Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #91 — Q&A: Halaka Sırası, Cennete İlk Girecek Fakir-Yoksullar ve Zikrullâhın Mertebeleri

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #91 — Q&A: Halaka Sırası, Cennete İlk Girecek…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Halaka Sırası — Çavuşlar-Zâkirler Ön, Tâlimliler ve Bayanlar Yerleşme Düzeni

Hem çaylarımızı içelim, hem de gelen birkaç soru var. Asıl sohbete geçinceye kadar onlara bir göz atmış olalım inşâallâh. Perşembe akşamı derslerimizde hamdolsun sayımız bayanlar tarafından hayli fazla, zaman zaman yerleşmekte güçlük çekiyoruz. Bayanlar olarak yerleşme ve birbirimize anlayışımız nasıl olmalı? Bu sufilikte adap belli. Mesela birinci halakaya çavuşlar, zâkirler. Birinci halakaya, birinci sıraya. Şimdi orası böyle düz olduğuna göre, böyle komple dümdüz olduğu zaman birinci halakaya çavuşlar ve zâkirler birinci sıraya. Ondan sonra ikinciye, üçüncüye böyle talimliler, ayakta ders yapabilecek olanlar. Burası gibi aynı. Burada da birinci halakaya mesela zâkirler, çavuşlar böyle gelen zâkir, çavuş gidip hemen yerine oturur genelde.

Allah Hakkında

Davet edilmez, çağırılmaz. O birinci halakaya gelir onlar oturur, ikinci halakaya talimliler. Ondan sonra daha talim sırasına göre, geliş sırasına göre birinci, ikinci, üçüncü halakaya öyle oluşturulur. Bayanlar için de geçerli bu. Bayanların da birinci sıraya normalde zâkirler, çavuşlar öyle sonra talimli dervişler. ayağını uzatacak, beli ağrıyor veya ne bileyim bir rahatsızlığı var. Onlar genelde kenarlarda veya arkaya otururlar. Bazen oluyor o ya bilmediğinden ya da fark etmediğinden birinci halakaya geliyor normalde ayağını uzatmak için uğraşıyor. Sıkıntılı bunlar normalde sufiler bunu belli bir disiplin içerisine almışlar. Şey gibi bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin namaz safı gibi. birinci sırada büyük erkekler namaz safı.

İkinci sırada genç Müslümanlar, erkekler. Sonra üçüncü sırada eğer normalde onlar bittikten sonraki sırada yaşlı kadınlar. Ondan sonra da genç kızlar, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medîne-i Münevvere’de başlangıçta saflar böyle hatta ölünce kadar böyle. Öldükten sonra da normalde Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman zamanında da Hazreti Ali Efendimiz zamanında da aynı. Sonradan çoğalınca artık ümmet ondan sonra kimin nereden ne olduğu da bazı fitneler de çıkınca. işte fitnenin birisi en önemli fitne halifelerin şehit edilmesi. Bunlar olunca artık böyle biraz daha itina etmeye başlamışlar, dikkat etmeye başlamışlar. bayanlarla alakalı problemler çıkmaya başlamış. Bu sefer bayanları ayırmışlar çünkü o saflıkta o safiyette değil sonradan olan Müslümanlar böyle olunca o safiyeti kaybetmişler.

Safiyeti kaybedince de bayanları ayırmışlar, yerlerini ayırmışlar. Bu da onun gibi bir şey normalde birinci halakaya kimler? Zakirler, çavuşlar, eski dervişler ondan sonra talimli olanlar. Normalde Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin böyle sarığı olmayan, haydârisi olmayan onları birinci halakaya almazdı. Ondan sonra çocukları almazdı birinci halakaya. Nerede ki oğlum birden hâli açılır halakada, hâli açılır meczup olur. Ondan sonra çocuk yaşta dengesini kaybeder, birinci halakaya onları aldırmazdı. Böylece halakaya düzenlenir. Bir de dervişlik, sufilik disiplin işidir. Bayağı ayağını yayma, böyle yaygın oturma, iki kişilik yere oturma. Bunu sufiler böyle yapmazlar, bağdaş kurmazlar. Bağdaş kurmak sünnettir.

Üç oturuş şekli vardır iki dizinin üzerine. Bir ayağını dikerekten, sağ ayağını dikerekten, sol ayağının üzerine oturma. Bir de bağdaş kurma. Bu üç oturma şekli sünnet ayettir. Bunun üçünün dışında oturma şekli olmaz. O yüzden genelde birinci, ikinci halakaya oturacak olanlar iki dizinin üzerine oturacaklar. Eskiler iki dizinin üzerine oturacak. İki dizinin üzerine oturmuyorsa dizinde rahatsızlık varsa, belinde rahatsızlık varsa bir arka halakaya, bir arka halakaya geçecek. Çok rahat oturacak. Veya da rahatsızlığı var, belinde dizinde ayağında bir şey var. O zaman en arka halakaya geçecek. Ayağını uzatıyorsa uzatacak örneğin. Rahat oturmak istiyorsa rahat oturacak. Bir de şu var. Normalde birisi önden gidiyor, orayı yer ayırıyor, yer kaplıyor mesela.

Bu da yok. Sufilikte bu da yok. normalde aynı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri’nin cemaat sistemi gibi. İnsan gidecek, boş gördü. Yere gidecek oturacak orada. Kendine oturacak. yanı başına yer ayırayım. Bilmem kim gelecek, ona yer ayırayım. Bu normalde sufi adabında yoktur. normalde bir özellik olmaz bu konuda. Ama mesela biz bir program yapıyoruz. Mesela diyoruz ki bu iki sırayı ayırın. Bu iki sırayı normalde gelen misafirler ayırıyoruz. Aniden birisi geliyor, aniden bir misafir geliyor. O ayrılmış yere kimse oturmaz. Geri kalan yeri herkes doldurur, biter mesela. Ama bu konuda normalde kardeşler birbirlerine toleranslı davranmalı, yumuşak davranmalı. Bakın bu ara hemen hemen her sohbette dile getirdiğim bir şey var.

Dili sert olmayacak dervişin. Dervişin dervişe dili sertleşmez. Dervişin dervişe dili sertleşmez. Dervişin dervişe dili yaptırımlı olmaz. Dervişin dervişe dili ötekileştirici olmaz. Buna dikkat etmiyoruz biz. Bu konuda çok şikayetçiyim. Bakın bu konuda çok şikayetçiyim. Daha açık bir şey konuşmak gerekirse, böyle bunu önceden beri yaşıyoruz biz. Bir vazife alan, bir görev alan, bir iş yapan, ya nereden oluyorsunuz? Kral kesiliyor herkesin başına. Böyle bir hal var bu bayanlarda daha fazla. Böyle kral kesiliyorlar, mübarek insanlar buraya herkes Allâh’a rızası için geliyor, Allâh için geliyor. Burada hiç kimsenin, hiç kimseden maddi bir menfaat yok, bir şeysi yok. Hizmet edecek olan da Allâh rızası için hizmet ediyor.

Hizmet edeceksen de Allâh rızası için hizmet edeceksin. Şimdi arkadaş geldi az önce çay dağıttı. Gayet naif, gayet yumuşak bir şekilde şimdi boşları topluyor. Gürültü çıkmasın diye de itinaya gösteriyor. Şimdi bu kardeş çay dağıtıyor diye birisine tepeden bakıyorsa, tepeden davranıyorsa bu olacak bir şey değil. Bunu son zamanlarda çok yaşamaya başladık. şimdi bazen zaman zaman diyorum ya, bizim eski mesela erkek dervişlerden anlamsa onu görevlilerde bunu görmezsiniz hiç. Bakın bunları görmezsiniz. bu ne oluyorsa, bu sonradan birisine bir vazife veriyoruz, bir şey yaptırıyoruz, bir bakıyorsunuz oranın kralı kraliçesi kesilmiş. bu sefer onun görevini almaya utanıyorum ilk etapta. diyorum hadi yapmayayım, etmeyeyim, böyle sert olmayayım diyorum ama sonuç oraya doğru gidiyor. o kimse ona müsehamekar davranınca, toleranslı davranınca onu kendisinde bir hak olarak görüyor.

Değil kardeşim ne senin ne benim böyle bir hakkımız yok bizim. Buraya gelen Allâh’ın misafiri, buraya gelen herkes hizmet alır. Sen de hizmet alırsın. Sen çay dağıtarak hizmet alıyorsun aslında. Sen yeri süpürerekten hizmet alıyorsun aslında. Hizmet etmiyorsun. Çünkü iş yaptığın, hizmet ettiğin yer, Allâh’ı fise bilillah zikredilen yer. Başka bir yer değil. Bunun manasını, bunun kıymetini bir kimse bilse, yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de yanındakine öh bile demezsin. Yanındakine bir şey bile söylemezsin. Birisine sert konuşmaya çekinirsin, korkarsın. Ben ciddiyim bu konuda, ben çok korkarım bu konuda. Ben fise bilillah bir iş yapandan korktuğum kadar bir şeyden korkmam. Çünkü onun hamisi, onun vekili, onun sahibi Allâh’tır.

O Allâh’ın işini yapıyor. Samimi söylüyorum, ona dokunan olumsuz olarak yanar. Yanar. Böyle kasti bir şekilde dokunan yanar. Ben derim hep, dervişlerin dokunma dervişin, parasına da dokunma. ütmeye çalışma onu. Onu kullanmaya çalışma. Onu istismar etme. Sen de dervişliğini istismar etme. Bir başkası seni istismar etmedi gibi. Sen de ben dervişim deyip de istismar etme. Sen de yanarsın. Bir fazla bir eksik. Biz deriz ki Cenab-ı Hakk’ın nasibinin kıymeti bu kadarmış. Nooo. 35 yıldır kimler gelmiyor hiç kimler geçmiş. Kimisi de öyle o önemli. Değil canım kardeşim. Burada kimsenin önemi yok. Herkesin önemi Allâh katında. Allâh bize selametlik versin. Âmîn. Bir hadiste cennete fakirler yoksullar girecektir.

Başka bir hadiste fakirlikten Allâh’a sınırım diyor. Bazen siz bu fakir diyorsunuz. Fakirlik nedir? Biz ne manada fakirlikten korkup ne zamanda fakirlik isteyeceğiz hakkımıza helal edin. Bu normalde o cennete fakirler ve yoksullar girecek.


Cennete İlk Girecek Fakir ve Yoksullar — Ensâr-Muhâcir Mertebesi

Ensar’dan bir sahâbe kendisini üstün görüyor muhacirlerden. muhacirler tabi geldiler Medîne-i Münevvere’ye. Paraları yok, pulları yok, evleri yok, partları yok, işleri yok. Her şeyi Mekke’de bıraktılar. Mekke’deki müşrikler de onların her şeyini talan etti. El koydular talan ettiler. Ve muhacirler geldiler Medîne-i Münevvere’ye. Sahabelerden birisi onları fakir gördü. Böyle onları değersiz gördü. Öyle görünce Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki cennete önce fakirler girecek dedi. Hatta kendisinde El Fahri Fakri dedi. ben fakirlerine hizmetçisiyim manasında söyledi. Şimdi buradaki bir kimse gerçekten mali durumu olarak o kimse bunu ilk önce zahir olarak yorumluyoruz. Mali durumu olarak zayıf olabilir.

Zayıflığından dolayı isyan etmesin. Zayıflığından dolayı bu noktada Allâh’a bir isyan etmesin. Sabreder, isyan etmezse önce onlar girecekler. Şimdi normalde bir de fakirlik var. O fakirlik bütün herkes için geçerli. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de diyor ki Gani olan benim sizler fakirsiniz. O zaman bir kul bir insan ne kadar zengin olursa olsun. Allâh’ın önünde fakirdir. Bu işin bir de mana tarafı var. Mana tarafı kendinde bir şey görmemek. Kendini manevi olarak zengin, manevi olarak güçlü, kuvvetli görmemek. Kendinde manevi olarak herhangi bir şey görmemek. Bütün üzerinde her ne var ise iyilikler Rabbiniz’dendir. Allâh’a ait. Üzerinde her ne kadar manevi lütuflar, ikramlar, ihsanlar var ise hepsi de Allâh’a ait.

Bu senin çalışmanla olacak bir şey değil. Bu Cenâb-ı Hak’ın merhameti, bereketi, lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bu senin çalışmanın, gayretinin karşılığı değildir. Sufi bunu böyle algılar ve kendisini bu manada fakir görür. Doğru bilgiye ulaşmanın yolları nelerdir? Bu yolların güvenirliğinden nasıl emin oluruz? Tabii bilgiye ulaşma yolları tarih boyunca felsefeciler de Arisodan, Sokrat’tan tutun. Günümüze kadar bütün felsefecilerin konuştuğu şey. Bizim için doğru bilgiye ulaşmanın yolu Kur’ân ve Sünnettir. Dini olarak. Biz dini olarak, doğru bilgi olarak Kur’ân ve Sünnete bakarız. İmamların iştahatlerine bakarız. İmamların iştahatlerinde değişkenlik olabilir mi? Olabilir. Ama Kur’ân’da değişkenlik olmaz.

Sünnet seneye de değişkenlik olmaz. Bizim için doğru bilgi Kur’ân ve Sünnettir. Dini kategoride diyorum. Öbür türlü diğer ilimlerde doğru diye bir şey yoktur. Neden? Diğer ilimlerin hepsi de gelişmeye, genişlemeye, derinleşmeye, değişmeye açıktır. İnsanların bu konuda çalışması, gayreti arttıkça bu konudaki ilim de değişir. önceden buna basit örnek veriyoruz. Atom parçalanmaz diyorlardı. Atom parçaladılar. Ondan sonra dediler ki, elektronlardan daha küçük bir birim yok. Elektronlar da değişti. Onlardan daha küçüğünü buldular. Onları parçaladılar, onların da küçüğünü buldular. Onu bir daha parçaladılar, onun bir daha küçüğünü buldular. Ne? Quark mı diyorlar? En son quarklarda kaldılar. Quarklardan sonra onu da görecekler, hayal kalacak ortada. maddesel bir şey kalmayacak.

Ama bak bunun gibi, bu değişkenliğe açık. O yüzden dini termoloji olarak doğru bilgi Kuran Sünnet. Tabi bu Kuran Sünnet’in içerisindeki hikmeti, anlama. Bu ayrı bir ilimdir. Kuran Sünnet içerisinde ilminle dün, bu ayrı bir şeydir. O zaman Kuran Sünnet dairesinde ilmin hakikati, ilmin hakikati, bilginin hakikati, ilminle dündür. O zaman o zaman ilminle dünden bir çıt aşağı normalde onun kalbine gelen ilhamdır. Ondan bir çıt aşağı, zahiri olarak Kuran Sünnettir. Bizim algıladığımız evren gerçekte var mıdır? Yoksa biz algılarımızla dışarıda bir evren var mı zannediyoruz? Bunu nasıl da erdedebiliriz? bunlar internette okunup, kendi kendine bu teorileri okunuyor. Bu teorileri okunduktan sonra başlıyoruz.

Biz var mıyız, yok muyuz? Bu evren var mı, yok mu? Bununla alakalı kendimizde manevi olarak küçücük bir bilgi yok. Bakın küçücük bir bilgi yok. Ama internette bunları okumak, bir de bunları böyle söylemek çok önemli bir şey yani. sen var mısın ki varlığından? İyi, o zaman yoksak neden biz sorguya çekiliyoruz ki? Madem biz yoksak neden peygamber gönderiyorlar ki, göndermiş ki Cenâb-ı Hak bize. Kalsın, soğuk içeceğim ben. Koy öbürkünü de koy. Lan Ali, cimrilik mi yapıyorsun sen? Bu yüklerden öbürkünü vermem gibi oldu. Kızardın. Bunları normalde böyle konuşmak hoşunu ediyor insanların. kuantum fiziği filan teoriye, o kuantum fiziğinden uğraşıyor. O sufiliyi kuantum fiziğinden bakıyormuş. yazıyorlar bana böyle, hocam ben kuantum fiziği açısından bakıyorum ondan sonra sufiliye, ben bir tek bir şey yazıyorum.

Namaz kılıyor musun? Namaz kılıyor musun? kuantum fiziğinden namaz arkadaş, kuantum fiziğinden sufiliyi yaşıyor, namaz yok ama. Basit bakın, altına bir hadîs-i şerîf iliştiriyorum. Kafir ile müminin arasına namaz vardır. Cevap gelmiyor. Nerede kaldı kuantum fiziğin senin? Yok canım, bugünün Müslümanı böyle bir şey. 21. asrın Müslümanın sufisi namaz kılmayacak, oruç tutmayacak, Allâh’ı zikretmeyecek, günlük bir virüde olmayacak, kuantum fiziği ile uçacak. Hatta astral seyahat yapacak. Yazmış birisi de, hocam astral seyahat dersi veriyor musunuz? Veriyoruz dedim. Alabilir miyim dedi, başlangıçlı olarak dedim, pekat namaz kılacaksınız gece, günlükte dedim, en az 30 bin tevhid çekseniz dedim. Ders istiyor ya, hocam ağır olmadı mı dedi.

Ya sen hem oturduğun yerde evrenleri dolaşacağım istiyorsun, abdez almadan. Abdez yok, evren dolaşacak. Kuantum fiziği ile ondan sonra ne yapacakmış? Astral seyahat yapacakmış. astral seyahat yapacak, ne kadar güzel bir şey. Tabi, biz 35 senemiz vermişiz. Ama bir de nereden duyuyorlarsa böyle bir şey ağzımdan çıkmış değil, astral seyahat dersi verdiğim. Hocam veriyormuşsunuz, bize de verir misiniz? Vereyim dedim, tamam. Günlük 100 rekat namaz kılacaksın, gece nafile olarak. en az 30 bin de tevhid çek dedim, yapabilirsin 50 bine kadar çıkar dedim. Astral seyahati gör, kafam bir düşsün yere. Tabi, ama yok öyle bir şey yok. O böyle ona bir esma vereceğin, belli bir sayıda, yapıyorlar ya, tuhaf bir rakam veriyor mesela işte. 987 tane.

Bir de onları ebcedle hesaplıyor. Ebced hesabından onları bir hesap veriyor, bir sayı veriyor. Bu kadar şunu çekersen şu olur. Dine ihtiyaç yoktu o zaman. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gelirdi, herkesin ismine göre bir ebced rakamı çıkarır, senin esman bu, din bu derdi. Yok böyle bir şey, Allâh bizi affetsin. Tevhid ilmi nedir? Nasıl öğrenilir? Bak ne güzel soru değil mi? Tevhid ilmi nedir? Her şeyi Allâh’ın gör. Hadi görebileceksen, çok basit bak. Senin hiçbir şeyin yok. Ma’ul kul mülk olan Allâh. Öğren bak. Bunlar böyle şey, bu sorular böyle soru soranı üzmek istemiyorum. Bu sorular böyle Hz. Piri diyor ya, sen diyor önce süt içeceksin, çocuk diyor süt içer. Dişi çıkmaya başladığında diyor dişi çıkmaya başladığında.

O ekmek yemek ister. Dişleri tamam olduğunda o et yemek ister. Çocuğa süt içen, çocuğa say şimdi kalkacaksın, bir kimseye diyeceksin ki, senin bu dünyada hiçbir şeyin yok. Ne tarafa dönersen, dön Allâh’ın veci o taraftadır. Ma’ul kul mülk olan da odur, senin hiçbir şeyin yok. Tevhid ilmi değil mi? Tevhid ilmi Kur’ân ve sünnetin dışında hiçbir şeyi kabul etmeyeceksin. Fikir, felsefe, hayat, yaşam, kılık, kıyafet, adım atma, yemek yeme, uyuma, içme, kalkma, her şeyin. Bu şeyin, her şeyin. Önce bu Kur’ân ve sünneti tamamiyetle hayatına hayatına uygulayacaksın. Hiç taviz yok. Hiç taviz yok. Sakal sünneti seniye olacak. Hiç taviz yok. Yemek yemen sünneti seniye. Hiç taviz yok. Tıraşına varınca kadar, banyona varınca kadar, etrafında olan ilişkilerine varınca kadar.

Hiç taviz yok. Tevhid ilmi Anneni, babanı üf bile demeyeceksin. Ayette sabit tevhid ilmi. Kadınlarda, erkeklerde eşlerini hiç üzmeyecek. Kur’ân sünnet tarihisinde her şey. Biz önce Kur’ân ve sünneti yaşayalım. Avam olalım, önemli değil. Sonra arkası gelir. Ondan sonra, bakın, çok rahat konuşuyorum. Bunu böyle gördükten sonra, diyeceksin ki, malü kül mülk olan Allâh benim bu dünyada hiçbir şeyim yok. Sonra ne tarafa dönersen dön.


«Ne Tarafa Dönersen Dön Allâh’ın Yüzü Vardır» — Bakara 2/115 Tefsîri

Ayette sabit bak bunlar. Ne tarafa dönersen dön. Allâh’ın vecce o taraftadır. Her gördüğün her şeyi Cenâb-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatı göreceksin. Hadi bir görelim biz de seni. Bu sene için ömrü niyetiniz var mı? Her sene için var. Ama işte, geçen sene öyle bir derdini toparlanıyorduk. Fakat birkaç şirketle görüştük. birkaç görüştüğümüz şirket, geçen sene ile alakalı iki yüz kusur kişiyi iki tane şirket dediler ki senin önünde biz tanıyoruz sizi. Birincisi gittiğimiz şirketti. Birincisi gittiğimiz şirketti. Birincisi gittiğimiz şirketti. Birincisi gittiğimiz şirketti. Gittiğimiz şirketti. Neydi adı? İkram Turizm. Oradaki İbrahim Hoca dedi ki Hocam sizi tanıyoruz, biliyoruz sizin önünüzde utanmak istemeyiz dedi.

Biz götüremeyiz iki yüz kişiyi dedi. Kırk elli kişi yaparsanız dedi buna söz veririz dedi. Geri kalanını yapamayız bu sene dedi. Birkaç şirketle daha görüştük. Bir tanesi daha dedi yapamayız bu sene dedi. Birkaç tanesi bu iki tane şirket büyük şirketti. Onlar yapamayız deyince geri çekilince öbür günler tabii işe normalde biz yaparız götürürüz noktasından baktılar. Biz yaparız götürürüz noktasından bakanlar da ben güvenemedim işin doğrusu. iki yüz kişi en az Ramazan ömresi iki yüz kişi en az Ramazan ömresi en az Ramazan ömresi iki bin dolara yaklaşır herhalde bu sene ne kadar sayıdı Ramazan ömresi? Normalde iki bin beş yüz iki bin altı yüz dolar da Ramazan ömresi ama bir sene diyen biraz zor geçecek.

Öyle mi? seçimden dolayı iki bin beş yüz dolar mı? O civarda olacak. Düşünün iki bin dolar olsa geçen sene iki bin dolar civarındaydı iki bin iki yüz elli iki bin iki yüz elli geçen senede öyleydi iki yüz kişi olmuş olsa iki bin dolardan dört yüz bin dolar mı yapıyor? Büyük risk benim için dört yüz bin dolara riske atamadım sonra bizim eski kardeşlerden Büyünyamin var Büyünyamin Sayyid dede bu sene çok zor dedi. Sayyid sen de öyle dedin değil mi? Bu sene Sayid dedi ki çok zor sıkıntı yaşarsın dedi. Büyünyamin’i aradık Büyünyamin dedi hatta onun arkadaşının oteli de var orada değil mi kiraladı mevsimlik oteli var o da dedi dedi ki çok zor bu sene dedi sıkıntı yaşanır dedi öyle deyince biz ben tabakası ile dedim tamam bu sene gidemiyoruz dedim öyle kaldı şimdi bu sene de sıkıntılı olduğu söyleniyor değil mi Sayid?

Sıkıntılı olduğunu söylüyorlar seçimden sonra vizeleri atıyor seçimden sonra vizeleri atıyor evet tabi ömrü açılır ömrüye giderse demek o kadar oya da ihtiyaçları var demek ki evet o yüzden toplu bir ömrü programı şu anlık bizim yok ne olur ne gider Ramazan’da da olabileceğini tahmin etmiyorum çünkü aldığımız haberler oradan gidenler zor olduğunu büyük bir grubu yönetmenin büyük bir grubu böyle çekip çevirmenin zor olacağını söylüyorlar hoş bizim arkadaşlar disiplinle biz bir sıkıntı yaşamıyoruz ama böyle bir götürülmeme gibi bir durum olursa tehlikeli bir durum örneğin bu sene gidilmeye kalksa 200 kişi 500 bin dolar 500 bin dolara bakınca ben ömrüm boyunca ödeyemem onu ben ömrüm boyunca ödeyemem onu Allâh bizi affetsin büyük bir risk o bir riskleri alacak yaşı geçtim çünkü biraz o yüzden arkadaşlar gitmek istiyorlarsa serbest götüren arkadaşlar var firma ismi söylemem abes olur sanki ondan gidiyor bundan gitmiyorsun gibi sayın sen Ramazan’da götürecek misin?

Ramazan’da gidiyorsunuz 20 arkadaş inşâallâh Allâh kabul etsin şimdi de bir erkek evlenecek kişinin yüzünü biraz annesine benzetse bundan evlenecek kişiye bahsetse zıhar yapmış olur mu? olmaz evet hastalar ve sıkıntılar var inşâallâh onları da sohbetin sonunda inşâallâh dua et inşâallâh ederiz bir kalem verin bana gene amma kalemsiz adamım önceden kalem taşımak kağıt taşımak bu da önemliydi yok özellikle ben çay içiyorum ya o yüzden öyle uzak tuttum çay içmeyeyim mi? bak havalar lodos her şeyden alınırım bu ara havalar lodos esti mi benim alınkanlığım artar o yüzden diyeceksiniz ki bu normal değil bu ara bu alınkanlığım bursanın da lodosu eksik olmuyor o yüzden hep tavan her şey Allâh iyiyesin inşâallâh iki haftanın sonunda sohbet konusu iki haftadan sonraki devam Allâh’ın zikir ile alakalı bugün de on beşinci nasihat olarak bu konuda bir şey söylemek istedim bu konuda bir şey söylemek istedim bu konuda bir şey söylemek istedim bu konuda bir şey söylemek istedim bu konuda sonuç olarak not almışız Ahzab suresi âyet 41’den 44’de kadar Destûr elbette ve eserde ve Sadaqallahul Azim Ahzab, âyet 41. Ey iman edenler!

Allâh’ı çok zikredin. 42. Onu sabah akşam tesbih edin. 43. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder. Melekler de dua eder. Allâh müminlere çok merhametlidir. 44. Allâh’a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Allâh onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır. 41. Ayet. Ey iman edenler! Allâh’ı çok zikrediniz. Allâh’ı çok zikrediniz deyince bu konuda herhangi bir kısıtlama yok. Şu kadardı, bu kadar zamandı veya vaktin şurasındaydı, burasındaydı diye bir ibare yok. İman edenler! Allâh’ı her halinizde ve çokça. Zikrullâh deyince dil ile, kalp ile, sır ile, ruh ile ve fiillerinle, her şeyinle Allâh’ı çokça zikredeceksin. Az önce kardeş tevhid nedir diye soruyordu ya, tevhid ilmi bunlar.

Allâh’ı öylesine zikredeceksin ki hiçbir zaman zikrullahdan gafil kalmayacaksın. Namaz vakti, namazı vaktinde kılma, namazı kılma, oruç zamanı, orucunu tutma, zekat zamanı, zekatını verme, haç zamanı, hacca gitme veya iyilik yapman gerektiği yerde iyilik yapma, sadaka vermen gerektiği yerde sadaka yapma. insanlara tebliğ etme, doğruyu söyleme, doğruyu yaşama. senin her halin, her adımın Allâh’ı zikir dairesinde olacak. Ayrıyetten de sen muhakkak Hz. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin buyurduğu gibi dilin her daim zikrullâh ile ıslak olsun. Hadîs-i Şerîfi mucibince dilin her daim ne olacak? O zikrullâh ile ıslak olacak. Ve gecede, gündüzde, sabahda, akşamda, seherde, yürürken, yatarken, yanların üzerinde, dururken, var ya âyet-i kerîme ayaktayken otururken, yanların üzerinde yatarken Allâh’ı çokça zikrediniz diye, namazı kıldıktan hemen sonra diye.

O namazda zikrullahı böyle yer değiştirmeye çalışanlar boş muhabbet yapıyorlar. siz namazı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınız üzerinde Allâh’ı zikredin. Ayet-i kerimisi namazdan hemen sonra diyor. Demek ki namazı kıldıktan hemen sonra Allâh’ı zikredecek ve sahâbe de namazı kılar kılmaz, cehri bir şekilde, toplu bir şekilde Allâh’ı zikrederlerdi mescitte. Öyle olunca nerede ne şekilde olursan ol, hiçbir zaman Allâh’ı zikreden geri durmayacaksın. Hatta Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah diyor ki, Allâh’ı Teala kullarına farz kıldığı her ibadetle belli bir sınır koymuştur. Kulların özürlerine göre de onları bu ibadetlerden muaf tutmuştur. Ancak Allâh’ı zikretmeyi bunların dışında tutmuştur.

Zira Allâh’ı zikretmene diye bir sınır koymamış ve Allâh’ı zikretmen hususunda delillerden başka hiç kimsenin özrünü de kabul etmemiş. bir kimse akli dengesini yitirdiyse o bundan sorumlu değil. Ama öbür türlü akli dengesi yerinde ise o Allâh’ı çokça zikretcek. Hatta başka bir âyet-i kerimede münafıkları tarif ederken o münafıklar ki Allâh’ı az zikrederler diyor. Bak münafıklık alameti, Allâh’ı az zikretmek münafıklık alameti. O yüzden Allâh’ı o kimse ne yapacak? Çok çok zikredecek. Zikrin dil ile olanı var, avama aittir. O kimse ne yapar? Dili zikrullâh ile ıslak eder. Bu onun sorumluluğundadır. Senin dilin zikrullâh ile ıslak olur. Sen normalde zikrullahı daim olarak dilinle yapmaya başladıktan sonra o dil ile zikrullâh bir çıt üstü has noktasında avamdan çıkar.

O kimsenin kalbi olarak zikrullâh etmeye başlar. Kalbe zikrullâh oturur, o kimse kalbinde zikrullahı dinlemeye başlar. Bakın kalbinden zikrullahı dinler. O kalpte oturduğu yerleştiğinde artık o kalp devamlı Allâh’ın zikir ile hemhal olur. Ardından sır ile zikrullâh başlar. Beşinci makamın işidir.


Beşinci ve Altıncı Makâm: Ruh ile Zikrullâh — Sufî Sülûk Mertebeleri

Ardından ruh ile zikrullâh başlar, altıncı makamdır. Ama bu zikrullâh hiçbir zaman kesilmeyecek. Devamlı onu yapacak, zikrullâh edecek. 42 ve onu sabah akşam tespih edin. o zaman normalde sabah veya akşam dediğinde sabahtan akşama, akşamdan sabah kesinti olmayacak. Sabah akşam kastı bu. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar hiçbir zaman zikrullahdan geri durmak yok. Hatta benim ilk yeni dervişliğim zamanlarda sabahları rufa etmeye yapılırdı. Böyle küçüktü gruplar o zaman arkadaşlar. Ondan sonra toplanır sabah namazından sonra rufa etmeye yapardık. Çünkü adi-i şerif var. Bu sabah akşamla alakalı. Sabah ve akşam zikrullâh yapanların etrafında melekler dolanır. başka normalde o vakitler tercih edilir.

Özellikle sabah vakti, seher vakti. Hadîs-i Şerîf var, trimiziden. Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra oturup güneş doğunca kadar Allâh’ı zikreder, daha sonra iki rekat namaz kılarsa onun tamı tamamı bir hac ve bir ümrenin ecri kadar sevap alır. normalde o kimse sabah namazını cemaatle kıldı, ardından oturdu, Allâh’ı zikretti. Allâh’ı zikretti, iki rekat da işrah namazı kıldı. İki rekat da işrah namazı kılınca o kimseye hac ve ömre sevabı verirdi. Buna normalde ilk sufiler dergah kurarlar veya bir toplanma merkezleri olur, bir mescidleri olur. Orada toplanırlar, bu sünnet seni işlerler. Ama ne yazık ki tabi şimdi böyle şeyleri yapmak biraz zorlaştı veya ne bileyim insanlar tembelleşti veya toplansalar camide, camide sabah namazından sonra zikrullâh yapmaları mümkün değil.

Diyanet böyle bir şeye müsaade etmiyor genel olarak. Hatta imamlar bakıyorlar benim gençliğimde öyleydi. Bakıyorlar bir şey mi yapacaksınız, yapmayacaksınız mı? kitliyorum camiyi diyordu bize. Hatta ben bir gün dedim ki üstümüze kitle o zaman sen git. gidecek o sabah namazını kıldırdı, işi bitecek. zor veyahut da şehirler büyüdü, insanlar dağıldı, farklı mahallelere göçtü, küçük gruplar oluşmuyor. Böyle olunca bunu yaşamak biraz zorlaştı. Ama sabah ve akşam bu noktada bu önemli bir ibadetti. Ve hadîs-i şerifte de sabah ve akşam melekler vardır zikredenlerin etrafında. Cenâb-ı Hak o zikredenlerin etrafında melekler indirir. O melekler senin zikrine ne yapar? Katılırlar. Beraber zikrullâh yaparsınız.

Sabah namazını kıldıktan sonra oturun dersinizi çekin veya ta nafile olarak tevhid çekin, salat-ı selam çekin ve sabah namazından sonra seher zikrini kaçırmamaya gayret edin. Sabah namazından sonra seher zikrini kaçırmamaya gayret edin. Gece çalışıyor, yorgun geliyor. bir tane sahâbe fırıncı vardı ya, onun gibi gece mesaisi var. O kimse yorgun. Bunlara tabi bir şey diyecek bir noktamız yok. Ayet 43 Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allâh rahmet bahşeder. Melekler de dua eder, Allâh müminlere çok merhametlidir. Bu zikrullâh ile Allâh’ı çok zikretmekle Allâh sizi karanlıktan aydınlığa çıkarır. Siz Allâh’ı çok zikredersiniz, siz Allâh’ı çok zikredip sabah akşam zikredince, sizi karanlıktan Cenâb-ı Hak aydınlığa çıkarır.

Karanlığın zıttı nurdur çünkü İslami termolojide. Sufi termolojide karanlığın zıttı nurdur. O zaman normalde siz o nura ulaşmak için muhakkak Allâh’ı çok zikretmeniz gerekir. Allâh’ı çok zikrederseniz, Cenâb-ı Hak sizi kendi nuruna, kendi aydınlığına çıkarır. Zikrullâh ile o karanlığın dehşetinden, karanlığın cehaletinden, karanlığın şiddetinden, karanlığın nefretinden. Bu çünkü normalde karanlık dediğinizde hevâ-hevs vardır, nefis vardır, şeytaniyet vardır, günahı kebâiller vardır. Allâh’ın sevmediği huylar, Allâh’ın sevmediği ahlaklar, Allâh’ın sevmediği fiiliyatlar vardır. Bunların hepsi de ne olur? O kimsenin üzerindedir Allâh’ı zikirle. Cemaat de zikirle, o onlardan kurtulur. Aydınlığa dedi, Allâh’ın zikrullahı nuruyla nurlanır.

O kimse zikrullahı nuruyla nurlanır, artık karanlıklar aydınlığa dönmüş olur. O zikrullahın nuru o kimsenin kalbinde, dilinde, gözünde, kulağında, azalarında oturur. Oturunca artık o zikrullahın nuru onunla günahı kebâiller arasına set olur. Zikrullahın nuru o kimse ile günahı kebâiller arasında set olur. Çokça zikrullâh ederse bir kimse, nasıl set olur? o günah işleme noktasında zikrullahın nuru onu geriye doğru çeker. Yapma der, tavrı rica etse, onu ne yapar? Kalbini tırmalar onun. Bir anda o kimse baktığı yerde karanlık, dehşetler görmeye başlar. Bir bakmışsınız o kimse karşıda o günahı kebâiller noktasında olan yerde şeytaniyetin tecelliyatını görür. Daha da iyi dervişse onun üzerinde şeytanı görür.

Onun üzerinde şeytanı görür. O kimsenin artık kalbi zikrullâh nuruyla nurlanmıştır. O normalde bir hata bir yanlış yapacağı zaman da karşıda hemen o şeytanın süliyetini, o şeytanın korkunç süliyetini görür. Ondan uzak durur. Daha da sen hasın hası bir dervişsen, hasın hası bir dervişsen, Cenâb-ı Hak’ın korumasına muhafazasına alındıysan sana gelecek olan günahı kebâilleri Allâh ne yapar? Melekleriyle önler. Bir şekilde seni kendi rahmetine alır, kendi muhafazasına alır. O yüzden burada diyor. Allâh rahmet bahşeder. O kimseye Allâh rahmet bahşeder. Rahmetinin içine alır. Ona bilmediğini öğretir. Ona görmediğini gösterir. Bakın onu görmediğini gösterir. Ona sır perdesini açar. O Allâh’ın rahmetine banmıştır artık.

Bu o kimsenin çok zikretmesiyle alakalıdır. Artık o kimse normalde siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz dediği âyet-i kerîme o kimsenin üzerinde tecelli eder. O çok zikrullâh ettiğinden insanlar bilmediklerini gelir ona sorarlar. O da onlara cevap verir. Ve hatta bir şeyde tefekkür eder. Bu nasıl diye kendi kendini düşündüğünde Cenâb-ı Hak onun tefekkürünün karşılığını verir. Onun ilmini gösterir. O ilmin inceliğine vakıf eder. Çünkü Allâh ona rahmet bahşeder artık. Onu rahmet deryasına alır. Onu rahmet denizine bandırır. Onu rahmet perdesinde yaşatır. Öyle olunca o ama her ne gelirse gelsin başına o zikrullahdan geri durmayacak. Hastaydı, yorgundu, uykusuzdu. Çok işi vardı, çok meşgalesi vardı, çok morali bozuktu, çok sıkıntısı vardı.

Çok derdi vardı, iflas ettiydi, parası kalmadıydı. Çocuğuyla problem yaşadı, eşiyle problem yaşadı, annesiyle yaşadı, babasıyla yaşadı, işinde yaşadı. Arkadaşlarında yaşadı, başında ne yaşıyorsa yaşasın. Onu zikrullahdan hiçbir şey alıkoymadı. O zikrullâh’a devam etti. O zikrullâh halakasını bırakmadı. O zikrullâh ipini hiç gevşetmedi. O zikrullâh da kaldı günlük derslerini, virtlerini çekti, ayrıyeten tevhid çekti. Zikrullâh ile dilini ıslak etmeye çalıştı. O öyle bir hal yaşadı ki, onun sağı zikrullâh, solu zikrullâh, önü zikrullâh, ardı zikrullâh, altı zikrullâh, üstü zikrullâh oldu. O devamlı zikrullâh ile hemhal oldu. Bir şeyi besmelesiz yapmadı, besmelesiz yemedi, besmelesiz içmedi, besmelesiz giymedi, besmelesiz çıkarmadı, besmelesiz adım atmadı, zikrullahsız hiçbir şey yapmadı.

Zikir onun hayatı oldu. Ve Cenâb-ı Hak da onu ne yaptı? Rahmetine büründürdü. O artık Allâh’ın rahmetine girdi. Bu öyle bir şey ki, bu hal o kimseye eminlik de verir. Ve o halde o kimse artık Allâh’ın rahmet deryasına dalmış kimsedir. Ve o kimse böyle artık böyle şirkten, günahtan, pislikten, karanlıktan temizliğe çıktı. Cenâb-ı Hak rahmet etti. Artık onun kalbi mutma’in oldu. Artık kalbinde onun şek şüphe kalmadı. Artık kalbinde onun tereddüt kalmadı. Bu zikrullâh ile alakalı. O görüyormuşçasına yaşamaya başladı. Bu zikrullâh ile alakalı. Allâh’ı sen görmesen dahi onun her daim gördüğünü hissederek yaşamandır diyor ya. O normalde hiç olmasa o beni her daim görüyor hissiyle, duygusuyla yaşamak.

Ve Cenâb-ı Hak artık ona bu noktada asla ve asla onu yolda bırakmayacak. Ve enteresan melekler de dua eder. Ya melekler de artık sana dua ediyorlar. Sen zikrullâh etmeye başladın. Melekler senin hakkında dua ediyor. Cenâb-ı Hak’a evvel varıyorlar senin hakkında. Ah bunu bir görseniz. Ah bunu bir görseniz. Zikrullâh’a başladığınızda ah bunu bir görseniz. Buradaki cemaat ile yapılan zikrullâh da ah bunu görseniz. Artık melekler senin hakkında dua ediyorlar. Melekler senin adına dua ediyorlar.


Adına Duâ Edilenin Manevî Sırrı — «İşi Öyle Bir Noktaya Gelir»

Ve işi olup öyle bir noktaya gelir ki senin dile dökmediğin, utandığın, intikap ettiğin, ben kendime bir şey istemeyeyim dediğin noktada senin neye ihtiyacın varsa senin üzerinde melekler senin adına dua ediyor. Melekler senin adına dua ediyor. Melekler artık bir dua ordusu gibi senin etrafını sarmış dua ediyorlar. bir hadisi kutsi var ya o cemaat toplamış Allâh’ı zikrediyorlar. Allâh bildiği halde diyor, melakelerini sorar ey melakelerim. Bakın bu âyet-i kerimenin açılımı gibi hadisi kutsi. Kullarım ne yapıyorlar? Seni zikrediyorlar ya Rabbi. Pek onlar beni gördüler mi? Görmediler ya Rabbi. Görselerdi ağlayan ağlayan seni zikrederlerdi. Ne istiyorlar? Senin cennetini istiyorlar. Cennetini istiyorlar.

Cennetimi gördüler mi? Görmediler. Görselerdi nasıl sevişle zikrederlerdi. Peki onlar neden korkuyorlar? Neden çekiniyorlar? Cehenneminden. Cehennemi mi gördüler mi? Hayır ya Rabbi. Görselerdi ağlayan ağlayan kendilerini perişan ede de zikrullâh ederlerdi. Ey meleklerim şahit olun. Oradakinden hepsini affettim. Bir hadîs-i şerîf daha. Hadîs-i Kudsî. O kimse tevhid çekti. La ilâhe illallah dedi. O kimse diyor çektiği tevhid. La ilâhe illallah dedi. Allâh’ın katına ulaşır. Allâh’ın katı akıl olarak biz şurası diyemeyiz. Ve diyor tabir-i caizse kapısına vurur Allâh’ın. Allâh bildiği halde sorar bu melaikem niçin kapıma vuruyor benim? Nedir istediği? Melaikeye sorarlar diğer melekler. Ne istiyorsun?

Ha pardon tevhid nuru kapıya vurur diyor. Melekler bildiği halde ona sorarlar. Ne istiyorsun? O der ki diyor beni zikredenin affedilmesini istiyorum. Ben şimdi bazen kardeşlere diyorum ki tevhide devam edin. La ilâhe illallah demeye devam et. Makam mevki düşünme. Şu esmayı bu esmayı alacağım diye düşünme. Tevhide devam et. Cenâb-ı Hak cevap verir. Der ki kulum seni zikretinde affetmiştim. Sen la ilâhe illallah dediği anda onu affetmiştim. O zaman la ilâhe illallah demeye devam. Ve melekler de ne yapıyor? On size dua ediyor. Kime? Allâh’ı zikredenlere. Sen zikrullâh’a başladın. Melekler de duaya başladı. Melekler günah işlemez. Meleklerin kusurları hataları yoktur. Melekler senin adına günahsız ağızla dua ediyorlar. hadîs-i şerita Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azze ve sellem Allâh’a günahsız ağızlarla dua edin.

Ya Resulallah günahsız ağız var mı? Birbirlerinize dua edin siz birbirleriniz için günah işlemediniz diyor. Bak birbirlerinize dua edin. O zaman birbirlerimize dua edeceğiz. Aynı zamanda zikrullâh’a başladığımızda melekler bize dua edecekler. Allâh’a yalvaracaklar. Düşün şimdi. Sabahleyin uyandın namazını kıldın. Hadi camiye gidemedin. Eyvallâh evde namazını kıldın. Oturdun. Dedin ki namazın arkasından 300-500 tevhid çekeyim. Başladın. Bunu tefekkür et sen şimdi. Her la ilâhe illallah deyişinde bir melek gitti. Allâh’ın kapısına başladı dayandı. Bu beni söyleyene affet demeye başladı. Başladın la ilâhe illallah. Sabahleyin 5000 tevhid çektin. 5000 melek gitti. Cenâb-ı Hak’ın kapısına. Tevhid’i, beni söyleyeni, beni zikredeni affet.

Beni söyleyeni, beni zikredeni affet. Bu muhteşem bir senfoneyi. 5000 melek Allâh’ın tabiri caizse kapısında senin için dua ediyor. Senin affe olman için dua ediyor. Bunlar sadece tevhid çektiğin zaman ki melekler. Tevhid ile alakalı. Öbür türlü zikrullâh ibadeti yapıyorsun. Öbür melekler ayrı. O zaman sabah namazından sonra zikrullâh’a oturan bir kimsenin etrafında melek ordusu var. Melek ordusu var etrafında. Allâh’ın rahmeti, bereketi, lütfu, ikramı, ihsanı ne oldu? Üzerine tecelli etti. Bir hadîs-i şerîf daha var. Ne diyor? Allâh rızıkları sabah namazından sonra davetir. Bir hadîs-i kudsi ne diyor? Seher vaktinde Allâh semaya, dünya semasına tecelli eder. Yok mu dua eden, duasına icabet edeyim.

Yok mu rızık isteyen, rızkını bollaştırayım. Yok mu bir derdi olan, derdine derman olayım. Yok mu bir hastalığı olan, hastalığına şifa olayım. Seher vakti. Sabah akşam Allâh’ı zikret. Asla gaflete düşme. Ve Allâh müminlere çok merhametlidir. Ve Cenâb-ı Hak müminlere karşı o kadar merhametlidir ki Âyet-i Kerîme var ya, dua edenin duasını kabul eder. Merhametlidir. İsteyen verir, merhametlidir. Tevbe edenin tövbesini kabul eder, merhametlidir. Benim tövbem kabul olmaz diye düşünme Allâh’ı sınırlama. Senin tövbeni de kabul eder. Sen yeter ki ona yalvar. Sen yeter ki ona yakar. Sen yeter ki onu zikret. Onun affetmeyeceği hiçbir günah yoktur. Zaten Allâh’ı zikreden, devamlı zikreden ve Allâh’tan isteyen bir kimse şirkten de kurtulmuş olur.

Ve Cenâb-ı Hak onu temizler. Onu rahmetine barındırır. Onu muhafaza eder. Onu korur. Onu emanına alır. Ve Cenâb-ı Hak öylesine merhametlidir ki artık onun merhametinin önüne geçebilecek hiçbir şey yoktur. Ve Allâh yaptıklarından da sorunu değildir. Dilediğini dilediği gibi merhamet eder, lütfeder, rahmet eder, affeder ve ona dilediğin makama ulaştırır. Sen kendi kendine öbür tarafta çırpınırsın. Bu adamdan derviş mi olur, bundan sufi mi olur diye. O yaptıklarını hesap kitap vermez, yapar. Allâh’ım bizi onlardan eylesin. Ve asla merhametsiz bir Allâh, merhametsiz bir Rab değildir o. Dua edenin duasını ne yapar? Kabul eder. 44. âyet. Allâh’a kavuştukları gün selam diyerek selamlasınlar. Allâh onlara güzel bir mükafat hazırlamıştır.

Raat 22-24 bu ayeti kerimi tefsir eden başka bir âyet-i kerîme. Onlar Rablerinin rızası için sabrederler. Namazı gereği gibi kılarlar. Bizim rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık hayır yolunda sarf ederler. İyilikle kötülüğü savarlar. bu müminlere ahiretin en güzel mükafatı vardır. O da adın cennetleridir. Oraya müminler salih olan ataları, eşleri ve soyları gireceklerdir. Melekler her kapıdan onların yanlarına girecekler. Sabretmenizin karşılı olarak selam size ahiretin en güzel mükafatı ne hoştur diyeceklerdir. sen Allâh’ın rahmetine gark oldun. Cenâb-ı Hak sana merhamet etti. Rahmet etti. Çok zikrullâh ettiğinden dolayı. Ve seni cennetine koydu. Enteresan bir şey burada cennet de demiyor aslında âyet-i kerîme de.

Allâh’a kavuştukları gün. Allâh’a kavuştuğun gün bir Allâh’ın sıfatlarına vasıl oldun. Cem olduğun gün. Kabre girdiğin gün. Mahşerde diriltildiğin gün. Hesabın kitabın görüldüğü gün. Derviş şimdi normalde bunlar o ölümle alakalı son nefes ayrı. Allâh’ı bu dünyadayken yaşarken bu perdede kavuşmak. Bizim derdimiz ne? Allâh’a burada kavuşmak. Allâh’ı burada tanımak. Allâh’ı burada bilmek. O zaman bu Allâh’ı bizden önce tanıyanlar, bizden önce kavuşanlar, yolun başındaki pir efendiler, eski mürsüd-i kâmiller hepsi de var mı? Var. Hepsi de o yolda mı? Evet. Ve bu yol cennetlik yol mu? Evet. Bu yol sırat-ı müstekim mi? Evet. Ve normalde o zaman bunlar bizim manevi olarak soyumuz burada. Manevi soyumuz.

Bizim manevi soyumuz bu peygamberlerin soyu. Manevi soy. Biz Allâh’a iman ettik. Allâh’ın kitaplarına, peygamberlerine, din gününe iman ettik. Bu şekilde iman edenler ve ihlasla, samimiyetle o iman üzerinde duranlar bir soy oldu, bir kabile oldu, bir sülale oldu. Ve onların hepsi de bu kabile sülale olarak nereye gidecekler? Cennete gidecekler. İman etmeyenler ise, ister bizim evladımız olsun, ister annemiz babamız olsun, bizim soyumuzdan değil. Bizden değil onlar. İman etmeyenler bizden değil. Bu kim olursa olsun. İman edenler bizden. Bir kimse iman etti, Kur’ân ve Sünnet’i sımsıkı yaşadı. Onlar bizden. Bir kimse iman etmedi. Bu Nuh’un eşiydi. Nuh’un oğluydu. Lüt’un eşiydi. Bakın, Cenâb-ı Hak geriye dönüp bakma dedi onlara.

Hatta dedi ki onlar senden değil. Veyahut da sahâbe, babasıyla savaş meydanında karşılaştı. Önünden kaçtı, babası önüne geldi. Önünden kaçtı, babası önüne geldi. En son da babasını ne yaptı? Kılıçtan geçirdi, öldürmek zorunda kaldı. Çok üzüldüler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de çok üzüldü. Âyet-i Kerîme indi. Onlar sizin ehliniz değildir, evladınız değildir diye. Onlar sizin babanız bu manada değildir diye. Sebep? Çünkü o iman üzerine değildi. İman üzerine olanlar kardeştirler. İman üzerinde olanlar bu noktada birbirlerinin velileridir. Birbirlerinin dostlarıdır. İman etmiyorsa o senin velin değildir, o senin dostun değildir. O senden değildir. Ancak iman edenler sendendir.


«İman Edenler Sendendir» — Mü’minin Selâm-Kardeşlik Adabı

O yüzden burada diyor ya selam birbirlerini selamlasınlar. Bu işin bir mahşer noktası var. Ben oraya anlatmıyorum. Ben buraya anlatıyorum. Burada manevi olarak birbirlerini selamlayamayanlar orada da selamlayamazlar. Sen manevi olarak burada selamlaş. Bu kabilenin içerisinde, bu kavmin içerisinde birbirlerine selamlaş. Önce şuradan başla. Önce buradaki yakın kardeşlerinle, dervişlik dairesinde bulunan kardeşlerinle selamlaş. Önce burada kardeşlerinle barış. Önce buradaki kardeşlerinle iyi geçin. Önce buradaki kardeşlerinle hemhal ol. Önce buradaki kardeşlerinle muhabbet besle. Önce buradaki kardeşlerinle karşı ön fikirli olma. Önce buradaki kardeşlerinle ayrıştırma, ötekileştirme. Sen herkese muhabbet besle, herkese hizmet et.

Buradaki kardeşlerinle selam ver. Sen burada zikrullâh yapan, burada Allâh’ı anan, burada Allâh’la beraber olmaya çalışan kimseleri, eğer ki üzersen, kırarsan, incitirsen, sen ötelere kanat çırpamazsın. Sen önce burada kanatlarını herkese yay. Burada herkese hizmet etmeye, burada herkese hürmet etmeye, burada herkese tevazulu davranmaya gayret et. Bu konuda ince davran. Yok o böyledir, yok şu şöyledir, yok o öyledir, yok bu böyledir. Bunlar seni yolda bırakır. Sen buradaki kardeşlerini Allâh için sev, Allâh için kardeşlik kur. Makamın mevkisi zenginliği fakirliği seni ilgilendirmesin. Sen Allâh için buradaki kardeşliğini tesis eyle. Neden? Sebep. Sen bu kardeşliği tesis eyle ki, sen o manevi yolda yürüyenler senden incinmesin.

Senin burada birini incittin, belki de o incittin kimsenin manevi olarak piri, Abdülkadir Geylânî veya Ahmed el-Rufay veya Ahmed el-Bedevi veya İbrahim Dussik veya Şeyh Ebu Hasan Ali Şazeli veya Şahı Nakşibendî Hazretleri veya hatta ummadığın bir pir, onu sahiplenmiş. Bu manevi bir yol. Bu yol zahiri değil. Bir bakıyorsun bir başkasını hiç tanımadığın bir veli, Hindistan’dan veli. Bir bakıyorsun bir kardeşin başını okşuyor. Utanıyorsun çekiniyorsun tanımadığın bir kimse, zatenlerinizi tanıyamadık diyorsun. O da diyor ki ben Hindistan’dan filanca. Bu diyor kardeş kitap okurken diyor, bu kardeş bir kitap okurken diyor, ne güzel veliymiş dedi benim adım geçtiğinde diyor. Nereden ne bağlantı var?

Şaşırıyorsun, hayret ediyorsun. Kitap okurken o zat için demiş ki ya ne kadar güzel bir veliymiş. Menkıbı okuyor. Öbür taraftan da Selefi, Vahabi uyuzu diyor ki ya menkıbı’yla siz uğraşıyorsunuz. Evet, ona sahip çıkıyor. Hindistan’dan veli. Hindistan’dan. Sakın dokunma birisine. O bütün şeytani yolları bırakmış, heva hevesi bırakmış, nefsaniyeti bırakmış. Eşinden, anasından, babasından, çoluğundan, çocuğundan geçmiş, zikrullâh alakasına gelmiş. Yemin ediyorum dokunmayın. Evet. Evet. O zikrullâh alakasına oturmuş birisi onun başına okşuyor bakıyorsun. Faya bir bakmışsın zikrullâh alakasında, bunu böyle şatıatvari söylemiyorum. gelmiş Cebrâîl aleyhisselâm bütün kanatları ile sarmış oradakileri.

Sen ne ayrıştırıyorsun ya? Kime ayrıştırıyorsun? Kime laf söylüyorsun? Kime tepeden bakıyorsun? Belki de o senin ayrıştırdığın yüzün sürmetine sen de Cebrâîl’in kanatlarının altına girdin. Ayrıştırma. Bir bakmışsın. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri otağını kurmuş. Otağını kurmuş. Kocaman bir meydanlık, kocaman bir ucu sonu belli olmayan bir çöl gibi bir yer. Ama kocaman bir otağı var. komple cemaati için almış. Başında da o zikrullâh yaptırıyor. Hadi çık işin içine. Hadi sen de ki burada bu vardı, burada şu vardı. Bize atayı Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri esmayı çektiriyor. Sahâbeler orada, geçmiş peygamberler orada. Evet. Ayrıştırma. Burada kardeşliğini tesis eyle.

Burada kardeşini tesis eylemezsen ötekilerle tesis edemezsin. Varsın senden gitsin. Ezilensen ol. Öyle oluyor. Seni saf yerine koyursunlar, seni salak yerine koysunlar. Sende ki ben ötelere kanat çırpacağım. Öyle düşün. Sakın! Sakın! Bir hizmetin ucundan tutmuşsun. Sakın bırakma! Tevazunu yerde tut. Ola ki o hizmetten seni alırlarsa, bil ki sen büyük bir küslahlık yapmışsındır. Allâh’ın dervişleri kıymetlidir. Allâh’ın dervişleri kıymetlidir. Tevbe et, ince davran, hassas davran. Allâh’a kavuşma, o zaman ne oldu? Dünyada tesis olacak. Ondan sonrası kolay zaten. E sonra cennette büyük mükafatı vardır diyor ya, Âyet-i Kerîme’de. Onlar normalde, Allâh bizi affetsin, Allâh müminlere çok merhametlidir.

O zaman o normalde, Allâh’a kavuştuğu gün, 44. âyet. Allâh’a kavuştukları gün, cennete girdin, orada da normalde çok güzel bir mükafat hazırlanmıştır diyor. Sufiler için en güzel mükafat, en büyük mükafat ne? Cemalullah’a vasıl olma. Evet. Cenâb-ı Hak cümlemizi o mükafata erişenlerden eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi aff-u mağfiret eylesin. Âmîn. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Valla kandil günü sohbet bitince, sordum, uzun mu oldu bugün sohbet dedim, dediler ki iki saat on dakika oldu. Kendi kendime dedim ki ya hiç vaktin nasıl geçtiğini bilememişim. O yüzden şimdiden herkes hakkını helal etsin inşâallâh. Helal olsun. Orada helâllaşmıştık ama saati duyduktan sonra tekrar helâllaşmam gerektiğine inandım.

Bugün hep gözüm saatta bakıyorum öyle sohbeti uzatmayayım diye kısa kısa saat ondaki bitireyim diye uğraştım. Elhamdülillah. Haklarınızı tekrar helal edin inşâallâh. Âmîn. Üç, İhlas ve Fâtiha-i Şerîfe. Âmîn. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Hazret-i Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin aziz mübarek latif pak ruhu şeriflerine. Âmîn. Geçmiş peygamberlerin cümlesine. Âmîn. Cihari Yâre Gözün, İbbakır, Sıdık, Ümül, Farık, Osman-ı Zünre’in Ali El-Mürteza efendilerimizin ruhlarında. Âmîn. Aşire-i mübeşireni sahâbe-i ekram tabi ve tebii tabi Hazreti’nin ruhlarına. Âmîn. Hediye edik vasıldar eyle, haberdar eyle. Âmîn. Himmetlerini ve şefaatlerini, berekatlarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.

Âmîn. Üç, İhlas ve Fâtiha-i Şerîfe. Âmîn. Hazır olan sevabı müjde-i dikir-am efendilerimizden Âmîn. Hazır olan sevabı geçmiş üstadlarımızdan Abdurrahim Neşavi, Abdurrahim Tantevi, El-Hac, Hacı Bekir, Çorimi efendi, Hacı Ali Haydar efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Anaç efendi, Nevşehir’le Abdullah Gürbüz efendi, Üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa efendi Hazretleri mübarek ruhlarına. Âmîn. Kaçöny dergâhının ve Kabbâşı dergâhının geçmiş üstadlarının ruhlarına. Âmîn. Bursa’mızda metfun bulunan Emîr Sultan Hazretleri, Üftâde Hazretleri, İsmail Hakkı, Bursafı Hazretleri, Süleyman Celebi Hazretleri ve geçmiş tüm Mürşid-i Kâmillerin ruhlarına. Âmîn. Meczuban, veliullah, evliyullah, âşıkan, sâdıkan, şühedânın ruhlarına.

Âmîn. Burada bulunan bütün kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına. Âmîn. Yaşayan Mürşid-i Kâmillerin, velilerin, evliyâların, âşıkların, sâdıkların, dervişanın ehli iman, La ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah diyen mü’min ve mü’minatın ruhlarına. Âmîn. Hediye edik, sen kabul eyle, vasıl dar eyle, haberdar eyle. Âmîn. Devam et. Estağfirullah’a el azim. Estağfirullah’a el azim. Estağfirullah’a el azim. Estağfirullah’a el azim. Estağfirullah, Allâhım yâ Rabbî, min kulli zembin, tövbe ya Rabbi.


«Estağfirullâh, Allâhım Min Külli Zenbin Tövbe Yâ Rabbî» — Tövbe Niyâzı

Estağfirullah, Allâhım yâ Rabbî, min kulli zembin, tövbe ya Rabbi. Estağfirullah, Allâhım yâ Rabbî, min kulli zembin, tövbe ya Rabbi. Estağfirullah, Allâhım yâ Rabbî, min kulli zembin, tövbe ya Rabbi. Estağfirullah, tövbe ilallah, ve ne heytü kalbi anma sivala. Estağfirullah, tövbe ilallah, ve ne heytü kalbi anma sivala. Estağfirullah, tövbe ilallah, ve ne heytü kalbi anma sivala. Estağfirullah, tövbe ilallah, ve ne heytü kalbi anma sivala. Estağfirullah, Allâhım yâ Rabbî, min kulli zembin, tövbe ilallah, min kulli zembin, tövbe ilallah, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Subhan ya Sultan ya Allâh. Ya Sebel ya Sultan ya Allâh. Ya Sestell ya Sultan ya Allâh. Ya Sebel ya Sultan ya Allâh.

Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh Ya Diyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Diyan, Ya Burhan, Ya Allâh, Ya Hannaan, Ya Mannan, Ya Allâh Ya Hannaan, Ya Mannan, Ya Allâh Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Salavatul Sabah inşaallah Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Allâhumme salli ve sellim ve barikala Şeyhidina Muhammedin ve Adeta Ay bi adet kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Mürşidina Muhammedin ve Ana Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Şeyhidina Muhammedin ve Ana Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Hayru l-Ve Ram Muhammedin ve Ala Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali.

Allâhumme salli ve sellim ve barikala Şems-i Duhâ Muhammedin ve Ana Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Şems-i Duhâ Muhammedin ve Ana Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Dûr-ül Hüdâ Muhammedin Resulün ve Resulünün Evliya, Ümmü ve Ala Ali adeta kemalillahir kemal Yeni gubi kemali. Allâhumme salli ve sellim ve barikala Şems-i Duhâ Muhammedin Resulünün Evliya, Ümmü ve Ala Ali adeta kemalillahir kemali. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Fâtihâ La ilâhe illallah Hak Muhammedün


Kaynakça ve Referanslar

  • Halaka Sırası — Çavuşlar-Zâkirler Önde: Halaka tatbîki — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); «zâkir, çavuş, halîfe» hiyerarşisi — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; modern Karabaş halaka tatbîki — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Cennete İlk Girecek Fakir-Yoksullar: «yedhulu’l-fukarâü’l-cennete kable’l-ağniyâ-i bi-hamse mietin sene» (Fakirler zenginlerden 500 yıl önce cennete girer) — Tirmizî, Zühd 37 (2351); İbn Mâce, Zühd 6 (4122); Müslim, Zühd 36 (2979); Hadîs «inne fukarâ-e’l-mü’minîne yedhulûne’l-cennete kable ağniyâihim bi-erbeîne harîfen» (40 sonbahar) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/154; «fakr şereftir» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Bakara 2/115 — «Ne Tarafa Dönersen Dön»: «ve lillâhi’l-meşriku ve’l-mağrib, fe-eynemâ tüvellû fe-semme vechullâh» (Doğu da batı da Allâh’ındır, ne yana dönerseniz Allâh’ın yüzü oradadır) — Bakara 2/115; Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/406; İbn Kesîr, Tefsîr 1/178; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 4/12; «Allâh’ın yüzü» — sufî tefsîri — İbn Atâullah, el-Hikem; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Sufî Sülûk Mertebeleri (Beşinci-Altıncı Makâm): Sufî sülûk menzilleri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «mertebe-i nefs» (nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziye, marziyye, sâfiye) — sufî terminolojisi — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «ruh ile zikrullâh başlar altıncıda» — Ahmed Sirhindî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mü’minin Selâm-Kardeşlik Edebi: «efşû’s-selâm» — Müslim, Îmân 96 (54); Ebû Dâvûd, Edeb 130 (5193); Tirmizî, İsti’zân 9 (2688); «iman edenler sendendir» — Hücurât 49/10; Tevbe 9/71; «mü’min kardeşliği» — Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 32-33 (2580); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tövbe Niyâzı («Estağfirullâh, Min Külli Zenbin»): «Estağfirullâh» tatbîki — Buhârî, Daavât 3 (6307); Müslim, Tevbe 70 (2702); İbn Mâce, Edeb 57 (3815); «min külli zenbin» (her günâhdan) — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb; modern istighfâr — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «mü’minin günde 100 kez istighfârı» — Buhârî, Daavât 3; Müslim, Zikr 70.
  • Karabaş Silsilesi ve Halaka Edebi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş halaka tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı