Mesnevî 1925. Beyt: Vesvese ve Hayır-İyi Ayrımı — Mü’minin Şeytânî Tuzaklara Karşı Tavrı
Âmîn. Mesnevî 1925. Beyt’te kalmışız. O daha öncesi malum Peygamberlerin içlerinden çıkan nameler söz konusuydu. Bu Mesnevî 1925. Beyt’te de Hazret-i Pîr velilerin içinden çıkan namelerden bahsediyor. Mesnevî 1925. Beyt, velilerin içi nameleri evvela der ki, ey yokluk âleminin cüzüleri, kendinize gelin, nefis yokluğundan baş çıkaran bu hayali, bu vehmi bir tarafa atın. Velilerin iç nameleri, velilerin iç nameleri dediğimizde velilerin içlerinden gelen, eskilerin tabiriyle ilahi nefes olarak tabir edilen. Biz Kur’ân Sünnet tarihisinde bu ölçüyü ayırt ederiz. Vahiy, Cebrâîl aleyhisselâm tarafından Peygamberlere indirilen Cenâb-ı Hak’ın ama Kur’ân ama İncil ama Zebur ama Tevrat hükmündeki kitaplarıdır.
Allah Hakkında
Bu Peygamberlere indirilmiş olan vahiydir. Tabi Âyet-i Kerîme’de yine vahiy olarak geçer. Mesela Cenâb-ı Hak araya vahiyeti, bunun gibi. İnsanlara da bu manada vahiy gelir ama velakin biz onu Kur’ân Sünnet tarihisinde, ehl-i sünnet onu vahiy olarak nitelendirmez. Onu kendi cairesinde velilere ilham olarak nitelendirir. Çünkü onun adı her ne kadar ismi ismi olarak vahiy de dense, o normalde bu meselenin tekniğine, imine vakıf olmayanlar, sanki bir Peygambere indirilmiş bir vahiymiş gibi bu meseleyi algılarlar diye, özellikle bu konuda ayırt etmişler. Mesela Hz. Musa Aleyhisselamın annesine indirilmiş olan, verilmiş olan söz gibi. Cenâb-ı Hak Musa Aleyhisselamın annesi normalde Musa Aleyhisselâm’ı koruması için, Cenâb-ı Hak onun kalbine ne yaptı?
İlham etti. Ama Âyet-i Kerîme’de o ilham olarak geçmez, vahiy olarak geçer. bu normalde onun kalbine gelen o bilgi veyahut da o ikaz, direkt Cenâb-ı Hak tarafından onun kalbine indirilmiş bir şeydi. onu dedi ya götür, nile bırak dedi örneğin. O da bir sandığın içerisine Musa’yı koydu, nile bıraktı. Ona nili, ona bırak emrini veren veyahut da onun kalbine ilham eden, bizim tabirimizde ilham eden, kitabı tabirle vahiy eden Allâh’tı. O zaman velilerin de normalde demek ki içlerine veyahut da ümmetten bazı insanlara, bu illa ki velilere has bir şey de değil. Bunu böyle değişik eserlerde, değişik yerlerde bunu sadece velilere has bir şeymiş gibi nitelendirilir. Bunu böyle dar dairede almak istemiyorum onu.
Bu Allâh’ın ilhamı bu manada bütün kullarına açık bir kapıdır. Ama ona gelir ama başkasına gitmez. Bu ayrı meseledir. Çünkü bu hari ve müslümde geçiyor hadîs-i şerîf. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki, sizden önceki ümmetler içinde ilham verilen kimseler vardı. Bu hadîs-i şerîfin meddide vahiy olarak geçiyor bakın. Ama tekrar söylüyorum, bunun işin teknik bilgisine sahip olmayanlar sanki peygambere indirilmiş bir vahiy gibi algılarlar bunu. O yüzden Ehli Sünnet burada çok tatlı bir ince bir perdeleme yapmış. Ona vahiy demiş, ilham demiş. İçinde ilham verilen kimseler vardı. Eğer ümmetimin arasında böylesi bulunuyorsa o da Ömer’dir. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin de kalbine ne geliyor?
İlham geliyor. Mesela Hazret-i Ömer Efendimiz henüz daha içki haram olmazdan önce içkinin haram olacağına dair kalbine ilham gelenlerden. Mesela ezan-ı şerif de Hazret-i Ömer Efendimizin kalbine ilham gelenlerden. O da utancından söyleyemiyor. O yüzden normalde burada demek ki sahabeden de bazı kimselerin Hazret-i Ömer Efendimiz gibi Hazret-i Ebû Bekir gibi içlerinde böyle büyük sahabelerden kalbine ilham gelenler var. Mesela geçen derste bir sohbet olmuştu ya. Mesela Eyyübel Ensar Hazretleri cinni taifesini görüyor. Cinni taifesiyle görüşüyor. Örnek, bunlar sahabenin içerisinde önemli zatlar kendilerini Allâh ve Resulüne adamışlar. Allâh ve Resulüne adayınca Cenâb-ı Hak onları da ne yapmış?
Manen kuvvetlendirmiş. Ve Hz. Pirde diyor ki, ey o velilerin nefeslerine kulak verin. Onlar diyor, var gibi görünen şeyleri var gibi görünen şeylerin gerçekte olmayan ama var gibi görünen şeyleri la derler. onların yokluğunu söylerler diyor. Yine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Huseyin adındaki sahabeye öğrettiği bir dua var. O dua da dua öğretiyor. Ona diyor ki, Allâh’ın bana gerçeği bulma yeteneğini ilham et. Bakın bir sahabeye dua öğretiyor. Dua ederken duasında ne var? Allâh’ın bana gerçeği bulma yeteneğini ilham et. Hatta kendi duası da var ya bana eşyanın hakikatini göster diye. Demek ki bu normalde ilhamla alakalı böyle bir duruş var. Ve mesela ilk Sufilerden Muhasibi’den Tutun’da, Zinnun Rümistri’den Tutun’da, Beyazıt-ı Bestami’den Tutun’da Harraza varıncaya kadar bunlar normalde Sufilerin kalplerine gelen ilhamı kabul etmişler.
Ve bu ilhamı bir ilim olarak görmüşler İslam dünyasında. Ama ilk devir Sufilerinin çok özel bir durumları var. Bunu ben de kabul ediyorum. Ben derim ya bizim yolumuz Kur’ân, Sünnet. Sufilik ise ilk Sufilerin yolu derim. İlk Sufilerin. Onlar çünkü böyle daha İslam yeni, her şey yeni, hepsi taze, hepsi de cedid, bozulmamış daha. Onların o yolları da bozulmamış. Mesela bu ilk Sufiler kalplerine gelen ilhamı Kur’ân ve Sünnet’e göre yorumlarlar. Bunun sağlamasını Kur’ân ve Sünnet’e göre bakarlar. O gelen ilham Kur’ân ve Sünnet’e uygun ise onu kabul ederler. Ama gelen ilham Kur’ân ve Sünnet’e uygun değil ise bunu kabul etmezler. Sonradan gelen Sufilerin bir kısmı ilhamı Kur’ân ve Sünnet’e çarpmamışlar. orada sağlama yapmamışlar.
Kalplere gelen ilhamı olduğu gibi kabullenmişler. Olduğu gibi kabullenenlerin arasında sıkıntılar çıkmış. Bunun altına özellikle çiziyorum. Biz ilk Sufilerin yolundayız. Kalbe gelen ilhamın sağlaması Kur’ân, Sünnet ve imamların iştahı ile olur. Ama burada değişmeyen tek kural vardır Kur’ân Sünnet’tir. Sana gelen ilham Kur’ân ve Sünnet’e uygun ise evet o hakkın sesidir. Yok sana gelen ilham Kur’ân Sünnet dairesinde değil ise o şeytanın sesidir sende. Bu son dönem Sufilerin yanılmalarının sebeplerinden birisi de bu. o ilhamata bakıp hareket ediyor. İlhamata bakıp hareket etmemesi gerekiyor. Ya o Kur’ân ve Sünnet’e ilhamı Kur’ân ve Sünnet’e göre yorumlayıp ona göre bakması gerekiyor. O yüzden normalde şeytan insanın kalbine vesvese verir.
Kalbine vesvese verince de kötüyü iyi gösterir.
Vesvese İçinde Olan Kimsenin İyiyi Kötü Görmesi — 36-37 Yıllık Manevî Yol Hâtırâsı
Kalbine vesvese gelen bir kimse de iyiyi kötü görür. Şeytanın işi budur. O yüzden şeytan Sufileri bu manada aldatabilir mi? El cevap aldatabilir. Ancak Sufi’nin Üstad-ı Mürşid-i Kamil değilse bu konuda etkin ve yetkin değilse dervişini de çuvallatır. O yüzden bir kimse tasavvuf yolunda gidecekse muhakkak Kur’ân ve Sünnet’e uygun bir mürşid bulması gerekir. Çünkü yoksa kalbe gelen ilhamı kendince doğru görüp yanlışlık yapabilir. Hatta narı nur gösterir şeytan, nuru da nar gösterir. Şeytan iyiyi kötü gösterir insanlara. Kötüyü de iyi gösterir. O kimse de o kötüyü yaparken iyi yaptığını zannederekten yapar. Bakın bir kimse Kur’ân ve Sünnet’in dışına çıkar. Kur’ân ve Sünnet’in dışına çıkanlar bir bilmediklerinden çıkarlar.
İki, nefislerine uyduklarından dolayı çıkarlar. Nefse uyduran şey nedir orada? Şeytanın vesvesesidir. Şeytan onun kalbine vesvese verir. Şeytan onun kalbine vesvese verince o kimse nefsine gelen o tatlı şeye doğru yürür. Halbuki o Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir durumdur. Aykırı bir durumdur. Ama oraya doğru yürür. Mesela bir kimse, örneğin içki içer, haram dese içki içmiş olsa günahı kebar işledi. Ya az bir şey bu haram olmaz deyince ne yaptı? Küfre düşmüş oldu. Veyahut günlük hayatında mesela iyi bir Müslüman kendince haramlardan böyle çok haşır neşir olmaz. içki içmez, kumar oynamaz, zina yapmaz filan, fişman böyle günahı kebalilerden uzak durur. Ama o Müslümana şeytan kalbine vesvese verir.
Kalbine vesvese verince onda ki böyle sapmalar olur. Allâh muhâfaza eylesin. O kendi kendine ben içki içmiyorum. Ben kumar oynamıyorum. Kendi kendine ben zina etmiyorum der. Ama kalbine vesvese gelen bir kimse içkiden de kumardan da büyük günahı kebalilere düşebilir. Akait olarak da düşebilir. Filat olarak da düşebilir. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde bir su, bunlar sufileri ilgilendiren konular. Sufiler daim Allâh zikri, daim Allâh zikrini yakalaması gerekir. Yakalarsa onun kalbi bu manada şeytanın vesvesesine kapanır. Ama daim zikri yakalayamazsa onun kalbine vesvese, şeytanın vesveseyle girer mi girer. O yüzden sufi için Allâh’ı zikretmek çok önemlidir. Hadîs-i Şerîf’te Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle kalbi bir eve benzetiyor.
Diyor ki eğer ki orada zikrullâh var ise oraya şeytan giremez. Ama kalpte zikrullâh kesildiği anda şeytan kapıda durur, köteke içeri girer. Anında içeri girer. Kalpte iki şey olmaz. Ya Allâh’ın zikri vardır, bakın ya Allâh’ın zikri vardır, Allâh’ın sevgisi, Allâh’ın muhabbeti vardır ya da şeytanın vesvesesi vardır. İkisinden biridir, üçüncüsü de yoktur. İkisinden biri. Eğer Allâh’ın zikri varsa kalpte, Allâh’ın zikri olduğun zaman şeytan ne yapıyor Hadîs-i Şerîf’te? Kapıda diyor bekler. Burada kapıda bekler. sahâbe diyordu ya Allâh Resulüne, Hanzala. Dedi ki Hanzala kâfir oldu Hz. Ebû Bekir efendimiz’e dedi. O da dedi ki ne oluyor? Dedi ki Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in huzurundayken hiç dünya aklıma gelmiyor.
Ama diyor dışarı çıkıyor mu? Dünya beni için alıyor. Aynı şey bende de var dedi beraber gidelim, söyleyelim. Allâh Resûlü Hz. Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in huzurunda dedi. Der ki böyle bir şey var. Hatta dedi ki Hanzala kâfir oldu. Bunu anlattı Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e Hz. dedi ki buradaki halinizi dışarıda korusanız, meleklerin size selama durduğunu görürsünüz dedi. Zikrullâh da, zikrullâh halakasında kendinizi koruduğunuz gibi dışarıda da korusanız, meleklerin size selam ettiğini görürsünüz. Ama ümmet-i Muhammed’e öyle bir fitne koydular. Hem de böyle fitneyi kendi içinden koydular. Böyle Kur’ân Sünnet dairesinin dışında bir kısım tarikatları, oluşumları göstererekten komple ehli tasavvufu, ehli tarikatı taşladılar.
Dışladılar. Tabir-i caizisi tukak’a ilan ettiler. Ve insanları Allâh’ı zikirden uzaklaştırdılar. Gerçek sufi, gerçek sufi bu manada imanı kemal ermiş bir kimsedir. Ve İslam dışı sistemler, İslam dışı insanlar onları sevmezler. Asla. Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri’nin mektubatının 29. mektup, 9. kısım, 8. telvihi vardır. Hep böyle işaret ederim ya. Muhteşem bir böyle şeydir Risale’nin içerisinde. Tasavvuf tarikat, hakikat namları altında öyle nurani ölü şirin bir yol vardır ki denizler mürekkep olsa, bütün ormanlar, ağaçlar, kalem olsa, o deryadan, o hikmet deryasına bir damlayı dahi yazamaz der. Orada ehli tarikatı anlatırken der ki Osman Ali’yi 500 yıl ayakta tutan camilerin arkasındaki tekgelerde yükselen Allâh Allâh nidalarıydı der.
Camilerin arkasında yükselen Allâh Allâh nidalarıydı der. Ama ne yazık ki İslam dünyası bu özelliğini kaybetti. Bu halini kaybetti. Bunda hata, bunda kusur yine ehli tasavvufun, ehli tarikatın onlar yolu olduğu gibi, olması gerektiği gibi yaşamadılar. Bugünkü İslam dünyasının da handikaplarından birisi bu. Bir ehli tarikatın ticaretle işi olmaz. Bir ehli tarikatın dünya ile işi olmaz. Bir ehli tarikat kalkıp da market çalıştırmaz. Bir ehli tarikat kalkıp da radyo çalıştırmaz, televizyon çalıştırmaz. Bir ehli tarikat kalkıp ortalığa zekat dilenmez. Ortalığa düşüp de para dilenmez. Ehli tarikat gerçek manada bir sufi Allâh’tan başka hiç kimseden hiçbir şey istemez. Dervişlerine de bunu öğretir.
Dervişlerin eline bir tane makbuz verip kapı kapı onları dilendirmez. Kapı kapı dilendirmez. Sufi yolu azamet ve meşakket yoludur. Sufi yolu rahat bir yol değildir. Çünkü sufiler kendilerince o ayeti kerimeyi ölçü alırlar. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete mi gireceğini düşünüyorsunuz da. Öyle sufilik rahat bir yol değildir. Sufilik mücadele ister, mücadele ister. Sufilik nefis de savaşmak ister. Sufilik şataattan, şatafattan, gösterişten uzaklaşmak ister. Sufilik kapitalist sistemin alternatifidir. Sufilik deccalist sistemin alternatifidir. Sufi hem deccalist sisteme hem kapitalist sisteme, sufilik İslam, Kur’ân ve sünnetin dışında her ne var ise hepsine hem fikri planda hem yaşantıda karşı duran kimsedir.
Bakın karşı duran bir kimsedir. Sufi anlaşılabilecek, anlaşılacak bir kimse değildir. Sebeb? Sufi çünkü her şeyini Kur’ân ve sünnete göre dizayn eder. Sufi her şeyini Kur’ân ve sünnetin içerisindeki takvâ anlayışına göre dizayn eder. Öyle olunca seni deccalist sevmez, kapitalist sevmez, siyasiler sevmez, bürokrasiler sevmez, hevâ-hevesine düşkün olanlar sevmez, şeytanla arkadaşlık edenler sevmez, nefsine düşkün olanlar sevmez, marka budalaları sevmez, şatıatçılar, şatafatçılar sevmez seni. Acı gelirsin ona çünkü. Bakın acı gelirsin. Neden? O yol çünkü pak bir yoldur. O yolun özelliklerini ve o yolun içeriğini orta yere koyduğunda hevâ-hevesine düşkün olanlar sevmez seni. Sevmez. Sevmez. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi inanmaya gayret ediyorlar.
İnancın gereğini yaşamıyorlar. Bu benim İslam’la tanıştığımda ilk tespitimdi. Benim İslam’la tanıştığımda ben 25 yaşındayken İslam’la tanıştım. Benim ilk tespit ettim ölçü buydu. Kitaptaki İslam ile insanların yaşadıkları İslam aynı değildi. Veya kitaplardaki İslam ile dini anlatanların İslam’ı aynı değildi. Bu büyük bir handikaptı.
«Üzerinden 36 Yıl Geçti, 37 Yıl Geçti, Aynı Noktada Duruyorum» — Mürşid’in Sebâtı
Üzerinden 36 yıl geçti, 37 yıl geçti. Ben aynı noktadayım. Diyorum ki anlatılan İslam ile kitaplardaki İslam aynı değil. Ve ne yazık ki dünya bu sonradan devşirilmiş İslam’ı istiyor. Gerçek Kur’ân ve Sünnet’i istemiyor. Gerçek diyorlar ya Kur’ân size yeter. Yetti Allâh’a itaat edin. Bakın hayatınıza. Ayet kerime sabit, net Allâh’a itaat edin. Hadi kardeşim. Bak Kur’ân’ı kerime. İçkinin her türlü saran mı? Haram kumarın her türlü saran mı? Haram faizin her türlü saran mı? Haram. Bakın hayatınıza veya yaşanan hayata bakın. Çıplaklık haram mı? Haram. Fuhuş haram mı? Haram. Bakın yaşanan hayata. Hadi Kur’ân yetsin bize. Hadi kafirleri dost tutmayın. Kafirleri dost tutmak haram mı? Kafirleri dost tutmak küfür.
Hadi duyun. Ve Sünnet’e itaat edin. Hadi Peygamber’e itaat edin. sallallâhu aleyhi ve sellem’e. Hadi. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat edenler. Birisi bütün hadislerin hepsi de sahi değil, sahte bunlar dese. Peygambere itaat edenler nerede? Yok. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bana söyler misiniz ey ümmet-i Muhammed sizden olan bir emir var mı? Başınızda. Yok. Yok. Hadi gelin Kur’ân’a itaat edin. Bak Kur’ân’daki veya Kur’ân Sünnet’teki İslam ile İslam dünyasının dini algısı ve anlayışı veya yaşantısı öyle değil. Şeytan herkesin kalbine oturmuş. Kurumuş tezgahı cümbüş yapıyor her gün. Her an cümbüş yapıyor. Hadi Kur’ân Sünnet meydanda. Kur’ân Sünnet meydanda üzücü şeyler.
Ama bu nereden kaynaklanıyor? Ümmet-i Muhammed’in içine attılar bombayı. Ümmet-i Muhammed’tenmiş gibi görünen alim, şey, ne bileyim profesör, araştırmacı, bilmem ne cihazeti. Hepsi de gerçekte İslam’a karşılar. Gerçek bir İslam’ı istemiyor hiç kimse. Evet. geçen cuma günü söyledim ya hutube dinliyorum. Hütbe dinliyorum. Ankabut Sûresi’ni diyor ki sure açık meydanda namaz sizi kötülüklerden alıkor. Allâh’a zikirde en büyük iştir. Bakın orada namaz sala, salat. Orada ayeti kerimede salat olarak geçiyor. Namaz sizi kötülüklerden alıkor. Eyvallâh. Öbür tarafta ayeti kerimede zikir olarak geçiyor. Ama hutbede okuyan imam şöyle hutbeyi söylüyor. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. En büyük zikir olan namaz da en büyük ibadettir.
Ya bu kadar çarpıtılır ya. Zikirden ne korkuyorsunuz ya? Zikirden neden korkuyorsunuz ya? Allâh’ı zikretmekten neden korkuyorsunuz? O kadar çok âyet-i kerîme var ki Allâh’ı zikredin diye, çokça zikredin diye, sabah akşam zikredin diye. Ya bırak. Sen tarikatlara karşı olabilirsin. O da ayrı bir tartışma da. o da ayrı bir tartışma da. Ya Allâh’ı zikir ya. Bunu neden eğip büküyorsun sen? Neden eğip büküyorsun? Eğip bükmesinin sebebi şu. Gerçek sebebi şu. Ümmet-i Muhammed bunu uyanmıyor. Eğer Allâh’ı zikrederse kalbinden şeytan gidecek. Kalbinden şeytan giderse o kimse hakikati görecek, doğruyu görecek. Kalbine onu Cenâb-ı Hak ilham edecek. Doğruyu ilham edecek. O yüzden zikrullâh’a girmenizi, zikrullâh yapmanızı, İslam dünyasını yönetmeye çalışan münafıklar Allâh’ı zikreder.
Ama zikrini istemiyorlar. Evet istemiyorlar. Ben İslam değildim hiç kimse düşman değildi bana. Ben İslam olunca en yakınımdaki düşman oldu bana. Allâh Allâh dedim ya. Ya dedim ben aynı Mustafa Özbar’ım. Ne oldu? Neden düşmansın bana dedim ya. Böyle baktı bana. Ha dedim ya İslam turnosol kağıdı gibi. Karı koca’yı bilen ayırır. Evladı anasından babasından ayırır. Siz gerçek Kur’ân ve sünneti söylerseniz. Ve çünkü gerçeği görürseniz kalbiniz ilham alırsa etrafınızın ne olduğunu görürsünüz. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden şeytan ne yapar? Vesveseyle insanları yoldan çıkarır. Allâh muhâfaza eylesin. Enfal 29. Ey iman edenler! Allâh’tan korkarsanız o size iyi ile kötü’yü ayırt edecek bir anlayış, bir feraset verir.
Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allâh büyük lütuf sahibidir. Cenâb-ı Hak diyor ki ey iman edenler! İman edenlere söylüyor. Eğer Allâh’a itaat ederseniz, ona karşı günah işlemekten kaçınırsanız, o sizi hak ile batılı ayırt edecek bir feraset verir. Size bir nur verir kalbimize. O nurla size çıkış yolu gösterir. Bakın kalbinizde bir nur verir. Siz o nurla iyi, kötü’yü ayırt edersiniz. O nurla kendinize bir çıkış yolu bulursunuz. Çünkü normalde ana hatlarıyla söyleyeceğim 5 vakit namazı kılıyor, orucunu tutuyor, haramlardan uzak duruyor ama kalbinde feraset nuru yok. Kalbindeki feraset nurunun olmadığından dolayı o kimse iyi, kötü’yü ayırt edemiyor. Bakın burada Hazret-iAllâh haram-ı helal’ı demiyor.
İyi, kötü’yü ayırt edemiyor. siz karşınıza gelen bir fikrin iyi mi kötü mü olduğunu, karşınıza gelen bir insanın iyi mi kötü mü olduğunu, size propaganda yapan bir siyasetçinin iyi mi kötü mü olduğunu, size herhangi bir konuda birifink veren bürokratın iyi mi kötü mü olduğunu, annenizin babanızın size iyi mi kötü mü konuştuğunu, çocuklarınızın iyi mi kötü mü olduğunu, arkadaşlarınızın iyi mi kötü mü olduğunu, iş yaptığınız insanların iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyor İslam toplumu. Eşin iyi mi kötü mü? Bilmiyor. Söylediği söz iyi mi kötü mü? Bilmiyor. Sebep onun kalbinde iyi, kötü’yü ayırt edecek bir feraset nuru yok. Sen işverensin, senin yanında çalışan eleman iyi mi kötü mü bilmiyorsun. Veya sen çalışan bir kimsesin, işverenin iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyorsun.
Bir iş yapıyorsun, o işe bakıyorsun, iş dışarıdan göründüğüne göre helal ama iyi mi kötü mü bilmiyorsun. Bakın her helal helaldir ama sana iyi mi bilmiyorsun. Yemek yemek helaldir. Otursun yemeğini yersin ama fazla yemek iyi değildir, kötüdür. Uyku helaldir ama fazla uyumak kötüdür. Konuşmak kelam, kelimeler üretmek iyidir ama boş konuşmak kötüdür. Konuşmak iyi midir, iyidir. Eşler arasında diyalog iyi midir, iyidir. Konuşursun, iyidir. Ama kötü mü değil mi, konuştun nereye gitti veya konuşmadın kötü mü, iyi mi onu bilmezsin. Çünkü iyi ve kötüyü ayırt edecek Allâh senin kalbine mihenk taşı koymadı. Sebep? Sen çünkü tam net bir şekilde Kur’ân ve Sünnet’i yaşamadığın gibi Allâh’ı zikretmiyorsun ve hakkıyla Allâh’tan korkmak demek, hakkıyla Allâh’tan korkmak, öcü gibi değil bu.
Allâh’ı öcü gibi gösterelim, aman böyle titreyelim önünde, öyle bir şey değil bu. Allâh’tan hakkıyla korkmak, Allâh’ı zikretmek, ona iman etmek, onu sevmek, Allâh’tan hakkıyla korkmak yaptıklarında ayrı bir de yapmadıklarında hesap vermek. Allâh’tan hakkıyla korkmak, eğer Allâh’tan hakkıyla korkarsa o kimse bir veli olacak. O velinin kalbinden nameler yürüyecek, o velinin kalbinden lütuflar tecelli edecek. Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham edecek. O da o ilhamla ne yapacak? Etrafı aydınlatacak. O kimse o kalbe gelen o nurla hakla batılı ayırt edecek. O kalbine gelen nurla varlığı yokluğu ayırt edecek. O kalbe gelen o nurla sonradan olan, eski dilde hadîs olarak nitelendirilen ama sonradan olan veyahut da baki olanları ayırt edecek.
Eğer o normalde o nur var ise, o nur yok ise evet o kimse ne yazık ki kalbi harekete geçmemiş olacak. Kalbi harekete geçmezse o zaman gerçek manada doğruyu ve yanlışı, hak ve batılı ayırt edemeyecek. Talak, âyet 2. Kim Allâh’tan korkarsa Allâh ona bir kurtuluş yolu gösterir.
Talâk Sûresi ve Boşanma Hükümleri — İslâm’ın Aileye Yaklaşımı
Bu boşanma ile alakalı talak suresi boşanma ile alakalı meseleleri söyler ama bu talaktaki 2. âyet-i keriminin sonunda böyle bir müjde var. Bakın bu bu müjde. Bu her ne kadar boşanma meselesinin içerisinde konuşulsa da bu âyet-i kerîme, buradaki benim buraya bunu alma sebebim şu buradaki kim Allâh’tan korkarsa Allâh ona bir kurtuluş yolu gösterir. sen Allâh’tan korkup da Kur’ân ve Sünnet tarihisinde durmaya çalışırsın. Kur’ân ve Sünnet tarihisinde hareket edersin. Bakın boşanma ile alakalı bir meselenin surenin içerisinden mi o Allâh sana bir kurtuluş yolu gösterir. Sen yeter ki bu noktada Allâh’ın izinde Resûlullâh’ın izinde yürümeye çalış. Bu meseleyi bu normalde kalbe gelen ilhamın içine aldım bir de günümüzün meselelerini ışık tutacak.
Evli olan eşler evliliğinizi yürütmenin yollarını arayın. Siz eğer samimiyetle, ihlasla evliliğinizi yürütmeye çalışırsanız Allâh size bir kurtuluş yolu gösterecek. Sizin samimiyetinizden ve ihlasınızdan dolayı sizin Allâh’ın Kur’ân ve Sünnet ölçülerindeki bir evliliği met ettiğinden ve Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Kur’ân ve Sünnet tarihisindeki bir evliliği met ettiğinden alkışladığından dolayı siz evliliğinizi yürütmek için eğer ki çareler ararsınız, eğer evliliğinizi yürütmek için böyle bir azmederseniz, bu konuda gayret gösterirseniz Cenâb-ı Hak size bir kurtuluş yolu gösterir. Kurtuluş yolu. Sen yeter ki bir konuda gayret et. Sen yeter ki bir konuda Allâh’tan korkarak hareket et.
Allâh’ın sınırları içerisinde kalarak hareket etmeye çalış. Bu hangi işin olursa olsun, evliliğin, eşin, çoluğun, çocuğun, malın, mülkün, iş hayatın hiç önemli değil. Sen bu konuda Kur’ân ve Sünnet ölçüsünde durmaya gayret et. Kur’ân ve Sünnet ölçüsünde hareket etmeye gayret et. Dergahında, işinde, sokağında, ilinde, ilçende, devletinde hiç önemli değil. Sen halisane, muhlisane, samimi bir şekilde Kur’ân ve Sünnet tarihinde duraraktan ben hayatımı idame ettireceğim dersen, Cenâb-ı Hak zorunu kolaya eriştirir. Zorluğunu kolaylaştırır. Çıkmazlığını çıkar yapar. Bir bakmışsın bir anda her şeyi değiştirir. Bir anda değiştirir. Bir anda değiştirir. Sen onu görmekten uzak olabilirsin. Sen ihlasla, samimiyetle davran.
Sen onu anlamayabilirsin. Neden? Kalbin çalışmadığından, kalbinde feraset nuru olmadığından, kalbinde zikrullâh nuru olmadığından, kalbinde muhabbetullah nuru olmadığından. Açık açık konuşuyorum. Bunun oluşması için Allâh’ı seveceksin. Resulünü seveceksin. Kur’ân’ı seveceksin. Sünnet seneyi seveceksin. İslam’ı seveceksin. Bilmen yetmiyor. Seveceksin ve çalışacaksın ve onu yaşayacaksın. Yaşayacaksın ve göreceksiniz. Hayatınız boyunca dama dediğiniz yerde, bu yolun sonu göründü dediğiniz yerde, Cenâb-ı Hak yeni bir yol açacak size. En tıkandığınız noktada Cenâb-ı Hak bir kapar alacak sizde. Bu fakirin öyle olmuştur hep. Hiç ümitsizliğe düşmeyin. Allâh var, ümitsizlik yok. Allâh var. Allâh var.
Beden de nefes duruyor mu? Ümit et. Allâh sıra dağlar gibi senin arkanda. Ama sen Kur’ân ve sünneti yaşamak için azmet. Her meselede. Evinde, işinde, aşında, çoluğun çocuğunda, dergahında, sokağında, şehrinde, ilinde. Sen doğru olursak seni kimse yıkamaz. Sen yıkılmazsın. Sen Kur’ân ve sünnete uygun davranmazsan o zaman kork. Allâh bizleri affesin. Bakara 194. Allâh’tan korkun. Bilin ki Allâh muttakilerle beraberdir. Allâh’tan korkun. Bilin ki Allâh muttakilerle, kendisine itaat edenlerle beraberdir. İman edip salih amel işleyenlerle beraberdir. ”Ve l-asrînel insânelle fî husrûn” ”Bütün insanlar üstrandadır.” İman edip, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Bakın dört ana kural.
Mutlaki olmanız için. İman et, salih amel işle, hakkı ve sabrı tavsiye et. Oturma oturduğun yerde. Eşine tavsiye et, çocuklarına tavsiye et. Oturma oturduğun yerde. Hakikatin dışında bir şey gördüysen ona tavsiyede bul. Nasihat et. Başına bir musibet gelene de sabrı tavsiye et. Allâh’a isyan etmesine müsaade etme. Kardeş, Allâh’tan geldi sakin ol, sabrette. Mutlaki ol. Allâh’a tam iyi bir kul ol. Sen Allâh’a iyi bir tam bir kul olursan merak etme. Hiçbir şey sana zarar veremez. Bu dünya gelip geçici benim yaşım 63. Arkaya dönüp baktığımda dünmüş gibi geliyor her şey. Bir bakıyorsunuz ya da çok hareketli bir hayat yaşadığımdan ben 63 olduğuma dahi inanmıyorum. Bazen diyorum, ”Ulan 63 yaşına gelmişim ya.” Sanki dün gibi daha.
Evet. Sanki böyle daha dün yeni derviş oldum, heyecanım yerinde. Böyle şeyhimi göreceğim, onunla yol yürüyeceğim. Benimki biraz hayalperest belki de ama ben o salmış gibi devam ediyorum. Ne olacak ki? Onları ölü demeyiniz diyor ya. Ben nasıl ölü diyeyim şimdi onları ölü demeyiniz derken? Bu heyecanı yaşamak, o heyecanı tatmak, her an o heyecan üzerine durmak. Bir bakıyorsun yıllar yılları kovalamış, yıllar yılları kovalamış. O zaman diyorum ya Adnan Hoca’yı dün evlendirdik. Adnan Hoca diyor, şimdi çocukları ne veriyor? Torun sahibi diyor. Daha dün evlendirdik biz bunu diyorum. Nereden bu adam? Çoluk çocuk sahip oldu, torun sahip oldu diyorum. Bu şimdi neden? böyle yıllar yılları şey yapmış, kovalamış.
Bakıyorum İsmail aynı da kara kaçtı, kara gözlü, yakışıklı. Bu adam kuru fasulye yemeğe geliyordu. Diyor mu hiç değişmedi. Tabi bu demirtaşlar iyi bakıyorlar ona böyle. Ediris iyi bakıyorsunuz değil mi? Yoksa demirtaşın altını üstüne getiririm bak. Öyle yapmaz zannetmeyin yani. Efelik damarım tutmasın. Dedem benim efelerden. İsmail yok değil mi bir sıkıntı? İsmail de sizi kolluyor. Ne zaman sorsam hiçbir sıkıntı yok diyor. Vallahi kolluyor. Şimdi baktığımız zaman hayata gelip geçiyor. O heyecanı yitirmemek, o heyecanı kaybetmemek. İlk günkü gibi devam etmek. Bu çok önemli bakın. Hayatınızın neresine bakarsanız bakın ilk günkü o heyecanı kaybetmemek. Haişe annemi soruyor ya, ya Resûlullâh beni nasıl seviyorsun?
Şimdi kadından ne kadar seviyorsun diyor. Ya sorma o soruyu. Ne kadar seviyorsan sorma. Bu yanlış soru. Yanlış soruyu doğru cevap bekliyorlar. Ne kadar seviyorsun? Ya ne kadar diye soru yok. Ya nasıl seviyorsun? Nasıl seviyorsun? Çünkü onun miktarını bulmak, tespit etmek zor bir şey. Ama diyor nasıl seviyorsun? O da ne diyor? Sarmaşık gibi. Arasında soruyor ya, ne alemde. Kördün, özür dilerim. Diyor ki nasıl seviyorsun? Kördün. İki ucu yok. Ne muhteşem bir anlatım ya. Hazreti Haişe annemiz kendisini duvara böyle vursa resmini çıkartırsa hakkı öyle bir cevaba. Muhteşem bir cevap. Ama Haişe annemiz aşırı kıskanç. Arada soruyor, kördüğüm ne alemde. Kördüğüm ne alemde. Cevap yine muhteşem. Bir peygambere yakışan cevap.
Cevap. İlk günkü gibi. Şimdi sevmek ilk günkü gibi tazeliğini muhafaza etmektir. Mustafa Özbağ der ya, fırından çıkmış çıtır çıtır ekmek sevilmez mi? Şeker hastası da sakın bu lafıma kanma Fatih Hoca valla kulağını büker. Şeker hastaları sakın bu sözümü dikkat etmeyin. Ama bir fırından çıtır çıtır ekmek çıkmış. Mis gibi kokuyor. İçine peyniri, tereyağı, balığı yatır. O sıcak sıcak, çıtır çıtır lezzetli değil mi? Tabii çok lezzetli.
Anne Hâtırâları ve Hediyeli Lezzetler — «Annemin Şekeri Çıkıyor, Güldür Güldür Gidiyoruz»
Annemin bir şekeri çıkıyor güldür güldür gidiyoruz biz 450 kilometre. Bu böyle komalarda haydi hastaneye götür. Hastanede bir ölçüyorlar. 450’den sonra makine ölçmüyor zaten. Hastanede bir ölçüyorlar 680. Allâh’ım Yarabbi ne yiyor ne içiyor bu diyorum ya. Dayanamadım. Dedim anne geliyorum sıkıntı yok. Ne zaman ne olsa gene gelirim. Allâh rızası için dedim ya. Ne yapıyorsun bunu söyle bana dedim ya. Bileyim dedim. Şimdi gözleri görmüyor ama gözünü çeviriyor sesin tarafa. Kızmayacaksın ama dedim kızmayacağım dedim ya. Söz mü dedi. Ulan ne zaman kızdım sana ne dedim. Ben kızsam kendime kızıyorum zaten dedim. Allâh’ım gene ne oluyor dedim. Sana ne diyeceğim dedim. Mustafa dedi. Anne dedi. Ayşe 10-11’de geliyor ya dedi.
Eee dedim ben sabahleyin ekmeği hazırıyorum fırından dedi. Böyle bir güzel yarıyorum onu dedi. Eee dedim içine dedi tereyağını bir güzel sürüyorum dedi. Anne sen onu sürmüyorsundur tereyağını yatırıyorsundur dedim ben. Hah öyle dedi. Tereyağını sürmek için böyle ekmek sürmek lazım. Annem bilmez öyle şey. Annem ekmeğin içerisine tereyağını yatırır. Eee dedim ben valla dedi balını da bir döküyorum içine dedi sürmüyorum döküyorum. Üstüne dedi bir de peynir ufalıyorum böyle elimle dedi. O bizim Bayinder’ın tulun peyniri. Bir de onu ufalıyorum ufalıyorum dedi kapatıyorum dedi. Mes gibi onu dedi çatır çutur yiyorum dedi. Ondan bırakmasın anne sen bunu dedim. Dedim karpuzu alıyorum dedi ayağımla iti iti dedi çeşmenin başına getiriyorum dedi bahçede yapıyor bunu.
Gücü yiyo. Karpuzu kaldırıyorum dedi böyle yukarı dedi bir bırakıyorum dedi çat çutur dedi. Karpuz yarılıyor ya dedi eee dedim bir güzel yiyo mu dedi bir çeşmele su tutuyo mu oraya dedi. Sonra Ayşe geliyor dedi ben yatıyom gene dedi. Eee dedim bir de ondan kahvaltı yapıyon. Eee dedi ona desem ki dedi yarım ekmek yedim. Ya ana kızar dedi bir de ondan kahvaltı yapıyon dedi. Anne normalde yedi. Ya desem ki dedi yarım ekmek yedim. Ya ana kızar dedi bir de ondan kahvaltı yapıyon dedi. Anne normal dedim ya 680. Şimdi kadın o sıcak ekmeğin lezzetini arıyor. O sıcak ekmeğin çıtır çıtır ekmeğin lezzetini arıyor. Sevmek sevmek her sabah çıtır ekmek yemek gibidir. Eğer çıtır ekmek gibi seviyorum dediğinize dediğiniz kimse hep lezzetli geliyorsa o zaman siz seviyorsunuz.
Ama yok bir gün çıtır ekmek gibi bir gün bayat ekmek gibiyse at kenara öyle değil. Allâh’ı sevmek her gün çıtır ekmek yemek gibidir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i sevmek her gün o çıtır ekmeğin kokusunu alır gibi onun kokusunu almaktır. Tazecik tazecik ve her kokladığında ayrı bir koku almaktır. Sevmek böyle bir tecelliyattır. O yüzden Hz. Aişe annemiz nasıl o düğüm ne durumda dediğinde gördüğünde ilk günkü gibi diyor. Allâh bir sefer sevilir. O ilk sevdiğinde ilk günkü gibi onu koruyabiliyorsan onu koruyar hatta onu daha da derinleştiriyorsan hatta daha ileri söyleyeyim. O ilk günkü gibi aşkını muhabbetini tuttuysan o seni kurtuluşa götürür. O seni kurtuluşa götürür. Allâh mutlakilerle beraber sen Allâh’la olan irtibatını sağlam tutarsan Allâh seninle beraber.
Öyle olunca o seninle beraber o zaman senin kalbin ne olacak? Hep doğru noktada duracak. An kıvrı âyet 69. Uğurumuzda mücahede edenlere biz mutlakka yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allâh iyilik edenlerle beraberdir. Şimdi uğurumuzda mücahede edenlerle mutlakka yollarımızı gösteririz. bizim uğurumuzda sen Allâh için mücahede ediyorsun. Allâh için yapıyorsun her şeyi. Burası çok önemli. Namazı Allâh için kılmak, orucu Allâh için tutmak, zikrullahı Allâh için yapmak, hayır hasaneti Allâh için yapmak, buraya sohbete Allâh için gelmek, buradan çıkıp evine gitmek, Allâh için evine gitmek, eşini Allâh için sevmek, çocuklarını Allâh için eğitmek, çocuklarını Allâh için muhafaza etmek, evini, eşini, toprağını, vatanını, milletini Allâh için sevmek, Allâh için korumak.
Bütün ne yapıyorsan hayatında her şeyi Allâh için yapmak. Sufilin ana kaidelerinden birisidir. İslamın ana kaidelerinden birisidir. İmanın ana kaidelerinden birisidir. Her ne yapıyorsan Allâh için yapmak. savaşta birisi tam şehid olacaktı. Dediler ki filanca sahâbeler dedi ki şehid oldu. Allâh Resûlü dedi ki hayır şehid olmadı. Sahâbe koştu, buldular onu böyle cesetlerin içinden, hemen birisi gitti, ensesinden tuttu kaldırdı onu. Dedi ki ne için savaşta birisi tam şehid olacaktı. O dedi ki bu namussuzlar, bu kafirler, bu müşrikler gelirler bizim hurma bahçelerimizi sahip çıkarlar, talan ederler diye savaştım dedi. Dedi ve öldü. Sahâbeler geldiler saddak Ya Resulallah dediler. Evet o hurmalıkları da birisi tam şehid olacaktı.
Bakın onun için şehid olmadı dedi. Hatta yine bir savaşta bir kimse ganimetten küçük bir şey aldı haksız olarak ganimetten. Allâh Resûlü dedik o da şehid olmadı. Küçücük bir ganimetten bir kez bir şey aldı. Dikkat edin, Allâh için olmuyor. Eğer her şey Allâh için olmuyorsa, yok hayır. Sen doğru yolda değilsin. Ve Cenâb-ı Hak Allâh için olmadığından dolayı, Allâh için olmadığından dolayı bu kimseler, bu kimseler işin var. Sen doğru yolda değilsin. Ve Cenâb-ı Hak Allâh için olmadığından dolayı sana yolunu göstermeyecek. Senin kalbine bir nur verip senin kalbine vahyetmeyecek. Senin kalbine ilham etmeyecek. Ve sen doğruyu göremeyeceksin. Doğruyu bulamayacaksın. Sebep? Çünkü sen Allâh için mücahede etmiyorsun.
Bir makam için mücadele ettin, mevki için mücadele ettin. Siyasette bir yere gelmek için mücadele ettin. Bürokrasik olarak bir yere gelmek için mücadele ettin. Dergahta çavuş olayım, zakir olayım, nakimin olayım, nügabba olayım, şeyh olayım diye uğraştın. Allâh için uğraşmadın. Baktın beni şeyh eder mi, bana bir icâzet yazar mı? Baktın, ben burada bir zakir olsam şunu şöyle yapardım, bunu böyle yapardım. Senin elini tutan mı vardı yapsaydın? Yok ben çavuş olsam şöyle yapardım. Elini tutan mı vardı yapsaydın? Yok o makam istiyor. Bir makamla yapacak onu. Allâh için değil. Veya bir fukaraya tasadduk edecek ya, Allâh için değil. Hak tasadduk ediyorlar, göstersin. O yapıyor bunu. Allâh için değil.
Gösteriş için. Gösteriş için. Şatahat için, şatafat için. Desinler diye yapıyor. Desinler. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman onun yolunu kapatıyor. Ne yaptı? O kimse kendi yolunu kendisi kapattı. Allâh için mücadele etmedi. Allâh için mücadele etmedi. O baktı, ben gideyim şurada bir evleneyim. Ben gideyim burada bir iş sahibi olayım. Yardım ediyorlarmış orada birbirlerine. Birisi geldi öyle dedi. Ben beş altı aydan beri gelip gidiyorum buraya dedi. Hiç bir yardım almadım ben dedi. Ey Allâh Allâh dedim ya. Dedim benim de aynı. Nasıl dedi. Ben de 35 senedir geliyorum dedim. Kimse bana yardımcı olmadı dedim ya. Dedim 35 senelik elim. Ben bir yardım almadım. Ben de 35 senelik elim olmuş dedim. Ya sabret dedim ben.
Ben 35 sene beklenemem ya dedi. Vallahi sen bilirsin karar senin dedim. Ya sen gerçekten dedi. üstadın dedi ya 35 yıldır dedi. Sana kimse öyle dedi. Bir yardım eden olmadı mı dedi. Allâh yardım ediyor dedim. Birisi kalkıp da dedim. Sen ne yapıyorsun demiyor bana dedim.
«Benim Dersimi Ben Vereyim Efendim» — Mürşid’in Müride Hizmet Disiplini
Benim dersimi ben vereyim efendim dedi. Bana dediler ki dedi. Oraya gidersen zengin olursun. Oraya zengin olacaksın dedim. Ben üç sefer iflas ettim burada dedi. Kaç sefer dedi. Üç sefer dedim. Bir de arkamdan çalınan davullar var dedim. Bunun namazının cabası dedim. Nasıl? En son iflas ettim dedi. Bir milyon dolarım gitti benim dedim. Yakını kurtar buradan dedim. Ben dersimi iade ettim dedi. Bürodan içeri bile girmedi. Büro’nun önünde oluyor. Ben de dersini aldım kurtardım kendimi dedim. Ne iş yapıyorsun sen dedim. Ben fabrikada çalışıyorum dedi. Vallahi onu da kaybederdim burada dedim. Böyle baktı gözümün içi. Şaka mı yapıyor gerçekten kaybederdin dedim. Aman fabrikaya sımsıkı tutun. Seni oradan işten atmasınlar bak dedim.
Sonra dedim bize kabahat de bulma işten atılırsan. Oraya sımsıkı tutun dedim. Şimdi Allâh için değil. Bakın Allâh için değil. Bir ucuna bir şey eklemiş. Bir şey eklemiş. Bir ucuna bir şey eklediysen ona ulaşamazsın. Allâh için olan dergahlarda, tekkeler, sufilik yolunda ucuna bir şey eklersen ömür boyu ona ulaşamazsın. Sebep orası Allâh için olan bir yer. O yüzden ucuna eklediğin, arkasına eklediğin şey asla olmaz. Allâh muhâfaza eylesin. O der ki Allâh için Allâh yolunda mücadeh edersen Cenâb-ı Hak sana yolunu aşacak. Senin yolunu gösterecek. Ve sen evet velilerin içinden gelen o namelere o namelerin tecelliyatına mazhar olacaksın. Âyet-i Kerîme hadit 28. Ey iman eden kitap ehli! Allâh’tan korkma ve peygamberlerine iman edin ki Allâh da size rahmetinden ekim iste versin.
Kendisi de aydınlık içinde yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin ve sizi bağışlasın. Bakın bu da bu âyet-i kerîme de Hristiyan ve Yahudiler için söylenmiş bir âyet-i kerîme gibi görünüyor zahiren. kitap ehli eğer ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. iman ederse ne yapacaklar? Allâh onlara rahmetinden ekim iste verecek. Ama sen de Peygambere iman edersen Allâh senin rahmetini eksiltmeyecek. Sana da ne yapacak? Ekim iste verecek. Ne diye dua ediyoruz? Ya Rabbi dünyada da ahirette de bize iyilik ver. Ne diyor velilerle alakalı? Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. İki rahmet oldu mu? kafirlere, Hristiyanlara, Yahudiler onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. iman edince iki nur alacak, iki rahmet alacak, ümmet-i Muhammed almayacak diye aklınıza gelmesin.
Her ne kadar müfessirler bu âyet-i kerimeyi böyle tefsir etseler dahi. Ayet-i kerime aslında ümmet-i Muhammed’e de mütalik. Neden? Kur’ân bize geldi. Kur’ân Muhammedilere geldi ve bütün insanlığa geldi. İman edenlere geldi. O zaman bizim için de iki rahmet var. O zaman bizim için de iki rahmet var. Siz Allâh’a ve Resulüne iman ederseniz ve itaat ederseniz, size de iki rahmet var. Az önce dediğim gibi dünyada da bize iyilik ver, ahirette de iki rahmet oldu. E velilerle alakalı âyet-i kerîme dedi ne diyor? Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. İki rahmet oldu mu? Oldu. E şimdi soruyorlar velilerle alakalı âyet-i kerîme de Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem’e. Ya Resulallah ahiretteki müjdeyi anladık.
Cennet, cemalullah. Dünyadaki müjde nedir? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem cevap veriyor. O velilerin görüldüğü ve onların gördüğü rüyalar müjdedir onlara. Sen bir veli, bir mürşid-i kâmili rüyanda görüyorsan sana müjde Allâh’tan rahmet bul. Bunu küçümseme. Bunu kenara atma. Tirmizî’nin naklediği hadîs-i şerifte ancak salih insanlar salih rüyalar görür. Rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Peygamberlik bitmiştir. Ama mübeşirat kapısı açıktır. Ya Resulallah mübeşirat kapısı nedir? Ahir zamanda salih kulların görmüş olduğu müjdeci rüyalardır. O zaman kardeş sen dikkat et. Senin önüne de ne olacak? Cenâb-ı Hak bir nur koyacak. Ve siz o nurla, o nurla ne yapıyor? Sizin kendisiyle aydınlık içinde yürüyeceğiniz bir nur bahşediyor.
Sen gidecek olduğun yolunu görüyorsun. Yolunun aydınlığını görüyorsun. Ve o aydınlık içinde yürüyorsun. Bu rahmeti, bu bereketi, bu lütfu, bu ikramı sakın önemsizleştirme. Sımsıkı yapış, sımsıkı dur. Ve yoluna sahip çık. Allâh muhâfaza eylesin. Hadit 12 Bu konuyu bitireyim artık. Hakkınızı helal edin, müsaade edin. O gün mümin erkeklerin ve kadınlarının bir kere bir şey yapmasını istedikleri zaman, o gün mümin erkeklerin ve kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün. Mahşere geldik. o kimse bütün hayatını Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşadı. Allâh’ın bahşettiği, yolunu aydınlattığı nuruyla yürüdü. Ve iş mahşere geldi. Hadit 12 O gün mümin erkeklerin ve kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün.
Bakın nurlarının, o nur senin, Allâh’ın sana bahşettiği husûsî bu nur. Sen hem Allâh’tan korktun hem Allâh’a iman ettin, iman ettin, farzları yerine getirdin, nafilelerle Allâh’a yaklaştın, Allâh’ı zikrettin. Cenâb-ı Hak senin kalbine bir nur verdi. O kalbine vermiş olduğu nurla sen hakkı ve batıla ayırt ettin. O kalbine vermiş olduğu nurla sen iyi, kötü ayırt ettin. Ve kendini Kur’ân ve Sünnet nazarında, doğrultusunda hep taze tuttun. Ve nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Hadit-i Şerif’i sande tecelli etti. Sen Cenab-ı Hakk’ın sana bahşetmiş olduğu nurla öldün. O nuru seyrede seyrede, o nurunun içerisinde son nefesini verdin. Şeytan senin kalbine işeyemedi.
Şeytan senin kalbine vesveseyi veremedi. Çünkü senin kalbinde Allâh’a karşı bir sevgi, Resûlullâh’a karşı bir muhabbet ve Allâh’ın zikri var gümrü gümrü. Sen her gün La ilâhe illallah, La ilâhe illallah, Allâh Allâh. Senin zikrin ne ise, senin esman ne ise, sen o zikirle, o esmayla hemhal oldun. O zikrullahın, o esmanın nuru senin kalbinde oturdu. Dara düştün, Allâh’ı zikrettin. O nur sana doğruyu gösterdi. Sen müşkilatını halledemedin, naçar kaldın, Allâh’a yaslandın, onu zikrettin. O senin yolunu açtı. Ve o nurla sen aşina oldun. Ve o nur tecelli ettiğinde, sen artık senin o bir delilin oldu. Senin bir hüccetin oldu. Bildin ki o sabah kurtuluş sabahı. Dedin ki bugün sabah bitiyor bu imtihanım.
O nur geldi, seninle konuştu, seninle sohbet etti.
Mürşid’in Manevî Şifâsı — «Geldi Başını Okşadı, Hakîkati Söyledi» Tasavvufî Tedrîs
Geldi başını okşadı. Geldi sana doğruyu, hakikati söyledi. Karşındaki yalan söylerken o nur geldi, inanma dedi. Karşındaki hakkı batılı, batılı hak gösterecekti. O nur tecelli etti gönlünde. Baktın adam şeytan suretinde. Dili çatallı yılan dili gibi. Ama o çok tatlı konuşuyor sana. Dedin ki yok, bu öyle değil. Nur senin neyin oldu? Mihmandarın oldu. Mihmandarın oldu. Sana dedi ki şunu yaptır, yaptırdın isabeti gördün. Isabeti gördün. Ha dedim ya bu kalbe gelen ilham doğruymuş. Ama o nurla hareket ettin. Ne oldu? Son nefesine kadar o nurla beraberdin. Nefesi verdin o nurla beraber. Kabirdesin o nurla beraber. Kabirde nurlu onunla. Kabirden kalksın kadın erkek burada değişmedi bir şey. Sağında solunda o nur var.
Sen mahşere emin adımlarla değil, emin bir şekilde kanat çırparak gittin. Herkes hesapla, kitapla uğraşırken bir münaade melek dedi, sen Allâh’ın gölgesine gel. Sen Allâh’ın gölgesine gel. Çekti, bir baktın oradasın. Etrafındakinden tanıdık. Ah. Abdülkadir Geylan Hazretleri, evet ya ben zikrullahda görmüştüm onu. Ah. Ahmet Errufa Hazretleri, evet ya. Elinde şişler de kaç sefer geldiydi gördüydüm. Kim filanca, kim fişmanca? O orada. Allâh’ın gölgesinde gölgelenenlerle berabersin. İnşallah. O nur ayetle sabit. Önünde, ardında, sağında ve solunda. O nuru bu dünyada yaşarken göreceksin. Görmesen dahi şuna iman et. Allâh’ı zikrettiği müddetçe, farzları yerine getirdiği müddetçe, haramlardan uzak durduğu müddetçe, sen o nurun içinde yaşıyorsun.
Görmekten uzaksın. O ayrı mesela. Allâh bizi affetsin. Ey kevn-i fesat aleminde tamamıyla çürmüş canlar, ebedi canlarınız ne vücuda geldi ne de doğdu. Saat de 10-12 oldu. Bu normalde bu ana kadar olan şeyler bu velilerin nameleriyle alakalıydı. O yüzden normalde velilerin nameleri o zaman bu Allâh affetsin. Allâh affetsin. Nefislerinden doğan heva ve heves değil, hakikat perdesinden açılmış bir nâme. Velilerin içlerinden. Bu nameleri dinleyebilmek için, bu nameleri duyabilmek için, bu nameleri anlayabilmek için, o zaman veliye hakikat noktasında kulak vermek lazım. Eğer öyle olursa bunları duyar, işitirsiniz. Eğer öyle olmazsa bunları duymaktan, işitmekten uzak olursunuz. Önümüzdeki haftaya devam edeceğiz.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Allâh hepinizden de razı olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1925. Beyt — Vesvese ve İyiyi Kötü Gösterme: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1925. beyit civarı; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «vesvese ve şeytanî tuzaklar» — A’râf 7/200; Felâk 113/1-5; Nâs 114/1-6; «iyiyi kötü görme» tehlikesi — Câsiye 45/23; sufîlerde vesvese — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu hevâ; modern psikoloji ve şeytanî tasallut — Bediuzzaman, Lemalar 13. Lema (Şeytan’ın Hîlelerine Karşı).
- Mü’minin Manevî Sebât (36-37 Yıl): «istikamet üzere yürümek» — Hûd 11/112; Şûrâ 42/15; «sebât» niyâzı — Âl-i İmrân 3/8; Bakara 2/250; «yıllar geçer ama mü’min sebatlıdır» — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb; modern Karabaş silsilesi sürekliliği — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «manevî yolda 36-40 sene» tâbiri — sufî tatbîki — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif.
- Talâk Sûresi ve İslâm’da Boşanma Hükümleri: Talâk 65/1-12; «yâ Eyyühe’n-Nebiyyu izâ tallaktum’ün-nisâe…» (Talâk 65/1); iddet beklemenin hukukî hudûdı — Bakara 2/228-237; Nisâ 4/35; modern boşanma fıkhı — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; Vahbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 7/355-465; Ahmed Akgündüz, İslâm Hukûku.
- Anne Hâtırâları ve Aile Lezzetleri: «el-cennetü tahte ekdâmi’l-ümmehât» (Cennet annelerin ayakları altındadır) — Nesâî, Cihâd 6 (3104); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/429; «anne sevgisi» — İsrâ 17/23-24; Lokman 31/14-15; «sünneti seniyye’de anne hâtırâsı» — Buhârî, Edeb 1-15; Müslim, Birr 1-15 (2548-2552); «manevî hâtırâ ile irşâd» — Mevlânâ, Mesnevî; sufî hâtırât tarzı — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif.
- Mürşid’in Müride Hizmet Disiplini: «el-mürşidu vâlid-i ma’nevî» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «mürşidin müridini yetiştirmesi» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1. cilt 187; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «benim dersimi ben vereyim» — Karabaş silsilesi tatbîki, İrşâd Dergisi.
- Mürşid’in Manevî Şifâsı (Te’sîr-i Manevî): «mürşidin teveccühü» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «manevî şifâ» — Şuâbu’l-Îmân; Mevlânâ, Mesnevî (mürşid-i kâmilin müridini diriltmesi); «başını okşamak» mecâzı — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Karabaş Silsilesi ve Mesnevî Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Mesnevî tedrîs üslûbu — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı