Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #98 — Mâ’ide 5/55-56: «Sizin Dostunuz Sadece Allâh, Resûl ve Mü’minler» Âyetinin Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #98 — Mâ’ide 5/55-56: «Sizin Dostunuz Sadece…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Tefsîr Kitâbı Tavsiyesi — Taberî Tefsîri, Hz. Abbâs Oğlu Abdullâh, Ömer Nasûhî Bilmen

Birkaç soru var. Ondan sonra bu akşamki sohbet konumuz Mâ’ide 5/55-56. âyet-i kerimeleri. Ama önce bu birkaç soruya inşaAllah cevap vermeye çalışalım. Tefsir kitabı olarak kimi tavsiye edersiniz? Ben genelde tefsir kitabı olarak birinci derecede bu Taberî tefsîri var. Hemen hemen İslam dünyasının ikinci yazılan tefsiri diyebiliriz. Birincisi Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah’ındır. Enteresan bir şey. Kalın bir cilttir. Onun Arapçası var bende ama henüz daha onun, zannediyorum Türkçesi çıkmadı galiba. Ama ben böyle bir yerden elime geçtiydi öyle. Elime geçti derken satın aldıydım böyle bir şey olarak. İlim kaybolmasın ortadan. böyle bir kıymetli bir kitap olarak onu gördüm. Onu aldıydım. O İslam dünyasının ilk tefsiri denile bilinir.

Dost Hakkında

Hz. Abbâs efendimizin oğlu Abdullah’ın. Onu önemseydim. Sebebi şu. Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah Radıllahu Han Hazretleri Arap diline çok hakim bir kimsedir. Arap diline hakim olmak şu. hangi kelime, hangi cümlenin içerisinde kullanılırsa ne manaya gelir? Hangi mastar nerede kullanılırsa mana nerede değişir, nerede değişmez? Bu Arap diline hakimiyet önemli. Bu mana da önemli. Zaten şu anda da insanların bocalamalarının sebebi bu. Böyle Arap diline hakim, alim çok az şu anda. bunu Arapça’nın o grammer yapısını çözecek, mastarlarını çözecek, köklerini çözecek. Böyle baya baya bir ilim isteyen bir dal bu. Ama tabi belki de bu zorluktan dolayı o tek ciddik tefsiri Türkçe’ye çeviremiyorlar veya çevirmiyorlar.

Bilemiyoruz onu ama Arapça’sı var. İkincisi en önemli benim nazarımda Taberî tefsîri. Taberi tefsiri çünkü benim için neden önemli? Herhangi bir siyasi ekonomik askeri bir baskı altında yazılmadan, kalınmadan yazılmış olan tefsiri taberi o yüzden önemli. Benim nazarımda önemli. Bir de şey var, tabi son dönem elmalı var. Evet okunabilir. Tefsir kebir var, fahretlerin razı. Ama geniş bir de fahretlerin razı üzerinde de değişik böyle yorumlar var. bir kimse bunları bilirse onu göre okuyabilir. Ama normalde daha son dönem bir şey okumak istiyorsa Ömer Nasuh bilmeni okuyabilir. Tabi Yusuf hocamın bir önerce varsa var mı hocam önercen bir şey? Yok efendim. İlahiyat çevresinde bunlar neyi okutuyorlar genelde ilahiyatlarda?

Hocalar kendi tefsir kitablarını okutuyorlar. Ha kendi tefsir kitablarını okutuyorlar evet. Oralardan mı soruyorlar? Evet oralardan soruyorlar. Anladım. Peki Allâh razı olsun. Ben bu son dönem tefsirleri çok vakıf değilim. Ondan sonra o bahsettiği ilahiyat hocalarının tefsirleri de vakıf değilim. Çünkü hem yok bende alma ihtiyacı bakma ihtiyacı da görmüyorum. Çünkü mesela Taberî tefsîri genelde sahâbelerin ve tabiînlerin görüşlerini alır. Tabiînler de kendi görüşünü de koyar. der ki şu böyle demiş bu böyle demiş biz de böyle diyoruz der. O kendi görüşünü de koyar. Ama genelde tabiinin sözlerini alır ilk alimlerin öyle söyleyeyim. Benim için şey önemli bir de şey var hadislerle islam tefsiri var.

Pardon hadislerle Kuran tefsiri var. O da var ama ben genelde bu taberi tefsirini kullanıyorum. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Sorunun ikinci kısmı.


Q&A: Hızlı Karar Verme — Hz. Peygamber Hayâtı Kur’an Tefsiri; Sünnet’ten Uzaklaşma Tarîhi

İnsanın hâl ve hareketleri hızlı düşünme ve karar verme noktasında hızlı olması yanlış karar vermeye sebep oluyor. Daha ağır başlı ve vakur olmak için ne yapmalıyız? Ölümü düşünüp, sükunet bulmak için tefekkür ettiğimizde fayda göremediysem ben de dünyaya düşkünlük, dünya sevgisi fazla olduğunu anlamalıyım. Anlamalısın. Fazla olduğunu mu anlamalıyım? Hızlı ve ani karardan nasıl durgunlaşırız? Burada önemli olan hızlı ve ani karardan kaçınmak değil doğru kararı görmektir. Bazen anlık kararlar söz konusu olur. Hızlı karar vermek zorunda kalabilirsiniz. O yüzden dur ben bir düşüneyim bir tefekkür edeyim sonra karar vereyim. Böyle bir noktada olamayabilirsiniz. Hele böyle bir çağda böyle bir zamanda evet, sükunetli olmak, olayları irdelemek, incelemek, perde arkasına bakıp işin hakikatine vakıf olup öyle karar vermek güzel bir şey.

Ama buna ulaşmak için ölümü tefekkür etmek, sükunetli davranmak, yavaş hareket etmek, bunlar ilim olmadıktan sonra bunun bir anlamı yok. Bu ani kararda seni isabet ettirecek olan şey Kur’ân ve Sünnet bilgisidir. Eğer bu bilgiye hakim isen, bu bilgiye var ise o zaman sen ani karardan zarar görmezsin. Çünkü bir meseleye bir olaya bakarken âyet ve hadîs-i şerîf mantığınca baktığında bir problem yaşanmaz. Bir problem yaşanmaz ama âyet ve hadîs mantığıyla yaklaşmazsan, âyet bilgin yoksa, hadîs bilgin yoksa o zaman sen istediğin kadar bekle, sükunetli davran. Bir şey çıkmaz burada. Ben yıllardan beri arkadaşlara şunu söylüyorum. Kur’ân’ın yaşanmış hâli Hz. Muhammed Mustafa’da. Hz. Muhammed Mustafa Kur’ân’ın yaşanmış hâli.

Tâbir-i caizse Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hasretlerinin baştan sona bir Kur’ân tefsiridir. Baştan sona. Bunun altını önemle çiziyorum. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hasretlerinin hayatı, peygamberliğiyle beraber değil, doğumundan itibaren başlı başına en mükemmel şekilde bir Kur’ân tefsiridir. Hatta öyle bir Kur’ân tefsiridir ki içinde şeriatı, tarikatı, hakikati, marifetullahı, bütün nefsin hallerini, her şeyini, varlığı baştan başa donatacak, varlığı baştan başa, bakın baştan başa size anlatacak bir Kur’ân tefsiridir. Bu son dönem, son 150-200 yıldan beri Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hasretlerinin hem hadislerine hem sünnetlerine hem kendi hayat standartlarına, yaşantısına insanlar bilhassa önce batıda başlayan saldırı sonra İslam dünyasının içine girdi.

İslam dünyasının içine girince, İslam dünyasında da ahmaklar, kafirler, münafıklar, mürtetler, çok özür dilerim ama zekası geri olanlar, münafıklar, bunları böyle sanki yitik mal bulmuş gibi aldılar, bunları İslam dünyasının içerisine zehir olarak akıttılar. Zehir olarak akıtırken Avrupalılık, çağdaşlık, Avrupa’ya benzeme, ne bileyim ilericilik, bilmem necilik, bun tıp şeyleri bizim önümüze koydular. Hatta hala da bizim önümüzde ilericilik, çağdaşlık, böyle neyin ilericiliği, neyin çağdaşlığı, kimse bunu sormaz. Bunu bizim önümüze koyarak da Müslümanları gerici, yobaz, kafası çalışmayan, bir şeyi anlamayan, bir şeye idrak etmeyen bir kimliğe büründürdüler. Ve Müslümanlar da kendi kendilerine ekonomik geriliğini, siyasi geriliğini, asgari geriliğini, kültürel geriliğinin yenilgisi içerisinde o batıdan gelen ileri demokrasi, ileri demokrasi, ibnelerin birbiriyle evlenmesi, ileri demokrasi ne?

Fuhuşun serbest olması, ileri demokrasi ne? Kumarın, içkinin, uyuşturucunun serbest olması, ileri demokrasi ne? Anneye, babayı tanıma, Allâh’ı tanıma, peygamberi tanıma, dini tanıma, hiçbir şeyi tanıma, ileri demokrasi ve çağdaşlık. İleri demokrasi ne? Din bağın olmasın, ileri demokrasi ne? Milliyet, millilik bağın olmasın, ileri demokrasi ne? Aile bağın olmasın, ileri demokrasi ne? Eş, çoluk, çocuk, anne, baba, dedenine bağın kalmasın, sal yakasına gitsin. İleri demokrasi diye bizim önümüze koydukları bu. Çünkü kendi yaptıkları, inandıkları demokrasiye kendileri de inanmıyorlar. Kendi kurdukları kurumlara kendileri de inanmıyorlar, dinlemiyorlardı zaten. Ama ne yazık ki bizim önümüze bunları koydular, biz de aldandık, bizim geçmişlerimiz aldandı, bugünkü nerede aldanıyor?

Hâlâ daha bunları bizim önümüze koyuyorlar. Ne ilerici, çağdaşlık, demokrasi, insan hakları, nerede insan hakları ne? Nerede demokrasi? İleri demokrasi mi geldi? demokrasi getireceklerdi? Kimin demokrasisini getireceklerdi? Nerenin demokrasisini getireceklerdi? Komple katlettiler, öldürdüler, kadınlarını fuhuş yaptılar, zina ettiler, tecavüz ettiler, bıraktılar. Götürdüler, Lübnan’a sattılar, götürdüler kız çocuklarını nereye? yeni patladı, Levan patladı şimdi. Gittiler Amerikanın zenginlerine peşkeş çektiler. Gözümüzün önünde İsrar askerleri, Filistinli çocukları alıyor, öyle değil mi? Herkes diyor ya çocukları alıyorsunuz, nereye götürdükleri çıktı meydana, ne yaptıkları meydanda, insan hakları?

Hepsi de laf. Ben 30 yıldan beri sohbet ediyorum, 35 yıldan beri, 35 yıldan beri aynı şeyleri söylüyorum. Diyorum ki Batı’nın hiçbir şeyine inanmayın. Hepsi de birer sıvamadır. Altında başka bir şey yeter. Senin gözünün önüne çıkarırlar. İleri demokrasi, çağdaşlık dediklerine kadınları soydular, soğana çevirdiler. Kadınları çırılçıplak bıraktılar meydana. Bu ileri demokrasi, bu çağdaşlık oldu. Allâh bizi affetsin. Şimdi biz Sünnet-i Seniyye’den ayrıldıkça, Kur’ân ve Sünnet’ten ayrıldıkça, bizi yerine bir şey koymadık ki. Yerine bir şey koymadı. Özellikle yerine bir şey koymadı. Özellikle yerine bir şey koymadı ki, yerine koyulacak bir şey de yok çünkü. Ve bizi asıl o zaman gerici yaptılar. Bakın, asıl o zaman gerici yaptılar.

Dinsizlik, ateistlik, ondan sonra inanmamazlık geçmişteydi. bir Hristiyan’a bakıyorsun, o iyi sevi, ona gerici diyen yok, ona yobaz diyen yok. Veya bir normalde Yahudi’ye bakıyorsunuz. Daha geri değil mi? Musa Aleyhisselâm’ın dinine tabirler. Kendilerince öyle diyorlar. E daha gerici? Onları gerici diyebiliyor musun? Diyemiyorsun. Kötüleyemiyorsun bile. Sen kalkar şimdi, bugünkü Yahudilerin inancını kötülemeye kalk. Seni perîşân ederler. Evet, hiçbir şey diyemezsin. E daha geri? Ona bakmıyorlar. Veya asıl kelam, bizi o hadislerden, o Sünnet seneyeden kopardılar. Kopardanca biz Kur’ân’ı hiç anlamaz olduk. E Kur’ân dili de kalktı, dilden de kopardılar. Şimdi de ne dediler ondan sonra? Anlamadınız, bilmediniz Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz.

Ya bu dilden koparan sizsiniz. Bu millet nereden anlayacak onu? Anlaması mümkün değil. E Kur’ân kurslarını iptal eden sizsiniz. Camilerde Kur’ân-ı Kerîm okunmasını öğrenmesini iptal eden sizsiniz. Kur’ân-ı Kerîm okuyanları dipçükleyen sizsiniz. Kur’ân’ları yakan sizsiniz. E bu millet nereden öğrenecek Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmesi mümkün değil. Dilini de öğrenmesi mümkün değil. E sonra? Sonra ikinci başlıyordu. Sonra bakın bunlar sanki vardı da bu insanlar öğrenmemiş gibi ardından salva başlıyor. Ayet-i Kerim’e zekattan bahsediyor siz ağlıyorsunuz. Evet bu insanlar normalde öğrenemediler. Kur’ân-ı Kerîm zekattan bahsediyor. Evet onlar hissediyorlar, ağlıyorlar. Evet dilini bilmiyoruz, doğru bilmiyoruz.

Ne yaptınız yani? Siz öğrettiniz de biz mi öğrenmek istemedik? Müslüman ismi, sen ilkokulda İslam müfredatına göre, Hristiyan ismi, sen ilkokulda Hristiyan’ı öğren. Yahudi ismi, sen ilkokulda Yahudili öğren. Dediniz mi? Hayır. Ama Hristiyanların kendine ait okulları oldu. Hristiyanların kendine ait okullarda Hristiyan’ın dinini öğrendiler. Yahudilerin kendilerine ait okulları var. Yahudiler kendilerine ait okullarda kendilerine ait okullar. Yahudiler de kendi dinlerini öğrendiler. Masonların kendilerine ait okulları var. Masonlar kendi öllerine ait olan okullarda öğrendiler. Sabataistler’ın kendilerine ait okulları var. Sabataistler da kendi okullarını öğrendiler. Peki Müslümanların dinini nerede öğrenecek?

Hiçbir yerde öğrenmeyecek. Mehmet Emin Bey, girdin mi kota’ya ben? Sen beni oradan şey yap. Elini kaldır, dikkatli konuş da. Ben tam gaz gidiyom gene. Şimdi normalde böyle olunca nerden öğrenecek Müslümanlar? Öğrenmesi mümkün değil. Bir de tutturdunuz siz bütün din adamlarını, din alimlerini, sufileri, dervişleri kötü gösterdiniz. ben gençliğimden hatırlıyorum. Filmlerde böyle karışık sakallı, elinde tespih namussuz bir adam tiplemesi. Kim? Başında hoca kisvesi, şapkası, takkesi. Irzci namussuz, şerefsiz tiplemeyi bu milletin önüne koydunuz. Herkes dedi ki ya bütün Müslümanlar böyle. Hatta hâlâ da, hâlâ da her türlü karikatür, her türlü kötüleme var mı? Var. Ve hasabın bozuluyor. Sen AK Parti’ye düşman olabilirsin.

Kime düşmansan düşmansın. Nama dini argümanlar kullanarak sen düşmanlığını beyan ediyorsun. Bu mu da şimdi? AK Parti’nin hatası olabilir. Müslümanlıkla ne alakası var ya? İslamla ne alakası var? Birisi dinden bahsedince AKP’nin adamı, AKP’nin hocası, AKP’nin şeyi, AKP’nin insanı, ne alakası var? Cahil adam. Din belli. Ama yok bizim insanımızı baskılıyorlar. Bakın bu baskılanmaktan kurtulamadık. Bakın bu baskılanmaktan kurtulamadık. hangi partiyi siz iktidara getirirseniz getirin. O kendi kendine böyle dindar muhafaza kar görünüyorsa, o da baskılanmaktan kurtulamıyor, o da bir şey yapamıyor. İşin en enteresanı da o. İşin en enteresanı da o. İşin en enteresanı da o. Böylece ne olmuş oldu? Biz sünnet isenliğinden hızla uzaklaştık.

Hızla uzaklaştık. Şimdi hızla uzaklaştığında hadîs bilgisi yok. O kimse nasıl hızlı karar verebilecek? Veremeyecek. Ben diyorum ki, hep sohbetlerde arkadaşlar, çok hadîs okuyun. Ahlaki hadîsleri çok fazla okuyun. Muhamele ile alakalı hadîsleri çok okuyun. Bunlar sizde hayat yolunuzda, hayat yolunuzda sizin böyle kedi gözleri var ya, kedi gözü gibi yoldaki karanlıkta size ışık verecek. Yolunuzu aydınlatacak olan kaideler, kurallar yolunu aydınlatacak karşındaki kimseyi analiz edecek, sende bilgi birikimi olacak. Sen bu hadîsleri oku. Sen ahlaki ve muamele ile alakalı hadîsleri oku. O hadîsleri okumazsan, sen kör karanlıkta yürüyeceksin. Kör karanlıkta. Bugün ümmet-i Muhammed, kör karanlıkta yürüyor.

Sebep o hadîsleri okumadığından dolayı. Bize diyorlar ki bir kimse namazı kıldı, tamam işini bitirdi. Değil canım kardeşim. Namaz muhakkak çok önemli ibadet. Ama senin günlük hayatını idame ettirecek, günlük hayatında aldığın kararlılarda isabet ettirecek olan en önemli bilgi hadîs-i şeriflerde. Hadîs-i Şerîflerde. O hadîs-i şerifleri okumadığınız müddetçe, hadîs-i şerifleri okumadığınız müddetçe, siz kör karanlıkta yol almaya devam edeceksiniz. Bugünkü ümmet-i Muhammed’in kör karanlıkta yolunu bulamaması gibi. Kimi seveceğini, kimi sevmeyeceğini, kimin peşinden gideceğini, kimin peşinden gitmeyeceğini ümmet-i Muhammed ne yazık ki farkında değil. Kim doğruyu söylüyor, kim doğruyu yaşıyor, kim hakikati haykırıyor, kim hakikati haykırmıyor, bunun farkında değil ümmet-i Muhammed.

Sebebi, en önemli sebebi o kimselerin hadîs bilgisinin olmamasından kaynaklanıyor. Hadis bilgisi yok. Neyin doğru olduğunu bilmiyor. Neyin doğru olduğunu bilmeyince de o kimse kararlarında da hata yapıyor, hayatında da ne yapıyor, hata yapıyor. Allâh bizi affetsin. Âmîn.


Q&A: Kalp Zikrinin Başlaması — Dili Zikre Alıştırmak, Haramdan Uzak Durmak

Kalp zikrinin başlaması için ne yapmalıyız? Kalp zikrinin başladığını nasıl anlarız? Kalbin bazen hızlı atıp aniden Allâh’ı hatırlamak, kalp zikri ile alakalı mı? Normalde bir kimse önce dilini Zikrullâh’a alıştıracak. Dilin Zikrullâh’ta ıslak olsun. Kalbi Zikrullâh’ın sende başlayabilmesi için o haramlar manzumesinden uzak duracaksın. En önemlisi. Ve farzları yerine getireceksin. Ve ahlakını güzelleştireceksin. Ahlakın güzelleşmez ise senin kalbin harekete geçmez. Haramlarla kalp harekete geçmez. Sen otursan sabahtan akşama kadar Zikrullâh yapsan ama Zikrullâh’dan kesildiğin anda gıybet etsen Zikrullâh’dan kesildiğin anda harama dalmış olsan kalp zikrullâh’a oluşmaz sende. O yüzden bu bir kimsenin dilini zikrettiği gibi vücudu da zikretecek.

Vücudunu zikretmesine Allâh’ın sınırında yaşayacak o. Bu çok önemli. Bu çok önemli. Senin Allâh’ın sınırlarını aşmaman çok önemli. Eğer Allâh’ın sınırlarını aşıyorsan o zaman kalp zikrullâh etmez. Bu aniden hızla atıp yavaşlayan şey fiziki. Bunun normalde manevi bir hali yok. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu hakkında bilginiz var mı? Kitaplarını okumamızı tavsiye eder misiniz? Bir bilgim yok. Kitaplarıyla da alakalı bir bilgim yok. O yüzden bu konuda bir bilgi veremeyeceğim. Hakkınızı helal edin.


Q&A: Internet-Oyun-Mütolojik Varlıklar — Anne-Baba Cihâdı; Tebük Sahâbî Hâtırâsı

Günümüzde internet, sosyal ağlar ve oyunlar yeni nesil mütolojik varlıklara, düşmüş meleklere, değişik formlardaki varlıklara ve şeytanın çeşitli formlarda inanmaya başladılar. Bu gibi olgular, olaylar var mıdır? Bunların hiçbirisini bilmiyorum. Bu mütolojik varlıklar neyini, yeni nesil nasıl böyle oyunlar oynuyorlar, bunlarla alakalı bir bilgim yok. Ama sizin dediğiniz gibi böyle düşmüş melekler diyorsanız bu sıkıntılı. Çeşitli şeytanın çeşitli formlarına inanmıyor. Ve şeytanın normalde şeytan var, melekler de var, şeytan da var. Şeytana inanma gibi bir şey olabilir, bir şey diyemem. Bu olaylara İslâm’ın içinde bir cevap var mıdır? İslam her şeye cevap verecek böyle bir şey yok. Hayvah ve uzak duracaksınız bundan.

Uzak duracaksınız, bunlar normalde… Ben bu ara iyice bir antipatici oldum. öyleydim iyice böyle sertleştim bu konuda. Bu konuda o kadar çok içimde sertleş var ki yumuşatmaya da uğraşmıyorum hiç. Bakın, bu konuda çok şey var. Bakın, yumuşatmaya da uğraşmıyorum. bunun böyle bir… Benim için imanın kemali ermesi gibi bir şey bu. O yüzden hepsi de batının oyunu at. Bu kadar basit. Ona cevap oluşturacağım diye uğraşmam. Mahviyet bu konuda ne diyor? İşleri güçleri yok, sizin oyunlarınızla uğraşacaklar öyle mi? Sizin heva hevesinizle uğraşacaklar, oyunlarınızla uğraşacaklar. Öyle ya toplanacaklar pir efendiler. bu ümmet-i Muhammed’in çocukları oyun oynuyorlar. Bunlarla alakalı ne yapalım mı diyecekler?

Sen yapacaksın. Çocuğunuzu Abdurrahman Teala’nda tutacaksın, eğiteceksin. Bizde şöyle bir alışkanlık var. var ya şimdi, İsrail’de ne var şimdi? Filistin’de İsrail’in normalde kıyımı var. Öyle değil mi? Soykırım yapıyor. Biz savaşmayacağız. Biz cihâd etmeyeceğiz. Ne olacak? Mâneviyât geçecek, savaşacak. Tabii. Biz Müslümanlar olarak sıcak sıcak yataklarımızda yatacağız. Biz Müslümanlar olarak ticaretimiz devam edecek. Yememiz içmemiz devam edeceğiz. Habire yiyeceğiz biz, eğlenceğiz. Baldırı çıplak dolaşacağız her yerde. Özgürüz, hürüz, hürriyetiz, çağdaşız diyeceğiz. AVM’leri dolduracağız. Alışveriş merkezlerini dolduracağız. Hakkı hak bilmeyeceğiz. Batılı batıl bilmeyeceğiz. Mûsâ’nın kavmi gibi.

Diyeceğiz ki biz, ey Allâh! Sen meleklerini topla. Git orada İsrail’le savaş. Kim dedi bunu? Mûsâ’nın kavmi dedi. Dediler ki Mûsâ’ya. bu Câlût da biz savaşıcı değiliz. Din senin, Allâh’la beraber gidin savaşın dediler. Sonra Hz. Dâvûd geldi. Jallut’u yendi. Ümmet-i Muhammed ve bilhassa bizim ülkemizin insanı ne yazık ki bu noktada. Müslümanlar da bu noktada. orada bir zulüm var. Nerede bir zulüm varsa. Nerede bir haksızlık varsa. Nerede bir adaletsizlik var ise. Müslümanlar kıllarını kıpırdatmayacaklar. Asla bir şey yapmayacaklar. Allâh, melekler, maneviyat gidecek. Savaşacak orada. Sen, sen hurmalığına bakacaksın. Sen, sen hatunu terk etmeyeceksin. Hatunun yanında duracaksın. Sen, ya bugün hava çok soğuk veya çok sıcak.

Çok yağmurlu, çok karlı. Sen ona bakacaksın. Üç tane sahâbe örneğin var ya, onu örnekliyorum. Birisi ne dedi? Ya şimdi dedi hurmaların toplama zamanı. Ya benim hurmaları toplamam lazım dedi. Öbürkü ne dedi? Öbürkü de hatunu bırakamadı. Öbürkü ne yaptı? Ya dedi bu havada, bu sıcakta dedi. Ya nereye gidiyorsunuz dedi. Münafıklar da ortalıkta dolaştı. Sizi ölüme götürüyor peygamber dedi. Münafıklar da. Bunlar ne yaptılar? Geri kaldılar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri 30 bin kişilik orduyla gitti. Kimin üstüne gitti? Kimin üstüne gitti? Kendinden 4 kat, 5 kat fazla olan Bizans ordusunun üzerine gitti. Bizans ordusunun üzerine gitti. Batmadı bunlar benden kalabalık diye.


Q&A: «Mâneviyat Cihâd Etmez» — Mehdî Beklentisi Eleştirisi; Bursa’da Uyuşturucu Sermâyesi

Geride kalanlar neden geride kaldılar? Bunlardan dolayı geri kaldılar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Bizans ordusu geliyor diye haber alınca ani karar aldı. Bakın hiç beklemedi. Bizans ordusu Arap kavimlerinden de asker topluyor. Arap kavimlerle beraber saldıracak yaklaşık 1 milyona yakın asker toplanıyor. Böyle bir şey söylenince 100 binin üzerinde asker toplanıyor. Denilince Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri istişare etmedi. Bakın ne yapalım demedi. Ne yapacağız da demedi. Hızla cihâd kararı aldı. Cihâd kararı aldı. Hiç zaman geçirmeden, istişare de etmeden. Cihâd kararı aldı herkes neyin varsa gelsin dedi. Cihada. Ve 30 bin kişilik orduyla 100 bin kişilik orduya yürüdü.

Son savaş zaten. Son üç itibarıyla Müslümanlar zaferle döndüler geriye. Şimdi ne yaptı Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri? Maneviyat kesin savaşsın. Maneviyat bu konuda ne düşünüyor? Ya bunlar tembellik, bunlar korkaklık, bunlar aimazlık, bunlar cihâd ruhundan uzak şeyler. Kardeş mücadele edeceksin. Eşine İslam’ı anlatacaksın, çocuğuna İslam’ı anlatacaksın. Eşini Kur’ân ve Sünnet dairesinde tutmaya çalışacaksın. Çocuğunu Kur’ân ve Sünnet dairesinde tutmaya çalışacaksın. Öğreteceksin. O çocuk ilim alacak bir yere göndereceksin. İngilizceyi öğreniyorlar, matematiği öğreniyorlar, olmadık bütün kursları alıyorlar. Evet, çocuklar alıyorlar. Üniversiteye girsin diye her türlü çabayı gösteriyoruz.

Hep beraber gösteriyoruz. O çocuk Kur’ân’ı öğrensin, dinini öğrensin diye o kadar çaba göstermiyoruz. Sonra diyoruz ki, maneviyat bu konuda ne der? Maneviyat bu konuda şunu diyor. Demiş zaten, ne demiş Kur’ân? Batıl’a karşı cihâd edin demiş. Batıl mı? Batıl, cihâd et. Önce çocuğundan başla. Önce nefsinden başla. Annerilerin elinde şeyler, ne o? Telefonlar, akıllılar, akılsızlar. Önce anneleri kurtarsak, önce babaları kurtarmamız lazım. Önce bir anne babaları kurtaracağız. Anne babaları kurtarırsak çocukları da kurtaracağız. Allâh bizi affetsin. Bir on yıl sonra nesil değiştiğinde bu konular daha popüler olacak. Bunlara bir açıklama yapmak gerekir mi? Popülerliği geçtiler zaten on yıl sonra. Allâh bizi affetsin.

Dünya ne tarafı evrilecek belli değil. Siz bugünü yaşayın. Günümüzde yaşananların bunlarla ilgisi var mı? Zülkarîn aleyhisselâm bunlarla bir ilgisi var mı? Hepsine de var diyeceğiz. Hepsinin, bunların bizle hiç alakası yok diyeceğiz. Biz bakalım böyle, gaybî şeyler, Zülkarîn aleyhisselâm ne zaman çıkacak? Yecûc-Mecûc ne zaman çıkacak? Öyle, Mehdî ne zaman çıkacak? Çıktığında ne yapacak? Evet, Mehdî çıktığınca önce sen karşı çıkacaksın. Mehdî’ye önce sen karşı çıkacaksın. Neden biliyor musun? Mehdî senin alışılagelmiş olan din algında değil çünkü. Mehdî tam bir Kur’ân ve Sünnet de çıkacak. Mehdî deccâl ile savaşacak. Bildiğiniz savaşacak, çok kan dökülecek. Ne? Nereden? Sen de bu din anlayışını yok ettiler.

Sen de bundan memnunsun. Bizim toplum Mehdî bekliyor. Arkadaşlar bu ülkede fûhûş serbest, cayır cayır herkes fûhûş yapıyor. Kumar serbest, içki serbest, uyuşturucu serbest, cayır cayır herkes uyuşturucu kullanıyor. İlk okuldan başladılar. Geçenlerde Bursa’da arkadaşlar attılar şeker gibi uyuşturucu. Bursa’da, Bursa’da. Şeker gibi uyuşturucu Bursa’da okulların önünde interneti düştü, doğru mu? İki tane semâdan semâ edecek diye camide bekçilik yapan, camide önlem alan devlet okulların önünde uyuşturucu satılıyor. Okulların önünde. Camiden bahçesinde semâ etmek yasak. Olanca bekçisi polisi orada bekliyor. bu, bu şehirde devasa merdiven altıları ile beraber sayılamayacak kadar pavyon var. Sayılamayacak kadar meyhane var.

Sayılamayacak kadar fuhuş evleri var. Fuhuş evleri. Ne mehtesi bekliyorsunuz sizde? Gittin bir apartmandan kiralık bir ev tuttun ve attın bir ev aldın. Apartmanda fuhuş yapılan ev var. Ne yapacaksın? Mehti çıkınca halledecek merak etmeyin siz. Evet ya, hiç uğraşmayın. Ne yapabilirsiniz? Hiçbir şey yapamazsınız. Hiçbir şey yapamayacağınızı zaten gözünüzün önüne getirdiğiniz an hiçbir şey yapamazsınız zaten. Hiçbir şey söyleyemezsiniz. Hiçbir şey diyemezsiniz. Diyecek ilminiz yok, diyecek bilginiz yok, diyecek cesaretiniz yok. Evet. Söyleyemezsiniz. Hatta birisi söylese başına bir iş gelse ya, dili sivriydi zaten dersiniz. Anlatamazsınız. Bu haram diyemezsiniz. Evlerdeki eşlerinizi döversiniz, söversiniz, hakaret edersiniz erkeklere söylüyorum.

Çocuklarınızı döversiniz, söversiniz, hakaret edersiniz. Derviş kardeşlerinizi hakaret edersiniz, ters bakarsınız, tepeden bakarsınız. Derviş ya, onu terbiye etmeye kalkarsınız. Ama dışarıda kafire gözünüzü kaldıramazsınız. Dışarıdaki münafığa kaşınızı kaldıramazsınız. Dışarıdaki eş cinsine, içki cisine, kumarcısına, faiz cisine, fuhuş cisine ağzınızı açamazsınız. Ama evdeki erkeklere söylüyorum, evdeki eşlerinize istediğinizi söylersiniz. Çocuklarınızla istediğinizi yaparsınız. Kafire, münafığa, mürtede, zalime gelince susarsınız. Müslüman tipi bu. Müslüman tipi bu. Ama Mehdî’yi bekleriz. Sensin Mehdî. Hadi çık hakikati haykır. Beklene Mehdî sensin. Hadi çık Kur’ân ve Sünnet’i haykır. Evet.

Haykır. Önce nefsine haykır. Önce nefsine haykır. Önce nefsine haykır. Yecüc mecüc çıkmış, deccâl çıkmış kol geziyor ortalıkta. Ne yecücü mecücü bekliyor onda? Deccal çıkmış kol geziyor ortalıkta. Hadîs-i Şerîf var. 33 tane yalancı deccâl çıkacak diyor. Demek ki deccâl var. Deccal çıkıyor. Deccal meydanda. Deccalı içimizde. Başka bir yerde arama. Allâh bizi affetsin. Receb ayında tövbelerinizi artırın. Şa’bân ayında selat-ı selamı artırın. Ramazan ayı için ne buyurmuştunuz? Unutmuştum. Hakkınızı helal edin. Sen bunları artır da. Rabbim iyi etsin inşâallâh. Recep ayı ilgili bazı günler için Hacamat’ın bazı bölgesel faydalarından bahsediliyor. 29’un da yapılan mide rahatsızlıklarına iyi gelir gibi bu konuda bir hadîs bulamadık.

Sizin görüşünüzü öğrenmek istiyoruz. Bu konuda benim de bir bilgim yok. Daha doğrusu böyle bir hadîs sistem kamili. Ben böyle yine sorular vaktimizi aldı ama ben niyet ettim bugün bu sohbeti yapacağım inşâallâh.


Mâ’ide 5/55-56 Topik Girişi — Üç Dost: Allâh, Resûl, Namâz Kılan-Zekât Veren Mü’minler

12. nasihatte not almışım. Mâ’ide 5/55-56. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillahirrahmanirrahîm. İnnemâ veliyyükümü’llâhu ve Resûluhû ve’llezîne âmenû’llezîne yukîmûne’s-Salâte ve yu’tûne’z-Zekâte ve hüm râkiûn. Sadekallâhü’l-Azîm. Âmîn. Mâ’ide 5/55-56. âyet-i kerimeler. 55. âyet-i kerîme. Sizin dostunuz sadece Allâh, O’nun peygamberi ve namazı kılan ve Allâh’a boyun eğerek zekatı veren müminlerdir. Bu adamın peygamberi ve namazı kılan Allâh’a boyun eğerek zekatı veren müminlerdir. Allâh’ın peygamberi ve namazı kılan ve Allâh’a boyun eğerek zekatı veren müminlerdir. Evet, sizin dostunuz sadece Allâh, Peygamberi ve namaz kılan Allâh’a boyun eğerekten zekatı veren müminlerdir. Demek ki inananların Cenâb-ı Hak üç tane dost koymuş.

Selefi vahabiler gibi sadece Allâh dosttur, başka dost yoktur dememiş Cenâb-ı Hak. bir kimse, bir veli, bir mürşidi kâmili kendine dost olarak görürse, Selefi vahabiler saldırıyorlar ona. böyle bir şey olamaz, sadece Allâh dosttur. Veya var ya böyle dükkanlarda asarlar, dost istersen sana Allâh yeter. Başka kimseye ihtiyacın yok, Peygambere yok, müminlere yok, velilere yok. Ya dost istersen bir tekerleme var ya, sana Allâh yeter, mürşid istersen sana Kur’ân yeter. Böyle bir tekerleme var ya dükkanlarda asılıdır, hep ben yıllardır görürüm onu. Normalde bunun gibi bir şey değil bu.


«Mü’minin Üç Dostu» Tedrîsi — Selefî-Vahhâbî «Tek Dost Allâh» İddiâsı Eleştirisi

Demek ki Âyet-i Kerîme’ye göre bir inanan, bir Müslüman’a bir Allâh dostu, iki Resûlullâh dostu, üç namazı kılan dikkat edin. Namazı kılan, zekatını veren müminler dost. Namazını kılan, zekatını veren. Bakın dikkat edin Âyet-i Kerîme’ye. Namazı kılan ve zekatını veren müminler ona dost. Allâh dost, Allâh’a iman ettik eyvallâh. O zaman hem İmam’a Ahmet’te geçiyor, hem Taberânî’de geçiyor. Kim Allâh’tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirirse, Allâh onu Cehenneme haram kılar ve onu Cennet’i vacip kılar. Evet, biz Allâh’a iman ettik varlığına, birliğine, bütün sıfatlarına. O zaman biz Allâh’a iman ettiğimiz müddetçe Allâh bizim dostumuz. Ve yine Allâh’ı Rabb’e benim de Peygamber olduğuma yakinen inanan cehennem haram olur.

Bu da Hakim’de geçiyor Hadîs-i Şerîf. O zaman biz Allâh’ın Allahlığına, Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Allâh’ın Resulü, Nebisi olduğuna iman ettik. Ve ne oldu? Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de bizim dostumuz oldu. İslam beş şey üzerine kuruludur. Müslim’de geçiyor Hadîs-i Şerîf. Allâh’ın birliğine inanmak, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak, hacca gitmek. O zaman normalde bir kimse, bakın tekrar ediyorum, Allâh’a dost olmak için önce iman ettik. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Peygamberliğini kabul ettik. Onun Peygamberliğinin getirdiklerine de iman ettik. Sonra ne diyordu Ayet-i Kerim’de? Namaz kılan ve zekat veren ve İslâm’ın beş şartı olan beş şartından namazı ve zekatı da ne yaptık?

İman ettik ve kabul ettik. Ve böyle olunca o zaman bizim dostlarımız çıktı meydana. Bir inananın, iman edenin dostu Allâh Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, namaz kılıp zekat veren Müslümanlar, tekrar ediyorum, namaz kılıp zekat verenler, namaz kılmıyorsa, zekat vermiyorsa, Müslüman olabilir ama bizim dostumuz olamaz. Bakın, eğer bir kimse Allâh’ı kabul etti, Peygamberini de kabul etti, iman etti, Müslüman oldu. Ama bizim dost olabilmemiz için namaz kılması lazım ve zekat vermesi lazım. Ayet-i Kerim’e de sadaka olarak geçiyor bu. Eğer namaz kılmıyorsa o kimse, namaz kılmıyorsa, eğer o kimse Müslüman olduğu halde, müminim, Müslümanım dediği halde zekat vermiyorsa, o kimse bir Müslümanın, bir Müminin dostu olamaz.

O zaman dost kavramının dışına çıktı. Eğer bir Müslüman namaz kılmıyorsa, zekat vermiyorsa, Müslüman namaz kılmıyorsa, zekat vermiyorsa, bizim dostumuz olamaz o. Zekat vermezse, o kimse bir Müslümanın, bir Müminin dostu olamaz. Zekat vermiyorsa, bizim dostumuz olamaz o. Bu bizim ister evladımız olsun, ister eşimiz olsun, ister annemiz olsun, ister babımız olsun, ister iş arkadaşımız olsun, ister kardeşimiz olsun. Bu kim olursa olsun. Dostluk kavramı bir Müslüman için namaz ve zekat oldu. Namaz ve zekat oldu. Hac olmadı bakın. Namaz ve zekat oldu. Neden namaz ve zekat? Namazdan kaçış yok. Aklın yerinde olduğu müddetçe namazını kılacaksın. Zekattan kaçış yok. Zekat çünkü parayla alakalı. Zekatı vereceksin.

Mallı alakalı. Oruç yok, oruç sağlıkla alakalı. Hac yok, hac yol güvenliğiyle alakalı. Bunların oluşabilmesi için başka şartlar lazım. Namaz için hiçbir şart lazım değil. Namaz için hiçbir şart lazım değil. Abdest alacaksın, namazını kılacaksın. Yataktasın, teyemmüm edeceksin. Ne o namaz kılınacak? O namazdan kaçış yok. Namazı kılmadın, namazı kılmadın. O zaman sen Allâh’a da dost değilsin, peygambere de dost değilsin, bir mürşide, bir veliye de dost değilsin, müminlere de dost değilsin. Sen dostluk dairesinin dışındasın. E, iman edenler, namaz kılanlar sizin dostunuz. İman edenler, zekat verenler sizin dostunuz. İman edenler, namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar bile bile, zekat vermeyenler bile bile kasti olarak bunları yapmıyorsa sizin dostunuz değil.

Mûsâ’ya dedi ya, ben ne yapabilirim? Ben ne yapabilirim? Ya Musa, dostlarınla dost oldun. Düşmanımla düşman oldun mu dedi. O zaman dostuna dost olacaksan senin dostların, senin arkadaşların, namaz kılanlardan olacak. Ticaret yapıyorsun, her türlü müşteri gelebilir, hiç sıkıntı değil. Hayat yaşıyorsun, konun komşun var, her türlü konun komşun olabilir. Dost dediğin zaman, dost dediğin zaman. Müslüman ise namaz kılandan olacak. Müslüman ise zekat verenden olacak. Ancak namaz kılan, zekat veren Müslümanlar senin dostun olabilir. Diğerleri senin dostun olamaz. Dost edinirsen Âyet-i Kerîme’nin dışına çıktın. Allâh’ın sınırının dışına çıktın. Ya bu şuydu da, bu buydu da, çok iyi insandı söylerler ya, namaz kılmıyor ama çok iyi insan.

Beni ilgilendirmiyor canım kardeşim. Bana beni ilgilendiren Allâh’ın ayeti. Namaz kılmıyormuş ama çok iyi insanmış. Çok iyi insan olmuş olsa Allâh ona namaz ilham eder gönlüne. Çok iyi insan olmuş olsa iman eder o. Yeni çıktı ya bunlar. Namazın önemli değil, iyi insan olman önemli. Namazın önemli. Namazın yoksa senin iyi insanlığının İslam dininde, İslâm’ın Allâh’ın önünde bir nezni yok. Hayır yok öyle bir şey. Kendi kendimize din üretmeyelim. Âyet-i Kerîme belli. Âyet-i Kerîme belli. Dinde son kale namazdır. Namazı olmayanın dini yoktur. Hadîs-i Şerîf. Namaz dinin direğidir. O yıkılırsa senin dinin yıkılır. Namazı önemsiz görmek yok. Zekatı önemsiz görmek yok sadakayı. Yarım hurmayla doğursa cehennem ateşinizi söndürürünüz.

O zaman dostluk kuracaksak Allâh’a iman etmiş. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem haddini kendisine rehber etmiş. Örnek etmiş. Namaz kılan, zekat veren kimselerle beraber olacağız. Onlarla oturup kalkacağız. Onlarla dostluk kuracağız. Eğer o öyle değilse Allâh muhâfaza eylesin. O zaman sıkıntıdan biz kurtulamayız.


«Namâzı Olmayanın Dîni Yoktur» Hadîsi — Ebû Dâvûd «Namâz-Oruç-Zikir 700 Kat Sevap»

Ebu Davut’ta geçiyor hadîs-i şerîf. Namaz, oruç ve zikir Allâh yolunda harcamaktan sevap bakımından 700 kat fazladır. O zaman namaza, oruca ve Allâh’ı zikretmeye dikkat edeceğiz. Namaza, oruca, Allâh’ı zikretmeye ve zekat vermeye dikkat edeceğiz. Dostlarımız bunlardan kurulu olacak. Arkadaşlıklarımız, kardeşliklerimiz bu minval üzerinde olacak. Bu minval üzerinde. Sen namaz kılmayan bir kimseyi kendine dost edinirsen Allâh’ı gücendirmiş, Allâh’ı küstürmüş olursun. Sen namaz kılmayanı kendine dost edinirsen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini küstürmüş. Onu, onu, sen kendin ondan uzaklaşmış olursun. Sen zikrullâh’tan uzak olanları kendine dost edinirsen Allâh seni onlardan eder.

Zikrullâh’tan uzak oluverirsin. dedi ya, kalbini onlara çeviriveririm diye, tehdit. Kalbin onlara çeviriverir. Sen namaz kılanlarla dost ol. Sen oruç tutanlarla dost ol. Sen Allâh’ı zikredenlerle dost ol. Sen zekat verenlerle dost ol. Senin gerçek dostların bunlar olsun. Ama sen kalkıp da namaz kılana çemkirme. Oruç tutana çemkirme. Zikredene çemkirme. Sen zekat verene çemkirme. Sen Müslümanlara çemkirme. Sen Müslümanlara çemkiriyorsan, Vallahi de billahi de şeytan senin üzerinde tecelli etmiş. Müslümanları horhakir görüyorsan, Müslümanları sen öteleyip iteliyorsan, şeytan sana galip gelmiş.


«Müminlere Şefkat, Kâfirlere Şedîd» — Mü’min-Şeyh-Kâfir Dostluk Düzeni Yasakları

Sen Müslümanlara karşı şefkatli, merhametli, kafirlere karşı şedid olacaksın. Kafirlere karşı şefkatli, merhametli, Müslümanlara karşı şedid olmayacaksın. Eğer öyle oluyorsan tersini oldu. Şeytan senin dostun olmuş. Ya senin Allâh dostundur, ya şeytan dostundur. Ya Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem senin dostundur. Ya sen Müminler senin dostundur, ya kafirler senin dostundur. Ya Allâh’ı zikredenler senin dostundur, ya da Allâh’ı zikretmeyen ve Allâh’ı zikretmeyip de münafıklık elbisesi giyenler senin dostundur. Eğer sen zikredenleri kendine dost tutmadıysan, o zaman münafıklık elbisesi giyenlere dost oldun. Sen zikredenleri çemkirdenlere dost oldun. Sen zikredenleri çemkirdin, kötü baktıysan, her gece zikrullâh yaptın derviş kardeşini hor-hakir gördüysen şeytan sende galip geldi.

Şeytan sende galip geldi. Sen az zikrettin, az zikrettin için münafıklık elbisesi giydin. Az zikretmeseydin sen derviş kardeşine çemkirmezdin. Az zikretmeseydin sen derviş kardeşini hatalı kusurlu görmezdin. Bu Allâh’ı zikrediyor, bu benim dostum der, onun hatasını kusurunu örterdin. Sen onun hatasını kusurunu örtmedin, ona çemkirdin, münafıklık elbisesi giydin. Bir kişinin zikrullâh yapmasını engelledin. Sen kimin dostusun o zaman? Sen bir kimsenin Allâh demesini engelledin. Sen kimin dostusun? Dervişlere gelince Şahan, kafirlere gelince Sertçe. Böyle bir müminlik yok. Dervişlere gelince Aslan, kafirlere gelince Kedi. Böyle bir müminlik yok. Dervişlere gelince Sadaka vereceksin diye, bir yardım edeceksin diye çay kaşığında, kafirlere gelince Kazan’la vereceksin.

Böyle bir müminlik yok. Böyle bir müminlik yok. Kalkacaksın, soysuza, hırsıza, uğursuzu alkışlayacaksın, peşine düşeceksin. Meyanecinin, keranecinin, barcının, pavyoncu destekleyeceksin, peşine düşeceksin. Ama iş dervişe gelince, o sarını yandan bağladı. O örtüsünü kenardan bağladı. Yok o örtüsünü kenardan bağladı. Yok onun yürüyüşü şöyleydi. Diyeceksin, onu kötüleyeceksin. Öyle mi? Bu müminlik değil. Bu dervişlik değil. Elin gavurunu alkışlayacaksın. Korkacaksın, pısırıklıcağın pısırıklığından. Elin siyon üstünü, masosunu, masonunu alkışlayacaksın. Deccaliyete alkışlayacaksın. İş İslam’a gelince, Müslümanlara gelince, cihâd edenlere gelince, kötülemek için ama, ama şöyle dedi, ama böyle dedi diyeceksin, lafı yayacaksın bükçen.

Böyle bir müminlik yok canım kardeşlerim. Sen ateisti sevemezsin. Sen ateiste dost olamazsın. Sen putpereste dost olamazsın. Sen putçuyla dost olamazsın. Sen Hristiyan ve Yahudileri kendine dost tutamazsın. Sen münafıklığa açıkça belli olanı dost tutamazsın. Onunla dost olamazsın. Sen Kur’ân ve Sünnet’i kendisine ölçeden, rehber eden, onu yaşayanla dost olabilirsin. Sen namaz kılanla dost olabilirsin. Sen zekat verenle dost olabilirsin. Sen cömert Müslümanla dost olabilirsin. Sen cimri Müslümanla da dost olamazsın. Sana cimrilik bulaşır. Sana cimrilik bulaşır. Sen namaz kılmayanda dost olamazsın. Namazı terk edersin onunla dost olursan. Sen zikrullâh’a gelmeyen kimseyle dost olamazsın. Bir gün seni zikrullâh’ta ne der?

Onunla dost olamazsın. Sen fasıkla dost olamazsın. O seni bir gün fasık eder çünkü. O seni fasık eder. Sen yoldan çıkmış sapkınlarla dost olamazsın. O seni bir gün yoldan çıkarır. Allâh’ı gücendirirsin. Onlardan oluverirsin. Heva hevesine kapılmış. Kimselerle dost olamazsın. Onlara kapılır gidersin. Kur’ân’ı kendisine ölçü etmeyen, Kur’ân’ın haram bize bildirdiğini haram görmeyen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bize haram dediğini, haram görmeyen kimseyle dost olamazsın. Evet. Ona dost olamazsın. Tebliğ edebilirsin, anlatabilirsin, söyleyebilirsin, ticareti yapabilirsin, sıkıntı yok. Ama dostun olamaz o senin. Onunla dost olamazsın. Onunla dost olursan, Allâh’la ipin kesilir, bağ.

Onunla dost olursan, Hazret-i Peygamber’le sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle bağın kesilir. Onunla dost olursan, müminlerle bağın kesilir. Müminlerle bağın kesilir. Müminlik vasfının zirve noktası, o günkü velilerin üzerindedir. Mümin, velilerin üzerinde tecelli eder. Asıl mümin kimdir? Allâh’tır. En insanların içerisinde, en yüksek derecede mümin kimdir? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. Yaşayanların içerisinde en yüksek derecede mümin kimdir? Allâh’ın velileridir. Allâh’ın dostlarıdır. Sen eğer ki, bu çizgiyi aşarsan, bunlarla dostun kalmaz. Allâh’ımı hafaza eylesin. O yüzden, tekrar altını çiziyorum. Müslümanın, müminin dostu Allâh’tır. İkincisi, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’dir.

Sufiler için üçüncüsü, Üstadlarıdır. Sonra Üstadla beraber, namazını kılan, zekatını veren, Allâh’ı zikreden, ibadetlerini yapan müminlerdir. Kendine dost arıyorsan bunlardır. Bunların dışında olan dostluklar, ne yazık ki, Allâh’la olan dostunun ipini keser. Biz çok samimiyiz onunla ya. Dostluğum benim, benim ondan saklım, gizlim yok. Çok iyi insan. Namaz kılmıyor ama çok iyi insan. Namaz kılanlardan iyi. Namazı olmayanın dini yoktur. Hadîs-i Şerîf. Namazı olmayanın dini yoktur. Namazın yıkıldıysa, dinin de yıkılmıştır. Kim namaz kılmıyorsa, o senin dostun olamaz. O senin arkadaşın olamaz. O senin can ciğer kuzu sarman olamaz. Olursa, Âyet-i Kerîme’ye muhalefet etmiş olursun. Âyet-i Kerîme belli.


Mâ’ide 5/55-56 Hülâsa — «Galip Gelecekleri» Va’di; Son Nefese Kadar Cemâli Görmek

Mâ’ide 5/55-56. Sizin dostunuz sadece Allâh, onun peygamberi ve namazı kılan ve Allâh’a boyun eğerek zekatı veren müminlerdir. Kim Allâh’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse, şüphesiz ki Allâh’ın taraftarları galip gelecektir. Üstüne de ne var? Müjde var. Galip geleceksin. Kime önce nefsine karşı, kime hevâ-hevesine karşı, kime şeytana karşı, kime deccâl’a karşı, kime kafirlere karşı, kime münafıklara karşı, kime ateiste putpereste karşı, kime dinsizlere karşı, kime Allâh’ın sınırını aşanlara karşı. Onlara karşı ne yapacaksın? Galip geleceksin. Allâh’ın vaadi haktır. Allâh vaadinden geri dönmez. Eğer sen böyle bir dostluk kurarsan kendine, evet, sen galiplerdensin. Bu galip gelmek, böyle zengin olmak falan böyle öyle değil, galip gelmek, dinini Kur’ân sünnet tarihisinde son nefesine kadar yaşayabilmek, son nefesinde Allâh’ın cemalini seyrederekten bu dünyadan göçüp gitmektir.

Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi aff-u mağfiret eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yaşayanlardan eylesin. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mâ’ide 5/55-56 — «İnnemâ Veliyyükümu’llâh»: «innemâ veliyyükümu’llâhu ve Resûluhû ve’llezîne âmenû’llezîne yukîmûne’s-Salâte ve yu’tûne’z-Zekâte ve hüm râkiûn. Ve men yetevella’llâhe ve Resûlehû ve’llezîne âmenû fe-inne hizba’llâhi hümü’l-ğâlibûn» (Sizin dostunuz sadece Allâh, O’nun Peygamberi ve namâzı kılıp Allâh’a boyun eğerek zekâtı veren mü’minlerdir; kim Allâh’ı, Resûlünü ve mü’minleri dost edinirse muhakkak Allâh’ın taraftarları gâlip gelir) — Mâ’ide 5/55-56; Taberî, Câmiu’l-Beyân 6/388; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 12/24; İbn Kesîr, Tefsîr 3/132; Kurtubî, el-Câmi’ 6/221; nüzûl sebebi (Hz. Ali’nin namâzda zekâtı vermesi) — Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tefsîr Kitâbı Tavsiyesi — Taberî, İbn Abbâs, Râzî, Bilmen: Taberî (224-310/839-923), Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’an (30 cilt) — Türkçe çeviri Hisar Yay.; İbn Abbâs (3-68/619-687) atfedilen Tenvîru’l-Mikbâs min Tefsîri İbn Abbâs — Mecdüddîn el-Fîrûzâbâdî tertîbi; Fahruddîn Râzî (544-606/1149-1209), Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsîr-i Kebîr); Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878-1942), Hak Dîni Kur’an Dili; Ömer Nasûhî Bilmen (1883-1971), Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsîri; modern tefsîr okuma — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku Tarihi.
  • Hz. Peygamber’in Hayâtı «Yaşayan Kur’an Tefsîri»: «kâne hulukuhû’l-Kur’ân» (Hz. Peygamber’in ahlâkı Kur’an’dı) — Müslim, Müsâfirîn 139 (746); Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/91, 163; Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 26 (1342); İbn Mâce, Mukaddime 7 (51); «mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn» — Enbiyâ 21/107; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 19. Söz; «Sünnet’in hücciyeti» — İbn Hazm, el-İhkâm; Şâtıbî, el-Muvâfakât; modern hadîs eleştirisi reddiyesi — M. Mustafa el-A’zamî, Studies in Hadith Methodology.
  • Tebük Gazvesi Sahâbî Hâtırâsı (9/630): Tebük Gazvesi geride kalan sahâbî kıssaları (Ka’b b. Mâlik) — Buhârî, Megâzî 81; Müslim, Tevbe 53 (2769); «hurmacının özrü, hatun bahanesi» — Tevbe 9/38-49 (münâfıkların geride kalmaları); «sıcakta savaş çıkmaması bahanesi» — Tevbe 9/81; «Mûsâ kavminin Câlût karşısında çekilmesi» — Bakara 2/246-249 (zhebû ente ve Rabbüke fe-kâtilâ innâ hâhünâ kâidûn — Mâ’ide 5/24); Hz. Dâvûd’un Câlût’u öldürmesi — Bakara 2/251.
  • Mehdî Beklentisi Eleştirisi — «Mehdî Sensin»: «Mehdî hadîsleri» — Ebû Dâvûd, Mehdî 1 (4282-4290); İbn Mâce, Fiten 34 (4082); Tirmizî, Fiten 52-53 (2230-2231); Hâkim, el-Müstedrek 4/463; «Mehdî bir kişi değil bir hareket» — Bediuzzamân, Mektûbât Mehdî bahsi; «her mü’min kendi nefsiyle Mehdî’lik mücâdelesi» — modern sufî tâbiri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «33 yalancı deccal» hadîsi — Ebû Dâvûd, Melâhim 16 (4334).
  • «Namâzı Olmayanın Dîni Yoktur» Hadîsi: «el-ahdü’llezî beyne’nâ ve beynehümü’s-salâtu, fe-men terekehâ fe-kad kefere» (Bizim ile onlar arasındaki ahid namâzdır; kim onu terk ederse kâfir olur) — Tirmizî, Îmân 9 (2621); İbn Mâce, İkâmetü’s-Salât 77 (1079); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/346; «namâz dînin direği» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 3/41; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/40; «namâz, oruç, zikir 700 kat sevap» — Ebû Dâvûd, Cihâd 41 (2502); Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd 17 (1645); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Müminlere Şefkat, Kâfirlere Şedîd» — Fetih 48/29: «Muhammedun Resûlu’llâh, ve’llezîne maahû eşiddâü ale’l-küffâri ruhamâü beynehum» (Muhammed Allâh’ın Resûlüdür; onunla beraber olanlar kâfirlere karşı şedîd, kendi aralarında merhametlidirler) — Fetih 48/29; «mü’minlere zelîl, kâfirlere izzetli» — Mâ’ide 5/54 (eziletin ale’l-mü’minîn eizzetin ale’l-kâfirîn); «kâfirleri dost edinmeme» — Âl-i İmrân 3/28, 118; Nisâ 4/144; Mümtehine 60/1, 9, 13; modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
  • «Lâ İlâhe İllâllâh Cennetin Anahtârıdır» Hadîsi: «men kâle Lâ ilâhe illâllâh dehale’l-Cennete» (Kim Lâ ilâhe illâllâh derse cennete girer) — Buhârî, Cenâiz 1 (1237); Müslim, Îmân 43 (32); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/229; «iman edenin cennete girmesi» — Bakara 2/285; Mü’minûn 23/1-11; «İslâm’ın beş şartı» — Buhârî, Îmân 1 (8); Müslim, Îmân 19-22; Tirmizî, Îmân 3 (2609); modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Recep, Şa’bân ve Ramazân Tedrîsi: «üç aylar fazileti» — Receb-i Şerîf’te tövbe artırma — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 3/378; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/93; «Şa’bân-ı Şerîf’te salât-ı selâm artırma» — Ahzâb 33/56 yorumu; «Ramazân’da Kur’an okuma» — Bakara 2/185; modern üç aylar tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Karabaş Silsilesi ve Mü’minin Üç Dostu Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Şeb-i Arûs ve Regâib Kandili teşekkürleri» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş Mâ’ide 5/55-56 tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı