Mesnevî 2290. Beyit Girişi — «Sel İster Saf İster Bulanık, Bâkî Değildir»
Beydi. Sel ister saf olsun, ister bulanık, madem ki baki değildir. Ondan bahsetme. Bu alemde binlerce canlı sıkıntısız hoş bir halde yaşamakta geçinip gitmektedir. Üvey kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde, ağaçta allaha şükreder. Bülbül ey duâya icâbet eden Allâh’a şükür. Âmîn. Dünya, iltifât, Bir duâya icâbet eden Allâh, rızık hususunda itimatımız sana diye Allâh’a hamd eyler. Doğan rızkını Padişah’ın elinden, umduğundan bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir. geçen haftadan hatırlanacak ki, o Bedevî ne yaptı? Artık eşine nasîhat etmeye başladı. Karısına sabret, diyerekten. Onun normaldi, ona sabrı ve onun kendi bulunduğu hâlle barışmasını istiyordu. Ve bunu devam ediyor yine, o sohbetine, o eşine nasihatine devam ediyor.
Allah Hakkında
En son ne demişti? Akıllı kişi artı eksiğe bakmaz demişti. Buradan devam ediyor ve normalde diyor ki, sel ister saf olsun ister bulanık. Mademki baki değildir, ondan bahsetme. normalde baki olmayan, sel vurur geçer ya yıkar geçer, baki değildir. Normalde bir deprem vurur geçer, baki değildir. Veya normalde bunları biz sıkıntılar olarak da ele alabiliriz veya ni’metler olarak da ele alabiliriz. Dünya ni’meti baki değildir. Hiçbir kimsenin zenginliği baki değildir. Hiçbir kimsenin fakirliği baki değildir. Hiçbir kimsenin hastalığı baki değildir. Bu dünyada baki olan Allâh’tır. İnsanlar da bu dünyada baki değildir. Nasıl dedeniz neneniz baki değilse, göçüp gittiyse, nasıl atalarınız ceddiniz göçüp gittiyse, biz de göçüp gideceğiz, bizden sonraki nerede göçüp gidecek?
Hiçbir şey baki değil. Baktığınız zaman baki olarak gördüğünüz hiçbir şey baki değil. Koca 500 yıllık, 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu batmış gitmiş. Bizans İmparatorluğu batmış gitmiş. Selçûklu İmparatorluğu batmış gitmiş. Atillâ Koca Hun İmparatorluğu’nu kurmuş, dağılmış, batmış gitmiş. baki olan bu dünyada ne insan, ne sistem, ne dert, ne gam, ne kasavet, ne de dünya nimetleri. Bakıyorsunuz, sel gibi geçiyor gidiyor. Hayatta baktığınızda sel gibi ben bakıyorum, hatta dün diyorum dün Bayındır’ın sokaklarında dolaşıyordun. Sel gibi geçip gidiyor. Bakıyorum ben İsmail’e, İsmail diyorum daha dün heykel meydanıda cirit atıyordu. Bakıyordu bana böyle, ben ondan daha yakışıklıyım.
Kasas 28/88 — «Her Şey Yok Olucudur»; Osmanlı-Bizans-Selçûklu Misâli; Ankebût 29/64
Gıpta ediyordu. Dayanamıyordu benim yakışıklılığıma. Hala daha dayanamıyorum bak kafasını sallıyorum. Şimdi sel geçip gidiyor. Gençlik de sel gibi, o da geçip gidiyor. Sen ne kadar kendine gencim dersen de yaş olmuş 65. 65 olunca 70 deyiver, ne olacak yani. 4-5 yıla takılma. Sel gibi geçiyor gidiyor her şey. O yüzden sel ne kadar temiz görünürse görünsün geçip gidecek. Sel ne kadar bulanık görünürse görünsün geçip gidecek. O zaman sel burada bir sembol. Hazret-i Pîr burada sel normalde gelip geçici şeyler için bir sembol olarak kullanıyor. Sel bulanık değil ise dünya nimetleri. dünyanın o kimseye lütfu, ikramı, hissanı Cenab-ı Hakk’ın üzerinden. Sel bulanıksa benim gibi bütün karvan çorman karışık kuruşuk işler var, sıkıntılar var bir sürü şey var.
Sel bulanık ama temiz olan da sel temiz de olsa berrak da olsa geçip gidiyor. Sel bulanık da olsa geçip gidiyor. O yüzden dünyanın saflığı da bulanıklığı da fani. Dünyanın güzelliği de çirkinliği de fani. Dünyanın içerisindeki güzellikler de çirkinlikler de fani. Dünya içerisinde zulmedenler de fani. Zalimler de fani. dünün zalimleri yok. Aslılar bir sürü alimleri bir sürü şeyhleri bir sürü dervişleri. Dünya onlara kaldı mı? Yok kalmadı. göçüp gidiyor bütün her şey. Herkes hesap yerine koşuyor. Herkes mahşere koşuyor. Baki olan Allâh. Ve Cenâb-ı Hak bir de bunun baki olmadığını, dünya ve dünya hayatının geçici olduğunu ayette de bize söylüyor. Kasas 28/88. Her şey yok oluculuğu. Yok olucudur.
Ancak onun zatı bakidir. O zaman gözünün gördüğü görmediği, var olan, var edilen her ne var ise hepsi de yok olucu. Hepsi de yok olacak. Melekler dahil buna. Her şey bir anda bir bakmışsınız yokluk deryasına gitmiş hepsi de. Baki olan Allâh. Sen Allâh’a sıkı yapış. Baki olan Allâh’a dostluk yap. Sende ki güzellik kimsede kalmayacak. Sende de kalmayacak. Bende de kalmayacak. Gençlik sende de bende de kalmayacak. Bak İsmail’in de saçı sakalığı ağardı. benimle tanıştığında kara zümrüt gibiydi saçları. Afralayıp tafralayıp öyle çıkıyordu. Geydiğini ertesi gün giymiyordu. Hala da aynı da performansı değişmedi değil mi? Değişmedi değil mi performansı? Değişmedi. Takip ediyorum benden zaten. Ama gelip geçici her şey.
O yüzden başka bir âyet-i kerîme de dedi. Dünya hayatı oyun ve oynanmadan ibaret. Ankebût 29/64. Oyunun ve oyalanmanın içindeyiz ama doğru şeyler yapmak zorundayız. Doğru şeyler. Bu dünya hayatı âhiretin mademki tarlası biz doğru şeyler yapalım. Biz doğru başarılar koyalım. Doğru bir çizgi çizelim. Arkamızdan doğru bir eser bırakalım. Doğru bir eser. En güzel eser ne? Hayırlı evlat. Hayırlı evlatlar yetiştirelim. En güzel eser ne? Hayırlı arkadaşlar, kardeşler bırakalım. En güzel eser. Sen arkana hoş bir seda bırak. En güzel eser bu. Allâh bizi onlardan eylesin. Ve Hazret-i Peygamber de sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de ne güzel söylemiş. Dünyada garip ve yolcu gibi ol. Buhârî’de geçiyor.
O yüzden bu dünyada garip ve yolcu ol. Bundan şunu çıkarmayın. Tembel olacaksınız, aimaz olacaksınız. Böyle hiçbir şey, öyle bir şey yok. Ama bu dünyada garipsin. Bunu unutma. Îmân ettiysen garipsin. Kur’ân, sünnet diyorsan garipsin. Garipsin. Bu gariplik fakirlikle anlaşılmasın. Bu gariplik böyle kimisi böyle gariban insan ya falan der ya öyle değil bu. Baktığın zaman bu dünya mü’min için bir zindan. Garipsin. O yüzden senin gibi düşünmeyecekler, senin gibi hissetmeyecekler, senin gibi yemeyecekler, senin gibi içmeyecekler. Mü’minsin sen.
Buhârî Hadîsi: «Dünyâda Garip ve Yolcu Ol»; Mü’min Garipliği — «Dünyâ Mü’min İçin Zindan»
İsraf edemezsin, şatahatı düşemezsin, şatafatı düşemezsin, gösterişe düşemezsin, şan şöhrete düşemezsin. Çünkü sen müminsin. Dünyaya bağlanamazsın. Dünyaya kazık çakamazsın. Mü’minsin. Garipsin bu dünyada. bir bakıyorsun, benim dedemin babası nerede? Yok. benim dedem nerede? Yok. benim babam nerede? Yok. benim annem nerede? Yok. Yarın öbür gün ben de yok olacağım. Garipsin. Hadi anneni babanı getir, getiremiyorsun. Hadi dedeni neneni getir, getiremiyorsun. Garipsin bu dünyada. Baktığın zaman, evlisin, çoluğun var, çocuğun var, akrabaların var, devasa etrafın var. Ama garipsin. Onlar Kur’ân ve Sünnet yolunda değil ise yapayalnızsın. Birçok akraban var. Harika, ne büyük sülalesiniz. Harika. İyi.
Kur’ân, Sünnet diyen kaç kişi var içinde? Garipsin. Annemler yaşayan dört kız kardeş, üç oğlan kardeş, yedi kardeş. Düşünebiliyor musunuz? Her birinde, en az oğlanda üç çocuk var. Üç, yedi, yirmi bir. Yirmi bir tane kuzen var. Garipsin. Sen îmân ehliysen garipsin. kimse senin yüzüne bile bakmaz. Neden? Yol farklı, yaşantı farklı, düşünce farklı, yol farklı. Mü’min için, dünya, garipsin bu dünyada. Yürüyüp gideceksin. Yürüyüp gideceksin ve yolcusun. Kalıcı bir şey yok. Başka bir hadîs-i şerîf de diyor ki, bir mü’min için diyor, dünya, çölde yürüyüşe çıkan bir kimsenin, gölgelikte gölgelenmesi kadardır diyor. Gölgelenmesi kadar. O yüzden sel, bulanık da olsa, yürüyüp gidiyor. Nereye yürüyüp gidiyor?
Denize gidiyor. Bulanık olmasa da, temiz de olsa, yürüyüp gidiyor. Nereye gidiyor? Denize koşuyor, okyanusa koşuyor. Bütün her şey ona döndürülecek. Her şey ona koşacak. Kalıcı değilsin bu dünyada. Bu dünyadaki hiçbir şeyin de kalıcı değil. Allâh beni affetsin. Varlığımı söylemek için söylemiyorum. Bizim aynı, birbirine yakın sokakta 6 tane ev vardı. 6 tane ev. Son evi ben sattım geçenlerde. Nuriye dedim, Nuriye sattı. Bakın mahallenin en zenginiydik biz. Nerede kaldı? Ev bile kalmadı. Aşağı mı sokacak? Bir ev yok şimdi. Kaldım sokakta. Şimdi nerede onlar? Yok. Bak, sel bulanık da olsa, temiz de olsa, göçtü gitti, yürüdü gitti, eskidi gitti. Kiremeti bile kalmadı. Demek ki bu dünya gelip geçiyor.
O eskimiş evler gibi sen de eskiyorsun. Sen de eskiyorsun. Sen de göçüp gideceksin. O yüzden normalde suyun berberi, suyun berraklığıyla, gönül arzu eder ki, o sel geçip giderken, derviş öyle düşünmeli. Mü’min öyle düşünmeli. Sufî öyle düşünmeli. Bulanık bir suda kaybolmasın. O sel yürüp gidecek berrak bir selde yürüsün gitsin. Yani, tabi burada işin hakikat ehli, ehli bulanıklığına veyahut da berraklığına da bakmaz.
Bütün Mahlûkâtın Rızıklandırılması — Köpek Balığı Belgeseli; «Bir Köpek Balığı Kadar mı Değilsin»
Der ki bu sel geçici. Bu sel geçici. Ne hastalık yaşarsan, ne güzellik yaşarsan yaşa, ne kötülük, ne iyilik yaşarsan yaşa, bu sel geçici. Hazret-i Pîr selle muhteşem bir metafor kurmuş burada. Allâh’ın adını bize anlamayı nasip eylesin. Bu alemde binlerce canlı, sıkıntısız, hoş bir halde yaşamakta geçinip gitmektedir. Baktığın zaman bu alemde bütün canlılar, bütün canlılar, kurdundan, kuşundan, bitkisinden, ağacından, hayvanından, haşatından, kafirinden, münafından, mürtetinden, müminnekadan, ata da tapan, puta da tapan, nereye tapıyorsa tapsın, gönlünde heykelcik taşıyan, evine heykeldik ya sokaklarına heykel dedik sen, ne yapıyorsan yap, bütün kim ne yapıyorsa yapsın. Gidiyor ne yapıyor, bir heykel var, heykelin önüne muz bırakıyor, elma bırakıyor, sonra yiyor, ona soruyorlar neden böyle yaptın?
Buda diyor bize bunu, tekrar hediye etti. Ben götürdüm diyor, muzu koydum önüne, ee Ertesün geldi yedi, ne oldu? Buda bana bunu hediye etti diyor. Neden gülüyorsunuz gençler, öyle inanıyorlar, bizde de var öyle inananlar, heykellerin etrafında tavaf eder gibi dönüyorlar. Heykel, ama Cenâb-ı Hak onun da rızkını veriyor, kesmiyor. Bütün kurdun da kuşun da rızkını veriyor, bu canavar da değil, bunu rızıksız bırakmıyor, köpek balığı da balina da rızkını alıyor, küçücük hamsi de rızkını alıyor, daha küçük balıklar da var, onlar da rızıklarını alıyor, kocaman devasa balinalar var, onlar da rızıklandırıyor. Bunu sadece dünyada gördüklerimiz, dünyanın dışında varlıklar var, onları da rızıklandırıyor, hayret edersin.
İnsan desen insana benzemiyor, hayvan desen hayvana benzemiyor, cinnî desen cinnîye benzemiyor, değişik yaratıklar onların da rızıklarını veriyor, meleklerin de rızıklarını veriyor, cinnî tayfesinin de rızıklarını veriyor, senin üzerindeki hücreleri de rızıklandırıyor. Bütün kainatı rızıklandıran o, bütün bakın, o yüzden canlı cansız, sen cansız görüyorsun da canlı hepsi de, bütün varlığı rızıklandıran o, o güneşin içerisinde yaşayan, güneşin içerisinde yaşayan, siz hücre deyin, bakteri deyin, ben varlık deyim onlara, güneşin içerisinde yaşıyor, güneşin içinde, diyeceksiniz ki ya o güneşin içerisinde bir şey yaşar mı, yaşıyor. İlim ne zaman tespit eder bilemem. Sen kendi kendine şunu düşünme, ya o da mı rızkın, evet.
Ben iflas ettiğimde anlatıyorum ya bunu, belgesel izliyorum, dersten gelmişim saat gece saat üç dört, benim uyumakla da alakalı problemim var ya, böyle yat uyu değil mi, öyle bir şey de yok bende. İflas etmişim, perişan bir vaziyetteyim, belgesel izliyorum, okyanusun dibinde tipik bir köpek balığı. Bunu hep anlatırım, köpek balığının gözleri yok, kulakları da yok, görmüyor ve duymuyor. Okyanusun dibinde yaşıyor, hisleriyle hareket ediyor, böyle seyrediyor, böyle ağzının dibine bir balık geliyor, alıyor onu böyle, ağzında bir dolaştırıyor, balık hoşuna gitmeyince buradan dudağının kendinden attırıyor onu. An durdum, izledim, Mustafâ Özbah dedim, bu köpek balığı kadar inancın yok mu senin, sen bu kadar da mı değilsin dedim ya.
İmâm Tirmizî’nin Sufî Kişiliği — «Aşk» Sürgünü; Tevekkül Hadîsi («Kuşlar Gibi Tevekkül»)
O an dedim Allâh, okyanusun dibinde gözü görmeyen, kulağı olmayan bir köpek balığını ağzına balığı veriyor, bir de o köpek balığı beğenmiyor onu, dudağının kendine anlatıyor, kalk dedim lan yürü. O an dedim bir köpek balığı kadar değil misin dedim ya, bana bu böyle oradaki o belgesel bana bir işaret oldu, bir nasîhat oldu bana. O zaman rızık endişen yok. Bütün her şeye rızkını veren o ve rızkı ayı Allâh’a ait olmayan hiçbir şey yok. Senin üzerindeki kötü hücrelerin dahi rızkı onda. O kötü hücrelerin rızkını senden keserse, sağlığına kavuşursun. O rızkı kesecek, o kötü hücrelerin rızkını keserse vücudun sıhhat bulacak. Kalbindeki kötü hücrelerin rızkını keserse kalbin sıhhat bulacak. Allâh’tan maddi manevi âfiyet dileyim.
Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne diyor? Allâh’tan âfiyet dileyim. Afiyet dileyin ki Cenâb-ı Hak âfiyet versin. O yüzden hiçbir canlı, hiçbir canlı, hiçbir canlı rızkını kendi üzerinden taşımaz. O rızkını, onun rızkını Allâh verir. Rızık Allâh’a ettir. Ve hiç kimse rızıksızlıktan ölmez. Hiç kimse. Ve onun rızkını kestiyse eceli gelmiştir zaten. Eceli geldiyse onun rızkı kesilir. Eceli gelmediyse onun rızkı kesilmez. O yüzden ne güzel, o çok hoşuma gider. Hadîs-i şerîf aldım buraya, Tirmizî de geçer. Tirmizî bol bol okuyun hadîs kitabını. İmam Tirmizî sufî bir kimsedir. İmam Tirmizî âşık bir insandır. O yüzden İmam Tirmizî’nin hadîslerini kahle alın. Buhârî’den sonu okuyacağınız hemen hemen en ideal hadîs kitaplarından birisidir.
«Sabah Erken Kalk» — Yuvadan Uçan Kuş Misâli; Çocukların Sağlıksız Beslenmesi
Sürgün yemiştir Allâh aşkından dolayı. Ve zamanın devlet başkanı ondan imza alır. Aşktan bahsetmeyeceksin diye. Ve İmam Tirmizî imza verir. Aşktan bahsetmeyeceğine dair. Ve Tirmizî’ye, Tirmizî’ye gelir yerleşir orada. Hadis üzerinde çalışmalar yapar. Onun naklettiği hadîs. Eğer siz Allâh’a hakkıyla tevekkül etseydiniz sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız. Kuşlar gibi tevekkül etseydiniz, hakkıyla sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız. Kuşlar ne yapıyormuş? Sabah aç olarak çıkıyormuş. Yuvasında durmuyormuş. Tekrar buraya söyleyeyim. Sabah aç olarak çıkıyor. Ev bakan erkekler, sorunluluk alan yiğit delikanlılar evde vakit geçirmek yok. Evde yan gelip yatmak yok.
Çalışın. Çalışın evde vakit geçirmeyin. Kuşlar gibi olun. Yuvayı terk edin. Sabah erkenden. Okulsa okul. Dost doğru okuluna git gel çalış. Derslerine çalış. Tembellik yapma, aymazlık yapma. Cep telefonundan oynayacağım, bilgisayarda oynayacağım diye uğraşma. Oraya buraya takılacağım diye uğraşma. Okuyor musun? Evet. Yok. Cep telefonda oyun oynayacak. Yok oraya buraya takılacak. Yok bilgisayarda oyun oynayacak. Yok. Okuyorsan dost doğru oku. Sınıf tekrar yapma. Okuyorsan dost doğru oku. Derslerini ver. Derslerini ver. Nerede okuyorsan oku. Ne senin işin? Okumak. Geriden ders takip ettirme. Geriden ders takip ettiriyorsan tembelsin sen. Geriden ders takip ediyorsan hayır. Sen Allâh’a karşı vazifeni yerine getirmedin.
Ailene karşı vazifeni yerine getirmedin. Sebep? Çalışmadın çünkü. Çalış. Allâh’ın sana vermiş olduğu nimetlere nankörlük etme. Okurum ya. Ne yapacaksın ya? O zaman bırak okulu okuma. Ne yapacaksın? Çalışacaksın. Sabahleyin erkenden kalk işine git. Kaç yaşında olursan ol. Kaç yaşında olursan ol. 64 yaşındayım ben sabahleyin saat 8’de 9’da büroya gideceğim zaman utanıyorum. Ben utanıyorum büroya saat 8’de 9’da gidince. Ben gece saat 2’de 3’de sohbetten geliyorum. Yaptım diye söylemiyorum. Ben sabah namazından sonra bürodayım. Bakın benim paylaşımlarıma. Tembellik yok. Allâh Resûlü kuşlardan örnek verirken bize hadîs-i şerifi yanlış anlaşılmasın. Kuşlar gibi diyor yuvanızdan uçun gidin. Yuvadan uç.
Sabahleyin git dükkanını aç. Çarşı 10’da açılıyor. Sen 8’de aç. Sen malını düzen et, tezgahını düzen et, temizliğini yap. Piyasa açılmıyor bizden. Bana söylenen laflar o. Ya ben de müşteri kuyrukta ya. Ben sabahleyin gidip açıyorum ya. Sen de aç. Sabahın bereketini kaçırma. O zaman tevekkül. Uçacaksın. Ondan sonra tevekkül edeceksin. Uçacaksın. Evinden çıkacaksın. Evde oturmayacaksın. Evde oturacaksın bir iş mi yapacaksın sanki? Yok. Sabahleyin kalk erkenden. Eşini de kaldır. En hayırlı eş, eşini sabah namazına kaldıran eş. Hadîs-i şerîf. Kadın kalktıysa erkeği kaldıracak. Erkek kalktıysa kadını kaldıracak. En hayırlı eş o. Sabah namazına kaldıran eş. En hayırlı eş. Nerede sabah namazına kalkacaklar?
Dükkanın altında karakol var. Karakolun karşında bir tane poğaçacı var. Böyle sabah yürüyüşü. Böyle dedim böyle bir yürüyeyim. Sabah namazından sonra böyle dedim. Az bir şey yürüyüş yaptım. Yapayım diye bir gün sabah çıktım. İlk defa gördüm. Okul açıldı oradaki okul. Meslek Lisesi gibi bir okul açıldı oraya. Demirtaş Paşa Meslek Lisesi. Bu karakolun tam karşısında bir tane poğaçacı açmış. Bir Yevrek, Simit poğaça, Mocha satıyor. Karşıdan bizim Ali’nin dükkanı var orada. Ali’nin dükkanının üstünde oradan benzinin önünden seyrettim. Bakın bütün öğrenciler orada duruyor. Ya öğrenciler annesi veya babası arabadan indiriyor orada.
«Gezen Tilki Yatan Aslandan Hayırlıdır» — Çalışmak Sünneti, Esnaflığa Sahip Çıkmak
Çocuk geriye dönüyor tekrar karşıya geçiyor. Oradan poğaça, moğaça, börek, börek, simit, memit bir şeyler alıyor. Elinde poşet. Böyle kendi kendime baktım. Dedim açan adam çok akıllı bir iş yapmış. Okulun karşısında böyle bir yer açmış. orada araba park edecek bir yer yok, duracak bir yer yok. Ama sırf öğrencilere çalışıyor. Ve o öğrencilerin annesi, babası çocuğuna sabahleyin kahvaltı hazırlamıyor. Orada margarinli, ne yağı belli olmayan, ne mayası belli olmayan, hangi hijyenle yapıldığı belli olmayan gıdaları yediriyorlar çocuklarına. Ve o çocuklar elinde poğaça, elinde simit, bursallar açma diyorlar. Yok tahinli. Oradan görüyorum ben. Baktım izledim üç dakika, beş dakika, on dakika. Üzüldüm çocuklara.
Sonra aşağı doğru karakola doğru indim. Baktım daha da yakından gördüm. Çocuklar oradan alıyor okula giriyorlar. Ayakta yiye yiye, kimisi poşetle oraya giriyorlar. İçimden şunu dedim. dedim bu anneler, babalar çocuklarını sağlıksız yedirdiler. Ne yağı olduğu belli değil, nasıl olduğu belli değil. O çocuktan sonra sen hayır bekle. O çocuktan hayır bekle. Sonra kendimizi düşündüm. Biz meslek lisesine gidiyorduk. Sabah saat 6-7 gece biz otura ediyoruz iki tane dizel motorlu. Ondan sonra tren 6-7 gece bindir istasyonuna kalkıyor. Biz beş buçukta evden çıkıyoruz. Bir günden bir güne soğuk börek yediğimi hatırlamıyorum ben. Soğuk bir hamur işi yediğimi hatırlamıyorum. Menü babamdan. Hasan yarın sabah çocuklara ne yapayım?
Börek yap. Şu böreği yap, bu böreği yap, şunu yap. Kendi kendime düşündüm. Ulan ne babaymışım ben dedim. Babam öldü bitti. Sonra ne yersen ye oldu. Baba, baba yaptı onu. Annem yapıyordu. Baba yaptı. Baba babalarını gösterdi. Şimdi çocuklar öyle mi değil, o zaman tevekkülle uçacaksın. Sen sabahleyin erkenden kalkacaksın. Evdekinleri de kaldıracaksın. Bir ıslık çalacaksın. Herkes kalkacak ayağa. Evet, şimdi de uyudunuz da o yüzden ıslık çalın. Uyumayın. Sabah kalkacaksın. Rızkına koşacaksın. Evde yatmak yok. Bakıyorsun siz hiç yatan karınca gördünüz mü? Hiç yatan balık gördünüz mü? Yok. Adam evde yatıyor. Ne olmuş? Emekli olmuş. Ulan tek emekli sen misin? Çık dışarı yayan dolaş. Yürüyüş yap. Evde yatıyor. 11’e kadar, 12’e kadar.
Dervişler var evden dışarı çıkmayan. Evden dışarı çıkmayan dervişler var ya. Evin içerisinde duruyor. Nasıl duruyor? Ayret ediyorum ben. Tırnak içerisinde erkek evde ne işin var kardeşim senin ya? Git çalış. Kaç yaşında olursan ol. Çalışmasan daha iyi yürüyüş yap. Git bir arkadaşını ziyaret et. De ya ben böyle emekliyim de böyle bir şey olursa böyle kapının önünde durmak gibi de ben kapının önünde dururum de, iş yaparım da, çalışırım da. Yapacak olduğum bir işi söyle ya. Şeyhimin bana nasihati. Mustafâ efendi, gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. sen evde oturma. Sen evde oturursan senden hayır gelmez. Adamın hası evde oturan değildir. Yok. İş yok.
Ona göre iş yok. Ona göre iş yok. Kriz var. İşler yok. Ne satıyorsun? Şunu 5 lira aşağı ver. E vermem. 5 lira aşağı ver sen. Kâr ediyor musun diyorum. Ediyorum ama az ediyorum. Lan ver. 5 lira aşağı ver. Döndür, değiştir. Yeni model çıkacak. Modeli koyarsın oraya. Gidersin alırsın yenisini koyarsın. Her gelen aynı modeli görecek. Aynı modeli görmez. Satmaya bak. Kâr ediyor musun? Ediyorsun. Ver. Az kâr et ya. Ne olacak? Ver. Çalış. Dükkan çalışsın, sen çalış. Kafan çalışsın, kalbin çalışsın, dilin çalışsın. Git yeni modeller gör. Yeni firmalar tanı. Yeni insanlar tanı.
«Şeyhi Sevmek = Ders Yapmak» — «Birbirine Bakıp Feyizlenme» Hâtırâsı; Çete-Komite Bahsi
Yeni müşteriler gelecek sana. Onları tanı. Dünyaya hırsı yok. Ahirette de hırsı yok. Bir insanın dünyaya hırsı yoksa âhirette hiç hırsı olmaz. Bir insan dünyayı sevmiyorsa Allâh’ı hiç sevmez o kimse. Eşini sevmiyor. Allâh’ı da sevemez o. Çocuğunu sevmiyor. Allâh’ı da sevemez o. Sevemez. Genç delikanlı. Sevgilisi var. Gel yavrum sen benden. Sen bir kızı sevdiysen Allâh’ı da seversin. Evet. Sen hanımını sevdiysen Allâh’ı da seversin. Sen hanımına yumruk attıysan sen Allâh’ı sevemezsin. Sen hanımı tekmel ediyorsan Allâh’ı sevemezsin sen. Sen çocuğunu tekmel ediyorsan Allâh’ı sevemezsin sen. Sen işine sahip çıkmıyorsan Allâh’ı sevemezsin sen. İş, Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği lütuf. Allâh sana bir ikram etmiş, sana dükkan vermiş, sana iş vermiş, sana bir meslek vermiş.
Ama memuriyet ama ziraat ama ticaret neyse. Bir işin var mı? Var. Vallahi Allâh seni sevmiş, ni’met vermiş sana. Sen ona muhabbet besle, onu dört elle sarıl, onu düzgün yap. Ne yapıyorsun? Okuyorsun. Allâh sana ni’met vermiş. Okulunu dost doğru oku. Dost doğru oku. Okulunu hızla bitir. Burada aranızda birisi var şimdi. Dört yıllık üniversiteyi üç yılda bitirmiş. Açıktan dört yıllık üniversiteyi üç yılda bitirmiş. Aranızda burada. Kaç yılda bitirdin dedi. Ben üç yıl mı dedi, üç buçuk yıl mı ne dedi. Ses versin duydu şimdi o. Nerede içerde mi? İçeri ses gitmiyor. Tamam hareket yok. normalde çalışırsa olur bu, çalışmazsa olmaz. O yüzden önündeki işine sahip çık. Okuyorsan okuluna sahip çık. Birden bitir okulunu.
Ne iş yapıyorsun? Bir iş yapıyorsun. İşine disiplinli yap. O kuşlar gibi ol. Yuvadan uç. Kuş sabahtan akşama kadar yuvada durmuyor. Muhtar kaçta kalkıyorsun? Altı buçukta kalkıyor. Evet. Onu dışarıdan baksan adam ne kadar ya adam. Tamam işte. Bahçesi var, şusu var. Altı buçukta kalkıyor. İsterse kalkmasın. Evet. Siz kuşlar gibi olacaksınız. Mürid, derviş kuşlar gibidir. Hem dünyalı hem uhrevi. Sen ne oturuyorsun evde kardeş? Evini zikret. Üç tane arkadaş topla. Allâh zikret evde. Haftanın üç günü, dört günü, beş günü ders yap. Haftanın üç günü, dört günü, beş günü ders yap. Ben şeyhimi çok seviyorum. Senin şeyhin haftada beş ders çıkarıyor. Kaç ders çıkarıyorsun? Kaç ders çıkarıyorsun? Öyle şeyhi seviyorum demek yok.
Kaç kişiyle ders yapıyorsun? Kaç geceni harcıyorsun? Madde madde ayetlerle, hadislerle. Ayetlerle, hadislerle. Gece saat iki, gece saat üç. O sohbet hazırlanacak. Yok başını arıyor, yok griptin, yok hastaydın, yok öksürüyordun, yok hapşırıyordun, yok öyle şey. Buraya oturacak mısın sen oturacaksın. O sohbet hazırlayacaksın. O sohbeti hazırlayacaksın. Ha buraya çık sen. Ne yapıyorsunuz dedim o dervişe. Biz Seyda’ya bakıyız, feyizleniriz. Eee o bize bakıyor, feyizleniriz. onlar da şeyheye bakıyormuş, feyizleniyormuş. Şeyh de onlara bakıyormuş, feyizleniyormuş. Dedim bir şey sormuyorsunuz mu? Allâh’ın kırvahını sormuyorsunuz. O bize size bir şey söylemiyor mu? Vallahi o bize bakıyor. Allâh’ım dedim ya.
O millet ne güzel bir şeyh bulmuş. O şeyh de ne güzel bir mürid bulmuş. o ona bakıyor, feyizleniyor. O ona bakıyor, feyizleniyor. Dedim nasıl yürüyor işler. Vallahi dedi ondan sonra her ay dedi biz para vereyim dedi. Oooo. Dedim bizimkinlerde hiç iş yok o zaman dedi. Vallahi kurban sizde yok mu dedi. Aman bizde yok ama bize gelme dedim. Paradan bıkmış biraz. Yetmezse telefon açıyorlarmış. Bu ay kasan kaç para gönderdin? O diyormuş ki 5000 lira gönderdim. Olmadı diyormuş. Masraflar çok. Bir beş daha gönder. Ne yapıyorsunuz dedim he? Göndereyim dedi.
Üvek-Bülbül Kuşları — Gece Esmâları; Uludağ Eteği-Sehervakti Bülbül Şakıması
Ulan hep safları başkaları kapmış. Bizi kalmamış. Allâh’ın bir zahmeti. Hep bu Cafer’den kaynaklıyor. Bu Cafer Adnan-Hüseyin üçlüsü olduğu müddetçe. Bir de onların etrafında var. Hâcı Erkan var. Şudur budur. Bunlar bir komite. Bunlar benim etrafımda bir komite. O yüzden aşamıyoruz bunları. Bir araba alacağız. Cevdet ile Lütfü aşamıyoruz. Tabii onların sınıfından geçecek bir de. Benim etrafımda böyle çeteler var. Komiteler var. Biz o çeteleri komiteleri aşamıyoruz. Böyle dinledim adamları. İki tane. İkisi de şeyhlerine bakıyor. Onlar ona bakıyor. Bizim öyle değil. Baktım yanaşıyorlar bana. Dedim bizden uzak durun. Dedim yok siz bizi bozarsınız dedim ya. Biz böyle alışkın değiliz dedim. Allâh bizi affetsin.
Üvek kuşu, geceki rızkı henüz meydanda olmadığı halde ağaç da Allâh’a şükreder. Bakın üvek kuşundan örnek veriyor şimdi. Üvek kuşu böyle güzel öten bir kuştur. Eskiler ona üvek kuşu derler. Üvek gibi ötme dalımda. Mustafâ Özbay şimdi arkasını getirecek bunun da boş der. İsmail böyle baktı şimdi oradan. Dedi ki açma içine dedi. İyi açmayayım. Evet o yüzden o böyle ötücü bir kuştur. Rızkını üvek kuşu gece de öter çünkü. Gece öten enteresan kuşlar vardır. Her kuş gece ötmez. Mesela bülbüller seherde öter. Onun için böyle gece yarısından sonra hafif ormanlık alanda böyle bir tarafı orman, böyle bir tarafın orman olacak. Orada böyle tam dutlar çıkmadan da bülbüller şakımaya başlar. E o bülbüllerin şakımasında o sen sevgilinle baş başa kal artık.
Bir tarafında bülbüller şakısın, bir tarafında sevgilin şakısın. Muhteşem. Hayali bile güzel. Ne kadar böyle güzel tatlı oldunuz bir anda değil mi? Ama seher vakti uyanık olmak var. Uyanık olup bir de Uludağ’ın eteklerinde olmak var. Öyle öde bedava değil. Sen seher vakti bülbül dinleyeceksen gerçeği ne? Uludağ’ın etekleri ne zaman? Dudlar çıkmazdan önce. Tam ara. 10 gün, 15 gün. Bil öterler Allâh. Gecede üvekler öter. Böyle gece yola çıktınız diyelim ki yoldan sohbetten geliyorsunuz, dersten geliyorsunuz, geliyorsunuz güzel ormanlık bir alan sessizce arabaya kenara çek. Kontağı kapat, dinle. Dinle. Muhakkak dinle derken sen ortamı dinle, Allâh’ı zikret. Seni orada yalnız bırakmaz. Gece öten bir kuş gelir dalına konar seni.
Onu dinle. Onunla beraber zikrullâh sefonisini yakala. Hangi esmayı çekiyorsun? Huu esması. Sen huuu çekerken bir gece öten kuş gelir. Sende beraber başlar zikrullâh etme. Telefonu sessiz almayı unutma. Ya da kapat. Elmani serifi tecelli etmesin. Dinle o zikrullâhı. Sen başta o sana karşılık verir. Sen söylersin o karşılık verir. Sonra sen söylemeyi de bırak. Ondan sonra o karşılığını bulur. Sen iki zikredeni dinle. Ha saat problemin varsa nerede kaldın diye soracaklarsa sen bu hayali yaşayamazsın. Hele böyle ıssız bir yolda düştüysen, bilemedin aslında bildiğin bir yoldan gidiyordun bir baktın ki farklı bir yoldasın. Aaa yollar karışmış. Sen mi karıştın? Yollar mı karıştı? Ne olduğu belli değil.
Bir dağın tepesindesin. Ay vuruyor ne güzel. Yıldızlar parlak. Kuşlar çubul çubul. Muhteşem. Orada zikrullâhın tadını çıkar. Gece kuşlarını dinle. Ya da evde en güzel namelerle bekleyen eşin var diyelim. Sen eve girdiğinde oy aşkım canım güzelim hoş geldin yorgunsun. Baktı aa sana ıhlamur lazım. Ihlamur demledi. Baktı sana çay lazım. Çay demledi. Ya da gece kuşun yok senin. lan ne zaman gelirsen gel. Geldiğinde yat sıbar. Tamam. Yapacak bir şey yok. Sen yollardaki gece kuşlarına bak o zaman. O zaman seninle yapacak bir şeyin yok. Kabul. Sen o zaman gel eve sessizce kimseyi uyandırmadan pırt git yat. Tamam bu da hayat. Sıkıntı yok. O zaman gece kuşları nasıl Allâh’ı zikrederler şükrederler. Onlar gece rızık arınarmaya gitmezler.
Gece uçmazlar. Gece uçmazlar çünkü. Gece uçan yarasalardır. Gece çünkü yarasalar uçar genelde. Gece uçan bazı kuşlarda var. Büyük kuşlar onlar. Ama gece bülbül gece uçmaz mesela örnek. Güvercinler uçmaz fazla. Ama üvekler öter. Bülbüller de seherde öter. Bu nedir? o da rızkı daha henüz gelmeden Allâh’a şükrediyor. Allâh’ı zikrediyor. Gece kuşu gibi ol. Kalk sen de gece Allâh’ı zikret. Kalk gece tövbe et. Gece kuşu gibi ol. Ve normalde şükredersen hamd edersen merak etme. Nimetini arttıracak İbrâhîm 14/7. Bu âyet benim dilime pelesenektir. Yine bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti. Yemin olsun ki şükrederseniz size olan ni’metlerimi mutlaka arttırırım. Şayet nankörlük ederseniz şüphesiz ki azabım çok şiddetlidir.
Cenâb-ı Hak şükredenlere ni’metlerini arttırır. Her haline Rabbine hamd et şükret.
İbrâhîm 14/7 — «Şükredene Ni’metimi Artırırım»; Kadın-Ev İdâresi; İsrâftan Kaçınma
Ama bu hem dil ile hem de fiili olacak bu. Allâh’a hamd etmek, Allâh’a şükretmek hem dil ile olacak hem de fiili olacak. Israf etmeyeceksin fiili. Bir şeyi atmayacaksın fiili. Bir şeyi son kullanma zamanına kadar kullanacaksın fiili. Bu peynir kokmuş gibi duruyor. Atmayacaksın. Allâh’a hamd et. Bir evde bir kadın bir şeyi kokutuyorsa, küflendiriyorsa, kurtlandırıyorsa, böceklendiriyorsa o kadın evinin kadını değil. O nankörlerden. Adam çalışmış çabalamış Cenâb-ı Hak’ın lütfuyla ikramıyla eve yiyecek getirmiş. O kadın evdeki yiyecek kurtlandırmış böceklendirmiş kokutmuş. O kadın nankörlerden bir kadın. Bu kimin eşi olursa olsun kimin karısı olursa olsun. O Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu ni’mete saygı ve sevgili durmuyor.
O ni’mete hamd etmiyor. O ni’mete şükretmiyor. Evde bulgurdur fasülyedir, ordur budur ne varsa böceklendirmiştir. peynir var, tereya var, şu var, bu var küflendirmiş. Yemek var, yemek orada durmuş dolapta bir gün, iki gün, üç gün. O ne o sana bozuldu bu demiş atmış. O kadın nankörlerden. O erkek o kadına gerekli olan nasihatı etmiyorsa o erkekte nankörlerden. Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu ni’mete hainlik yapıyor. Doğru değil. Hamd edenlere, şükredenlere Allâh ni’meti arttırır. Hamd etmezse şükretmezse o zaman da diyor ki Allâh’ın azabı çok şiddetlidir. Allâh nankörleri sevmez. Allâh israfçıları sevmez. Allâh gösteriş yapanları sevmez. Allâh gösteriş yapan, israf edenleri sevmez. Allâh bir şeyi kokutan, bozan, küflendireni sevmez.
O zaman hamd edeceksin. O zaman şükredeceksin. Sen bu ne? Bunu yerli yerinde kullanacaksın, sonuna kadar kullanacaksın. Bozuldu, tamiri mümkün değil. O zaman yenisini alacaksın. Aldığında da Allâh’a hamd edeceksin. Bu ne bilgisayar? Bozuluncaya kadar kullanacaksın bunu. Bozmamak için de gayret göstereceksin. Bozmamak için gayret göstereceksin. Allâh’a hamdini fiili göstereceksin. Bu ne elbise? Kaç yıllık? 20 yıldan fazla. Onu temiz kullanacaksın. Allâh’a hamdini öyle göstereceksin. Benimle kaç tane ömre yaptı bu? Atmam. Parasızlıktan mı? Değil. Hamd edeceksin. Kullanabildiğin yere kadar kullanacaksın. Israf etmeyeceksin. Marka manyağı budalası olmayacaksın, öldürmeyeceksin. Ölçülü. Hamd edersen, Cenâb-ı Hak ni’meti arttıracak.
Şükredersen nimetini arttıracak. Şükür ni’meti arttırır. Sabır ise ni’meti muhafaza eder. Şükür ni’meti arttırır. Şükret. Bir dergâh bulmuşsun. Kuran Sünnet tarihisinde hamdet şükret. Disiplinli ol. Evlenmişsin. Allâh sana bir eş vermiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Allâh sana evlat vermiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Allâh sana evlat vermemiş. Hamdet şükret. Çizgini bozma. Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduklarını veya vermemiş olduklarını hamdet. Merak etme. Olumlu olumsuz her şey gelip geçecek. O yüzden normalde mü’min, mü’min ni’met gelmeden şükredendir. Mü’min, dert gelmeden şükredendir. Mü’min, sıkıntı gelmeden şükredendir. Mü’min, varlık gelmeden, yoklukta iken şükredendir. O yüzden hamd edersen, şükredersen Allâh nimetini arttırır.
Rahatsızlığın var. Hamdet, şikayet etme. Şükret.
Sağlık-Hâmd-Şükür Tedrîsi; İnsân 76/3 — «Doğru ve Eğri Yolu Gösterdik»
Cenâb-ı Hak sana lazım olan sağlığı verir. Sağlık, hap da, ilaç da, onda munda değildir. Onlar vesiledir, sebeptir. Seni ayakta tutacak olan Allâh’tır. Sen Allâh’a hamdet, Allâh’a şükret sen. Tevbe-i zikri hamdi bırakma. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ni’metler değil, ni’meti veren bakidir. Sen üzerindeki nimetleri baki görme. Sen o nimetleri bahşeden, nimetleri lütfeden Allâh’a hamdet. Gelip geçici, bugün gözün görüyor, yarın görmeyebilir. Annem 10 yıldan fazla, ömrünü son 12-13 yılını sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır görme. Şeker hastasıydı, vurdu gözlerine, 3 sefer ameliyat ettirdim, açılmadı. o süreç durmadı. Şeker ile mücadele etmedi. 15 yıla yakın sıfır görmeyle yaşadı. Sıfır görme o kadın.
O ni’met elindeyken Allâh’a hamdet. Aklın yerindeyken Allâh’a hamdet. İmanın yerindeyken Allâh’a hamdet. O ni’met geçer gider. O bir şeyin olmaması geçer gider. Onsuz da yaşarsın. Bir şeysiz yaşarsın. O yüzden Allâh’a hamdet. Allâh’a hamdetmenin yolunu bul. Allâh muhâfaza eylesin. İnsân 76/3. Bunlar böyle, beni böyle derinden sarsan âyet ve hadislerdir bunlar. İnsân 76/3. Biz ona doğru yolu da, eğri yolu da gösterdik. Artık isterse şükreder, doğru yol da gider, isterse nankörlük edip, eğri yollara sapar. Sana doğruyu gösterdi Cenâb-ı Hak. Ben size bildiğim kadar doğruları anlattım. Bildiğim kadarıyla, görebildiğim kadarıyla. Sen ister doğruları yaparsın, ister sen nankörlük edip eğri yollara saparsın.
Allâh ve Resûlullâh sana doğru yolu gösterdi. Sana doğru yolu anlattı. Cenab-ı Hakk’ın orta yerdeki nasîhat ehlleri sana doğruyu anlattı. Kur’ân belli, sünnet belli. Sen ister doğru yol da gider Allâh’a hamd edersin ya da sen eğri yolda gider Allâh’a nankörlük edip cehenneme doğru yol alırsın. Rabbim bizi doğru yolda yürüyenlerden eylesin. Sırât-ı Müstakîminde olanlardan eylesin. Bülbül ey duâya icâbet eden Allâh’a, rızık hususunda itimatımız sana diye Allâh’a hamd eyler. Bülbül ne yaparmış şakıması? Bülbül’in şakıması zikirdir, Bülbül’in şakıması tövbedir, Bülbül’in şakıması Allâh’a duadır, münâcaâttır. Ah o Bülbül’i dinleyecek kulak. O Bülbül her daim Allâh’ı zikreden bir hayvandır. Her vakti dinlemenizi tavsiye ederim ama dediğim zamanda tam böyle baharda onların şakımasını bir izle, bir dinle ve sen de onların şakımasına uygun bir esma seç.
O esma ile Allâh’ı zikretmeye başlıyor ve onlar sadece Bülbül değil bütün ağaçlar, bütün çiçekler, bütün böcekler, bütün hayvanat, bütün zerreler Allâh’ı zikrederler. Hz. Pîr burada Bülbül’in zikrini metafor alarak almış ama bütün kâinât onu zikreder.
İsrâ 17/44 — «Yedi Gök ve Yer Allâh’ı Tesbîh Eder»; Kâinâtın Zikir Senfonisi
Yerdekiler, göktekiler onu zikreder. Hayvanlar, böcekler, hücreler onu zikreder. Ay, yıldızlar onu zikreder. Rüzgar onu zikreder. Güneş onu zikreder. Dağlar, ovalar onu zikreder. Sular, bulutlar onu zikreder. Onu zikretmeyen hiçbir varlık yoktur. Sen yeter ki kendince kendi kendini dinle ama çarşıda dolaşırken ama yolda yürürken ama yolculuk yaparken Allâh’ı zikret ve o kâinâtın zikir senfonisine bilinçli olarak sen de katıl. Bütün kainatta bir zikir senfonisi var ama senin nefis meraatibin olarak bir esman var ise o esma üzerinden yürü. Şeyhin sana dediyse tevhide devam et, tevhid esmasıyla devam et. Bütün kâinâtın tevhid çektiğini duy, tevhid çektiğini gör. Bütün zerrelerin, bütün hayvanların, bütün varlıkların tevhid deryasında tevhid senfonisinde olduğunu gör ve duy.
O senfoniye sen de katıl. O zikrullâh’a sen de katıl. Sonra kendinden geçmişsin bir kendine geldiğinde hay esmasını söylüyorsun. Muhteşem, bunda nefis yok, bunda şatahat yok, şatâfât yok. Kendinden gelmiş. Sen o sarhoşlukla hak esmasına geçmişsin, kayyum esmasına geçmişsin, kahhar esmasına geçmişsin. Sen o sarhoşlukla cemal esma şerifine geçmişsin. O sarhoşlukla sen cemal perdesine geçmişsin. Farkında bile değilsin. O zikir senfonisiyle mümkün bu. Sen ister zikrullâh alakasında ol, istersen tek başına zikrullâh yap. İster dağda, ister oğada, ister yolda, ister çölde, ister iş yerinde. Hangi iş üzerinde olursan ol, o zikrullâh senfonisine kendini bırak. Daim zikrullâhı yakala. O muhteşem senfoninin içinde ol.
Kalbin, hücrelerin, bütün azaların o zikrullâh senfonisinde gitsin. Eline gayri ihtiyar gözün iliştiğinde elin de hak desin, gözün de hak desin, dilin de hak desin, kalbin de hak desin, duvarlar da hak desin, direkler de hak desin. Bütün kâinâtın hak ismi şerifinde cem olduğunu gör. O zikrullâh muhteşem bir şey. Hazret-i Pîr burada bülbülden örnek vermiş. Ama bütün varlık onu zikreder, bütün varlık. Bülbül de o varlığın içerisinde ayrı bir güzel bir varlıktır. Ama Allâh’ı zikreder. İsrâ 17/44. Yedi gök yer ve bunlarda bulunan herkes onu tespih eder. Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tespih etmesin. Bakın yedi gök yer ve bunlarda bulunan herkes. Demek ki sadece dünyada insanlar yok. Herkes. Demek ki yedi gökte de değişik varlıklar var.
Yerde de değişik varlıklar var. Hepsi de Allâh’ı zikreder. Hepsi de Allâh’ı zikreder. O zaman normalde ardından hadîs-i şerîf var. Beyhakî de geçiyor. Her şey Allâh’ı zikreder. Fakat siz onların zikrini anlamazsınız. Burada durma. Sen bunlardan olma. Sen ehli zikirsin. Sen ehli sufîsin. Sen burada durma. Sana burada durmak yakışmaz. Ya sen Allâh’ı zikret. O kâinâtın muhteşem zikir senfonisine katıl. Çaya bak zikrullâhı duy. Suya bak zikrullâhı duy. Yemeğe bak zikrullâhı duy. O zikrullâh senfonisine muhakkak katıl. Katıl. Hâlin şu olacak çünkü. Ey malükül mülk olan Allâh. Benim ve benle beraber her şeyin sahibi mülkü sensin. Beni zikrullâhın nuruyla rızıklandır. Âmîn. Cemalullahın nuruyla beni müjdelendir.
Âmîn.
Doğan Kuşu Metaforu — «Sufî Pâdişâhın Kolundadır»; Karga-Akbaba-Sırtlan Tabiat Yasağı
Cennetin kokusuyla kokulandır. Âmîn. Habîb’inin kokusuyla kokulandır. Âmîn. Ya Rabbi senin kokunla kokulandır. Âmîn. Doğan rızkını padişahın elinden umduğundan bütün pis şeylerden ümidini kesmiştir. Doğan kuşu, sultânların kuşudur. Eski Türk kağanları Doğan beslerlerdi. Onların Doğan’la alakalı böyle kollarında şey vardır, ava çıkarlar. Doğan padişahların kuşudur. Padişahların özel padişahlara yetişir ve padişahın kolunda durur Doğan. Bizim böyle ırkçılık gibi algılanmasın. Orta Asya’dan itibaren bütün kağanların, bütün uluların Doğan kuşları vardır. Bu gelenek Anadolu’da devam eder. Bazıları Doğan besler mesela. O yüzden Doğan hiçbir zaman leş yemez. Bu benim kendi nefsime olsun. Ey Mustafâ sen bir Doğan kuşu ol da o padişahın kolunda konakla.
O padişahın kolunda konaklarsan leş yemek zorunda kalmazsın, necis yemek zorunda kalmazsın. O padişahın kolunda sen nimetlerin, sana olan nimetlerin böyle akıl dahi yetmez. Sen o Doğan’ın, sen o padişahın kolunda Doğan olmaya bak. O zaman leşlere gözünü dikme. O zaman necislere gözünü dikme. Sen Sufîsin, sen Doğan kuşusun. Ne işin var necasetle? Sen Sufîsin, padişahın kolundasın. Ne işin var senin ateşek ölüsüyle? Sen Sufîsin, o zaman Sufîce yaşa da Sufîce yaşa. Padişahın koluna layık ol. Karga gibi olma, akbaba gibi olma, solucan gibi olma, sırtlan gibi olma. Olacaksan aslan ol, senin arttığını sırtlanlar yesin. Olacaksan Doğan kuş ol, padişahın koluna layık ol, karga olma, akbaba olma. Doğan ol o zaman.
O yüzden Doğan’san pis lokmalara gözünü dikme. Doğan’san kalkıp da başkasının arttığıyla uğraşma. Leşlerle uğraşma. Ya sen Sufîsin, sen de Doğan tabiat olması lazım. Sen Sufîsin, sen de aslan tabiat olması lazım. Yok. Hem Sufî hem de çakal tabiatı olmadı. Hem Sufî hem karga tabiatı olmadı. Kendini değiştirmemiş, geliştirmemiş. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden, sen Sufîsin, halkın elindekilerin eline bakma. Halkın elindekiler senin için leş. Başkasının elindekine bakma. Sen gözünü o başkasına verene dik. Hakk’a gözünü dik. Halktan bir şey umma. Halktan bir şey umma. O bize bakir feyiz deniriz, biz ona bakir feyiz deniriz. 5000 lira yetmedi, 5000 lira daha gönder. Değil bu. Yok. Sen Padişah’san Padişahlığını göster.
Sen Doğan’san Doğanlığını göster. Sen aslansan aslanlığını yaşa. Aslanlığını yaşa. O zaman Allâh’a dayan. Allâh’a yaslan. Allâh her şeye kafidir. Sen Allâh’a tevekkül et. Allâh’a tevekkül edersen Allâh sana kafidir. Allâh’a îmân ettiysen senin başka bir yere tevekkül etmene gerek yok. Sen Allâh’a îmân ettiysen senin başka bir yere dayanma, başka bir yere güvenmen söz konusu olmaz. Allâh’a yaslan, Allâh’a dayan. Muhakkak ki Allâh seni naçar bırakmayacak. O yüzden. Sufîsin, sufînin hakikati Doğan kuşu gibidir. Rızkını Padişah’tan bekler. Hatta rızkını avdan bakmaz. Avladına bakmaz Doğan kuşu. Asil olan Doğan kuşu avladından bir pança kalmaz. Avladını alır getirir, Padişah’ın eline koyar. Padişah’ın önüne koyar.
Ve Padişah da onu ni’metlendirir, rızıklandırır, hediyesini verir onun. O yüzden Doğan kuşu Padişah’ın gözüne bakar. Padişah’ın eline de bakmaz. O zaman sen gerçekten sufîsin Doğan kuşu gibi ol. O Padişah’a gözünü dik. Allâh bizi onlardan eylesin. O yüzden sufî kimse, sufî bir kimse. Başkasının elindekini, başkasının evindekine gözünü dikmez. Başkasının eşine gözünü dikmez. Bir başkasının malına, parasına, puluna, makamına gözünü dikmez. Sufî, sufî. Doğan kuşu gibidir. Padişah’a bakar. Allâh bizi, bizleri onlardan eylesin. O yüzden en başa geçtik.
Toparlayış + Misâfir Şeyh Efendi (Dağıstan) Selâmı — Tarîkatın Üç Şartı: Tövbe-İ’tikâd-Teslîm
Sel ister bulanık olsun, ister bulanık olmasın. Gelip geçicidir. Rabbim bizi gelip geçici şeylerle sınanıp, onların gelip geçicilerini baki zannedip, nefsini oyup sınıfta kalanlardan eylemesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Misafirimiz var Şeyh Efendi Dağıstan’dan. İnşallah bize küçük bir selamlama lütfetsin inşâallâh. Aleyküm selâm. Muhterem cemaat Allâh’tan sizden selamlar olsun. Bu sefere geldik biz ziyaratlara, bizim şeyhlerimize İstanbul’da var, bizim şeyhlerimiz, Beyt-i Şerîf-i Kuyrupı’da var. Olara girdik ziyarete. Bu ziyarete gelen zaman bizim oradaki arkadaşlarımız çok selâmlar yetiştir diye beni emânet ettiler. En ne size yetiştiriyorum. Allâh’a hamd ve şükür olsun.
Kardeşlerim, arkadaşlarım, bize îmân ve ni’met veriyor. Allâh’a hamd ve şükür olsun. Allâh’a İslâm’a ni’met veriyor. Allâh’a hamd ve şükür olsun. Allâh’a hamd ve şükür olsun. Allâh bize bu hayrın nimetleri veriyor. Bu nimetlerin üstündedir bizim saâdetimiz. Bu kemâl-i kuruyetinde, îmân, İslâm, sünnet, Kur’ân, kim yürütse, kim yapsa, buradadır saâdet. Allâh’ın saâdet ehlinden etsin. Bu saâdetler, inşâallâh kardeşlerim, bu saâdetler bizden Allâhü Teâlâ verdi. Bu saâdetler bizden Allâhü Teâlâ almasın. Allâh razı olsun bu dünyada da Allâh razı olsun olan halde, Allâh razı olsun amalarını edip durur. Bizi Allâhü Teâlâ bu dünyada da bize hayatımızı versin ya Rab’b’ul Alemin. îmân olanlar bu dünyadan birinci parasını sınavlar.
Tarîkat kardeşlerim, tarîkat in şartları var. Birinci şartı tarîkat in tövbe-i nasûh nasok. Mü’min, murid, kasdan veya gayri kasden, erken akşam tavukada olmak lazım. Neye bilmeden ve bilmeyerek bildiğin hatalar düşer. Biz bilmeden günâhlar olabildikten, dilimizden olsun, gözlerimizden olsun, kulaklarımızdan olsun, ellerimizden olsun, hatta yüreğimizden ve fikirlerimizden olsun, bizden çok hatâlar düşer. O sebeple bizden daim daim tövbe yapmak. Dâim dâim estağfirullâh diye tövbe edin, tövbenin şartlarını bilip tövbe etmektir. İkinci şart, tarîkat in i’tikâdı sahîh. Eعتikadun sahîh, i’tikâdı sahîh odan nedir? Eعتikadu ehl-i Sünnet ve’l-cemâat. Ehl-i Sünnet ve’l-cemâat ni eعتikadin olmaktır? Allâh bize bu i’tikâdı sahîh, eعتikadu ehl-i Sünnet ve’l-cemâatı olmaya Allâh nasip eylesin.
Âmîn. Üçüncüsü de, et-teslîm olur, bizim imamlarımız. et-Teslîm, kendini şeyhine verip, şeyhin emrini, dâhilîni (içsel emirleri) yürütmektir. Allâhü Teâlâ bu nimetleri bize verin, Allâh kabûl etsin, hamd, şükrular olsun. Ya Rabbeni alemin size Allâh’a emânet olunuz. Biz gideriz, duâlarda kalın. Allâhü Teâlâ sizin Allâh razı olsun, biz dinleyin, hepsimizin Allâh razı olsun. Ve selamun aleyküm ve rahmetullahi ve barakatuhu.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 2290. Beyit — «Sel İster Saf İster Bulanık»: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʼnevî 1. Defter, beyt 2280–2310 (Veled Çelebi İzbudak terc.); Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 685; Şefık Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 419; «Bedevî ve eşinin sohbeti» misâli — Mesnevî 1. Defter beyt 2244–2275; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- Kasas 28/88 — «Her Şey Yok Olucudur» ve Geçici Dünyâ: «Küllü şey’in hâlikun illâ vechehû» (O’nun zâtından başka her şey yok olucudur) — Kasas 28/88; «Dünyâ hayâtı oyun ve oyalanmadan ibâret» — Ankebût 29/64; Hadîd 57/20; Muhammed 47/36; Taberî, Câmiu’l-Beyân 20/107; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz; Ali Bulaç, Çağdaş Kavramlar ve Düzenler.
- «Dünyâda Garip ve Yolcu Ol» Hadîs-i Şerîfi: «Kün fi’d-dünyâ keenneke ğarîbun ev âbiru sebîl» (Dünyâda bir garîb veya yolcu gibi ol) — Buhârî, Rikâk 3 (6416); Tirmizî, Zühd 25 (2333); İbn Mâce, Zühd 3 (4114); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/24, 41; «dünyâ mü’min için zindan, kâfir için cennettir» — Müslim, Zühd 1 (2956); Tirmizî, Zühd 16 (2324); İbn Mâce, Zühd 3 (4113); modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Hûd 11/6 — «Rızık Allâh’a Aittir» ve Tevekkül Hadîsi: «Vemâ min dâbbetin fî’l-ardı illâ alallâhi rızkuhâ» (Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’a ait olmasın) — Hûd 11/6; «Lev ennekum tevekkeltum alâ’llâhi hakka tevekkulihî, le-rezekakum kemâ yerzukut-tayr» (Eğer Allâh’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşlar gibi rızıklanırdınız) — Tirmizî, Zühd 33 (2344); İbn Mâce, Zühd 14 (4164); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/30, 52; modern okuma — Bediüzzamân, Mektubat 2. Mektub.
- İmâm Tirmizî (Hakîm-i Tirmizî / Ebû Îsâ Tirmizî): Ebû Îsâ Muhammed b. Îsâ et-Tirmizî (210–279/824–892), el-Câmiu’s-Sahîh / Sünen-i Tirmizî; Hâkîm Tirmizî (?–908) — Hatmü’l-Velâye; «aşk sürgünü» rivâyeti — modern tetkikler için bk. Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi; Hâkîm Tirmizî biyografisi — DİA «Hakîm et-Tirmizî» mad.; modern okuma — Süleyman Uludağ, İslâm Düşüncesinin Yapısı.
- İbrâhîm 14/7 — «Şükredene Ni’metimi Artırırım»: «Le-in şekertum le-ezîdenneküm ve le-in kefertüm inne azâbî le-şedîd» (Andolsun, eğer şükrederseniz size olan ni’metimi mutlaka artırırım; eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azâbım çok şiddetlidir) — İbrâhîm 14/7; Lokmân 31/12; Bakara 2/152 (fe’zkurûnî ezkurkum); Taberî, Câmiu’l-Beyân 13/186; modern tedrîs — Bediüzzamân, Mektubat 28. Mektub (şükür risalesi); Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- İnsân 76/3 — «Doğru ve Eğri Yolu Gösterdik»: «İnnâ hedeynâhu’s-sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ» (Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör) — İnsân 76/3; Beled 90/10 (ve hedeynâhu’n-necdeyn); Şems 91/8 (fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ); modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 23. Söz (cüz’î irâde bahsi); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- İsrâ 17/44 — «Yedi Gök, Yer ve İçindekiler O’nu Tesbîh Eder»: «Tüsebbihu lehu’s-semâvâtü’s-seb’u ve’l-ardu ve men fîhinne, ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi-hamdihî velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum» (Yedi gök, yer ve onlardakiler O’nu tesbîh eder; her şey O’nu hamd ile tesbîh eder, fakat siz onların tesbîhini anlamazsınız) — İsrâ 17/44; Hadîd 57/1; Cum’a 62/1; Saff 61/1; «her şey Allâh’ı zikreder» — Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 7/348; modern tedrîs — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
- Doğan Kuşu Metaforu — Mesnevî’de «Pâdişâhın Kolundaki Doğan»: Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter beyt 2305–2380 («pâdişâhın doğanı» — sufî karîne); Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 423; «Doğan kuşu — Karga-Akbaba-Sırtlan» misâli — sufî tâbiri; «Karahanlılardan-Osmanlılara doğan beslenmesi» geleneği — bk. Halil Edhem, Düvel-i İslâmiyye; modern okuma — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
- Tarîkatın Üç Şartı (Tövbe-i Nasûh + İ’tikâd-ı Sahîh + Teslîmiyet) ve Karabaş Silsilesi: «Yâ eyyühe’llezîne âmenû tûbû ila’llâhi tevbeten nasûhâ» (Tahrîm 66/8 — nasûh tövbe); Ehl-i Sünnet i’tikâdı — Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; Eş’arî, el-İbâne; «teslîm» — Bakara 2/208; «mürşid-i kâmile teslîm» — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı