Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #100 — Mesnevî 1840. Beyit: «Allâh’ın Lütfuna Sığınma» ve Peygamberlerin İltica Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #100 — Mesnevî 1840. Beyit: «Allâh’ın Lütfuna…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 1840. Beyit’inden Devâm — «Allâh’ın Lütfuna Sığınmak Gerek»; Mü’min 40/56 İltica

1840. beyitten inşâallâh devam ediyoruz. Allâh lütfunun himayesine sığınman gerektir. Çünkü Allâh ruhlara yüzlerce lütuflar döktü. Daha önceki geçen haftaki beyitlerde diyordu ya, düşmanların kem gözleri, kin ve gayizleri, hasetleri, kovalardan su boşalırcasına başına boşalır. Düşmanlar kıskançlıklarından onu parça parça ederler dostlar da ömrünü hevâ-heves ile zayi eder, geçirirler diyordu. normalde eğer sendeki güzellikleri, sendeki kemalatı düşmanlar görürse, bütün düşmanlıklarını senin üzerinde sergiler. Senin dost gibi görünenler de seni bu konuda oyalar. Heva hevesleriyle seni oyalar. normalde o zaman bir kimsede kemalat var, güzellikler var. Bir insanın üzerinde hayır, hasenat var, iyilik var.

Allah’a Hakkında

Öyle olunca düşmanlar ne yapıyormuş? Bütün kinlerini, bütün garazlarını, bütün düşmanlıklarını, kem gözlerini onun üzerine akıtıyorlar. Ve aynı zamanda kıskançlıklarından bunu yapıyorlar. Dostlar da ne yapıyormuş? Dost gibi görünenler de kendi heva ve heveslerini normalde senin üzerinde, heva ve hevesleriyle seni zayi ediyorlar. etrafındaki dost gibi görünenler heva heveslerine uyduklarından dolayı senin kıymetini bilmiyor, senin üzerindeki değeri de bilmiyor, seni zayi ediyor. Bunlardan korunmanın yolu da diyor ki Allâh’ın lütfunun himayesine sığınman gerektir. Bunlardan korunmak için Allâh’ın lütfuna, Allâh’ın himayesine sığınacaksın. Allâh’a sığınacaksın. Çünkü senin başka bir korunacak bir kimsen yok.

O zaman sığınılacak bir yer de yok. Mü’min Sûresi âyet 56. Cenâb-ı Hak diyor ki o halde sen Allâh’a sığın. Şüphesiz ki O her şeyi işitendir, görendir. O zaman bu kemal ehli üzerinde herhangi bir şekilde iyilik olan, güzellik olan, üzerinde bir tatlılık olan kimse, o zaman insanlar onu kıskanacaklar, onu normalde al aşağı etmek için kem gözlerini onun üzerine sarkıtacaklar. Aynı zamanda kinlenecekler. Aynı zamanda onun kötülüğüne uğraşacaklar. Şimdi vardır ya çevrenizde birisi bir iş yapıyor, işi düzgün. Ondan sonra bütün herkes ne iş yapıyor? Onun yaptığı işi yapmaya çalışır, onu baltalamaya çalışır. Ve hatta bir karı koca iyi geçiniyor ailede. Herkes kem gözler onun üzerinde içinde düşmanlık olanlar içinde hainlik olanlar onun üzerine ne yaparlar?

Uğraşırlar. Ve hatta bir kimsenin güzel bir mesleği var, iyi bir mesleği var, iyi bir insan. Onun üzerinde düşmanlar, düşmanlıklarını üzerine akıtırlar. Toplumdaki hastalıklardan birisi mesela bir kadın alımı çalımı güzelliği yerindedir, hemen ona bir şey yapıştırırlar ya, onun başından aşağı dökerler ne kadar kirlilik, pislilik varsa. Ve hatta bir erkek albenelisi vardır, başından aşağı dökerler ne varsa. Ve hatta bir kimse hayırlı, iyi bir yolda gidiyordur, onun yolunu kesmek için her şeyi söylerler. Ve hatta birisi Kur’ân Sünnet yolunda yola düşmüştür, onun hakkında da aklı hayale gelmeyecek düşmanlar düşmanlık yapar. Ve hatta bu konuda yol yürüyen bir kimseye etrafı da heva ve hevesiyle onu zayi eder. mesela bir kimse şeyhini kendi hevâ-hevesine ortak eder.

Kendi şeyhini heva hevesiyle zayi eder. Zayi eder, şeyhim dedi, sevdiğim dedi kimseye. Dedi kodu çıkarır ortaya, fitne çıkarır ortaya, bir laf söyler, ne bileyim olmayacak bir laf söyler, heva hevesler. zaman zaman bunun dersini yapıyorum ya, senin şeyhim böyle söyledi mi? Söylemedi, ne ama söylemiş gibi konuşuyorsun, gibi, bunun gibi. Ve hatta o çok bağlı ya, o çok seviyor ya, o çok bağlı, çok seviyor olduğundan şeyh efendi bana şöyle dese böyle yaparım. Ulan şeyh efendi sana öyle bir şey söylemez. Sen ne ama böyle bir şey söylenmiş gibi, söylenecekmiş gibi söyledin. Bu tip dostlar da ne yaptı? Heva ve hevesiyle onu zayi etti. Onun değerini bilmedi, onun kıymetini bilmedi. Onun değerini kıymetini bilmeyince ne yaptı?

Onu zayi etti. En acısı da budur çünkü. Düşmanın düşmanlığı insana acı gelmez. O düşmandır çünkü. Kur’ân’dan haberi yok, sünnetten haberi yok. Varsa da adam kâfirin, minafın, mürtedin teki. O her türlü lafı söyler o. Her türlü eleştiri yapar. İnsanın etrafındaki dostları onu zayi ederse bu acıdır. Allâh bizi affetsin. Mümin Suresinde de diyor ki Allâh’a sığın. Her türlü her şeyden Allâh’a sığın.


Hz. Peygamber’in Sığınma Duâları — Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd; Hadîs-i Kudsî «Gören Göz Olurum»

Buhârî’de hadîs. Allâh’ın kalbime bir nur kıl, gözüme bir nur kıl. Kulağımda bir nur kıl. Sağımda bir nur, solumda bir nur. Üstümde bir nur, altımda bir nur. Önümde bir nur, arkamda bir nur. Beni nur eyle. Meşhur bu duamız biliyorsunuz. Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri de böyle dua ederdi bu minval üzerine. Allâh’a sığınma, ona iltica etme. Ondan isteme. Yine Müsned’de geçiyor hadîs-i şerîf. Yarattıklığında Allâh’a sığınma, Allâh’a sığınma. Yine Müsned’de geçiyor hadîs-i şerîf. Yarattıklarının, gökten inen ve oraya yükselen, yerde biten ve yerden çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinden, hayırla gelenler müstesna, meydana gelen hadiselerin şerrinden, ne bir iğni ne de bir kötünün kendilerini aşamayacağı, Rahman olan Allâh’ın tas tamam kelimelerine ve onun vecih kelimelerine sığındım.

Âmîn. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sığınma duaları. Allâh’a sığınıyor. Yine bir Müslim’de geçiyor. Bu şeyde özür dilerim. Buhârî’de geçiyor. Allâh’ım tasa ve hüzünden sana sığınırım. Acizlik ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten sana sığınırım. Borç altında ezilmekten ve düşmanların kahrından da yine sana sığınırım. Müslim’de geçiyor bu. Allâh’ım tembellikten, kocamaktan, ihtiyarlığın dertlerinden, dünyanın fitnesinden ve ahiret azabından sana sığınırım. Ebû Dâvûd’da geçiyor. Allâh’ım sana sığınırım. Küfürden ve fakirlikten Allâh’ım sana sığınırım. Kabir azabından senden başka ilah yoktur. Âmîn. Hazret-i Pîr’den devam ediyoruz. Allâh’ın lütfuna sığınman gerek ki bir penah bulasın.

Ama nasıl penah? Su ve ateş bile senin askerin olur. sen Allâh’ın lütfuna sığınacaksın. Allâh’ın lütfuna sığınacaksın ki penah dediği kurtuluş. Sana bir kurtuluş olsun. Allâh’a öyle sığın ki varlığın içerisindeki maddeler, madenler, cismler, her şey senin askerin hükmüne girsin. Allâh’a öyle bir hülyesi kalp ile sığın. Allâh’a öyle yalvar. Allâh’a öyle yakar. Allâh’a öyle teslim ol ki eşya senin emrine girsin. Varlıktaki cisimler senin emrine girsin. Su ve ateş bile senin askerin olur diyor. Yine Kehf Sûresi âyet 27. Sen ondan başka sığınılacak hiçbir şey bulamazsın. Allâh’tan başka sığınılacak hiçbir şey yoktur. Bir Müslüman için, bir Mümin için sığınılacak tek yer vardır. O da Allâh Zülcelal Hazretleri’dir.

Allâh’tan başka sığınılacak da sığınılacak hiçbir kuvvet, kudret yoktur. Ve düşmanların ve dostlarının zararından, her şeyden, bütün zararlardan Allâh’a iltica etmen lazım. Allâh’a da dayanman lazım. Allâh’a sığınmaktan başka hiçbir şey yok. bu böyle öyle ki o Hadisi Kutsi uzun ya Allâh’a sığınacaksın ki Cenâb-ı Hak senin gören gözün, duyan kulağın, tutan elin, yürüyen ayağın olsun bir Sufi için. Allâh’a öyle teslim ol. Allâh’a öyle teslim ol. Allâh senin bütün azalarını üzerine alsın. Hadisi Kutsi uzun aslında başı da var ya her kim bir Allâh dostuna düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim. Hadisi Kutsi’nin başı böyle ya, devam ediyor. Kulun kendisine farz kıldığım şeylerden en sevimli gelen odur. farzları yerine getirmesi.

Nafilellerle bana yaklaşır, beni sever, ben de onu severim. Ben onu sevince duyan kulağı tutan eli, yürüyen ayağı, konuşan dili olurum. Hadisi Kutsi uzun ya demek ki Allâh’a öyle teslim ol. Öyle Allâh’a yaklaş ki Allâh senin gören gözün, duyan kulağın, söyleyen dilin, tutan elin, yürüyen ayağın olsun. Onunla gör, onunla duy, onunla tut, onunla yürü. Öyle bir yakınlık olsun ve öyle Allâh’a iltica et, öyle Allâh’a yakın ol. Öyle Allâh’a yakın olursan Allâh eşyayı senin emrine verir. Eşyayı senin emrine verir. Ve bütün peygamberler, bütün hepsi de. Bütün hepsi de. Ayet-i Kerim’i incelediğinizde, peygamberler hep Allâh’a sığınmışlar. Allâh’a iltica etmişler. Ve Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de hemen hemen her konuda, her şeyde Allâh’a iltica etmiş.

Allâh’a sığınmış. Böyle küçük küçük maddeler halinde ben Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Allâh’a sığındığı konularla alakalı, bu hadisler uzun çünkü böyle konu başlıkları gibi aldım, hakkınızı helal edin. Bunlarla alakalı geniş hadislerden bulabilirsiniz. Mesela az önce de birkaç tanesini okudum ya, bunları çoğaltmak mümkün ama bütün dersi bu hadislerin üzerine bina etmek lazım, onları okumak lazım. Kısa kısa mesela cehennem azabından, kabir fitnesinden ve azabından Allâh Resûlü ne yapmış? Allâh’a sığınmış. Zenginlik ve fakirlikle imtihan olmaktan çok meşhur bütün peygamberler, peygamberler, deccalın fitnesinden Allâh’a sığınmış ve ümmetlerini deccalla korkutmuşlar.

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de deccalın fitnesinden Allâh’a sığınıyor. Düşmanlara maskara olmaktan Allâh’a sığınıyor. Belalara maruz kalmak, bela burada ağır müsibet, ağır imtihan manasında. Belalara maruz kalmak. Hastalıktan ondan sonra ve ele ayağa düşmekten, bunamaktan aklını kaybetmekten, dünya imtihanlarından Allâh’la bağını koparmış, Allâh’a karşı korkusu, saygısı olmayan bir kalpten örneğin. Meşhur ya doymayan nefisten, ondan sonra yaşarmayan gözden, bunlar meşhur. Fayda vermeyen ilim, bunlar meşhur sığınmalar. Şikaktan, nifaktan, kötü ahlaktan, şeytanların erkeğinden ve dişisinden. şeytanlardan, şeytanlaşmış insanlardan ve şeytan ve şeytanlaşmış insanların desiselerinden, oyunlarından, vesveselerinden, nefsin vesvesesinden, heva ve hevesten, ölümün fitnesinden, ahir zaman fitnesinden aklıma gelenleri söylüyorum.

Ne yapmış? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hep Allâh’a sığınmış. Ama mesela gizli şirke düşmekten, riadan, kibirden ondan sonra, en önemlisi Allâh’ın gazabından, ne yapmış? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hep Allâh’a sığınmış. Allâh’a sığındığı o kadar çok böyle madde madde davunları sıralamak mümkün. Ama sonuç olarak Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de her halinde, her yaşadığı olayda Cenâb-ı Hak’ka sığınmış. Tabii geçmiş peygamberler de aynı. Bütün peygamberler hayatları boyunca Allâh’a sığınmışlar. Ve Kur’ân-ı Kerîm’de de onların Allâh’a sığındıklarına dair âyet-i kerimeler pek çok. oturduğunuzda bunları da bulmanız mümkün mü?

El cevap mümkün. bir önceki beyette dedi ya, ateş ve su senin askerin olsun diye. Allâh’a sığın, ateş ve su senin askerin olsun. Onun açıklamasını yapıyor Hazret-i Peygamber şimdi.


«Nûh ve Mûsâ’ya Deniz Dost Oldu» — Hz. Nûh Tûfanı Kıssası; «Aile Bağı İmanla Olur»

Diyor ki Nuh’a ve Musa’ya deniz dost olmadı mı? Düşmanların da kinle kahretmedi mi? Nuh aleyhisselâm’a ne yaptı? Ne yaptı? Kavmi yalanladı. O hep böyle tebliğ etti. O tebliğ ettikçe kavmi onu yalanladı ve onunla dalga geçmeye başladılar. Öylesine yalanladılar, öylesine dalga geçmeye başladılar. Nuh aleyhisselâm o toplumun içerisinde artık böyle yaşanamaz bir hal aldı. Yaşanmaz bir hal aldı. Ama Nuh aleyhisselâm Allâh’ın emirlerini tebliğ etmeye devam ediyordu. Ve onu böyle kavmi de ne yapıyordu? Onu devamlı yalanlıyordu. Onu deli hükmüne tabi tuttular. dediler ki bu kafeyiydi, bu kafeyi üşüttü, bu şöyle oldu, böyle oldu. Oğlu da inanmadı Nuh’a. Nuh’a hanımı da inanmadı. Düşünün. Tabi buradan yola çıkartan hanefiler derler ki bir kadın gayrimüslim olsa, gayrimüslim.

Erkek onun nikahını alabilir, mel cevap alabilir hükmünü çıkarmışlar ya buradan. öyle ya mesela bazen oluyor adam derviş, hanımı derviş değil. Kadın derviş, kocası derviş değil. Ve erkek Müslüman ama hanımı Müslüman değil. Örneğin ama Hıristiyan ama Yahudi. Olabilir mi? El cevap olabilir. Tabi Nuh da böyle çok zorluk çekince en sonunda dua etti. Dedi ki Nuh Aleyhisselâm yeryüzünde bir tane kafir kalmayınca kadar bunların hepsini helak etti. Bazen ben bu ara Siyonistleri helak eyle. İsrail’i helak eyle. Masonları helak eyle. Onları destekleyenleri helak eyle. Onları yardımcı olanları helak eyle. Onlarla beraber olanları helak eyle. Âmîn. Ecmain. Böyle dua ediyorum ya ben. İslam düşmanlarına, İslam’a zarar verenlere, Müslümanlara zarar verenlere hemen yazıyorlar bana.

Bir Mevlevi şeyhi böyle lanet okur mu? Bir Mevlevi şeyhi Yahudilere lanet olsun der mi? Ya Peygamber diyor ki Nuh Aleyhisselâm yeryüzünde bir tane kafir kalmayınca kadar hepsini de helak et diyor. Âmîn. Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de müşriklere lanet okudu. Okudu. İçimizde o kadar Siyonist, Yahudi, katil, İsrail’e hoşgörüyle bakan ne ediyor belirsiz insanlar o kadar çok ki. Benim bu serinomi rahatsız ediyor onları. 22 bin şehit var gazete. Bunun 10 bini çocuk. 10 bini çocuk. Anneler, babalar kucağınızı alın iki yaşındak, üç yaşındak, beş aylık, altı aylık çocuğunuzu ve bir Siyonist ilişkisi var. İsrail’in bombasının altında öldüğünü düşünün, şehit olduğunu düşünün. bu dilde empati değil mi diyorlar onu?

Empati yapmak diyorlar değil mi? Al çocuğunu, al çocuğunu kucağına al. Eve gidince bir bak çocuğuna. Bir bomba attı, gavurun birisi çocuğun öldü. Eve gidince eşlerinizin yüzüne bakın. Bir bomba attı, eşiniz öldü, şehit oldu. En sevdiğinizin yüzüne bakın. Neyi seviyorsanız. Bir bomba attı, öldü. Bu gece kulüplerinde eller avaya olanlar bunu anlamaz. Bunu birkaç tane pasaportu olan bunu anlamaz. Bunu Yunan adalarına tatile gidenler, ne bileyim Bahama’ya oraya buraya tatile gidenler, orada burada orasını, burasını gösterenler bunu anlamazlar. Akşamları viskisini yudumlayanlar sabahleyin kahvaltı için İtalya’nın bilmem ne hangi şehrinin sabah pizzası güzel oluyormuş. Orada kahvaltıya gidenler bunu anlamazlar.

Veyahut da gidip de herhangi bir yerde neydi o Starbuck mıydı neydi o? Starbucks mıydı benim dilim bile dönmüyor. Gidip orada kahve yudumlayanlar bunu anlamaz. Bunu anlamazlar. Allâh lanetlemiş İsrailileri, Yahudileri, Allâh lanetlemiş Kur’ân’da neden bizim lanetlememizi onların batsın dememizi onların canlarını acıtıyor? Demek ki onlar Siyonist Dohu mu? Onların köklerinde bir Yahudilik var demek ki. kökünde Yahudilik olmamış olsa, kökünde Siyonizm olmamış olsa, Mason olmamış olsa, Lyons Lyones olmamış olsa o kalkıp da bundan rahatsız olmaz. Bunlar rahatsız oluyor deyip de biz de duadan geri dönecek değiliz. Allâh tez zamanda batırsın hem. Tez zamanda dağıtsın. Rezil rüsva olsunlar. Ve Müslümanlar oradaki bir avuç gazeli Müslüman inşâallâh İsrail’i dize getirsin.

İsrail’in batmasına sebep olsun. Pis Yahudilerin batmasına sebep olsun. Cenâb-ı Hak bütün dünya insanlığını uyandırsın. Batıla karşı, küfre karşı, zulme karşı tek vücut yapsın. Âmîn. Evet. Nuh Aleyhisselâm’da böyle ona inanan olmayınca, onu yalanlayınca bütün kavmi dedi ki Yarabbi yeryüzünde bir tane kafir kalmayınca kadar hepsini de helak eyle. O zaman da Cenâb-ı Hak Nuh’a dedi ki bir gemi yap. Bir gemi yap. Ve inananları o gemine topla. İnananlarını o gemiye topla. Araf suresi 64. âyet. Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. Cenâb-ı Hak ne yaptı? İnananları gemiye toplattı. Hatta oğlu da dalga geçiyordu.

Hanımı da dalga geçiyordu. Oğluna dedi oğlum bak sular basınca kurtulamayacaksın. Oğlu dedi ki tepeye kaçarım, yüksek bir tepeye kaçarım. Hatta hanımı da gelmedi ya geriye baktı Nuh onlara. Cenâb-ı Hak dedi ki onlar senin ailen değil. Hudda da dedi onlar senin ailen değil diye. Bakın peygamberlerin arkasında çocukları inanmadı. Çocukları inanmayınca eş inanmayınca Cenâb-ı Hak onları uyardı. Dedik onlar sizin aileniz değil. Onlar sizin ehliniz değil. Onlar sizin ehliniz değil. Enteresan bir şeydir bu. En enteresanı budur. Aynı şey savaşta oldu ya. Müşrik baba birkaç sefer sahabenin önüne geldi savaşmak için onlar kaçtılar. Tekrar geldiler. Bu sefer sahâbeler babalarını öldürmek zorunda kaldılar.

Çok üzüldüler. Allâh Resûlü de çok üzüldü sallâllâhu aleyhi ve sellem. Ne kadar çok üzüldü buna. Ondan sonra Ayet-i Kerim’i indi. Onlar onların aileleri değildi diye. Enteresan bir şey. Demek ki aile bağı da imanla bağlanıyor. Seni doğurmuş olabilir, iman ehliyse annen. Senin baban olabilir, iman ehliyse senin baba. Senin eşin olabilir, iman ettiyse bağın var. En önemli bağ iman. İman, iman, bağ. İman, bağ. İman, bağ. Eğer iman bağı yoksa bütün bağlar fasit olur. Ne yaptı? Su hem yerden fışkırdı hem gökten tabirci aise sanki gökyüzünde bir okyanus hazırdı. Lamburlaap düştü. Yerden sular fışkırdı, komple fışkırdı. Bir de ocağın altında bir okyanus vardı. Yerden sular fışkırdı, komple. böyle tarihçiler diyorlar ki sadece o bölgeye oldu, yok şu bölgeye oldu.

Değil canım kardeşim. İnanmayan nerede varsa karada hepsine de ne oldu? Su da helak oldu.


Hz. Mûsâ-Fir’avn Denizi Yarması — Şuarâ 26/60-66; Su Bir Silâh Olarak Helâk Etmesi

İkinci su da helak olma kim? Firavun ile alakalı. Ne oldu Firavun? O Firavun ve adamları Musa’nın peşine düştü. Musa inananlarıyla beraber ne yaptı? Denizin kenarına kadar geldi. Firavun da arkasından geliyor. Yaklaştı yaklaşacak hatta kavmi Musa’nın peşinden gittiğine pişman olma noktasına geldi. Cenâb-ı Hak Musa’ya dedi ki ya Musa Allâh’ın ismini an, asanı dedi vur denize. Asasını vurdu. Musa aleyhisselâm ne oldu? Denizin içerisine inananlarla beraber girdi. Arkadan Firavun’un askerleri ve Firavun onların denize, denizin içerisinde yol açıldığını onlara, onları gördü. Onlar bunu gördü, onlar gelmek istemedi. Dikkat edin buraya. Onlar kör değil bu kadar. Onlar arkalarından gelmek istemediler.

Suya girmek istemediler. Ama âyet-i kerimede diyor ki biz de onları suya yaklaştırdık. Burası enteresan çok. Firavun ve askerleri baktı. Musa aleyhisselâm önlerinde, 150-200 metre önlerinde veya 300 metre veya 500 metre ne kadarsa önlerinde suyun önünde bir şey oldu. Suyun içerisine girdiler. Cenâb-ı Hak Musa’ya orada bir yol açtı. Musa ve kavmi yürüyor. İstersen suyun üstünde yürüyor de, ister içinde yürüyor de. Yürüyor. Kavmi dışarıdaki, geride kalan Firavun ve askerleri bu esanteneyi gördüler. Bunu görmelerine rağmen kendilerinde suyun üstünde yürüme veya suyun içinde gitme istidadının o halin kendilerinde olmadığını biliyorlar. Ve suya doğru yürümek istemiyorlar. Ama Cenâb-ı Hak ne yaptı?

O şey, Firavun ve askerlerini yürüttü, yaklaştırdı suya doğru. Tabiri caizse itti. 62-63-61, Şuarâ 26/60 ayetleri bununla alakalı. Firavun ve adamları güneş doğarken onların ardına düştüler. Şuarâ 26/60. İki topluluk yaklaşıp birbirini görünce Musa’nın taraftarları yakalandık dediler. Musa hayır şüphesiz Rabbim benim nedir bana mutlaka kurtuluş yolunu gösterecektir dedi. Ayet 63, Bunun üzerine biz Musa’ya asanın denize vur diye vahyettik. Bir anda deniz yarılı verdi, her bir kısmı kocaman bir dağ gibiydi. 64, Geride gelen Firavun ve adamlarını da oraya yaklaştırdık. Firavun ve adamlarını oraya yaklaştırdık. 65, Musa ve berabendekilerini hepsini de sağ salim kurtardık. 66, Sonra diğerlerine su da boğu verdik.

Ne yaptı Cenâb-ı Hak Musa ve yanındakileri kurtardı. Sonra arkadan gelen Firavun ve askerlerini onları yaklaştırdı suya. Devasa dalgalar, devasa dalgalar, devasa. O dalgalar ne yaptı? Hepsini yutuverdi. Boğuldu hepsi de.


Hz. İbrâhim’in Ateşe Atılması — Nemrûd-Putların Kırılması; Sâre Annemiz, Filistin İbrâhimî Vatan

Demek ki ne oldu? Su bir silah oldu. Su bir silah oldu. Komple bir topluluğu helak etti. Nuh’un kavmini ve bütün dünyayı su bastı. Firavun ve askerlerini yuttu. Hz. Pîr devam ediyor. Ateş İbrahim’e kale olup da Nemrut’un kalbinden duman çıkartmadı mı? Ne oldu? İbrahim aleyhisselâm Nemrut bir kötü rüya gördü. O kötü rüya gördükten sonra bütün doğan erkek çocuklarını öldürtüyordu. Azer’de Nemrut’un en önemli bakanlarından birisiydi. Devletlerinden birisiydi. Devlet bakanı gibi başındaydı. Ne yaptı? İbrahim’in annesi çocuğu doğurdu. Gitti bir mağaraya sakladı. Sabah akşam gidip onu emziriyordu. Ve İbrahim aleyhisselâm hızla büyüyordu. Bir günde bir aylık gibi oluyordu. Bir aylık olduğunda bir yaşındaymış gibi oluyordu.

Ve İbrahim aleyhisselâm 13-14 yaşına geldi. Nemrut Habre yanındaki kahinler, onun ölümüne sebep olacak olan kimsenin ölmediğini hükmediyorlardı. Ne yaptı İbrahim aleyhisselâm ondan sonra? Cenâb-ı Hak ona peygamberliği vahyetti. Ve o peygamberlik vahyedilince genç daha o zaman. O bir gün bu putperestlerin bayramı vardı. O bayram gününde babası ailesi ona bayrama gitmelerini söyledi. O da ben rahatsızım dedi. Benim üzerimde bir hastalık var dedi. Bulaşıcı hastalık gibi. Ve o hastalıkla bir bir aileye gitmek istedi. O da o ailesi ona bir aileye gitmelerini söyledi. O da ben rahatsızım dedi. Benim üzerimde bir hastalık var dedi. Bulaşıcı hastalık gibi. Bu sefer ona dokunmadılar. O da ne yaptı? Eline bir sağlam bir balta eline geçirdi.

Gitti puthaneye. Ne kadar put varsa hepsini de kırdı. Baltayı da gitti. En büyük putun altından o en büyük put. Dikkat edin. En büyük put altından. Hala da en büyük puttur altın. Altın en büyük puttur hala da. Ne yaptı İbrahim Aleyhisselâm? En büyük putun üstüne şey baltayı saktım ona astı boynundan aşağı. Kavminin bayramı bitti. Bayramı bittikince hepsi geldi. Hepsi de koşa koşa puthaneye geldiler. bayramı yaptık. Şükran putlara teşekkür edecekler. Bir geldiler ki puthanede bir tane put kalmamış. Hepsi kırılmış. Bir tek altından olan put duruyor. Onun boynuna da balteyi asmış birisi. Toplandılar kim yaptı kim etti kim bunu bu hale getirdi. İşlerinden bazıları dediler ki genç bir adam var ya bu putlarımıza laf söylüyor.

Neydi İbrahim’di? Bulun gelin onu. Nemrut’a söylediler İbrahim’i buldular geldiler. Dediler ki İbrahim’e bu putları sen mi kırdın? O da dedi ki bak balta kimin boynunda duruyor? Bunun boynunda. Kırsa kırsa o kırsa. Kırsa kırsa o kırmış da dediler. Bu sefer onlar dediler ki bu kırabilir mi? E bu kırmazsa neden buna inanıyorsunuz o zaman? Ona sorun dedi hatta. Ona sorun deyince oradakiler dediler ki o konuşmaz. E dediler konuşmayana mı o? O da dedi ki konuşmayana mı inanıyorsunuz siz? Velhasıl kelam putları İbrahim aleyhisselamın kırdığı belli oldu. Belli olunca da ne yapalım diye Nemrut avanesini topladı. Nasıl bir ceza verelim diye. Nasıl bir ceza verelim diye avanesini toplayınca avane dediler ki yakalım.

Yakalım dediler. Yakılmasına karar verdiler. Ne kadar Urfa bölgesinde ne kadar ot, çöp, yanacak ne varsa hepsini de topladılar. Hatta ben bazen derim ki çiğ köfte o zamanla kalma. Yemek pişirecek odun kalmadı, yemek pişirecek çalı çırpı kalmadı. Hepsini de topladılar. Nemrut’un emri var. Yedi gün boyunca ateşi harladılar. Ateş çevreden her taraftan görüldü. Öyle harladılar ateşi. Sonra dediler ki bu ateşe yaklaşılması mümkün değil. Mancınıkla oraya atalım. Hemen mancınığı getirdiler. Mancınığı hazırladılar. Mancınıklar da bir şey yaparlar. Mancınıkla oraya atalım. Hemen mancınığı getirdiler. Mancınığı hazırladılar ve İbrahim a.s. ne yaptılar? Ateşe attılar. Henüz daha sarayla evli değil. Orayı da işaret edelim.

Tabi mancılıkla İbrahim’i ateşe attılar. İbrahim ateşin içinde. İbrahim ateşin içinde ateşin içinden sesleniyor. Burası ateş değil diye. Haykırıyor. Kim attı kendini ateşin içerisine? Sağrı annemiz attı. Öyle sağrı olmak kolay değil. Sağrı annemiz İbrahim’e inanıyorum dedi. Kendisi girdi ateşin içine. Sonra ne yaptı? Annesini çağırdı. Anneciğim gel. Burası dışarıdan gördüğün gibi değil dedi. Cenâb-ı Hak ne yaptı? Ateşe vahyetti. Ateşe vahyetti. Allâh ateşe de vahy eder. Ateşe de emreder. Ateşe vahyetti. Ey ateş! Soğuk ve selamet ol dedik. Âyet-i Kerîme böyle. Enbiyâ 21/69-70. Onlar İbrahim’e bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz kendilerine en büyük üsranı uğrayanlar kıldık. ne oldu? Ateş soğuk ve selamet oldu.

Tefsirciler derler ki Soğuk ardından selamet ol demeseydi Donardı ateşin içinde. Buz keserdi. Ama selamet ol dedik. o soğukluk ona Buz olma tehlikesi göstermedi. Selamet ol dedik. Ve ateş ne oldu? İbrahim’e kalkan oldu. Nemrut’un zulmünden. Bu sefer İbrahim Aleyhisselâm Sahara Annemizi de alarakten hicret etti. Nereye? Önce Mısır’a. Sonra nereye? Sonra bugün işgal altındaki Bugün İsrail’in zulme altındaki İsrail’in bombalarının altında inim inim inleyen Filistin’e. Filistin’e evet. Müslümanlar için Filistin bu sebepten dolayı önemlidir. Filistin İbrahim Aleyhisselâm’ın ikinci yerleştiği yerdir. Evet. Hacer Annemiz de sonra evlendi. Sâre’den sonra evlendi. Hacer’i de Allâh’ın emriyle nereye getirdi?

Beytullah’a getirdi. Dedi bu Allâh’ın emri mi? Evet dedi. Allâh’ın emri ise sabredenlerden olacağım dedi. Hacer Annemiz. İsmail Aleyhisselâm ile beraber orada oldu. Ve İsmail Aleyhisselâm’dan gelen o soy Hz. Muhammed Mustafa’ya gelir. Sâre’den da kim oldu? Sonradan İshak oldu. İshak’tan gelen de Benî İsrâîl peygamberleri oldu. Ama o Filistin İbrahim Aleyhisselâm’ın ikinci vatanı. Birinci vatanı ne? Anadolu. Urfa, Haran, o bölge. Dikkat edin yaşadığınız ülkeye. Bir çok peygamber yaşamıştır Anadolu’da. Anadolu’da bir çok peygamber yaşamıştır. Bir çok peygamber kabri vardır Anadolu’da. O yüzden Anadolu bizim için kıymetlidir. O yüzden bizim için Filistin’de kıymetlidir. Çünkü Benî İsrâîl peygamberlerinin hepsi de Filistin’de yaşamışlardır.

O bölgede yaşamışlardır. Hepsinin de peygamberliğine iman ederiz biz. Ayırt etmeyiz. O yüzden ne oldu? Ateş İbrahim’e set oldu.


Mesnevî «Ateş Akıl-Cana Yakmaz» Mecâzı — Mü’minin Nûru Ateşin Karşısında Söndürmesi

Hz. Pîr yine Mesnevî’nin değişik yerlerinde der ki Hz. İbrâhim’i yakmak için tutuşturulan ateş onu yakmaz. Zira o akıl ve can mesabesindedir. Ateş akıl ve canı nasıl yakabilir? İbrahim Aleyhisselâm’ı akıl ve can mesabesinde görüyor. Ateş Aleyhisselâm’ı akıl ve can mesabesinde görüyor. Akıl ve can mesabesinde görünce ateş akıl ve canı yakamaz diyor. Ateş asıl Nemrud’u ve onun gibilerini yakacaktır. Zira onlar nefis mesabesindedir. sen nefsine zebun oldun, nefsine kul köle olduysan asıl ateşin içinde olan sensin. İbrahim ateşin içinde değil. Neden? O Allâh’ın nuruyla nurlanmış vaziyette. Ateş nefsi yakar bitirir. Su dahi onlara fayda vermez. Zira su şehvet ateşini yatıştıramaz. Onu söndürecek ancak müminin nurudur.

Ve Hz. Pîr’e göre o zaman ateşin yakacağı kimseler nefislerine, heva ve heveslerine, şeytana uymuş. O şeytanın kulu kölesi olmuş kimseler. Ama iman ettiysen, takvâ ehliysen, sufisen ateş sana dokunmaz. Neden? Çünkü iman edenin üzerinde sufinin üzerinde bir nur vardır. O nura ateş yaklaşamaz. Rabbim hepimizi o iman nuruyla, o zikir nuruyla, o Allâh’ın nuruyla nurlananlardan eylesin.


«Dağı Yahyâ’ya Set Oldu» — Hz. Yahyâ’nın Şehâdeti; Hîrod-Yeğen Nikâhı Eleştirisi

Dağı Yahya’yı kendisine çağırarak ona kast edenleri taşlarıyla paralayıp sürmedi mi? Ey Yahya kaç bana gel de keskin kılıçlardan seni kurtarayım demedi mi? Dedi diye cevap verdi. Şimdi Yahya aleyhisselâm da malum genç bir peygamber ve çok iffetti, çok namuslu. O günün İsrailoğullarının bir hükümdarı var. O da ne? Hîrod. Bu Hîrod, Hîrod’a Yahya aleyhisselâm genç bir şekilde ona Allâh’ı tebliğ ediyor. Ve ona nasihatler ediyor. Ama bir gün Hîrod kendi yeğeni olan kızla evlenmek istiyor. Kendi yeğeni olan kızla evlendirmek isteyen de kızın annesi, kız anneleri. Eğer heva ve heveslerini düşerlerse ailenin başını yakarlar. Adamın haberi bile olmaz. Kız anneleri bu manada çok tehlikelidir. İltimas geçer, böyle gönlünden geçer, böyle kalbi bozulur. bu çocukla konuşsun ya bununla evlenir.

Kapı aralar ona. Ve hatta kızın sevgilisi olur, o zaman da herkesin oluyor der. Kapı aralar. Ya 14-15 yaşında, 18 yaşındaki kız daha hiçbir şeyden haberi yok, hayattan haberi yok. Ne ama kapı aralıyorsun? Kapı aralarla. o Hîrod’un da, Hîrod’la kendi yeğenini evlendirmeye çalışıyor kızın annesi. Hîrod da gönlü kayıyor, onun da kalbi kayıyor, onunla evlenmek istiyor. Ve bununla alakalı da Yahya’ya diyorlar ki bizim nikahımızı kıy. Yahya da diyor ki Musa Aleyhisselamın o zaman için Tevrat’ına göre hükmediliyor. Yahya Aleyhisselâm da diyor ki bu nikah mümkün değil. Bu nikah kıyılmaz, bu caiz değil, bu haram, bu Allâh’ın lanetlediği bir şey. Deyince bu duruma içeriliyorlar. Neden? Birisi kral. Krala hayır demek kolay mı?

Nasıl krala hayır dersin? Bu tarih boyunca gücü elinde tutanların en büyük handikapları budur. Hîrod diyor ki bu nikah kıyılacak, o diyor ki olmaz, o diyor ki olur. Annesi en sonunda kızın annesi diyor ki öldürdür bu Yahya’yı. Yahya’yı öldürülmesi için baskı yapıyor. Bu sefer askerler toplanıyor, Yahya’yı aramaya başlıyorlar. Yahya’yı aramaya başlayınca Yahya sahibi, Yahya sahibi, Yahya sahibi, orada taşlar dile geliyor oradan bir kaya, mağara içinden. Yahya’ya diyor ki gel saklan bize. Yahya aleyhisselâm o kayalara Cenâb-ı Hak vahy ediyor, kayalara vahy edince kayalara dilleniyor, dillenince Yahya aleyhisselâm oradaki mağaraya doğru yürüyor. Oraya yürüyünce bir rivayette ok atılıyor. Ben ona çok şey, ona katılmadım.

Ama bunu böyle söylemek istemem. Böyle ceviz büyüklüğünden küçük elma büyüklüğünde taşlar. O beni İsrail askerlerin üzerine yağmur gibi yağınca beni İsrail askerlere kaçıyor. Tabi kaderi ilahi tecelli edecek. Yahya aleyhisselâm oradan çıkıyor bir müddet sonra yakalanıyor. Bir müddet sonra yakalandıktan sonra oraya meydana getiriliyor. Meydana getirilince meydanda tabirci ay ise başıki ay ise tabirci ay ise başı kesiliyor. Ama başı kesildikten sonra Yahya alemin başı, Yahya aleyhisselamın başı bağırıyor. Bu nikah olamaz yine diyor. Bütün halk duyuyor. Bir peygamber mucizesi bu. Bütün halk duyuyor bu nikah olamaz diye. Bu nikah caiz değil diye. Mesela Yahya aleyhisselamın başı gövdesiyle beraber değildir o yüzden.

Başından kurtulmak için çok uğraşıyorlar. Çünkü günlerce Yahya aleyhisselamın başı bunu bağıra bağıra söylüyor. Oraya koyuyorlar olmuyor buraya koyuyorlar olmuyorlar. Daha bazıları Yahya aleyhisselamın başının Şam’da olduğunu söylerler. Ama başı net bir yerde değil Allâh-u A’lem. Evet. O yüzden ama Cenâb-ı Hak da ne yaptı? Yahya aleyhisselama o Benî İsrâîl pis Yahudileri şehit edince onların hepsine devasız, görünmez, bilinmez bir hastalık verdi. Ve hepsi o hastalıktan tarumar oldu, perişan oldular. Ama burada Hz. Pîr diyor ya taşlar ne yaptı? Yahya’ya set oldu.


Mesnevî 1845. Beyit — «Dudunun Tâcir’e Vedâ Edip Uçması»; «Ölmeden Önce Ölün» Sırrı

Konu başlıyor 1845. Dûdû’nun tacire veda edip uçması. Dûdû ona hoşegider bir iki nasihat verdi. Sonra Allâh’ı ısmarladık artık ayrılık zamanı geldi dedi. Efendimiz’i dedi ki Allâh selamet versin git. Sen bana yeni bir yol gösterdin. Neydi gösterdiği yol? Dûdû ölü taklidi yapmıştı, ölmüş gibi yapmıştı. Tacir de onu öldü zannedip ne yaptı? Salıverdi. Kafesten dışarı attı kafesten dışarı atınca o da gitti hızla bir ağacın dalına kondu. Tacir ona sormuştu bundaki hikmet ne bu ne oyun ne? Sana ne öğretti Hindistan’daki senin akraban deyince o da dedi ki ölmeden önce bu kafesten kurtulmam mümkün değil. Bana bunu öğretti. Sen burada şen şakrak şakıdığı müddetçe sen kafeste durursun bana onu öğretti dedi. bu nasihat bu nasihatla tacir dedi ki benim Allâh’a teslim olmam lazım.

Ölmeden önce ölünü sırrına ermem lazım. O yüzden Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışmam lazım. Nefsimi terbiye etmem lazım. Ve bu dünyada dünyalıklarla alakalı ölü gibi olmam lazım. Dünya sevgisinden kurtulmam lazım. Allâh’ın sevmediği sevgilerden kurtulmam lazım. Allâh’ın istemediği hal ve davranışlardan kurtulmam lazım. Ancak o zaman ben Allâh’ın istediği gibi olur. Ölmeden önce ölünü sırrına nahil olurum diye düşündü. Ve böyle düşünerekten nasihat aldı. Allâh-u A’lem tacir kendi kendine dedi ki bu bana nasihattir. Onun yolunu tutayım. O yol aydınlığı bir yol. Benim canım neden Dududan aşağı olsun? Can dediğinde böyle iyi bir iz izlemeli. Tacir dedi ki Allâh beni insan olarak yarattı.

Ve yeryüzüne halife kıldı. Ben bir insanım o bir hayvan. Melekleri bana secde ettirdi. Melekleri bana secde ettirdi. Melekleri bana secde ettirdi. Ben yeryüzünde Allâh’ın halifesiyim. O zaman ben de doğru yola. Ben de doğru yola. Fâtihâ Suresinin 6 ve 7. ayeti. Bizi doğru yola ilet. Kendine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapanların kine değil. Tacir dedi ki kendince bu Dûdû’nun gittiği yol doğru yol. O yola gideyim ben de. Ben de o yol ile ne yapayım kendimi düzelteyim. Kendimi doğrultayım. Ve Allâh’ın o nimet verdi. Allâh’ın o muvaffak kıldığı, Allâh’ın doğru yolda tuttuğu kulların yoluna gideyim. Kendi heva ve hevesime değil, kendi nefsimin istediği noktaya değil, şeytanın vesvesesine doğru değil.

Ya Allâh’ın çizdiği yola gideyim. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizdiği yola gideyim. O şehitlerin, o velilerin, o salih kulların, o mümin kulların, o mürşid-i kâmillerin, o velilerin yolundan gideyim. Diye tacir ne yaptı? Kendi kendine o yolda yürümeye ahdetti. Ve kendince, çünkü ölmeden önce ölünür sır, sufiler için çok önemlidir. Kendince dedi ki ben de bu sufilerin yolunu tutayım. O sufilerin yolunu tutayım ki benim ruhum özgürleşsin. Yoksa bu ruh bu bedende hapis kalacak. Rabbim cümlemizi özgür olanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi kestirme yoldan Allâh’a yaklaşanlardan eylesin. Kestirmeden Allâh’a aşık olan, Allâh’ın sıfatlarında fena olan kullarından eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1840-1845 Beyitleri — «Allâh’ın Lütfuna Sığınma»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, 1840-1845. beyitler civarı; «Dudu (papağan) ve Tâcir kıssası» — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «ölmeden önce ölün» tâbiri — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mü’min 40/56 ve Kehf 18/27 — «Allâh’a Sığın»: «fe’stei’z bi’llâh, innehû huve’s-Semî’u’l-Basîr» (Allâh’a sığın, çünkü O her şeyi işiten ve görendir) — Mü’min 40/56; «velev tecidu min dûnihî mültahadâ» (Sen Allâh’tan başka sığınılacak yer bulamazsın) — Kehf 18/27; A’râf 7/200; Felâk 113/1; Nâs 114/1; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Hz. Peygamber’in Sığınma Duâları: «Allâhümme inniy eûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazeni, ve eûzü bike mine’l-aczi ve’l-keseli, ve eûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhli, ve eûzü bike min galebeti’d-deyni ve kahri’r-ricâl» (Allâh’ım kederden, hüzünden, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borç altında ezilmekten ve zâlimlerin kahrından sana sığınırım) — Buhârî, Daavât 36 (6369); Müslim, Zikr 79-80 (2706); «kalbime nûr kıl» duâsı — Buhârî, Daavât 9 (6316); Müslim, Müsâfirîn 187 (763); ek sığınma duâları — Ebû Dâvûd, Vitir 32 (1547); Tirmizî, Daavât 75 (3486); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Allâh’ın Sevdiği Kulun Gören Gözü, Duyan Kulağı Olur» Hadîs-i Kudsîsi: «men âdâ lî veliyyen fe-kad âzentuhû bi’l-harb, vemâ tekarraba ileyye abdî bi-şey’in ehabbe ileyye mimme’fteradtuhû aleyhi, ve mâ yezâlu abdî yetekarrabu ileyye bi’n-nevâfili hattâ uhibbehû, fe-izâ ahbebtuhû küntü sem’ahu’llezî yesme’u bihî ve basarahu’llezî yübsiru bihî ve yedehu’lletî yebtışü bihâ ve riclehu’lletî yemşî bihâ» (Velîlerime düşmanlık edene harp ilân ederim; kulum bana farzlardan daha sevimli olanla yaklaşamaz; nâfilelerle yaklaşmaya devâm eder, severim onu; sevdiğimde işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum) — Buhârî, Rikâk 38 (6502); Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 2/68; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Nûh Tûfanı Kıssası — Hûd 11/40-49: «hattâ izâ câ’e emrunâ ve fâra’t-tannûr, kulnâ-hmil fîhâ min küllin zevceyni isneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhi’l-kavlu ve men âmen» (Tûfan emredildiğinde fırın kaynayınca her cinsten çift, ailenden helâk edileni hâriç ve îmân edenleri gemiye yükle dedik) — Hûd 11/40-49; A’râf 7/64; Yûnus 10/73; Nûh sûresi 71/1-28; «aile bağı imanla» — Hûd 11/45-46 (innehû leyse min ehlik); modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «hanefîlerin gayr-i Müslim hanım hükmü» — İbn Âbidîn, Hâşiye 3/45.
  • Hz. Mûsâ ve Fir’avn — Şuarâ 26/60-66: «fe-etbeûhüm müşrikıyne fe-lemmâ tarâa’l-cem’âni kâle ashâbu Mûsâ innâ le-mudrekûn, kâle kellâ inne meiy Rabbiyye-seyehdîn» (Fir’avn ve adamları onların ardına düştüler; iki topluluk yaklaşıp birbirini görünce Mûsâ’nın taraftarları «yakalandık» dediler; Mûsâ «hayır şüphesiz Rabbim benimledir, beni mutlaka kurtuluş yoluna iletecektir» dedi) — Şuarâ 26/60-66; Tâhâ 20/77; Yûnus 10/90-92; «asanın denize vurulması» — Şuarâ 26/63; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Hz. İbrâhim’in Ateşe Atılması — Enbiyâ 21/69-70: «kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ İbrâhîm, ve erâdû bihî keyden fe-cealnâhümü’l-ahserîn» (Ey ateş İbrâhim’e karşı serin ve esenlik ol dedik; ona tuzak kurmak istediler, onları en çok ziyâna uğrayanlar kıldık) — Enbiyâ 21/68-70; Sâffât 37/91-98; Ankebût 29/24; «putların kırılması» — Enbiyâ 21/57-67; «Sâre Annemiz, İsmâîl-İshâk-Hâcer-Filistin» — Sâffât 37/100-113; «İbrâhimî hicret-Anadolu-Filistin tedrîsi» — modern okuma — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
  • «Ateş Mü’minin Nûruna Yakmaz» — Mesnevî Mecâzı: Mevlânâ, Mesnevî, çeşitli yerler (1. Defter); «ateş akıl-cana yakmaz, nefsi yakar» mecâzı — sufî tâbiri — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «şehvetin ateşini söndürmek mü’minin nûru ile» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Yahyâ Aleyhisselâm’ın Şehâdeti: Hz. Yahyâ Aleyhisselâm — Meryem 19/12-15; Âl-i İmrân 3/39; Enbiyâ 21/90; «Hîrod-yeğen Salome nikâhı, Yahyâ’nın muhâlefeti ve şehâdeti» — Tevrat (Matta 14:1-12, Markos 6:14-29); İslâm kaynakları — Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis; İbn Kesîr, Kasasu’l-Enbiyâ; «taşların Yahyâ’ya set olması» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «Yahyâ’nın başının Şâm’da olduğu rivâyeti» — Sa’lebî, Arâisü’l-Mecâlis.
  • «Ölmeden Önce Ölün» Hadîsi: «mûtû kable en temûtû» (Ölmeden önce ölün) — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/291 (Sufî tâbiri olarak yaygın, hadîs olarak zayıf); «fenâ-bekâ tâbiri» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «kafes-uçma» mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Fâtiha 1/6-7 sırât-ı müstakîm» — Fâtiha 1/6-7.
  • Karabaş Silsilesi ve Peygamberler İltica Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş peygamberler iltica tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Bekā, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı