Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #114 — Â’lâ 87/14-15: «Tezekkâ ve Zekera ve Sallâ» — Tövbe + Zikrullâh = Omurga

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #114 — Â’lâ 87/14-15: «Tezekkâ ve Zekera ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Â’lâ 87/14-15 Girişi — «Tezekkâ ve Zekera» Tedrîsi; «Fesallâ» Kelimesinin Lugavi Mânâsı

Nasihat. Â’lâ 87/14-15. Â’lâ 87/14-15. Âmin. Â’lâ 87/14-15. Temizlenen, Rabbini zikredip O’na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. Şimdi bu âyet-i kerimeye baktığınızda hemen hemen mealilerin hepsinde de şunu göreceksiniz. Rabbini zikredip O’na kulluk eden kimse bölümünü Rabbini zikreden ve namaz kılan ardından kurtuluşa ermiştir diye. Bunun mealinini büyük büyük çoğunlukta öyle okacaksınız. Öyle mealciler öyle yazmışlar. Böyle küçük bir çalışma var şu anda. Böyle zikir kökenli ayetlerin üzerinde. Bu zikir kökenli âyetlerden birisi bu da. Bu Â’lâ Sûresi 19 âyet toplam ve Mekke’de inzal olunan âyetlerden birisi. Şimdi Mekke’de inzal olunca Mekke’de henüz daha Ümmet-i Muhammed’e namaz farz değil.

Allah’ı Hakkında

Ama burada âyet-i kerîme de fesallâ. Bu fesallâ’yı namaza çeviriyorlar kök olarak. Rabbini anan zikreder ve namaz kılan olarak. Bunu normalde mealciler öyle yazmışlar. Tefsirciler bir kısmı da öyle yazmış. Baktığımızda önümüze çıkan tablo bu. Ama âyet-i kerîme de fesallâ kelimesi normalde kulluk etmek aslında. fesallâ’ya baktığımızda böyle onun ben çok bu işin erbabı değilim ama kelime kelime yürüdüğümüzde fesallâ ayakta tutan demek asıl önemli.


Salât Kelimesinin Geniş Mânâsı — «Mekke’de Henüz Namâz Farz Değil»; Dik Durma-Mücâhidlik Tedrîsi

Ve Kur’ân-ı Kerîm’de salât kelimesinin geçtiği ilk âyetlerden birisi. bundan sonra başka salât kelimeleri de var ama bu Mekke döneminde inzal olunca ilk salât kelimesiyle karşı karşıyayız. Ama salât kelimesiyle karşı karşıyayız ama Mekke’de henüz daha iman edenlere namaz farz kılınmadı. Öyle olunca normalde salât kelimesi baktığımız zaman buraya not almışım. Otururken dik durduğu için oyluk kemiğine deniyormuş. oyluk kemiği dik tutan bir kemik insanda. Ve normalde es-salâ yine insan dik durduğu için omurgaya deniyor. Dik durduran, dik tutan, destek veren, destek manasına geliyor. Ve Kur’ân-ı Kerîm’de yaklaşık 17-18 yerde böyle bir sallâ veya fesallü olarak geçiyor. 17-18 yerde geçiyor bu. Ama önemli olan şu, normalde burada Mekke döneminde inzal olduğu için direkt namaza bağlayamıyoruz.

O zaman fesallâ’yı burada anlayacağımız, bizim için anlayacağımız dik durmak, heybetli durmak, mücadeleci durmak, cihâd ehli gibi durmak ve bir şeyde kemikli durmak. Ve davanda samimi olmak ve dik durmak, yalpalanmamak, sallanmamak.


Tövbe + Zikrullâh = Omurga — Şems 91/9 Nefsi Arındırma; Sufî Yolunun İlk Adımı: Tövbe

O zaman Âyet-i Kerîme bakış açığımız değişecek. Şimdi öyle olunca biz bunu normalde fesallâ’ya, duâ niyetine bakabiliriz, namaz manasında bakabiliriz, zikir manasında bakabiliriz, da’vet manasında bakabiliriz. Normalde Allâh yolunda hizmet manasına bakabiliriz. bunların hepsine bakmamız ve hepsinde bu manaya gelmesi mümkün. Ama Âyet Mekke döneminde ve Âyet-i Kerîme şunu diyor bize, temizlenen tövbe eden, o kendisini bu noktada temizleyen kimse Rabbini zikredip, Rabbini zikredip ona kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir. temizlenen tövbe eden ve Allâh’ı zikreden ve o yolda zikrullâh yolunda dik duran, sağlam duran, Allâh’a tabir-i rica etse yardımcı olan, kim Allâh’a yardım ederse Allâh da ona yardım eder.

Destek olan ve omurgasının üzerinde dukturmak. burada omurgane insanın imanı, İslâm’ı, omurgane Allâh yolunda mücadelesi. O zaman Âyet-i Kerîme de mana çok farklı yere gitti. orada normalde namaz kılan olarak dediğimizde bu meseleyi tam kavramadı. O zaman temizlenen tövbe eden kimse günahlarından arınan kimse ve Allâh’ı Rabbini zikreden, Allâh’ı zikreden kimse Allâh yolunda dimdik durur. Eğer onda temizlenme tövbe ile onda zikir yok ise o zaman o kimse Allâh yolunda dimdik durması mümkün değil. Burada iki unsur var. İki unsur ne? Tevbe birincisi. temizlenen o zaman temizlenen tezkiye eden kendisini arıtan. Âyet-i Kerîme’yi de Şems Sûresi’nde dedi yok Âyet 15. Nefsini arındıran, temizlenen kurtuluşa ermiştir.

O zaman bizim günlük virtlerimiz var. Günlük virtlerimiz ne? O gün 100 tane Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi’l-Azîm ve bi-hamdihî, Estağfirullâhe’l-Azîm. O kimse temizlendi. Kim bunu 100 sefer söylerse deniz köpükleri kadar günâhı olsa Allâh onu affeder. Veya Hadîs-i Şerîfte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki ben günde 100 kez Allâh’a tövbe derim. Başka bir Hadîs-i Şerîfte 70 kez tövbe derim.


Tövbe Hadîs-i Şerîfleri — «Günde 100 Kez», «70 Kez»; «Tövbe Eden Hiç Günâh İşlememiş Gibidir»

Başka bir Hadîs-i Şerîfte kim tövbe ettiyse hiç günâh işlememiş gibidir. O zaman o temizlenmek ne? Tevbe etmek ve tövbe kapısına sımsıkı yapışmak ve Allâh’tan ümidi kesmemek. Allâh’tan ümidi kesmemek. bugünkü ümmetin en büyük problemlerinden birisi Allâh’tan ümidi kesmesi. Ve bir kısım, bir kısım, ümmetin içerisinde çıkan âlim kisvesindeki kimseler insanların ümitlerini kesiyor. Allâh’ın kapısını kapatıyorlar sanki kapı kendilerinmiş gibi. Kim tövbe ederse Allâh onun tövbesini kabul eder. Kim tövbe ederse hiç günâh işlememiş gibidir. O zaman normalde ümmet-i Muhammed bu meseleye bakarken evet günâh işledi, evet hata yaptı, evet yanlış yaptı, hatta hâlâ da yapıyor. Hepimiz yapıyoruz biz. Var mı yapmıyoruz diyen?

Sizin adınızda da böyle söyledim ama ben kendim gibi görüyorum ya herkesi o yüzden hepimiz günâhkârız diyorum ben. Varsa günâhkâr olmayan kimse elini kaldırsın. Yok bakıyorum görüyorum evet biz günâhkâr bir topluluğuz. Bizim hatamız kusurumuz var hepimiz aykırı insanlarız biz. Normal bir insan değiliz biz yürüyün normal değil. Ya normal bir insan olsanız burada olmazsınız açık açık söylüyorum. tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş deli deliyi dakikada buluyor. Hâcı Hâcıyı Mekke’de buluyor. Biz burada buluşuyoruz. O yüzden hepimiz günâhkârız günâhkârız evet ama Allâh’tan ümidimizi kesmiyoruz. Tevbe edenlerdeniz Allâh’ı zikredenlerdeniz ve Cenâb-ı Hak kim tövbeyle gelirse affedici bir Allâh bulur diyor.

O zaman normalde biz kendi kendimizi temize çıkarmadığımızdan dolayı biz günâh kirlerinden arınacağız.


Sufî Yolu — «Mücâhid → Müteahhit → Müşrik» Kayışı; Mürşid-i Kâmile İntisâb Şartı

Bakın birinci adım bu. O yüzden sufîler tövbe etmeyi derslerinin başına koymuşlar. Önce tövbeyle başlıyorsun. Önce bir temizleniyorsun. Önce bir piymi pak oluyorsun. Ondan sonra Allâh’ı zikrediyorsun. Çünkü Allâh yolunda cihadda, Allâh yolunda koşuşturmada, namazda, oruçta, Allâh yolunda tebliğ etmede, Allâh yolunda mücadele etmede senin sağlam durmanı sağlayacak olan iki tane çok önemli vazifen var. İki tane çok önemli fiiliyat var. Birisi ne? Tevbe. İkincisi ne? Allâh’ı zikir. O yüzden bir kimsede Allâh’ı zikir yoksa namazı gevşek, Allâh’ı zikir yoksa orucu gevşek, Allâh’ı zikir yoksa o kimsede İslâmî hayâtı gevşek, küçücük bir rüşvete bozulması mümkün, bir kadına bozulması mümkün, bir paraya bozulması mümkün, bir pulam bozulması mümkün, bir makama bozulması mümkün ki görüyoruz şu anda. mücâhid olarak yola çıkanlar sonra müteahhit, sonra it, sonra müşrik olup çıkıyorlar.

Münâfık olup çıkıyorlar. Neden? Allâh’ı zikir yok çünkü. Allâh’ı zikretseler ve bir de Üstâdları olmuş olsa ama Üstâd öyle koftiden Üstâd değil. İngilizlerin Üstâdı değil, CIA’nın Üstâdı değil, Mossad’ın Üstâdı değil. Evet. Böyle karanlık tahlîlcilerin Üstâdı değil. Öyle üç kişi beş kişi toplamış. Sen de bizim Şeyhimiz ol demişler. Koy Türk’tan birisini koymuşlar oraya. Öyle Üstâd değil. Allâh yolunda cihatta, Allâh yolunda koşuşturmada, Allâh yolunda mücadelede seyri sülükünü tamamlamış, bir Üstâd’dan ders almış, o Üstâd’dan seyri sülükünü tamamlamış. Varsa öyle bir kimse, öyle bir kimseye intisâb edecek. Öyle bir kimseyi intisâb edersen intisabı da tam olursa evet o Allâh yolunda sıra dağlar gibi mücadele edecek.

Üç beş kuruş rüşvete bozmayacak kendini. Üç beş tane makama bozmayacak kendini. Aman beni şuraya atasınlar diye kendini bozmayacak. İmanını bozmayacak. İslâm’ını bozmayacak. Takvasını bozmayacak. Bu nasıl mümkün? Allâh’ı zikrederse Allâh’a âşık olacak. Allâh’ı zikrederse Kur’ân ve Sünnete sık sık yapışacak.


Münâfıklığın Alâmetleri — «Yanınıza Gelince Sizdeniz»; Mason-Sabatâî-Tâğutî Bağlılıklar

Allâh’ı zikrederse ümidini kesmeyecek Allâh’tan. Allâh’ı zikrederse Allâh’a bağlı olacak başka bir yere değil. Onun emir-komuta merkezi Allâh ve Resûlü olacak. O kakıp da dinde reformist olmayacak öyle bir şey olursa. O kakıp da tâğûta boyun eğmeyecek. O kakıp da fir’avnî bir iş hareket yapmayacak. Firavunlaşmayacak. O kimse Allâh’ı zikrederse Allâh yolunda dimdik duracak. Eğer Allâh’ı zikretmezse o kimse Allâh yolunda dimdik durmayacak. Çünkü Âyet-i Kerîmede diyor ki temizlenenler tövbe edenler ve Allâh’ı zikredenler fesallâ onlar omurgaları sağlam dimdik dururlar. Ama tövbesi yoksa zikrullâhı yoksa onun omurgası bozuk. Onun uyluk kemiği kaçmış. Dağılmış. bir kimsenin omurgası bozuksa o dik duramaz.

Zahir olarak düşündüğümüzde. Bunun maneviyatı var. Manevi olarak omurga nedir? Kur’ân, Sünnet, imâmların ictihâdı. Sen iman ettiysen Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağlıysan sen tâğûta boyun eğmezsin. Sen Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağlıysan sen rüşvete boyun eğmezsin. Sen haksız kazanca boyun eğmezsin. Sen hırsızlık, arsızlık, uğursuzluktan gelecek olan bir paraya, metaya boyun eğmezsin. Makama boyun eğmezsin. Sen böyle işimi halledivereyim götürüvereyim deyip de sen vatandaşın hakkına, hukukuna giremezsin. Ancak o zaman fesallâ olursun. dimdik duranlardan olursun. O zaman namazın namaz olur, o zaman orucun oruç olur, o zaman haccın hac olur. Ama fesallâ. Sen Kur’ân ve Sünnet’te dimdik durmuyorsan, inançta dimdik durmuyorsan, akâidde dimdik durmuyorsan ve oranı buranı oynatıyorsan, kalbini oynatıyorsan, kalbin fesadın içerisine girdiyse kendince münâfıkça, âyetleri kelleri melleri eğip bükçek kendince bir yer arıyorsan, evet senin zikrin dilde kalmış, tövben dilde kalmış.

Ne yazık ki sen dimdik omurgası sağlam olanlardan değil, münafıkta kendisisin. Münafıkta kendisisin. E şimdi ahir zaman, ahir zamanda münafıklık elametleri çok. Ne diyor münafıklarla alakalı? Onlar sizin yanınıza geldiklerinde biz sizdeniz derler.


Tarih Boyunca Karakter Değişmez — Âdem’den Beri Kâfir-Münâfık-Mü’min-Âşık Tabakaları

Başlarına bir tane beyaz takke geçirler, bir de Kur’ân-ı Kerîm okurlar, bir de namaz kılarlar. Ama öbür tarafa ağa babalarına giderler, paşa babalarına giderler. Kendi komuta merkezleri, Mason, Siyonist neyse, Sabataist neyse oraya gittiklerinde derler ki biz sizde beraberiz. Kur’ân ve sünnet-i seniyyeyi kendi üzerlerinde elbise olarak tutamazlar. Günün münafıklarıyla dünün münâfıklarının arasında bir fark yoktur. Dünün münâfıkları da mal korkusu vardı, can korkusu vardı. Kafirlerle aralarının bozulmasını istemiyorlardı. Dünün münâfıkları öyleydi. Âdem zamanından itibaren münafıkların hâlet-i rûhiyyesi değişmez. Karakterleri değişmez onların. Onlar çünkü münâfıklar cemiyetindendir, onlar münâfıklar milletindendir, onlar münâfık bir topluluktur.

O yüzden insanoğlu değişmiyor. Âdem’den itibaren münâfıklar bir topluluktur. Âdem’den itibaren mü’minler bir topluluktur. Âdem’den itibaren Allâh’a âşık olanlar bir topluluktur. Âdem’den itibaren kafirler bir topluluktur. Değişmezler bir şey. Hal ve hareketleri de değişmez. İnsan aynı insandır çünkü. Nasıl peygamberler Âdem’den itibaren Kur’ân ve Sünnet’i İslâm’ı tebliğ ettilerse, münâfıklar da Âdem’den itibaren münafıklıklarını tescil ettirirler, gösterirler kendilerini. Kafirler kafirliklerini yaparlar, münâfıklar münafıklıklarını yaparlar, mü’minler mü’minliklerini yaparlar, âşıklar âşıklığını yapar. O yüzden kafirler kafirleri sever ve onlara benzemeye çalışırlar. Münâfıklar münâfıkları severler, birbirlerinin büyük deyişi olurlar.

Mü’minler müminleri sever, âşıklar aşıkları sever, dervişler dervişleri sever, zikir ehli zikir ehlini sever. O yüzden birbirlerine değişmez bunlar. Bunlar böyledir tarih boyunca. Siz dünyayı sevenle Allâh’ı seveni yan yana buluşturamazsınız. Buluşturduklarını söylerler. Ya dünyayı seven münafıktır ya da zikreden münafıktır. Zikreden kimse çünkü dünyayı seven âşık olmaz, onunla arkadaş olmaz, onunla yol gitmez mümkün değil. Sebep yolda çünkü bir sıkıntı çıkar. O dünyayı seven çünkü bir dünyalık elde etmek isteyecek, dünyalık bakacak meseleye.


«Dünyâyı Sevenle Allâh’ı Seveni Yan Yana Buluşturamazsınız»; Akâid Bozukluğu — Cemâleddîn-i Efgânî Fetvâsı Bahsi

Onunla dünyalık bakınca yolu bozacak o. Beraber yürüyemezsin. Yürünmez zaten mümkün değil. Aynı şey. O yüzden bizim için lazım olan ne? Tevbe edip Allâh’ı zikreden. Tevbe edip Allâh’ı zikredenler Allâh yolunda sıra dağlar gibi dururlar. Eğer o kimse tövbe edip Allâh’ı zikretmiyorsa o zaman o kimse fesallâ omurgası sağlam bir kimse olmaz. Omurgası bozuk olur. Omurgası dağılır onun. Onun omurga falan kalmaz. Kalmayınca onun akidesi de bozulur. Akâid bozulur. Akâid bozulunca o kimsenin ne yazık ki namazı namaz olmaz, orucu oruç olmaz. Akâid bozuk çünkü. O kimse bakarsın âyetlerde eksiklik görür, hadîslerde eksiklik görür. Bu hadisler bu zamanda yaşanmazlar. Kur’ân’ın hukuku hükmü bu zamanda olmazlar.

Akâid bozuk. Çünkü onun kalbi münâfık oldu. Kalbine kurt girdi onun. O yüzden gider Cemâleddîn-i Efgânî’nin fetvasında yapışacağım diye uğraşır. Şu kadar miktarda faiz caiz olur der. Şu kadar miktarda içki helal olur veya uygundur diyenle şu kadar miktarda caiz normaldir diyenin arasında bir fark yoktur.


Toparlayış — «Tövbe + Zikir = Omurga»; Akâidde Sağlamlık; İmâmların İctihâdına Tâbi Olmak; Hâtime Niyâzı

Bir fark yoktur. Hiçbir fark yoktur. O yüzden normalde o akâid bozukluğunu yaşar. Bizi Kur’ân ve Sünnet yolunda dimdik tutacak olan iki önemli ibadet. O zaman bir, Allâh’a tövbe etmek. Günahlarını, günahlarını Allâh’ın önünde, Allâh’ın önünde. Tabiri caizse ben bu günahkarım, ben günâhı işledim. Ben nefsimi temize çıkaranlardan değilim. Ya Rabbi beni affeyle. Allâh’ı zikredenler. İkincisi, ikinci ayak ne? Allâh’ı zikir. Rabbim bizi daim zikredenlerden eylesin. O zaman üçüncü ayak bizi bekleyen, biz Allâh yolunda omurgası sağlam duranlardan olacağız. Rabbim bizi onlardan eylesin. Önemli olan akâid noktasında, akâid noktasında omurganın sağlam olması. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye tabi olmak, imâmların ictihâdına tabi olmak, sufîlik yolunda ilk sufîlerin yoluna tabi olmak.

Allâh bizi onlardan eylesin. Rabbim cümlemizi affeylesin. Cümlemizi kendi emanına aldığı kullarından eylesin. Cümlemizi iki cihanda da aziz eylesin. Cümlemize âfiyet nasip eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye yolunda mücadele etme azmi nasip eylesin. O uğurda, o yolda yürüyenlerden, koşanlardan eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Â’lâ 87/14-15 — «Kad Efleha Men Tezekkâ ve Zekera’sme Rabbihî fe-Sallâ»: «Kad efleha men tezekkâ ve zekera’sme Rabbihî fe-sallâ» (Şüphesiz arınan-tövbe eden, Rabbinin ismini zikredip kulluğunda dimdik duran kurtuluşa ermiştir) — Â’lâ 87/14-15; Şems 91/9 (kad efleha men zekkâhâ); Mekke döneminde inzâl olunan ilk salât-zikir âyetleri — Taberî, Câmiu’l-Beyân 30/164; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 31/152; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 23. Söz; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Salât» Kelimesinin Lugavi Mânâsı — «Es-Salâ» (Omurga / Oyluk Kemiği): «s-l-y» kökü; «es-salâ» — atın kuyruk kemiği, oturduğunda dik tutan; insanda omurga manasında — Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât «s-l-y» mad.; Cevherî, es-Sıhâh; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab 14/464; Kur’an’da yaklaşık 17–18 yerde «sallû/fesallû» şeklinde — bk. M. Fuâd Abdülbâkî, el-Mu’cemu’l-Müfehres; Mekke döneminde namâz henüz farz olmadığı için tefsîr nüansları — Elmalılı M.H. Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili 8/5824; modern tetkîk — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Şems 91/9 — Tezkiye-i Nefs ve Tövbe Kapısı: «Kad efleha men zekkâhâ» (Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir) — Şems 91/9; «kim tövbe ederse Allâh onun tövbesini kabul eder» — Şûrâ 42/25 (huve’llezî yakbelü’t-tevbete an ibâdihî); «tevbe-i nasûh» — Tahrîm 66/8; modern okuma — Bediüzzamân, Lem’alar 2. Lem’a (sabır risalesi); Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Tövbe Hadîs-i Şerîfleri — «Günde 100 Kez Tövbe Ederim»: «Vallâhi innî estağfirullâhe ve etûbu ileyhi fî’l-yevmi ekser min seb’îne merraten» (Vallâhi ben günde 70’den fazla istiğfâr ederim) — Buhârî, Daavât 3 (6307); «vallâhi innî le-estağfirullâhe ve etûbu ileyhi fî’l-yevmi mietü merraten» (günde 100 kez istiğfâr ederim) — Müslim, Zikr 41 (2702); «Sübhânallâhi ve bi-hamdihî yüz kez» — Buhârî, Daavât 65 (6405); Müslim, Zikr 28 (2691); «el-Tâ’ib min ez-zenbi ke-men lâ zenbe lehû» (günâhından tövbe eden günâh işlememiş gibidir) — İbn Mâce, Zühd 30 (4250); Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 5/394.
  • Mücâhid-i Müşrik Kayışı ve Mürşid-i Kâmile İntisâb: «Yâ eyyühe’llezîne âmenûttekullâhe ve kûnû me’a’s-sâdikîn» (Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun) — Tevbe 9/119; «mürşid-i kâmile teslîm» — Necm-i Sıddıkî, Müşahedâtü’l-Mecâzib; «seyr-i sülûk» kavramı — Bursevî, Rûhu’l-Beyân; «sahîh tasavvuf-yalancı şeyh ayrımı» — İmâm Rabbânî, el-Mektûbât c. 1, mektub 47, 218; modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Münâfık Vasıfları — Bakara 2/8-20 ve Münâfikûn Sûresi: «Ve mine’n-nâsi men yekûlü âmennâ billâhi ve bi’l-yevmi’l-âhiri ve mâ hum bi-mü’minîn… Ve izâ lekû’llezîne âmenû kâlû âmennâ ve izâ haley ilâ şeyâtînihim kâlû innâ meaküm innemâ nahnu mustehzi’ûn» (Onlar mü’minlerle karşılaştıklarında «îmân ettik» derler, kendi şeytanlarıyla baş başa kalınca «biz sizinleyiz, mü’minlerle alay ediyoruz» derler) — Bakara 2/8, 14; Münâfikûn 63/1-8; Tevbe 9/64-67; Nisâ 4/142-145; Tirmizî, Îmân 14 (2632) (münâfığın üç alâmeti hadîsi); modern tedrîs — Bediüzzamân, Lemalar 13. Lema.
  • Tarih Boyunca İnsân Tabakaları (Kâfir-Münâfık-Mü’min-Âşık): «Ve nezzelnâ aleyke’l-Kitâbe tibyânen li-külli şey’» (Sana bu Kitabı her şeyi açıklayıcı olarak indirdik) — Nahl 16/89; «Âdem’den itibâren peygamberler-İslâm» — A’râf 7/172 (mîsâk âyeti); «kâfirler birbirinin velîsidir» — Enfâl 8/73; «mü’minler birbirinin kardeşidir» — Hucurât 49/10; «Allâh’ı sevenler-dünyâyı sevenler» — Ankebût 29/64; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 19. Söz; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Akâid Bozukluğu ve «Cemâleddîn-i Efgânî Fetvâsı» Bahsi: Cemâleddîn-i Efgânî (1838–1897) ve modernist akımların eleştirisi — Mehmet Akif Ersoy, Safahat; Hasan el-Bennâ, Risâletü’t-Ta’lîm; Said Halim Paşa, Buhrânlarımız; «faiz-içki tedricî helâl» fetvâlarının fıkhî eleştirisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «modernist İslâm-klasik İslâm ayrımı» — Süleyman Hayri Bolay, Felsefî Doktrinler ve Terimler Sözlüğü.
  • Karabaş Silsilesi ve «Tövbe + Zikrullâh = Omurga» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «tövbe-zikrullâh-omurga» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «Çihâr Yâr-ı Güzîn-Aşere-i Mübeşşere-72 Şehîd-i Kerbelâ» hediye duâ silsilesi — Karabaş tarîkati gelenek.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Ruh, Sülûk, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı