması); A’râf 7/27 (cinlerin görünmemesi); Hicr 15/27 (cinlerin yaratılışı); Rahmân 55/14-15; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «âlemlerin çokluğu» — Fâtihâ 1/2 («Rabbi’l-âlemîn»); klasik tefsîr; «Bezm-i Elest» — A’râf 7/172 («Ve iẑ ehaẑe Rabbüke min benî Âdeme min ẑuhûrihim ẑürriyetehum ve eşhedehum alâ enfüsihim, e-lestü bi-Rabbiküm, kālû belâ»); klasik tefsîr — Râzî 15/45-60; İbn Kesîr 2/253-262; klasik tasavvuf — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Bezm-i Elest” bâbı; klasik tasavvuf hâli «mîsâka geri dönüş» — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl.
- İlâhiyâtçı, Diyânetçi ve Sokrât Müsveddeleri — Gençleri Dînden Soğutma: Modern Türkiye’de İlâhiyât fakülteleri ve Diyânet siyâseti tartışması — modern okuma: Mahmûd Es’ad Coşan; Hayreddin Karaman; «modernist-hadîs inkârcısı tehlikesi» — Mustafa Sibâî, es-Sünne ve Mekânetühâ fi’t-Teşrî’i’l-İslâmî; «Sokrât müsveddeleri» (yorum literatürü tenkîdi) — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi; «İslâm Ansiklopedisi» — Diyânet Vakfı yayını (TDV İslâm Ansiklopedisi 1988-2013, 44 cilt + ek ciltler); «hâkim huzûrunda îmân ve dîn savunması» tedrîsi — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde modern hukukla mücâdele; bu sohbet 10.04.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Q&A — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, İhsân, Nefs, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı