Q&A: Perşembe Halaka-i Zikrullah Niyâzı ve Yatsı Sonrası Tatbîki — Karabaş Tatbîki
Âmîn. Selâmünaleyküm. Perşembe günleri zikre geldiğimiz için yatsın namazını. Camide cemaatle kılmayı kaçırıyoruz. 27 kat sevabı kaçırmış oluyor muyuz? Evet. Arkadaşlar dersten sonra burada cemaat yapıyorlar. Onlara katılabilirsiniz. Sahabeden birisi bir gün Şam’a gider. Şam’da vaazı nasihat ediyordur. Böyle bir namazın vakti çıkar. Oradan birileri namazın vakti çıktı namazı kılmalık bağında bir söz söyler. Bu sefer o sahâbe de yapılmış olan sohbetin kıymetli olduğunu ve namazı birazdan sonra sohbetten sonra da kılınabileceğini söyler. Evet. Bitsin, ölesi inşâallâh. Annem ve babam maddi durumları olmamasına rağmen kredi çekerek kurban kesmek istiyorlar. Faizle kurban kesilemeyeceğini anlatmama rağmen diğer kurban ortaklarına söz verdikleri için vazgeçemeyeceğini söylüyorlar.
Zikrullah Hakkında
Lisan-ı münasiple anlatmama rağmen onları onaylamadığım için telefonlarıma cevap vermiyorlar. Bu durumda benim anne babama karşı tavrım ne olmalı? Onlara dinen uygun olanı anlattım fakat onların hakkına girmiş oluyor muyum? Onların hakkına girmiş olmuyorsun. Evet. bir kimse kredi çekerekten kurban kesmez. Hanefilere göre o kimsenin zengin hükmünde olması lazım kurban kesmesi için. Zengin hükmünde olan kimse de o kimsenin normalde eğer zekat veriyorsa, zekat veren kimse zengin hükmündedir. Ona kurban vacip olur. Öbür türlü kurban ona vacip olması, hele borçlanarak kurban hiç kesmesin. Dînimize göre hânemizde kedi beslemenin yeri nedir? Kısaca cevaplarsanız çok memnun olurum. Evinizde fare, sinek, sivri sinek, hamam böceği, tahta kurusu, fil gibi küçük hayvan var ise kedi besleyin.
Ne kadar da çok meraklı insanlar evlerinde kedi köpek beslemeye. İllaki bir kedi besleyecekler, illaki bir köpek besleyecekler. Böyle bir saplantı hâline geldi insanlar. Saplantı hâlinde bu. Böyle yeni nesil çocuklara da bunu alıştırıyorlar şimdi. Yeni nesil çocuklar da bunu alıştı. Yeni nesil kadınlar, kızlar, bilhassa sonra çocuklar. Böyle bir evde hayvan bakmanın, bakmak böyle saplantı hâlinde. İllaki evde bir hayvan bakacaklar. gidip bir, bunu defallarca söylüyorum, defallarca söylememe rağmen yine bu soru geliyor bana. bir fukaraya bak desem bakmazlar. Bu kedi köpek mama ve kedi köpek eşya lobisi bütün her şeyi ayağa kaldırıyor. normalde gidin internette, gidin internette yıllar içerisinde kedi köpek mamasına ithalat olarak verdiğimiz dolar cinsinden paraya bakın ülke ekonomisinde görün onu.
Bakın kedi köpeğe ülke olarak ithal ediyoruz çünkü mamaları. Yıllar içerisinde ne kadar ithal etmişiz bakın ülke ekonomisinin nasıl bir ağırlık olduğunu göreceksiniz. Mustafa sabah on yaşındayım iznin ne olursa ders almak istiyorum. İnşallah Mustafa. Bir ad tazelene var mı? Nefsim uyup giden tekrar ders alması gerekir mi? Allâh razı olsun. Bu gidenin gidiş şekline şemaline bağlı, gelenin de geliş şekline şemaline bağlı. Bizden büyük, küçük veya yaşıtımız olan kişiler gıybet ettiğine nasıl uyarı yapmalıyız, duruma göre insanlara nasıl bir dil kullanmalıyız. Ayet-i kerime var gıybetle alakalı. Ayet-i kerimeyi okuyun. Hadîs-i Şerîfler var. Hadîs-i Şerîfleri söyleyin. Böylece Kur’ân ve Sünnet tarihisinde onlara söylediğinizi söylemiş olursunuz.
Bir sıkıntı olmaz. Tabi inkar ederlerse de küfre düşerler. Allâh muhâfaza eylesin. Mikrofonu saliye ver. Sende iyi ara gel. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. İstanbul’dan Salih Bülükbaşı ben. Geçen hafta efendimin okuduğu bir uzun kağıt vardı. Soruların olduğu. İsmini vermeyeceğim malum platformun isminin geçtiği uzun kağıt. Efendimin orada bahsettiği, günde 30 bin tevhid çekmiyorsundur dediği kişi ben. Günde 30 bin tevhid çekmiyorum. 20 bin tevhid çekmiyorum. 10 bin tevhid çekmiyorum. Efendimin dediği gibi günlük dersimi de zor çekiyorum. Efendim hakkınızı helal edin. Helal olsun. Geçen hafta o soruyu cevaplarken hani sonunda bunlar bunlar yapmıyorsunuz dedim. Sonra geldi soruyu soran benim dedi.
Hakkını helal et dedi. Öyle şey olmaz dedim. Çıkacağın herkesin önünde diyeceksin dedim. O kişi benim. Dersleri de dost soru çekmeyen benim. Tevhidleri de dost soru çekmeyen benim diyeceksin dedim. Öyle. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Efendim selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Sizin de sıkça referans olarak kullandığınız Âl-i İmrân suresi 31. ayeti kerimede Allâh’ın kulun Allâh’ı sevmesinin Allâh’ın da kulu sevmesinin yegane çaresi nasıl diyelim Rasûl’e ittiba etmek efendim. Böyle yapıldığı halde ve yafırleküm zünûbeküm geçiyor ayeti keriminin sonunda ve sizin de günahlarınızı bağışlar.
Hadîs-i Şerîf «Allâh Günâhlarınızı Bağışlar» — Mü’minin Tövbeyle Yenilenmesi
Ben size daha önce bunu sorduğumda siz hadîs-i şerîfi örnek vermiştiniz. Hiçbir kul yoktur ki bir günah onu perşeminden yakalamamış olsun. Buradaki günahın mahiyeti nedir efendim? Günah değişkenlik arz eder mi? Hep aynı günah mıdır? Bu noktadaki cevabınızı istirham edin. Günah geniş. Herkesin nefsine uyduğu yer nefsine zayıf olduğu yer aynı değildir. O yüzden günahı tek merkeze bağlamak tek çizgiye bağlamak bu mümkün değil. Herkesin perşeminden tutan bir günah vardır. O perşeminden tuttuğu günah o kimsenin en zayıf noktasıdır. Bu zamana göre devre göre şekle-şemale göre şahsın konumuna, durumuna göre onun zayıf noktası farklılaşır. Bir kimseye kibirden vurur, bir kimseye paradan vurur, bir kimseye kadından vurur, bir kimseye gıybetten vurur, dedikodudan vurur.
Birilerine bir şeylerden vurur. Bunun normalde günah-ı kebâiller belidir Hadîs-i Şerif’te var. Ama normalde Mekki’ye göre de 24 tane büyük günah vardır. Hadîs-i Şeriflerde bazılarında 7 bazılarında 9 bazılarında 11’dir. Bunlara bağlı olarak da Mekki derlemiş toparlamış 24 tane günah-ı kebâiller olarak. Heytemi’ye bakarsanız Heytemi’nin Helâllâh-ı Haramlar kitabının başında da Mekki’nin 24 tane günah-ı kebâillerini sıralamış. Şimdi meseleyi bu açıdan baktığımızda herkesin hataya düştüğü, günaha düştüğü, ondan sonra yer farklıdır. Ama burada hiç ayırmaksızın, tövbe eden hiç günah istememiş gibidir buyurur Hadîs-i Şerif’te. Ben birinci derecede âyet-i kerimeleri sonra Hadîs-i Şerifleri kendime ölçalırım.
Sonra imamların iştahadı benim için önemlidir. E normalde mademki tövbe eden Cenâb-ı Hak tövbesini kabul edip affediyor, bakın bunda şek-şube yok, o zaman aynı şey Hadîs-i Şerif’te de var. Hiçbir kimse yoktur ki perçeminden onun bir günah tutmamış olsun. Sahâbe diyor ki, nicedir o ümmetin hâli? ne yapacaklar onlar? Allâh Rasûlü’nün sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri, tövbeden hiç günah istememiş gibidir diyor. Tövbeden hiç günah istememiş gibidir. Bu tabi Allâh nezdinde böyle, kullar nezdinde böyle değildir. Biz kullar ne yazık ki hataya düşeriz, bir kimsenin tövbesini unuturuz. Biz kullar hataya düşeriz, insanları yargılarız. Oysa o kimse bilhassa sufiler için söylüyorum. Zikrullâh halakasına oturmuştur.
Zikrullâh halakasına oturduysa o kimse, cemaatle Allâh’ı zikrettiyse, imam Muhammed Hazretlerinin nakleti Hadîs-i Şerif’e göre affolmuş olarak kalkmaz. Günahları hayra çevrilmiş olarak kalkar. Şimdi bir Hadîs-i Şerifler var, o kimsede oradan affolmuş olarak kalkar der. Ama imam Hambel’in naklettiği bir Hadîs-i Şerif’te ise orada diyor günahları hayra çevrilerekten kalkar. Bu konuda sufiliye karşı olan gibi görünen daha doğrusu karşı değildir ama karşıymış gibi gösterilen Teymiye’nin talebesi, imam Teymiye’nin talebesi Ali’l-Karri dayı bu Hadîs-i Şerif’i hadislerle İslam tefsirine almıştır kendisi. Bakın hadislerle İslam tefsirini normalde o Ali’l-Karri’nin o tefsirini almıştır. Çünkü Teymiye de bunu kendisine almıştır.
İmam Hambel’idir çünkü Teymiye. Teymiye Hambel olunca imam Hambel’in naklettiği bütün Hadîsleri kendisine ölçü alır. Hatta o tefsiri normalde ve teymiye’den ve sonradan gelenler o imam Hambel Hazretlerinin hadîslerini çok ehemmiyet verirler. Şimdi böyle olunca imam Hambel Hazretlerinin Hadîs-i Şerif’inde cemaatle yapılmış olan zikrullahdan günahları affolmuş değil, günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız, dağılınız der. Ben o yüzden toplu zikrullahları önemserim. Ve dervişler için bu bir kurtuluş kapısıdır. Böyle kendisini kibir deryasına atan, dervişliği, sufiliği küçük gören, hatta zikrullahı reddedip küfre düşen. Ama ne yazık ki İslâm’mış gibi görünen bir kısım ahmaklar bunu görmek istemezler, görmezler.
Bunu da ben Allâh’ın onların görmemesini, kabul etmemesini, kalplerinin mühürlenmesine bağlarım. Bunlar kim bilir nasıl bir suç işledilerse, nasıl bir şey yaptılarsa Cenâb-ı Hak onların kalplerini mühürledi. Kalplerini mühürlediği için zikrullâh halkasına oturmayı akle edemiyorlar. Zikrullâh lakasına da gelemiyorlar. Zikrullâh lakasına devam edemiyorlar. Ben yıllar yıllar bunu kendimce baktım, ölçe dindim. Dedim ki bir gün zikrullâh lakasını bırakıp terk ederse bir kimse, evet o kimsenin kalbi mühürlenmiş. Kim bilir kime ne yaptıysa, kim bilir kime ne ettiyse, hangi velinin kalbini kırdı, hangi veliye dil uzattı, hangi mürşide savaş açtı. Bu bilinmez çünkü bunlar. Veyahut da olmayacak yere olmayacak bir şeyler mi söyledi?
O kimse zikrullâh lakasından nasibi kesildi. Onun yaptıklarından dolayı çünkü. Onun işlediklerinden dolayı, birisinden dolayı değil. Sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Bir başkası değil. Bizim kaderimizi Cenâb-ı Hak çalışmamıza bağlar. Ayetle sabittir bu. Biz sizin kaderinizi, sizin gayretinizi, sizin çalışmanıza bağladıklar. O zaman o kimse nerede ne yaptıysa, nerede ne ettiyse, onun zikrullâh lakasıyla bağ koptu. Zikrullâh lakasıyla bağ koptuğu için o mühürlenenlerden oldu. Bakın o zikrullâh halkasına sırtını döndü, çekti gitti. O mühürlenenlerden oldu. Çünkü zikrullâh halkasına devam etmiş olsaydı, son nefesine kadar o kimse aff olmuş olarak yürüyüp gidecekti. Bakın aff olmuş olarak yürüyüp gidecekti.
Çünkü hadisle sabit o kimsenin günahlarının hayra çevrildiğine dair. Bakın günahlarının hayra çevrildiğine dair. Bir kimse, o yüzden büyükler demişler ki sürünerek de olsa siz zikrullâh halkasına gidin. Sürünerek de olsa. Ne olacak aff olacak. Orada da normalde başka bir hadisi kutside de oraya temaşa için gelmişti, orayı seyretmek için gelmişti zikrullâh halkasına diye.
Hadîs Kitaplarındaki «Zikr Halkası» Bölümü — Hadîs-i Şerîf Delîlleri
Allâh’ı zikirle alakalı hadîs kitaplarının bu bölümünün en başındaki hadisi kutsidir. işte melekler uşuşurlar başına hepsi de toplanırlar, Allâh’ı zikredenlerin üzerinde halaka kururlar. Allâh sorar kullarım ne yapıyor, bildiği halde seni zikrediyorlar. cehennemi mi gördüler mi, cenneti mi gördüler mi bu hadisi kutsi uzun. En sonunda Cenâb-ı Hak der ya ey melakelerim şahit olun. Ben oradakilerin hepsini de affettim. Meleklerden birisi der ki diyor ya Rabbi burada temaşa için gelen vardı seyretmeye geldi. Başka bir rivayette de diyor ki orada birisi vardı onunla işini görmek için geldi. Cenâb-ı Hak cevap veriyor. Orası öyle bir yüce meclistir ki orada bulunanları ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz hepsini affettim diyor.
Şimdi bir zikrullâh meclisine gitti o kimse zikrullâh meclisine oturdu. Allâh’ı zikretti. Oradan affolmuş olarak değil günahlara hayra çevrilmiş olarak kalktı. E bunu şimdi bir kimse terk ediyorsa buna sırtını dönüyorsa bakın bunu terk ediyorsa buna sırtını dönüyorsa o kimsenin kalbi mühürlendi. E şimdi daha önce bir üsdattan ders aldı bir şehitten ders aldı ondan sonra gitmemeye başladı. Bıraktı dersi ve hatta böyledir ya üsdat vefat etti vefat edince onun da dervişliği vefat etti gitmedi bir yere şey yapmadı. Ben hep şunu diyorum sen ne hata işledin ne günah işledin de sen bir daha bir mürşid-i kâmile bağlanmadın. Nasıl? Basmaya. Sen muhakkak bir yanlışlık yaptın muhakkak büyük bir hata yaptın.
Sen zamanın Hz. Pîr’in deyimiyle zamanın israfiline sen gidip intisâb etmedin. Mürşidler eksik mi değil hadîs-i şerifle sabit mi evet el velî ismi şerifi Cenab-ı Hakk’ın sıfatı mı evet el velî ismi şerifi rafa kaldırılır mı aşağı hayır. O veliler her daim var mı var. O zaman sen o veliye intisâb etmedin bulamadıysan bir veli kendine bulamadın. Bir mürşid-i kâmile bağlanamadın. Halbuki sen daha önce bir mürşid-i kâmile bağlıydın sonra bir mürşid-i kâmile bağlanamadın. Sen o birinci mürşid-i kâmile karşı bir hata ettin bir kusur ettin bir yanlışlık yaptın. Senin Cenâb-ı Hak ipini kesti daha doğrusu sen kendi kendine ipini kestin. Sen kendi kendine kapını kapattın neden çünkü kim Allâh’ın velilerine savaş açarsa Allâh’a savaş açmış gibidir.
Allâh ondan intikamını alır. Hades-i kutsi mi evet. Sen o zaman yola edepsizlik ettin. Yola karşı sen bir yanlışlık yaptın ve sen kendi yolunu kapattın. Benim en çok çekindiğim şey burasıdır. Sen kendi yolunu kendin kapattın. Ve zikrullâh halakasından ayrıldın ve bir mürşid-i kâmile intisâb edemedin veya etmedin. Kendi yolunu kendin kapattın. Dön nerede ne yaptıysan tövbe et helallık al bir kendine bir mürşid bul zikrullâh halakasına otur. Yok bir mürşid bulup zikrullâh halakasına oturmadıysan ben açık açık konuşuyorum bunu. Dön tekrar kendine bak. Gerçekten ciddi ciddi söylüyorum bunu. Kime intisâb edersen et. Ha nerede zikrullâh halakasına oturuyorsan otur. Ama bir üstada intisâb etmediysen o zaman dön kendini yargıla dön kendini hesap edecek.
Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden orada günah ayrımı bence yok. Günah ayrımı yapanlar kendilerince kendi kendilerine onu şerh etmeye çalışıyorlar. Kendi görüşleri. Şimdi bir şeyde şerh edilebilmesi için onun bâtini bir hüviyeti olması lazım. Bâtini bir hüviyeti olmuş olsa onu şerh edelim. Ama âyet-i kerîme açık. Ayet-i kerime kim ey Habibim de ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allâh da sizi sevsin ve mağfret etsin affetsin. O zaman biz buradaki o âyet-i kerîme nedir? Kim Allâh’ı seviyor mu derse sünnet seneye tabi olacak. Adım adım yapabildiği yere kadar ki Allâh da sizi sevsin. Bak Allâh’ın sevmesini Cenâb-ı Hak kendisinin sevgisini sünnet seneye bağlılığa bağlamış. Allâh affetsin.
Benim demek tecrübe ya bu şimdi. Yıllardan beri ben şunu söylerim hep. Arkadaşlar kardeşler sünnet seneye tabi olun. yaptığınız sünnet seneye uygunsa Allâh beni affetsin. Başınıza ne gelirse gelsin yıkılmazsınız. Bu yol sıkıntı gelir, bela gelir, müsibet gelir, darlık gelir hepsi de olur. Yol bu. Hayat çizgisi insanın. Başına gelmeyecek bir şey kalmaz insanın. Gelir. Ama bunların altında ezilmez, silindir gibi üzerinden geçilmez. Sonuçta o kimse kendini derler toparlar. Yine Cenâb-ı Hak ona bir hayat verir. Allâh onu korur, kollar tekrar orta yere çıkarır. Sen bitti dediğin yerde Cenâb-ı Hak onu bitirmez. Bakın şahsı da bitirmez, topluluğu da bitirmez. Şimdi ben desem ki Hüseyin, Adnan, Cafer neler geldi bizim başımızdan.
Bursa’ya geldiğimden beri desem onlar anlat bitiremezler. o ilkler mesela hala da içimizde hepsi de onlar anlat anlat bitiremezler. Ne fırtınalar ne rüzgarlar esti. Herkes dağıldık bittik dediğimiz anda Cenâb-ı Hak hepimiz diriltti, diri tuttu. Basıldık da polis de geldi, jandarma da geldi, götürüldük getirildik, mahkemeler onlar bunlar, iftiralar hepsini yaşadık. Hala da yaşıyoruz. Herkes böyle hemen üfleyince gideceğimizi zannediyor değil. Tabirci aise biz Allâh’ın dirisiyiz. E sebep ben şuna bağlıyorum. Diyorum ki biz hasbel kadar Kur’ân ve Sünnet’i yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyoruz. Ben bile bile kasıtlı Sünnet’i terk etmem. Arkadaşlara da terk ettirmem. Anlatırım. Bile bile Sünnet-i Seniyye’ye ihanet etmem.
Hatam olur, günahım olur, kusurum olur, yanlışım olur, eksiğim olur, hepsi de olur. Hepsi de olur. Ben ne insanım sonuçta? Ben ne bir kulum? Ama benim ihanetim olmaz, benim vefasızlığım olmaz. Benim içimden ineli düşmanlığım olmaz. Benim kardeşlerime karşı ihanetim olmaz, aileme karşı ihanetim olmaz. Yetemediğim yer olabilir. Olabilir, insanım ben de. Hatam, kusurum, yanlışım, günahım olur.
«Bu Kapılar Kapalı Değil» — Mü’minin Tövbeye Açık Olma Hâli
Ben bu kapılar kapalı değil, hiç kimse de kapalı değil. Hiç kimse de kapalı değil. Ama tövbe kapısı her daim açık. Zikrullâh kapısı her daim açık. Sünnet-i Seniyye’ye uyma kapısı her daim açık. Nefesimiz var ise, nefesimiz var ise, tövbe kapısı, zikrullâh kapısı, iyi amel kapısı açık. O zaman ümitsizlik yok. Ne hale gelirsen gel, ne hale düşersen düş. Başına ne geldiyse geldi. Geldi ya. Geliyor zaten ki. Benim en sıkıntılı mesela nefsimi zor kabul ettiği bir şey, nefsimi zor kabul ettiği bir şey, açık açık söylüyorum. Benim olmayan faturadan, irsaleden içeri girmem. Olmayandan. Dalga geçer gibi dilekçe yazdım mahkemeye. Söz konusu olan faturaları bana tebliğ edin diye. Mahkeme kendisiyle dalga geçti mi hissetti herhalde.
Bir üst mahkemeye gönderdi. Söz konusu dosyada incelenmiş bir fatura, irsale yoktur diye. Bakın var ya bir insanı böyle temelden sarsan bir şey. Kendi kendime Allâh Allâh dedim ya. Ben öyle olmadığını biliyorum zaten. Ben böyle kafa yapar gibi bunu yazdım. Ben onu normal içeride kendime dedim ki, Mustafa Özbaha bunu yaşayacakmışsın dedim. Bununla da barış. E, Cenâb-ı Hak diriltti. Can verdi, hayat verdi. Allâh affetsin. Kimse davulmadı. Herkes benim ma’sum olduğuma inandı. Bunu Cenâb-ı Hak inandırıyor bunu. Allâh kalpleri evren çevren. İçinden bunu istismar edenlerimiz çıkmaya kalktı. E, onlar da Cenâb-ı Hak tabir-i caizse tın diye teddirdi gönderdi. Ha, kendilerinden. Biz bir şey demedik. Kendi kalbini bozanlar, içini bozanlar.
İçini bozanlar. Yürüdü gitti. Bakın Allâh, Allâh doğrunun yanındadır. Cenâb-ı Hak’ın dığıtmadığını hiç kimse dığıtamaz. Allâh’ın aziz ettiğini hiç kimse zelil edemez. Hiç kimse. Ama nasıl aziz eder? Sen Kur’ân ve Sünnete sımsıkı yapışırsan, sen Habîb’inin yolundan gidersen, seni zelil etmez. Seni aziz eder. senin günahını da affeder, hatanı kusurunu da yanlışını da örter senin. Bakın hepimizin vardır. Bakın bir benim derim ya ben günahsız bir topluluk oluşturmaya çalışmıyorum. Benim böyle bir derdim yok. Ben Allâh’ın kullarına tövbe-i zikrullâh-ı iyi amelleri, salih amelleri yaşamaları için nasihat edenim. birisine rejmet çek dermiş ya İsa Aleyhisselâm zamanında. İsa Aleyhisselâm meşhur sözü var ya, hiç günah istemeyen ilk taşı atsın demiş.
Herkes durmuş. Bak herkes durmuş. Bizim bu noktada benim durduğum nokta bu. Hepimiz günahkarız arkadaşlar. Şimdi birazdan zikrullâh yapacağız. Hepimizin günahları silincek hayra çevrilmiş olarak kalkacağız. Ha belki de zikrullâh bittikten sonra biz yanımızda ki bizim ya gördün mü ya filan canım fişmancaz şöyle yapmış. Gıybete başlayacağız biz yine. Ve hatta ne bileyim kendi kendimize anlayıp anlamadığımız bir şeyi sorgulamaya çalışıp iftiraya da düşeceğiz. Gıybete de düşeceğiz. Dışarı çıkacağız. Siyasetçilere giydireceğiz. Ondan sonra yok ona giydireceğiz. Buna giydireceğiz. Yine düşeceğiz biz o çukura. Veyahut da Allâh affetsin bunu böyle söylemek istemem. Cinsel suç işleyenlerimiz olacak. Olacak.
Hepimizin bir hatası kusuru olacak. Yanlış olacak. Olacak. Cenâb-ı Hak burada affedecek. Biz dışarı çıkacağız. Gene günahı işleyeceğiz mi? İşleyeceğiz ya. Kendimizi muhafaza etmeye çalışacağız. Korumaya çalışacağız. Birine sinirleneceğiz, kaydıracağız. Hatta öbür kül duyacak olan görüyor musun? Bir de derviş olacak. Bak gıybet et diyecek. O da günaha gelecek. Sana ne? Bak işine. Hayır. Ve hatta o başka birine diyecek. Tamam. Şimdi ne olacak? Murtaza da muhafaza oldu diyecek şimdi. Murtaza imtihan kapısı adamın. Murtaza geliyor oraya. Koltuğa oturuyor. Adam da bana demiş hala da o koltukta oturuyorsa benim bu dergahda işim yok. Allâh yoluna çıkilsin. Gidiş o gidiş gitti. Allâh yoluna çıkilsin.
Hala da gitsin de gittiği yere kadar. Adam da oturuyor orada. Limon babası gibi her perşembe. Makam ona ait. Kimse oturmuyor değil mi Murtaza oraya? Koltuk makamı sana ait. Tamam. Tescirli diyor ya. Sen tescirlettin diyor. Şimdi imtihan kapısı. Adam ona bakıyor şimdi. Adam ona bakıyor şimdi. O mu Murtaza da buradasa diyor. Hala da burada diyor. Baş köşede oturuyor diyor. Adam çekip gidiyor. Buradan gidiyor adam. Lan diyorum ya. Adamın gittiği yere bak. Sana ne? Otur Zikrullâh’a. Ondan sonra. Otur. Yok o gidecek ya. Gitmek için bahane hazırdır herkese. Gelmek için de bahane hazırdır. Sevmek için bahane hazırdır sevmek isteyene. Nefret etmek isteyene de bahane hazırdır. Nefret eder ya. Sen istersen ağzından koş tut.
O senden nefret etmiş tamam bitmiş. Onlar.. Rızkı bitmiş senden ona. Uğraşma seni sevsin diye. Bakın uğraşmayın. Hatta bu eş olabilir. Bu çocuk olabilir, Bu karneyi yerleştirir. Herkesi düşer. Bu суп ferywart. Bu şervet feryf把iri, Hatta bu eş olabilir, bu çocuk olabilir, bu kardeşiniz olabilir, anneniz babanız olabilir. sen ağzından kuş tutsan senin kıymetin yoktur. Sevmez seni. Yok. bakarsın. Allâh Allâh diyorsun ya. ne var bunda? Yok rızkı bitmiş onun öyle görün. Veya iş yerinde hiçbir sıkıntı yok. Birisi çeker gider. Rızkı bitmiş öyle görün. Rızkı bitmiş ya. Yapacak bir şey yok. Onun da manevi rızkı bitmiş adam gidiyor. Allâh yoluna açık etsin. Yapacak bir şey yok. Ama burada önemli olan şey şu.
Bunu tekrar tekrar altını çizeceğim. Ölüyor olsanız dahi. Rüyanızda gördünüz değil mi? İki gün sonra nefes gidiyor. Aa, o ikinci gün zikrullâh var. Gel kardeşim sen. Hasta da olsan gel. Kime ne zaman ne yakalacak belli değil çünkü. Gel zikrullâh alakasını. Rabbim inşâallâh tertemiz olarak buradan göndersin seni. Âmîn. Burada kime kırıldıysan kırıldın, kime kızdıysan kızdın ben dahilim.
Halaka-i Zikrullâh ve Mahşer Mahcûbiyeti — «Allâh Hiç Kimseye Mahşerde Göstermesin»
Zikrullâh alakasına gel. Halaka-i Zikrullâh Allâh’ın. Mustafa Özbağ’ın değil, Adnan Karataş’ın değil, Hüseyin Karadağ’ın değil, Cafer Altay’ın değil, ve hatta Cemil’in değil İzmit’te. Ve hatta Çanakkale’de Yusuf’ların değil. Değil. Zikrullâh alakası Allâh’ın. Halaka-i Zikrullâh Allâh’ın. Bunu yerleştirin. Allâh’ın halakasına oturdunuz. Ben kendi kendime hep derviş olduğumdan beri böyle inandım. Ben zikrullâh halkasına gidiyorum, ben Allâh’ın halakası. Orada zikrullâh yaptırıyorum, ben onun adına hizmet ediyorum. Benim onun adına. Bu mekan Allâh’ın. Allâh razı olsun. Ahmet Acara dedim ki ben orayı dergah yapıyorum, baba senin olsun al yap dedi. Tamam yaptık. Birkaç sefer teklif ettim para pul almıyor da.
Tamam bitti. Ben öldükten sonra da devam ettirirsiniz inşâallâh. Evet zikrullâh halakası Allâh’ın halakası. Devam edin. Halaka-i Zikrullâh’a oturun. Allâh’ın halakasına oturdunuz. Allâh’ın halakası cennet bahçesi. Cennet bahçesi. Ey ashabım siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Ya Resulallah dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi ya Resulallah? Allâh’ı zikredilen meclisler. Şimdi başka bir tarafa götüreyim bu hadîs-i şerîfi. Allâh’ı zikredilen meclisler. Bakın hadîs-i şerîfi bu. Allâh Celle Celaluhu cennet halkına tecelli edecek mi? Etecek. Hem ayetle hem hadisle sahi mi? Sahi. Kardeş. Burası cennet bahçesi zikrullâh halakası. Allâh burada tecelli edecek. Nihayet bahçesi aklınıza geldi.
Allâh burada tecelli edecek. Tecelli edecek. Sen o tecelliyata mahsar olmaya çalış. Bunu idrak et. Sen idrak etmedin. O tecelliden sen mahrum kalmadın. Bunu idrakten mahrum kaldın. Yoksa o tecelli etti. Bu neyle sabit? Allâh cennet halkına tecelli etti. Bir kısmı dedi ki bu bizim Rabbimiz değil. Bir kısmı hemen tecelli etti. Sejdeye gitti. Allâh sonra bir daha tecelli etti. Tecelli edince o secdeye gitmeyenlerin zanlına göre tecelli etti. Bu secdeye gitmeyenlerin zanlına göre tecelli etti. Bu sefer hepsi de secdeye gittiler. Dediler ki bu bizim Rabbimiz. Sen buradaki tecelliyatı görmedin, hissetmedin, idrak etmedin. Allâh tecelli etmedi diye tecelli etti. Sen idrak etmedin. Sen bu tecelliyatı görmedin.
Yoksa tecelli etti burada. O yüzden zikrullâh alakasını, zikrullâh alakasını Allâh’ın sofrası, Allâh’ın halakası, Allâh’ın cennet bahçesi Cenâb-ı Hak’ın tecelli ettiği yer olarak görün. O yüzden zikrullâh da adabınızı, edebinizi terk etmeyin. O idrakle, o hal ile Allâh’ı zikredin. Ve o hal ile, o idrakle Allâh’ı zikredin. Ve tertemiz olmuş bir vaziyette gidin. Cenâb-ı Hak cümlemizi temizlesin. Cümlemizin idrakini açsın. Cümlemizin ferasetini açsın. Cümlemizi Cenâb-ı Hak son nefesimize kadar zikrullâh halakalarında devam ettirsin. Cümlemizin dillerini her daim ölünce kadar zikrullâh ile ıslak eylesin. Kardeşlerimizin hatalarını, kusurlarını, yanlışlıklarını, eksiktiklerini Rabbim affetsin ve örtsün.
Hiçbir kimseye de göstermesin. Mahşerde de hiç kimseye göstermesin. Hiçbir kardeşimiz o mahşer yerinde Allâh’ın huzurunda, peygamberlerin huzurunda, o sahâbelerin, velilerin huzurunda, Rabbim hiçbir kardeşimizi utandırmasın.
Kaynakça ve Referanslar
- Halaka-i Zikrullâh ve Perşembe Tatbîki: Halaka-i zikir tatbîkı — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/251; Perşembe gecesi (yatsı sonrası) zikir geleneği — Karabaş silsilesi tatbîkı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Karabaş Yezîd Halvetî tarîkatlerinde Perşembe gecesi zikir; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «Cuma gecesi» mübarekliği — Ebû Dâvûd, Salât 207 (1047); Tirmizî, Cum’a 7 (488).
- «Allâh Günâhlarınızı Bağışlar» Hadîs-i Şerîfleri: «Allâh tevbe edenlerin günâhlarını bağışlar» — Buhârî, Daavât 4 (6307); Müslim, Tevbe 1-12 (2702-2769); «innallâhe yağfiru’z-zünûbe cemîan» (Zümer 39/53) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 23/315; tövbe-i nasûh — Tahrîm 66/8; «el-mer’ü mea men ahabbe» — Buhârî, Edeb 96; sufîlerde tövbe — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’t-tevbe; Ahmed Sirhindî, Mektûbât.
- Hadîs Kitaplarında «Zikr Halkası» Bölümü: «Bâbu fadli’z-zikr fi’l-mecâlis» — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); İbn Mâce, Edeb 53 (3791); Tirmizî, Daavât 7 (3378); «kitâbu’z-zikr ve’d-du’â» — Müslim’in Sahîh‘inde tam bölüm; halaka-i zikrin sünnet delîli — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; modern eleştirilere cevâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «zikr meclisleri» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân.
- «Bu Kapılar Kapalı Değil» — Tövbe Kapısının Açıklığı: «Allâh’ın rahmet kapısı açıktır» — Zümer 39/53; Bakara 2/186; «kapı» mecâzı — Hadîs «inne livâli’z-zünûbi bâben…» — Tirmizî, Daavât 79; «tövbenin kabûl edilmesi» — A’râf 7/99-100; «hiç kimseye kapalı değil» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «mü’minin Allâh’a karşı tutumu» — Bediuzzaman, Lemalar.
- Mahşer Mahcûbiyeti ve Mü’minin Korunma Niyâzı: Mahşer tasvîrleri — Mü’min 40/16-18; Sa’d 38/16-26; A’râf 7/53; «mahşerde mahcûb olmamak» — Buhârî, Rikâk 51 (6584); Müslim, Cennet 1 (2829); «huzûrullâhda utanmamak» — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern âhiret bilinci — Bediuzzaman, Sözler 23. Söz; «sahâbe-velî huzûrunda mahcûbiyet» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Karabaş Halaka Tatbîki ve Mü’min Eğitimi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Perşembe gecesi halaka geleneği — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «zikrullâh halkasının fazileti» — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Silsile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı