Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #112 — Hac 22/35: Mü’minin Dört Direği (Zikir-Sabır-Salât-İnfâk) Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #112 — Hac 22/35: Mü’minin Dört Direği…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Hac 22/35 Girişi — «Mü’minin Dört Direği: Zikir-Sabır-Salât-İnfâk»

Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ellezîne izâ zükirallâhu vecilet kulûbuhüm vessâbirîne alâ mâ esâbehum velmukîmissalâti vemimmâ razaknâhum yünfikûn. Sadekallâhü’l-Azîm. Âmîn. Hac 22/35. Onlar öyle kimseler ki, Allâh zikredildiği zaman kalpleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, salât ederler. Ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar. Bu âyet-i kerîmeyi almamızın sebebi başındaki Allâh zikredildiği zaman kalpleri titrer. zikirle alakalı âyet-i kerimelerden ders yaptığımız için, o yüzden bu âyet-i kerîmeyi bu akşamki ders konusu olarak aldık. Tabi bu âyet-i kerîme bir Müslümanın, bir Mü’minin üzerinde olması gereken çok önemli dört unsurdan bahsediyor.

Salat Hakkında

Allâh’ı zikredecek, sabredecek, salât edecek ve Allâh’ın vermiş olduğu, ona vermiş olduğu rızıklardan tasaddük edecek. Dört ana direk öyle söyleyelim. Bir kimsenin dini hayatını üzerine idame edeceği dört ana direk. Tabi bu dört ana direkten hemen kısa bir bölüm açalım istedim. Birincisi ne? Allâh’ı zikir. o insanlar, o Mü’minler, o inananlar, o Sufîler Allâh zikredildiği zaman onlarda normalde kalpleri titriyor. Kalbin titremesi ya korkudandır ya sevinçtendir. O yüzden biz Sufîlerin kalbi sevinçten titrer.


1. Direk Zikrullâh — Ebû Dâvûd-Tirmizî Hadîsi: «Oturanın-Yürüyenin-Yatanın Zikretmediği Yer Eksik»

Ama bazen Cenâb-ı Hak o kimsenin kalbine öyle bir haşyet verir, öyle bir azamet verir. O zaman o haşyetten ve azametten de o kimsenin kalbi titrer. Ama genel olarak seven sevdiğini anınca, seven sevdiğini görünce seven sevdiğiyle buluşunca o sevinçten o zaman onun kalbi ne olur? Onun kalbi titrer. O yüzden Allâh’ı zikir. Bu manada insanın ama azametten, haşyetten ama sevgiden veya vuslât sevincinden kalbi titretecek bir amel. Zikir. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de kim bir yere oturur da ve orada Allâh’ı zikretmez ise Allâh’tan olan bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allâh’ı zikretmezse ona Allâh’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allâh’ı zikretmezse Allâh’tan olan bir noksanlık vardır. insanın fiiliyatı ya oturuyordur, ya yatıyordur, ya yürüyordur.

Bu üç fiiliyat vardır insanın üzerinde. Normalde o zaman Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki o kimse normalde bir yere oturdu, oturduğu yerde zikretmedi. Yürüdü, yürüdüğü yerde zikretmedi. Yattı, yattığı yerde zikretmedi. Allâh’tan ona bir noksanlık vardır. onun yaptığı iş noksan oldu, eksik oldu. Onda bir eksiklik söz konusu oldu. Âyet-i Kerîme’de de siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınız üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikredin. Buyuruyor ya bu Âyet-i Kerîme’nin hemen hemen tefsiri gibi bu Hadîs-i Şerîf’te. Ya otururken de, kalkarken de, ayaktayken de, yan yığın üzerine yatarken de, yürürken de, bir iş yaparken de ne yaparsan yap.

Hangi fiiliyat üzerinde durursan dur, Allâh’ı zikredeceksin. Eğer Allâh’ı zikretmezsen senin üzerinde Allâh’tan bir noksanlık. sen eksik bir şey yaptın, noksan bir şey yaptın. Sen doğru hareket etmedin. Burada senin o zaman bölümünde bir eksikliğin var. Bu Hadîs-i Şerîf’i Ebû Dâvûd ve Tirmizî nakletmiş. Tirmizî de geçen, bunu böyle destekleyen veyahut da bunu tekrar açan bir Hadîs-i Şerîf daha var. Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allâh’ı zikretmez ve nebîlerine salât okumazlarsa üzerlerine bir ceza vardır. Allâh delerse onları azâb verir, delerse mağfiret eder. O zaman siz bir topluluk içerisinde bulundunuz, bir toplulukta oturacaksınız. Oturdunuz, oturduğunuzda ya orada Allâh’ı zikretseniz, Habibine salât-ü selâm getireceksiniz.

Eğer Allâh’ı zikretmez, Habibine salât-ü selâm getirmezseniz, Cenâb-ı Hak ya sizi azâb verir, delerse de azamlandırmaz. Ama burada normalde Hadîs-i Şerîf’in meddine göre azâb verir. Bu o yüzden normalde o zaman bir kimse Allâh’ı zikretmedi, Allâh’ı zikretmezse herhangi bir fiiliyatta Allâh’ın azabına dûçâr kalabilir. Allâh onu azamlandırabilir. Neden beni zikretmedin diye. Çünkü o kimse Allâh’ı zikretmekle mesulsünüz. Mü’min kimse Allâh’ı zikretmekle mesul, farz. Ve Âyet-i Kerîme’de kim Allâh’ı zikretmezse Allâh’ta onu zikretmez. Kim Allâh’ı unutursa Allâh’ı unutur. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh’ta onu zikreder. Âyet-i Kerîme bu. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh’ta onu zikreder. O zaman o kimse ama verdiği nimetlerden dolayı bir kimse normalde menfaat karşılığı da olsa Cenâb-ı Hak’ın ona vermiş olduğu nimetlerden dolayı Allâh’ı zikreder mi?

Evet. Hiç olmazsa menfaat karşılığı da olsa nimetlerden dolayı zikretse Allâh onu ne yapacak? O kimse onun normalde nimetini arttıracak. Ama velakin o kimse önce nimet vermiş, önce nimet vermesine rağmen o kimse Allâh’ı unutmuş zikretmiyor. Veyahut da kastiyi zikretmiyor. O zaman Cenâb-ı Hak’ın onu azâblandırması mümkündür.


Zikrullâhın Tecellîyâtı — Allâh Sevdiğini Cebrâîl’le-Meleklere-Mü’minlere Bildirir

Allâh muhâfaza eylesin. Ve zikrullâh noktasında devamlı Ayet-i Kerimelerde hep teşvîk vardır. Hep teşvîk vardır. Hep Cenâb-ı Hak birçok Âyet-i Kerîme’de zikirden bahseder. Tabi normalde bazı zikir dairesi diyorum ya geniştir. Orucuda, namazıda, abdestide, hayır işlemeyi, hakkı, tebliğ etmeyi, sabretmeyi bütün ibadetlerin hepsinde içindendir zikir. Ama bunların içerisinde en faziliyette olan, en büyük olan oturup da bir kimsenin Lâ ilâhe illâllâh demesi, Allâh demesi. Allâh’ın 99 isimlerinden herhangi bir ismiyle Allâh’ı çokça zikretmesi. Bunun en faziletli noktası bu. O yüzden o kimse eğer normalde böyle Allâh’ı zikretmezse, o zaman o kimsenin üzerinde bir noksanlık, bir hata, onun üzerinde bir yanlışlık olmuş oluyor.

Ve bir kimse tırnak içerisinde Allâh’ı zikretmezse o heva ve hevesini uyuyor. Heva ve hevesini uyunca onda hatalar zincirlemesi, yanlışlıklar zincirlemesi, Allâh’ı zikretmezse günahlar zincirlemesi, Allâh’ı zikretmezse yavaş Kur’ân ve sünnetten uzaklaşması söz konusu oluyor. Şimdi insan belki de bunu ilk hatapta fark etmiyor. Ama yıllar içerisinde baktığınız zaman o kimsenin üzerindeki nur kayboluyor. O kimsenin üzerindeki böyle o Allâh’ı zikretmenin insan üzerindeki tecellîyâtı vardır. O tecellîyât nedir? O kimse mesela olduğundan genç görünür, olduğundan yakışıklı görünür, olduğundan güzel görünür, olduğundan iyi görünür. Cenâb-ı Hak ona öyle bir ma’nevî elbise giydirir, o ma’nevî elbiseyle o çok farklı bir noktada durur.

Olduğundan fazla görünür ama sırf Allâh’ı Allâh olduğu için zikrederse, sırf Zikrullâh cemaatına Allâh rızası için gelir, orada cemaatin içerisinde Allâh için durursa, hiçbir menfaat gözetmeksizin, hiçbir art düşüncesi olmaksızın, hiçbir hesabı kitabı olmaksızın o kimse Allâh’ı zikrederse, o kimse o Zikrullâh cemaatinde durursa ve o kimse bir mürşid-i kâmile intisaplı ise o kimsenin çizgisi düzelir ve o çizgide yürür. Maddi ma’nevî, Cenâb-ı Hak onun üzerinde bir nur, maddî ma’nevî onun üzerinde bir elbise giydirir. O çünkü normalde öyle bir hale gelir ki her mü’min onu sever, mü’minler onu sever, o da müminleri sever. Onun üzerine Cenâb-ı Hak öyle bir elbise giydirir, bu ma’nevî bir elbisedir.

Bu üzerine ma’nevî bir normalde tecellîyâttır. kul Allâh’ı sever, Allâh da kulunu sever, Allâh kulunu sevince Cebrâîl’i nidâ eder. Ey Cebrâîl, nida et gök halkına. Ben filancayı sevdim onlar da sevsin. Cebrâîl aleyhisselâm gök halkına nidâ eder. Ey gök halkı, Allâh filancayı sevdi siz de sevin. Melekler, burada gök halkından meleklere geçti. Çünkü gök halkı deyince içinde cinnî taifesi var, içinde melekler var, içinde normalde farklı varlıklar var. Bu cinnî taifesinin haricinde, meleklerin haricinde farklı taifeler var. Mesela yecic mecic var, örnekliyorum bunu. Mesela başka varlıklar var, böyle isimlendirilmemiş, manen görülen, manen görülen ama velakin zâhirî olarak tecelli etmeyen, değişik gezegenlerde, değişik perdelerde yaşayan varlıklar var.

Oradan melekler, Cebrâîl aleyhisselamın nidası bütün gök halkına, bütün hepsine. Melekler mü’min kulların kalbine ilhâm eder. Biz onu çevirirken ilhâm eder diyoruz da, oradaki hadîs-i şerîfin metninde vahy eder diyor. Mü’min kulların kalbine vahy eder, Allâh filancayı sevdi siz de sevin der. Ve Allâh’ı zikredeni sadece zikredenler sever. Çünkü Allâh’ı zikreden, Allâh’ı Allâh için zikrettiğinden onu ancak zikredenler sever. Onu ancak mü’minler sever, onu ancak pir efendiler, evliyâlar, velîler, peygamberler sever. Onu ancak melekler sever, onu ancak cinnî taifesinin zikredenleri vardır. Cinni taifesinin zikredenleri sever. O yüzden o kimse Allâh’ı zikrederse, Allâh da onu zikreder. Allâh’ın onu zikretmesi demek, bunu bizim gücümüzün yetmez, aklımız yetmez, kalbimiz yetmez. müfessirler demişler ki Allâh’ın onu affetmesidir, Allâh’ın ona rahmet etmesidir, katından onu sevmesidir gibi birçok şeyler söylemişler.

Biz bir Allâh’ın bir kulu sevmesini, bir kulu zikretmesini ve hatta başka bir âyet-i kerîmede Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i salât-u selam getirilmesi ile alakalı Allâh ve melekler Resûlullâh’a salât ederler.


«Salât» Kelimesinin Geniş Mânâsı — Allâh’ın-Meleklerin-Mü’minlerin Salâtı

Siz de salât edin deyince evet biz de salât edin biz ne yaparız? Biz ona salavât-ı şerîf okuruz. Siz de salât edin deyince aslında salât sadece ona salavât-ı şerîfe getirmek değildir. Hazreti Peygambere salât etmek, onu salât etmek onun hadîs-i şeriflerini, onun Sünnet-i Seniyyesini canlı tutmak, onun Sünnet-i Seniyyesini yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek aynı zamanda da Allâhümme salli alâ Muhammedin ve sellim demek. Bu salavât-ı şerîfe de var eyvallâh. Ama salât kelimesi çok geniş bir daire. E şimdi bu veçeden baktığımızda Allâh ve melekler ona salât ederler. O zaman Allâh’ın salât etmesini nereye koyacağız? Bizim salât etmemiz ne? Hz. Muhammed’i Mustafâ’yı sevmemiz, onun Sünnet-i Seniyyesini ayakta tutmaya çalışmamız, onun hadîs-i şeriflerini ayakta tutmaya çalışmamız, Kur’ân’ı bizim onun hadisleriyle anlamaya çalışmamız, İslâm’ı Kur’ân sünnet dairesinde yaşamaya çalışmamız, bizim için salât bu.

Peki, onun normalde görülmeyen tarafı var. Görülmeyen tarafı ne? Allâh peygamberine nasıl salât eder? Allâh’ın salatı nedir? Şimdi gideceksin birisinin önüne bunu koyacaksın. Diyeceksin ki, evet ey iman edenler Allâh ve melekleri peygamberine salât eder. Eyvallâh. Sizler de salât edin. Eyvallâh. Peki Allâh’ın salât etmesi nedir? Allâh peygamberini nasıl salât eder? Öyle ya. Açıklanmaya yerler bunlar. Allâh’ın kulunu nasıl salât etmesi? bizim salât etmemiz nedir? geçen haftadan da vardı salât kelimesi, geçen haftadan da salât kelimesini açıklarken dedik ki bu sadece namâz manasında değil. Bu mana geniş. Çünkü geçen haftaki ders Mekke’de daha namâz farz değil, o zaman orada salât etmek farklı bir veçeye giriyor.

Şimdi normalde öyle olunca meseleyi toparlayayım ben. Şimdi bizim için söz konusu olan ne? Allâh’ı zikir. O zaman biz Allâh’ı zikrettiğimizde Allâh da bizi zikretecek. Allâh’ın bizi nasıl zikretmesinin ne manaya geldiğini anlamamız mümkün değil. Ona bir mana versek geçici. Ben diyeceğim ki hayır eksik oldu. Sen bir daha bir şey söyleyeceksin. Ben diyeceğim ki eksik oldu. diyeceğim ki bana affetmesin. Eksik diyeceğim. sen Allâh’ın kulunu zikretmesini affetmek olarak koyarsan bu sadece bir veçeye bağlamış olursun. Allâh’ın bir fiiliyatı bir veçeye bağlanmaz. O zaman çok geniş bir daire. Rabb’im bizi zikredenlerden eylesin. Âmîn. İkincisi sabır. İkinci ayağımız ne? İkinci ayağımız sabır. Sabrın manası nefsi emredilen şeylerde tutmak hapsetmektir.

Sabır, nefsi emredilen meselelerde tutmak, hapsetmek onu. Namâz emredilmiş namazda nefsimizi hapsetmek. Oruç emredilmiş oruçta nefsimizi hapsetmek. Zekât emredilmiş zekâtta normalde nefsimizi sabretmek orada hapsetmek. Zekât emredilmiş orada hapsetmek. zekât emredilmiş orada hapsetmek. Allâh’ın zikir emredilmiş orada hapsetmek. O zaman nefsi sabır dediğimizde ibadetlerde sabır. Sabır dediğimizde haramlardan uzakta durmakta sabır. Sabır dediğimizde Cenab-ı Hakk’ın sana vermiş olduğu dert, gam, kasâvet, varlık, yokluk Bunlarla mücadele ederken sabır. Bakın bunlarla mücadele etmeme değil. O zaman bu sabır bize bütün hayatımız boyunca lazım olacak olan en önemli olgulardan birisi. Bakara 2/155, her mahalli sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mal, can ve mahsul eksikliğiyle imtihan ederiz.

Sabredenleri müjdeler. O zaman korku. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri korkaklığın şerrinden Allâh’a sığınırım dedi. O zaman korku üzerinde kendince telaşa düşme.


2. Direk Sabır — Bakara 2/155: «Korku, Açlık, Mal-Cân-Mahsul Eksikliği İmtihânı»

Bu düşman korkusu, bu açlık korkusu, bu eşin beni terk eder korkusu. Eşsiz kalırım, işsiz kalırım, çocukun kalırım, evlatsız kalırım, şu olur bu olur. Gelecek korkusu, geçmiş korkusu, yandan korku, soldan korku, ondan korku, bundan korku. Biz korkuyla yaşayan bir ümmetiz. Biz korkuyla büyüyen nesilleriz biz. Korkuyla büyümüşüz. Ve öyle korku bizi zapturapt altına almış ki biz korkumuzdan hakkımızı da savunamayız. Korkarız biz. Ve bu korku bizim her yerimizi sarmıştır. Her şeyimizi sarmıştır. Biz ne hakkımızı savunabiliriz ne hukukumuzu savunabiliriz. Biz hiçbir şeyi savunamayız. Biz dinimizi de savunamayız. Biz Kur’ân ve Sünnet’i de savunamayız. Korkarız biz. Başımıza bir şey gelir diye korkarız.

Biz ilkokulda korkuyu bize öğretirler. Daha evde annemiz babamız öğretir bize korkuyu. Sonra ilkokulda korkuyu öğretirler bize. Sonra ortokulda öğretirler. Sonra lisede öğretirler. Sonra üniversitede öğretirler. Sonra askerde öğretirler. Ondan sonra sen esnaf olursun, esnaflıkta öğrenirsin. Hiç unutmam ben. Adam vergi dairesinden emekli olur. Dükkanın büro kapısını açar. Veya dükkanı dükkana gelir. Koltuğun altında bir sürü dergidir evraklar. Ben maliyeden yapar. Sen dergiye abone olursun bir yıllık abone parasını da verirsin. Baştan sadece maliyeyi duyurur o. Demez biz maliyeden emekli olan memurlarız bir dergi çıkarıyoruz. Tane tane konuşmaz. Ben maliyeden yapar. Sen zaten esas duruşla geçersin.

Korku. Sen o abone olursun bir yıllık derginin kapağını bile açmazsın. Aman dersin ya şeytan görsün bunların yüzünü ben görmeyeyim dersin. Biz karakoldan korkarız hatta şöyle övünürüz. Daha karakol yüzü görmedim ben. Pısırın tekisin o zaman. Sen hakkını hiç savunmamışsın o zaman. Sen hakikati konuşmamışsın hiç o zaman. Sen Kur’ân ve Sünnet’i hiç konuşmamışsın. Sen Kur’ân ve Sünnet’i haykırmamışsın. Sen hakkını savunmayan pısırıklardan birisin. Sebep karakol yüzü görmemişsin ya sen. Sen hakkı konuşsaydın karakol yüzü görürdün. Sen Allâh ve Resulün’ü haykırsaydın karakol yüzü görürdün sen. Sen Allâh ve Resulün’le de sen tam olarak aşık olup anlatmamışsın. Sen karakol yüzü görmemişsin sen. Korkarız biz çünkü.

Biz aç kalmaktan korkarız. Evimizde yiyecekler vardır. Biz ertesi gün ne yiyeceğiz diye korkarız. Hatta bizim hanımlarımız oturur. Yarın ne pişireceğim der. Yarın ne pişireceğim der. Kafasında bir yemek oluştuysa o yemeğin bir şeyse bir malzemesi eksikse evde hiçbir şey yok der. Aç kaldık der. Korkarız biz açlıktan da korkarız. Yokluktan da korkarız. Biz her şeyden korkarız. Çat diye bir ses çıksa yine korkarız biz. Korkuyla büyümüşüz çünkü. Korkuyla büyütülmüşüz. Her yerde korku hakimdir. Ya nasıl Mısır firavunlarından bütün Mısır halkı korkuyordu Kıbtîler. Nasıl Nemrûd’tan korkuyordu bütün teb’a. Korkuyordu. Kimse karşı çıkmıyordu. Kim karşı çıktı Mûsâ karşı çıktı. Kim karşı çıktı? İbrâhim aleyhisselâm karşı çıktı.

E kim çıktı? O 33 yaşında ölen peygamber ismini söyleyin. Yahyâ aleyhisselâm. Yahyâ korkmadı. Putberes bir padişah vardı. Putberes bir devlet başkanı vardı. O putperest devlet başkanı Yahudîydi aynı zamanda. Yahudî putperest devlet başkanı. Her yerlere kendi putunu diktirdiydi. Ve kendi kız kardeşiyle cinsel ilişkiye girmişti. Kendi kız kardeşiyle cinsel ilişkiye girmişti. Yahudî putperest devlet başkanı. Kendi kız kardeşiyle cinsel ilişkiye girmişti. Etrafındaki tabiri caizse din adamlarını topladı. Dedi ki bunun fetvasını verin bana. Onlar dediler ki bu fetvayı veririz. Genç olan Yahyâ aleyhisselâm. Dedi ki olmaz. O genç olmaz dedi. Olmaz deyince onu ateşe attı. Korkmadı ama ateşe atılmaktan.

Hatta Mesnevî’de bu hikaye vardır. Bu hikayede Mesnevî’de şöyle bunu mîsâlen eder anlatır. O genç atılınca ateşe. Ateşin dışındakileri der ki gelin vallahi de ateş sizin bildiğiniz gibi değil. Bu sefer inananlar teker teker kendilerine ateşe atmaya başlayınca. O putperest Yahudi şerefsiz namussuz. O putperest Yahudi sütü bozuk kanı bozuk. O putperest Yahudi ne idiği belirsiz. O bu seferde aman benim kölelerim gitmesin diye ateşe atılmasın da yasaktadır. Dedik ki durdurun şunları. Durdurun şunları. Kimse ateşe atılmasın atlamasın. Sebeb çünkü kölelerini kaybedecek. O yüzden putperest rejimler kölelerini kaybetmek istemez. Ateşe atılmasına da müsaade etmez. Ona köle lazımdır çünkü. O köleler bütün her şeyleriyle o putperest rejime çalışırlar çünkü.

Bütün vergileriyle algılarıyla cezalarıyla her şeyle o putperest rejimi ayakta tutmaya çalışır bütün köleler. Köleler olmazsa putperest rejimler ayakta durmaz çünkü. Bütün dünya insanlığı bu yüzden köledir.


«Korkudan Hakkını Savunamayan Pısırık» — Yahyâ Aleyhisselâm Kıssası; 2000 Şirket-Köle Düzeni; Faiz-DSÖ

2000 tane şirkete veya aileye çalışır bütün dünya. Bütün dünya halklarının 320 trilyon dolar borçları vardır devletler dahil. Bu 2000 şirketedir. Ve o korku hakimdir bütün dünyaya. Ve bütün dünya o korkuyla yaşar. Aç kalma korkusu, yoksulluk korkusu, elindeki iki kuruşu kaybetme korkusuyla baş kaldıramaz. Zaten baş kaldırılarsa başlarına alanlar çıkar. Çünkü o dünya putperest sistemi her yerde askeriyesiyle polisiyle kanunuyla siyasetçileriyle her şeyle hakimiyet altında tutar her şeyi. Koca Amerika İsrail’e bütün parayı yatırır. Bütün parayı yatırır kendi vatandaşları aç sefil sokaklarda yaşıyordur. Evsizler, baksızlar, parasızlar, sağlık problemi yaşayanlar, uyuşturucunun pençesinde olanlar sokakta yaşar.

Ama ABD milyon dolarları milyar dolarları İsrail’e akıtır. Sizler askeri ücretle çalışırsınız veya üç kuruş emekli parasıyla geçinirsiniz. On dolarlarınız faize gider. Siz sesinizi çıkaramazsınız. Korkarsınız. Evet. Ben 64 yaşındayım, 14 yaşında siyasetle tanıştım. 50 yıldan beri faizler dursun diye bir miting olmadı hiç. Bir yürüyüş olmadı. Bu ülkede eşcinseller yürür, eşcinsellik hakkı için. Ama Müslümanlar yürüyemez. Biz fâiz ödemek istemiyoruz, faize hayır diye. Bu ülkede eşcinseller yürür, eşcinsellik hakları için. Dernek kurarlar, neredeyse parti kurarlar. Koca koca siyasetçiler, koca koca parti başkan yardımcıları, genel başkan yardımcıları. Onlar da insan, onları da madem böyle Allâh yaratmış der, küfre girer.

Ama Müslümanlar fuhuş dursun, Müslümanlar uyuşturucu dursun, Müslümanlar kumar dursun, Müslümanlar fâiz dursun, Müslümanlar çıplaklık dursun, Müslümanlar adaletsizlik dursun, Müslümanlar hukuksuzluk dursun diye kıllarını kımıldatamazlar korkudan. Şunu yaparlar, böyle haber gönderirler, onun sesi çok sık çıkıyor yakında keseceğiz diye. O putberest rejimler böyle yaparlar. sabır, normalde o biraz korku diyor ya, biraz diyor ama biz o birazı çok altıyoruz biz. Çok çok yapıyoruz. Açılık, biraz mal kaybetme korkusu, cânı kaybetme korkusu, cân tatlı ve mahsul eksiklik korkusu. Yağmur yağmazsa, kendi kendimize tövbeler ediyoruz, hadi nereye gidiyoruz? Yağmur duasına çıkıyoruz. Demiyoruz ki bu yağmur neden yağmaz?

Hadîs-i Şerîfte var, zekatlarını vermezseniz fuhuş ilerlerse, kumar uyuşturucu günâh-ı kebâir ilerlerse, Cenâb-ı Hak yağmuru keser, rızıksızlık verir, bereketlilik olur. Hatta başka bir hadîs-i şerifte diyor ki yağmur yağsa dahi diyor, toprak ürün vermez. Biz ona bakmayız ki. Tabi biz hep beraber câmîlerde yağmur duası yaparız. yağmur neden yağmaz, onun sebebini araştırır mıyız? Hayır. Garip uçaklar uçar ülkenin üzerinde, garip dumanlar bırakır, bütün sosyal medyaya yayılır. Bir devletten bir açıklama olmaz. Bu uçaklar neden dolaşıyor, bu garip gazlar nedir? Bu gazlar yağmurumu kesiyor, bitkilerimi bizim öldürüyor, bu gazlar ne yapıyor, yangınları mı arttırıyor? Bu gazlar ne yapıyor, bizi kanser mi yapıyor, çocuklarımız yarın öbür gün neyle karşı karşıya gelecek?

Gelecek nesiller neyle karşı karşıya gelecek? Bakın bir kovid aşısı çıktı, şimdi Almanya kovid üretenleri şey yapıyor, ne o? Yargılıyor. Şimdi camilerden fetva veren imamlar, Diyânet, sağlık bakanlığı, bu işle ilgilenenler, bu meselede illaki herkesi mecburaşı vuracaksın diyenler. Bunları kim yargılayacak ülkede şimdi? Öyle bir savcı var mı? Öyle bir hakim var mı? İyi Almanya mahkeme açtı bu şirkete, iyi burada kim mahkeme açacak bu şirkete, onun olsan bu şirketin payandası olanlara? Hadi kalkın, Diyânet fetva verdi, fetvayı veren mercileri mahkemeye verin hadi. Hadi o günkü sağlık bakanını mahkemeye verin, o günkü bu aşılara evet diyen altına imza atanlara mahkemeye verin hadi. Hadi DSÖ’yü mahkemeye verin.

Evet, böyle bir örgütlenmemiz de yok ki bizim. Almanya mahkemeye verdi, ne o prizen midir nedir şirketin adı? Allâh bizi affetsin, sabredenlerin mükâfatları muhakkak hesâpsızdır — Zümer 39/10. Sabredersen evet ama niye haksızlığa, hukuksuzluğa, arsızlığa, hırsızlığa, rüşyete değil. Bunlarla mücadele emri eldildi, bunlarla mücadelede sabredeceksin.


Sabır Türleri — Musîbet’e, Farzlara, Harâmlara, Rüşvete Karşı; Zümer 39/10 «Sabredenlerin Mükâfâtı Hesâpsız»

Bunlarla mücadele farz, o farzı yaşamak için sabredeceksin mücadele ederken. Bizde şu var, birisi zulme diyor, biz zulme sessiz kalıyoruz, o sabır değil. Birisi hırsız, hırsızlık yapıyor, biz onun hırsızlığına sabrediyoruz. Bu sabır değil. Bu küfür, zalimle mücadele delir. Hırsız da mücadele delir. Sen hırsız da mücadele ederken öldürülürsen şehit olursun. Zalimle mücadele delir. Sen zalimle mücadele ederken öldürülürsen şehit olursun. Bizi bunu unutturdular. Allâh bizi affetsin. İçinizden mücade edenler, sabır gösterenler belli oluncaya kadar elbette sizi imtihan ederiz. Bu musibetler, bu sıkıntılar, bu belalar, bu zalimlikler, bu haksızlıklar, bu hukuksuzluklar. Bunlara karşı mücadele edenler belli olsun diye, kim bunlarla mücadele ediyorsa, bunlar normalde belli olması için bunlar var.

Sen o mücade noktasında mısın? Hangi noktadasın? Allâh bizi sabredenlerden eylesin. O yüzden müsubetlere karşı sabır, bir hastalık vermiş isyan etme. İbadetlere karşı sabır, farzları yerine getir, nafilelerle Allâh’a yaklaş. Ardından ne? O zaman günâh işlememekte sabır. Senin günâh önüne gelecek. Günâh önüne gelecek, sen o günaha karşı sabretcen. Sen ne isin? Siyasetçisin değil mi? Birisi gelecek, diyecek ki şu parayı al da benim şu işimi hallediver. Rüşvet. Sen rüşvet almayacaksın, sabredeceksin. Sen bir yerde memursun, birokratsın ne isen, paketi hazırlamış getirmiş sana. Aman şu işimi hallediver diye, sen o rüşveti almayacaksın, sabredeceksin. Sen böyle bir partinin yerindesin, bir makam sahibisin, milletvekilisin, il başkanısın, ilçe başkanısın bir şeysin.

Bir bayan gelmiş iş istiyor, ne yapsın? O iş için de kırıtıyor sana. Tabiri caizse halk diliyle yavşıyor sana. Sen onun normalde işini görmek için, önce onun işini bitirmeyeceksin. Diyeceksin ki, ben Allâh’tan korkarım yapmam. vardı ya geçmiş ümmetlerden üç kişi böyle bir mağarada kaldılar, bir taş yuvarlandı geldi mağaranın önüne. Üçüncüsü neydi dedi ki şöyle duâ etti, ya Rabbi kıtlık olmuştu. Benim bir akrabamın kızı vardı, benim gönlüm ondaydı, ben onu çok elde etmek için uğraştım. O kıtlık zamanında geldi, benden bir teneke buğday istedi. Ben de dedim ki, eğer sen bana evet dersen, benim nefsimi köreltirsen ben sana bir teneke buğday veririm. O da kabul etti, tam ben onun işini bitireceğim zaman benden yüzünü çevirdi.

Dedim ki ona, sen neden yüzünü benden çevirdin? O da dedi ki, Allâh’tan korkarım, Allâh’tan utanırım. O zaman dedi, ben kalktım üstünden, kalk giyin dedim dedi, kalk. Ben ona dedi bir teneke değil iki teneke buğday verdim. Ya Rabbi sen bundan memnun olduysan bu kaya bizim gözümüzün önümüzden çekilsin dedim diyor. Kaya gacır açıldı diyor. Bir tanesi neydi? Anne babaydı. Dedi ki ben her gün anneme babama süt götürdüm. Bir akşam götürdüm ikisi de uyumuş kalmış. İkisi de uyuyup kalınca ben sabah oldu güneş doğdu, elimde süt ben onların uyanmasını bekledim. Onlar uyandılar, baktılar ki ben başlarında süt, elimde süt bekliyorum. Onlar çok memnun kaldılar.


Üç Adamın Mağara Hadîsi — Çoban-Anne/Baba-Akrabâ Hâtırâsı (Buhârî-Müslim)

Ya Rabbi sen bundan memnun olduysan, razı olduysan bu önümüzden kaya çekilsin dedi. Kaya biraz daha gacırdatı. Üçüncüsü kimdi? Dedi ki ben yanıma bir tane çoban almıştım. Geldi dedi bir gün benim yanımda çalıştı gitti. Ben onun bir günlük yevmiyesiyle bir tane koyun aldım. O koyun doğurdu doğurdu çoğaldılar. Yıllar sonra bu adam çıktı geldi dedi ki ben hacca gidiyorum. Benim senden bir günlük yevmiyen vardı. O bir günlük yevmiyemi almaya geldim. O kimsenin elinden tuttum o vadiye götürdüm. Dedim ki bu vadide olan bütün hayvanlar senindir. Senin bir günlük yevmiyenden bir tane koyun oldum. Onlar büyüdü de çoğaldı da bu develer bu atlar bu koyunlar bu keçiler bu sığırlar hepsi de senin dedim ona verdim.

Yarabbi razı olduysan bu müskülatımızı hal eyle dedi. Kaya komple açıldı. Tabi ben bunu tersinden söyledim şimdi. Birincisi o çoban ikincisi anne babaya hürmet hizmet eden şimdi annesine babasına küfrediyor millet. Ne hizmeti? Annesini babasını dinlemiyor şimdi. Ne hizmeti? Annesini babasına neredesi dövecek şimdi? Dövecek annesini babasını dövecek neredesi insanlar? Hizmeti hürmeti bıraktık dövecek dövenlerde var. Dövenlerde var. Anne var. Annesini döven erkekler ve kadınlar var. Babasını döven erkek ve kadınlar var. Tokatlayan onları böyle laf söyleyen onları kerik gören iktiren kalktıran ölmedin gebermedin senden kurtulamadık diyen. Asla ne dünyada ne de mahşerde iki yakaları bir araya gelmez.

Annesine babasına Kur’ân ve sünnet dairesinde dost doğru davranmayan bir çocuğun dünyada da ahirette de iki yakası bir araya gelmez. Çünkü âyet-i kerîmede öh bile demeyiniz diyor. Bu kadar. Allâh bizi affetsin. Üçüncü ayak salât etmek. salât etmeyi biraz geniş dairede almaya çalışıyorum. Salât etmek o yüzden normalde Cenâb-ı Hak’a kulluğunu göstermek her alanda. Tabii bunu sadece namaza bağlamışlar. baktım ben yine bu meseleyle alakalı salatla alakalı biraz tefsirciler ne demiş diye üç beş tane tefsire baktım. Bütün hepsi de namaza bağlamışlar salatı. Eyvallâh namâz çok önemli namâz dinin direği namazı olmayanın dini olmaz. Hadîs-i Şerîf namâz dinde yıkılan son kaledir. Hadîs-i Şerîf bir kimsede namâz yoksa din de yoktur.

Hadîs-i Şerîf eyvallâh namazı önemsememek değil. Ama İslâm dünyasında şöyle bir sıkıntı var. İslâm sadece namâz ve oruç hatta hac adı bir kısmı da bu üç gende kaldı. Bu çok acı bir şey. Evet namâz çok önemli. Ama İslâm hukuksuz ayakta durmaz Müslümanlık. Müslümanların muhakkak hukuku olması lazım.


3. Direk Salât = Tüm Kulluk — «İslâm Hukuksuz Ayakta Durmaz»; Anne-Baba’ya Hizmet

Hukuksuz bir İslâm dünyası var şu anda. Hukuku olmayan bir Müslüman cenah var. İslâm hukuku yok ve İslâm hukukuyla alakalı bir çalışma da yok. Bir gayret de yok. Çünkü devlet büyüklerimiz çıkıyor 1400 yıl önceki siz hukukla 1400 yıl önceki hükümlerle siz bu işi yapamazsınız diyor. reformist bir noktaya gidiyor. Ne yapalım? 1400 yıllık önceki hukuku mu değiştirelim? Ne yapalım? Faizi helal mı edelim? Fuhuşa helal mı edelim? İçki kumarı helal mı edelim? Neyini değiştireceksiniz? İslâm’ın hukukunun nesini değiştireceksiniz? Neresi hoşunuza gitmiyor? Neresi hoşunuza da gitmiyor da 1400 yıl önceki hukukla şimdi yapamazsınız diyorsunuz? Macron çıkıyor İslâm hukukuyla uğraşıyor Fransa’da. Fransa’da neden İslâm’ın hukuku ile uğraşıyor?

Türkiye’de de siyasetçiler kalkıyor İslâm’ın hukuku ile uğraşıyor. Macron’la büzüşmüş müsünüz? Macron’la aynı yerde misiniz? Macron’la aynı noktaya aynı merkeze mi hizmet ediyorsunuz? Neden Macron’da dilini doladı İslâm’ın hukukuna? Neden bütün kafirler İslâm’ın hukukuna dilini doladı? Neden Müslümanlar uyanırsa cihâd şuuru olursa cihâd şuurundan mı korkuyorsunuz? Uyuttunuz Müslümanlar uyanır da faizden kurtulmayı düşünürlerse mi diye korkuyorsunuz? Uyuttunuz Müslümanlar %70-80 fâiz ödüyor. Uyuttunuz Müslümanların kadınları kızları genel evlerinde peşkeş çekiliyor, satılıyor. Uyuttunuz Müslümanların çocukları uyuşturucuya dökülüyor. Uyuttunuz Müslümanların çocukları lükse modaya gösterişe dökülüyor.

Acaba bu Müslümanlar uyanırsa diye mi korkuyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Bu korkunuz neden ki? Neden İslâm’ın hukukundan korkuyorsunuz da 1400 yıl önceki hukuku değiştirmemiz lazım diyorsunuz? Bunun dilinizin altındaki ne bize dost soru söyleyin biz de anlayalım. Yeni yeni zaten proflar çıktı yeni yeni akademisyenler çıktı. Evlención miktarı kadar fâiz caizdir dedi. Bu yetmedi mi size? Hayrettin Karaman’ından tutun da bilmem ne akına kadar. İyi neden bu normalde enflasyon miktarı kadar faizi caiz gören, Diyânet çıktı, ilahiyatçılar çıktı, TOKİ’nin faizi faizdir diyen, fâiz değildir diyenler çıktı. Daha fazla fâiz de bu insanları bu memleketi sömürmek için mi 1400 yıl önceki faizle alakalı ayetleri değiştirmeye çalıştın?

Neyi değiştireceksiniz? Huşla alakalı ayetleri mi değiştireceksiniz? Bütün memleketi genel evi açtınız, genel evi açtığınız yetmiyor gibi zaten bu memleketin çocuklarını soydunuz soğana çevirdiniz. Tesettür ayeti mi siz de rahatsız ediyor? Bütün sokaklarda meyhane var, bütün sokaklarda barhaneler var, bütün sokaklarda içki servis. Bunu mu helal edeceksiniz? Bunu mu değiştireceksiniz? Neyi değiştireceksiniz? Sanatçı dediniz, çıplak insanlar iş çamaşırlarıyla şarkı türkü söylüyor. Bunlara bir şey söyleyen yok, koskoca profesör öğrencilerini taciz ettiğini televizyonda canlı yayında söylüyor. Bir tane savcı gidip de o profesöre sen kendi ağzınla söyledin bizim çocuklarımızı sen taciz ediyormuşsun okulda deyip daha fazla.

Ne yapacaksınız? Kemalist, layık kesim çocukları taciz edince serbest yoksa başkası taciz edince ayıka çıkaracak yeni bir hukuk mu çıkaracaksınız? Ne yapacaksınız? Neden hukuku değiştirmeye çalışıyorsunuz? Binlerce çocuğumuzu, binlerce gencimizi, binlerce sivil vatandaşımızı katleden şehit eden PKK itinin başını değiştirmek için mi siz kanunu hükmü, İslâm hukukunu değiştiriyorsunuz? Onun hakkı ne? Öldürülmesi. Binlerce çocuğumuzu katletmiş, binlerce askerimizi katletmiş, binlerce polisimizi katletmiş, binlerce köyü yakmışlar, binlerce insanların hayvanını, hayvanını, haşatını yakmışlar.


4. Direk İnfâk-Tasaddük — «1400 Yıllık Hukuku Değiştirme» Reddi; Macron-Faiz-Tesettür-PKK Bahsi; Hâtime Niyâzı

Onun normalde asılması gerekirken, öldürülmesi gerekirken, sen 1400 yıl önceki hukuk çünkü haksız yere bir kimse bir kimseye öldürülse onun öldürülmesi gerekir diye şart koşmuş. Neyini değiştireceksin? Üç tane baklava dilimi yiyen çocuğa sekiz yıl ceza verirken, binlerce çocuğumuzu katleden kimseyi şimdi kim daha önce ziyaret edecek diye yarışa girmişler? Neyini değiştireceksin sen şimdi? Hadi tutuklayacaksanız tutuklayın. Vatan mille sakarya huuu derken yiyidik ya. Şimdi ne oldu? 1400 yıl önceki hukukun nesini değiştireceksiniz? İt desem itlere hakaret olur, it desem itlere hakaret olur. Hayvandan daha aşağı mahluku kahraman yapıyorsunuz önümüzde. Bunu mu değiştireceğiz şimdi biz? Çakalları aslan niyetine mi görelim?

Çakalara hakaret olur, itlere aslan niyetine mi görelim? Itlere hakaret olur, kedileri aslan niyetine mi görelim? Kedilere hakaret olur hayvandan daha aşağı mahluk. Neyini değiştireceksiniz 1400 yıl önceki hukukun? Bir söyleseniz de biz de baksak ya. Yok. Macron bir şey söylüyor bizimkiler de peşine takılıyor. Rızık olarak kendilerine rızık verdiğimiz şeylerden Allâh için harcarlar. Evet Cenâb-ı Hak bir o kimseye bahşeder, ona bir rızık olarak bir şeyler verir. Sufî ahlakıdır. İhtiyacını alır, geri kalanı zekât olarak verir. Bu şeriatın emridir. Bunu mu değiştireceksiniz şimdi? Bu zenginlerimize ağır mı geliyor? Zekât vermek istemiyorlar mı? O yüzden bunu da mı değiştirmek istiyorsunuz? Allâh bizi affetsin.

Rabbim cümlemizi affeylesin. Cümlemizi hıfzu muhafaza eylesin. Cümlemizi hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Cümlemizi hakkı, hak bilip hakkı yaşayan ve aykıranlardan eylesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edenlerden eylemesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edenleri lider görenlerden eylemesin. Cümlemizi heva ve hevesini ilah edenleri başımıza şeyh, imam, alim, yok siyasi, lider, yok başkan görenlerden eylemesin. Rabbim bizim gönüllerimize ferahsat versin. Ferahsat nuruyla nurlandırsın. Zikrullâh nuruyla nurlandırsın. Habîb’inin muhabbetiyle muhabbetlendirsin. Maddi ma’nevî Habîb’inin ayak izlerini takip edenlerden eylesin. Maddi ma’nevî Habîb’inin nefesiyle nefeslenenlerden eylesin.

Maddi ma’nevî Habîb’inin muhabbetiyle muhabbetlenenlerden eylesin. Bizleri gözümüzü açıp kapatıncaya kadar nefsimize bırakmasın. Gözümüzü açıp kapatıncaya kadar bizi gaflette bırakmasın.


Kaynakça ve Referanslar

  • Hac 22/35 — «Allâh Anılınca Kalpleri Titreyen Mü’minler»: «Ellezîne izâ zükirallâhu vecilet kulûbuhüm ve’s-sâbirîne alâ mâ esâbehum ve’l-mukîmissalâti vemimmâ razaknâhum yünfikûn» (Onlar öyle kimselerdir ki Allâh anıldığında kalpleri ürperir, başlarına gelene sabrederler, namâzı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler) — Hac 22/35; Enfâl 8/2-4 (mü’minlerin dört vasfı); Mü’minûn 23/1-11; Taberî, Câmiu’l-Beyân 17/180; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 23/40; modern okuma — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz.
  • «Oturanın-Yürüyenin-Yatanın Zikretmediği Yerde Eksiklik» Hadîs-i Şerîfi: «Mâ ce’lese kavmun meclisen lem yezkurûllâhe fîhi ve lem yusallû alâ nebiyyihim illâ kâne aleyhim tiraten» (Bir topluluk Allâh’ı zikretmedikleri ve nebîlerine salât getirmedikleri bir mecliste otururlarsa onlara bir hasret/ceza vardır) — Ebû Dâvûd, Edeb 25 (4856); Tirmizî, Daavât 8 (3380); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/432, 484; «yürüyen-yatan-oturan zikretmedikçe noksanlık» — Ebû Dâvûd, Edeb 25 (4856); ayrıca «yâ Cebrâîl gök halkına nidâ et» hadîsi — Buhârî, Tevhîd 33 (7485); Müslim, Birr 157 (2637); Mâlik, Muvatta Şi’r 15.
  • Allâh ve Meleklerin Salâtı — Ahzâb 33/56: «İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne ale’n-nebî, yâ eyyühe’llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ» (Şüphesiz Allâh ve melekleri Peygamber’e salât ederler; ey îmân edenler, siz de O’na salât edin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin) — Ahzâb 33/56; «salât» kelimesinin lugavi-ıstılâhî mânâsı — Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât «s-l-y» mad.; «kim bana bir salât getirirse Allâh ona on salât eder» — Müslim, Salât 70 (408); Tirmizî, Vitr 21 (484); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Bakara 2/155-157 — «Korku-Açlık-Mal-Cân-Mahsul Eksikliği İmtihânı»: «Velene blüvenneküm bi-şey’in mine’l-havfi ve’l-cûi ve naksin mine’l-emvâli ve’l-enfüsi ve’s-semerâti ve beşşiri’s-sâbirîn» (Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mal-cân-mahsûl eksikliği ile imtihan ederiz; sabredenleri müjdele) — Bakara 2/155-157; «sabredenlerin mükâfâtı hesâpsız ödenir» — Zümer 39/10 (innemâ yüveffe’s-sâbirûne ecrahum bi-ğayri hisâb); modern tedrîs — Bediüzzamân, Sözler 17. Söz; Lem’alar 2. Lem’a (sabır).
  • Hz. Yahyâ Aleyhisselâm ve Yahudî Putperest Pâdişâh Kıssası: «Hz. Yahyâ aleyhisselâm — Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğlu; pâdişâh kız kardeşiyle gayr-i meşrû birleşmek için fetvâ istediğinde reddedip şehîd edildi» — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 2/52; Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis s. 367; «Mesnevî’de Yahyâ aleyhisselâm ateş kıssası» — Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter beyt 766–810 (Veled Çelebi terc.); Tahirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî c. 1, s. 233; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • «Üç Adamın Mağara» Hadîs-i Şerîfi: «Selâseten min beni İsrâîl min âbâikum, min ehli zamânihim, ahara hum bârika fî’l-ğâr» (Sizden önceki ümmetlerden üç kişi yağmurdan korunmak için bir mağaraya sığındılar; bir kaya düştü ve mağaranın ağzını kapattı) — Buhârî, Enbiyâ 53 (3465); Müslim, Zikr 100 (2743); «1) anne-babasına süt götüren oğul; 2) akrabasına âşık olduğu hâlde Allâh korkusuyla vazgeçen genç; 3) çobanın bir günlük yevmiyesini koyun sürüsüne çeviren işveren» — Mâlik, Muvatta 1693; modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «İslâm Hukuksuz Ayakta Durmaz» — İslâm Hukukunun Temelleri: «Namâz dînin direğidir, kim onu ayakta tutarsa dîni ayakta tutmuştur» — Beyhakî, Şuʻabuʼl-Îmân 3/39; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/40; «namâz dînde yıkılan son kaledir» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/251; Tirmizî, Îmân 9 (2616); İslâm hukukunun klasikleri — Serahsî, el-Mebsût; Mergînânî, el-Hidâye; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; el-Fetâvâ’l-Hindiyye; modern fıkıh — Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Anne-Babaya Hizmet ve «Öf Bile Demeyiniz»: «Felâ tekul lehümâ üffin ve lâ tenher hümâ ve kul lehümâ kavlen kerîmâ» (Onlara öf bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle) — İsrâ 17/23; «cennet annelerin ayakları altındadır» — Nesâî, Cihâd 6 (3104); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/429; «anne-baba rızâsı Allâh rızâsıdır» — Tirmizî, Birr 3 (1899); İbn Hibbân, Sahîh 429; modern fıkıh — Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku.
  • Faiz Yasağı ve İnfâk-Tasaddük: «Yâ eyyühe’llezîne âmenû’ttekullâhe ve zerû mâ bekıye mine’r-ribâ in küntüm mü’minîn» (Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve eğer mü’min iseniz fâizden geri kalanı bırakın) — Bakara 2/278-279; «fâiz yiyenin durumu, şeytân çarpmış kimse gibidir» — Bakara 2/275; «zenginlerin malında dilenen-mahrumlar için bilinen bir hak vardır» — Meâric 70/24-25; «zekât müslümanın boynuna farzdır» — Buhârî, Zekât 1 (1395); Müslim, Îmân 7 (19); modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Karabaş Silsilesi ve «Dört Direk» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hâcı Haydar → Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş «Dört Direk: Zikrullâh-Sabır-Salât-İnfâk» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı