Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #57 — Arife Günü ve Kurban Bayramı: İlâhî Feyzin Kesilmesi, Sûfî Disiplini ve Tarîkat Ahlâkı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #57 — Arife Günü ve Kurban Bayramı: İlâhî Feyzin…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Arife Günü Niyâzı: Kurban Bayramı’nda Mü’minin Hâzırlığı ve Filistin’deki Zulüm Hâli

Âmîn. Doğu Türkistan’da oradaki Müslüman Türklere her türlü işkenceyi yapan, her türlü soykırımı yapan Çin’i de helak eylesin. Âmîn. Ejmey. 1959 duyduk. Korkusundan dağın yüreği kanılmasaydı, eşfak ne minha denir miydi? Korktular, çekindiler. Çünkü emaneti almak istemediler, onu anlattık emanetle alakalı. 1960. beyt. Bu Allâh kokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti. Fakat birkaç lokma geldi, kapıyı kapadı. Lokma için bir lokman rehin oldu. Şimdi lokmanın sırası. Ey lokma, sen çekil. Zaman zaman insanlar Mürşid-i Kamil’lerin sohbetlerine giderler. Bir velinin, bir Mürşid-i Kamil’in sohbetine gider. O sohbete gittiği zaman, o Mürşid-i Kamil’den feyzi ilahi tecelli eder. Bu feyzi ilahin tecelliyatını durduracak olan müridlerin lokmaya düşkünlüğüdür.

Dedim Hakkında

Burada Hz. Bir Allâh kokusu dün gece bize bir başka türlü zuhur etti. Fakat birkaç lokma geldi, kapıya dayandı. Lokma için lokman rehin oldu. Şimdi lokmanın sırası. Çekil derken, bunu kendi üzerinden konuşuyor. Sanki lokmaya düşkünlüğü oymuş gibi. Bakın lokmaya düşkünlüğü oymuş gibi söylüyor. Ama bir Mürşid-i Kamil, bir veli lokmaya düşkünlüğü olmaz. Ama müridlerin lokmaya olan düşkünlüğüden dolayı müridler o gelen feyzi ilahinin önünde perde olurlar. o feyzi ilahinin kendi üzerinde tecelli etmesine onların lokmaları engel olur. bu normalde insanlar hele bu popüler kültür dediğimiz bu kültürsüzlük işgaline uğradığından beri yemek yemeyi çokça abarttılar. Çok doymayı çokça abarttılar. bu noktada artık insanların ölçüsü kalmadı.

Mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri günde iki öğün yemek yerdi. Üç öğün yemek yemezdi. Üç öğün yemek bize batıdan geldi. Bu normalde bizim kültürümüz değildi. Mesela Osmanlı’da hiçbir zaman üç öğün yemek yoktu. Benim çocukluğumda üç öğün yemek yoktu. normalde tarlada çalışanlar ancak üç öğün yemek yerdi. Tarlada çalışmayanlar üç öğün yemek yemezlerdi. o kimse tabirci aise sünneti seneye tabi olunurdu benim çocukluğumda. Bu nedir? Bu kuşluk vakti dediğimiz saat dokuzda onda bir yemek enlidir. Bir de ikindiden ikindiyle akşam ezanı arasında yemek enlidir. Yemek ikiydi. Normalde dergahlarda da aynı şekilde olurdu eski dergahlarda. Eski dergahlarda tekkelerde üç öğün yemek yoktu.

Veya sabahtan akşama kadar da yemek yoktu. Normalde kuşluk vakti saat dokuzda on arasında bir sabah kahvaltısı gibi bir yemek yenilir. Bir de ikindiyle akşam namazı arasında akşam namazından önce keraat girmezden önce bir yemek daha yenilir. Ama normalde insanlar şimdi yemeğe çok düşkün olunca bu feyzi ilahinin tecelliyatı o yemekleri tok karınlar perde oldu. Mesela zikrullâh da perde oluyor. Herkes tıka basa yemeğini yiyor, geliyor. Tıka basa yemek yiyip gelince aslında zikrullâh’taki feyzi de alamıyor. Veya tıka basa yemek yiyor ramazanda teraviye gidiyor. Teraviye gidince oradaki o feyzi ilahiden de bir şey alamıyor. Bu noktada insanlar ne yazık ki nebevi kültürü terk ettiler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini terk edince artık insanlar önlerine ne gelirse yemeğe başladılar.

Öyle olunca aslında mürşidin üzerinden gelecek olan o feyzi ilahi ne yazık ki dervişlerin üzerine tecelli etmedi. Dervişler o feyzi ilahiden faydalanamadılar. Aslında yağmur yağıyor ama o kimse şemsiyet kendine tutuyor. Yağmurdan faydalanmıyor ve hatta güneş her gün doğuyor. Güneşin doğmasında bir problem yok ama velakin o güneşten faydalanmak için insanlar güneşe çıkmıyorlar. Güneşe çıkmayınca da güneşten faydalanma yok. Oysa bu perdeyi kaldırmanın ilacı nerede? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde buyurdu ki Âdem oğlu karnından daha kötü bir kabı doldurmamıştır. Âdem oğluna belini doğrultacak birkaç lokma yer mutlaka bundan fazlası yemesi icap ederse midesini üçe bölsün.

Üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini de nefesini ayırsın. Enteresan bir şey bakın nefesine, tırmızı da geçiyor bu. O zaman normalde demek ki yemek zorunda kalırsa, yemek zorunda kalmazsa o zaman ne yapacak o kimse? Birkaç lokmayla yetinecek, üç beş lokmayla yetinecek. Bakın üç beş lokmayla yetinecek. Demek ki bir sufi tıka basa yemek yemeyecek. Tıka basa yemek yiyorsa o zaman o sufilik adabına erkandına daha doğrusu sufilin. Yemek adabına uymadı, tıka basa karnını doyurmak yok. Mecbur kaldın. Nerede mecbur kalır? Misafirlikte mecbur kalır. Nerede mecbur kalır? Üstadının sofrasında üstadı yederse orada mecbur kalır. Burada mecbur kaldığında midesinin üçte birini yemekte dolduracak, üçte birini suyla dolduracak, üçte biri de nefes alıp vermesini kolaylaştırması için boş bırakacak.

Yine âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak Bakara 168’de Ey insanlar yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Cenâb-ı Hak böyle buyurularaktan yediklerimizin, içtiklerimizin helal, bakın helal olması yetmiyor. Yanında bir de ne olması gerekiyor? Temiz olması gerekiyor. Temiz. O zaman bir sufi yediğine, içtiğine dikkat edecek. Az yiyecek, az yediği de helal ve temiz olacak bakın. Helal ve temiz. Ne yazık ki bugün dünya üzerinde gıda terörü var. Dünya üzerinde yeme içmeyle, atıştırmayla bütün insanlığı zehirliyorlar. Bütün insanlık yemeden içmeden kaybediyor. Bütün insanlık. Hazır gıdarlardan, dondurulmuş gıdarlardan neyle beslendiği belli olmayan beyaz et tavuk etinden neyle beslendiği belli olmayan koyun veya sığır etinden hatta daha da ilerisi koyun veya sığır olmamasına rağmen insanlar bilmediklerinden dolayı domuz etinden veya domuz etinin yan ürünlerinden domuz etinden yapılmış döner, köfte, döner, domuz etinden yapılmış bir sürü yiyecek var.

Bunlardan zehirleniyor. Veyahut da ambalajlanmış atıştırmalıklardan, ambalajlanmış yemeklerden, içmeklerden yoğurdu, sütü, peyniri dahil buna, tereyağı dahil buna, ambalajlı olan bütün yiyeceklerden ne oluyor? İnsanoğlu zehirleniyor ve derviş, sufi bunlara dikkat etmesi gerekiyor ki ona feyzi ilahi onun gönlüne gitsin ama senin yediğinde haram var ise senin yediğinde, bak kazancında demiyorum, senin kazancın helal olabilir. Sen helal kazancınla gidip haram, kirli, pis, temiz olmayan, necaset olan, içinde kimyasal maddeler olan, kimyasal karışmış yiyeceği aldın yedin, bu sefer o senin maneviyatını bozuyor. Bakın o sizin maneviyatınızı bozuyor. Bu sefer feyzi ilahiden alınması gereken ilim, bilgi, hikmet ne azı ki almıyor.

Lokma onun önüne engel oldu. Sen kendince şöyle diyorsun, benim kazancım helal, iyi senin kazancın helal ama yediğin helal değil, yediğin temiz değil. Ne işin var senin elinde? Ne işin var senin? Kalkıp da ambalajlı yiyeceklerle, sen geleneksel ne yiyeceksen yiyilsene, git geleneksel tarhana çorba nerede kaldı senin? Geleneksel kelle paça nerede kaldı? Gidip de hazır bülyon çorbalar yok, hazır çorbalar, bunlarla ne işin var senin? Sen derviş insansın, sen git orada salçayı karıştır ye. Hazır gıdalarla ne işin var senin? Hazır gıdalarla ne işin var? Böylece ne olmuş oldu?


Mü’minin Üzerinden Feyz-i İlâhî Kesilmesi — Tasavvufî Hâlin Tehlikeleri

O kimsenin üzerine gelecek olan feyzi ilahi kesildi. Günden güne o kimse dinden soğumaya başladı. Günden güne namazdan soğudu, oruçtan soğudu, dervişlikten soğudu. Yediğine içtiğine dikkat etmediğinden dolayı. Bakın dervişliğinden soğudu, kendince bir de şöyle dedi. Allâh bizi affetsin. Dedi ki ya Şeyh Efendi’nin sohbeti de yani olmuyor işte. Kendine bakmadı, kendi yediği lokmasına bakmadı. Allâh muhâfaza eylesin. Ümmetim hakkında en çok şu hususlardan korkuyorum. Şişmanlık, uykuya düşkünlük, tembellik ve iman zayıflığı. Şişmanlık. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sahabenin gömülenine böyle parmağını böyle üç parmağını uzattı. Bizden değil dedi. Şişmanlık bizden değil.

O zaman ne? Uykuya düşkünlük bizden değil. Tembellik bizden değil. İman zayıflığı bizden değil. O kimse bunlara sebep ne ama? Bu uykuya düşkünlük neden? Yediğimizden, içtiğimizden. Şişmanlık neden? Yediğimizden, içtiğimizden. Tembellik de yediğimizden, içtiğimizden. Bunlar üçü toplandığında üçü bizde iman zayıflığını getirdi. Biz üçü toplandığında bakın. Şişmanlık, uykuya düşkünlüğü getirdi. sizin fazla yemenizi içmeniz, sizin kilounuz uykuyu getirdi. Uykuya getirince ardından uyku, tembelliği getirdi. Tembel. Çalışmıyor insanlar şu anda. Toplum tembelleşti. Yedikleriyle alakalı. Şişman, yeme kardeşim. Kadınlar, erkekler, bilhassa kadınlar evlendikten sonra veriyorlar hamur işini kendilerine.

Adamı evlendiler ya tamam bitti. Erkekler de aynı. Yiyorlar boyuna. Bir bakmışsın evlenmiş olmuş 110 kilo benim gibi. Allâh muhâfaza eylesin. Hayır. Sufi çok yemez, sufi çok uyumaz. Sufi olur olmaz, her şeyi konuşmaz. Diline sahip olur. Yok. Allâh bizi affetsin. Yine suvitiden bir önceki de suvitiden de bu da suvitiden. Sizin Allâh’a en sevimli olanınız ağız yiyip içen ve bedence hafif olanınızdır. O zaman biz ağız yiyip içenlerden olacağız. Çok yiyip içenlerden değil. Önümüze ne gelirse yiyenlerden değil. Rafta ne varsa yiyenlerden değil. Yok. Naturel yiyeceğiz, naturel besleneceğiz, naturel besleneceğiz, ağız yiyeceğiz, kilo muza dikkat edeceğiz. Evet. Şişman derviş olmaz. Önüne geleni yiyen derviş olmaz.

Ağız yiye, ağız. Zikrullâh’a gelirken özellik de ağız yiye. Perşembe zikrullâh veya mahalledeki zikrullâh’a gideceksiniz. Ağız yiyin. Deneyin zikrullâh’tan daha fazla lezzet alacaksınız. Bu batı kültürü bizi perişan etti. Biz sünnet iseni terk ettikçe bozulduk. Ve bozulma hızla devam ediyor. İnsanlar önceden bir şey yiyeceğinde insanlar görür, göz hakkı olur. Alanı var, almayanı var. Yiyeni var, yemeyeni var diye saklardı bir şeyi. Benim çocukluğumda pazar heybeleri vardı. Millet heybeye koyardı, gören olur, görmeyen olur diye. Çüfeler vardı, sepetler vardı. Gören olur diye onların içine koyardı. İnsanlar açıktan bir yiyecek götürmezlerdi. Böyle dışarıda, lokantalarda, restoranlarda, dışarı masada herkesin göreceği yere otur yemek yiyin.

Bu görgüsüzlüktü. Bu hala da görgüsüzlük. Hala da görgüsüzlük bu. Yoldan gelip geçenlerin önünde yemek yemek görgüsüzlük. Nezaketsizlik. Sonradan görmelik bu. Bu o kimse bir görgü almamış, bir terbiye almamış. Bir kadın, bir erkek eline dondurma alıp yalaya yalaya yolda yürümezdi. Bu görgüsüzlüktü. Hala da bu görgüsüzlük. Bir kadın, bir kız çocuğu sokakta dondurma yalaya yalaya yürümez. Bir kimse elinde simit, poğaça, börek neyse yiye yiye yolda gitmez. Bunlar görgüsüzlük bunlar. Toplum içerisinde bir araçta gidiyorsunuz. Bağıra bağıra telefonla konuşulmaz. Görgüsüzlük. Toplu ulaşım araçlarında bağıra bağıra telefonla konuşmak görgüsüzlük. Konuşulmaz. Yolda giderken bağıra bağıra telefonda konuşulmaz.

Görgüsüzlük. Görgüsüzlük. Özür dilerim şu anda yolda yürüyorum birazdan görüşelim. Ve hatta bağırmadan sessiz sessiz konuş. Bunlar görgüsüzlük. Yolda yemek yiye yiye yürümek görgüsüzlük. Bir şey içe içe yürümek görgüsüzlük. Elinde yiyecek sallaya sallaya gitmek görgüsüzlük. Dışarıdan pahalı bir yiyecek aldın. Onu göstere göstere götürmek görgüsüzlük. Ama bunları terbiye edecek, bunları nasihat edecek hiç kimse kalmadı. Hiç kimse kalmadı. Sen bir restoranda yemek yiyeceksen hiç kimsenin görmediği yere git otur. Herkesin göreceği yere oturma. Görgüsüzlük bunlar. Bu kendi kendisinin reklamını yapmak görgüsüzlük. Herkesin içerisinde telefonla işin yok, telefondan oyna görgüsüzlük. Bir arkadaşlarınla oturmuşsun masaya telefonunu koy masaya normalde arabanın markasını koy masaya bir şeyler koy görgüsüzlük.

Görgüsüzlük ama bu kültür görgüsüzlüğü pompalıyor. ne giyiyor Nike’yi. Koskocaman burada göğsünde Nike yazısı. Onu gösterecek ya o Nike de görgüsüz. Sen de o görgüsüzlüğe prim veriyorsun. Sen de görgüsüzsün. Bu varlıkla yoklukla alakalı değil. Bu direkt görgüsüzlük. Giydiğin markayı öne çıkarıyorsan görgüsüzlük. Marka düşkünlüğün varsa görgüsüzlük. Sen sonradan görme olmuşsun. Senin bir eğitimin yok, senin bir kültürün yok. Sen kültürsüz, köksüz bir insansın. Senin kültürün olmuş olsaydı, bir kökün olmuş olsaydı marka budalası, marka aptali olmazdın. Senin bir eğitimin olmuş olsaydı, eğitimin olmuş olsaydı, sen tırnak içerisinde değerler eğitimini almış olsaydın ailenden, sen böyle bir şeyi göstere göstere yaşamazdın.

Ama onu verecek aile de yok. Aileler de görgüsüz. Görgüsüzlük bunların hepsi de. Gösteriş görgüsüzlüktendir. Nefsi uymaktandır. Böyle ne yediğini bilmemek de görgüsüzlükten, kültürsüzlükten. Gece gündüz yemek yiyor. Görgüsüzlükten, kültürsüzlükten. Akşam belli bir saatten sonra yeme. Sivaslılar gibi olma. Sivas’a gittim, gece saat 1’de yemek, sofra kuruyorlar. Dedim bu ne? Yatsılık diyorlar onlar. Bildiğiniz yatsılık diyorlar. sofra böyle basit bir sofra değil. Allâh ne verdiyse. Hiç şeyleri yok bu konuda böyle yavaşları da yok. Bu ne? Bu yatsılık diyorlar. Biz bunu yemeden uyuyamayız. Ne hâkı öyle mi? Sen de devam ediyor musun hâlâ da? Ediyor. Yatsılık geçiyorsunuz yani. Dayanamıyorsunuz. Tabii. kültür oturmuş.

Ben bunu denemeye kalktım. 130’a çıktım. Yok bu mümkün değil. Sürdürülebilir bir şey değil. Ama yiyorlar. Bu bir de en vay çeşit. Yatsılık dediği şey. Ne ararsan var sofrada. sofra galave böyle. Bir de ne? Lava şeklinde. Ne ekmek diyorsunuz siz? Yufka ekmek. Tabii yufka ekmek böyle yiyorlar. Bir de sen yemezsen üzülüyorlar. Kırılıyorlar, inciniyorlar. Ya benim kültürüm değil diyorum ben. Ya kurban olayım Mustafa abi ya diyor. egenin diyor kültürü. Yemiyorsunuz mu? Yemiyoruz diyorum ya. Biz bunu böyle yemiyoruz. Küşüm bir tek meyve çerez. yazın meyve yeriz diyorum ben. Bu kadar. Yok böyle bildiğin yufka ekmek. Kavurma, evirme, çevirme. Pastırma. Ne ararsan var ya. Authentic, natural yiydikler.

Ayrı mesele. Ama sufi az yemeye çalışacak. Az yiyecek. Az uyuyacak. Ya nerede az uyuyacak sufi görmedik ya. Yok. Ben artık Bursa’da dokuzdan önce dükkan açan dükkan erbabı bilmiyorum. Bir Cevdet diyorum Cevdet kaçta geleyim? Kaçta gelir sen gel diyor. Biz yedi buçukta dükkan açıyoruz diyor. Kaçta açıyorsunuz Cevdet? Yedi buçukta. Yok açmıyor milleti yedi buçukta dükkan. Sekizde dükkan açmıyorlar. Kapalı çarşı onda açılıyor. Nerede kapalı çarşı esnaf var mı? Kim var? Hepsi bugün orada zaten değil mi? Sabah onda açılıyor kapalı çarşı. sabahleyin siz erkenden bir yere gideceksiniz değil mi? kapalı çarşıdan bir şey alacaksınız. Alamazsınız. Saat onda açılıyor. Sizin dokuzda sekiz buçukta kapalı çarşıya girmeniz mümkün değil.

AVM’ler de öyle onlar da onda açılıyor değil mi? Var mı AVM’de çalışan? Var olsa da varım demeyecek mi yoksa? Evet onlar da onda açılıyor. Onlar akşam onda kapatıyorlar herhalde değil mi? Evet onlar da orada açılıyor. Onlar akşam onda kapatıyorlar herhalde değil mi? Onlar da onbirde. Kaçta kapatıyorlar? Onda mı kapatıyorlar? Evet. O zaman ne olacak? Şişmanlık, uyku, tembellik. Ardı ardına geldi. Ardı ardına gelince Allâh muhâfaza eylesin. Yapacak bir şey kalmadı. Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden. Lokmanın ayağına batan dikeni çıkarın. Lokman kim? Kim? Malum Lokman aleyhisselâm Davut aleyhisselâm zamanında yaşamış. Sufilerce peygamber.


Sûfîlerce Peygamber Gözlemi ve Velâyet Mertebeleri — Allâh’ın Velî Kulları

Ama bazı zevat için Allâh’ın bir veli kulu olarak tanımlanmış. Ama sufiler Lokman aleyhisselamı peygamber olarak tanımlarlar. Derler ki peygamber Lokman aleyhisselâm. Ama buradaki Hazret-i Pîr Lokman’la kast ederken Allâh-u Alem benim kendi şahsi düşüneceğim. Burada bir mürşid-i kâmili söylüyor. Kendisini söylüyor. Diyor ki Lokmanın ayağına batan dikeni çıkarın. Bu mihnet ve meşakkat lokması yüzünden. bu mihnet ve meşakkat lokması. Ey dervişler! Fazla yemeyin. Fazla yiyince lokmandan gelecek olan feyzi ilahinin önünü kesiyorsunuz. Size tecelli etmiyor. Size tecelli etmiyor. Oysa açlığın tadını almış olsanız, açlığın tadını alsanız. Açlığın hikmetlerini bilmiş olsanız, hiç doymazsınız. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ömrünce hiç doymadı.

Hiç doymadı. İbrahim aleyhisselâm eğer misafiri gelirse doyardı. Misafirle yemek yiyinsin diye. Misafirle yemek yiyinsin diye. Yemeğin adaplarındandır. Ev sahibiysen veyahut da oranın hatırı sayılır büyüyüysen, yemesen dahi sofradan kalkmazsın. Yesen dahi, sen sofranın küçüysen yine sofradan kalkmazsın. Sofranın büyüğü sofradan kalkmadıktan sonra hiç kimse sofradan kalkmaz. Sofranın adabıdır. Sofranın adabıdır. Evin veya sofranın büyüğü yemeye başlamadan yemeye başlanmaz. Sofranın adabıdır. Sofrada ne varsa herkes bir lokma, iki lokma yer. Sofrada herhangi bir kimse ben bunu yemeyeceğim demez. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yemek ayırt etmezdi. Bazı yemekleri kültürün değil derdi ama onu yasaklamazdı.

Onu kerih görmezdi. O yemeği eksik görmezdi. Sofra adabı. Bu çocuklara, gençlere bunu öğretin. Evde baba varsa baba, baba yoksa anne, anne yoksa abla veya abi, o esnada sofranın büyüğü kim ise o yemeye başlamadan yemek başlanmaz. O sofradan kalkmadan da hiç kimse ben doydum deyip kalkmaz. Bu evin büyüğüne, sofranın büyüğüne karşı edep ve adab dışı bir harekettir. Oturursun sen de, ne zaman evin büyüğü sofradan kalktı, sen de o zaman kalkarsın. Ne zaman üstad sofradan kalktı, sen de o zaman sofradan kalkarsın. Ne zaman Zakir kalktı, ne zaman Çavuş kalktı, ne zaman o sofranın büyüğü, öyle bir eski derviş de olabilir, ne zaman o kalktı o zaman kalkarsın. Vazifeliler hariç. Bardak gelecek, evin en küçüğüdür veya evin kızıdır.

Bardağı alır gelir, anne bardak alıp gelmez. Anne su katmaya gitmez, orada evin kızı varken, orada evin küçük oğlu varken, anne baba sofradan bir eksik bir şey varken kalkmaz. Anne baba çocuklarının hizmetçisi değildir. Çocuklar anne babaya hizmet ederler. Çocuklar anne babaya yardımcı olurlar. Ama ne yazık ki öyle değil. Şimdi bana anlatıyorlar kadınlar da erkekler de. Anne bana bir bardak su kat. Baya kadın derviş şikayet ediyor dedim, kabahatli sensin. Yavrucuğum, ne zaman evin büyüğü sofradan kalktın, yavrucuğum sen kalkıp alır mısın suyunu? Hadi yavrum. Bunu böyle söyleyeceğin nasihat edeceksin. Sofra adabı da kalmadı. Evet, bu açlığın lezzetini almak, doymamanın lezzetini almak. Bunu sufiler yaşar.

Çünkü açlık, insanda düşünmeyi, tefekkür etme gücünü çoğaltır. Çünkü tok karın insanın beynine ve normalde kanını aşırı derecede yoracak olduğundan onun tok karınlı bir kimsenin keskin düşünce kabiliyeti kalmaz. Ve onun anlayışı, sezişi, bir şeyi hissetmesi kalmaz. O normalde sürekli böyle ıvır zıvır yiyen bir kimse, atıştıran kimse o tokluktan dolayı hadîs-i şerîf ne diyordu? Şişmanlık. Şişmanlık neyi getiriyordu? Uykuyu. Uyku neyi getiriyordu? Tembelliği. o korkudan dolayı, o tokluktan dolayı onda bir tembellik oluşur. Onun kalbi körelir, kalbi onun katılaşır, kalbi kararır. Tok karnını sahip olan bir kimse, kalbi kararır onun. O devamlı tokluk hissi yaşamayacak. O devamlı açlık hissi yaşayacak ama yemeyecek.

O yüzden normalde bir de o tok karınla ona desen ki şuradan şuraya gideceksin, birisi aç karnına daha ve zayıf olan daha dakik, daha hızlı gider. Öbür kül olu daha dakik ve daha hızlı olmaz. Onda bir de tembellik oluşur. O oturduğu yerden kalkmak istemez. Allâh bizi affetsin. O yüzden aç kalmak ise o insanda kalp yumuşaklığına sebebiyet verir. Aç kalan da kalbi zikrullâh’a alışır. Aç kalınca o kimse Allâh’ı zikretmekten tat alır, lezzet alır. Allâh’ı zikretmek onun normalde ruhuna, kalbine hoş gelmeye başlar. Bu ancak aç olana olur. Bakın sabahleyin normalde sabah zikri yapabilenler için söylüyorum. Yemek yedikten sonra o zikrullahın tadını bulamazsınız sabahleyin. Ama kalkın seher vakti sabah namazı vaktinde.

Sabah namazı vaktinde bir böyle bir üzerinizde bir hafiflik, üzerinizde bir yumuşaklık, üzerinizde bir tatlılık oluşur. böyle uykunuz gelmez, hımbıllık çökmez size. Aynı şeyi sabah namazında kahvaltı yapın kahvaltıdan sonra uyumak istersiniz. Anında uyku gelir insana. Ama normalde eğer o kimse geç kahvaltı yaparsa, on, on buçuk gibi bir işi müsaitse, durumu müsaitse, şimdi saat on, on buçuk gibi dedim diye eşi çalışan hanımefendiler, onda kahvaltı yapacak ee, o onda da gidiyorsun zaten sen. Adam işe gidiyor, kaçta? Sekizde işe gidiyor. E, hanımefendiler de uyuyor zaten o esnada. Adamlar kahvaltı yapmadan gidiyor. Ondan sonra bakıyorum ben, adamın elindeki tane poğaça poşetin içinde sallana sallana gidiyor.

Ve hatta filanca fırının böreği çok güzel, ezberlemiş filanca fırının böreğini. Evinin böreği yok. Neden? Sabah sekizde kim kalkacak o kahvaltıya hazırlayacak? Sabah sekizde hanımefendinin kalkması için altıda kalkması lazım. E altıda kalkacağına göre o zaman sabah namazına kalkacak. Sabah namazından sonra kahvaltı hazırlayacak beynine. Adam kaçta dükkana gidiyor? Sekizde. Dükkanı kaçta açıyor? Yedi buçukta sekizde. Cevdet de yok yedi buçukta dükkan açıyorum diyor. Cevdet yedi buçukta poğaça yemez. Poğaça yiyenler düşünsün. Saat sekizde poğaça adam yedi buçuk sekizde hatta çarşı esnafı onda geliyorsun ya. Onda çarşı esnafı dükkana geliyor. Git Abdal simit fırın önüne, sırf çarşı esnafı kuyrukta.

Abdal’ın simiti çok güzel. Haa yedim ben de. Tabii. Sen Abdal’ın poğaçası nesi bir de tahennisi mi meşhur? Tahennisi mi meşhur? İsmail tahennisi mi meşhur? Sabahları giriyor musunuz kuyruğa sizde? Kurtulmuşsun sen. Birisi desin ki ben kuyruğaya girdim orada. Neyse kimse demesin üzülürüm. Bin yıl aç kalacağım. Gidip de orada simit kuyruğuna girmem yani. Ne kadar meşhur olursa olsun. Nefret ettim şey. Var ya lokantalarda da tablet. Alıyorsun kaşığının çatalını ekmeğini, sıraya gir ondan ver. Ondan sonra parayı öde git. Biz bir gece anlatıyorum bunu ya. Denizli’den abime tezgah aldık geliyoruz. Ben bastım geliyorum tabii. O da ustalarla geliyor. Bana telefon açtı. Neredesin dedi? Dedim şeyi Afyon’u geçtim.

Yemek söylemeyecek misin bize dedi. Söyleyeyim dedim. Hadi girin o zaman dedim. Girdik. Orada bir meşhur neydi lokantanın adı? İlan başlayan? İkbal. Şeyh Efendi ile de oraya girerdi. Orada yemek yerdik. Döndüm ben yolda. O İkbal’in normal lokantası kapanmış gece ya 12.1. O böyle tablet usulü. Oraya başka bir yer açmıştı. Biz girdik içeri. A her şeye sıraya gireceksin. Ben döndüm oradakine. Abicim bulaşıkhane nerede dedim. Ne oldu Hacı abi dedi. Dedim ekmeği al kaşığını al yemeği al parayı öde. Yedikten sonra dedim bulaşıkhaneye geçeyim bulaşığımı da yıkayayım dedim ben. Ben biraz sesli konuşuyorum. Hemen oranın böyle belli şefi herhalde. Hacı abi sen şu masaya otur hemen dedi. Rezerve yazmışlar bir tane masaya en gösterişi masaya.

Abim de yanımda diyor yapma diyor ya. Bunu yapma diyor bana. Dedim çek elini dokunma bana dedim. Dedim çek elini dokunma bana dedim. Kendi paramla dedim kendime hizmet edeceğim bir de. Dokunma dedi. Bana diyor ki yine diyor yapma tarzını konuşturuyor gibisinden bir şey. Ben dedim Hacı abi sus ya karışma sen bana. Gittik baş köşeye oturduk. Garson açtı servisi. Ben meyana usulü baş işi patlattım şimdi. Garson başımda duruyor benim. Yemeklerimiz geldi bir bahşiştah ben. Garson iki tane komü topladı. Ben peçeteyi böyle şimdi alıyorum ondan sonra yapıyorum koyuyorum tak alıyor garson peçeteyi. Bütün herkes de bize bakıyor kim bunlar. Abim gömüldü tabağa kafamı kaldıramıyorum dedi.


Tasavvufî Disiplinde Kaldırılamayacak Yükler — «Sen Alışkın Değilsin Böyle Şeylere»

Kaldırma sen alışkın değilsin böyle şeylere. Sen alışkın değilsin kafanı kaldırma dedim. Daha var mı ilerisi dedi. Var dedim. Olmasa bir cümbüş takımı getireyim ben buraya dedim. Çocuk duydu emrin olur hocam dedi. Bir de hocam da bana başladı. Yemeğin kölesi olmuş insanlar. Bakın yemeğin kölesi olmuş. Yiyecek ya onu sıraya giriyor. Yiyecek onu girme sıraya ya. Yemeğin kölesi olma. Seyittaş Antep’i gezdiriyor benim meşhur Nohut Dürümcüsü’nün başına gittik ben seyrediyorum. Adam şalvarı çekmiş Antep şalvarına oturmuş. O kömür çekilen kovalar var ya plastik kovalar eskiler bilir onu. Bilenler elini kaldırsa. Bu kadarı yeter zaten. Öbürkünler yeni nesil görmemişler. Bildiğiniz o şeyden böyle kamyon lastiğinden olan kovalardan adam şeyi böyle Nohut’u koymuş içine.

Onun içinde Nohut. Tepsilerde maydanoz, uvur zıvır soğan. Ondan sonra kimyonu, karabiberi, acı pul böyle etrafına sıralamış böyle. Yüzüne bile bakmıyor. Geliyor mesela bir kimse. Ben de onun ritmik hareketlerini izliyorum. Kulturel hareketlerini izliyorum. O geliyor bize dokuz tane diyor. Heee maciko ye mi diyor. Ondan sonra. O diyor ki her şey bol olsun. Böyle elli ritmik ekmeği alıyor bir vuruyor orta yere hemen Nohut atıyor. Kamyon, karabiber, toz biber, maydanoz, soğan hemen duruyor böyle. Yan tarafa veriyor, yan tarafı duruyor. Sekiz tane, dokuz tane, on beş tane, on üç tane. Ben de seyrediyorum başında. Kulture diyorum içimden. Kasaplar çarşısında. Nerede hocam bizim? Hoca girdin mi orada Nohut yedin mi?

İyi nasıl lezzetli değil mi? Hala daha duruyor mu orası? En eski kasapların içinde vardı bir tane. Küçük bir dükkan. En eskisi orası. Benim gittiğim yer. Ritmik adam böyle yapıyor. Ben de seyrediyorum. Seyit Taş’la beraber seyrediyoruz. Adam kafasını kaldırmadan eee sıraya gir dedi. Açlığımdan öleceğimi bilsem yine sıraya girmem dedim. yemek için sıraya girmem. Bu hemen bir ekmeği böyle böldü ortadan ritmik adamın hareketleri hemen her şeyi attı tak verdi bana. Yarım. Bir tane de Seyit Taş’a verdi. Seyit O’ ver parasını dedim ona şimdi. Almam dedi ben de yemem dedim. Bu gene almayacak oldu. Seyit Taş kulağına eğildi. Ben duyuyorum tabii. Şu parayı al dedi. P ile başlayan meşhur kelimesini. Yoksa bu adam yemez dedi.

Adam böyle kafasını kaldırdı bir ona baktı bir bana baktı. O zaten böyle bir sert bakışı var onun. Baktığı zaman zaten ürkersin. Hacı böyle bakma kimseye diyorum ben. Farkında değilim diyor. Değişiyorsun böyle bakınca diyorum ben. Adam tak parayı aldı. Ben şimdi ayakta yiyemiyorum ya gösteri öyle göstere gösteri. Hacı bir yer dedim göster şurada oturalım çömelim yiyelim bunu dedim ben. Çömdük bir yere bir tezgahın arkasına böyle. Orada kimse görmeden yiyip yemeye çalıştık onu oradan. Şimdi o yemeğin kültürünü kaybettik. Boynuyuz. Açlığın kültürünü kaybettik. Allâh muhâfaza eylesin. O kimse aç kalırsa kibri de kalmaz. Aç kalırsa gururdan uzaklaşır. Aç kalırsa Cenab-ı Hakk’ın uluhiyetini, yüceliğini düşünür.

O kimse aç kalırsa muhtaçların, fakirlerin, aç kalanların, açıkta kalanların, dulları, yetimlerin halini böylece açlık çekenlerin durumlarını idrak eder. Bunu tefekkür eder. Aç kalmayan insan açın halini bilmez. Hazret-iPir diyor ya, diyor ki bir minareden düşenin halini ancak minareden düşen anlar diyor. Nasretin Hoca merkepten düşmüş, hoca yerde yatıyor. Demiş bana merkepten düşen birini bulun gelin. Neden? Onun halini ancak o anlar. O yüzden normalde böyle açlığı tadanlar açlığın ne olduğunu bilirler. Ve o kimse böylece aç kalanların halini öğrendiğinden onlara karşı kalbi yumuşak olur. Onlara karşı daha sevecen olur, daha cömert olur. Ve normalde Allâh muhâfaza eylesin onlara karşı bugünkü dil var ya empati yapmak.

Empati yapar. Ve mesela tokluk, insanın aşırı derecede tokluk insanın şehvetini arttırır. Ama bu şehvet insanı harama götüren şehvettir. Açlık insanda helal şehveti arttırır. Bakın açlık da insanda şehveti arttırır. Açlık helal şehveti arttırır. Aşırı derecede tokluk ise haram şehveti arttırır. Kadında da erkekte de. Ya normalde çünkü o kimse az yerse kalbi onun harekete geçer, kalbi yumuşar. Kalbi harekete geçip yumuşacağı için harama onun şehveti uyanmaz. Harama şehveti kaymaz. Ancak helala şehveti onun fazlalaşır. Şimdi aç kalan erkeğin veya kadının şehveti artınca da bu sefer taraflar birbirlerine şüpheyle bakarlar. Ve hatta açlığa doğru yürüyen bir kimsenin herkes zanneder ki şehveti bunun körelecek değil.

Harama karşı körelir. Bakın harama karşı körelir. Harama karşı körelmez. O yüzden normalde devamlı toklukla hemhal olan, devamlı habire gırtlak yiyen bir kimse nefsine hakim olamaz. Nefsine hakim olamayacağı için oraya buraya gözü kaşık oynar. Allâh muhâfaza eylesin. Şimdi ne yapıyordu? Bir de açlık o kimsede uykuyu da kesiyordu. Açlık, uykuyu keser. O kimse çok uyumaz. Aç olduğundan çok uyumaz. Aç olarak yatın. Yalnız gece ben aç yattım deyip de dolabı temizlemeyin. Kendinizi alıştırın. Aç olarak yatın. Bakın uykunuz da hafif olacak. Çok uykudan kurtulmuş olacaksınız. Çok uykudan. Öbür türlü ne yapıyor? Çok uyuyor. Çok uyuyor. Çok uyuyunca kalbi de kararıyor. Çok uyuyunca o kimsenin böyle tabiri caizse mehmenetsiz bir hal oluyor.

Bazen kendi kendime düşünüyorum. Nasıl uyuyabiliyorlar diyorum ya deliksiz 8 saat, 10 saat. Deliksiz 6 saat uyuyor. Nasıl uyuyabiliyor? Kendi kendime hayret ediyorum. Kendimi bildim bileli hiç öyle bir uykum olmadı. Bir tek ameliyat olduğumda narkozu yedim de çok hoşuma gitti. Vücudum dinlendi. Diyom ara sıra gitmeliydi de böyle ki ya bir narkoz çakında ben bir 2 saat uyuyayım kendim. Bir vücut rahatlasın. Gerçekten. 63 yaşındayım ilk defa böyle bir kaç saat uyuttularsa, uyandığımda kuş gibi hafiflemiştim ya. Biraz da çok konuşmuşum herhalde o esnada. Sonra konuştuklarıma baktım. Boyuna vaaz etmişim. Bir de hemşireye dedim kusura bakma ben vaaz ettim herhalde dedim. Yaptı böyle. Vaaz dedim artık ona.

Ne diyeyim başka? Dedim çok konuştum herhalde dedim. Biraz vaaz ettim herhalde dedim. Yaptı. Dedim kusura bakmayın rahatsız olduysanız dedim. Böyle onlar da ameliyat hemşiresi böyle şey oluyorlar ya kuhu takılıyorlar. Değil mi Abdullah? Ameliyat hemşiriler öyle mi oluyor? Biraz böyle şey mi takılıyorlar? Kendilerini öyle görüyorlar. Böyle normal biz biliyoruz bu halleri tavrımda söyledi bana. Normal yani. Böyle bir tavır yaşandı ama o rahatlığı açık açık konuşuyorum. Hiç ömrü boyunca yaşamadım hiç. Ara sıra Abdullah bir çakma vurdu. Bir çakma vurdu. Bir çakma vurdu. Bir çakma vurdu. Bir çakma vurdu. Ama öyle bir şey yaşamadım hiç. Ara sıra Abdullah bir çakmalı mı öyle bir şey? Az yemek insanda ibadetleri de kolaylaştırır.

Ramazan’da bunu anlarsınız Ramazan’da biraz yemeği kaçırınca teravi zor gelir ya insana. Mesela en rahat teraviler ömredeydi. Neden ömredeydi? Şeyh Efendi ile beraber gittiğimizde zaman yok ya zamanla yarışıyoruz. doyamıyoruz da zaten. Birkaç lokma hizmet var koşuşturma var. Birkaç lokma yiyoruz güldür teraviye koşuyoruz. Bildiğiniz açız. Ama bir teravi kılıyoruz. Bazen uykum geliyor tabi benim de. Benim böyle uyku geliyor. Ya uyur mu insan namazda ayakta uyuyor ben bazen. Ben yanıma sağlam iki kişi alırsam ayakta uyuyabiliyorum ben. Bunu ömrede o zaman deneyip yaşadım bunu. Uyuyabiliyorum dedim uyudum. Bir sayfa okuyor ya o da zaten. Şey yok uyuyor o insan. Tabii ömre uyumak gelince bizim Seyyid taş aklıma geliyor da.

Hadi şimdi sohbeti sulandırmayayım. Hemen şimdi arada zemzem dağıtıyoruz birbirimize bizim. Bizim nafız falan birkaç kişi zemzemleri getiriyorlar soğuk buz gibi. selam verilince hemen biz bir zemzem dağıtıyoruz. Tabi o esnada su deyisi okuyor Allâhu Ekber diyor namaza duruyoruz. Namaza duruyor ama biz bu oyunu arka taraf bizim karışık. Ön taraf Şeyh Efendi’nin safı dimdik orada olan yandı. Taviz yok ön safta. Şimdi herkes Şeyh’le beraber olmak istiyor. Buyurun kardeşim diyorum ben. O konuda çok şeyim paylaşımcıyım sıkıntı yok. Ondan sonra arkaya arkaya bakıyor. Arkada bir yer bulsam da kaçsam neden? rahat yok. Şeyh Efendi çok disiplinli.


Şeyh Efendi’nin Disiplini ve Namaza Durma Edebi — Karabaş Geleneği

Allâhu Ekber hemen namaza duruyor. Ben arkadan bazen efendim zemzem diyorum içelim Mustafa Efendi zemzem diyor. O zaman yanındaki nerede içiyor? Tabi bir gün öyle iki gün öyle üçüncü gün Şeyh Efendi’nin yanında kimse yok. Hep başkaları var dervişlerin dışında arka taraf. Arka taraf derviş yıkılıyor arka taraf. En güzeli oydu namazda. Bizim Suriyeli birisi namaz teravih kılıyor. Böyle suya bakıyor zemzeme bakıyor. Bizimki dedi ki bu dedi zemzeme bakıyor. Oğlum adam namazda dedim lan boş ver. Garibim dedi ya baksana dedi. Yanmış içi bunun dedi. Tabi o her kelimeyi P ile bitiriyor. Oğlum verme adama dedim lan bırak. Yandıysa dedim selam verince içsin. Dayanamadım ya dedi. O pet şeyler var ya oradaki su bardakları doldurdu verdi adama adam içti.

Döndü bana. P içiyor ya dedi. Lan oğlum verdin adama dedim. Adam namazda adama zemzem içirdi. Allâh’ım yarabbi yarabbi. Hacı diyor adamın namazı gitti. İçti ben ne yapayım? Ulan adamın burnuna götürdün. Adam içti diyor hala da. Neyse şimdi o Ramazan’da o açlıkla lezzet alıyor insan ibadetten. açlığın faydalarından birisi ibadetten lezzet almak tat almak. Mesela zikrullâh’a geleceksiniz ağız yiyeceksiniz. Allâh bizi affetsin. Evet açlığın bir de fiziki şeyi var. Fiziki olarak da vücut sağlığını kazanıyor aç olan. Açlık vücutta sağlık kazanıyorsunuz. Vücudi sağlık, akli sağlık, kalbiy sağlık, açlıkla. Oruç tutun, ağız yiyin. Şimdi yeni yeni öğretiler çıktı ya vücutta şu hastalıkları yok etmek için aç kalmanın şeylerini şu zamanda şunu yiyeceksin, bu zamanda bunu yiyeceksin.

Aç kalacaksın. Oruç var oruçlusun. Nerede kaldı bizim pazartesi perşembe orucumuz? Nerede kaldı bizim az yememiz? Ağız yesek vücut sağlığı kavuşacak. Vücut sağlığa kavuşacak. Ondan sonra benim gibi şeker hastasısın. Yok damar tıkandı, yok beyin tıkandı, yok kalp tıkandı, tıkanacak. Çok yemekle alakalı. Allâh muhâfaza eylesin. Bir de aç kalanlar biz yoksulluk anında aramaz bir şey. İnsanlık hali bu. İnsan az kazanabilir, iflas edebilir, zorluya düşebilir, sıkıntıya düşebilir. O kimse açlığa alışkınsa bunu atlatır. Bakın lüks hayat yaşayanlar, olduğundan fazla yaşayanlar, marka budalaları, bir yokluk yaşadıktan da psikolojileri bozulur. Çocuklarınıza markaya alıştırıyorsunuz, sonra o çocuk almazsa psikolojisi bozulur.

Eşlerinizi markaya alıştırıyorsunuz. Veyahut da çok yemeğe alıştırıyorsunuz. Veyahut da dışarıdan yemeğe alıştırıyorsunuz. Oldu, ticaret yapanlar için geçerli bu. Oldu, işler kesat gitti. Ne oldu? Bir pandemi patlattılar. Herkes oturdu mu oturdu yere? Esnafların büyük bir çoğunluğu zarar etti mi? Etti. Ama hayatı mutedil olan, markaya gitmeyen, marka budalalığı yapmayan, kazancının belli bir noktada olsa dahi hayatını belli etmiyor. Belli bir noktada tutanlar az sıyrıkla atlattılar. Ama öbür türlü, marka yiyelim, marka yiyelim, filanca kafeden kalkmayalım, filanca yerde yemek yiyelim, arabaları değiştirelim her sene. Oh! E ne oldu? Bir sıkıntı olunca pert oldu. Pert oldu. Adama diyorum ki, bak diyorum, sen iflas ettin.

Bu hayatından ödün vermen lazım. Gelmiş benden akıl istiyor. Diyorum ki bu hayatından ödün vereceksin. Nerede oturuyorsun dedim, zengin mahallesini söyledi. Nilüfer tarafına. Dedim orada evin kira, kira. Oradaki kiralar dedim pahalı. Sen orada oturursan dedim, hanımın ve çocukların etrafının etkisinde kalacak. Bir arkadaşın oğlu öyle demişti. Benim yanımda esnaf onlar da. Babasını bana şikayet ediyor. Diyor ki, Mustafa amca, babam beni anlamaz diyor. Ben diyor sabahleyin kalktığımda işe giderken diyor, site’deki en külüstür araba bende diyor. Kango var bunda. İşleri onu gerektiriyor çünkü. Araba kango. Ben o kango ile site’den çıkıyorum diyor. Bunu babama anlatamıyorum ben diyor. Ben de diyorum ki, oğlum babana bir şey anlatmana gerek yok.

Baban senin önüne bir iş koymuş, bir de kango koymuş dedim önüne. Çalış Mercedes al dedim. Neden babandan sen Mercedes istiyorsun ki dedim. Bu durdu şimdi. Babası bir rahatladı. Benim yüzüme baktı böyle. Hay Allâh razı olsun senden ya dedi. Dedim sen babandan neden başka araba istiyorsun? Sen çalış kazandınla al. Dedim neden orada oturuyorsun bir de? Babasına dedim sen nerede oturuyorsun? Sitelerde oturuyorum. Var ya telefonun öbür tarafı olan sitelerde. Sitelerde oturuyorum dedi. Ben de dedim oğlum sen taşın siteleri dedim. Babana yakındır dedim. Babana hizmet et orada dedim. Bir şey lazım olduğunda alo dediğinde gidersin babanın yanına dedim. Hizmet et dedim. Benim hanım ona mı hizmet edecek?

Oğlum senin hanım ona mı hizmet edecek demiyorum dedim. Sen hizmet edeceksin. Senin hanımın mecbur değil dedim. Senin ne işin var dedim nülüferde. Baban sitelerde oturuyor, sen nülüferde oturuyor. Dedim ne işin var senin orada? Neden makul bir hayat yaşamıyorsun? Neden makul bir hayat istemiyorsun? Neden orada sitede oturmak zorunda olduğunu hissediyorsun kendi kendine? Yok. Değerler manzumenimiz kayboldu. Böyle olunca da tabi o kimse para pul yetiştiremiyor. O kimse kazancı yetmiyor ona. E sen çok yiyeceğim, çok gezeceğim, çok giyeceğim. Lüks kıyafetler alacağım. Ben lüks dairelerde yaşayacağım. Lüks yerlerde yaşayacağım diyorsan sen israfın içerisinde boğulur gidersin. Sen para da biriktiremezsin.

Sen bir sıkıntıya düştüğünde de o sıkıntının içinden de çıkamazsın. E şimdi babansa, yok şimdi işin normal. Yarın öbür gün hasta olduğunu düşün. Babanın öldüğünü düşün. İş yapamadığını düşün. Senin bir tarafına bir rahatsızlık geldiğini düşün. Makul yaşa. Makul yaşa. Olduğundan fazla yaşama. Olduğundan fazlasını gözünü dikme. Mutedil ol. Biz orta ümmetiz. Orta bir hayat yaşarız. Sufi hayatı orta bir hayattır. Zenginliğine, fakirliğine bakmaz. Kendince kendi hayatında orta bir hayat güder. Orta bir hayatta yürüyün. Orta bir hayatla. Her sene kreasyon düzmenize gerek yok. Eşyalarınızda dikkat edin. Hor kullanmayın. Elektronik eşyalarınızı hor kullanmayın. Arabalarınızı hor kullanmayın. Ev eşyalarınızı, kadınlar erkekler hor kullanmayın.

Kıyafetlerinizi hor kullanmayın. Dikkatli kullanın. Derviş israf etmez. Sufi her noktada mutedil olur. Mutedil olur. Mutedil bir hayat yaşar. Mutedil bir hayat yaşar. Ben bazen diyordum ben, ticaret yapanlar, sermayelerinizin onda birinlik arabaya binebilirsiniz. senin 10 milyar sermayen var, en fazla 1 milyarlık arabaya bin. O bile fazla. Senin 100 milyar sermayen var, iyi sen 10 milyarlık arabaya bin. Mutedil yaşa. Orta yaşa. Çekin dönebilir, senedin dönebilir, sepetin dönebilir, iş yapamayabilirsin. Mutedil yaşa. Orta bir hayat sür. Evin orta bir ev olsun. Orta bir ev olsun. Bilhassa zakirler, evleriniz orta ev olacak. Şeyh Efendi’nin bana nasihatiydi. Mustafa Efendi, oğlum evin orta bir ev olsun.

Bir derviş senin evine girdiğinde desin ki benim evim bundan daha lüks. Desin ki benim evim bu evden daha lüks. Şeyh’imin bana vasiyeti. Ben şeyh’imin vasiyetini söylüyorum. Zakirlere söyledi, ben de zakirlere söylüyorum. Eviniz orta bir ev olsun. Mutedil oğlum. Yemekte mutedil, içmekte mutedil, katta yatta eşyada mutedil, elbisede mutedil. Mutedil. Bizim dursun demiş. Demiş ya takım elbiseleri demiş, on beş yıldan fazla, on yedi, on sekiz yıllık demiş. Dedim az söylemiş. Yirmi yıllık dedim. Yirmi yıllık. Mutedil ya şey. Elbiseniz temiz olsun. Yeterli. Temiz olması yeterli. Şu giydiğim bu var ya, yirmi yıldan fazla bu. Bu Şeyh Efendi Hazretleriyle beraber ömreye gittiğimiz zamanlardan aldığım kıyafetler.

Böyle bol olmasının sebebi o. Kül oluydu, biraz da bol olmasını seviyorum. Yirmi yıldan fazla. Bunu bir Adem buradaki kopçası bozuldu, bir Adem düzelttirdi yaptırdı, geçenlerde bir de dursun yaptı. Yirmi yıldan fazla şu giydiğim üzerimdeki şu kıyafet yirmi yıldan fazla. Mutedil ya şeyhim. Siz şimdi psikolojimi bozuk olarak görürsünüz. Benim bu elbisem, şeyhimi gördü benim. Ben bu elbiselerle yan yana onunla ömre yaptım, tavaf yaptım. Yan yana namaz kıldım ben bununla. Teraviler kıldım, dualar ettik onunla yan yana. Zikrullahlar yaptık. Bu gördüğünüz elbise onu gördü. Benim içimdeki şu anki fal işâret, onun giydiği fal işâret.


Tasavvufî Kıyâfet ve Edep — «Onun Giydiği Faline Giyiyorum» Mürşid Bağı

Ben buraya derse çıkarken onun giydiği fal işâreti giyip de çıkıyorum. Kendi kendime diyorum ki bu onun falinasıydı. Bol diyorum bu gömlek onu gördü. Hatırası olsun bir şeyim. Siz de eski mesin o. Siz eskiyin ama o eski mesin. Onun giydiği pantolon, ceket var bende küçük palto gibi. Mustafa efendi rüyamda gördüm oğlum dedi sana vermişim ben bunu dedi. Ayıp söylemesi kumaşını Bursa’dan aldı dedik onun güzel bir kumaştı. Geldi verdi onu bana Allâh razı olsun efendim teşekkür ederim dedi. Aynı kumaştan aldık biz yine ona verdik o zaman için ona. Bu tekrar diktirdi. Duruyor bende hala da. Ben onunla beraber ömreye gittiğimde onunla beraber giydirdim onu. Bakıyorum öyle kendi kendime hüzünleniyorum onu görünce.

Eskit mi? Dostun eskisi makbuldür. Eskisi makbuldür. Kıyafet benim için özel bir anlamı vardır. Benim için bu gömleğin özel bir anlamı var. İçimdeki falinanın özel bir anlamı var. Bunu böyle siz tuhaf görebilirsiniz. Kıymetsizleştirebilirsiniz. Deyin an kıymetlidir kimle yaşadığını da kıymetlidir. Nerede ne yaşadığını da kıymetlidir. Benim için kıymetlidir. Ona kıymet vermeyen Allâh muhâfaza eylesin. Vefasız olur, nankör olur. Allâh vefasızları sevmez. Allâh nankörleri sevmez. Allâh israf edenleri sevmez. Allâh verdiği nimetin kıymetini bilmemezliği sevmez, bilmeyenleri de sevmez. Allâh muhâfaza eylesin. Onun ayağında diken değil gölgesi bile yok. Fakat siz hırsdan onu fark edemiyorsunuz. o mürcid-i kâmilin ayağında diken yok aslında.

Onun feyzi ilahisini kesecek herhangi bir şey yok. Feyzi ilahiyi kesen o müritlerin vefasızlıkları, müritlerin helal, haram demeden her şeyi yiyip içmeleri. o yüzden onlara ilham gelmiyor. O yüzden onlar feyzi ilahiden uzak oluyor. midesine girip çıkandan haberi olmayanın, giydiğinden, yediğinden, içtiğinden, ne yaptığından, ne ettiğinden haberi olmayan, ne konuştuğundan haberi olmayan, gaflete düşen kimse, o yüzden o kimse fark edemiyor bir şeyi. Neden fark edemiyor? O hırsdan, tamahtan fark edemiyor. Neden fark edemiyor? O yediğinin, içtinin ne olduğunun farkında değil. O yüzden fark edemiyor. Oysa Hazret-i Pîr diyor ki başka bir beytte, ilim ve hikmet helal lokmadan doğar. Aşk ve rikkat helal lokmadan meydana gelir.

Bir lokmadan hasede uğrar, tuzağa düşersen, bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil. Bu lokma sadece yemekle alakalı değil. Sen normalde bütün hayatın senin helallarla örülsün. Bütün hayatın senin vefayla örülsün. Hamtle, şükürle örülsün. Öyle örülsün ki senin kalbine rikkat, yumuşaklık, letafet gelsin, zerafet gelsin, zariflik gelsin. Ama yok, öyle değilse Allâh muhâfaza eylesin. O zaman bilgisizlikten gaflet doğuyor ve devam ediyor. Hazret-i Pîr. Hurma olarak gördüğünü diken bil. Çünkü sen çok nankör, çok görgüsüzsün. Hurma olarak gördüğünü diken bil. senin nefsine tatlı gelen yiyecekler, içecekler. Senin heva ve hevesine uygun sözler, davranışlar, senin gösterişin, şatahatın, şatafatın sana hurma gibi gelir.

Senin heva ve hevesine düşmüştüğün sana hurma gibi gelir. Ama Hazret-i Pîr diyor ki, sen onu diken bil. Neden? Eğer onu diken bilmezsen sen nankörlerden olursun. Sen içinde bulunduğun nimetin, içinde bulunduğun lütfu, ikramı, sen hamtle, şükürle, zikirle yürü. Sen öyle bir nimetin içindesin ki, sen onu hamd ederekten, şükrederken, şükrederekten nimetin kıymetini, kadrini bil. Yok, sen heva ve hevesini hurma görürsen, nefsaniyetini, şeytaniyetini hurma görürsen, gafletini hurma görürsen, sen nankörlerden olursun. Sen istikametini bozarsan nankörlerden olursun. Sen şatata, şatafata gösterişe düşersen nankörlerden olursun. Sen ne oldum deliline düşersen nankörlerden olursun. Oysa seni sen yapan o mürşidin sohbetiydi.

Oysa seni sen yapan o üstadın halakasında durmandı. Oysa seni sen yapan, sana kıymet veren, sana seni değerli kılan senin bulunduğun halakaydı. Çünkü Cenâb-ı Hak Bakara Sûresinde buyurdu ki, beni zikredin ben de sizi zikredeyim dedi. Bana hamd edin, bana şükredin, siz nankörlerden olmayın dedi. E sen oturduğun zikrullâh halakasına, o da seni zikretti. Kıymetlendin, nereden kıymetlendin? Zikrullâh halakasında kıymetlendin. Bir mürşidin elini tutarak kıymetlendin. Bir mürşidin sohbet halakasına oturarak kıymetlendin. Cenâb-ı Hak seni kıymetlendirdi. Hamd edesin, şükredesin. Sen onun normalde sana vermiş olduğu değerin, kıymetin, bunu idrak edesin, bunu bilesin. O değer, o kıymet karşısında hamdini ve şükrünü arttırasın diye seni değerlendirdi.

Ama sen bunun hamdini, şükrünü bilemedin. Gaflete düştün. Sen şeytaniyete düştün. Heva hevesine düştün. Yavaş yavaş kendini uzaklaştırdığın farkında değilsin. Sen hâlâ da hevâ-hevs bahçesini hurma bahçesi zannediyorsun. Sen hâlâ da şeytaniyet bahçesini hurma bahçesi zannediyorsun. Sen hâlâ da kendi nefsini bir yerlerde görmeyi hurma bahçesi zannediyorsun. Değil cancağızım benim. Sen manevi dikenlikler içinde yaşıyorsun. Neden? Çünkü sen hamd etmedin. Çünkü sen şükretmedin. Çünkü sen zikretmedin. Sen kalktın halakaya sırtını döndün. Sen kalktın o mürşid-i kâmile, o üstada sırtını döndün. Onu kıymetsizleştirdin. Aslında kendi kıymetini gördün. Kendin kıymetsizliğini görmen gerekirken sen onu kıymetsizleştirmeye çalıştın.

Oysa senin kıymetinin olmadığını görmen gerekiyordu. Sen o altın halakaya halakaya layık değilsin. Neden? Gaflete düştün, heva hevese düştün. O halakayı sen kendi nefsinden dolayı bıraktın. O yüzden nankörlerdensin. O yüzden vefasızlardansın. Oysa Cenâb-ı Hak sana birçok nimet tattırmıştı. Âyet-i Kerîme’de de öyle diyor. Biz insana tarafımızdan bir nimet tattırır. Sonra da bunu elinden çekip alıverirsek bu takdirde o tamamen ümitsizliğe kapılır. Olabildiğine nankör kesilir. Hud Sûresi âyet 9. Cenâb-ı Hak sana nimet verdi. Cenâb-ı Hak seni lütuflandırdı. Kendi katından ikram etti. Bir mürşid-i kâmilin halakasını oturtturdu. O mürşid-i kâmilin halakasında seni zikrettirdi. Seni hamd ettirdi. Seni orada o altın halakada seni oturtturdu.

Oysa sen ne yaptın? O altın halakaya nankörlük ettin. O altın halakaya vefasızlık ettin. O altın halakaya sırtını döndün gittin. O altın halakaya defans yaptın. O altın halakanın dediklerini de yerine getirmedin. Şunu şöyle yap dediler, es geçtin. Bunu böyle yap dediler, es geçtin. Sen çok biliyorsun ya her şeyi. Sen allamesin ya. Senden daha iyi bilen yok ya. Ne yaptın? Vefasızlardan oldun. Sonra da kendi kendine dedin ki, nankörlük onu getirir çünkü. Ben bir şey yapmadım ki. Masumsun sen. Bilemedim özür dilerim. Her akşam anlattık sana. Sen neden kulağını dayayıp daha dinlemedin? Dinlememekte nankörlük. Dinlediğin halde uymamakta nankörlük. Neden uymadın? Aa yok. Allâh bizi affetsin. İnsan suresi âyet 3. Biz ona doğru yolu da, eğri yolu da gösterdik.

Artık isterse şükreder doğru yolda gider. İsterse nankörlük edip eğri yollara sapar. Sana üstadın eğriydi, doğruyu da göstermedi mi? Anlatmadı mı? Anlattı. Tebliğ etmedi mi? Etti. Nasihat etmedi mi? Etti. Doğru yolda gider. Nasihat etmedi mi? Etti. Doğruyu yanlış anlatmadı mı? Anlattı. Bunu yapma, bunu pehiriz et. Demedi mi? Dedi.


Tarîkat Edebine Uymama Tehlikesi — «Bu Lafı Söyleme Dedim» Vefâsızlık

Bu lafı söyleme demedi mi? Dedi. Buradan gitme. Bu yol senin başına sıkıntı getirir. Dedi mi? Dedi. Bunu yaparsan yanlış yaparsın. Dedi. Bunu böyle icra edersen olmaz. Dedi mi? Dedi. Sırrı ifşa etme dedi. Ne hamma ifşa ettin? Mahremin konuşma dedi. Ne hamma konuştun? Neden anlattın? Neden dervişlik sattın ortalığa? Sana esmanı mı soran oldu? Neden yaptın? Her mürşid-i kâmil müritlerine âyet-i kerîme mucibince ehriyi de doğruyu da anlatır. İsteyen ehri yoldan gider. İsteyen doğru yoldan gider. Allâh insanların başında cebriyeci değil zorlu onu ehri yola zorlu onu doğru yola götürmez. Allâh’ın velileri mürşidleri de cebriyeci değildir. Allâh’ın ahlakıyla ahlaklanırlar ehriyi ve doğruyu anlatırlar ve gösterirler.

O kimse ehriyi ve doğruyu anlatırlar ve gösterirler. O kimse ama ehri yolu tercih eder ama doğru yolu tercih eder. Doğru yolu tercih ederse o altın silsileye sımsıkı yapışmıştır. Sözüyle, fikriyle, düşüncesiyle, eylemiyle, fiiliyatıyla, içiyle, dışiyle o silsileye yapışmıştır. Yok! O kimse ehri yolda gidiyorsa benim haftalardır söylediğim şey, o kimsenin manen bağı kesilmiştir. Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim bizi o hale düşenlerden eylemesin. Düştüysek de Rabbim düştüğümüz yerden bizleri ve Derviş kardeşlerimizi kaldırsın inşâallâh. Cenâb-ı Hak günahlarımızı affeylesin. Hatalarımızı, kusurlarımızı affeylesin. Yanlışlıklarımızı affeylesin. Bilerek veya bilmeyerek işlediklerimizi affeylesin. Rabbim bu Ar-Efe gecemizi mübarek eylesin.

Yarınki bayram sabahına mutlu bir şekilde uyananlardan eylesin. Cenâb-ı Hak bayram namazını kılanlardan eylesin. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin buyrunu tutup bayram namazına muhakkak gidenlerden eylesin. Kurban kesecek olanların kurbanlarını Cenâb-ı Hak şimdiden kabul eylesin. Kurban kesecek olan kardeşlerimizin kurbanlarının başında bulunup orada dua’larını, tövbelerini, zikirlerini yapmayı nasip eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Arife Günü ve Kurban Bayramı: «yevm-i nahir» (Kurban kesim günü, 10 Zilhicce) — Buhârî, Hac 117; Müslim, Hac 309-313; Tevbe 9/3, Hac 22/26-37; Arife günü orucunun fazileti — Müslim, Sıyâm 196 (1162); Ebû Dâvûd, Savm 49 (2425); Tirmizî, Savm 47 (749); Kurban kesme âdâbı — Buhârî, Edâhî 1-15; Müslim, Edâhî 1-25 (1957-1976); modern kurban tatbîki — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vahbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 4/2671-2728.
  • Feyz-i İlâhî ve Mü’minin Manevî Hâli: «kalpten Allâh’a yöneliş» — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «manevî hâl tehlikeleri» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «feyzin kesilmesi sebebleri» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Sûfîlerce Peygamber»: Velâyet Mertebeleri: Velîlerin peygamberlik mertebesi — Yûnus 10/62; «her ümmet’in velîleri» — Buhârî, İ’tisâm 10 (7311); Müslim, İmâra 174-175 (1920); «en üstün velî sahâbe» — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; «sûfîlerce peygamber» tâbiri (mecâzî) — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «velîlerin Sünnet’e bağlılığı» — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Tasavvufî Disiplinde Yük Kaldırma Sınırları: «lâ yükelliffullâhu nefsen illâ vüs’ahâ» (Bakara 2/286); «mü’minin gücü ölçüsü» — Ahzâb 33/72; «manevî yük denkliği» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «alıştırma ile yetişme» — Mevlânâ, Mesnevî; modern terbiye — Ahmed Sirhindî, Mektûbât.
  • Şeyh Efendi’nin Disiplini ve Namaza Durma: «Allâhu Ekber» tekbîriyle namaza giriş — Buhârî, Salât 5; Müslim, Salât 41-43; namaz disiplini ve sünnet — Buhârî, Ezân 18; Müslim, Salât 28-31; «şeyhin namaza durma örnekliği» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «müridin şeyhe örnek alması» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern Karabaş silsilesi tatbîki — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Tasavvufî Kıyâfet ve Mürşid Bağı: Tasavvufî kıyâfet (sarık-cübbe-haydariye) — Buhârî, Libâs 16; Müslim, Hac 451; «mürşidin giydiği gibi giymek» tâbiri — Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, el-İkdü’l-Cevherî; «kıyâfetle bağ kurma» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern Karabaş kıyâfeti — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Tarîkat Edebine Uymama Tehlikesi: «edeb ehli» tasviri — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «mürşid sözünden çıkmama» — Ahmed Sirhindî, Mektûbât; «vefâsızlık» — Lokman 31/19; Hücurât 49/2-3; modern tarîkat eleştirisi — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs; «edebsizliğin günâhı» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve Sünnet’e Bağlı Tasavvufî Disiplin: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Sünnet’e bağlı tasavvuf disiplini — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Nefs, Velâyet, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı