Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #115 — Mesnevî Devamı: Bedevî’nin Karısına Sabır-Kanaat-Rıza Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #115 — Mesnevî Devamı: Bedevî’nin Karısına…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî Devâmı — Bedevî’nin Karısına Sabır-Kanâat-Tevekkül Tedrîsi; Ra’d 13/26

Oradan da sahte önderler, liderler, şeyhler, bunların açıklamasını yaptı Hz. Pîr. Şimdi de Bedevî’nin karısına sabretmesini ve ona sabır ve yoksulluğun faziletini anlatıyor. Kocası dedi ki, daha ne vakte kadar gelir ve mahsul arayıp duracaksın? Zaten ömrümüzden ne kaldı ki? Çoğu geçip gitti. Bedevî eşine sabır ve tevekkülün hakikatini, hikmetini anlatıyor. Diyor ki ona lisanıyla, artık dünyadan fazla bir şey bekleme. Çünkü diyor ömrünün çoğu geçti. Kalan ömrün de zaten hızla yürüp gidecek. İnsan bakıyor tabii gençken bunu idrak edemiyor belki de de. Belli bir yaşa gelince, arkaya dönüp bakınca diyorsun ki ne kadar hızlı geçmiş zaman. Ondan sonra diyorsun ki ne kadarlık bir ömrün kaldı ki zaten.

Allah Hakkında

Böyle zaman hızlı koşup gidince. Bedevî de eşine diyor ki uğraşma. Zaten diyor ne vakte kadar mahsul arayacaksın? Ne vakte kadar kendince bir şeyler yapacaksın? Tabii o normalde rızıkla alakalı daha rahat bir hayatla alakalı kadının endişesi var. Oysa Cenâb-ı Hak Ra’d 13/26’da’da Allâh dilediğine rızkı bolca bahşeder. Dilediğine de sınırlı ömücü de verir. Fakat inkarçılar bu gerçeğin farkında olmadıkları için dünya hayatı ile sevinip şımarırlar. Oysa ahiretin sonsuz nimetleri yanında dünya hayatı azıcık değersiz ve geçici bir geçimlikten ibarettir. Dünya hayatı aslında bize çok uzunmuş gibi gelir ama dünya hayatı bu kadar uzun değildir. Ve Cenâb-ı Hak kimisine rızkı geniş bol verir, kimisine de ölçülü verir.

Burada ölçülü vermekten dar ve hatta az değil. Normalde bir kimsere örnekliyorum bunu. Günlük bir avuç yiyecek yeter bir insana. Bir avuç yiyecek çok bile gelir bir insana günlük olarak. insanın yiyeceği bir avuçtur. Başka bir şey değildir. Bir avuç bile fazla gelir. Siz bir avuçtan bir pirinç pilavı yapsanız çok gelir size. Bir avuç bulgurdan bulgur pilavı yapsanız çok bile gelir size. Veya bir avuç karıştırın herhangi bir şeyi yemek yapın çok bile gelir size. İnsanın günlük yiyeceği bir avuç tam azdır. Ama normalde insanlar normalde çünkü burada sınırlı ölçü de diyor az demiyor. Sınırlı ölçü ne demek sana yeter Cenab-ı Hakk’ın vereceği. Rızıktan endişe etme. onun sana bahşettiği, onun sana vereceği şey yeter.

Rızık endişesi çünkü şeytanın vesvesesidir. Bir kimse rızıktan dolayı endişe etmemeli. Cenâb-ı Hak yarattıklarının hepsinin de rızkına kefildir.


«Sufî Sabırlı ve Kanâatkârdır» — İsraf Yasağı; Tembellikten Kaçınma

Yarattığı her ne var ise onun rızkına Cenâb-ı Hak kefildir. O rızıksızlıktan dolayı ölmez. Çünkü rızkla alakalı endişe söz konusu değil. O yüzden sufîler bu geçici dünyada geçici dünya bağlılıklarını redderler. dünyayı sevmek bağlanmak sufîler için hoş bir şey değildir. O yüzden normalde sufîler genelde sabırlı insanlar ve kanaatkar insanlardır. Sabreden ve kanâat eden zengin olur aslında. Sabreden ve kanâat eden, israf etmeyen insanlar zengin olurlar. Sabretmeyen, kanâat etmeyen, israf eden kimse ise hep ihtiyaç sahibi kalır. Genel olarak insanlar sabretmediklerinden dolayı, kanâat etmediklerinden dolayı ve israf ettiklerinden dolayı perişan olurlar. Yoksa bu üç önemli unsura dikkat eden bir kimse zengin olur.

Sıkıntı yoktur onda. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde o kimse, o sabrı, o kanaatı bundan tembellik çıkmasın yalnız. Buradan tembellik çıkmasın. Burası sıkıntılı. sabrediyor, kanâat ediyor eyvallâh ama normalde kimse tembellik yaparsa bu farklı bir kategoriye giriyor. Bir kimse çalışacak, gayret edecek, mücadele edecek ama israf etmeyecek, sabredecek, kanâat ehli olacak. O yüzden o kimse başarılı olur ve o bedevî devam ediyor. Zaten ömrümüzden ne kaldı ki? yarını bilmiyorsun çünkü. Ömrünün ne kadar olduğunu da bilmiyorsun. o zaman ömrün zaten çok uzun olsa da kısa. Çok uzun gibi görünse de kısa. Dünya hayatı kısa. Neye göre kısa? Ebedî hayata göre kısacık. Ebedî hayata göre dünya hayatı nokta kadar değil.

Düşünebiliyor musunuz? Ebedî olarak cennette, ebedî olarak cehennemde yaşayacaksınız. Ebedî bir hayatın yanındaki dünya hayatı göz açıp kapatıncaya kadar bile değil. Bu kadar kısa. O yüzden normalde o buranın geçici olduğunu, buranın fâni olduğunu hatırlamak ve normalde o fânili, o geçiciliği idrak edersen o zaman sabrediyorsun. bu dünya hayatı geçici bir derdin var, sabrediyorsun. O sabreddiği zaman normalde çünkü o derdin üstesinden geliyorsun. Bir sıkıntı, bir problem, bir açmazın gibi görünen bir şey.


Ölüm Tefekkürü — «Bin Yıl Yaşasan Bıkar İnsân»; Süleymân Aleyhisselâm Asâ Hâdisesi

Ona baktığında dünya hayatının kısalını veya dünya hayatının fâniliğini, geçiciliğini tefekkür eder, onu idrak edersen o dertmiş, gammış, kasavetmiş, sıkıntımış, varlıkmış, yoklukmuş, o seni o kadar çok etkilemiyor. O yüzden normalde kendince, bu benim kendi kendime söylediğim bir sözdür. Bu dünyada ne kadarlık ömrün kaldı ki Mustafâ Özbağ? Ne kadar bir kimse sana zulmedebilir ki, ne kadar acı çektirebilir ki sana, sana ne yapabilir bu dünya? Ben en dar zamanımda kendime tefekkür kapısı olarak bunu koyarım. Dedim ki bu dünya sana daha ne kadar sıkıntı verebilir ki, ölüm var. Ölünce kurtulacaksın zaten, hiçbir şey kalmayacak. ne kadar zulmedebilirler ki sana? Ölüm var. normalde idrak ettiğini 20 yaşından 15 yaştan sonrasında idrak et.

Ne olacak ki 50-60 yıl demonlu çile çeksen ne olacak ki? Ölüm var. Ölünce bitecek bütün her şey. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri siz ölümü arzu etmeyiniz demiş. Ama gün gelir, öyle bir zaman gelir ki insanlar ahir zamanda mezarlıkların yanından geçerken orada olmak isterler demiş. Şimdi öyle bir zamanda yaşanıyor, ahir zaman. Ama sonuç itibariyle ölüm var. geçici bir dünyada yaşıyorsun. Geçici, bitecek yani. Seni ne yaşarsan yaşa, bitecek. Ben bazen diyorum ki 18 yıl Şeyh Efendi ölmeyecek zannedersin. Öyle ya. Ama ölüm var. Kendi elinle toprağa gömersin. Annen, baban kendi elinle toprağa gömersin. O ölümle yüzleşirsin veya en sevdiğim dediğin kimseyi toprağa bırakırsın. Ölümle yüzleşirsin. ne kadar ömrün kaldı ya ki. o zulüm sende ebedi kalmayacak.

Birisi kötülük yaptı sana. Ebedi olarak kalmayacak sende. Birisi hainlik yaptı. Ebedi olarak kalmayacaksın bu dünyada. Onun hainliği de ebedi değil. Hiçbir zâlim ebedi kalmamış. Cenâb-ı Hak yıkmış onu. Hiçbir zulüm ebedi olmamış. Yıkmış onu. nerede Bizans? nerede Doğu Roma, Batı Roma İmparatorluğu? Sezâr nerede? Temuçin nerede? nerede ta Avrupa’ya kadar giden Atillâ? Ölüm var. Bu dünya Sultân Süleymân’a kalmamış derler ya. Sultân Süleymân kim? Süleymân Aleyhisselâm. Ona kalmamış. Ölüm var. Hatta o asasına yaslanarak ölmüş. Kalmış öyle. Cinni tayfesi onu sağ diri zannetmişler. Etrafına bile yaklaşamamışlar. Ta ki bir kurt gelmiş, asasını işten içe yemiş, asa normal içinden içten içe yenilince çürümüş kırılmış.

Süleymân Aleyhisselâm öylesi yere düşmüş. Cinni, kafir cinniler ve şeytan o zaman anlamış onun öldüğünü. Sonuçta Âdem Aleyhisselâm 900 kusur sene yaşamış. Bin yıl yaşamış. Ölüm onu da bulmuş. Ölümün bulmadığı kimse yok. Bazen kendi kendime tefekkür ediyorum. diyorum bin yıl yaşasan diyorum ya, bıkar insan yaşamaktan diyorum. Hele böyle bir zamanda bir kimse eğer normal rahat bir hayat yaşamıyorsa, 30 yaşına 40 yaşına gelince bıkıyor hayattan. Diyorsun ki bu hayatın bir anlamı yok diyorsun. geçici gidiyor bakıyorsun tat vermiyor insana. Allâh bizi affetsin. Mü’min 40/39. bu dünya hayatı gelip geçici. Bir avuntudan ibaret. Avunuyorsun burada, aldanıyorsun. Bu dünya sanki sonuna kadar gidecekmiş gibi geliyor sana.

Hele gençken böyle normalde 15 ile 45 arası sanki dünya hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. 45’ten sonra devrilmeye başlıyorsun 40’tan sonra diyorsun ki ya yok bu dünya hayatı gelip geçici. Hoş bazıların hayatı 40’ından sonra başlıyor da sonra 40’ından sonra hayatı başlatanlarda diyorum ki ne kadar ömrün kaldı ki. Türkiye’de çünkü ölüm yaşı 60’da 75 arası. 60’da 75 arasında yaşayacaksın. Düşünsene 60 yaşına kadar çalışıyorsun, emekli oluyorsun 5 yıl sonra ölüyorsun. Ne anlamı kaldı? Hadîd 57/20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun eğlence, bir süz. Aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Dünya hayatı bu. Bir eğlence, bir süz. Onun olsana bir de övünme.

Senin kaç tane tezgahın var, senin kaç tane daire var. Hamdolsun şu kadar daire var, hamdolsun şu kadar tezgah var, hamdolsun şöyle bir iş var. Bu sene bir daha böyle yaptık. Övünme.


Mü’min 40/39 ve Hadîd 57/20 — «Dünyâ Hayâtı Oyun-Eğlence»; Yağmur-Ekin Misâli

Tabi yaz kamyonun önüne filanca tekstil firmasının zekatıdır de gönder kamyonu bir de kendi çıktığın köye. Övünme. Dünya hayatı bu. Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak nasıl bir burası çok hoşuma gitti. Nasıl bir teşbih yapıyor. Buraya dikkat edin. Tıpkı bir yağmur gibidir ki bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allâh’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. yağmurlar yağıyor ya, yağmurlar yağıyor, bitkiler oluyor, harika, ortalık yemyeşil oluyor, sonra bahar, sonra yaz, hepsi de kuruyor gidiyor. Bitti. Hayat bu kadar. o yağmurun normalde bitkileri yaşatıp ondan sonra sarılıp geçip gitmesi gibi.

Dünya hayatı da bu. Aldatıcı. Ve Âl-i İmrân 3/185. Her nefs ölümü tadacaktır. Ne kadar yaşarsan yaşa, ne olarak yaşarsan yaşa. İster zengin ol, ister fakir, ister şeyh ol, ister derviş, ister âlim ol, ister zâlim. Ne olursan ol, her nefs ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü amellerinizin karşılığı size tam olarak verilecektir. Ve ölümü her nefs tadacak ve âhiret günü herkes yaptığını yapmadığını hesabını verecek. Ve Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de buyuruyor ki, Bu lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın. O zaman bu dünya hayatında lezzetleri yok eden ölümü hatırla. Ölümü zikret, ölümü tefekkür et. Ve kendi nefsine de ki, Ey nefs sen de ölümü tadacaksın, sen de o hesaba çekileceksin.

Nefesin var iken, aklın yerinde duruyor iken, tövbe et, Allâh’ı zikret ve iyilikler yapmaya devam et. Tevbe et, zikret ve iyilikler yapmaya devam et. Ölüm senin de bir gün perçeminden tutacak çünkü seni bırakmayacak. Akıllı kişi artığa eksiğe bakmaz. Hazreti Epeyr diyor ki, akıllı kişi artığa eksiğe bakmaz. Kanâat ehlidir çünkü. O bir şey ondan eksilirse isyan etmez. Fazlalaşırsa da şımarmaz. Çizgisini aşmaz o. O kimse ehli imandır. Onda bir şey eksilirse isyan etmez. Bir şey onda artarsa ekonomik olarak o kimse de azmaz, sapmaz, savurganlık yapmaz, israf etmez. Bugünün kazandığını bugün yemez. O israftan uzak durur. Çünkü şımarır. İsraf ederse Allâh israf edenleri sevmez. Onun elindeki ni’meti alabilir.

Ya da iyice azgınlaşsın, iyice sapsın diye, onu mala gark edebilir. O firavun gibi ilahlık taslamaya başlar. Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak sana ni’metini bollaştırdıysa, tasaddük etmen için, Allâh yolunda harcaman için fazlalaştırmıştır.


Ni’metin Allâh Yolunda Harcanması — «Şımarmak Değil Tasaddük»; Akıllı Kişi Artık-Eksiğe Bakmaz

Sen şımarasın diye değil, sen azıp sapasın diye değil, Allâh yolunda koşasın diye. Onu bir Allâh yolunda koşmaya bir ni’met olarak gör. Azıp sapmak için değil, şataata şatafata düşmek için değil, evindeki avizeleri değiştirmek için değil, ne bileyim biraz daha sosyete yaşamak için değil, gidip bir yazlık alayım, kenarda bir tane de villamı olsun, şu da olsun, bu da olsun diye değil. Ya Allâh yolunda koşman için sana ni’met vermiş, sana nefes vermiş, sağlık vermiş, Allâh’ı tanıbil, o yolda koş diye. Cenâb-ı Hak sana maddi ve selametlik vermiş, faydalı ol diye. Faydalı ol, şımarma, israf etme. Şımarıp israf edenleri Allâh sevmez çünkü. O yüzden akıllı kişi, akıllı kişi bir şey eksilirse isyan etmez.

Akıllı kişi bir şey artarsa onda şımarmaz, azmaz, sapmaz, Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden akıllı kimse varlığın da yokluğun da bir rüzgar gibi olduğunu, varlığın da geçeceğini, yokluğun da geçeceğini bilir. Akıllı kişi derdin de, sıkıntının da, problemin de rüzgar gibi gelip geçeceğini bilir.


«Hiçbir Zulüm Ebedî Değil» — Allâh Zâlimden İntikâm Alır; Kadın-Koca Zulüm Hikâyeleri

O çarpar seni belki de ama geçicidir o, kalıcı değildir. Hiçbir sıkıntı kalıcı değildir insanda. Hiçbir dert kalıcı değildir. Sen kendince o kalıcı gibi görme. Hiçbir zulüm kalıcı değildir. Kalıcı değildir. O kimse bir gün gelir, o zâlim hesabını verir. Bu ne olursa olsun zulmeden devletler yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden patronlar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden kocalar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden kadınlar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden anne babalar yıkılmaya mahkumdur. Zulmeden çocuklar yıkılmaya mahkumdurlar. Zulmeden komşu yıkılmaya mahkumdur. Çünkü her zalimden intikamını Allâh alır. Cenâb-ı Hak zulmedenin başına bir zâlim tayin eder. O zalimle zulmeden intikam alır. Zalimin başına bir kılıç tayin eder.

O kılıç da zalimden intikamı alır. Kılıçtan da döner Cenâb-ı Hak kendisi intikam alır. Hiçbir zulmedenin zulmü ebedi değildir. Ben bazen böyle bir kimse zulmeder mesela erkek erkek ya karısını döver söver hakaret eder. Yokmuş hükmünde görür. Allâh onun intikamını alır kadın sabrederse. Kadın susun. Allâh o adamdan intikamı alır. O kadının intikamını bırakmaz havada. Veya kadın adama zulmediyor değil mi? Kadın adama zulmedi. Dediğini yerine getirmez. Makul bir şey söyler. Kadın ona itiraz eder. İsyan eder. Makul bir şey söyler adam. Kadın kadının zulmüdür. Veya cinsel ilişkiye girmek istemez. Yatak takacak. Kadının zulmüdür bu adama. Veya adamın kazancını hor hakir görür. Kadının zulmüdür bu.

Kadın zulmeder adama. Adamı beğenmez zulmeder adama. kadınlar zâlim değil diye bir kaydı yok. Zalimliğin kadını da erkeği de değişmez bir şey. Kadınlar da zulmeder. Erkekler de zulmeder. Ama hiçbir zulüm ebedi değildir. Cenâb-ı Hak onun intikamını alır. Sen kim olursan ol o intikamı senden alır Allâh. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Ben bir kadın tanıdım İstanbul’da Şeyh Efendi ile beraber. Kadının yüzü çarşamba pazarına dövmüş dayaktan. Kadın yine boşanmayı talep etmedi. Ben sabretcem dedi adam perişan olur. Perişan olur. Bazen ben böyle döven erkekleri derviş dayı olsa. Eşini dövmüş akşam. Ben onları dervişten saymıyorum zaten de. Bizden eğitim almamış olan insanlar bunu yapar ancak. O böyle kayanın üzerinde yağmur yağar ama kaya su almaz ya.

Onun da kaya o. Bildiğiniz kaya su almamış. Bir derviş karısını dövüp çarpıyorsa kırılır. Bir derviş karısını dövüp çarpıyorsa kırıp döküyorsa o su almamış o. O bir kaya parçası. Yunus’un dediği gibi sen bir kaya parçasısın diyor. Denize düşsen de su almazsın ki. O kaya parçası o. Denize düşse su almaz o. Zulm ediyor. Bir insan hanımını dövüyorsa, sövüyorsa, hakaret ediyorsa, yok hükmünde görüyorsa o kadına zulm ediyor. O erkek insanlıkta nasîbini almamış. Ya da hasta, rahatsız, psikolojisi bozuk. Her harikalde kadına boşanma hakkı doğar. Her halükarda. Çünkü bir kadın dövülmek için evlenilmez. İşine gelmiyorsa boşanırsın. Bu kadar basittir. Ama zulme devam ediyorsa o erkek veya kadın hiç önemli değil.

Zulme devam ediyorsa Allâh ondan intikamını alır. Hem de bu dünyada görürsün onu. Bazen çiftler boşanırlar. Derim ki hayatlarına bakın. Kimin hayatı daha güzel olacak bakın. boşandı ya o. İçimden derim ki kimin hayatı daha düzgün olacak görün. Boşandı eyvallâh. Boşadı, kadın onu boşadı, o adamı boşadı. Önemli değil. Birbirisi birbirini boşadı. Bakın, yaşadığı hayata bakın. Yaşadığı hayat onun haklılığını veya haksızlığını meydana çıkarır. Evet. Cenâb-ı Hak o intikamı alır ondan. O intikamı alır ondan. Kim zulmederse? Çünkü zulüm ebedi değil. Cenâb-ı Hak hiç sevmediği şey zulmeden insandır. Zulmeden devlettir. Zulmeden devlet başkanıdır. Zulmeden idarecilerdir. Allâh onlardan intikamlarını alır.

Onu havada bırakmaz. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde varlık da, yokluk da, sıkıntı da, bela da, müsubet de rüzgar gibidir. Gelir geçer üzerinden. O esnada sen daralabilirsin, sıkılabilirsin. O geçmeyecek gibi gelir. Ama geçer gider o. Ve sen zulmetmediysen, sen zulmetmediysen merak etme. Hiçbir rüzgar seni deviremez. Hiçbir rüzgar seni alt edemez. Hiçbir rüzgar.


Tâhâ 20/131 — «Başkalarına Verdiğine Gözünü Dikme»; Marka-Moda Budalalığı Yasağı

Zulmetmişsen o zaman yan Allâh dön Allâh. O zaman sıkıntıdasın. O zaman problemdesin. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden zulmedenler için rüzgar çok sert eser. Zalimler için rüzgar çok sert eser. O öyle havada kalmaz. Allâh muhâfaza eylesin. Sakın Allâh’ın sana verdiğinde gözünü başkalarına dikme. Çünkü dünya hayatının süsü onları denemek içindir. Rabbinin rızkıysa hem daha hayırlı hem daha kalıcıdır. Tâhâ 20/131. Sakın başkalarına Cenâb-ı Hak ne verdiyse verdi gözlerini ona dikme. Aldanırsın. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendinden yüksekte olana bakma. Senden aşağıda olana bak Allâh’a hamd et der. Sen kendinden yüksekte olana bakarsan şükürsüzlük olur. Kendinden yükseğe bakarsan sen Allâh’a hamd etmezsin.

Sen Allâh’a hamd etmezsin. Seni dünya hırsı bürür. Ve sen haramdır helaldir doğruydur yanlıştır tanımazsın. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden hamd etmeyi bil. Sen Cenâb-ı Hak kime ne bahşettiyse bahşetti. Sana bahşettiklerine hamd et. Ne bahşettiyse çalış gayret et sabret mücadele et. İsraf etme şükret merak etme ve sen Allâh yolunda dur. Başkasına ne veriyormuş versin elleme. Ne veriyorsa versin ona gözünü dikme. Onda var bende neden yok deme bırak. Cenab-ı Hakk’ın sana verdiklerine hamd et. Çalışmaya devam et sabret ve asla israf etme. Bir şey sende var ise ikincisini alma. Üçüncüsünü alma. Gösterişe düşme. Şataata şatafata düşme. Marka budalası olma. Moda budalası olma. Bugünün insanların marka budalası.

Moda budalası. Bir gömlek alacak 400 liraya var 450 liraya var 500 liraya var. 10.000 liraya da gömlek var. Marka budalası olma. Geri zekalı olma. Enbesil olma. Evet. 10.000 liralık gömlek alanlar marka budalası enbesil olanlardır. Gidip markanın peşinde koşan insanlar kimlikleri oluşmamış insanlardır. Moda peşinde koşan insanlar kimliği oluşmamış. Kimlik oturmamış onda. Marka peşinde koşan kimliği oturmamış ona. Ne yazık ki onda Kur’ân ve Sünnet kimliği yok. Oluşmamış onda. Yerleşmemiş onda. X marka giyiyor. X marka kullanıyor. X marka yiyor. O kimse… İslâm kimliği onda oluşmamış. İster zengin olsun. Hiç önemli değil ne oldu. Nerede olduğu da önemli değil. Hele o kimse Müslümanların önünde bir önder hükmünde ise o örnek olmalı.

Hz. Muhammed Mustafâ’nın yolundan gitmeli. O gösterişten, şatafattan uzak durmalı. Uzak durmalı. Sen o topluluğun önüne bilmem hangi markayla, bilmem hangi marka takım elbiseyle çıkmaman lazım. Sen madem ki dini bir lidersin, muhafazakar bir lidersin, bu önemli değil. İster şeyh olsun, ister âlim olsun, ister siyasetçi olsun, ister bürokrat olsun, ne olursa olsun bu. Sen siyasetçi misin? Evet. Askeri ücretle yaşamaya çalışan bir topluluğa hitap edeceğin zaman, ver sadece ceketle çıkma ortaya. Bilmem hangi markayla geziniyorsan onların içerisinde yalancının tekisin sen. İslâm ümmeti Sünnet-i Seniyyeyi bilse ve etrafından Sünnet-i Seniyyeyi istese, arasa peşinden gidecek bir liderin olmadığını görür.

Evet. Bana dinden bahsedeceksen şu Versace ceketini bırak sen ilk önce. Bana dinden bahsedeceksen İngiliz kraliyet ailesinin düğmelerini bırak sen buraya önce. Bana dinden bahsedeceksen sen şatıattan şatıfatı kapının önünde bırak, öylesi bahset bana. Sen bana Kur’ân’dan sünnetten bahsedeceksen, sen halkın içerisinde halk gibi yaşa. Sen bana dinden mi bahsedeceksin? Askeri ücrete çalışan insanlara hitap edeceksen, hitap edeceksen. Sen ona göre bir hayat yaşayacaksın. Bana dinden bahsedeceksen. Bana dinden bahsedeceksen, bana şatıatta şatıfatla gelme. İslâm ümmeti bunu kendine yerleştirse, otursa, nice krallar, nice kralliçeler, nice devlet başkanları, nice siyasetçilerin, İslâm’la alakasının olmadığını görür.

Nice şeyhlerin, nice alimlerin, evet nice toplum önderlerinin, bu toplumun önderi olmadığını görür. Ümmetin başındaki kimse ümmetin yedinden yer, içinden içinden açar. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri bir teftişe çıkar. Valiye gider o günün valisine. Vâlî beyaz ekmekle bal şerbeti çıkarır. Hazret-i Ömer efendimizin önüne. Çağırır vâlî gel buraya der, gelir. Senin der teb’anın en fakiri. Bunu yiyebiliyor mu der, teb’anın en fakiri. Hayır ya Emîrü’l-Mü’minîn der vâlî. Hazret-i Ömer koca Ömer. Valiye der ki ey vâlî, teb’anın en fakirinin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen yalancı zalimin tekidir. Kaldır bu yemeği buradan der. Kaldır. Şeyh misin orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin.

Zakir misin orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Çavuş musun orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Onu yiyeceksin. Yoksa yalancılardansın. Ümmetin başında mısın?


Hz. Ömer-Vâlî Hâdisesi — «Tebanın En Fakirinin Yediğinden Yemeyen Yalancıdır»

Senin en fukaran ne yiyorsa sen de onu yiyeceksin. Senin en fukaran ne yiyorsa onu giyeceksin. Bir kimse zengindir, hali vakti yerindedir, o giyebilir. O giyebilir. Sen ümmetin önündeysen sen giyemezsin. Sen yapamazsın. Ya da çıkarırsın elbiseni oraya dersin ki ben bunu yapamayacağım. Ama paraları hübbettikten sonra değil. En baştan yaparsın onu. En baştan yaparsın. Bir kimsenin doğrucu veya yalancı olduğunu yolun başıyla ortasıyla sonu arasındaki farka bakarak görürsünüz. O yüzden bir kimsenin yolunun başındaki durumu ne? Sonra biraz pahalınızlanınca ne oldu ona bak. Onun yalancı olup olmadı çıkar meydana. O yüzden yukarıdakine bakma. Sen bir kimse Cenâb-ı Hak bahşetmiştir, çalmıştır, çırpmıştır bilemeyiz onu.

Sen ona bakma. Sen haline hamd et. Çalış, gayret et, mücadele et, israf etme. Şatıata düşme, şatafata düşme, gösterişe düşme, düşme. Bu kötü giyinmek değil, temiz giyin. Marka budalası olma, salak aptallardan olma. Olma. Ben böyle söyleyince ağır konuşuyor Hoca Efendi demişler. Neyine ağır geldi? Kapitalist sistemen göre mi yaşayacaksın? İslâm sistemine göre mi yaşayacaksın? Hadîs-i Şerîf Tirmizî ve İbn Mâce’den. Sizden kim nefsinden emin, bedeni sıhhatli ve günlük yiyeceği de mevcut ise sanki dünyalar onun olmuştur. Tevazu. Sen sıhhatin yerinde, günlük yiyeceğinde var ve sen hamd et haline. üç şey size dünyalık olarak yeter. Sâlih bir evi olan, sâlih bir arabası olan, sâlih bir eşi olan. Bu üç şey dünyalık olarak size yeter.

Sâlih bir ev, eş ve çocuklarının ve gelen misafirin rahat edeceği bir ev. Sâlih bir binek, senin menziline hızlı ve güvenli götürecek bir binek. Sâlih bir eş. Yüzüne baktığın zaman bakasının geldiği, mutlu oldun. Birbirine huzur veren, birbirine tatlılık veren, birbirine hoşluk veren sâlih eş.


Tirmizî-İbn Mâce Hadîsi: «Sıhhat-Yiyecek-Emniyet=Dünyâlar Onun»; Sâlih Eş-Ev-Binek

Yani evde kavga yok, görültü yok, patırtı yok, çatırtı yok, birbirini tırmalama yok. Sâlih bir eş. Erkek kadına baktıkça diyor ki Cenâb-ı Hak’ın cemal sıfatı bunun üzerinde tecelli etmiş. Ne güzel bir eşin var. Erkek kadına bakıyor böyle düşünüyor. Kadın da erkeğe bakıyor, diyor ki Cenâb-ı Hak bütün güzelliği, yakışıklılığı bunun üzerine vermiş. Ne tatlı bir eşin var. Harika. Hayal dünyası bu ya. Herkes böyle baktı, nerede böyle bir hayat diye. Herkes ölü gözlerle baktı. Ne yapayım ben de size hayal kurduruyorum böyle. böyle diyorlar ya, hayaller Paris, Realite filan ciğerde. Öyle demiyorum yani. Hayaller cennet. Hayaller cennet. E, tecelliyat ne? Onu bilemem. Ama sâlih bir eş deyince, sâlih bir eş.

Burada kadın erkek dememiş hadîs-i şerifte. Sâlih bir eş. Sâlih eş. Bizim sâlih değil. Şimdi onu anlatıyorum zanneder. Adı sâlih onun. Rabbim onu sâlihlerden eylesin. İsmiyle müsamma eylesin. Ne kadar duâ aldım bak. Hala da olmazsan yapacak bir şeyimiz yok artık. Sâlih eş, kadın da erkek de Kur’ân ve sünnete tabi olmuş. Eşi de sâlih. Eş, kadın da erkek de Kur’ân ve sünnete tabi olmuş. Eşlerin birbirlerine mutlulukla, tatlılıkla, güzellikle baktığı bir eş. Evet, kadın çemkirmiyor, erkek çemkirmiyor. Erkek kadını yok yükümünde görmüyor. Kadın da adamı yok yükümünde görmüyor. Sâlih eş. Birbirlerine mutluluk şiirleri yazıyorlar. Ne kadar güzel hayal ya değil mi? Güzel hayal ya değil mi? adam içeri giriyor, bir şiir yazmış eşi için.

Ezberleyemese de okuyor. Çeptelefonuna kaydetmiş, girer girmez daha. Okurken sen hangi kadına yazdın diyor, don kafasına tava geliyor. Kadın kendince kendisine yazılacağını beklemiyor çünkü. Tahmin etmiyor. Öyle ya. Diyor hayırdır, bu kime yazmış, bana mı yazması mümkün değil diyor. Adam da yazdığına bin pişman oluyor. Sâlih eş öyle değil. Birbirlerini tolere eden, birbirlerinin eksikliğini, gedikliğini kapatan, örten, birbirine destek çıkan, yan yana yürüyen. Sâlih eş. Adamın kadını kovmadığı, kadının adamı kovmadığı bir ev. Kadının adama hakaret etmediği, tırmalamadığı, erkeğin de kadına hakaret etmediği, tırmalamadığı bir ev. Sâlih bir eş. Böyle çocuklarla mutlu, tatlı bir hayat yaşıyorlar.

Ne kadar güzel. Böyle kadın kalkıp da demiyor, ne pişireceğim ben bu evde hiçbir şey yok, sen de adam mısın? Ne pişirseydin falan yemek de yapmamış, bizim derviş de durmamış, mutfakta ne varsa hepsini dökmüş orta yere. Yılmış bir de obek yapmış. Haydi kız kendi annesini babasını çağırmış, bir şey yok evde diye. Haydi o da beni çağırmış. Çocuğun babası, anası benim çünkü. Gece saat iki gittik, baktım aa, annesi babası da orada kızım. Hayırdır, ne problem? Yemek yapmadı, kavga çıktı, sebep evde hiçbir şey yok dedi. Ben de erzak olarak, yiyecek olarak ne varsa dedi, mutfağın ortasına döktüm.


Sâlih Eş Hâtırâları — «Mutfaktaki Erzâkı Yere Döken Eş»; Sâlih Eşin Tarîfi

O kızcağızın annesi babası da orada. Anasına babasına baktım. Bunun için mi geldiniz siz dedim ya? Bunlar da kaldı. E dedim aha yiyecekler meydanda. Siz de anma geldiniz buraya dedim. Yürün gidin siz, onları gönderdik. İş büyüyecek çünkü. Kıza dedim yavrum bak makarna var, nohut var, pirinç var, fasülle var, şu var, bu var. Karıştırıp bir yemek yapaydın dedim ya. Hiç bir şey bilmezsen dedim, nohutu koy yarım saatte dedim, düdüklü dedi. Var mı düdüklü? Var. Ben dedim içine saatçe koy. Ondan sonra soğan koy, tuz koy, kimyon karabiber koy. Yarım saatte pişir, koy adamın önüne dedim ya. Bu kadın bundan mı yapamadın dedim. Köşk köşk oturuyor böyle, köşk köşk oturuyor. Dedim bu adam seni gönderse hakkı şimdi.

Tabii şimdi adam da gelmiyor derslere, kadın da gelmiyor. Kadının annesi babası da gelmiyor. Bu işin tehlikeli tarafı da bu. Sâlih eş. Toleranslı davranan, anlayışlı davranan, birbirine destek çıkan, birbirini arkalayan. Sâlih eş. Adam gece saat iki de kadını kovuyor evden. Nereye gidecek ikide bu kadın? Şimdi tabii filmler de değişti. Önceden adamlar kovuyordu, şimdi kadınlar da kovuyor. Gelme diyor, adamın yüzüne söylüyor bir daha. Ev adamın, kadın adamı kovuyor evden. Gelme diyor, ne yapacaksın? Gidiyor adam. Ne yapayım dedi, git dedim. Kovulmuşsun ne yapacaksın dedim. Dedim git, işlerinde üştü çek yat var mı dedim. Ben var dedim, git orada yat dedim, orada başla yaşama dedim. Gitti orada yaşamaya başladı.

Tabii, ne yapsın? Ne yapsın? Veyahut da kadınlar şimdi, enteresan kaldırıyor telefon. Ne demiş o karakola? Bana darp edebilir demiş, darp yok. Tehlikedeyim demiş, bana darp edebilir. Hemen uzaklaştırma vermiş şey. Nöbetçi hakim. Anında darp yok ha. Bu yeni çıkan yasa var ya, yeni çıkan yasayla darp filan yok. elini bile kaldırmamış. Derviş bizim. Yemin etti, elimi bile kaldırmadım dedi. Dedim hakaret makaret küfür var mı? Yok dedi, o bana yaptı daha dedi, yaptı dedi. Ondan sonra dedi, telefon açmış dedi. O yaptıktan sonra ben de ona bir şey yapacağım zannetmiş dedi. Telefon açmış dedi, geldi polisler beni evden aldılar dedi. Uzaklaştırmaya basmışlar. Ben ne yapayım dedi, gitme oğlum bir daha dedim.

Dedim dönme geri. Dönmeyelim dedi, dönme dedim. En sonunda ayrıldılar tabii. Sonra kadın hırs yaptı. Bir üç ay daha uzaklaştırma aldırdı. Kadına dedim ne yapacak bu adam? Nereye gidecek bu adam? Ne yapacaktı? Bunu da düşünmüyor kadınlar şimdi. Bizim erkek dervişler, utanmayanlar, çekinmeyenler telefona çığlar bana. Böyle böyle eşim beni evden kovdu diyor, hiç durma diyor. Git. Adam düşünsene kapının önünde. Neredesin dedim, kapının önündeyim dedi. Peki tabii bir otelde kal ya da annenin evine git dedim ikisinden beri. Tabii annesinin evine gidince de kıyamet ya. Annesi hayırdır diyor. Gece saat 1’deki de babası hayırdır oğlum. E ben evden kovuldum. Hırsının babası öyle yaptı. Dedi ki bitti iş.

Evet. Hatta geçinilsin diye babasının altındaki evden çıktı. Başka bir eve geçti. Oradayken dahi yine geçinmedi. Oradan gönderdi, uzaklaştırma aldırdı. Kovdu adamı. Adamı normal evden kovdu. Gelme demiş git istemiyorum seni. Adam çıktı gitti beni aradı ne yapayım dedi. Git oğlum annenin babanın evine dedim. E dedi benim zaten alt katta bir kısım eşya da var. Git yerleş oraya otur dedi. Dönme geri dedi. Dönmedi. Sonra kadın yalvardı yakardı gitti geldi. Öyle yaptı böyle yaptı. O arkadaş da Allâh rahmet eylesin. Anılacak artık rahmetle demek ki. Sabah namazından sonra geliyordu o. Bir onun önüne. Ben ne yapayım? Yürek yarası.


Boşanma-Uzaklaştırma Hâtırâları — «Yeni Yasayla Darp Şartı Yok»; Yürek Yarası Sohbeti

Bir erkeğin kendi evinden kovulması yürek yarası. Bir kadının da kovulması yürek yarası. Yürek yarasıdır bunlar. Namazı kılıyor geliyor. Arada. Bakıyorum kapının önünde. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Şöyle oldu böyle oldu şu oldu bu oldu. Yavrum sen düzenini kurdun hayatına devam et. Bırak ne yapıyorsa yapsın. Ne yapıyorsa yapsın. Dönme geri. Öldü. Allâh rahmet eylesin. Hadi helallaş şimdi. Hadi şimdi helallaş. Hayırlı eş. Allâh herkese nasip eylesin. Allâh herkese hayırlısını versin. O yüzden eşler birbirlerine iyi davranacaklar. Davranmıyorsun. Dövmeye sövmeye hakaret etmeye kovmaya gerek yok. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Buraya kadarmış tatlı bir şekilde boşanalım eyvah. Allâh’ını sevmedi helal ama zulmetmektense o daha hayırlı.

Rabbim bizi onlardan eylesin. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil. Gönül zenginliğidir. Bunu Ebû Hüreyre’ye naklediyor. Ama Ebû Zerr Gıfârî de böyle bir sözü var Hz. Peygamberin. Ya Ebû Zerr, gerçek zenginlik nedir? Doğrusunu Allâh ve Resûlü bilir. Mal fazlalı mıdır? Evet ya Resulallah. Hayır ya Ebû Zerr. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil. Gönül zenginlidir der. Ebû Zerr Gıfârî’nin de bu noktada ikili görüşmesi var. Bu da böyle bir hadîs daha var. Ama normalde bir de Ebû Hüreyre’ye naklediği var. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginlidir. O yüzden gerçek zenginlik bir kimsenin gönül zenginlidir. O gönül zenginliği kalbin mutmain olması ile alakalıdır. Kalbin mutmain olması da ancak zikrullâh ile olur.

O zaman o kimse gönül zenginliğini yakalar. Allâh bizi onlardan eylesin. Akıllı kişi artı eksiğe bakmaz. Çünkü ikisi de sel gibi geçer. Çünkü ikisi de sel gibi geçer. Zamanın akışı öyledir ki böyle bir nehir kenarına git, debisi yüksek bir nehir kenarına güldür güldür koşar ya, zaman öyle bir şeydir. Bir şelale düşün, şelalenin altından şelale akıyor ya boyuna. Debisi yüksek zaman öyle bir şeydir. Dünya hayatı öyle bir şeydir. Böyle akar gider debisi yüksek bir nehir gibi. O yüzden o böyle kendi akışında gidecektir. Siz normal şartlarda bir sele yön çizemezsiniz. Sel, adı sel ya siz onu yönlendiremezsiniz. Siz ona istikamet koyamazsınız. O akıp gidecektir. Önüne geleni yıkıp gidecektir. Önüne gelen çerçöp toparlayıp götürecektir.

Toparlayıp götürecektir. Arabaları, katları, yatları, televizyonlarda var ya görüyoruz ya, bir bakıyorsun koca araba, koca otobüs, koca kamyon almış götürmüş, gemiyi almış götürmüş. Evi alıp götürüyor. Bir mahalleye alıp götürüyor. Kader ve zaman sel gibidir. Kader ve zaman. O yüzden kader önüne geleni alır götürür. Sen onu değiştiremezsin. Senin dışında çünkü o. Senin cüz’î irâdende değil. Sel gibidir. Bir bakmışsın ortalık tufan olmuş. Yıkılıyor her taraf. Sen o noktada sükunetini sabrını koru. O dairede sen sakin ol, sabırlı ol. O sel vuracak geçecek. Kader senin dışında çalışıyor. Vuracak geçecek onu. Senin dışında çalışıyor. Yıkacak geçecek onu. Sen sadece o sele kapılmamaya çalış. Kendini onun içine atma.

Kendini ondan uzakta tut. Cüz iradenle. Yoksa o akıntıya sen de yürür gidersin.


«Gerçek Zenginlik Gönül Zenginliği» — Ebû Hüreyre Hadîsi; Kader-Sel Metaforu; Mustafâ İslâmoğlu Eleştirisi

Senin de parçan bulunmaz. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden zaman su gibidir. Yürür gider o. Sel gibidir. Yürür gider. Sen zamanı durduramazsın. Sen onu durdurmaya çalışma. Sen onu durdurmaya çalışırsan. Selin ortasında kalmış koca araba gibi seni de savurur götürür. Savurur götürür. Sen onunla baş edemezsin. O yüzden şunu unutma hiçbir zaman. Cenâb-ı Hak her şeyi bir kader üzerine yaratır. Biz kadere iman ederiz. Biz Mustafâ İslâmoğlu gibi kader imandan iman gerektirmeyen bir şey değildir demeyiz. Biz kadere iman ederiz. Kaderin varlığına iman ederiz. Kaderin işleyişine iman ederiz biz. O bizim cüz irademizin dışındadır. Biz onu cüz’î irâdenin içerisinde görmeyiz kaderi. Allâh muhâfaza eylesin.

O yüzden Âyet-i Kerîme Kamer 54/49. Biz her şeyi bir kader üzerine yarattık. Yaratılan her şey. Tün ol dedirse bir şeye o bir kader üzerine ol denilmiştir. O öyle olur. Ne yerde ne gökte bir yaprak düşmez ki o bilmesin. Ne yerde ne gökte bir yaprak düşmez ki o bilmesin. Cenâb-ı Hak bütün her şeyden haberi vardır. Ondan izinsiz, ondan habersiz bir yaprak dahi düşmez. Sen kaderi değiştiremezsin. Sen kaderi önleyemezsin. Seli önleyemediğin gibi. Zamanı değiştiremediğin gibi. Zamanı durduramadığın gibi. Sen güneşin doğuşunu etkileyemezsin. Önleyemezsin. Güneşin batışını etkileyemezsin. Önleyemezsin. Dünyanın dönüşünü değiştiremezsin sen. O bir kader üzerinedir. O zaman senin de kaşın kader üzerinedir.

Sen kaşını büyütemezsin. Sen kirpiğini büyütemezsin. O bir kader üzerine yaratılmıştır. Sakalın uzar da kirpin uzamaz. Sakalın uzar da kaşın uzamaz senin. Saçın uzar, dört parmak altındaki kaşın uzamaz. O bir kader üzerine yaratılmıştır çünkü. Sen onu değiştiremezsin. Sen zamanı geriye çekemezsin. Zamanı önede alamazsın. Zaman sel gibi. Yürür gider. Sen zamanla yarışma. Sen kaderle savaşma. İnsan iki yerde mağlubtur. Bir, fıtratına mağlubtur. İki, kaderine mağlubtur. İki yerde mağlubiyet vardır insan için. Değişmez bir mağlubiyettir bu. Bir, fıtratındır senin. Erkeği erkek yaratmıştır.


Fıtrat ve Kader — İnsânın İki Mağlûbiyeti; Sufî Rıza Makâmı; Hâtime

Kadını kadın yaratmıştır. Sen fıtratı değiştiremezsin. Kadın kadındır, erkek erkektir. Kalkar da bir… Erkek, kadınlık yapmaya kalkarsa hem nefsine zulmetmiştir hem de Allâh’a zulmetmiştir. Hem de Kur’ân’a zulmetmiştir. Sebep? Cenâb-ı Hak onu kadın olarak yarattı. O yüzden kendine de zulmetti. Allâh’a da zulmetti. Dine de zulmetti. İnsanlığa da zulmetti. Fıtrata da zulmetti. Ebedi cehennemliktir o. Hiç kimse güzelleme yapmasın. doğuştan böyleymiş. Otur oturduğun yere câhil adam. Cahilsin sen. Fıtratla savaşılmaz. İkincisi, kaderle savaşamazsın. Bu iki şey insanın mağlup olduğu yerdir. O yüzden kaderinle savaşma. Fıtratınla savaşma. Cüz irade noktasında yapman gerekeni yapma. Cüz irade noktasında yapman gerekeni yap.

Çalışmanı yap, gayret et, sabret, mücadele et. Ama senin dışında kaderin cilve-i Rabbâniyyesine sen hükmedemezsin. O senin dışında. Sen evini sağlam yap. Bir deprem gelip yıkar. Yıkar. Sen istediğin kadar sağlam yap. Sen kaderin önüne geçemezsin. O yüzden doğal afetler önüne geçemezsin. Çünkü Allâh muhâfaza eylesin. Bu böyle hani… Sufîliği bilmeyen bir kimse buna itiraz eder. Bu sufîlikte rıza makamıdır. Burada kul Allâh’tan razıdır. Allâh da kuldan razıdır. O kul rıza makamına itiraz eder. O kul rıza makamına erişti mi, o zaman Allâh da ondan razı olur. Rıza makamı nedir? Sen bu eksikti, bu fazlaydı. Bu yanlıştı, bu doğruydu. Sen ona bakmazsın. Sen yapman gerekeni yaparsın. Sen yapman gerekeni yapar.

Çalışman gerektiği yerde çalışırsın. Gayret edersin, mücadele edersin. Matematini, çözümler onu yerine getirirsin. Ama sen senin dışında çalışan kadere, o mekanizmaya, senin dışında olan fıtrata müdahale edemezsin. Allâh muhâfaza eylesin. Bu konuda akan zamana bırak kendini. Onunla mücadele etme. Akan kadere bırak kendini. Onunla mücadele etme. Mağlup olursun. Mağlup olursun. Rabbim bizi muhafaza eylesin. 2290’dan devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşâallâh. Haklarınızı helal edin. Bizden da helal olsun.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî Bedevî-Karısı Sohbeti — Sabır-Kanâat-Tevekkül: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Maʼnevî 1. Defter, beyt 2244–2310 (Veled Çelebi İzbudak terc.); «sabır-kanâat-tevekkül» tedrîsi — Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 678; Şefık Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi c. 1, s. 415; «zikir, fakr u kanâat» — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Ra’d 13/26 — «Allâh Dilediğine Bol, Dilediğine Ölçülü Verir»: «Allâhu yebsutu’r-rızka li-men yeşâü ve yakdir, ve ferihû bi’l-hayâti’d-dünyâ ve me’l-hayâtü’d-dünyâ fi’l-âhireti illâ metâ» — Ra’d 13/26; Hûd 11/6 (rızık Allâh’a aittir); Ankebût 29/60; Tâlâk 65/3 (men yetevekkel ale’llâhi fe-huve hasbuhû); Taberî, Câmiu’l-Beyân 13/151; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 19. Söz.
  • Mü’min 40/39 ve Hadîd 57/20 — Dünyâ Hayâtının Geçiciliği: «İnnemâ hâzihi’l-hayâtü’d-dünyâ metâun ve inne’l-âhirate hiye dâru’l-karâr» (Şüphesiz bu dünyâ hayâtı geçici bir faydalanmadan ibarettir; âhiret ise asıl ebedî yurttur) — Mü’min 40/39; «I’lemû ennema’l-hayâtü’d-dünyâ leʻibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beyneküm» (Bilin ki dünyâ hayâtı bir oyun, eğlence, süs ve aranızda bir övünmedir) — Hadîd 57/20; «yağmur-ekin-sapsarı kuruyup çerçöp olma» misâli — Hadîd 57/20; Kehf 18/45; modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz.
  • Â’l-i İmrân 3/185 ve «Lezzetleri Yok Eden Ölümü Çokça Hatırlayın» Hadîsi: «Küllü nefsin zâ’ikatu’l-mevt» — Â’l-i İmrân 3/185; «Ekserû zikre hâzimi’l-lezzât» (Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın) — Tirmizî, Zühd 4 (2307); Nesâî, Cenâiz 3 (1825); İbn Mâce, Zühd 31 (4258); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/292; modern tedrîs — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe (ölüm tefekkürü).
  • Tâhâ 20/131 — «Başkalarına Verdiğimize Gözünü Dikme»: «Velâ temudden ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen min hum, zehrate’l-hayâti’d-dünyâ li-neftine hum fîh, ve rızku Rabbike hayrun ve ebkâ» (Onlardan bazılarına verdiğimiz dünyâ hayâtının süsüne gözlerini dikme; bunlar bizim onları imtihân vesîlemizdir; Rabbinin rızkı ise daha hayırlı ve daha bâkîdir) — Tâhâ 20/131; «kendinden aşağıdakine bak» — Buhârî, Rikâk 30 (6490); Müslim, Zühd 9 (2963); Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 58 (2513); İbn Mâce, Zühd 9 (4142); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Ömer ve Vâlî Hâdisesi — «Tebanın Yediğini Yemeyen Yalancıdır»: Hz. Ömer b. Hattâb radıyallâhu anh teftîşi ve vâlîlerle ilgili rivâyetler — İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ 3/281; Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ s. 132; Taberî, Târîhu’r-Rusül 5/22; «vâlîlerin teba ile aynı yiyecek-içecek-elbiseyi paylaşması» — İbn Hacer, el-İsâbe; modern tedrîs — Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku.
  • «Sıhhat-Yiyecek-Emniyet = Dünyâlar Onun» Hadîsi ve Sâlih Eş-Ev-Binek: «Men esbaha minkum mu’âfen fî bedenihî, âminen fî sırbihî, indehû kûtu yevmihî, fe-keenne mâ hîzet lehu’d-dünyâ» (Sizden kim sabaha vücudu sağlıklı, içinde bulunduğu yer emniyetli, günlük yiyeceği de mevcut bir hâlde girerse, sanki bütün dünyâ onun olmuştur) — Tirmizî, Zühd 34 (2346); İbn Mâce, Zühd 9 (4141); Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 300; «sâlih ev-binek-eş» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/168; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Gerçek Zenginlik Gönül Zenginliği» Hadîs-i Şerîfi: «Leyse’l-ğınâ an kesreti’l-arad ve lâkinne’l-ğınâ ğınâ’n-nefs» (Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir) — Buhârî, Rikâk 15 (6446); Müslim, Zekât 130 (1051); Tirmizî, Zühd 40 (2373); İbn Mâce, Zühd 9 (4137); Ebû Hüreyre rivâyeti; «Ebû Zerr Gıfârî hadîsi» — Müslim, Zekât 33 (995); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Kamer 54/49 — «Her Şeyi Bir Kader Üzerine Yarattık»: «İnnâ külle şey’in halaknâhu bi-kader» (Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık) — Kamer 54/49; «yaprak Allâh’ın izni olmadan düşmez» — En’âm 6/59; «kadere îmân» Cibrîl hadîsi — Müslim, Îmân 1 (8); «sufîlikte rıza makâmı» — Kuşeyrî, er-Risâle «rıza» bahsi; Bursevî, Rûhu’l-Beyân; modernist «kader îmândan değildir» tezi reddiyesi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Karabaş Silsilesi ve «Fıtrat-Kader-Rıza Makâmı» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «sabır-kanâat-rıza makâmı» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Zikir, Nefs, Ruh, Sünnet, Şeyh, Silsile, Tevekkül. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı