Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #101 — Enâm 6/90 ve Hûd 11/51: «Ben Sizden Hiçbir Ücret İstemiyorum» Peygamber Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #101 — Enâm 6/90 ve Hûd 11/51: «Ben Sizden Hiçbir…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Topik Girişi & Enâm 6/90 ve Hûd 11/51 — «Ben Sizden Hiçbir Ücret İstemiyorum»

Birkaç ders yapmıştık dini ücrete tâbî edenlerle alâkalı. İnşâAllah bu akşam da o kaldığımız yerden ayetlere devam edeceğiz. Bununla alâkalı her peygambere, her peygamberin dilinden, dinden para kazanılmama, dininin üzerinden basamak edip herhangi bir şey elde etmemeyle alâkalı Cenâb-ı Hak peygamberlerin dilinden Kur’ân-ı Kerîm’de ayetler var. O yüzden biz de sırasıyla böyle kendimce o ayetleri sıralamıştım. Aslında konu anlaşıldı ama böyle birkaç ders daha meselenin pekişmesi adına inşâAllah ders yapacağız. Sonra bu meselede bitmiş olacak inşâAllah. Bugünkü ayetlerimiz Enam Sûresi 90. âyet, Hud Sûresi 51. âyet. Evet Destûr. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ülâike’llezîne hede’llâhu fe-bi-hüdâhümü’qtedih, kul lâ es’elüküm aleyhi ecran in huve illâ zikrâ li’l-âlemîn.

Dedim Hakkında

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Yâ kavmi lâ es’elüküm aleyhi ecran, in ecriye illâ ala’llezî fataranî, e felâ ta’kılûn. Sadekallâhü’l-Azîm. Âmîn. Enam Sûresi âyet 90. Allâh’ın hidayet verdikleri bunlardır. Öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O Kur’ân âlemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir. Hud Sûresi 51. Ey kavmim ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratandan başkasına ait değildir.


Enâm 6/80-87 Peygamberler Silsilesi — Hz. Peygamber’in Ücretsiz Tebliğ Tedrîsi; Tebük Hâtırâsı

Bu enam süresi 90. ayetten önce normalde 80. ayetten itibaren Cenâb-ı Allâh, Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden önce gelen peygamberleri sıralıyor. Onlar normalde 79’da İbrahim aleyhisselâm ile olan meseleyi anlatıyor. Sonra 80, 81, 82, 83, 84. Bunlarda o geçmiş peygamberlerin isimlerini zikrederekten isim isim. Mesela 83. bu İbrahim’in kavmine karşı verdiği delilimizdir. 84. biz İbrahim’e, Îsâ’kı, Yakub’u bahşettik ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh’u ve soyundan olan Dâvûd’u, Süleymân’ı, Eyyûb’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı, Hârûn’u doğru yola sevk etmiştik. biz iyilikte bulunanları böyle mükafatlandırırız. 85. Zekeriyyâ, Yahya, Îsâ ve İlyâs’ı da hidayete erdirdik. 86. İsmâîl’i, İlyâs’ı, Yûnus ve Lût’u da hidayete erdirdik. 87. babalarından, nesillerinden, kardeşlerinden bazılarını da üstün kıldık.

Gibi peygamberlerin isimlerini sıralıyor ve hepsine de hidayete erdirdik. Doğru yola erdirdik diyor. Sonunda da Enam suresinin 90. sure’sinde de peygamber ne diyor? Ona diyor ki, Hz. Peygamberin dilinden diyor ki, ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. De ki diyor, o müşriklere söyle, o tebliğ ettiğin, o insanların hidayetine vesile olmaya çalıştığın kimselere söyle. De ki bundan dolayı sizden bir ücret istemiyorum. Dikkat edin. Bir ücret istemiyorum. Buradaki ince ayrıntı bu. Peygamberlerin hiçbirisi, hiçbirisi tebliğlerinden dolayı, dini çalışmalarından dolayı herhangi bir ücret talep etmemişler. Bu şimdi, biz burada bunu böyle söyledikçe, bunun yankıları etrafa yayılıyor. nasıl olur, nasıl böyle bir şey olur? ücret isteyenler ne oluyor?

Hatta normalde geçen hafta az bir şey ne zamandır bahsettik, Tebûk’la alakalı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Tebûk Savaşı’yla alakalı Müslümanlardan kimin neyi varsa getirsin dediydi. Bunu örnek gösteriyorlar. Ben de diyorum ki karşınızda komple bir Rum ordusu var ise veya bir emperyalizmle mücadele edecekseniz, savaşacaksanız, emperyalizmi yıkmak için, dünya üzerindeki deccaliyeti yıkmak için, yerli bir etmek için böyle bir mücadeleniz var ise bütün Müslümanların bütün mallarını feda etmeleri farzayın. Bakın bütün, tüm Müslümanların birisi çıktı şimdi orta yere. Dedi ki ben bu emperyalistlerle mücadele edeceğim, savaşacağım. Gerçek mânâda. Arkasında siyâye yosması, mossad bozması olmayacak yalnız.

Öyle bir şey yok. onların kurduğu bir şey olmayacak. Evet, o zaman bütün Müslümanların tekrar söylüyorum, o orduya ben bazen zaman zaman yazıyorum ya diyor mehdi ordusunun kurulması lazım. Bütün Müslümanlar mehdi ordusunu desteklemek zorunda böyle bir şey olursa. Ama bu mehdi ordusu da emperyalizme karşı kurulmalı. İslam ülkelerindeki orduların büyük bir çoğunluğu kendi vatandaşlarını baskılamak için kurulurmuş ordular. Osmanlı’nın yıkılmış 100 yıl olmuş. 100 yıldan beri İslam devletlerinin içerisinde kâfirlerle savaşan bir devlet var mı? Yok. Bakın 100 yıl geçmiş Osmanlı yıkılalı 100 yıldan beri kâfirlerle savaşan bir devlet yok.


«100 Yıldan Beri Kâfirlerle Savaşan İslâm Devleti Yok» — Kıbrıs Çıkartması; Cihâd Şuûru Eksikliği

Bir tek Türkiye var, Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Kıbrıs’a çıkartma yapınca ondan sonra başına gelmedik bir şey kalmadı. Ambargolar, onlar bunlar bir sürü şeyler, baskılar, zulümler içeride sağ sol karışıklıkları. Normalde Türkiye oraya çıkartma yaptı. Onda rahmetli Necmeddîn Erbakân’ın bastırmasıyla oldu. Türkiye’nin başına gelmedik bir şey olmadı. Bakın sınırlarda kâfirlere karşı Osmanlı’nın bıraktığı yerde hiçbir İslam halkı müslüman olan bir devlet, bir gayr-i Müslim devlete karşı savaş açmadı. Hatta onlara savaş açıldı. Geldi, Irak’a yerle bir etti, geldi Suriye’ye yerle bir etti, Yemen’i karıştırdı. Bir önce Ruslar geldi, Afganistan’a saldırdı, işgal ettiler. Ardından Normalde geldi Amerikalılar işgal etti.

Normalde şimdi Amerikalılar da oradan kurtuldu. İnşallah birbirlerini vurmazlar yine şimdi birbirleriyle savaşmazlar. sonuç itibariyle müslüman halkı, müslüman olan hiçbir devlet gayr-i Müslim bir devlete karşı bir savaşı yok. Hatta Müslümanların kana akıtılıyor her daim. Her yerde. Bakın her yerde kana akıtılıyor. Müslümanların bir izzeti, şerefi, namus, ahisiyeti kalmamış. Her yer yıkılmış, her yer perîşân olmuş. Biz bunları görmüyoruz. Görmek de istemiyoruz. Bunlarla da mücadele etmek istemiyoruz. Çünkü rahat yataklarımız, kıyafetlerimiz, yemelerimiz, içmelerimiz, keyiflerimiz yerli yerinde. Böyle olunca bunlarla mücadele edecek azmimiz yok. Hatta insanların bu bozulmasıyla şimdi bakın bu bozulmasıyla daha da zor. bugünkü insanlar bir sıkıntıya göğüs geremez.

Bir yokluya, bir derde, bir sıkıntıya asla göğüs geremez. bu toplumla siz şimdi bir savaşa gireceksiniz, yolda kalırsınız. Yolda kalırsınız. Sonunca ulaşmanız çok zor olur. Sebep? İnsanlarda o vatan düşüncesi, o millet düşüncesi, o bayrak düşüncesi, o din düşüncesi, Kur’ân Sünnet düşüncesi kalmadı ki. Bakın kalmadı. Ve toplumu öyle bir hale getirdiler ki uyuştu toplum. Uyuştu. Bakın uyuştu. On iki tane şehit veriyorsunuz hiç kimsenin umurunda değil artık. Hatta ne ama gidiyorsunuz ki oralara ya? Çok mu diyenler? Çok. Ne işimiz var orada diyenler? Çok mu? Çok. Adam bilmem kaç bin kilometreden geliyor. Irak’ta bunun ne işi var diye sormuyor. Suriye’de bunların ne işi var diye sormuyor. PKK’yı burada kim besliyor diye sormuyor.

Boyuna isim değiştiriyor, bu isim değiştirip bir sürü Amerikan silahı, NATO silahı bunların elinde. Bunları kimin verdiği belli. Bunları sormuyor. Sormayız. Neden? Biz çünkü o batının kültürünü yedik. Yememiz, içmemiz, kıyafetimiz, harcamamız, kültürümüz, düğünlerimiz, bayramlarımız, şenliklerimiz hepsi de Batı kültürü oldu. Öyle olunca sanki biz onlarla mücadele edince sanki kardeşimizle mücadele edecekmişiz gibi bizde bir his uyandı. Batılılar bizim için tabu oldu. İlah oldu, tanrı oldu. Bizim geleneğimizi, göreneğimizi, kültürümüzden önce ne yaptı? Hukukumuzu değiştirdi. Hukukumuz değişince, kültürümüz değişince, dini inancımızda da gevşeklik olunca komple her şey gitti. Allâh bizi affetsin.

Şimdi bize şunu önerdiler, şunu koydular orta yere. Siz normalde herkes böyle, normalde cemaatler, cemiyetler, Kur’ân kursu açacağız. Ondan sonra yurtlar açacağız. Şunu açacağız, bunu açacağız. İnsanlara Kur’ân öğreteceğiz. Kur’ân okumasını herkes çok iyi bilecek. Harika. Hukuku? Yok. Cihâd şuuru? Yok. Biz harika hafızları yetiştirdik. Ama o hafız cihâdla alakalı bir şey olduğunda cihâd bitmiştir diyor. Şimdi diyor, sohbet ederekten, anlatarakta olacak diyor. Adam bombalıyor. Bakın gazete 65 ton bomba attı adam. Demek ki orada kalkıp da daha millete tebliğ edeceğim diye mi uğraşacaksın? Ne yapacaksın? Siyonistlere neyi tebliğ edeceksin? Burada bir sıkıntı var. Biz tabi dinden geçinmeyi, istemeyi kendimize yol ettik.


«Yeni Dinle Tanıştım» Eleştirisi — Cemâat-Tarîkat Dilencilik Düzeni; Bolu’da Köy Câmî İnşâât Hâtırâsı

Ben yeni dinle tanıştım. Bunlara açık açık konuşacağım. Yeni dinle tanıştım ben. Yeni dinle tanıştım da ne kadar cemaat, tarikat varsa dolaştırıyorlar. Hepsi de istiyorlar. Ben 5 tane 6 tane sohbete gittiysem, tarikatta cemaatta dahil buna. Hepsi de istiyor. Ayet-i Kerimelere baktığında peygamberlerin hiçbirisi istememiş. Peygamberlerin hiçbirisi dinden geçinmemiş. Sahabelerin geçimi cihattan. Kılıçlarının ucu, ucunda geçimleri. Ya ticaret yapmışlar, ya ziraat yapmışlar. Bir kısmı var ne ticaret yapmış, ne ziraat yapmış, ne hayvancılık yapmış. Sadece cihâd etmiş. Zaten İmam-ı Azam’ın fetvası da bu. Kazancın en hayırlısı, en helalı cihattan elde edilen demiş. İkincisi ticaretten demiş. E bunu görmemiş Müslümanlar.

İstiyorlar boyuna. Buradaki imamın parası nereden? Cemaatten. Buradaki cemaatten. İmamın parası nereden? Cemaatten. Burada kocanın parası nereden? Cemaatten. Bu yurdun müdürü nereden geçiniyor? Cemaatten. Buranın imamı nereden geçiniyor? Cemaatten. Maaş veriyor. Bu yurtta hafızlık eden, hafızlık öğreten nereden geçiniyor? Cemaatten. Bütün hepsi de, hepsi de. Oradan geçiniyor. Bir sistem kurulmuş. O sistem herkesi besliyor. O sistemde vazife alanların hepsi de oradan nemalanıyor. Vermiyorlar. Alıyorlar. Aldıkları müddetçe de o sistemi ayakta tutuyorlar. Normal bir işletme düşün. O işletmeden geçiniyor. Ne bu işletme? Dini bir kurum. Doğru mu? Ama hafızlık, ama Arapça öğretiyor, ama bir şey öğretiyor, ama bir şey yapıyor.

Din adına yapıyor. Ve istiyorlar bunlar. Kapı kapı dolaşıyorlar. Kapı kapı dolaşıyorlar. Ve istiyorlar. Kendilerine sohbete gelenleri de istiyorlar. Bana deseler ki şimdi istemiyoruz. Ben kendi gözümle şahidim kardeşim. Ben kendim gittim gördüm. Türkiye’deki büyük gibi görünen bütün cemaat ve tarikatların hepsi de istiyorlar. Dilenciler. Bildiğiniz dilenci. Oysa Kur’ân diyor ki ben sizden ücret istemiyorum. Peygamberin dilinden söylüyor. Ee sen peygamberin yolundan gitmedin. Neden? Sen tebliğin için ücret aldın. Sen tebliğ için istedin. Dilencilik yaptın. Gittin istedin. İstedin mi istedin? Dilencisin sen. Bir de söz şu Allâh rızası için. Canım kardeşim. Sen ver önce maaşını. Hiçbir peygamber dinden geçilmedi ki.

Mescide oturup yiyeceğini içeceğini insanlar getirmedi onların. Hiçbirisi de. Sen nereden bu yolu buldun? Bu yol o kadar artık böyle dejenli bir yolu. Bu yolun ne kadar da güzel bir yolu. Bu yolun ne kadar da güzel bir yolu. Bu yol o kadar artık böyle dejenli oldu ki. o… Kurgulanmış. O kurgulanmış. Oturmuş yerleşmiş düzen. Devam ediyor. O düzene hiç kimse bozmuyor. Bozmak da istemiyor. Bunu konuşmaya kalkın. İnsanı zaten ya kafir oluyor ya mürtet oluyor. Atıyorlar dergahtan cemaatten. E… İstemek nerede var şimdi? Bazen zaman zaman söylüyorum ya. 28 Şubat döneminde şeyhler toplantısına gidiyoruz. Halifenin cebi dizine kadar şalvar diktirmiş. Bana kendisi sordu. halifeler bir tarafta toplanıyor.

Şeyhler bir tarafta. Mustafa Efendi sen de şalvarını diktirdin mi dedi? Ne şalvarı dedim ben? E dedi sizde öyle değil mi? Ne dedim bizde öyle olacak? E dedi. Cumaları şeyh efendiye dedi. Cuma tebriğine gidenler harçlık koymazlar mı dedi? Valla bizde öyle bir şey yok dedim. Şeyh efendi’nin öyle şalvarı da yok dedim. Bende hiç şalvar yok zaten dedim. Böyle durdu. E dedim sende var mı? E ben diktirdim dedi. diktirmiş halife ya. Şeyhi vefat ettiğinde o geçecek yerine şalvar hazır ama. Her cuma tebriğine gelen cebine bir harçlık koyacak onun. Bakın sistem bu, düzen bu. Dedim olmaz böyle bir şey. Yok dedim bu. E bizim dedi şeyhimizin şeyhi de böyle yapardı. E dedim sende bunu yapacaksın yani. Evet.

Ben dedim şeyhin oğlu var mı? Var ama dedi. Küslere dedi. Kanlı katiller dedi. Güldüm. Neden güldün dedi. Yakından barışırlar. Bir de dedim şeyhin oğlunda oğlu var mı? Ben oda var dedi. Şeyh efendi dedim. Hem oğlunu hem de oğlunun oğlunun şeyhliğini ilan eder. Görürsün sen dedim. Ona. Bu ihtimal vermedi. Aradan bir buçuk ay geçti. Bir dahaki toplantıda, ikinci toplantıda. Koşuyor benim yanıma. Mustafa Efendi bir şey söyleyecek mi? Buyur. Sen bunu rüyanda mı gördün? şeyhin oğlunun barışlarını. Dedim ya rüya görmeme gerek yok. Belli değil mi dedim. Her cuma cumalığa çıkacak. Cebide dedim dizine kadar harçlıkla dolacak. O parayı kime bırakacak şeyh efendi dedim. Şeyh efendi harcasa dedim ben. Oğlunu yakar mı dedim ben.

Oğlum ben harcadım bu kadar. Bak sen arkamdan geliyorsun. Sen de harcayacaksın. Derse dedim eyvallâh bıraksın oğlunu. Ama dedim topluyor. Topluyunca dedim oğlunu da bırakmaz torununu da. Senin dediğin gibi yaptı dedi. Hem oğlunun şeyhliğini açıkladı dedi. Hem torunun şeyhliğini açıkladı dedi. Bitti. Neden? İstemeyi çünkü kendilerine şi’âr edinmişler. Tarikatı cemaati. Partisi purtisi. İstemeyi kendisine şi’âr edinmiş. Ve istemeye kendine cihâd edinmiş. İstecek. İstecek o da geçinecek oradan çünkü. Oradan geçinecek. Nemalanacak oradan çünkü. O bir sistem kuracak. O sistemin içerisinde herkes toplacak çünkü. Zakiri toplacak. Nâkibi toplacak. Mügabbâsı toplacak. Şeyhi toplacak. Hatta toplayanlar bir miktarını şeyhye getirecek ki öyle olur bu işler.

Yoksa şeyhe getirmezse şeyh onun zâkirliğini tart eder. Nâkibliğini tart eder. Bir şeyini alır çarpar çırpar neyse bir şey yapar. O yüzden bir kısmını da şeyhe getirecek. Ondan sonra o çark öyle devam edecek. Ve bir cami vardı. Bolunun bilmem hangi köyünün neresinde. Esnaflık yaparken ben. O caminin inşaatı bitmiyordu. Kış gelince her hafta toplanıyorlardı onlar. Heyet halinde Bursa’ya dolaşıyorlardı. Ben artık o camiyi ezberlediydim. Giriyorlardı içeri sakalılar. Selâmünaleyküm Hacı Efendi. Aleykümselam. Bir cami inşaatımız var. Yardımlarını bekliyoruz. Ben artık alıştım ya Boluda mı diyordum ben. Evet ver makbuzu bakayım diyordum. Ben makbuzu bakıyorum aynı. Ya bu cami bitmedi mi daha diyordum ben.

Yüzleri kızarıyordu. Sonradan öğrendim ben bunu. Onu da Cafer öğretti. Cafer dedi ki. Abi yönetim kurulu toplanıyor dedi. Derneklerde dedi. Bu para toplayanları yüzde bilmem kaçı bunlara ait diyorlar dedi. Bir karar alıyorlar dedi. Bunlar böyle kapı kapı dolaşıyorlar dedi. Dernekler kanununda varmış böyle bir şey. Adam oraya bir cami derneği kuruyor. Bir cami derneği kurunca yönetim kurulu karar alıyor. Diyor ki para toplayanların yüzde ellisi parayı toplayanlar yüzde ellisi de derneğe. Bunlar kapı kapı dolaşıyorlar. Neden? Bedavadan para istemek var çünkü istiyor. Bir de ne var? Haklı bir gerekçe var. Ulvi bir şey. Ne yapılıyor? Cami inşaatı var. Ne yapılıyor? Benderese yapılıyor. Ne yapılıyor? yurt yapılıyor.

Ne yapılıyor? Şunu yapılıyor. Bunu yapılıyor. E be kardeşim. Yok İslam’da istemek. Dilenmek yok. Hiçbir peygamber istememiş. Dilenmemiş. Siz nereden buldunuz bunu?


«Tebük Kazâsından Bulduluk» Bahânesi — İmâm-ı A’zam Cihâd Helâlliği; Hafız-Hatim Para Eleştirisi

Tebûk kazasından buldular. İyi sen Tebûk Savaşı’ndan bunu bulduysan hadi o gün için Rum ordusu, Bizans ordusu, bu bölgenin Asya’nın, Avrupa’nın ve Orta Doğu’nun ve Afrika’nın en büyük, en güçlü ordusu, Bizans ordusu. Bizans ordusu çok büyük bir güçle gelecek diye peygamberler, bir bünyo, bir bünyo ve bir bünyo. Bu bünyo, bir bünyo, bir bünyo, bir bünyo, bir bünyo, bir bünyo, bir bünyo, bir bünyo, En güçlü ordusu, Bizans ordusu. Bizans ordusu çok büyük bir güçle gelecek diye peygamber haberler geliyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de o büyük orduya karşı bütün ashabı, inananları topluyor. 30 bin savaşçı toplanıyor. E sen o böyle savaşçı mı topluyorsun tebubuna ölçe ettin?

Yok. Sen tebubuna ölçe ediyorsan böyle bir senin savaşçı toplaman lazım. Yok. Hadi topladığınız paraları gazzeye götürüp yatırın hadi. Cemaatler, tarikatlar topladığınız paraları hadi topyekin götürün gazzeye verin hadi. Hadi cemaatler, tarikatlar hadi yapın. Hadi yapın. Size bir fetva daha söyleyeyim. İmam-ı Azam’a göre darül harp olan bir yerde Müslümanın mülk edilmesi caiz değildir. Hadi satın mülklerinizi. İnanıyorsanız hadi götürün gazzeye yatırın. Hadi götürün dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanlara yardım edin. Yok böyle bir şey. Çok rahat istemek rahat çünkü. Ne iş yaptılar da o altlarında 35-40 trilyonluk arabalarla dolaşıyorlar? Hangi ticaretten kazandılar paraları acaba? Bu sefer sen birine bir din anlatacaksın adam senin önüne onu koyuyor.

Evet. Topladılar paraları ne oldu? İste diler, iste Allâh iste, iste Allâh iste, iste Allâh iste. Dilencilik yap. Onun da adını sen din koy, onun da adını tarikat koy, onun da adını sufilik koy. Onun adını ne koyarsan koy. İki âyet yazan kitap satıyor. Ayetlerin paramı verdin? İki hadîs yazan hadîs satıyor. Hadislere para mı verdin? İki mevsim okuyan iki mevsimden bir beyt yazan satıyor. Mesneviye para mı verdin? Hangi ayete para verdin? Hangi hadise para verdin? Buhârî’ye para mı verdin? Müslim’e para mı verdin? Tirmiziye para mı verdin? İmâm Ahmed bin Hanbel’e para mı verdin? E vermedin. Onları naklettiği hadîsleri nasıl satıyorsun? Kuran-ı Kerim’e para mı verdin? Haşa peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri cebine arşik mi koydun?

E nasıl satıyorsun. Kuran-ı Kerim’i? Nerede görüyorum dinin neresinde var Kuran okumanın parayla olduğu? Herkes kendine bir fetva bulmuş. Git mezarlıklara hazır hatim var. İzmir’de bunu şahit oldum. İzmir’de mezarlıkta. Sen orada ölü gömeceğim diye uğraşıyorsun orada dolaşıyor kafasında adamın bir tane beyaz koymuş imam sarı. Üzerinde siyah çupe hazır hatim var. Ölünüze bağış şeyi vereyim şimdi. Hazır hatim. Kuran bakkaldan bisküviyet mi alıyorsun be edepsiz adam? O da hazır ya. O da hazır ya. Tamam hocam bağış deyiverin ölünün adı bu. Anasının adı bu. Babasının adı bu. Hocanın cebine kaç para ise para. Evet. Hoca da geçiyor orada hemen mezarın başına. Hazır hatim var. Bağışlıyor orada. Öbürkü de mutlu mesut tamam. ölen babasına veya annesine karşı büyük bir hayır yaptı.

Akşam gidince viskesine büyük bir mutlulukla yudumlayacak. Hayırını yaptı ya. Evet. Çok üzgün bir kadehçik şarap içsin ya. O yüzden tabi. O CHP’nin yeni genel başkanı da diyor ya. Anadolu Müslümanlığı bir kadeh içer. Onu haramdan saymaz. Yılbaşında tombala çeker. Onu haramdan saymaz. Eğlenir diyor. Onu haramdan saymaz. Anadolu Müslümanlığı. Lan nereden çıkardın böyle bir Müslümanlığı? Kimse demiyor buna. Sen bu Müslümanlığı nereden icat ettin? Sen buna inanıyorsan kafirsin demiyor hiç kimse. Konuşamaz bile zaten. Hiç kimse buna itiraz edemez. Hiç kimse bunu dillendiremez de. Tabi o İzmir’deki o kimse de. ben bunu İzmir’de şahit olduğum için söylüyorum bunu. İzmir’de böyle yakını birisi ölsün.

Mezarlığa giren yok. böyle babamıza annemize son görevi yapalım. Ondan sonra indirelim aşağıda. Burnunun ağzını burnunu düzeltelim. Böyle mezara indirelim. Böyle bir şey yok. Herkes bakıyor seyrediyor. Herkes çok acılı. Siyah siyah gözlükler herkes de. Tabi kadınlar madınlar hepsi de mezarlığın içinde zaten. Gözümle gördüğümü anlatıyorum. Acısı çok büyük herkesin. Bursa’da da aynı. Bursa’da da geliyor herkes. Daha gömülürken herkes cantik ayıran mezarlığın içinde. Bursa’da da gördüm onu. Ya mezarlığın içinde. Kabristanın içerisinde. Kabristanın içinde bir şey yemek içmek hanefilere göre mekruh. Hanefilere göre kabristanın içerisinde bir şey yiyip içmek mekruh. Ama şey yok. Ne o? Cantik arabası cenazeyle beraber orada.

Bursa’da gördüm onu. Seyrediyorum daha gömüldü. Zaten herkes hocaya bakıyor. Uzatma şu Kuran’ı Kerim’i. Bir an önce oku. Bitir yani. Öyle birisi bizim mesela Bayındır’da şeydir. Öyle hoca bir tane okur. Öbür kü bir aşırı okur. Öbür kü bir tane daha bir şey okur. Böyle yakınlarından varsa okuyanlar. Üç dört kişi okur kabrin başında. Şimdi nerede Bursa’da öyle üç dört kişi okuyacak? Dört kişi okuyacak. Cemaat bulamazsınız. Çünkü orada hazır ya o Bursa’nın meşhur cantıkla ayıranı. Daha kabristanı sırtını dönen, kantîni ayıran alıyor. Ye ye muhabbet ede de gidiyor kabristanın içerisinde. Kabristanın içerisinde mele konuşulmaz. Dünya kelamı konuşulmaz. Kabristanın içerisinde girer, çıkarken zikirle girilir, çıkılır.

Dua ile girilir, çıkılır. Orada ölenin normalde ruhlarına Fâtihâ okunur. Boş kelimeler konuşulmaz. Dünya kelamı konuşulmaz.


Kabristan-Kantîn İstismârı; «İste Allâh İste» Hastalığı — İzmir-Bursa Mezarlık Hatim Eleştirisi

Kabristan ölümden hisse alır. Ölümü tefekkür eder. Bir gün ben de bu toprağın altına gireceğim. Ben de hesap vereceğim der. Böyle bir hüzün olur kabristan da. Sen nerede ya? Minnet neredesin? Çengi kuracak içeride. Bunu değiştirmeye çalışıyoruz. Arkadaşlara diyorum ki bekleyin tevhid okuyun. Tevhid okuyunca da cemaat dönüyor böyle oradan. böyle bir tuhaf bir şey gördü siz ne yapıyorsunuz? Ya hiç olmazsa kantîn yemiyoruz. Hiç olmazsa gülüş ahenk yapmıyoruz. ölene tevhid okuyoruz. Siz neredesiniz cümbüş yapacaksınız. Biz hiç olmazsa tevhid okuyoruz. Öyle bakan da yok. Allâh bizi affetsin. Şimdi böyle olunca din günden güne dindarlar da dindarlar günden güne istismara alıştı. sanki Allâh onlara siz hafızlık kursu yaptırdınız mı yaptırmadınız mı bunun hesabını soracak.

Sanki Allâh onlara siz bir kurs binası siz bir yatılı yatakhanede yaptınız mı yaptırmadınız mı onun hesabını soracak sanki. İste Allâh iste. İste Allâh iste. Bir de istemeyen artık kerik görülmeye başlandı. istemeyenin üzerinde kocaman bir soru işareti var. biz istemiyoruz diyoruz ya istemiyoruz deyince onu burkalıyorlar. Bu para nereden geliyor size? Önce bana daha önce Suûdlular bakıyordu. Bir ara İranlılar baktı bana bir ara Kuveytliler baktı. Şimdi normalde en son artık kim bakıyor bilmiyorum öyle diyorlardı. Benim akrabalarım bile demiş bunu. Annemin silalesi bile demiş ona demişler Suûdlular bakıyor. Mekke’den Medîne’den geliyor bakıyorlar ona demişler. çalıştığımı görmüyor kimse. Bunu normalde bir de kulağım duya duya söylediler.

E dedim az gönderdiler ya iflas ettim dedim. İflas ettim deyince bir ortalık yıkıldı iflas etmiş perîşân oldu. Dedik biz ona bu yolda gitme iflas edeceksin sonuçta diye. Ulan bana Suûdlular bakıyordu. bizde böyle bir şey de var. Veyahut da nasıl oluyor sizde? İstemiyorsunuz nasıl oluyor? Ya illaki isteyeceksin yani. Devlet ayrı geliyor soruşturuyor istemiyorsunuz nereden oluyor? Dervişlere soruyor. Şimdi onlar da gördüklerini söylüyorlar. Biz para toplamıyoruz para istemiyoruz. Ne oluyor öyle? Zannediyorlar ki biz devasa paralar harcıyoruz. Onlar öyle görüyorlar çünkü Allâh’ın yardımını görmüyorlar. Zannediyorlar ki biz devasa paralar harcıyoruz. Devasa paralarla oluyor bu işten. bunu zannediyorlar.

Değil kardeşim. Sen kendini Allâh’a vakfet yardımcın Allâh. Sen Allâh’a sığın. Allâh’ı unutmuşlar. Allâh’ı unutmuş. Tarikatçısı da unutmuş. Şeriatçısı da unutmuş. Cemaatçısı da unutmuş. Hepsi de unutmuş. Gafil. Kime ibadet ettiğinin farkında değil. Kime iman ettiğinin farkında değil. Gaflete düşmüşler. Ve kendilerince bu işlerin Allâh’ın yardımıyla olacağını Allâh’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla olacağını unutmuş. O isteyecek illaki çünkü. O istemeden durmayacak. Çünkü istemeye de, istenmeye de alışmış herkes. Ben Bursa’ya yeni geldim de böyle şey oydu. hava o. Ne zaman isteyecekler? Ne zaman isteyecek? O İstanbul’a ilk gittiğimde de öyleydi. İstanbul’da orada bir Garipler Camii’si vardı. Mescidi.

Bizim Orhan Acar oranın dernek başkanıydı. Orada genç bir çocuk attı kendine. Hocam bu haftayı iste dedi ya. Evdekilerin dırdırından. Bıktım artık dedi. Ne diyorlar dedim. Her hafta ben buraya gelirken diyorlar ki dedi. Bu hafta isteyecek hocanız. Ben de ilk zamanlar böyle normalde gidip geliyorum. Yemeğimi yanımda götürüyorum. Gündüz bayanına sohbet var. Akşamına erkeklere var. Ben yemeği yanımda götürüyorum. Orada arka tarafta bir park buldum. Böyle bakımsız kimsesiz bir park. Arabayla da onun içine kadar giriyorum. Orada bir boş bir bank buluyorum. Orada bankın yanına arabayı çekiyorum. Akşam olduğu zaman açıyorum sofrayı. Orada yemeği yiyorum ben. Kendi başıma. Şimdi kimse bilmiyor bunu.

İstanbullulardan da bilen hiç kimse yok. Sonra Orhan Hacer yakaladı beni oradan. Oradan geçerken arabayı görmüş. Çıktı geldi. Tam da böyle böyle sofrayı kurdum ben. Bu geldi. Bu böyle bir baktı. Bir tuhaflaştı. Dedim gel beraber yiyelim. Beraber yedik. Haftaya Ahmet Hacer’i getirdi oraya. Bunlar baktılar. Benim durumumu böyle içlerine yediremediler.


İstanbul Garipler Câmiî Hâtırâsı; «Bana Bir Bardak Su Bile Nasîb Değil» — Şeyh-Cuma Şalvar Eleştirisi

Ahmet Hacer’in dudağı titredi. Gözü titredi. Ya baba sen böyle mi hayat yaşıyorsun dedi. Benim hayatıma karışma. Ben memnunum kendimden dedim. Neyse bunlar bu sefer oraya yemeğe gelmeye başladılar. Ondan sonra böyle Oradan yemek yemeğe başladık. Sonradan artık Ahmet Hacer’in dükkanına sevk olduk. Ama bir müddet orada gitti. Hatta şimdi burada Yunaklılar bir gün oraya gittiğimde bayan sohbetinde siz bu ücreti nereden alıyorsunuz diye. Ondan sonra soru yazmışlar. İsmail hakkını helal et sen de. İsmail hanımı bacımız Allâh razı olsun oranın zâkiresi. O da böyle kenarda oturuyor. O arada da böyle ben Hussisi bir şey yiyip içmeyeyim diye oruçlu gidiyorum her yere. Tabi oraya gittiğimde de normalde bir şey yenilip içilmiyor. bayan sohbetinde.

Sonra ben oradan kalkıyorum. Orada benim bir gizli bir yerim var. Ondan sonra oradan sohbetten çıkınca erkek sohbetine kalacaksam orada gizli bir yer var. Oraya gidiyorum orada hafiften yatıyorum uyuyorum orada yemeği yiyorum. Erkek sohbetine gene gidiyorum. Ve hatta öğrenden sonrasına şey koyuyorum. Akşehir’e koyuyorum. Akşehir’de bayan sohbetini bitiriyorum. Orada benim birkaç tane zulay yerim var. Oralara geçiyorum orada yemeğimi yiyorum ben. Arabada gene her şey. Böyle ne istiyorsunuz mu istemiyorsunuz muhabbet olunca birden gözümün önüne geldi. Oraya gittiğim kaç yıl olmuş bir bardak su bile içmemişim. O esnada öyle bir tefekkür ettim gözümün önüne geldi. Böyle bir tane daha Mustafâ Özbağ burada bir bardak daha su içmedin dedi bana.

Ama ben kendi kendime tuhaf oldum onu görünce. Sonra döndüm. Bacı dedim bana bir bardak su içirdiniz mi burada dedim ben. Hayır dedi. Çay içirdiniz mi dedim ben hayır dedi. Kahve içirdiniz mi bana dedim hayır dedi. Cemaate dedim ki ben dedim bir bardak su dahi içmemişim. Bana bir bardak suyunuz bile nasip değil dedim. Kaldı herkes şimdi. Alışmamışlar ya buna. Bakın buna alışmamışlar. Çünkü şeyh dedin istemeli. Şeyh dedin gittiği her yerde yemeli. Şeyh dedin almalı ne varsa. Koparmalı. Şeyh dedin harcamamalı. İstemeli. İstemeli. Bir de şeyhe verenler olmalı. Şeyhe verenler de şeyhin yanında göğsünü kabartmalı. Neden? Şeyh’i onlar besliyor çünkü. Şeyh’i onlar bakıyor. Ağal yok. Bu peygamberin yolu değil.

Bu hiçbir peygamberin yolu değil. Bu Hz. Muhammed Mustafa’nın da yolu değil. O zaman Muhammed Mustafa’nın yolu ne? İstememek. Geçmiş peygamberlerin yolu ne? İstememek. İstememek. İsteme canım kardeşim. Dini kullanıp da isteme. Tarikatını kullanıp da isteme. Şehrini kullanıp isteme. Dervişini kullanıp isteme. Çavuştuğunu kullanıp isteme. Hiç kimseden hiçbir şey isteme. Ben zakirim benim evimi taşıyın deme. Ben çavuşum benim evimi taşıyın deme. Ben çavuşum benim evimi taşıyın deme. Ben çavuşum benim evimi taşıyın deme. Ben zakirim benim evimi temizlenecek deme. Bir iş mi yaptıracaksın? Ücretini ver. Bir iş mi yaptıracaksın? Ücretini ver. Bir kimse fi sebilillah dergah adına bir şey var. Bir şeye talip olmuş.

Eyvallâh. Dergah Allâh’ın dergahı. ben lokmada vazife alacağım. Şurada vazife alacağım. Buyur kardeşim. Ben şunu yapacağım. Buyur canım kardeşim. İstemeyi bekliyorsanız istemek yok. Dergah adına da istemek yok. Benim adıma da istemek yok. Ben birisine bir şey söyleyeceksem hemen hemen herkesin telefonu bende var. Olmayanlarda kendince benim telefonum yoktur bunda diye düşünen varsa adını sorarsın. O da benim adımım. O da benim adımım. O da benim adımım. Eğer bana adımım var diye düşünen varsa adını soyadını yazsın, atsın bana bir mesaj. Yoksa kaydederim ben. Sıkıntı yok. Eee ben bir şey isteyeceksem ki istemem. Onu ben telefona açar söylerim. Bir başkasına da söyletmem. Çünkü şunları duyuyorum.

O yüzden özellikle söylüyorum. Efendinin bundan haberi var. Sana öyle söyledi. Ben söylemem öyle canım kardeşim. Ben kimi arayacaksam açar, telefon arar, söylerim bir şey söyleyeceğim zaman. Kime ne diyeceksem açar telefonu ona derim. Ancak bir zâkire diyebilirim. Cafer ara şuna şunu. Cafer ara şuna şöyle de. Adnan şunu şöyle yapın bunu böyle deyin. Hüseyin şunu şöyle yapın bunu böyle deyin. Çanakkale’den iki Yusuflar şunu şöyle yapın bunu böyle yapın. Derim bunu. Veya İstanbul Ertan şunu şöyle yapın bunu böyle yapın. Derim bunu. Zâkire telefona açar söylerim. Ama kendi nefsime veya dergaha bir şey olacaksa ben ara konuşurum. Benim adıma bir şey yapacaklarsa bir kimse benden çıkmamıştır. İstismar ediliyormuştur.

Bu kızı isteyecek efendinin haberi var. Geldik biz selamın aleyküm aleyküm selâm. Benim haberimin olması demek. Kızını ver demek değil. Biz filancı talibat ediyoruz. Bizi bir şey yapmıyoruz. Bizi bir şey yapmıyoruz. Bizi bir şey yapmıyoruz. Biz filancı talip olacağız. Allâh mübarek eylesin. Git talip ol. Yok vereceksin. Efendinin haberi var çünkü. Ne alakası var kardeşim? Hiç kimsenin evlenmesine karışmayız. Hiç kimsenin boşanmasına karışmayız. Hiç kimsenin işine karışmayız. Hiç kimsenin işine karışmayız. Allâh işini gücünden getirsin herkesin. Allâh bizi affetsin.


Hûd 11/51 — «Benim Ücretim Yaratandan Başkasına Ait Değildir»; «İstememe» Sufî Özgürlük Alanı

Hud Sûresi âyet elli bir. Ey kavmim ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecekmişsiniz. Hud Aleyhisselâm. Onun kavmi de helak oldu ya. Onun tebliğine cevap vermediler. Tebliğine cevap vermeyince Cenâb-ı Hak Hud Aleyhisselamın kavmini helak etti. O diyor ki benim ben size Allâh’ı tebliğ etmemek için. Allâh’ı tebliğ etmemek için. Allâh’ı tebliğ etmemek için. Ben size Allâh’ı tebliğ ediyorum. Allâh’ın emirlerini tebliğ ediyorum. Bunun hakkında sizden bir ücret talep etmiyorum. Bir ücret talep etmiyorum. Hep en büyük sıkıntı bu. Bir yerde normalde Allâh ve Resûlünün yolunu talep edeceğin zaman zannediyorlar ki para talep edecek.

Zannediyorlar ki yatacak, kalkacak, oturacak, kalkacak yer lazım. İyi yemek yiyecek, yemeğe götürmek lazım. Bunu bekliyor herkes. Araba lazım, kat lazım, yat lazım. Bunu bekliyor herkes. Yok canım kardeşim. Peygamberlerin yolu istememek. Hud Aleyhisselâm’ın ağzından diyor ki yok hayır. Benim amacım altın değil. Benim amacım güvüş değil. Benim amacım dolar değil, euro değil. Benim amacım TL değil. Benim amacım kat arsa değil. Benim amacım dolar değil. Benim amacım dolar değil. Benim amacım kat arsa yat değil. Benim amacım Allâh ve Resûlünü anlatmak. Bizim başka bir derdimiz yok. Biz Allâh sevgisiyle yola çıkmış, Allâh’ı sevme ve sevdirme mücadelesi veren bir topluluğuz. Bizim başka bir derdimiz, başka bir amacımız yok.

Biz Kur’ân Sünnet tarihini, Kur’ân’ın ve Sünnet isyaneyi yaşama ve yaşatmasın mücadelesi veren Allâh’ı sevme ve sevdirme mücadelesi veren bir topluluğuz. Biz nefis terbiyesi verip insanların nefsini terbiye etmenin yollarını anlatan bir topluluğuz. Biz kalbi meraatiplerin geçilmesini isteyen, kalbi meraatipleri anlatan ve kalbi meraatiplerini bitirmesini, kardeşlerin bitirmesini isteyen bir topluluğuz. Hiç kimsenin parası, pulu, evi, barkı, arsası, katı, yatı bizi ilgilendirmiyor. Beni ilgilendirmiyor. Bizim zâkirlerimizi de ilgilendirmiyor. Bizim Çavuş kardeşlerimizi de ilgilendirmiyor. Bizim derviş kardeşlerimizi de ilgilendirmiyor. Gerçekten buraya derviş ise. Biz fi ise billillah, yanın kılıç, Türkmen başbuğu gibi meydana çıkmış insanız.

Kimsenin parası, pulu, siyasi istikbali bizi ilgilendirmiyor. Biz hiçbir partinin arka bahçesi, ön bahçesi, yan bahçesi değiliz. Bizi ilgilendirmiyor. Biz partici değiliz. Bizi ilgilendirmiyor. Herhangi bir partisi ilgilendirmiyor. Herhangi bir parti desteklenecek, desteklenmeyecek. Bunun bu fakirin ağzından 35 yıldır hiç çıkmamış. Çıkmayacak da bizi ilgilendirmiyor. Kim cumhurbaşkanı olacak, kim bakan olacak, kim belediye başkanı olacak bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren vatanımız. Bizi ilgilendiren milletimiz. Kim vatana, millete hayırlı bir iş yaptı alkışlarız. Kim vatana, millete hayırlı bir iş yaptı eleştiririz. Eleştirmekten de korkmayız. Bu konuda da ağzımızın tavanı da vavı da yok.

Eleştiririz. Hakkı ve hakikati konuşuruz. Neden hür bir şekilde konuşuruz? Çünkü biz ne devlet tarihlerinde ne de belediyelerin önünde iki elimizi birleştirip, yakamızı toplayıp onlardan bir maddi veya manevi fayda sağlamaya çalışan bir topluluk değiliz. Hizmet ederiz. Allâh için, vatan için, millet için, Kur’ân için, sünnet için hizmet ederiz. Gücümüz yetiyorsa gücümüzün yettiğince yaparız. Gücümüz yetmeyince yapmayı verir çıkarız. İstemeyiz. Arkadaşlar biz ayın 12’sinde kandil var. Ayın 12’sinde kandile, pamuk eller, cebe. Şunu şöyle yapacağız, bunu böyle yapacağız. Bize yardımcı olun. Ondan 50 kilo pirinç, ondan 50 kilo et. İstemeyiz. İstersem dilim kopsun. Âmîn. İstemeyiz. Ne kendi nefsime isterim ne de dergah için, topluluk için isterim.

İstemem, istersem dilim kopsun. Âmîn. Evet. Biz böyle bir topluluğuz. Kimseye mihnetimiz yok. Kimseye boyun eğmemiz yok. Evet. Hiç hiç. Kimseye temennâm da yok. Hiç kimse. Hiç kimseye temennâm yok. Hamdolsun halin vaktim değerinde. Kendi kendime isim tam edebiliyorum. Kendi kendime yürütebiliyorum. Ne şoföre ihtiyacım var ne korumaya ihtiyacım var ne de yardımcıya ihtiyacım var. Bir yere gitmeye çalışma. Bir yere gideceksen tek başıma gider tek başıma gelirim. Yalın kılıç Türkman başvuru. Bir devem eksik benim. Bazen diyorum yukarı oraya kutsal tahtanın oraya bir deve çakcam oraya diyorum. Said bakma başına kalır devenin bakımı bak. Oradan kafanı kaldırıyorsun. Ona göre bak devenin bakımı sana kalır bak.

Tanırların içinde o da bakılır diye. Eyvallâh bak hemen çözüm buldu Allâh’ın izniyle. O yüzden burada böyle aramıza girip bizi burgalıyorlar burgalasınlar. Bundan da sıkıntım yok problemim yok bundan. gidiyor ona bir para topluyor mu? Gel bana sor. Ne ona soruyorsun? O sorulan da telefon açıyor. Efendim geldi birisi diyor böyle böyle sordu para toplanıyor mu diye. Ee ne biliyorsan onu anlat diyorum ben de. Evet ne biliyorsanız onu anlatacaksınız. Bu kadar. Başka bir şey yok Allâh bizi affetsin. O yüzden istemek yok. Ta en yolun başındaki ilk sohbetim unutmadım. Dedim ki istersem dilim kopsun. Yolun başında konuştum daha bunu. İlk sohbetim. Eskiler iyi hatırlarla. İkincisini söyledim verirlerse almazsam kolum kopsun dedim.

Ama ben kendime bir şey istemiyorum dedim. Bana bir şey getirmeyin dedim. Hatırladınız mı Hüseyin Ege? Hatırladım. Evet. Kendime ben bir şey istemiyorum dedim. Çünkü öbür kül sünnete aykırı. Hazret-i Ömer Efendimizin oğlu Abdullah’a Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azze ve sellem bir şey gönderiyor ona. O da diyor ki benim ihtiyacım yok ya Resulallah diyor. O da diyor ki ey Abdullah eğer ki diyor sen istemeden sana bir şey gelirse o Allâh’ın lütfu ikramı hissanıdır. İhtiyacın varsa al ihtiyacını gör. Yoksa diyor ihtiyaçlı olan bir kimseye ver. Ha demek ki birisi birisine bir şey yaparsa sünnete aykırı onu reddetmeyecek o kimse. Eyvallâh. Hadîs-i Şerîfe karşı da küstahlık edecek değiliz.

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçüsüne küstahlık edecek değiliz. Ama istemek yok kardeşler. Bunu unutmayın hiç. Bu özgürlük alanımız bizim. İstememek. Özgürlük alanımız. Birinden bir şey istersen onun yönlendirmesine girersin. Allâh bizi affetsin. Rabbim cümlemizi korusun inşâallâh. Âmîn. Herhalde iki haftalık bu sohbet yetti değil mi? Yetti diyenler elini kaldırsın. bu konuyla alakalı. İyi çoğunluk yetti demiş tamam. Eyvallâh.


Q&A: «Allâh Akılla Bulunabilir Mi?» — Aklı İlâhlaştırma Eleştirisi; «Ben Aramadım» Pamuk Pazarı Hâtırâsı

Allâh akılla bulunabilinir mi? Hz. İbrahim akılla mı buldu? Mânevî anlamda sizin yaptıklarınız nelerdir? Allâh’ı bulmak için neye dikkat etmeliyiz bu konuda? Allâh akılla bulunur. Akılsız bir kimsenin zaten iman da, ne o? İslam da yok ki. Akıl muhakkak lazım. Bir insanın aklı yoksa dini de yok. Dinden de sorumlu değil o kimse. normalde bu konuda Allâh’ı tanımak, bilmek akılla alakalı, bağlantılı. Ha diyeceksiniz ki din, akıl dini mi? Akıl dini mi? Öyle diyorlar ya din, islam dini, akıl dini diyorlar. Yok canım kardeşim bu o kadar da değil. Aklı ilahlaştırma. İslam dini, akıl dini değil. İslam dini bu mânada, bu mânada iman, ihlâs dini. İman ediyorsun. Aklına uyması da iman ediyorsun çünkü. Melekleri gözünle görmüyorsun.

Ama meleklerin varlığını iman ediyorsun. Akıl meleklerin varlığını nasıl kabul edecek? Söyle bana. Akıl çünkü almış olduğu zahiri ilimle kabul edecek. görecek, duyacak, ellicek, dokunacak, tatacak, koklucak. Veya akıl bir şeyden bir bilgi alacak. E peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’ı akılla mı buldu, vahiyyle mi? Bizde batıdan gelme bir öğreti bu. Aklı ilahlaştırmak. Şimdi adam ayeti akla uyuyorsa ayeti kabul ediyor. Ayet akla uyuyorsa ayeti inkâr ediyor. Hadîs-i Şerîfi akla uyuyorsa ayeti inkâr ediyor. Ayeti inkâr ediyor. Hadîs-i Şerîfi akla uyuyor. Aklı kabul ederse hadîs-i şerîfi kabul ediyor. Aklı uymazsa hadîs-i şerîfi inkâr ediyor. O zaman hangi akıl? Onu sormak lazım.

O zaman imanın emrinde olan bir akıl say vallah. Söyleyecek bir lafımız yok. Ama imanın emrinde olmayan bir akıl. Akıl ise o zaman sıkıntı var. İmanın emrinde değil çünkü. O zaman böyle direkt biz bunu bu meseleyi akıl noktasından bakacak olursak Allâh muhâfaza eylesin sınıfta kalırız. Bu doğru değil. Bu o aklı reddediyoruz. Ama akıl Kur’ân ve Sünnet tarihisinde eyvallâh. Akıl normal bir kimsenin günlük hayatını idam ettiriyorsa eyvallâh o zaten dinden sorumlu. Ama akıl böyle batılıların ön gördüğü şekilde bir akılsa E yok onu kabul etmiyoruz. Manevi anlamda sizin yaptıklarınız nelerdir Allâh’ı bulmak için? Biz Allâh’ı bulmaya çalışmıyoruz. Bir şeyi kaybeder, göremez bir kimse onu arar. Allâh’ı bulmak kaybedenler için.

Biz kaybetmedik hiç. O yüzden hiç aramadım ben. Yeni İslam olduğumda da aramadım. arayan bulurmuş ya, bulan tanırmış tanıyan severmiş, seven aşık olurmuş. o böyle bir yol var ya bazıları hadîs-i kudsî diyor bazıları hadîs-i kudsî değil diyor. Ben aramadım. Ben aramadım. Ben aramadığım için aramak nasıl oluyor bilmiyorum. Allâh’ı aramadım ben. Hiç ama. Bir öğlen vakti ezan okunuyordu. Çalıştım dükkanın arkasında hep bunu anlatıyorum arkadaşlar ezberledi. Bizim bir Hüseyin abimiz vardı orada tuhafiyacı, manav, mahallenin damadı, Risale-i Nur talebesi. Gerçekten iyi bir Risâle-i Nûr talebesiydi o. Bayındır’daki öbürü Risale-i Nurculara benzemiyordu. Ona Hüseyin abi bu okunan ne dedim? Namaz efe dedi.

Kimi çağırıyor dedim he? Bizi çağırıyor efe dedi. Bizi çağırıyor efe dedi. Ne duruyoruz ki biz burada dedim adam şok geçirdi zaten. Mustafâ Esmer namaz kılacak, öğlen namazı kılacak adam şoka girdi. Dili damağı tutuldu sandalyeyi koyduk dükkanların önüne. Yürüdük gittik Pamuk Pazar’ı camiyene abdest aldım orada. Öğlen namazını kıldım bir huzur geldi bana. Geldik ikindi okunuyor. Hüseyin abi okunan ne dedim ikindi efe dedi. Ne duruyoruz o zaman dedim hadi gidelim dedi gittik ikindi kıldık. Ben aramadım. O yüzden aramanın nasıl olduğunu bilmiyorum. Allâh’ın aranarak bulunacağını da bilmiyorum. Ya neyi arıyorsun her tarafta? Nerede tarafa dönersen dön benim yüzüm oradadır demiş. Neyi arıyorsun?

De ki perdemi nasıl kaldırırım. Eyvallâh. Ardından akşama da gittim ben ardından yatsıya gittim ardından sabah namazına da gittim. Gene Pamuk Pazar’ı camiyene. Bakın en fazla tuhafıma giden şey oldu. Camiye girdim herkes dönüp bana bakıyor birbirine işaret ediyor bir de. bu da namaza gelmiş. ben namaza gelemem diye gibi. O yüzden camide mescitte dergahta böyle tuhaf kıyafetli birisi de gelebilir. Hiç ummadığınız bir kimse de gelebilir. Dönüp bakma hiç. Dönüp bakma. Dönüp bakma. Ve hatta yeni gelmiş birisi. Oooo ona konuşacağım ona bir sürü şey anlatacağım diye uğraşma. Maşallah geçmiş olsun. dervişlik bu. Aferin sana. Tebrik ediyorum. Rabbim katından şifalandırsın seni. Maşallah. Evet. Dün ameliyat oldu.

Dündü değil mi? Salı günü. Evet. Maşallah. Maşallah. Geç uygun bir yer bul kendine. Aferin. Aferin. Hatta geçenlerde geldiler ya bizim eski bayındırılan arkadaşlar. İçlerinde bir tane Üzeyri var dediler. Üzeyri bir gün cuma namazına götürdüm ben. Bana diyor ki birader bak götürme beni. Dönüp bakacaklar diyor. Ben söverim orada diyor. Ulan diyorum kimse dönüp bakmaz. Hadi gel yürü. Buna abdest aldık beraber.


Q&A: «Yeni Geleni Hor Görmemek» — Üzeyri’nin Hacı Sinân Camii Hâtırâsı; Câmîde Dönüp Bakma Yasağı

Benim abdestim var bir daha abdest aldık. Ben buna ihtimam gösteriyorum. Belki de ömür hayatında bir cuma kıldı. Onu da benimle beraber kıldı. Gittik. Dedim bunu kalabalık Hacı Sinan’a götüreyim. İkinci kata çıkardım. Tenha olur diye. İkinci kata çıktık. Şimdi bu oturamıyor da. Ondan sonra diyorum sen rahat ol bırak kendini. Ya ilk defa adam cuma kılacak. Birisi döndü baktı. İşaret ettim bakma. Şimdi bir daha döndü baktı. Yine işaret ettim bakma diye. Bir daha döndü baktı. Dönüp bakınca onu Üzeyri bizim bir giydirdi. Hem de nasıl giydirdi. Hadi bak şimdi. Kalk sen nasıl bana böyle konuşuyorsun lan de. Adam savcıyı dövdü zaten. Bir de seni dövsün. Bir kayın biraderinin zaten salatasını çıkardı.

Gitti yattı zorla kayın biraderini tehdit ettik. Al şikayetini geri öylesine çıktı. Evi savcıyı dövdü. Gene girdi çıktı. E şimdi küfür etti sana camide. E hadi dön bak. Böyle namaz kılanlarda da böyle bir pısırıklıklık var. Hadi dön bak şimdi bir daha. Ha dedim içimden. Lan dön bakma dedim sana. Söyledim. E baktın küfrü yedin. Şimdi hiç bakmıyorsun geriye. Ne yapacaksın? Şimdi hiç bakmıyorsun geriye. Nerede kaldı adamlığın herefliğin senin? Bakma. Veya yanındaki birisi gelmiş. Ya bak işine. Sana bir şey sorarsa söyle. Sufilik böyle bir şeydir. Buraya geldi birisi sana bir şey sorarsa senin haddinde olan bir şeyse söylersin. Senin haddinde değil. Bırak kardeşim ya. Konuşma. Zâkiri var, çavuşu var, nakibi var, nügebbâsı var, varolu var.

Vazifeli mi yok? Bilmeyiz. Zâkirimize sorun. Bilmeyiz. Abimize sorun. Bilmeyiz ablamıza sorun. Ha onlar daha iyi bilirler onlara sorun. Bu nefse zor mu geliyor? Bilmezsin kim olduğunu. Ne olduğunu da bilemezsin. Dökme keletirden aşağı ne varsa. Dakika bir gol bir şeyhimizi şöyle sevcen de, şeyhimizi böyle sevcen de. Ya bırak daha o Hazret-i Pîr’in dediğine göre süt emecek diyor. O dişi çıkınca diyor ekmek arar. Dişleri diyor tamamlanınca o et arar. Sen de dakika bir gol bir oraya derse gelen bir kimsenin şeyhi şöyle sevcen, şeyhi böyle sevcen. Ne oldu? Ay o şeyhi çok seviyor. Bırak ya. Herkes Allâh’ı ve Resulünü sevsin bırak. Bırak ya. Herkes Allâh’ı ve Resulünü sevsin bırak. Ben kendim söylüyorum.

Allâh’ı ve Resulünü anlatın. Allâh’ı ve Resulünü sevsin herkes. Bırak. Sen ne yapma ilk gelene bunu daha yeni gelene söylüyor. Bunu bir de örnekli hatır anlatıyorum bütün herkese. Diyorum ki nazilliğe gittim, geldim, gittim, geldim. 15-20 kişi, 30 kişi oldu orada sohbetlerde. Böyle en az 10-15 kişi ders alacak. Şeyh Efendi’yi götüreceğim oraya. Bizim bir ağabeyimiz var o da çıktı geldi o da geleceğim dedi. Gittik. Götürmek istemiyorum ben. Geldi o da. Ya bir insan şeyhinin sözünü keser mi sohbet esnasında? Şeyh Efendi girdi sohbeti al. Şeyh Efendi’yi anlattım yolda. Efendim böyle bir yer. İçinde eski lükücüler var, şunlar var, bunlar var. Sohbetlere gidip geliyorum. Şu oluyor, bu oluyor, şu oluyor.

Ben orayı analiz etmişim. Şeyh Efendi’yi anlattım. Yola çıktık gittik şimdi oraya. Tam sohbetin ortası böyle. Şeyh Efendi bir nefes alıyor veya bir su içiyor değil mi? Ondan sonra? Kardeşlerim. Sohbete giriyor işin. Bakın sabah namazından bir saat önce kalkacaksınız. Sabah namazından bir saat önce kalkıp bir cüz Kur’ân-ı Kerîm okuyacaksınız. Ondan sonra beş bin kadar tevhid çekeceksiniz. Sonra sabah namazını kılacaksınız. Sabah namazından sonra yine bir cüz Kur’ân-ı Kerîm okuyacaksınız. Sonra sabah namazını kılacaksınız. Sonra yine beş bin tevhid çekeceksiniz. Sonra işrâk namâzını kılacaksınız. Ardından sonra gün yükselince dua kılacaksınız. Sonra kısa bir kaylûle yapacaksınız. Sonra öğlen namazını kılacaksınız.

Sonra öğlen namazıyla ikindi arasında Allâh’ı biraz zikredeceksiniz. İkindiyi kılacaksınız. İkindiden sonra bir müddet oturacaksınız sünnet-i seniye. Allâh’ı zikredeceksiniz. Sonra akşam kerhat vakti girmezden önce yine bir namaz kılacaksınız. sonra akşam namazını kılacaksınız. Akşam namazından sonra evvâbîn namâzı kılacaksınız. Altı rekat, onu son iki rekat bir de Kabir Nûr namâzı kılacaksınız. Sonra yassı kılacaksınız. Yassıdan sonra dersinizi çekeceksiniz. Bir cüz Kur’ân-ı Kerîm okuyacaksınız. Bunu arada bunu anlattı dervişlik olarak. Ya bunu ben size anlatsam burada yarından fazlası değil. Yüzde onu bile kalmaz burada dervişlik böyle desem size. Bunları yapacaksınız desem burada yılanmış dervişler var.

Onlarda derler ki ya usul kaydı değişti mi? Selamun aleyküm ben bunu yapacak durumda değilim der. Değil ki yeni derviş. Anlattı bütün herkesini. Şeyh Efendi arada bir gene bir ondan o bitirince alıyor sohbet ediyor. Şeyh Efendi bir su içmeye gidiyorsun veya bir şey demeye gidiyorsun. Arada bir daha sohbet yapıyor. Hiç kimse ders almadı. Ben de hiç kimseye teklif etmedim. Ben sinirlendim. Asabım bozuldu. Bir kısa zikrullâh oldu. Şeyh Efendi dedim. O gün orada kalacaktık biz. Her şeye ayrılanık da. Efendim müsaade isteyelim dedim. İsteyelim dedi. Şimdi o Hacı abimiz efendim kalacaktık. Kalacaktık. Kalsaydık. Çok yağış var. Bu havada yol gidilmez. Yola çıkılmaz. Şeyh Efendi dedi. Mustafa Efendi gidelim diyorsa gidilecek dedi.

Şeyh Efendi. Kalktık. Nasıl onu da getiren arkadaş da böyle ona söyleyen ben söylemedim ona. Onu da söyleyen var. O söyleyen de yanımızda. Söyleyenin arabasıyla gittik zaten. O geçti. Nasıl yağmur yağıyor o? Nasıl yağmur yağıyor? Silgeçler silmiyor. Görmüyor yolu. Döndü Şeyh Efendi. Efendim ben gidemeyeceğim dedi. Mustafa Efendi geç oğlum dedi. Emredersiniz efendim dedi. Makamlara münacaat et oğlum dedi. Yürü dedi. Emredersiniz. Yol görünmüyor.


«Uhud’da Okçular Tepesi» Strateji İhlâli — Şeyh Efendi’nin Nazilli Hâtırâsı; «Yanına Götüreceğine Dikkat Et»

Görüş mesafesi iki metre yok. Öyle yağmur yağıyor. Ben sinirinden patlıyorum. Neyse o Hacı Efendi. Katres Sırrı Hazretleri. Bizim Ali Kara da şiş buhranı verecekti. Veremeden gitti. Değil mi Ali? Söyle söyle. Hah. Demiş ya sana. Gençtin daha zaman. Yeniydi bu ateşliydi. Tabii. Onun meşhurudur. Şeyh Efendi bana Bursa’ya göç deyince. Sen kal. Seni çok iyi bir zakir olarak yetiştireyim. Şiş buhranı da vereyim. Öğlesi git dedi. Bak Şeyh Efendi beni Bursa’ya göç diyor. Sen kal. O demiş de seni çok iyi bir zakir yapayım. Sana şiş buhranı vereyim. Öğlesi git. Tabii. Neyse. Biz tabi yolda bir de tuvalete ihtiyacımız var dedin. Bir benziktir kalayım oğlum dedi. Benim iyice kafa attı. Neyse bunlar ikisi indiler tuvalete.

Ben arabadayım. Ondan sonra Şeyh Efendi döndü bana. Mustafa Efendi her şeyde bir hikmet var oğlum dedi. Böyleymiş dedi. Boşuna demiyoruz dedi. Yanınızda getirip götüreceğinize dikkat edin diye dedi. O mu dedi davet etti onu dedi. O söylemiş efendim dedi. Kafasını salladı. Şeyh Efendi. Sakin ol dedi. Hikmet böyleymiş oğlum dedi. Efendim dedim bunca aylık emek var. Düşünün ödemiş de ben Nazile’ye gitmek için minibüse biniyorum. Üç tane vasıta değiştiriyorum. Oraya gidiyorum. Orada sohbeti bitiriyorum. Her şeyi bitiriyorum. Ben sabaha karşı ödemişe varıyorum. Araba yok. Para yok. Hiçbir şey yok. Bu bir gün değil iki gün değil. Bir emek. Ve sen geliyorsun. İnce ince kanaviçe gibi işlenmiş bir yeri batırıyorsun.

Benim en çok böyle tüylerimi diken diken eden şey odur. Nasip, hikmet dedi çıkarız hep ya. Yok. Oradaki o hatayı göreceğiz. Oradaki o eksikliği göreceğiz. Oradan ders alacağız. Uhud’da okçular tepesini terk eden okçulardan biz oradan o hikmet vardı demeyeceğiz. Emre muhalefet etti. Emri dinlemedi. Strateji bozdu. Allâh Resûlü asla ayrılmayın dediği yerden ayrıldılar. Ayrıldılar. Yoldan saptılar. Sebep ganimet. Bakın ganimet bozdu. Allâh Resulünün emrini dinlemediler. Bir sürü can kayboldu. Bir sürü şehit oldu. Savaşın ne galibi ne mağlubu belli değil. Oradan dersimizi alacağız. Evet ders aldım oradan. Bir daha asla hiçbir yere götürmedim. Onu. Hiçbir yere götürmedim. Ders aldım. Sonraki zamanlarda da kimseye hiçbir şey demedim.

Hep gittim tek başıma anlattım geldim. Umulmadık yerde umulmadık bir insan umulmadık bir iş yapıyor. Evet Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dersimizi alacağız. Rabbim bizleri muhafaza eylesin. Rabbim bizleri muhafaza eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Enâm 6/90 — «Lâ Es’elüküm Aleyhi Ecran»: «Ülâike’llezîne hede’llâhu fe-bi-hüdâhümü’qtedih, kul lâ es’elüküm aleyhi ecran in huve illâ zikrâ li’l-âlemîn» (İşte Allâh’ın hidâyet verdikleri bunlardır, sen de onların hidâyetlerine uy; de ki ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum, o Kur’ân âlemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başkası değildir) — Enâm 6/90; Taberî, Câmiu’l-Beyân 7/256; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 13/76; İbn Kesîr, Tefsîr 3/267; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Hûd 11/51 — «Lâ Es’elüküm Aleyhi Ecran»: «Yâ kavmi lâ es’elüküm aleyhi ecran, in ecriye illâ ala’llezî fataranî, e felâ ta’kılûn» (Ey kavmim ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum; benim ücretim beni yaratandan başkasına ait değildir, akıl erdirmeyecek misiniz?) — Hûd 11/51 (Hûd Aleyhisselâm); benzer âyetler — Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180 (Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Şuayb peygamberlerin tekrârı); Furkân 25/57; Sebe 34/47; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Enâm 6/80-87 — Peygamberler Silsilesi: Hz. İbrâhim’in tartışması (74-83), Hz. İshâk-Yâkûb-Nûh-Dâvûd-Süleymân-Eyyûb-Yûsuf-Mûsâ-Hârûn (84), Hz. Zekeriyyâ-Yahyâ-Îsâ-İlyâs (85), Hz. İsmâîl-Elyesa-Yûnus-Lût (86) — Enâm 6/74-89; «her peygambere kitap, hikmet, peygamberlik» — Enâm 6/89; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 19. Söz; «peygamberlerin ücretsiz tebliği» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tebük Gazvesi (9/630) — «Mehdî Ordusu» Niyâzı: Tebük Gazvesi tarîhi — Buhârî, Megâzî 81; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 38 (2429); İbn Hişâm, Sîre 4/159-188; Vâkıdî, Megâzî 3/989-1024; «sahâbe bağışları, Hz. Osmân’ın 940 deve+60 at+1000 dînar bağışı» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/63; «modern Mehdî ordusu» — Bediuzzamân, Mektûbât Mehdî bahsi; «100 yıldan beri İslâm devletlerinin kâfirlerle savaşmaması» — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
  • Kıbrıs Çıkartması (1974) ve Necmeddîn Erbakân: Kıbrıs Türk Barış Harekâtı (20 Temmuz 1974) — Bülent Ecevit Hükümeti, Necmeddîn Erbakân Başbakân Yardımcılığı; «Erbakân’ın bastırması» tarîhi rivâyet — Mehmet Şevket Eygi, Yıllar Boyu; Necmeddîn Erbakân, Adil Düzen; Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın; «sonraki ambargolar (Cyprus arms embargo)» — modern siyâsî tarîh.
  • İmâm-ı A’zam’ın «Cihâdın Kazancı En Helâl» Fetvâsı: «kazancın en hayırlısı cihâddan elde edilen, ikincisi ticâretten» — İmâm Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, el-Asl; Serahsî, el-Mebsût 10/2; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’ 7/97; «cihâdın hayırlılığı» — Bakara 2/195, 218; Tevbe 9/41, 111; Saff 61/11; modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku Tarihi; «sahâbenin ticâret-zirâat-cihâd geçimi» — Buhârî, Buyû 32; modern okuma — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • «Dârül Harpta Mülk Edinilmesi Câiz Değildir» Hanefî Fetvâsı: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed’in görüşü — İbn Âbidîn, Hâşiye 4/175; Serahsî, el-Mebsût 10/96; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’ 7/108; modern tartışma — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî; «modern Müslüman ülkelerde dârül harp tartışması» — modern fıkıh.
  • «İstemenin Yasaklığı, Vermenin Reddedilmemesi» Hadîsi: «yâ İbn Ömer iz câeke şey’un min hâze’l-mâli ve ente gayru müştâkın ve lâ sâilin fe-huz, ve mâ lâ fe-lâ tütbi’hu nefseke» (Ey İbn Ömer, bu maldan sana istemediğin halde gelirse al, gelmezse nefsini ona ardında bırakma) — Buhârî, Zekât 51 (1473); Müslim, Zekât 110 (1045); Ebû Dâvûd, Zekât 28 (1647); Nesâî, Zekât 91 (2604); «istemenin zemmi» — Buhârî, Zekât 50, 53 (1471, 1474); Müslim, Zekât 109 (1041); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Akıl-İmân İlişkisi — Aklı İlâhlaştırma Eleştirisi: «innemâ yetezekkeru ulu’l-elbâb» (Sâdece akıl sâhipleri öğüt alır) — Bakara 2/269; Âl-i İmrân 3/7; Ra’d 13/19; Zümer 39/9; «aklın iman ile mukayyed olması» — Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Eş’arî, el-Lüma; «akıl gözü ve kalb gözü» — sufî tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern eleştiri — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; «akıl dini iddiâsı» reddiyesi — modern okuma — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Sufî Yaşantı Düzeni — Sabah Namâzı Öncesi/Sonrası Tedrîsi: Tehecüd-Kuşluk-İşrâk-Evvâbîn-Kabir Nûr namâzları — Sufî vird düzeni — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «kaylûle (öğlen uykusu)» — Buhârî, Cum’a 39, İstizân 16, 39, 41 (936, 6275, 6313, 6315); Tirmizî, Salât 326; «5000 tevhîd» — sufî vird tâbiri — Mevlânâ Hâlid, Risâle-i Hâlidiyye.
  • Uhud Gazvesi (3/625) — «Okçular Tepesi» Strateji İhlâli: Hz. Peygamber’in 50 okçuyu Aynayn tepesine yerleştirmesi ve «kalksanız da kalkmasanız da terk etmeyin» emri — Buhârî, Megâzî 17, Cihâd 164 (3039, 4043); Müslim, Cihâd 100 (1789); İbn Hişâm, Sîre 3/65-105; «ganîmet için tepeyi terk eden okçuların hatâsı» — Âl-i İmrân 3/152-155; modern okuma — Bediuzzamân, Mektûbât 19. Mektûb; «emre muhâlefet zemmi» — Hayrettin Karaman, İslâm Tarîhi.
  • Karabaş Silsilesi ve «İstememe» Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Mustafâ Özbağ Efendi’nin İstanbul Garipler Câmiî, Pamuk Pazarı, Bayındır Hâtırâları» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş «istememe» tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Vird, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı