Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #107 — Mesnevî 2305. Beyit: «Gençken Daha Kanaatliydin» ve İp Eğiren Urgancı Mecâzı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #107 — Mesnevî 2305. Beyit: «Gençken Daha…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Topik Girişi — Debreli Hasan/Kerimoğlu Hâtırâsı; Tarihî Yiğit Şahsiyetler Anısı

Ümmet-i Muhammed’i özgür eylesin. Benim babamın adı Hasan ya, bu Debreli Hasan da babamın türküsü. Allâh rahmet eylesin. O yüzden onu çok severdi babam. Bizde de böyle bir baba duygusu var ya tam yaşanmamış. O yüzden şimdi Debreli Hasan olunca, aman benim kanım kabarıyor, diyorum patlatayım bir Debreli Hasan şimdi değil. Ama İsmail nerede gözüm görmedi. İsmail’le hiç Debreli Hasan’ı mı siz oynamıyorsunuz? Oynadınız mı? Ben fark etmedim o zaman. Neyse bayrama inşâallâh. Öyle mi? Fark etmemişim o zaman. Tabi o Debreli’nin hikayesi şu, zenginlerden toplar, fukaralara verir. Öyle meşhur oluyor. Bir de drama köprüsünü kendisi yaptırıyor. Drama köprüsünü komple kendisi yaptırıyor. Kendi akçesinden yaptırıyor. zenginlerden topladıklarıyla, sonuçta fabrika çalıştırmıyor.

Dünya Hakkında

Ama zalim zenginlerden topluyor, ondan sonra şey yaptırıyor. Drama köprüsünü yaptırıyor. Ege’nin Zeybek versiyonu, makadonya bölgesinin versiyonu, aynı kültür. Ege’de de Zeybeklerin çıkış noktası zalimlere karşı, zalim zengin, zalim kaymakam. zalim orada tütün zamanı, İngilizler filan, o tütün şirketleri. Efe’lerin çıkış noktası da o. Drama da, herkes tabi onu normalde dramalı olarak biliyor, o normalde aslında dramalı değil. Ama drama köprüsünü yaptıran kimse. Evet, biz orlara girmeyelim bu gece. Sesim ancak sohbet edecek inşâallâh. Tarihte kalmış böyle yiğit insanlar. Bunlar yiğit insanlar. Bunlar böyle zalime boyun eğmeyen, fakir fukaraya zulmetmeyen, devamlı hak ve hakikatin yanında duranlar.

Bunlar tarihi şahsiyet. Bunlar devletin Osmanlı Aliye’nin, Osmanlı Aliye Devletinin artık böyle yönetemez hale geldiği zamanlar. vatandaşını koruyamadığı, zalimlere karşı halkın yanında, fukaraların yanında duramadığı zamanlar. O normalde tabi insanlar şimdi farklı bakıyorlar da. Allâh iyi etsin inşâallâh. O yüzden drama Hasan favorimiz. Mesela Kerimoğlu o bölgenin favorisidir. Kerimoğlu da orada tütün şirketlerinden başkaldır. Sonra onu, çok affedersiniz, Koca Rab diye bir zaf diye bunu pusuya düşürür uyurken. Onun yanındaki kızanın birisi satar. Hep satanlar kızanlardır yanında. Mesela İsa Aleyhisselâm’ın havarisi satar. Şeyh Şamil’in yanındaki halifesi satar. Acı şeyler bunlar. var ya orada bir şey, oyna ulan Koca Rab’ım sen oyna, senden başka yiğit kalmadı. yiğitlik, senden başka yiğit kalmadı. sen yiğitliği bozdun. o şey Kerimoğlu’nu oyuna getirdin, tezgaha getirdin.

Onun karşısına çıkacak bir kimse değildi. Bunun gibi.


Mesnevî 2305. Beyit’inden Devâm — «Gençken Daha Kanaatliydin» Bedevî Hanımına Nasîhat

2305. beydi. En son gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeniden başlayıp duracaksın diyordu. Bedevi hanımına nasihat ediyordu. Nasihate devam ediyor. Gençken daha kanaatliydin. Şimdi altın istiyorsun. Halbuki sen önceden altındın. Üzümlerle dolu bir asmaydın. Nasıl oldu da kese de uğradın? Üzümün tam olacakken bozulup gittin. Meyvanın günden güne daha tatlı olması lazım. İp eğirenler gibi gerisin geriye gitmenin lüzumu yok. Sen bizim eşimizsin. İşlerin başarılması için eşlerin aynı huyda olması lazımdır. Eşlerin birbirine benzemesi lazım. Ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak. Gençken daha kıymetliydin, daha kanaatliydin. Şimdi altın istiyorsun. Halbuki sen önceden altındın. daha kanaatliydin.

Malum kanaat bitmeyen bir hazinedir der. Hadîs-i Şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Böyle olunca gençken insan daha henüz dünya sevgisini tatmamıştır. 16-18-20 yaşında bir delikanlıya alın. Dünya sevgisini tatmamıştır o. Dünyanın eğlencesindedir. Dünyayı sevmek değil, dünya onun hoşuna gider. güzel giyinsin, güzel gezsin. Şimdiki gençler de son model telefon olsun. Kafelere gitsinler, telefonu koysunlar masanın üzerine. Bugün de böyle oldu desinler, selfie yapsınlar. Bunlar normal şey. Dünya sevgisi ise başka bir şeyler. Bir taraftan dünya sevgisi iyidir. İnsanı dünyaya hırsız yapar. Bir taraftan da sıkıntılıdır. Dünyaya köle olur. Allâh muhâfaza eylesin. Gençken insan gönlü de berraktır.

Daha henüz haramlarla tanışmamıştır. Haramların içerisinde düşüp kalkmamıştır. Onun gönlü temizdir. Kötülük nedir bilmez. Alevere de alevere bilmez. İnsanları aldatmayı, kandırmayı bilmez. O yüzden normalde gençtir. Bir de henüz daha dünyalık endişesi yoktur. Tabiricay ise anne baba parasıyordur. Dünyalık endişesi yoktur onun. Ne zaman dünyalık endişeye sahip olur insan? eş, çoluk, çocuk oldu mu, onun da dünya endişesi olur. Eş, çoluk, çocuk yoksa onun da dünya endişesi olmaz. Çok fazla olmaz. Böyle olunca insan gençlikten çıkıp artık orta yaşlılığa doğru giderken onun ihtiyaçları değişir. İhtiyaçları değişince de o berrak halini terk etmeye başlar. Eğer terbiye olmasa. Ve fıtri olan o güzelliğini, o temizliğini, o berraklığını kaybeder.


«Önceden Altındın» — Tîn 95/4 Ahsen-i Takvîm; Yaşlanınca Dünyâ Sevgisi Artmasının Eleştirisi

Hani diyor gençken daha kanaat dedi, şimdi altın istiyorsun. Önceden sen altındın diyor. Önceden sen altındın deyince ben şuraya yoruyorum. Tîn 95/4’te biz insanı ahsen-i takvîm üzerine yarattık diyor. Ahsen-i takvim üzerine yaratmak fizik olarak her şey yerli yerinde olması, ahsen-i takvîm olarak yaratılması, onun manevi olarak da her şeyinin bir tamam olması. henüz daha o kirlenmedi. Bakın kirlenmedi. Ahsen-i takvim üzerine. Sonra kirlenmeye başladı, fıtratından uzaklaştı. O yüzden asıl değerini kaybetmeye başladı. altındı içine bakır karışmaya başladı. Altındı içine bakır karışmaya başladı. Bakır karışmaya başlaması demek onun haramlarla tanışması, haramları işler hale gelmesi ve dünyanın onu cezbetmesi.

Artık o dünyaya doğru meylediyor. yaşlılar için en korkulacak şey yaşlılar için. Yaşlanınca o kimsenin dünya sevgisinin ve dünya hırsının artmasıdır. Hadesi de sabitdir bu. yaşlandıkça dünya sevgisi ve dünya hırsı aşağı ineceğine, kimisinde dünya sevgisi ve dünya hırsı artar yaşlanınca. Bu kötü bir yaşlılıktır. Bir hadîs-i şerifte lanet olsun o erkeklere ki yaşlandıklarında gençliğe özenirler. yaşlandığında gençliğe özenir. görürsünüz ya gelmiş benim gibi 65 yaşına saçı sakalı ağarmış, boyatayım da hangi çıtırlara bakacağım diye uğraşır ya, bu lanetlik bir ihtiyar. Ve ya görürsünüz 50-60 yaşında genç delikanlılar gibi giyeceğim diye uğraşıyor. Üzerine likralı bir tane tişört giymiş, daracık.

Altına likralı bir tane pantolon denilen tight giymiş. Her tarafı meydanda benden yaşlı, o gençliğe özeniyor. O lanetlik ihtiyarlardan. O kimse yaşına göre giyinmiyor, yaşına göre yaşamıyor erkek olarak. Bir kimse Türkiye standartlarında 60’ı geçti mi yaşlıdır. Yaşlı kategorisindedir. O bitmiştir onun işi. O artık, tabii Ahmet Özbağ yeni bir bomba attı önümüze. O yüzden bundan sonra 60’a gelenler orta yaş grubunu görüyormuş. Öyle mi Abdullah 60? Değişti, değiştirdiniz yani. Değiştirmişler. Ne oluyor şimdi 60 yaşında olan orta yaş grubu? İhtiyar. Ben bunun Türkçesini söyleyeyim mi size? Dünya, imperialist global sistem diyor ki, sizler için bir şey yapma, bir şey yapma. Bu dünyanın en mükemmel bir şey.

Dünya, imperialist global sistem diyor ki, siz 70 yaşına kadar orta yaş grubundasınız, 70’e kadar çalışacaksınız. Sizi sömüreceğiz yani. Sizi sömürmeye devam edecek ama sömürürken de sizi aldatacak. Sen geleceğin 65 yaşına ben hala da orta yaş grubundan alacağım. Kendi kendine aldatacaksın yani. Şimdi hadîs-i şerifte de, ihtiyarların kötüsü, lanetlik olanı ne? Yaşlandığında gençliği özenenler. Ve korkunç olan ne? Bir kimsenin yaşlandıkça dünyaya tamah etmesi, dünyayı sevmesi. Allâh muhâfaza eylesin.


Kehf 18/46 «Mal ve Oğullar Geçici Ziynet»; «Dünyâ Melûndur» Hadîsi (Tirmizî, İbn Mâce)

Kehf 18/46. Mal ve oğullar dünya hayatının geçici ziynetidir. Geride kalan salih ameller ise sevap olarak da ümit kaynağı olarak da Rabbinin nezdinde sizin için daha hayırlıdır. O zaman bu dünyanın serveti, dünyanın serveti geçici. Dünyadaki çoluk çocuk geçici. Kadın erkek geçici. Bu dünyanın her şeyi geçici. Buradan bizim götürecek olduğumuz şey ya iyilikler ya da kötülükler. Götürdüğümüz kötülükler ise, biz cehenneme baybay yapacağız, o tarafa doğru gideceğiz. Yok iyilikler ise cenneti selamlayacağız, cennete gideceğiz. İkisinden biri. Ama insan bu dünyanın debdebesine, şatatına, şatafatına aldanıyor. Rabbim hafız eylesin. Yine hadîs-i şerifte Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, dünya melundur.

İçindekiler de melundur. Ancak zikrullâh ve zikrullaha yardımcı olanlarla, alim veya müteallim hariç. Tirmizî ve İbn Mâce’de geçen bir hadîs-i şerîf. O zaman dünya ve içindekiler melundur. Dünya ve içindekiler Allâh ve Allâh yoluna hizmet ediyorsa, dünya ve içindekiler helal dairede eş ve çocuklarına hizmet ediyorsa, dünya ve içindekiler Kur’ân ve Sünnet’e hizmet ediyorsa, bunda bir beis yoktur. Bu güzeldir. Bu ahsendir. Bu harika bir şeydir. Bu muhteşem bir şeydir. Ama senin dünyalığın, senin dünyalığın araban, katın, yatın, evin, barkın, eşin, çoluğun, çocuğun, Allâh yolunda koşturmuyorsa, oraya hizmet etmiyorsa, onlar senin cehennemliğin oluyor. Onlar dünyalıkların ve dünyada Cenâb-ı Hak’ın sana lütfettikleri, Allâh yolundaysa senin cennetliğin oldu.

Yok Allâh yolunda değilse senin cehennemliğin oldu. Allâh muhâfaza eylesin. Değilemi de geçen hadîs.


«Hayırlınız Ahireti İçin Dünyâyı, Dünyâsı İçin Ahireti Terk Etmeyen»; Asma-Üzüm Mecâzı

Sizin hayırlığınız ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen ve insanlara yük olmayandır. O zaman biz ne dünya için ahiretimizi terk ederiz? Bakın bu dengede tutmak bir şey. Dünya ve ahireti dengede tutmak neymiş? Ahireti için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen, dünya ve ahiret çizgisini dengede götüren. Bu hadîs-i şerîf bizim ölçümüzdür. Biz normalde başkasına yük olmayı sevmeyiz. geldi gencin birisi ya, böyle ibadet ediyordu mescitte. Hazret-i Ömer Efendimiz dedi, sen ne yapıyorsun burada? Ben de onun ibadet halindeyim burada dedi. Peki dedi, senin iâşeni kim sağlıyor? Abim dedi. Ona kalk dedi camiden, kovdu onu. Dedi ki abin senden hayırlıdır. Neden? O bir başkasına yük olmuyor.

Şeyhmiş, dervişmiş, alimmiş, eski dervişmiş, yeni dervişmiş. Yok, başkasına yük olmayacak. Bizim dergahımızın ölçüsüdür, adabıdır. Biz başkasına yük olmayız. Biz hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. Yük olmayız. Şey el nillah demeyiz hiç kimseye. Bu bizim ölçümüzdür. Ve biz ahiretimiz için dünyayı, dünya için de ahireti terk etmeyiz. Alan el, alan el olmak istemeyiz. Biz veren el olmak isteriz. Biz zekat toplayan değil, zekat veren olmak isteriz. Çalışın demiş Ayet-i Kerim’e de, biz çalışırız. Bizim bu noktada din geçim kaynağımız değildir. Adem’den itibaren dindarların en büyük handikapı dini geçim kaynağı yapanlardan olmuştur. Bu kim olursa olsun, biz dinimizi, yolumuzu, inancımızı, imanımızı geçim kaynağı yapmayız.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sizin hayırlığınız ahiret için dünyasını, dünyası için ahiretini terk etmeyen ve insanlara yük olmayan kimsedir. Biz en hayırlısı olmaya, Cenâb-ı Hak bizleri muvaffak eylesin. O yüzden insan dışarıda, etrafta, orada burada, altın arama yoluna girerken, kendi iç dünyasındaki cevherini unutur. Oysa Allâh bütün insanları Ahsen-i Takvîm üzerine yaratmış ve bütün insanların kalbine nur vermiş. O nur harekete geçtiği anda o kimse insanı kamil olur. İnsan kendi üzerinde bulunan halifelik nurunu veya halifelik düvesini unutmuş. Dışarıdan bir sürü şey arar. Allâh muhâfaza eylesin. Üzümlerle dolu bir asmaydın. Nasıl oldu da kesada uğradın? Üzümün tam olacakken bozulup gittin.

Hz. Pîr Allâh alem buradaki asmayı insana benzetmiş. İnsanın potansiyeli, insanın yapabilirleri yapamaması. O yüzden asmayı şimdi tabii genel olarak insanlar şehirlerde büyüyorlar. Ancak köyde veya tarlası olanlar asmayabilir. Üzüm, şimdi asmayı normalde ekersin küçücük bir fide gibi. Ondan sonra o büyümeye başlar. Sen onun üzerinde işçilik yaparsın, bakarsın, edersin, çatarsın. Sonra ilaçlarsın, sonra o koruk olur. Koruktan sonra üzüm olur. Önce ne olur? Koruk olur. Üzümün olgunlaşmamış haline koruk denir. Bizim orada koruk deniyor. Burada ne diyorsunuz? Koruk diyorsunuz değil mi? Ya demirtaşla bayındırın arasından bir fark yok zaten. Ha demirtaşa bayındır. Muhtar sizde mi koruk diyorsunuz?

Sizde mi koruk? Evet. Üzümün olgunlaşıp koruk biraz ekşimtırak olur. Hatta bazı asmalar vardır. Biz ona asmadırız. Onlar mesela ekşi yapmak içindir. Çok ekşidir o. Onun üzümü yenmez. Onu daha korukken toplarlar, suyunu sıkarlar. Bildiğiniz koruk ekşisi yaparlar. Bayındır da yapar da annem onu. Bizim bahçenin içerisinde korumuz vardı. Şimdi koruya geleceğim. Normalde asmaya geleceğim. Buradaki bu asma metaforu benzetmesi çok hoşuma gitti benim. Asmayı bildiğimden için. Eğer o asma yedi veren ise, bir de yedi veren asmalar vardır. Adı yedi veren olarak kalmıştır. O bir başlar baharda koruk vermeye. Ta sonbahara kadar hep koruk verir o. Yedi veren asma derler. Bizim orada. Ekşidir onun tadı. Ama bütün üzümler biter, her şey biter.

O hala da yeşil koruk verir. Yedi veren asması diyoruz biz ona. Bilmiyorum burada var mı? Var mı İsmail? Yedi veren. Evet. Çekirdeklidir o. Yiyme hoş değildir. Ama velakin yedi verendir. Boyuna meyve verir. Şimdi Hz. Bir insanı burada normalde bedevinin ağzından eşine söyletiyor. Sen diyor üzümlerle dolu bir asmaydın. Bu muhteşem bir şey. sen böyle üzüm veren, üreten, devamlı tüyünü taze kendini tutan, kendini sağlam tutan bir asmaydın. Ama senin diyor üzümlerin yenileceği zaman olgunlaşmayı bekledik. koruk üzüme dönecekken sen kendi kendini kötüleştirdin. Kendi kendine heba ettin. Ve o koruklar biz olgunlaşsın biraz daha kemalersin. Yiyimi hoşlu olsun, ağzına tat versin diye beklerken, sen çürüdün.

Bu meyvan olgunlaşması gerekirken meyveyi çürüttün sen olgunlaşmadan. Bu ne demek? Sen dün yevileşmemen gerekiyordu. Sen ne güzel normalde öyle bir şeydin ki, sen rüyalar görürdün, haller yaşardın, namazını kılardın, dersini çekerdin, güldür güldür zikirlere giderdin. Ama sen kalktın, nefsine uydun, kibire düştün, kendi kendine bir şey zannettin. Senden üzüm yemeği beklerken biz, sen kendini çürüttün, sen kendini işe yaramaz hale getirdin. Dışın çok güzel, için çürük kokuyor ama. Dışın ne güzel nefasetli görünüyor. Ermiş, olgunlaşmış gibi görünüyor. Ama sen kendi özünü bozdun, yolunu bozdun, çizgini bozdun, geriye doğru gittin. Sen olgunlaşıp kemal ayırıp insanlara faydalı olman gerekirken, sen o olgunlaşma sürecini geri çevirdin.

Bu neyle oldu? Bu dünyaya aldanman ne oldu? Heva evese uyman ne oldu? Nefsini ilahlaştırman ne oldu? Sen şımardın, şımarınca kaybettin. Allâh muhâfaza eylesin. O dünya senin yakandan tuttu. Dünya senin kalbini çevirdi. Oysa Hadîs-i Şerîf’te Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştu ki, Âdemoğlu’nun iki vâdî dolusu altını olsa, malı olsa, üçüncü bir vaadi daha arzu eder.


«Âdemoğlu’nun İki Vâdî Altını Olsa Üçüncüyü İster» Hadîs-i Kudsîsi; Hz. Abbâs’ın Mekke Hâtırâsı

Âdemoğlu’nun karnını ancak toprak doldurur. Allâh tövbeden kimsenin tövbesini kabul eder dedi. Muharrem İslam. Bunu ne zaman söyledi biliyor musunuz? Bu Hadîs-i Şerîf’i. Bir yoldan geldi bir kimse. Çok temiz giyimli. Buranın emiri kim denildi? Bunların emiri kim deyince, Peygamber’i gösterdiler sallallâhu aleyhi ve sellem. Dediler ki, o dedi ki o kimse, sana hediyeler geldi. Medîne’nin filanca vaadisinde seni bekliyor dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kalktı o hediyeleri almak için. Dedi ki onların buraya gelmesi mümkün değil. Çok büyük hediyeler. Katar Katar dediler. Hz. Abbâs dedi ki, Ey yeğenim, ey Muhammed. Dedi ki, yükse ben yükler getiririm. Bir şeyse yardımcı olurum.

Hz. Abbâs’ın içerisinde öyle bir dünya sevgisi var. Müsaade et ben seninle geleyim dedi. O da olur amca dedi. Gittiler vaadinin başına. Vaadinin başına gittiler. Bir Katar Zebercet, bir Katar Mercan, bir Katar şu altın. Ne ararsanız var Katar Katar. Tabi o hediyeleri getiren kimse, Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine gelen Katarları, o gelen hazineleri tanıtıyor. Diyor ki, şunda Mercan yüklü, şunda altın yüklü, şunda gümüş yüklü, şunda şunlar yüklü, bunlar bunlar yüklü. Bunları söyledikçe, Hz. Abbâs diyor ki, Ey Muhammed bunların hepsi senin mi? Benim amca diyor. Bir daha söylüyor. Bunların hepsi senin mi? Tabi o gelen, hediyeleri getiren tanıtıyor, o her seferinde benim amca diyor.

Ondan sonra en sonunda diyor ki, Hepsi de senin mi? Hepsi de benim diyor. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Bakıyor ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, onda dünya sevgisi aşırı, son hicret edendir Hz. Abbâs. Mekke’deki işi, kol çevirmektir, faizciliktir. İlk Mekke fethedilince, bugün faiz ayaklarımın altındadır, ilk kaldırdığım faiz de, amca Mabbas’ın faizdir der. Gelir, dili titrek bir şekilde, Ey Muhammed, ben paranın aslını da mı almayayım der. Yok aslını al der, ama faizlerini bırak der. İlk kaldırdığım faiz odur der. O Mekke döneminde, Hz. Abbâs’ın faizciliğini yasaklamaz. Çünkü Mekke o zaman için, müşrik bir devlettir. Müşrik bir devlette, müminle kafirlerin arasında faiz yoktur.

Hükmün çıkış noktalarından birisi de budur. Müşrik bir devlette, müminle kafirlerin arasında faiz yoktur. O Hâkim hadîsi de bunu destekler. Velhasıl, Hz. Abbâs Efendimiz, Radıyallâhu anh hazretlerine, normalde göğsünü bir sıkar, böyle kucaklar onu, sıkınca Hz. Abbâs Efendimizin, ağzından simsiyah bir duman çıkar. Simsiyah bir duman çıkar. O zaman bu hadîs-i şerîfi, hadisi kutsi söylen, Âdemoğlu’nun iki vaadi dolusu, altını olsa üçüncüyi ister. Âdemoğlu’nun karnını ancak toprakta yorur. sen ne kadar çok mal biriktirirsen, halbule daha mal biriktirmek istersin. Yaşlanırsın, yaşlandığında bile mal biriktirmenin derdine düşersin. Gelmiş adam 60 yaşına, halede kaç tezgah alacağım, kaç tezgah satacağım, kaç bin metre mal yapacağım, ne kadar şunu yapacağım, onu hesaplıyor. 60 yaşına gelmişsin, yaşayacağın 10 yıl daha senin, azami.

Adı yaşa, 75’e kadar yaşa. 15 yıl yaşa, 60 yaşına kadar yapmışsın yapacağını, daha ne yapacağım diye uğraşıyorsun. Bırakacağın parayı sen yesen, 15 yıl yiyemezsin zaten. En fazla çoluğun, çocuğun torunun der ki, dedem biraz daha fazla çalışıp, biraz daha fazla bıraksaydı. Ama o dünya sevgisi, dünya hırsı, adam 70 yaşına da gelse bırakmaz. Dünya sevgisi var ise, dünya hırsı var ise, 70 yaşında fabrika kuracağım diye uğraşır insan. Adam gelmiş 75 yaşına, daha fabrikanın başında. Eyvallâh. Bir şey diyemeyiz. Herkesin kendi hayatı. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden, dünya, şeytanın şarabı gibidir. Seni onunla sarhoş eder, seni onunla perişan eder.


«İp Eğiren Urgancı Mecâzı» — Geri Geri Gitmek; Sufî’nin Sünnete Bağlılığı; «Önce Hâl Görüyordum» Hâli

Allâh muhâfaza eylesin. Ve insanoğlu, gerçekten enteresan varlık, o dünya sevgisine, kaç yaşında olursun, bir şey yaptırırsa kendini kaybolur gider. Meyvanın, günden güne daha tatlı olması lazım. İp eğirenler gibi, gerisin geriye gitmenin lüzumu yok. Siz ip eğirenleri de bilmezsiniz şimdi. Urgancılık mesleği kalmadı çünkü. Tirede urgancılık mesleği vardı. Bizim Bayındır’da da kalmadı. O kendiden iplik yaparlardı. Urgan. Şimdi, karşıda bir mekanizma vardır böyle dairemsi. Kendiler çuvalın içindedir, heybesinde. Onu böyle, geri gelir. O mekanizma döner, dönünce eğirir. İp eğirme makinasının değişik bir şeysi. Bildiğiniz ip meydana gelir. Kalın ip. Sonra üç veya dört ipi bir daha birleştirir. Biz meslek lisesine giderken, gördük onları.

O kendiden ip, halat, urgan yaparlardı. Şimdi naylonun çıktı, bilmem nesi çıktı. Şimdi onlar habire geri geri gelirler. İpi eğirirlerken. Sonra ipi dolar, başa gider, tekrar geri geri gelir. Başa gider, tekrar geri geri gelir. Hazret-i Pîr diyor ki, senin meyvan günden günden tatlanması gerekirken, senin meyvan bozuluyor. Ve ip eğirenler gibi gerisin geriye gitmenin lüzumu yok diyor. İp eğirenler gibi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, iki günü müsavi olan, eşit olan zarardadır diyor ya, Müslüman her an, bilhassa sufiler, manevi hallerini arttırmaları lazım. Bunun için de zikirlerini arttıracaklar, bunun için de ahlaklarını arttıracaklar, ince ahlakya sahip olacaklar, bunun için de sabırlarını genişletecekler, derinleştirecekler.

Bunun için ne yapmaları lazım? Merhametli, toleranslı olmaları lazım. Kur’ân ve sünnetten taviz vermemeleri lazım. Yollarının adabından, erkanından, taviz vermemeleri lazım. Ama yok böyle olmazsa, senin bugünün dünden iyi olması lazım. Bugünün dünden daha iyiler olması lazım. eğer bugünün dünden daha iyileri olmuyorsa, senin meyvan olgunlaşmıyor. Sen geriye geriye gidiyorsun. Hep böyle dervişlerden gelen mesajlar şöyledir, ben dervişliğimin ilk zamanlarında ne güzel rüyalar görüyordum, şimdi dervişliğinin ilk zamanlarında aşkla, muhabbetle dört elle sarıldıydın, şimdi kendi kendine bir benlik geldi sana, bir dervişlik böyle elbisesi giydin kendi kendine, geriye doğru gidiyorsun. Önceden sabah namazı vaktinde aman namazı kaçırmayayım, dersimi de kaçırmayayım diyordun, şimdi sabah namazını da kaçırıyorsun, dersini de kaçırıyorsun.

Dersini sıkı sıkı bağlıydın, çekerdin, şimdi dersini de çekmiyorsun, geriye doğru gidiyorsun, ondan sonra da aradan bir yıl geçiyor, iki yıl geçiyor, diyorsun ki ya bu adam nasıl Peygamber efendimizi görür, ben daha görmedim, sen daha görmezsin, neden? Geri geri gidiyorsun, yolda durdun hamdet şükret, bir de geri geriye gittiğini görmez, yolda hata görür. Geri geri gittiğini görmez, şeytata görür, geri geri gittiğini görmez, zakir de hata görür, geri geri gittiğini görmez, dervişlerde hata görür, geri geri gittiğini görmez, evde hanıma kızar, çoluğa çocuğa kızar, beyinle kızar, çoluğa çocuğa kızar, ona hart, buna hurt, ona tekme, ona yumruk, ona küfür, ondan sonra bir de Peygamberi görmek istiyor.

Onun kibirlenir, öbürkünü ötekileştirir, ona tepeden bakar, ona sanki çok mataf bir şey yapıyormuş gibi kızar, sonra bir de Peygamber efendimizi görmek ister. İşin en ilginç bu, dedikodu yapar, gıybet eder, onun birinin özel hayatına karıştırır, burgaları incelen, sonra benden fazla Peygamber efendimizi görmek ister, nasılsa. Ne yapıyor? Geri geri gidiyor, ne yapıyor? Meyva olgunlaşmadan bizim ordu, göklü yedin derler, gökken yedin. olgunlaşmadın, olgunlaşmadan sabırsızlık yaptın, sen daha kanatların çıkmadan uçmayı denedin, kedi-köpeği yem oldun. yuvada duruyor, yuvada iyice kanatlanacak, serpilecek, ondan sonra uçacak. Anne kuş veya baba kuş onun yuvadan uçma zamanı bilir, yuvadan uçma zamanı geldiğinde yuvadan kendisi kovar onu, atar aşağıya onu.

Bu anne-babaya tabi değil, kendi kendine olgunlaştığım havasında yuvadan atıyor kendini, yuvadan atınca zaten aşağıda kediler bekliyor, yukarıda martılar bir tane daha bir kuş daha var, Bursa da gördüm ona, ne diyorsunuz siz ona? efendim? saksağan, evet o da böyle yavruları yiyor değil mi? böyle değişik bir kuş o alaca gibi evet şimdi o normalde ne yapar? kediler bekler, orada bir kuş yuvası var, bekler onu oradan çünkü ahmağın birisi atacak kendini ben uçuyorum diye atar, atar atmaz kapar onu kedi ve hatta martı dolaşıyor martı kapıyor onu diyeceksin ben ilk önce bu martılar ne dolaşıyorlar şehrin içinde?


Nahl 16/92 — «İpliğini Çözen Şaşkın Kadın»; Ahdine Bağlılık; «Eşler Aynı Huyda Olmalı» Tedrîsi

dolaşıyorlar, yavruları dolaşıyorlar şimdi dervişin de çok affedersiniz, aptal oğlun kendi kendine oldum davası güder kendi kendine oldum davası güdünce atar kendini yuvadan dışarı uçacağım diye uçar uçmaz onu şeytan kapar daha uçuyorum derken yuvadan daha dışarı çıkıyorum derken onu şeytan kapar kurtlar kapar onu yerler bitirler çatır çatır normalde o kimse geri geri gidiyor, ziyanda ziyanda olduğunun da farkında ama kendisini aldatmasını seviyor Allâh’ıma vız eylesin. Nahl 16/92 ipliğini sağlam eğiripte sonra onu söküp bozan şaşkın kadın gibi olmayın sen ipliğini sağlam ör sen ipliğini sağlam ör onu bozma sen bir yola söz vermişsin sözünde ahdinde dur eşine söz vermişsin sözünde ahdinde dur çoluğuna çocuğuna söz vermişsin çoluğuna çocuğuna söz vermişsin çoluğuna çocuğuna sözünde ahdinde dur büyüklerine söz vermişsin o ahdinde dur ahdini bozma ahdini bozan bir kimse ahdini bozan bir kimse bu ipliğini sağlam eğirip sonra da onu söküp bozan sonra da onu söküp bozan şaşkın kadına benzer ayetle sabit bu ahidlerini bozanlarla alakalı ahittir bu Hz.

Pîr de diyor sen diyor o urgancılar gibi geri geri gitme ipliğini sağlam örmüşsün o ipliğini sağlam örmüşsün onu çözme hiç bir zaman ahdinizi çözmeyin hiç bir zaman verdiğiniz sözü unutmayın bir söz vermişsiniz kime söz verdiyseniz söz verirken 118 sefer düşünün ama söz verdiyseniz de o sözünüzden dönmeyin sufi sözünden dönmez söz verdi mi orada kalır ne yaşarsa yaşasın senin söz verdiğin kimse bozulsun sen bozulma senin ahitleştin kimse bozulsun sen bozulma sen liman babası gibi durdurdu dünyada elleme elleme bozulan senden değil zaten o bozulduysa seni bırakıp gidecek o bozulduysa yolu bırakıp gidecek o bozulduysa o kadınsa evi bırakıp gidecek o bozulduysa adamsa o bırakacak gidecek o ahdini bozacak sen ahdini bozma derviş ahdini bozmaz etrafındakiler ahitlerini bozsalar dahi bozma ahdini bozma ahitlerini bozsalar dahi bozmaz bak etrafında her kim var ise eştir evlattır ne bileyim derviştir kardeştir arkadaştır hiç önemli değil o ahdini bozmaz ahdinde dur Rabbim bize ahitlerinde duranlardan eylesin o yüzden namazdan zikirden tövbeden iyilik yapmaktan kötülerden ve kötülüklerden sakınmaktan geri dönme ahdinde dur sabit dur vefasızlardan olma düğünü unutup dünü unutup bugün vefasızlık bayrağını çekenlerden olma öncekini unutup bugün vefasızlık bayrağını çekenlerden olma sen sabittir sen sen günden güne bozulanlardan olma günden güne geriye doğru dönenlerden olma sen öyle ol ki etrafı bozulsun sen bozulma Allâh muhâfaza eylesin sonra ben eski halimde değilsin değilsin kendi ipini kendin çözdün değilsin kendin geriye döndün değilsin sen kendin gevşedin ben kendi nefsime söyleyim bunu evet istismar ediyorsun sen sabit kadem duramıyorsun.

Allâh muhâfaza eylesin sen bizim eşimizsin işlerin başarılması için eşlerin aynı huyda olmaları lazımdır eşlerin birbirine benzemesi lazım ayakkabı ve mestin çiftlerine bir bak ey sufi kardeş ey insanlar Cenâb-ı Hak hepiniz ahsen-i takvîm üzerine yarattı sen önce altın idin altın seni Allâh altın olarak yarattı ama sen dünya sevgisiyle bozuldun dışarıda altın aramaya koyuldun ne oldu sen asıl cevherini unuttun sen cevherine dönmeyi unuttun cevherine dönmüş olsaydın öyle olmayacaktı e ne aldın sen meyvanı bozdurdun ne oldun ipini çözdürdün ne oldun senin meyvan tatlanacağına çürüdü e sen zahir ve batınını birleştirip öyle yürüceğine sen zahir ve batını birleştiremedin hadîs-i şerifteki gibi dünyası için ahiretini ahireti için dünyasını terk edenlerden olmayacaktın e öyle oldun e ne oldu istikametini bozdun sünnete bağlılığını bozdun kurana bağlılığını bozdun farzlara olan bağlılığını bozdun sen bozdun böyle olunca sen bizim eşimiz olmaktan çıktın eş nedir birbirinin aynısıdır bir şeyin eşi demek aynısı demek bunu karı koca olarak alsan kadın da erkek de bir iki ayakkabı gibidir iki ayak aynı ölçüde ayakkabı olmazsa yolda düzgün yürüyemez mürid mürşid iki ayakkabı gibidir bir insan gibi düşündüğümüzde bir tanesi bozulursa yürüyemez o kimse hadîs-i şerîf hazreti peygamber buyuruyor ki hakkınızı helal edin ben bu hadisler hep böyle işin manevi tarafından alıyorum ne diyor bir kimsenin bir ayakkabısı kaybolursa öbürkünü de çıkarsın öylesi yürüsün diyor dengesiz olur çünkü denge önemlidir İslam’da siz zahir batın dengesini kurmak zorundasınız siz dünya ahiret dengesini kurmak zorundasınız denge bozulursa yolunuz yolunuz bozulur hayatınız bozulur o yüzden normalde hiçbir zaman dengeyi bozmayacaksın ve eşler ne diyor hazreti pir ben böyle karıştırıyorum kararmasın diye eşlerin birbirine benzemesi lazımdır diyor nedir sufilik kul mürid Cenab-ı Hakkın sıfatlarını de tecelli ettirir sıfatlar onun üzerinde tecelli ederse Allâh kendi sıfatını sever çünkü bu sefer benzeşme başlar eğer Cenab-ı Hakkın sıfatları senin üzerinde tecelli etmezse sen onunla dost olamazsın.

Allâh muhâfaza eylesin öyle olunca o zaman sen normalde birbirlerinize benzeme iki derviş birbirine benzemesi lazım iyilikte,güzellikte,hoşlukta ama Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim cümlemizi istikameti düzgün olanlardan eylesin. Kuran ve sünneti seniye sımsık yapışanlardan eylesin geriye doğru gidenlerden değil her daim ileriye doğru gidenlerden eylesin. El F


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 2305. Beyit — «Bedevî ve Hanımı Kıssası»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, 2305. beyit civarı; «Bedevî-hanım kıssası» (altın masalı, kanaât tedrîsi) — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «kanâat bitmeyen hazînedir» hadîsi — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/308; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/119; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tîn 95/4 — Ahsen-i Takvîm: «lekad halaknâ’l-insâne fî ahseni takvîm» (Andolsun ki insanı en güzel sûrette yarattık) — Tîn 95/4; Taberî, Câmiu’l-Beyân 30/239; İbn Kesîr, Tefsîr 8/427; «insanın halîfeliği» — Bakara 2/30; «kalbe nûr verilmesi» — Hadîd 57/28; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; «insanın asıl cevheri-fıtratını koruma» tâbiri — sufî terminoloji — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Kehf 18/46 — «Mâl ve Oğullar Geçici Ziynet»: «el-mâlü ve’l-benûne zînetü’l-hayâti’d-dünyâ, ve’l-bâkıyâtü’s-sâlihâtü hayrun inde Rabbike sevâben ve hayrun emelâ» (Mâl ve oğullar dünyâ hayâtının geçici ziynetidir; geride kalan sâlih ameller ise sevap olarak da ümît kaynağı olarak da Rabbinin nezdinde sizin için daha hayırlıdır) — Kehf 18/46; Taberî, Câmiu’l-Beyân 15/250; İbn Kesîr, Tefsîr 5/161; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «dünyâ-âhiret dengesi» tedrîsi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • «Dünyâ Melûndur» Hadîsi — Tirmizî ve İbn Mâce: «ed-dünyâ mel’ûnetün, mel’ûnün mâ fîhâ illâ zikrullâh ve mâ vâlâhu, ve âlimun ev müteallim» (Dünyâ melûndur, içindekiler de melûndur; ancak Allâh’ı zikretmek ve ona yardımcı olanlar, âlim veya tâlebe müstesnâ) — Tirmizî, Zühd 14 (2322); İbn Mâce, Zühd 3 (4112); Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/345; «zikrullâh ve müteallim istisnâsı» — modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • «Âdemoğlu’nun İki Vâdî Altın» Hadîs-i Kudsîsi: «lev kâne li’bni Âdeme vâdiyâni min mâlin lebteğâ vâdiyen sâlisen, velâ yemleü cevfe’bni Âdeme illâ’t-türâb, ve yetûbu’llâhu alâ men tâbe» (Âdemoğlu’nun iki vâdî altını olsa üçüncüsünü arzu ederdi; Âdemoğlu’nun karnını ancak toprak doldurur, Allâh tövbe edenin tövbesini kabûl eder) — Buhârî, Rikâk 10 (6437); Müslim, Zekât 116 (1048); Tirmizî, Zühd 28 (2337); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/117; «Hz. Abbâs ve Tâifin Sa’d b. Eseli’nin Allâh Resûlü’ne hediyeler getirmesi» rivâyeti — sufî hâtırâtı — Şâ’rânî, Letâifü’l-Minen; «Mekke fethi-faiz kaldırılması» — Buhârî, Tefsîr Bakara 47; Müslim, Buyû 75-76 (1581-1582).
  • İhtiyârın Genç-Likralı Tişört Eleştirisi — Hadîs-i Şerîf: «la’analla’hu el-müteşeyyâni mine’r-ricâli’l-mübenneten» (Allâh kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etsin) — Buhârî, Libâs 61 (5885); Ebû Dâvûd, Libâs 27 (4097); Tirmizî, Edeb 24 (2784); İbn Mâce, Nikâh 22 (1904); «yaşlanırken gençliğe özenen ihtiyâr lânetlik» tâbiri — modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm Ahlâkı; «yaşlanınca dünyâ sevgisinin artması» hadîsi — Buhârî, Rikâk 5; Müslim, Zekât 113 (1046); modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • «Hayırlınız Ahireti İçin Dünyâyı, Dünyâ İçin Ahireti Terk Etmeyen»: «leyse bi-hayriküm men terake dünyâhu li-âhiretihî velâ âhiretehû li-dünyâhu hattâ yusîbe minhümâ cemîen, fe-inne’d-dünyâ belâğun ile’l-âhirah, velâ tekûnû kellen ale’n-nâs» (Hayırlınız âhireti için dünyâyı, dünyâ için âhireti terk etmeyen ve insanlara yük olmayandır) — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 7/261; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 6/620 (17236); «yük olmama tedrîsi» — Buhârî, Buyû 15; Müslim, Zekât 94 (1042); «Hz. Ömer’in mescidde ibâdet eden genci kovması» — modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Nahl 16/92 — «İpliğini Çözen Şaşkın Kadın»: «velâ tekûnû ke’lletî nakadat ğazlehâ min ba’di kuvvetin enkâsâ» (İpliğini sağlam eğirip de sonra onu söküp bozan şaşkın kadın gibi olmayın) — Nahl 16/92; Taberî, Câmiu’l-Beyân 14/175; «ahde vefâ» — Mâ’ide 5/1; İsrâ 17/34; Mü’minûn 23/8; Mearic 70/32; «sözünden dönmemek» — Buhârî, Şehâdât 9 (2682); Müslim, Îmân 107 (59); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «liman babası gibi durmak» tâbiri — sufî hâtırâtı.
  • «İki Günü Müsâvî Olan Zarardadır» Hadîsi: «men istevâ yevmâhu fe-huve mağbûn, ve men kâne yevmuhû şerren min emsihî fe-huve mel’ûn» (İki günü müsâvî olan zarardadır; bugünü dününden kötü olan ise lânetliktir) — Hâkim, el-Müstedrek 4/103; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/427; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/325; «sufî’nin günden güne ilerlemesi» tedrîsi — sufî tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «kemâle erme» — modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Eşler Aynı Huyda Olmalı» — Sufî Mürîd-Mürşid Tedrîsi: «mürîd ile mürşidin iki ayakkabı gibi olması» tâbiri — Mevlânâ, Mesnevî; «kayıp ayakkabıda öbürkünü çıkarmak» hadîsi — Buhârî, Libâs 31 (5855); Müslim, Libâs 18 (2099); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/253; «zâhir-bâtın dengesi» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «Allâh’ın sıfatlarının kulda tecellîsi» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve Mesnevî Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Debreli Hasan, Kerimoğlu, Drama, Makedonya zeybekleri» Türk halk müzîği geleneği — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş Mesnevî tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı