Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #53 — Allâh Dostlarının Bekâsı, 7 Velî Hadîsi ve «Allâh’ı Tanıman İçin Yakın Ol» Tâbiri

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #53 — Allâh Dostlarının Bekâsı, 7 Velî Hadîsi ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Allâh Dostlarının Varlığı: «Bu Zamanda Velî Yok» Demenin Tehlikesi — Mü’minin İmanını Kaybetmemesi

Efdâlü’z-Zikr La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemî’an Enbiyâ ve’l-Mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selâmünaleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, başta Filistin ve Doğu Türkistan olmak üzere bütün zalimlerden Cenâb-ı Hak Müslümanların intikamını aldırsın. Âmîn. Nerede Müslümanların ırzına, namusuna, şerefine, haysiyetine, dinine, imanına tecavüz ediliyorsa, Cenâb-ı Hak o tecavüzcülerden intikamını alsın.

Allah Hakkında

Âmîn. Rabbim bu intikamını aldırsın. Âmîn. Bizleri de bu uğurda, bu yolda çalışanlardan eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi affeylesin. Âmîn. Cümlemize katından mağfiret eylesin. Âmîn. Katından afiyet versin. Âmîn. Katından bereket versin. Âmîn. Katından hidayet eylesin. Âmîn. Katından lütfetsin. Âmîn. İkram etsin. Âmîn. İhsan eylesin. Âmîn. Kendisinden başka hiç kimseye boyun eğdirmesin. Âmîn. Evet, geçen hafta halbuki sen hâlâ Mugeylan dikenine ve kumsala meyli diyorsun. Bu artakalası dikenden güle nasıl toprayacaksın? Buraya okumuştuk. Devam ediyoruz. Ey bu arama yüzünden taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duralım. Ne vakte kadar, nerede bu gül bahçesi diyeceksin? insanlar vardır ya, böyle kendilerince kimisi Müslümanlar olarak, kimisi böyle devamlı şeyh arar, bir veli arar.

Ve hiçbir veli onun için veli değildir, hiçbir şeyh onun için şeyh değildir. Boynuna bir arar ama o böyle kendince aradığını söyler. Kimin İhsan vardır buna gerek duymaz. Der ki, bu böyle bir yola ihtiyaç yok. Şu çiçeği alın buraya koyun. Teşekkür ederiz. Bu benim tasavvuf sufi hayatım boyunca bu tip kişilikleriyle, kimliklerle çok karşılaştım. bir kimse vardır mesela kendince bütün şeyhler, çok özür dilerim, sahtekardır. Hiçbirisi de şeyh değildir. O bütün şeyhlerden kendisince daha fazla şeyhtir. Ahkam keser. Kimisi vardır mesela bir şeyhi intisâb etmiş, vefat etmiş şeyhi. Orada kalmış. Hatta öğlelerine de karşılaştım. Bizim şeyhimiz son mürşiddi, ondan sonra mürşid gelmeyecek. Veyahut da biz şey efendinin bıraktığı yerdeyiz.

Biz aynı derse devam ediyoruz. Veyahut da bu zamanda Peygamber efendimizi gören var mı ki ya? Veyahut da bu zamanda böyle veliler var mı ki ya? Ne alakası var ya? Gibi replikler var. Tabii bunu böyle heva ve heveslerine uyduğunu söylersen seninle de irtibatı kesiyorlar. Bağı koparıyorlar çünkü nefislerine ağır geliyor. Ama genel olarak mesela bunlara göre bir veli yok, bunlara göre bir şeyh yok, bunlara göre bir mürşidi kâmin yok. Bunlar önceden de şimdi yok gibi replikler var toplumun içerisinde. Hatta ve hatta sufim diyenler dahi biz okumakla hallediyoruz. öylesini de gördüm. yani böyle bir mürşid lazım. Biz Mesnevî okuyoruz. Mesnevi mürşiddir bize. Veyahut da risalecilerde de var ya bu. Risale mürşid onlar için.

Kitaptan okuyorlar. Mürşid onlar için o. Veyahut da şeyhi vefat etmiş. Mesela çorumunacı Mustafa Efendi vefat edince biz çorumunun bıraktığı yerdeyiz. Arayın bulun bir tane. Yok. Normalde gidin filancaya bağlanın. Onun icazeti yok. Fişmanca böyle filanca var bu böyle. Bunlarla da karşılayıştık. Bunlarla da karşılayıştık. Veyahut da şeyh efendi Allâh rahmet eylesin vefat etti. Örneğin vefat etmezden önce hem Ahmet Duran ağabeyi açıkladı hem bu fakiri açıkladı. O nerede mümkün değil. o şeyhine tabi ama tabi değil. Nefsine tabi. Şeyhine de nefsine tabi etten. Yok onu da kabul etmiyor. E bakın edin bakıp etmiyorlar da. Biz normalde Mehdî’yi bekliyoruz. Nasıl yani? Basbayağı. Mehdî gelecek halledecek her şeyi.

O yüzden Mehdî’yi bekliyoruz gibi. Şimdi insanlar kimisi de burnunun ucunda bir gül bahçesi var ama burnunda gül koklayacak burun yok. O gül bahçesini görecek göz yok. Bir de işin bu tarafı var. Kimisi de mühürlenmiş. Asla böyle bir şeye ihtiyaç duymuyor. Namaz da yok, abdest de yok, oruç da yok. Hatta Türkiye’de bundan çok. Bu tarikatların hepsi de bozuk. Şeyhlerin hepsi de bozuk. Dindarların hepsi de bozuk. Toplancı. Ya? işte hatta bugün şeyde, Instagram’da gördüm. ne diyorlar? Bütün imamatipleri kapatalım. Bütün hocaları, müridleri asalım. Örnek. Bunlarda var. Adam kafir. Kafir olunca adam her şeye karşı. Bunlarda var. Diyor ki Hz. Pîr, bunlar taraf taraf bucak bucak dolaşıp duruyor. Ne vakte kadar, nerede bu gül bahçesi diyeceksin? bir gül bahçesi yok mu ki?

Ne zamandan mı, ne zamana kadar sen böyle gül bahçesi yok deyip de arayıp aracaksın diyor. Şimdi bunların hepsine bir cevap olacak bu akşamki sohbet. Bu akşamki sohbet. yok diyenler, olmaz diyenler acaba neyi, nereden kaybediyorlar? Şimdi bir kimse bu zamanda böyle veliller yok, bu zamanda mürşid-i kâmil yok deyince âyet-i kerimeyi inkar ediyor ama bilerek, almam bilmeyerek küfre düşüyor. Yunus Sûresi 62. İyi bilin ki Allâh’ın dostlarına, velilerine korku yoktur. Onlar üzülmezler de. Demek ki Allâh’ın velileri var, âyet de sabit. Bunlara korku yok, bunlar üzülmeyecekler de. Ayet 63. Onlar iman eden ve Allâh’tan korkanlardır. Şimdi o velileri söylüyor, ardından velilerin vasıflarını söylüyor. 64’te de onlara dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır.

Allâh’ın sözleri asla değişmez. büyük kurtuluş budur. Allâh’ın sözü değişmez, Allâh’ın hükmü de değişmez. Sen bu zamanda veli yok deyince, daha birçok âyet-i kerîme var velilerle alakalı. Ben en meşhur olanını aldım. Sen bu zamanda bir veli yok diyorsan, bir Allâh dostu yok diyorsan, âyet-i kerimeyi inkar ettin. Ayet-i kerimeyi inkar ettin, âyet-i kerimeyi inkar edince ve o inkar da durdun, namazın boşa gitti, hacın boşa gitti, orucun boşa gitti. Neden? Küfre düştün, küfür üzerindesin. Bakın küfür üzerindesin çünkü ayeti inkar ettin. Bir kimse âyet-i kerimeyi inkar ederse, kıldığı namaz, yaptığı hac, tuttuğu oruç ve bütün ibadetleri, ben en büyüklerini sıraladım, hepsi de boşa çıkar. Bir âyet-i kerimeyi inkar eder vaziyette yaşarsa, bakın namaz da yıkılsa, oruç dahi tutsa, kafir olarak ölür.

Sebep? Çünkü o âyet-i kerimeyi inkar noktasında duruyor. Oradan geri dönmedi. O inkar noktasında durduğundan dolayı kafir olarak ölüp gidecek bu dünyadan.


«7 Kişi Hadîsi» — Allâh Yeryüzünden Velîleri Eksiltmez; Birinin Yerini Diğeri Doldurur

Sen veli yok, bu zamanda Allâh dostu yok dersen kafirden oldun. Kafirsin sen. Çünkü şimdi hadîs-i şeriflere geliyor o sıra. Hadîs-i Şerîfte çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onların hiç eksilmediğini söylüyor. Çünkü el veli ismi Allâh’ın ismidir. Allâh’ın isimleri sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. El veli isminin, tekrar söylüyorum, başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. Cenab-ı Hakk’ın sıfatları bu noktada hem evveldir hem ahirdir. Evveldir, başlangıcı yoktur, ahirdir, sonu yoktur. el veli ismi şerifi sonsuz tecelli edecek. Neyin üzerinde? Allâh dostlarının üzerinde tecelli edecek. Ama zahir alemde ama batın alemde el veli ismi şerifi hep tecelli etmiş olacak.

Senin yok demen ne? O yok olmayacak. Sen gözünü kapattın güneşe, sen diyorsun ki güneş yok, oysa güneş var. Senin görmemenle alakalı değil bu. Sen hiç gece yolculuğu yapmadın, gece yolculuğu yapmadığın için sen ay yok hükmünde görüyorsun. Ay da var, yıldızlar da var. Senin görmemen ay ve yıldızın yok olduğunu göstermez. Ay ne? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Yıldız ne? Allâh’ın velileri, Allâh’ın dostları. O yüzden senin görmemen, senin reddetmen onları yok saymadı. O veliler ki kendi istekleriyle, kendi arzularıyla Allâh’a canlarını satmışlar. Onlar canlarını satmışlar. Bunların canlarının değeri karşılığı. Bunun karşılığı Allâh’ın sevgisi, Allâh’ın rızası, Allâh’ın cemaliyeti.

Cemalde fena olma. Bunlar kendilerinin para karşılığında peşkeş çekmemişler. Bunlar kendilerinin makam karşılığında peşkeş çekmemişler. İnsanların cebindeki üç kuruşa beş kuruşa bakmamışlar. İnsanların üzerindeki mala mülke bakmamışlar. Al-fise bilillah Allâh için canlarını Allâh’a satmışlar ve yola çıkmışlar. Bu manada ne terk edilmesi ediliyorsa terk etmişler. Dünyada garip olmuşlar. Hicret etmişler. Anneden, babadan, yardan, evlattan, vatandan, kendi yaşadığı ilden, ilçeden hicret etmişler. O hicrette devam etmişler. İslâm’ın doğduğu günkü gibi garip yaşamışlar, garip yaşamaktalar ve garip olarak ölüp gidecekler. Ne annesi anlayacak, ne babası anlayacak, ne kardeşi anlayacak, ne eşi anlayacak, ne çocukları anlayacak, ne de kardeşleri anlayacak onları.

Ancak anlayabilmek için garip olmaları lazım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. de İslam garip doğdu. O hududu doğduğundaki gibi garip bir şekilde dünya sona erer, garip bir şekilde yaşayanlar olur. Ne mutlu o gariplere der hadîs-i şerifte. Zannediyorum, tirmizî de geçer böyle bir hadîs-i şerîf. tam kelimeleri aklıma gelmedi şimdi. Ama nedir onlar? Onlar gariptir. O velileri Allâh için canını Allâh’a satan, Allâh için kendisini Allâh’a vakf eden, o tırnak içerisinde velileri yok hükmünde gelen, onlarla savaşanlar da Cenâb-ı Hak hadîs-i kudside diyor ya, o kim benim velilerime savaş açarsa Allâh’a savaş açmış gibidir ve yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi Allâh da onlardan intikam alır diyor.

O zaman o veliler demek ki var, hadîs-i kudside de sabit. Senin yok görmenle onlar yok olmayacak. Senin veyahut da böyle ya bu zamanda da olur mu demenle onlar öyle olmayacaklar. Ve bir de halkın içerisinde şunu yayarlar. ya yok bu zamanda öyle deme canım kardeşim. Yok bu zamanda dediğinde hem âyet-i kerimeyi inkar ediyorsun hem de hadîs-i şerîfi inkar ediyorsun. Sen x bir kimsenin veli olmadığına inanabilirsin. Eyvallâh ama sen velilik yok dersen, bu zamanda mürşid-i kâmil yok dersen küfre düşüyorsun ve hadîs-i şerîfi inkar ediyorsun. Ebu Nûayn’ın hilyesinde Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah naklediyor hadîs-i şerîfi. Her asırda ümmetimin en hayırlıları 500 kişidir. Abdal ise Abdal eski dilde velilerin mürşid-i kâmillerin ismi Abdal.

Bildiğimiz bu çalgıcı Abdallar değil yalnız. Anadolu’da çalgıcı Abdallar var karıştırmayın. Buradaki Abdal da biraz Elif ile Abdal olarak okunuyor. Kırktır ne 500 kişi azalır dikkat edin hadîs-i şerife ne 500 kişi azalır ne de 40. İşlerinden bir adam ölünce Allâh onun yerine diğerini getirir. Onlar yeryüzünün her tarafındadırlar. Demek ki bu kırtlar yeryüzünün her tarafında var. Bu 500’ler yeryüzünün her tarafında var. Bazı hadisler var. Bu konuda çok hadîs var. 40’lar, 80’ler, 120’ler, 240’lar, 360’lar olarak gidiyor. Bunlar eksik değil hatta bazı büyük zatlar ki bunun başında Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri gelir der ki her şehrin bir kutbu vardır. Her mahallenin bir kutbu vardır. Her sokağın bir kutbu vardır.

Her evinde bir kutbu vardır der. Kutbu. Bir evin kutbu olacak. o kimse o evde hakkı ve hakikati anlatan, hakkı ve hakikati tebliğ eden bir kimse var. Evin kutbu o. Kadın erkek değişmez bunda. Genç yaşlı değişmez. Demek ki her evinde bir kutbu var. Birisi namaz kıl diyorsa evin kutbu o. Birisi aman harama düşmeyin diyorsa evin kutbu o. O beş vakit namazını kılıyorsa evin kutbu o. Mahallede birilerine tebliğ ediyorsa mahallenin kutbu o. Sülalede birilerine tebliğ ediyorsa sülalenin kutbu o. Bunlar eksik olmaz. Bu hadîs-i şerîf aynı zamanda keşfü’l hafada geçiyor. Yine bir Ebn-i Nûaym’ın yine hilyesinden, İbn-i Mes’ûd kanalından nakledilmiş buna. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.

İnsanlar arasında 300 kişi vardır ki yürekleri âdemin yüreği gibidir. Yine insanlar arasında Allâh’ın 40 kulu vardır ki yürekleri Musa aleyhisselâm’ın yüreği gibidir. Keza insanlar arasında Allâh’ın 7 kulu vardır ki kalpleri İbrahim aleyhisselâm’ın kalbi gibidir. Aynı şekilde insanlar arasında Allâh’ın 5 kulu vardır ki kalpleri Cebrâîl kalbi gibidir. bu üçler, beşler, yediler, kırklar bu sizin uydurduğunuz bir şey diyor ya bazıları. Kardeş kimse bir şey uydurmuyor. Hadîs-i şerif, hadîs-i şerif naklediyoruz. Bir başkasının sözü değil, heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Konuştuğu her şeyi ben konuşturdum, ben söylettim dediği peygamberin dilinden. Devam ediyor. Devam ediyor. Yine insanlar içinde Allâh’ın 3 kulu vardır ki yürekleri Mikail’in yüreği gibidir.

Keza insanlar içinde Allâh’ın öyle bir kulu vardır ki israfilin yüreği gibidir. Israfilin yüreği gibidir. ne yapıyor? Hidayet için habire israfil ne yapıyor? Diriltiyordu insanları. Öyle değil mi? Bir sur üflüyor, kıyamet kopuyor. İkinci sur üflüyor, ne yapıyor? Bütün insanlar tekrar diriliyor. Sur üflüyen kem israfil. Zamanın kutbunu söylüyor. Onun da kalbi diyor israfildir. Eğer bu bir kişi ölürse Allâh o 3 kişiden birini onun yerine getirir. Eğer o 3 kişiden biri ölecek olursa o zaman Allâh 5 kişiden birini onun yerine koyar. Şayet bahsi geçen 5 kişiden biri ölecek olursa o vakit o 7 kişiden birini onun yerine getirir.


Mü’minin Hak Yolda Sebâtı — «Yeter Ki Haklı Git» Vasiyeti

Eğer 7 kişiden biri ölecek olursa Allâh onun yerine 40 kişiden biriyle doldurur. 40 kişiden birinin ölmesi durumunda ise 300 kişiden birini onun yerine koyar. 300 kişiden birinin ölmesi halinde sıradan halktan birini onun yerine getirir. Allâh-u Teala onlar sayesinde yaşatır, öldürür, yağmur yağdırır, bitki bitirir ve belaları def eder. İbn-i Mes’ûd’a Allâh nasıl oluyor da onlar sayesinde yaşatıp öldürülüyor diye soruldu. İbn-i Mes’ûd şöyle cevap verdi. Çünkü onlar toplumların çoğalmasını Allâh’tan niyaz ederler. Onlar da çoğalırlar. Zalim zorbalara beddua ederler de zorbaların beli kırılır. Bir de Allâh’a yağmur yağdırması için yalvardıklarında hemen yağmur yağar. Allâh’tan niyaz ederler, yeryüzü ot bitirir.

Yine Allâh’a dua ederler de Allâh onlar sayesinde türlü türlü belaları def eder. Bu da keşfil hafadan. Geçen hafta keşfil hafayı birinci cildi incelediydim oradan aldım bunları. Keşfil hafadan demek ki bunlar eksilmiyor. Sen şimdi yok dediğinde bu hadîs-i şerifleri de inkar etmiş oldun. Demek ki bunlar hiç eksilmedi. Bunlar hep var. Bunlar 500 yıl önce de vardı, 1000 yıl önce de vardı, 2000 yıl önce de vardı, 5000 yıl önce de vardı. Adem aleyhisselâm zamanında da vardı. Adem’den önce, henüz Adem, henüz daha su ve toprak arasında çamurken de vardı. Henüz daha Adem yaratılmazdan önce de Allâh’ın velileri vardı. Ta Hazret-i Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti ne zaman yaratıldıysa ondan hemen sonra velilerin de mürşid-i kâmillerin de ruhaniyetleri ve nuraniyetleri yaratıldı.

Ta bunun başlangıç olarak ne zaman olduğunu bilemeyiz. Başlangıç olarak. Ama bunlar ilm-i ilâhîyede de olsa, ruhlar aliminde de olsa vardı. Ve bunlar kıyamete kadar zahir olarak var olacak ve kıyametten sonra da bunların varlıkları son bulmayacak. Nasıl Peygamberlerin ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin varlığı son bulmadıysa ve değişik perdelerde, değişik âlemlerde Hazret-i Muhammed Mustafa hâlâ daha var ise ve hâlâ daha hayatta hay ise ve Adem aleyhisselâm ve arasının arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişân efendilerimiz hayatta ise ayrım perdelerde onların sonu var. Onların zamanında veya onlardan sonra yaşamış olan veliler de hayattadır. Onlara ölü demeyiniz. Onlar haydır.

Onlar hâlâ da zikir halakalarına gelirler, hâlâ da zikir halakalarına katılırlar. Ama İsa’nın kavminden, ama Yakup’un kavminden, ama Yusuf’un kavminden, ama Nuh’un kavminden, ama Adem’in kavminden, ama Şit’in kavminden, ama Nuh’un kavminden o veliler eksik değildir. Ve o veliler hâlâ da Cenâb-ı Hakk’ın tayin ettiği makamlarına göre, derecelerine göre, makam ve derecelerine göre tespit ettiği kendi perdelerinde Allâh’ı zikretmeye devam ederler. Ve kimisi, örneğin 3000 yıllıktır, kimisi 5000 yıllıktır, kimisi 10.000 yıllıktır, kimisi 20.000 yıllıktır. Edeb edersiniz kaç yaşındasın diye soramazsınız da. O yüzden Allâh’ın velileri, Allâh’ın dostları geçmişte var olduğu gibi bugün de vardır, gelecekte de var olacaktır.

Siz de asla ve asla bir daha veli gelmeyecek, bir daha Allâh dostu olmayacak derseniz siz de küfre düşmüş olursunuz. Onlar hiçbir zaman eksik olmayacaklar. Yine Keşfilhafa’dan, Abdallar 40 erkek ve 40 kadındır. Bunu yıllar yıllar öncesinde nasıl 40 tane erkek veli var ise, 40 tane de bayan veli vardır dediğimde herkes hoplayıp zıplamıştı sizleri tenzih ediyorum. Nereden buluyor bunları böyle dediklerinde? Ben onlara böyle bir hadîs-i şerîf var diyememiştim. Yıllar yıllar sonra ben onların var olduklarını biliyordum. Yıllar yıllar sonra bu hadîs-i şerîfi Cenâb-ı Hak benim önüme getirdi. Bu hadîs-i şerîfi benim önüme getiren Rabbime hamd ediyorum. Keşfilhafa’da birinci ciltte diyor ki Abdallar 40 erkek ve 40 kadındır.

Bizde şöyle bir şey oluşuyor. kadından evliya olmayacak, kadından veli olmayacak. Ben diyorum ki bakın Hz. Meryem Allâh dostuydu veliydi. İsa aleyhisselamın annesi Meryem validemiz veliydi. Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham ederdi. Bakın Musa aleyhisselamın annesi veliydi. Allâh onun kalbine vahyetti. Musa’yı nasıl sepetin içerisine koyup, nile bıraktırdı. Bakın İbrahim’in annesi, İbrahim aleyhisselamın annesi Allâh dostu veliydi. Veliydi. Ve İbrahim’e süt indirirken memesinden gelen süt İbrahim’e bir günde bir yaşına getiriyordu. Öğlesine bir veli Allâh dostu bir kadındı. Bakın bizim ilk Rabu-i Et’ül-Adeviyya Hazretleri veliydi. Hz. Hatice annemiz veliydi. Hazret-i Âişe annemiz veliydi. Hz. Fatma annemiz veliydi.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek eşleri her birisi başlı başına birer veliydi. Hazret-i Âişe annemiz için Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, dininizin yarısını bu kadından öğrenin. Veliydi çünkü. Veliydi veli veli. O yüzden kadından veli olmaz diyenler, o zaman bu annelerimizi, bu büyük zatları nereye koyacaklar? İşin bir de bu tarafı var. Evet nasıl hadîs-i şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor, diyor ki erkek ve kadın 40 tane abdal var. Aynı şekilde devam ediyor. Bakın Allâh erkeklerden biri ölünce Allâh onun yerine başka bir erkek getirir. Kadınlardan biri ölünce de Allâh onun yerine başka bir kadın getirir.

Zannetmeyin ki bu âlem boşta kalır, boşta kalmaz. Mustafa Özba’nın meşhur sözü ne? Tabiat boşluk bırakmaz. Muhakkak, muhakkak Cenâb-ı Hak yerine birini koyar. Sen ben dervişim bu dergahtan gidince bu dergah batacak zannedersin senden daha iyisini getirir. Sen dersin ki bu şeyh veva dedikten sonra başka bir şeyh gelmez böyle gelmez yanlış daha iyisini getirir Cenâb-ı Hak. Daha iyisini getirir. Zamanın kutbu demek daha önceki kutuplardan daha elverişli, daha kemalatlı demek. Daha öncekilerin işi kolaydı çünkü. Sonradan gelenlerin işi hep zordur. Hep zorluya doğru koşarlar. O yüzden zannetmeyin ki yeri dolmaz. Cenâb-ı Hak yerini doldurur. Sen istersen kendini dokunulmaz Mısır padişahı bil. Onun da yerini doldurur.

Sen kendini sultanlar sultanı görsen de sen vefat edince senin de yerinde olur. Mezarlıklar yerinde olmaz denilenler denilenlerden geçilmez. İster zahir alemde ister batın alemde. Kendini yücelerde görme senin de yerinde olur. Şimdi kadın der ki bensiz bu adam yapamaz bırakır gider o kadının yerine Cenâb-ı Hak eğer ki erkek haklıysa daha iyisini getirir. Erkek der ki kendi kendine benim gibisini bulamaz çeker gider. Eğer gerçekten normalde kadın haklıysa merak etme daha iyisine Cenâb-ı Hak ona yaşatır. Daha iyi bir hayat yaşatır. Burada önemli olan sonuca bakmak senin yaptığın değil. O yüzden asla ve asla sen gidince yerini doldurulmaz zannetme. Doldurulur kim olursan ol.


«Allâh’a Yakın Olmaya Çalış, Allâh’ı Tanıman İçin Gözün Açılsın» — Manevî Görüşün Şartı

Yeter ki bu noktada sen giderken haklı git. Sen giderken doğru git eyvallâh senin yerinde olmasın. Ama öbür türlü manevi alemde birisi vefat edince onun yerisine birisi gelir ve daha iyisi gelir bunu unutmayın. Sebebi şu. İnsanlık tekamül ediyor. İnsanlık tekamül ediyor. Bundan bin yıl önceki bir Müslümanın bilinci ile şimdiki Müslümanın bilinci bir değil. Bunu bir görüyorsanız yanılıyorsunuz. Bakmayın şu anda İslam dünyasının kısır bir döngünün içerisinde döndüğünü. Kısır döngüne yeni iştahatlerin olmaması. İslâm’ın hukuku hariç, hukuku hariç. Diğer anlaşılması gereken âyet-i kerimelerin üzerinde yeni anlayışlar yeni iştahatlerin gelmemesi bu kısır döngü İslam alemini aldatıyor. Dün nasıl Gazaliler yetiştiyse ve yeni ictihâdlar getirdiyse, nasıl Arabi yetiştiyse, tasavvuf ilminde yeni ictihâdlar getirdiyse, nasıl ondan sonra bayrağıyla el alan Hazret-i Mevlânâ gibi, ondan sonra gelenler gibi yeni ictihâdlar yeni tasavvuf terimleri ve tasavvufi iştahatlar getirdilerse, bunlar da getirirler.

Biz o kısır döngüye bakıp sanki yeniden gelen o mürşid-i kâmillerin, velilerin, Allâh dostlarının veyahut da dervişlerin eskiye nazaran kötü olduğunu düşünüyoruz. Değil. Eskiye nazaran kuvvetsiz olduğunu zannediyoruz. Değil. Şimdi ki mürşid-i kâmiller, veliler eskisinden şahsı maneviyat olarak ve cemaat olarak daha kuvvetliler. Manevi olarak sebep. Çünkü Allâh’ın bir denge unsuru vardır. Küfür ne kadar kuvvetliyse, onun karşısındaki veliler cemaatı da manevi olarak o kadar daha kuvvetlidir. Küfür ne kadar şeytan ne kadar kuvvetliyse, onun karşısındaki müminler cemaatı manevi olarak daha kuvvetlidir. Küfürün şu anda çok kuvvetli göründüğüne bakmayın. Çünkü içi boş, koftur. Ama Müslümanlar o cesareti bulamadıklarından, o bilince ulaşamadıklarından dolayı yenilgiyi baştan kabulleniyorlar.

Yenilgiyi baştan kabullenince de Müslümanlar ne yazık ki bayrakları aşağı indiriyorlar. Bunda da bir hikmet vardır diyelim. Biz mevzumuza dönelim. O zaman normalde Allâh’ın velileri kadın erkek, Allâh’ın dostları kadın erkek hiç eksilmez. Senin görmemen, senin ona ulaşmaman onların yok olduğunu göstermez. Hazreti Bediüzzaman hazretlerinin tasavvuf tarikat hakikat namlar altında dediği risalesinde bir ibare vardır. Der ki bir sepet elmanın içerisinden birkaç tane çürük elma çıktı diye bütün sepet nasıl atılmayacaksa bu yolun içerisinde tasavvufun veya sufilik yolunun içerisinde yolu istismar eden, bütün meslekleri istismar edenler olduğu gibi tasavvuf ve sufilik yolunun içerisinde bir sepet var.

Ve sufilik yolunda istismar edenler olacaktır. Bütün dinlerde istismar olduğu gibi İslam dininin içinde biz Müslümanız diyenlerde istismar edenler olacaktır. Muhakkak olacak. Bu zamanda çok mu? Ne bileyim bu zamanda bana daha çok geliyor. geliyor. rahat ya biraz. Biraz rahat, rahat olunca istismarcılar çoğaldı. Benim dervişliğimin ilk zamanlarında dervişin demeye korkardı insanlar. Sebep karakol var. Sebep baskın var. Sebep polis var. Sebep savcılığın önünde ifade vermek var. Hiç unutmam. Hiç unutmam. Şeyhimle beraber Ulu Cami’de namaz kıldığımızda bir kısım kapalı çalışıyor esnafı uzaktan selam verip gidiyordu bize. Şeyh efendinin yanına gelmeye çekiniyorlardı. Uzaktan selam veriyorlardı. Ben onların kimler olduğunu biliyorum.

Şimdi de uzakta duruyorlar zaten. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Cenâb-ı Hak’ın veli kuluna savaş açmak demek, ona karşı gelmek demek değil sadece. Sen ona bir şart düşüyorsun ya, kendince uzak duruyorsun ya, bir defens yapıyorsun ya, onu Allâh yazıyor kenara. Dönüyorsa ona intikam acı oluyor. Sen ondan sonra şeyhsiz kalıyorsun. Ben hiç üzülmüyorum şeyhsiz kalanlara. Neden? Şöyle düşünüyorum. Sen dost doğru gitmiş olsaydın Allâh sana Allâh’ın velisi mi eksik? Sana bir veliyi gösterirdi. Ama onlar kibirli bir şekilde biz hâlâ da filanca zâtın dersini çekiyoruz. Sende maneviyat olsaydı sen o gül bahçelerinin yok olmadığını bilir, giderdin bir gül bahçesine oturur, gül koklardın. Ama sende o maneviyat yok.

Sen körsün. Körün de körürsün. O yüzden Cenâb-ı Hak sana bir mürşid-i kâmil göstermiyor. Sen kim bilir ne hainlik ettin, kim bilir ne ihanet ettin, kim bilir nerede edepsizlik ettin, kim bilir nerede ne yaptın ki Cenâb-ı Hak sana bir mürşid-i kâmil göstermemiş. Sen kim bilir nerede ne yaptın ki Cenâb-ı Hak sana da bir mürşid-i kâmil nasip etmiş. Hamdet, hamdet, şükret aman edebini bozma. Okyanusun içerisinde sen inci tanesi bulmuşsun. Kıymet bir boynuna as. Beşi birlik gibi taşı. Boynuna as, beşi birlik gibi taşı. Aman düşürme. Allâh muhâfaza eylesin. Hazret-i Pîr neden bunun görülmediğini bahsediyor. Bin dokuz yüz yetmişinci bey. Ayağındaki bu dikeni çıkarmadıkça gözün görmez. Nasıl dönüp dolaşabilirsin?

Senin ayağında diken var. sen heva hevesini ilah edinmişsin. Sen heva hevesini ilah edinince sen yemeye içmeye şana şöhrete düşmüşsün. Senin manevi gözün açılmaz bu haldeken. Sen haram dinlemiyorsun, helal dinlemiyorsun. Sen ne önünü biliyorsun, ne ardını biliyorsun, ne büyüğünü biliyorsun, ne küçüğünü biliyorsun, ne sağını biliyorsun, ne solunu biliyorsun. Sen bile bile Allâh’ın gözünün içine baka baka hainlik yapıyorsun, vefasızlık yapıyorsun. Senin gözün nereden açılacak? Açılmaz. Şeytan oturmuş senin içine. Şeytan senin içine oturmuş. Senin kalbini kendine yurt edinmiş. Yediriyor, içiriyor, şana şöhrete düşürüyor. Makama mevkiye düşürüyor. İçinde şeytan var. Sen onu beğenmiyorsun, bunu beğenmiyorsun, ona laf atıyorsun, buna laf atıyorsun.

Ona çemkiriyorsun, buna çemkiriyorsun. Sen ona laf söylüyorsun, buna laf söylüyorsun. Şeytan içine oturmuş senin. Tevazudan uzaksın. Edebden uzaksın. Hoşgörüden uzaksın. Büyüğünü, küçüğünü bilmekten uzaksın. Anne tanımıyorsun, baba tanımıyorsun. Koca tanımıyorsun, eş tanımıyorsun. Şeyh tanımıyorsun, Zakir tanımıyorsun. Sen peygamberi bile geçmişsin kendince. Peygamber bunu burada böyle yapmamalıydı diyorsun. Böyle bir küstah, böyle bir küfür noktasındasın. E senin gözün açılmaz. E senin manevi gözün de açılmaz. Senin sen benim gibisin. Paso yatıp uyuyorsun, pasoyu yiyorsun için. Günlük dersini de çekmiyorsun benim gibi. Virdiğini de çekmiyorsun. Zikrini de çekmiyorsun. Eee? ondan sonra da laf sırası gelince, efendim ben dersi çekemedim.

Hakkını helal et diyorsun. Helal olsun. Ne olacak ki yani? Benim helal etmemle senin gözün açılacaksa helal olsun. Gözün açılmaz. Böyle dervişlik olmaz, böyle sufilik olmaz. Disiplin ister. E dersini çek, tövbeni yap, salavat-ı şerifeyi çek. Sen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolunu takip et. Sen Allâh’a yakın olmaya çalış.


Sufînin Manevî İncelik İdrâki — «Önündeki Dikeni Bir Milimetre Çıkaramaz» Hâli

Senin gözün açılsın. Allâh’ı tanıman için söylüyorum. Sen Geylânî Hazretlerini göreceğim diye uğraşma. Bu boş. Sen Allâh’ı tanıyacağım. Allâh’ı bileceğim. Allâh’a yakın olacağım diye uğraş. Sen istiyorsun ki ilk zikrullâh gideyim Allâh Geylânî Hazretleri çatlak gelsin. Oh ben Geylaniyim desin bir de. Allâh. Deyme keyfine. Sen artık böyle bir tavırla. Allâh Allâh. Bir de esma verilmiş ya mesela. Allâh Allâh. Esma böyle ya. Yok. Sen Geylânî Hazretlerini gördün ya. Allâh. Tabii ya. Sen ayrı bir havadasın artık. Sen ne diyorsun ya? Sen bitirdin her şeyi. Sen Zakir senin halinden haberi yok. Zakir de zavallı yırtıyor kendini. Esma güzel vurulsun diyor. Bizimki olur mu ya? Bizimki baba derviş oldu bir günde.

Anlatsana. İkili vuruluyor, o dörtlü vuruyor. Allâh. Tabii onun böyle bir ayrı bir tarzı olması lazım. Dinliyorum önünde. Böyle kendince havalılarak atmış ya. Beni de görmüyor dinlediğimi. Ha sen burnunun ucundakını görmüyorsun. Sen burnunun ucundakını görsen burnunun ucundakının esmasını alsan asıl gözün o zaman açılacak. Yok. Baba derviş. Eski derviş. Yeni derviş. Önemli değil. O babaların babası o. Açılmaz. Senin gözün açılmaz. Senin o diken Hazret-i Pîr edep etmiş. Ayağında demiş. O diken senin kalbinde. Kibir var. En büyük diken o. Gösteriş var. En büyük diken o. Ben biliyorum var. En büyük diken o. Sen hal dervişsin. En büyük diken o. Sen gözünü yumrunda görüyorsun. Bakın dikkat edin. En büyük diken o.

Sana kibir veriyor bunlar. Sana kibir veriyor. Senin tevazunu yok ediyor. Senin alçak gönülünü yok ediyor. Sen çocuğa bile hizmet et, hizmet. Bu dergaha gelmiş bir çocuk de o çocuğu yalayıp hizmet et. Bu dergaha gelmiş. Ben bu çocukken ben dergahta değilim. Hayıflan kendine. O çocuk oturmuş dergaha. Gencecik yaşta o kız gelmiş dergaha oturmuş. Allâh’ı zikretceğim diyor oturmuş. O gencecik erkek çocuk gelmiş, semaatçım, zikrular yapacağım diyor uğraşıyor. Senin hal görmemden onun gelmesi yüz bin kat iyi. Sen kanatlarını indir aşağı. Hatta de ki bu kanatlardan ben bana kibir geliyor de kendi kanadını kendin yol. Kendi kanadını kendin yol. Oranın en fukarasına hizmet et. Kibirlenme. Büyüklenme.

Birisine tepeden bakma. Tepeden baktığın o dergahın evliyasıdır da çarpılır gidersin nereye gideceksin belli olmaz. Ondan sonra başlarsın artık. Ben benim hakkımı yediler. Ben böyle değildim. Bunları da duydum ben. Kardeş burada senin kelleni yüz bin sefer keserler de sen bir de derler ki sen bizim kolumuzu yordun. Kolumuzu yorduğun için dairetten bir diyet vermen lazım derler. Burası öyle bir yer. Dinlemezler. Sen yakışıklı mısın, sen güzelmişin, poyun posun yerindeymişin, sen zenginmişin, sen fakirmişin, senin makamın varmış, sen o musun, bu musun? Dinlemezler. Dinlemezler. Bir bakmışsın bir kılıç pışt. Vurduğunu dahi görmezsin. Bir bakmışım bir kelle düşmüş. O an kimin kellesi gitti filanca.

Eyvah. Eyvah. Gözün görmezse zor. Neden görmez gözün? Şeytan senin kalbine oturursa gözün görmez. Zikrullahı bırakırsan gözün görmez. Aslında çok basittir. Hadîs-i Şerîfte ne diyor? Kırk gün ihlasla Allâh’a kulluk ederse kalbinle diline hikmet pınarlar akar. Cami-i sagirde geçiyor. Kırk gün. Başka o tirmincilere de geçer bu hadîs-i şerîf. Diğer hadîs kitaplarında da geçer. Kırk gün. Sen kendini topla. Öyle Allâh affetsin. Dışarıdan derviş olmayan bir kimse bu halleri yoktur. Derviş olur benim diyen dervişi geçer. Bazen dervişlik insanda kibir yapar çünkü. Bazen hal görmek rüya görmek insanda kibir yapar. Bazen şeyhin yanında durmak kibir yapar insanda. Veya şeyh efendi onunla görüşür, konuşur, bir şey yapıyordur.

O kendini kibirdir dünyasına atar. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Yıkılır gider. Hiç unutmuyorum. Birisi böyle şey efendiye getirdi arabayla. Dedim sen git bırak şey efendiye burada git. sen vazifeni yaptın. Baktım şey efendi rahatsız. Allâh rahmet eylesin. onun o davranışlarından böyle onu böyle sık boğaz ediyor onu. Kendine çektim. Dedim abiciğim bir şeyh sık boğaz edilmez. Bir sefer söyledim sessiz kaldı. Tamam demedi. Bırak. O Bursa’ya geldiğinde beş altı gün kalır dinlenir burada. Bırak git. Ben götüreceğim. Şey efendiye bakıyorum haline, ahvaline. Gitme taraftarı değil. Hata mı yapıyorum acaba dedim yani. İnceden sordum. Efendim dedim yorgunsunuz. Kalsanız iyi olur. İyi olur da Mustafa Efendi.

Baksana oğlum dedi illa adam yapıştı dedi. Götüreceğim diye uğraşıyor dedi. Ben de bir şey diyemiyorum dedi. Aa bu şimdi dedim şey bana delil oldu. Adama dedim bu sefer sert bir şekilde. Dedim kardeş bak sen ne Zakir tanıyorsun ne Nakip tanıyorsun ne Nugabba tanıyorsun. Ne büyük tanıyorsun ne küçük tanıyorsun. Büyüğünü, küçüğünü bil. Şey efendiye bırak diyorum bırak. Yoluna git nereye gidiyorsan git. Ben götüreceğim dedi. Bak senin bu son götürüşün olur dedim. Bu senin son görüşün olur. Bir daha ne şey efendiye görebilirsin ne götürebilirsin dedim. Bırak götürmeyi göremezsin bile dedi. Böyle girdi. Mustafa abi sen insanları böyle mi korkutuyorsun dedi. Ha iyi tamam dedim. Tamam götür sen dedim.

Şey efendi dedi ne dedi oğlum dedi efendim illaki götüreceğim diyor dedim. Ne yaptıysam ikna olmadı dedim. Ben şey efendi kafasına salladım. Böyle kafasına salladım. Hatta bizim oğlum dedi. Estağfurullah efendim. Yok yok Mustafa Efendi. Bunları açık açık şimdi artık konuşuyorum. Ne güzel oğlum biz seninle gelip gidiyorduk dedi. Ne yapma ben buna dedi böyle dedi şey yaptım dedi. sana dedi eziyet olmasın diye düşündüm ama dedi bize eziyet oldu bu dedi. Efendim göndereyim dedim. Yok oğlum gideriz dedi. Yarın gidek dedi. Efendim dersiniz efendim. Bakın şey efendi burada bir gece sohbet etti ertesi gün herkes eskiler bilir bir hafta kalırdı üç dört gün kalırdı. Ertesi gün bindiler arabaya gittiler.

O adamı bir daha ben görmedim dergahta. Hiç görmedim. Siması hayal mi el böyle gözümün önüne geliyor. Bir daha hiç görmedim ben onu. Bakın bir veliye edepsizlik ettiğinde senin gönlüne diken girer. Ayağına değil. O gönlündeki dikeni çıkaramaz.


Mürşid’in İhtiyârlığı ve Sohbetin Kısalmasının Hikmeti — Karabaş Sohbet Geleneği

Bir milimetre olarak çıkaramaz. Bunlar böyle bende şeydir. Tecrübedir. Onu çıkaramazsın. Bir milimetre onu çıkaramaz. Ben Şey Efendi zamanında çıkara bileni görmedim. Bak Şey Efendi’nin zamanında çıkara bileni görmedim. Ben bunları gördüğüm için Allâh rahmet eylesin derdim ki kime muhalefet ediyorsan et şeyhine etme. Kimle aram bozuluyorsa bozulsun şeyhinle aram bozulmasın. Kimle aram bozulmasın. Kime koçluk yapıyorsan yap koç. Uğuruyon ya. Şeyhin önüne gittin mi İsmailoğlu? Boynunu zat. De ki nereden kesiyorsan kes. Nereden kesiyorsan kes. Yoksa o diken ayakta değildir. Gönüldedir. O Hazret-i Pîr bunu ehli Sufi için söylememiş. Bunu ehli Sufi olmayan kimseler için demiş. Ayağınızda diken var.

O ayağınızda dikenle gözünüz açılmaz. Siz o gül bahçesini göremezsiniz. Görseniz dahi katılamazsınız. Neden? Ayağınızda diken var. Sakın ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır. Ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır. Hiçbir şey bilmiyorsan ehline gidersin. Dersin ki benim ayağımda diken nerede olduğunu da bilmiyorum. Şu ayağımdaki dikeni çıkarıver dersin. O ayağındaki diken çıkarır seni. Gönül dikenini çıkarmak için bir gönül eri gerek. Gönül dikenini çıkarmak için bir gönül dostu gerek. Eğer gönülde bir diken var ise yandı ketenelva. Altı da üstü de yandı. Çünkü sen Allâh’la savaş halindesin. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak bir faizciler için böyle der. Onları Allâh düşmanı olarak tayin eder.

Müslümanın Müslümandan faiz alırsa mümin müminden Müslüman Müslümandan faiz alırsa Allâh’a savaş açmıştır o. Kimdir başka? Bir de çok özür dilerim. Erkeksen kadınlığı özenen, kadınsa erkekliği özenip ameliyat mavaliyat ettirenler onlar Allâh’la düşmandır. Lanetlik iştir onlar. Onlar Allâh’la savaşırlar. Bir de velilere savaş açanlar Allâh’a savaş açmışlardır. Ve bunların mağlubiyetleri mutlaktır. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. O yüzden Hasan-ı Basri güzel bir şey söylemiş. Bir kimse gerçek anlamda Allâh’a sığınır ve bunu kalp huzuruyla yerine getirirse Allâh onunla şeytan arasında üç yüz bin perde oluşturur. Engel meydana getirir. O zaman ihlasla kulluk edeceğiz. Ihlasta hayatımızda devam edeceğiz ki Rabbim gönlümüze bir diken oluşmasını önlesin.

Ne şaşılacak şey? Cihan’a sığmayan Ademoğlu gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta.


Kaynakça ve Referanslar

  • Allâh Dostlarının (Velîlerin) Varlığı ve İslâm İnancı: Velîler her dönemde mevcûddur — Yûnus 10/62 («Allâh dostlarına korku yoktur»); «lâ tezâlu tâ’ifetün min ümmetî zâhirîne ale’l-hak» (Buhârî, İ’tisâm 10 (7311); Müslim, İmâra 174-175 (1920)); «velîliği inkâr» — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; modern velî inkârı eleştirisi — Şâtıbî, el-İ’tisâm; «Allâh dostları olmadığını iddia etmek tehlikesi» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31. mektûb; Ahmed Sirhindî, Mektûbât.
  • «7 Kişi Hadîsi» — Yedi Velînin Yeryüzünde Bulunması: «el-ebdâlu seb’ûne sittûne bi-Şâm ve aşrun bi-l-Irâk» (Ebdâl 70 kişidir, 60’ı Şâm’da 10’u Irâk’tadır) — Hâkim, Müstedrek 4/596; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân; «her dönemde yedi velînin Yeryüzünden eksilmemesi» — Süyûtî, el-Hâvi’l-Fetâvâ; «velîlerin yerine başkalarının geçmesi» — İbn Hac er, Lisânü’l-Mîzân; modern Karabaş silsilesinde devamlılık — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; «velâyet kıyâmete kadar sürer» — Buhârî, İ’tisâm 10.
  • «Yeter Ki Haklı Git» — Mü’minin Hak Yolda Sebâtı: «kâne’l-mü’minu kelâ ve mâle» (Mü’min sözüne sâdık ve mâlına emîndir) — Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 32-33; «hakk üzere ölmek» — Bakara 2/132 («fe-lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn»); Âl-i İmrân 3/102; «şehâdet kıymeti» — Bakara 2/154; Âl-i İmrân 3/169; «giderken haklı gitmek» — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb; Said Nursî, Sözler 17. Söz; «hak yolda sebât» — Tirmizî, Birr 43.
  • «Allâh’ı Tanıman İçin Yakın Ol» — Kurbiyyet Mertebeleri: «vücûdü’l-kurbiyye ile Hakk’ı bilmek» — İbn Atâullah, el-Hikem; «kurbiyyet-i nâfilevî» (nâfileler ile yakınlık) Hadîs-i kudsî — Buhârî, Rikâk 38 (6502); «mâ tekarrabe ileyye abdî bi-şey’in ehabbe ileyye mim-mâ’fterâdtu aleyhi»; sufîlerde kurbiyyet — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’t-takarrub; «zevâl-i hicâb» — İbn Atâullah, el-Hikem; modern uygulama — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Sufînin Manevî İncelik İdrâki ve İlmî Tedrîs: «el-mü’min lâ yelferü mine’l-hak velâ keş-şe’r» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «kalbinin önündeki dikeni çıkaramamak» mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî; «hâlin inceliği» — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «manevî tedrîs» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern uygulamalar — İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Mürşid’in İhtiyârlığı ve Sohbet Geleneği: Mürşidin ihtiyârlık dönemi ve halîfelere intikâl — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet ve’l-icâze; «ihtiyârlık Mürşidin tabiatıdır» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Karabaş silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Mustafâ Özbağ Efendi’nin sohbet üslûbu — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «sohbetin uzunluğu-kısalığı» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mustafa Özbağ Efendi Silsilesinde Velâyet Anlayışı: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; sünnî tasavvufta velâyet anlayışı — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern Karabaş hizmeti — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, İhsân, Velâyet, Kalb, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı