Q1 Kurbân Hisse Devri — Yedi Ortaktan Birinin Vazgeçmesi: Diyânet Fetvâsının Hanefî’ye Göre Tehlikesi
Sonra ortaklardan biri vazgeçiyor. Ortaklıktan çıkıyor. Başka biri bunun yerine girebilir mi? Yedi hisse olarak birisi almış. Birisi alınca onun yerine o kendi hissesini başkasına satma nasıl olur? Bu konuda çok sıkıntılar var. O yüzden hem ortakların iyi bilinmesi lazım. Buna Diyânet fetvâ veriyor böyle olmasına. Aslında bakacak olursan Diyânet büyük başı satıyor. Büyük başı satarken de hisse olarak satıyor. Oradan fetva veriyor zaten. Normalde bir hayvan üzerine vermiyor. Hisse satıyor. Bu vakıflar da, ne bileyim onlar bunlar da aynı şeyi yapıyor. Hanefî’ye göre tehlikeli. Ben bu sene zekât verdiğim için kurbân kesmek istiyorum. Siz uzaktan vekâlet verilerek kesilen kurbanda sıkıntı oluyor demiştiniz.
Eşim araba olmadığı için ben uğraşamam dedi. Kesip hazır getiriyorlar. Birine vekâlet ver kestir dedi. Ben ne yapmalıyım?
Q2 Kurbân Vekâleti — Hz. Âişe Annemize “Yâ Âişe Kurbânı” Hadîsi; Pratik Kurbân Tedrîsi
Hz. Âişe annemize diyor ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, ya Âişe kurbanının başında dur. Vekaletle kurbân kesilir mi? El cevap kesilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğer o vekaleti alan kurum, şahıs neyse bu konuda sağlimse, sahihse olur. Ama bir şey var. Bu haşta da var. Bu kurbanda da var. Mesela büyük marketler kurbân satıyorlar. Onca kurbân sattı. Kaç tane sattı? Diyelim ki 5 bin adet sattı, 10 bin adet sattı. Ya ikinci gün etin gelmesi doğal mı? Hayatın akışına aykırı, 5 bin kurbân kesmiş olsa bir gün de kesemez 5 bin hayvana. Ben kendim kurbân kesen bir insanım. Gençliğimde 13-14 dakikada bitiriyordum bir kuzuyu. İyi. Normalde 5 bin-6 bin kurbân satan bir şey düşünün.
Ne o? Bu marketleri düşünün. Nasıl ertesi günün kurbanını getirecek bir de parçalanmış vaziyette? İşlenmiş vaziyette bir de. Veyahut da vakıfları düşünün. İyi. Hadi onlar 3-4 gün kesecekler diyelim. 4. 3. günün ikindeyi kesecekler diyelim. Ama ne yapıyorlar bilmiyorum. Hacc’da da aynı. Millet hacca gidiyor. Peki Türkiye’den yaklaşık 100 bin hacı, 120 bin hacı gidiyor. 120 bin kurbanın böyle 5 saatte 4 saatte kesilmesi mümkün değil. Said mümkün mü? Geldi mi Said? Mümkün mü Said? Türk kasaplarının bir gün de hayvanları kesmesi? Mümkün. Diyânet’in komple 120 bin hacısının kurbânı bir gün de kesebilir mi? Kesilir. Kesiliyor mu? Günlük. Yani? Bir mezbahı bir ordina günde 50 bin tane kesiyor. Bir mezbahı günde 50 bin tane kesiyor.
Ama diyanet diyelim ki bir gün de bitirebilir mi 120 bini? 4 gün sürüyor. Şunu öğrenmeye çalışıyorum. Diyânet 100 bin hacı götürdü 100 binde kurbân kesiyor. Bir gün de bitirebilir mi 4-5 saatte? 4-5 saat sonra ihramdan çıkarıyorlar kurbanlarınızı kesildi. O ayrı. Hatta kimisi sabahtan çıkıyor ya. Kesildi haber geliyor kesildi diye. İşin bir de bu tarafı var. Normalde o kimsenin kurbânı kesilmedi diyelim ki. O kurbân kesildi diye kendince ihramdan çıktı. Tıraş oldu çıktı. Haccın tavafını da yaptı diyelim ki. Cinsel ilişki de serbest oldu ama kurbânı kesilmedi daha. Bunları normalde o kimse ihramdan çıktı ayrı ceza. Cinsel ilişkiye girdi o da ayrı bir ceza. Allâh bizi affetsin. Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem temiz bir soya ağacından geliyor demiştiniz.
Amcası Ebû Leheb şirk ehli. Peygamberimize karşı gelen biriydi. Peygamberimizin amcası Ebû Leheb temiz soya ağacının dışındadır diyebilir miyiz? Evet. Hz. Hızır aleyhisselamın seyri suluk yaparak müledin ilmleri sahip olmuştur. Yoksa Allâh tarafından bu ilim ona doğuştan mı verilmiştir? Hz. Hızır biz onu bir peygamber olarak biliyoruz. O yüzden normalde bütün peygamberlerde ilm-i ledün vardır.
Q3 Ateist-Agnostik Düşünürlerin Allâh’ın Varlığına İtirâzları — Eleştirilere Genel Yaklaşım
Mâşâ’allâh az yazmışsınız ya. Ateist ve agnostik düşünürler Tanrı’nın varlığını kanıtlayan argümanların hepsine eleştiriler getirmiştir. Bu eleştirilere karşı sizin yorumunuzu merak etmekteyim. Normalde bunların hepsi de Allâh’ın varlığıyla alakalı eleştiri getirebilirler. neden ateist oluyor? Eleştiri getirdiğinden veya neden agnostik oluyor? Eleştiri getirdiklerinden dolayı felsefe noktasında. Tabii bunlar kendi kendilerine eleştiri getiriyorlar ama velakin bunların hepsine cevabını Gazâlî vermiş. Gazâlî’den sonraki normalde veya önceki İslâm’ın kendi içerisindeki felsefik düşünceye sahip olanlar da vermiş. Kimdiden itibaren. Ama sonuç itibarıyla bir kimse inanç kalbî bir mesele. Akli bir mesele değil.
Öyle olunca kalbî bir meseleyi, akliyi hükmetmek de mümkün değil. Ama felsefenin zaten normalde İslâm’ın dışındaki felsefenin en büyük handikaplarından birisi akli ilahlaştırması. akla uymuyor, akla uymayınca da akli ilahlaştırıyor. Aslında bakacak olursan o zaman ruhu da kabul etmemeler lazım. Ruhu kabul etmiyor ama ruhi hastalıklar diye hastalık beyan ediyorlar. Madem ruh yok neden ruhi hastalık var? Veyahut da bir kimse normalde aklını kaybediyor, aklını kaybediyor ama yaşamaya devam ediyor. Normalde demek ki sadece akılla alakalı değil. O yüzden normalde bu ama agnostik olarak düşünsün ama kendince ateist olsun, ne olursa olsun. Bunlar kendilerince, kendi felsefelerince Allâh’ın varlığıyla alakalı, peygamberlerin varlığıyla alakalı bu konuda değişik düşüncelere sahipler.
Bir kötülük problemi, tevhid-i sezorunu.
Pavlus’un Kötülük Yoktur Tezi ve Tevhîd-i Ses Sorunu: “Tanrı Tamamen İyiyse Neden Acı, Kötülük, Adâletsizlik?”
Bu kötülük problemi Pavlus’la alakalıdır. Baştan onu söyleyeyim. bu Pavlus’un düşüncesidir. O yüzden de ceza yok der. Bu Pavlus’un düşüncesidir. Yoksa ondan öncesindeki neredeyse hepsinde kötülük vardır, kötülüğün de cezası vardır. Ama Pavlus normalde şu anki Hristiyanların fikir babası kendisi Yahudidir. Aslında Yahudi din âlimidir kendisi. Ama velakin İsâ Aleyhisselâm’a sonradan döndüğü iddia edilir ve şu andaki o okunan İncîller de Pavlus’tan alıntıdır. direkt İsâ Aleyhisselâm’dan değildir. O yüzden normalde o kötülük problemiyle alakalı Pavlus der ki kötülük yoktur. Kötülük yoksa da ceza yoktur der. Şimdi soruya bakalım. Kötülük problemi tevhîd-i ses sorunu. Eğer Tanrı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tamamen iyi bir varlıksa dünyada neden bu kadar acı, kötülük ve adâletsizlik var?
Bu durum böyle bir Tanrı’nın varlığıyla çelişiyor gibi görünür. Bu ateistlerin en güçlü argümanlarından birisidir. Tanrı bu dilde Allâh insanları yarattı, onlara doğru yolu gösterdi. Âyet-i Kerîme’de de, Dileyen bu yolda yürüsün dedi. Dileyen bu doğru yolda yürüsün. O doğru yolun karşılığı, zıtlığı nedir? Kötü yoldur. Âyet-i Kerîme’de de iyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir dedi. Burada cüzi irade ortaya çıkan. Evet Allâh insanları yarattı, cüzi iradelerini serbest bıraktı onların. Eğer yok öyle değil de Allâh bütün kötülükleri normalde yaratmamış olsaydı, o zaman iyiliğin bir anlamı kalmayacaktı. Veyahut da iyiliği yaratmamış olsaydı, o zaman kötülüğün de anlamı olmayacaktı. Ama iki zıt var.
Allâh iyiliği de yarattı, kötülüğü de yarattı. İyi insanlar iyiliklerine devam etti, kötüler de kötülüğü seçtiler, kötülüklerine devam ediyorlar. Ama normalde kötülüğü de iyiliği de yaratan Allâh ama kötülüğü Allâh tabiri caizse istemeden yaratır. Sevmediği bir şeydir. Ama yaratıcı Allâh’tır. La fa’ili illallah. Fa’il olan Allâh’tır çünkü. Normalde yaratan da Allâh’tır. Ama ben bunu hep derslerde derim ya iki tane gişe var. Birisinden kötülük bileti alıyorsun, birisinden iyilik bileti alıyorsun. Sen kendi cüz’i iradenle iyilik bileti alıyorsan, sen iyilerden oluyorsun. Kötülük bileti alıyorsan, sen kötülerden oluyorsun. Burada yaratma hadisesi Allâh’a ait. Ama yok buradaki normalde böyle düşünmüş olsaydık o zaman cebriye girecekti orta yere. nasıl cebriye girecekti?
Allâh birisini kötü yarattı, birisini de iyi yarattı. Kötü yarattığını sonra cezalandıracaktı. Bu da mantıksal değil. Bu da akılcılık değil. O yüzden o cebriyeye girmiş oluyor. O iyiliği ve kötülüğü seçmek bizim elimizde. İstersen peygamberlerin yolundan gidersin, istemezsen gitmezsin. Gitmezsen sonun cehennemlik olur. Suç istersen cezasını çekersin. Bu dünyada da çekersin, âhirette de çekersin. Dünyada çekiyorsan âhirette normalde çekmeyebilirsin. Ama velakin suç cezâsız değil. Bilimsel açıklamalar. Evrenin yaşamın ve bilincin kökenine dair pek çok mesele artık doğa bilimleriyle açıklanabiliyor.
Kozmoloji-Biyoloji-Nörobilim İslâm’a Karşı Değil — Bilimin Hudûdu ve Tırnak Üstündeki Su Damlası Bilgisi
Örneğin evrenin başlangıcının kozmoloji, canlıların evrimini, biyoloji, zihnin işlemesini nörobilim açıklıyor. Bu yüzden bu açıklama borçluğu için Tanrı’ya başvurma gereği hazırlıyor. Bu noktada bir sıkıntı yok ki. Dinin, İslâm’ın bilimlerle alakalı bir sıkıntısı yok. Otursunlar varlığı incelesinler, otursunlar kozmolojiyi incelesinler, otursunlar nereolojiyi, nereobilimi incelesinler. Bunda bir sıkıntı yok. ilim olarak siz ne tarafa doğru giderseniz gidin, neyi incelerseniz inceliyin. Bunun normalde dinle bunun bağı şuradan var. Bunları âyet-i kerimelerden çıkarmanız mümkün değil, çıkarmayabilirsiniz de. Siz kozmolojiyi araştırdınız da dinsizi araştırmayın mı dedi. Veya siz nereobilimi araştırdınız da dinsizi araştırmayın mı dedi.
İlim Çin’de de olsa hikmet daha doğrusu, ilim de demiyor. Hikmet Çin’de de olsa gidip alınız. Hikmet Müslümanın yitik malıdır, nerede bulursa alır. Bunlar da İslâm’ın bir yasaklaması söz konusu değil veya dinin bunda yasaklaması söz konusu değil. siz uzaya gittiniz de Kur’ân mı yasakladı size? Hatta Kur’ân size düşünmeyi, varlığın üzerinde tefekkür etmeyi, yaratılışın üzerinde tefekkür etmeyi sevk eder. Ve o tefekkürü de Hadîs-i Şerîfler de der ki, o tefekkür 80 yıllık nafile ibadetten üstündür der. Öyle olunca siz varlığın üzerinde tefekkür edin, varlığın üzerinde düşünün, analizler edin, varlığın üzerinde çalışın. Bakın normalde bu noktada dinin yasakladığı bir nokta yok. Ama şöyle bir şey var.
Böyle sığ, benim de karşı olduğum sığ dini mezhepler, meşrepler var. Şahsa ait bu. bu tip böyle gelişmelere, bu tip şeylere açık olmayan, evet görüşe, düşünceye sahip olanlar var mı var. Ama bunlar normalde dinin kendisi değil. Yoksa siz oturun, Cenâb-ı Hakk ayı nasıl yaratmış, güneşi nasıl yaratmış, evreni nasıl yaratmış, yaratmış yaratılışın başlangıcına doğru gidebiliyorsanız gidin. Veyahut da varlığı istediğiniz noktada üzerinde tefekkür edin, nehsini araştırmak istiyorsanız araştırın. Bu noktada dinin herhangi bir yasağı yok ki Allâh bizi affetsin. O yüzden bu noktada dinin açıklama boşluğu da yok. Sonsuz demeyeyim ama her dâim büyüyen bir varlık var, evren var tabiri caizse. Her dâim büyüyen ve her dâim yeniden yaratılan ve yaratmanın son bulmadığı bir evren var.
Ve siz bunu neresinden tutarsanız tutun, yürüyün. Bu noktada normalde sizi durduracak bir şey yok ve sizin yürüdüğünüz noktada ilim olarak gördüğünüz nokta bu benim kendi şahsi düşüncem. Parmağınızın üzerindeki bir damla su bile değil. Şu anda varlık üzerinde, kozmoloji olarak, ister neurobilim olarak, ister evreni tanımı olarak, evren bilimi değil. Siz nereye giderseniz gidin. Şu anda insanlığın elde etmiş olduğu çok büyüttüğü bilgi, yemin ediyorum bunu inanarak söylüyorum, tırnağınızın üzerindeki bir damla su bile değil, ulaşıldıkları yer. Daha şu anda ilim dediniz, bilgi dediniz şey insanı çözümleyememiş. Gözünün önündeki insanı çözümleyememiş henüz daha bilgi, ilim. İnsanı çözümleyememiş daha, daha dağları çözümleyememiş, daha okyanusu çözümleyememiş.
Ya bırakın oraları gitmeye, daha henüz piramidi çözümleyememiş piramitleri. Bırakın göbekli tepe çıktı, göbekli tepeyi çözümleyemediler. biz nereden geldi maymundan geldiydik 13 bin yıl önceki göbekli tepeyi kapattılar. Neden kapattılar? Çünkü bütün felsefeleri çöktü. Bize 100 yıldan, 200 yıldan beri dayattıkları, batının dayattığı felsefe göbekli tepede çöktü. Buyurun göbekli tepede bak çıkarıyorlar, cep telefonu var, bilgisayar var, arabalar var, uçaklar var. Göbekli tepede. Senin geldiğin ilim bu noktada değil. biz taş devri, tuş devri, puş devri oradan geldiydik. biz maymundan geldiydik. Bizi onu da yattılar ya. nerede? Şu anda dünya üzerinde bilgi yok. İlim yok. Dünya üzerinde algı var.
Dünya üzerinde bilgi üzerinden sömürü var. Uyandırmıyorlar insanları. İnsanları köleleştirme var dünya üzerinde. Sanki çok büyük bir bilgiye, çok büyük bir ilme sahiplermiş gibi algıyla yönetiyorlar dünyayı. Ve bütün dünya insanlarını hangi dinden olursa olsun sömürüyorlar. Hangi dinden olursa olsun hepsini katlediyorlar. İlim bilgi denilen bir şey yok. Daha kendini tanımamış insan. Koca Yunus’un dediği gibi, ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Adam normalde insanı çözümleyememiş. En önemli. Neden çözümleyemiyor? Çözümlemesi bitmez çünkü insanın. Siz ilk Âdem’in yaradılışını çözün ilk önce. Cenâb-ı Hakk bütün isimlerini ona hıfsettirdi, öğretti.
Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün isimleri öğretti demek. Ultra insan demek. Her şeyiyle bir tamam insan demek. Hem mana olarak hem manevi olarak hem de zahiri olarak. Biz o insana ulaşamadık ki daha. Bakın o insana ulaşamadık biz daha. Neyi çözümlüyorlar? Sömürmeyi biliyorlar. Silahlanıyorlar, insanları savaştırıyorlar, oradan sömürüyorlar. Başka bir şey değil. Dünya insanlığı da milliyetçilikle, dinle, bakın dinle, mezheplerle savaşmayı biliyor sadece. Din bir savaş aracı olmuş, ırkçılık bir savaş aracı olmuş.
Mezhebler ve Ekonominin Savaş Aracı Olması — İlkokuldan Üniversiteye Verilen Bilginin Sömürü Boyutu
Meşrepler, mezhebler savaş aracı olmuş. Ekonomi savaş aracı olmuş, siyâset savaş aracı olmuş. Ve bunlarla insanları sömürüyorlar. Bana söyler misiniz ilkokulda, ortaokulda, lisede aldığınız ilim ne bilgi ne? Üniversiteye gittiğinizde üniversitede aldığınız ilim ne bilgi ne? Bir meslek sâhibi oldunuz, üniversiteden sonra bir meslek sâhibi oldunuz, aldığınız ilim ne bilgi ne? Size ne veriyorlarsa o kadar biliyorsunuz, o kadar öğreniyorsunuz. Bir ilahiyat öğrencisi imam mağturi’den haberi yok. Bir ilahiyat öğrencisinin fıkıhtan imam azamdan haberi yok. Diyanetteki bir mühtünün imam azamdan haberi yok. Hanefi ama, hepimiz de hanefiyiz doğru mu? Evet, imam azamdan haberimiz yok. İmam azamın fetvalarından da haberimiz yok.
Siyasi fetvalarından haberimiz yok. Ekonomik fetvalarından haberimiz yok. Sosyal hayatlığı ilgilendiren fetvalardan haberimiz yok. Haberimiz olan şu, abdesti bozan bozmayan, namazı bozan bozmayan, orucu bozan bozmayan, haccı bozan bozmayan, onu da uymuyorlar haçla alakalı. Bunlara da diyanet kendine göre boyuna fetva üretiyor. Mesela Müzdeli fe vakfesinde durdurmuyor. Müzdeli fe vakfesi hanefiye göre vacip, terk ederse bir kurbân gerektirir ona. Ama vakti girmeden Müzdeli fe vakfesi yaptırıyor. Vakti girmeden namaz kılıyor musun? Hayır. Vacip olan ibadeti nasıl yaptın vakti girmeden? Yaptı. Neden? Çobanlar geldi Allâh Resulüne dedi ki, biz çobanız, yırtıcı hayvanlar kapabiliriz. Biz gece şeytanı taşlayabilir misiniz?
Taşlayabilirsiniz dedi. Diyânet yüz bin çobanı var. Koyun çünkü hepsi de. Onlara dedi ki gece taşlayacaksınız. Gece taşladılar. İyi. Senin çoban mısın? Değilsin. Vaktin var mı? Evet. E izdiam var. Hacc izdiamdır. Zorluktur. O zorluğa katlanacaksın ki sevabın çok olsun. Müzdeli fe vakfesini yapacaksın. Ondan sonra şeytanı taşıyacaksın. Yok. Hepsine şeytanı taşlatıyorum. Evet. Hanifi fıkhında bozuyor. Ben böyle söyleyince, Diyanetçiler sevmiyor beni. Böyle söyleyince ilahiyatçılar da sevmiyor. Hoca nasıl seviyorsa bir sefer kaptırdı kendini. Şimdi normalde Allâh bizi affetsin. Sanki İslâm, Evrenin çözümlülüğüne karşıymış gibi bir algı oluşturuyor. Değil kardeşim. Siz çözün. Tanrı’nın gizliliği, gizlenme argümanı.
Mesela örnek. Allâh gizli değil ki. Allâh saklı değil ki. Biz Allâh rüyada görülür dedik. Gittik mahkemede yargılanık. Adam çıktı. Cuma gün benim için Huz sesi vaaz yaptı. Allâh rüyada görülür diyorlar dedi. İttiler, şikayet ettiler. Mahkemeye verdiler. Mahkemeye çıktım. Dedim koca müftü, Diyânet’in kendi bastırdığı kitaptan haberi yok dedim. Diyânet’in kendi bastırdığı İslâm anziklopedisinde var dedim. Diyânet’in kendi bastırdığı sabunide var, şunda var, bunda var.
Hâkime Cevap: “İslâm Ansiklopedisi’nde, Sâbûnî’de Var” — Allâh Saklı Değil, Sıfâtlarıyla Tecellî Ediyor
Hâkime söylüyor. Allâh saklı gizli değil. Bak direkt daha arkasından normalde sorunun ne olduğunu bakmadan yürüyor. Allâh saklı gizli değil. Bak direkt daha arkasından normalde sorunun ne olduğunu bakmadan yürüyor. Allâh saklı gizli değil. Allâh sıfatlarıyla tecellî ediyor. Cenâb-ı Hakk’ın zâtı saklı değil, zâtını tefekkür etmemiz yasak. Burada zâtı saklı değil, Zâtını tefekkür etmemiz yasak. Zâtı yok değil ki var. Zâtı var. Gelsinler bir sufiyle konuşsunlar bunları. Eğer Tanrı isteseydi varlığını açıkça gösterebilirdi. Gösteriyor zaten. Allâh kendisini saklamıyor. Kendisi hadisi kutsisi. Allâh bilinmek değil istedi. Bilinmek değil istediği için bir şey yarattı. Nerede saklıymış Allâh? Allâh bilinmek değil istiyor.
Allâh kendisini ishar ediyor, gösteriyor. Nereden saklıymış gizliymiş? Felsefecilerin yalanı. Allâh meydanda sıfatları da meydanda, Zatı ile de meydanda. Allâh saklı gizli değil. Bizim zâtını tefekkür etmemiz yasak. Allâh meydanda, Allâh kendisini saklamış olsaydı bir şey yaratmazdı. Ama Cenâb-ı Hakk tanınmaklığı, bilinmek değil istediği için bir şey yarattı. Nerede saklılık var? Nerede gizlilik var? Sen görmüyorsun, felsefecisin ya gözün kör senin. Felsefecisin ya kalbi aklın da yok senin. Allâh meydanda kardeşler sıfatlarıyla tecellî etmekte her an. Allâh saklı gizli değil. Ontolojik eleştirler. Ontolojik argüman. Tanrı tanımı gereği vardır. Birçok filozof tarafından bir kelime oyunu veya mantık hatası olarak görülmüştür.
Var olmak bir varlığın özüne eklenen bir özellik değildir. Var olmak bir varlığın üzerinde, Allâh ise bu söz konusu, evet. Var olmak bir varlığın özünde olması gereken bir şeydir. Yoksa biz var edeni tanımamış oluruz, var edileni de tanımayız o zaman. Ben normalde bir var eden, bir de var edilen olarak görürüm. Ben panteist değilim. Her şey o değil benim için. Ben ondan bir parça değilim. Varlığın herhangi birisi ondan bir parça değil. Bir var eden var, bir de var edilen var. Ama bu noktada bir kimse eğer ki var olmak varlığın özüne eklenen bir özellik değildir dediğinde o zaman o kimse kendisini de inkar eder. O zaman bu ana kadar gelen soruların hepsi de hiçe gider. Sebep sen yoksun ki bu soruların nereden geldi.
Sen yoksun ki bu düşüncen nereden geldi. Kendi kendisini inkar etmektir bu. Hayır bir var eden var, bir de var edilen var. Biz bu noktada var edileni de var da var edeni de kabul ediyoruz. Ve hesâba kitâba çekileceğimizi de kabul ediyoruz. O yüzden normalde varlığın kendi üzerinde varlık tecellîsi vardır.
Varlık Tecellîsi — Var Eden ve Yarattığı; Hesâba Kitâba Çekilme İdrâki
Yani var eden var edenin kendisi var oluşu vardır. Vardır yani. Onun normalde var oluşu dedim sonradan oluşma gibi değil. O vardır. Var ki bir şey yarattığı. Yarattığı şey de var edilen. Bütün her şeyi yarattığı. Bütün her şey onun var ettiği bir şey. O yüzden varın varlığı ancak varlığıyla açıklanır. Bu mümkün değil başka türlü. Kültürel görecelik. İnsanlık tarihi boyunca binlerce farklı Tanrı ve dini inanç sistemi oluşmuştur. Her kültür kendi Tanrısını gerçek sayar. Bu çeşitlilik Tanrı inançlarının insan icadı olabileceğini düşündürür. Tabi bunu böyle düşünürseniz normalde evet her kültür kendince bir Tanrı inanışı var. Bir Tanrı inanışı var. Aslında bunun söyleyenin de bir Tanrı inanışı var.
Bir şeyin olmadığını söylemek bir şeyin yok olduğunu söylemek olmadığını söylemek onun var olduğunu gösterir. Bir şeyin ismi varsa var o. O zaman Tanrı düşüncesini sen yok edemezsin ki. Var ki Tanrı düşüncesi oldu. Gittin ilk insana o maymundan geldiğini düşünüyor ya iyi maymuna gittin. Maymuna gittin maymunu var eden var. Maymun kendi kendine mi oluştu? Kendi kendine oluştu. Kendi kendine oluştu ya öyle öğrettiler ya bize. Denizin içerisinde bir tane normalde bir hücreydik. Hücre karaya çıktı kendi kendine büyüttü kendini. Darwin teorisi bu değil mi? Ondan sonra o maymuna geldi. balık olmadı aslan olmadı sırtlan olmadı. insana en yakın varlık ne var maymun var. Dediler ki maymuna benzetelim.
Onu da söyleyen kim? Siyonist bir Yahudi Darwin. Siyonist bir Yahudi. aslında Yahudi dinine sahip değil o. Zaten bütün mozgurluklar Yahudilerden çıkardı yöne üzerine. Siyonist bir Yahudi. Ve normalde şimdi düşünebiliyor musunuz? Ne oldu bilmem kaç bin yıl geçti. Ondan sonra o maymuna çevrildi. Ondan sonra o maymuna çevrildi. Sonra bir de bizim önümüzde değil mi? Bir de şekil getirdiler. Böyle yürüyen bir tane maymun var. Ondan sonra düzeldi elleri ayakları düzeldi. İyi. Bilmem kaç bin yıl önce oldu değil mi? Tamam güzel. Peki o maymunu kim var etti? Kendi kendine var oldu. İlk varlığı kim var etti o zaman? Velev köylü oldu. İlk varlığı kim yarattı? Kozmolojiye göre varlığın başlangıcı var. Bakın şu anda kozmoloji ilmi, evren ilmi varlığın bir başlangıcının olduğunu söylüyor bize.
İyi varlığın bir başlangıcı var ise varlığı kim yarattı? Nerede yarattı? Nasıl yarattı? Şimdi eğer ki biz normalde kabul edersek dinin olmadığını ve her kültürün kendi dininin olduğunu oluşursak, evet öyle oluştu. Geriye doğru gittik. ilk dini bulmamız lazım ya.
“Hangi Uyanık Dîn İcâd Etti?” — Maymundan İnsan Olmadı, İnsandan Maymun Olabilir Mizâhı
Hangi uyanık bir dîn icâd etti? Öyle ya. Bu icâd ederken onun gönlüne nereden geldi bu din anlayışı? Nereden öğrendi? Maymunun bunu öğrenmesi mümkün mü? Maymun kafalının bunu çalışıp da öğretmesi mümkün mü? Peki normalde 5 bin yıl, 10 bin yıl geçmiş hiçbir tane maymundan insan oldu mu? Ama insandan maymun oldu. Allâh Yahudilerin bir kavmi maymuna benzetti. Bunların kalıntıları var bizden. Allâh bizi affetsin. Bilimde kabul edilen iddialar gözlem ve deneyle test edilebilir olmalıdır. Tanrı hipotezi ise gözlenemez ve test edilemez olduğu için bilimsel bir iddia olarak görülmez. Onlar normalde Allâh bilince normalde Allâh’ın varlığıyla alakalı bilimsellik arıyorlarsa kainata baksınlar, yaratılışa baksınlar ama görmek istemiyorlar.
Rukiye ilmi nedir? Psikolojik huzursuzluklar için okutulmalı mı? Havas ilmi nedir? Allâh razı olsun. Normalde böyle psikolojik huzursuzluklarla alakalı havas ilminden veya rukiye ilmi denilen o rukiye yapmakla alakalı. Bunlarla alakalı bir kimseye faydalanabilir mi? Her cevap faydalanabilir. Var çünkü. Hz. İbrahim’in Sümer halkından olduğu, Sümerlerin de Türk soyundan geldiği söylenmekte tüm peygamberler Hz. İbrahim soyundan geldiğine göre Peygamber Efendimiz Türk müdür? Bizim damarımızı kabartmayın. Sohbetlerinizde sigaranın haram olduğunu bahsediyorsunuz. Evet ben dervîş olduğumdan beri sigara zararlı olduğu için, sigara zararlı olduğu için ben sigaranın hep haram olduğunu söylüyorum. Diyânet sonradan benim fetvaya uydu.
Ben diyanetten önce sigara haram diyordum. Çünkü sigaranın zararları belli, bir şeyin zararı belli ise ona helal demek mümkün değil. bir kısım şafi uleması o zaman için zararları bilmediğinden mekruh dememişler. Şafilinin bir kısmı. Sonradan gelen şafiler ama sonradan gelen hanefiler de bir kısmı mekruh demiş. Hanefîler mekruh demiş ama sigaranın zararları tam bilinmiyor o zaman için. Ama şu anda sigaranın zararları biliniyor. Emperyalizmin elinde sigara şu anda. Her sigara içen kimse emperyalizme hizmet ediyor şu an. Her sigara içen. Her sigara içen tekrar söylüyorum, emperyalizme hizmet ediyor. Böyle olunca normalde sigara vücuda vermiş olduğu zararlardan dolayı haram. Mekruh kabul edenler hanefiye göre mekruhun devamı günâh-ı kebâirdir.
Günâh-ı kebâirde haramdır. Mekruh bir sefer işlerse mekruhtur. Devam ediyorsan o alışkanlık haline geldiyse o günâh-ı kebâire girer. Sigara içen bizden değildir şeklinde bir düşünceniz var mı? Böyle bir şey yok. ondan öyle sigaraya varıncaya kadar bizde içki içen de var, kumâr hünyunda var, gıybet eden var, dedikodu eden var. Bizim içimizde her şey var.
Günâh-ı Kebâir İşleyene “Bizden Değil” Denmemesi — Sigara Karşıtlığı ve Anladığını Söylemek
O yüzden günâh-ı kebâir işleyen bir kimseye dair ben bizden değildir demem. Buna da hiç kimsenin hakkı yok zaten. Din olarak da hakkı yok. Ben sigaraya çok sert muhalefet eden birisiyim. Eyvallâh. Belki de geçmişte babamın hastalığı ile alakalı olabilir sigara çünkü sebebiyet verdi. Sebebi sigara. Yoksa ecel ne bir adım öne ne bir adım sonra. Ama normalde gerçekten sigaraya karşı nefreti makamındayım. Hele dervişlikte, sufilikte bu tip şeylerden uzak durması lazım bir sufinin, bir dervişin. O yüzden buna dikkat etmesi lazım. Ama günâh-ı kebaliler varken içki içmesi, kumâr oynaması, gıybet etmesi, dedikodu etmesi, iftirâ etmesi gibi veya yalan söylemesi gibi bir çok büyük günâh-ı kebaliler dururken o bizden değildir demek benim haddime değil.
Allâh bizi affetsin. Bizde normalde adam içki içse gelse başımız gözümüz üstüne deriz. O tuttururuz yanımıza bir de demli çay içeriz ona. Deriz ki kafası yerine gelsin zikrullâh yapacağız çünkü deriz çıkarız. Öyle bir şey yok. Allâh bizi affetsin. Burası böyle şey olarak görmeyin. işte ya herkes kalem gibi öyle değiliz biz. Ben de dahilim buna. Bizim her tarafımızda bir eğiklik, bir yamukluk vardır bir taraflarımızda. Biz buraya kendimizi düzeltmeye geliyoruz. O yüzden birisinin bir günâh-ı kebali varsa o bizden değildir demek bizim harcımız değil. İsâ Aleyhisselâm bir kadın zinadan dolayı taşlanacak ya, sözü çok meşhur. İlk taşı hiç günâhı olmayan atsın demiş. İlk taşı hiç günâhı olmayan atsın demiş.
O yüzden biz hepimiz günahkarız. Ben sizin adınızı da söylüyorum hakkınızı bana helal edin. Helal olsun. Varsa ben günahsızım diyen onun elini öpelim. Birazdan günahsız hale geleceğiz. Birazdan. Zikrullâh’tan sonra hadîs-i şerîf var. Kim cemaatle Allâh’ı zikretti, oradan günâhları affolmuş olarak kalksın. Bir hadîs şerif daha var. İmam Muhammed naklediyor bunu. Cemaatle zikrullâh yapanlar günâhları hayra çevrilmiş olarak kalksın diyor. Bak bu günâhları affetmiş bu hayra hadîs şerif. İmam Muhammed’in naklediği affolmuş olarak değil. Bu diyor ki günâhları hayra çevrilmiş olarak kalksın. Biz o hadîs şerifi kendimize ölçe ediyoruz. O yüzden zikrullâh bittiği anda kalbinizi selamette tuttunuz. Zikrullâh’ı başladınız, geçmiş günahlarınız hayra çevrildi.
Hayra çevrildi. Eyvallâh. Ama biz böyle aykırı insanlarız. Biz daha buradan zikrullâh biter, biz başlarız yine yazdırmaya. Öyleyiz, yapacak bir şey yok. Allâh bizi affetsin.
Şeyhin Trende Sigara Nasîhati: “Bu Ağız, Bu Dil — Allâh Dedi mi Yalan, Gıybet, İftirâ Etmez”
Sigara için bir dervîş kardeşimize nasıl nasîhatte bulunmak doğru olur. Ben şeyhimin söylediğini söyleyeyim. Daha yeni ders almıştım, yeni derviştim. Trende sohbette eliyle böyle yaptı. Bu ağız dedi, bu dil. Allâh dedi mi dedi. Yalan söylemez, gıybet etmez, kod etmez, iftirâ etmez. dilin afetlerini saydı. Sanki bana baktı böyle. Sigara bile içmez dedi. İçimden dedim ki bu söz sana Mustafâ Özbahım bana baktı çünkü. Biz çıktık sohbetten, Oktay var yanımda Allâh rahmet eylesin. Oktay yak abi dedi, çıkardı. Oktay ben bıraktım dedim. Ne zaman dedi? Az önce dedim. Al paketi, çakma. Ben içmiyorum bundan sonra dedim. Abi her şeyi bırakacaksın aklıma gelir, bu aklıma gelmez dedi. Aklına geldi, geldi dedim.
Oktay bitti benim için dedim. Ben bir daha dedim, ağzıma bile koymayacağım dedim. Cenâb-ı Hakk hamd olsun bir daha hiç ağzıma koymadım. Ben bir şey bıraktım dedim de bırakırım, geri de dönmem bir daha. Bende öyle bir dirayet vardır, inat vardır. İnat. Şeyh Efendi derdi Allâh rahmet eylesin, Mustafâ Efendi inatçısın. Evet öyleyim efendim derdim. şey değil, inatçıyımdır ben. Ben bıraktım, bırakış o bırakış. Bütün her şeyi bırakılması gerekenleri bıraktım bir daha geri dönmedim. Cenâb-ı Hakk öyle bir hususiyet vermiş bana da. Bir şeyi bırakmış olmayayım. Bırakınca bir daha geri dönemiyorum, geri dönüş olmuyor bende. Bu ne olursa olsun ama. Hayatımın içerisinde bu ne olursa olsun. Bir şeyi bıraktığım zaman kalıyor.
Bir daha geri dönüşüm olmuyor. Allâh bizi affetsin. Efdalü’z-zikr fa’lemu ennehû.
Kaynakça
- Kurbân Hisse Devri — Hanefî Mezhebine Göre Tehlikesi: Kurbânda yedi ortak — Buhârî, “Hac” 124 (Hadîs no: 1709, «Nehernâ ma’a Resûlillâhi sallallâhu aleyhi ve sellem âme’l-Hudeybiyeti’l-bedenete an seb’atin»); Müslim, “Hac” 350-353 (Hadîs no: 1318); Ebû Dâvûd, “Edâhî” 7-8; Tirmizî, “Edâhî” 8; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’ 5/68-92 (Kurbân bâbı); Serahsî, el-Mebsût 12/8-15; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 6/315-340; «hisse satışının/devrinin Hanefî’ye göre tehlikesi» — modern fıkıh: Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 4/2702-2730; Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku; Diyânet İşleri Başkanlığı kurbân fetvâları (vekâlet ve hisse).
- Kurbân Vekâleti — Hz. Âişe Annemize “Yâ Âişe Kurbânı” Hadîsi: Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’ya Hz. Peygamber’in kurbân tâlimâtı — Buhârî, “Edâhî” 4-5; Müslim, “Edâhî” 18-20 (Hadîs no: 1966-1967); Ebû Dâvûd, “Edâhî” 7; Tirmizî, “Edâhî” 9; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî; klasik fıkh-ı kurbân — Kâsânî, Bedâi’; «kurbân kendi eliyle veya vekâletle kesim» — modern fıkıh: Vehbe Zühaylî; Diyânet İşleri Başkanlığı fetvâsı; «en güzeli kendi eliyle kesmek» tedrîsi — klasik tasavvuf: Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi.
- Ateist-Agnostik Düşünürlerin Allâh’ın Varlığına İtirâzları: Allâh’ın varlığının ispâtı argümanları — klasik kelâm: kozmolojik (hudûs, imkân), teleolojik (gāye, intizâm), ontolojik (varlık) deliller — Râzî, el-Erbaîn fî Usûli’d-Dîn; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Cüveynî, el-İrşâd; modern okuma — William Lane Craig, Reasonable Faith (eleştirel); Türkçe kelâm — Hasan Tahsin Feyizli, İslam Akaidi; Bekir Topaloğlu, İslâm Kelamcılarına ve Filozoflarına Göre Allah’ın Varlığı; «ateizm-agnostisizm modern eleştirileri» — Bertrand Russell, Why I Am Not a Christian (eleştirel okuma); Anthony Flew (eski ateist); Türkçe mukābele — Mehmet S. Aydın, Tanrı-Ahlak İlişkisi.
- Pavlus’un Kötülük Tezi ve Tevhîd-i Ses Sorunu (Theodicy): Pavlus (St. Paul) — Hristiyân teolojisinde kötülük problemini «Adem’in günâhı (original sin)» ile çözme; «kötülük yoktur» tezi — neoplatonist Augustinus, Confessiones; modern teodise — Alvin Plantinga, God, Freedom, and Evil; klasik İslâmî mukābele — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Cüveynî, el-İrşâd; İbn Sînâ, eş-Şifâ (kötülük problemi); İbn Rüşd, el-Keşf an Menâhici’l-Edille; modern Türkçe — Hayreddin Karaman, Hayatımızdaki İslâm; Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi; «iyilik-kötülüğün hikmeti» — Bakara 2/216 («Asâ en tekrahû şey’en ve hüve hayrun leküm»); klasik tefsîr — Râzî.
- Kozmoloji, Biyoloji, Nörobilim ve İslâm — Bilimin Hudûdu: İslâm-bilim ilişkisi tartışması — modern okuma: Mehmet Bayrakdar, İslâm’da Bilim ve Teknoloji Tarihi; Fuat Sezgin, Geschichte des arabischen Schrifttums (Arap-İslâm bilim mîrâsı); modern Türkçe — Sadettin Ökten, İslâm Düşüncesinde Bilim; «bilimin Allâh’ı çürütemeyeceği» klasik kelâm tezi — Mâtürîdî; Râzî; modern bilim felsefesi — Karl Popper, Conjectures and Refutations; Thomas Kuhn, The Structure of Scientific Revolutions; «bilim insânı çözememiş» tedrîsi — klasik tasavvuf: İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “İlim” bâbı; klasik İslâmî bilim mîrâsı — İbnü’l-Heysem, Bîrûnî, İbn Sînâ, Râzî.
- Mezhebler ve Ekonominin Savaş Aracı — Eğitim Sisteminin Sömürü Boyutu: Modern İslâm dünyâsında mezheb gerilimleri — modern okuma: Hayreddin Karaman, İslâm’da Mezhepler; Mehmet Maksudoğlu, Osmanlı Tarihi; «emperyal güçlerin mezheb gerilimi kullanması» — Vehbe Zühaylî; modern Türkçe okuma — Cemil Meriç, Bu Ülke; «modern eğitim sisteminin sömürü boyutu» — Pierre Bourdieu, La Reproduction (eleştirel); klasik İslâmî eğitim — medrese sistemi — Cevat İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim; «ilmin para uğruna kullanılmaması» — Buhârî, “İlim” 32; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-65 (“İlm-i Nâfi’-İlm-i Zarar”).
- İslâm Ansiklopedisi-Sâbûnî — Allâh Saklı Değil, Sıfâtlarıyla Tecellî Ediyor: TDV İslâm Ansiklopedisi (1988-2013, 44 cilt + ek ciltler) — Türkiye Diyânet Vakfı yayını, Türk akademi dünyâsında temel kaynak; Muhammed Ali es-Sâbûnî (1930-2021), Safvetü’t-Tefâsîr; Muhtasar Tefsîr; Ravâ’iu’l-Beyân fî Tefsîri Âyâti’l-Ahkâm; klasik tefsîr ve fıkıh kaynağı; «Allâh sıfâtlarıyla tecellî ediyor» — esmâ-i hüsnâ tedrîsi — A’râf 7/180; klasik esmâ literatürü — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Esmâ-i Hüsnâ” bâbı; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; «hâkim huzûrunda dîn savunması» — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin modern hukukla mücâdele tedrîsi.
- Varlık Tecellîsi — Var Eden ve Yarattığı: «Vücûd-i Hakk» tedrîsi — klasik tasavvuf: İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Vücûd” bâbı; Fusûsu’l-Hikem; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Davud-i Kayseri, Şerh-i Fusûs; klasik kelâm — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Râzî, el-Mebâhisü’l-Meşrikıyye; «hesâba kitâba çekilme» — Yâsîn 36/65; Zilzâl 99/7-8; klasik tefsîr — Râzî; klasik akāid — Mâtürîdî, Te’vîlât; klasik tasavvuf — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl.
- Dîn İcâd Edilmedi — Maymundan İnsan Olmadı: Dînin vahyle gelmesi — Bakara 2/2; Âl-i İmrân 3/19, 85 («İnne’d-dîne indallâhi’l-İslâm»); Şûrâ 42/13; klasik tefsîr — Râzî; klasik akāid — Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; «evrim teorisi reddi» — modern İslâmî yorum: Hayreddin Karaman; Mehmet Bayrakdar; «insânın özel yaratılışı» — Tîn 95/4 («Le-kad halaknâ’l-insâne fî ahseni takvîm»); Hicr 15/29 («Ve nefahtü fîhi min rûhî»); klasik tefsîr — Râzî; klasik tasavvuf — İbn Arabî, Fusûs, “Hikmet-i Âdemiyye”; modern bilim felsefesi tartışması — Caner Taslaman, Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı.
- Günâh-ı Kebâir İşleyene “Bizden Değildir” Dememe — Sigara Karşıtlığı: «Müslümânın Müslümânlığını ısrarla ehl-i kıbleden saymak» — klasik akāid: Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; ehl-i sünnet pozisyonu — büyük günâh sâhibi tekfîr edilmez; Sa’düddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akā’id; Beyâzîzâde, İşârâtü’l-Merâm; «sigara harâmlığı» — modern fıkıh tartışması: bazıları mekrûh, bazıları harâm — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; Hayreddin Karaman; klasik fıkıh — Hâkem (mubâh-mekrûh-harâm hukuk derecelendirmesi); Diyânet İşleri Başkanlığı sigara fetvâsı (zararlı, sıhhî olarak harâm).
- Şeyhin Trende Sigara Nasîhati — “Bu Ağız, Bu Dil”: Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafa Özbağ Efendi’nin merhûm Şeyh Efendi’sinden naklettiği nükteli ders: «Allâh dediğin ağızla yalan, gıybet, kod, iftirâ yapmazsın» tedrîsi — klasik dervîşlik: Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Lisan Edebi” bâbı; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/107-156 (“Âfâtü’l-Lisân”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «yalan, gıybet, iftirâ yasağı» — Hucurât 49/12; Buhârî, “Edeb” 51; Müslim, “Birr” 70 (Hadîs no: 2589); klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat; «Allâh diyen ağızdan kötü söz çıkmaması» tedrîsi — bu sohbet 27.03.2025 (yaklaşık) Mustafa Özbağ Efendi Q&A — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Tecellî, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı