Q&A: Nisâb Miktarı Altın ve TL Cinsinden Zekât Verme — Fıkhî Hesaplama Ölçüleri
Âmîn. Nisâb miktarı altını olan biri zekatını altına olarak mı vermeli? Yoksa TL cinsinden de verebilir mi? Hesaplayacak hesaplayarak da TL cinsinden verebilir. Bütün zekat verilecek mallarla alakalı aynı sistem olabilir. Sadece altın değil. Mesela bir kimse başka bir ürün alıp satıyor. Ticaret malı olarak. Herhangi bir ticaret malı olduğu, onu aldığı fiyattan ama altının gündürk değerinden diğer ticaret malları aldığı fiyattan hesaplayacak ona göre TL olarak karşılığını verebilir. Namazda dua etmek, zikir çekmek doğru mu? Bir tek normalde kunut var. Vitir namazlarında. Ama normalde bir de sabahları kunut var. Genelde hanefiler bunları uygulamazlar. Ama diğer mezhepler, maliki, hambeli uleması sabah kunut yapar.
Fitne Hakkında
Sabah namazının farzını kıldığında son rükudan, kıyama kalkınca kunut yapar. dua okur. Aynı şey vitir de alakalı. Ama hanefiler vitirde kunut duası okumuşlar. O yeterli kalmış hanefilerce. Sabah kunut yapmamışlar hanefiler. Ama maliki, hambeli uleması yapmış. Bir kardeşimiz trafik kazası geçirdi kendisi için ve ailesi için. Dua eder misiniz? Rabbim tüm ümmet-i Muhammed’in dertli olanlarına derman eylesin. Sıkıntıda olanların sıkıntılarına def eylesin. Müşkülatı olanların müşkülatlarına hal eylesin. Ejm-i. Birkaç soru alabiliriz. Bir sufi bağlı bulunduğu yolu ve bağlı bulunduğu üstadını peygamberi bir metotla halka karşı en iyi şekilde nasıl anlatır? Evet. Bu şimdi sufilik denilince şahsın kişisin kişisin, bir şeyden sonra kendine inince şahsın kişisin kişiye özel bir yol oluyor.
Öyle olunca normalde yolu kabullenen olur, kabullenmeyen olur. Herkesin kendince böyle bir anlayışı, bir idrakı vardır. O yüzden sufiler genelde eski sufiler, yol anlatmazlar, din anlatırlar. Çünkü o yolu anlatmak insanın kendisine ait bir şeydir. Meslek insanın bu konuda kendini ilgilendiren bir şeydir. Bir başkasına anlatırken böyle sufiliği anlatmak, yol anlatmak çok bence doğru bir metot değil. Biz bir sufi ahlakıyla, Kur’ân ve Sünnete bağlılığıyla insanlara kendince doğru istikamette durunca en büyük nasihat o olmuş olur. Ve en güzel tebliğ de olmuş olur. O kimse bundan etkilenir, etkilenince de ona hani, ondaki bu nurun, ondaki bu halin, ondaki bu tavrın nereden kaynaklandığını sorarsa o zaman o da ona kendisinin bir sufi topluluğa gittiğine dair böyle bir şey tebliğ edebilir, söyleyebilir.
Şimdi genel anlamda biraz böyle şey enflasyonuyla, tarikat enflasyonu var. Hatta bu daha da ileri, insanlar bu yolu biraz istismar ediyorlar. İstismar edince de bütün herkes seni de aynı istismarcılardan belliyor. normalde bakıyor, bütün kendisini tarikat cemaat olarak isimlendirenler ortalığa dilenciliğe çıkmışlar. kendilerince dilenecek bir yol bulmuşlar. Şu anda İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi bu. Cemaatlerin, tarikatlerin veya dini oluşumların ne yazık ki istikametlerinin doğru olmayışı, amaçta sapmalar olması, araçların amaç haline gelmesi. araçları amaçlandırınca bu sefer ne yazık ki sapmalar oluyor, ne yazık ki istismarlar oluyor, ne yazık ki yol dediğimiz şeylerde ifsatlar oluyor, bozulmalar oluyor.
Böyle olunca da yolu anlatmaktansa biz insanlara Kur’ân ve Sünnet’i anlatalım, biz insanlara doğru dini aktarmaya çalışalım. Biz onun yaşantımıza, onu biz tatbik edersek o zaman etrafımızdaki kimseler bizdeki doğruluğu, iyiliği, güzelliği, ince ahlakı olması gerekeni görürse o zaman o zaten kendince nereye gidiyorsunuz, ne yapıyorsunuz, kendince bunu onu sorar. Yok sen dinini yaşarken, normalde doğru yaşarken sana kimse bir şey sormuyorsa nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun demiyorsa kendine bak.
Mü’minin Hâl-Tavır-Tarzı: «Sana Bakana Demiyorsa Kendine Bak» — Tasavvufî Sosyal Bilinç
Neden? o zaman senin halin, tavrın, tarzın diğer etrafındaki insanlardan farklı değil. Farklı olmuş olsaydı diğer insanlar senin yolunu soracaktı. Sen neden farklısın diyecekti. Sen niçin herkes gibi değilsin diyecekti. Herkes gibi niçin değilsin? Sen sünnet ahlakatağ oluyorsun. Herkesin alay ettiği şeye sen alay etmiyorsun. Herkesin güldüğü şeye sen gülmüyorsun. Herkesin makul gördüğünü sen makul görmüyorsun. Etrafındakiler atıyorum. İşten kaytarmayı makul görüyor, sen görmüyorsun. Rüşvet almayı makul görüyor, sen almıyorsun da makul de görmüyorsun. Örneğin. Şimdi bir çalışan arkadaşa dedim ki sen işine tam saatinde git. İşine tam saatinde gidiyor. Hatta beş on dakika önce gidiyor. Hatta bir müddet bana her sabah self atıyor.
Bu beni disiplin ediyor diyor. İş yerinden fotoğrafını çekiyor atıyor bana. Ben de her sabah ona mübarek olsun. Aferin böyle ol diyorum. Şimdi o ayakta ben de ayaktayım. En sonunda müdür bunu çağırmış. Senin maksadın ne demiş? Sen böyle herkesten beş dakika önce geliyorsun demiş. Çünkü müdür dokuz buçukta geliyor. Elemanlar da dokuzda geliyor. Herkes birbirini idare ediyor. Herkes birbirini idare ediyor. Bu da demiş ki ondan sonra kusura bakmayın demiş. Ben çalıştığımın helal olmasını istiyorum demiş. Bizimki haram demiş. Sonuçta mesaiyeye demiş. Siz dokuz buçukta geliyorsunuz. Elemanlar dokuzda geliyor demiş. Devletin sizden bir buçuk saat alacağı var demiş. Bunu her gün hesapladığınızda demiş.
Devasa bir alacak çıkıyor demiş. Ben o yüzden vaktinde geliyorum demiş. Ona demiş ki ben sana izin veriyorum. Bundan sonra sen de demiş. Dokuzda gel herkes gibi. Demiş sizin buna hakkınız yok. Ben o yüzden ben yine demiş. Dokuz buçukta işimin başına geleceğim. Bu sefer orada istenmeyen insan oldu bir müddet. Evet kimse selam vermedi, kimse görüşmedi. Bana yazıyor her gün. Bunu dedim herkes harama alışmış orada. bazen bu hadîs-i şerîf çok hoşuma gider benim. ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, birbirlerini tanışanlar. Bu dünyada da birbirlerini sevenler tanışırlar. Onlar birbirlerine aşinadır çünkü. Mesela münafık münafığa aşinadır. Sufi Sufi’ye aşinadır. Kafir kafire aşinadır. Kafir kafiri görür, kendinden bir parçaymış gibi sarmaşır onu.
Münafık münafığı görür, çok iyi anlaşır onunla. Cimri cimriyle anlaşır, cömert cömertle anlaşır. Seven, üstadına âşık bir kimse, üstada âşık olan kimseyle anlaşır. Hele hele sevenle anlaşmaz, hele hele sevene de, üstadına âşık olan kimse ağır gelir. üstadına motu motu tâbi olan vardır. Ona bakar, ya böyle de tâbiyet olur mu ya? Ne demek istediği belli değil mi? Bu tâbiyet değil, bu nefis yapıyor der. Neden? Çünkü o kadar tâbi değil. O yüzden bunlar ayağını sabit eder. Ruhlar aleminde, birbirlerini sevenler burada da sevecekler. Münafıklar bir yerde toplanacak. Münafığın içerisinde müminin ne işi var? müminler de normalde, Müslümanlar da kendi içlerinde ayrılırlar, bölünürler. O yüzden normalde sen Kur’ân ve Sünnet’i orada ve ahlâkını orada yaşarsan, ayrışırsın.
Bu sefer Cenâb-ı Hak onun kalbine bir hidayet verir. Bu sefer Cenâb-ı Hak onun kalbine bir hidayet nuru verecekse, O sana sorar. Ne yapıyorsun? Nasıl ediyorsun? Veyahut da durumunu, ahvalini, onun yolunu, yordamını sorar. Ama sen herkes gibi davranıyorsan, senin özel bir yolun yok. Kendi kendine ben bir yola gidiyorum, ben Sufî’yim falan deme. Yok. Neden? Herkes gibisin. Düğün, dünbek sende de düğün, dünbek. Herkes çıplak, sen de çıplaksın. Herkes giyinik, sen de giyiniksin. Namazı terk ediyor, sen de terk ediyorsun. Değişen bir şey yok orada. bu çalışılan yer bir fabrika olabilir, resmi daire olabilir, bir adamın kendi dükkanı olabilir, kendi işi olabilir, değişmez bir şey. O kimse çünkü tavrıyla, tarzıyla, ahlâkıyla, davranış biçimiyle mesajını verecek.
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. mesajını yaşayarak verir. Sahâbe yaşadı. bazen derslerde diyorum ya, Wallahi de, billahi de, tillahi de, sahâbe, Kur’ân-ı Kerîm’i sizler kadar bilmiyordu. Sahâbe bu kadar hadîs bilmiyordu. Hatta bir çıt daha ileri söyleyeyim, sahâbe belki de bizim kadar zikrullâh da yapmıyordu. Sahâbe böyle bütün hepsi de dini bizim bildiğimiz kadar bilmiyorlardı. Ama sahâbe de şu vardı, sahâbe tabiri caizse muhteşem bir İslam yaşıyordu. Yaşıyordu. bir âyet-i kerîme onlara yetiyordu. Tamam bitti. bir Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. bir şey söylemiş. Tamam bitti. Bir daha oraya geri dönmüyorlardı hiç.
Sahâbenin İlmi Motomat Yaşaması — Geri Dönmemenin Esâsı; Sünnet’i Tatbîk Etme Disiplini
Ve öğrendikleri her şeyi motomat yaşıyorlardı. Biz şimdi öyle değiliz. Bizim ilkokula giden çocuk bu hadîs sahi mi değil mi? diyor soruyor bize. Şimdi öyle olunca da etrafımıza bir mesaj veremiyoruz. Bir de en büyük handikap şu, bu acı bir şey. Müslümanlar, Müslümanlar bilhassa biz iğneyi değil, çuvaldızı kendimize batıralım. Ehli Sufi, ehli tarikat doğru bir sınav veremedi. Benim nazarımda cemaatler, tarikat, siyasi partiler bu toplumda sınıfı geçemedi. Sınıfta kaldı. Sınıfta kalınca da herkesin bakış açısı. Zaten İslam’a karşı soğuklar, zaten Müslümanların açığını gediğini bekliyor. Münafıklar ve ehli küfür ve fasıklıkta fasıklıkta dur durak bilmeyenler böyle bir şey bekliyor, açık bekliyor.
Biz komple, biz de dahil edelim kendimizi komple cemaatler, tarikatlar, siyasi partiler, hocalar, alimler biz doğru bir imtihan veremedik. Biz bu sınavı geçemedik. Komplet, topyekün. Topyekünde suçluyuz. Topyekün suçluyuz. Kimimiz paraya bozuldu, kimimiz makama bozuldu, kimimiz mevkiye bozuldu, birine haksız, hukuksuz, arsız, ne yazık ki hadsiz, hudutsuz işlere girdik. Biz bu noktada şeytan bizi aldattı, nefis bizi aldattı, dünya bizi, hepimizi aldattı. Ve gelecek nesillere biz doğru bir din anlayışı, doğru bir din yaşantısı, doğru bir tarikat, doğru bir cemaat, doğru bir yol mirası olarak bırakamadık. Böyle olunca da bizim etrafa verebileceğimiz çok bir şey kalmadı. Bu acı bir şey, gerçekten acı bir şey.
Ama verebilirim. Çünkü insanlar artık şöyle görüyorlar. ben bunu kendi nefsimde 35 yıldır yaşıyorum. Kendi nefsimde yaşıyorum bana. yeni gittiğim bir sohbet toplantısında, yeni gittim bir yerde bunu yaşıyorum. Ve hâlâ da zaman zaman gittiğim sohbetlerde şunu söylemek zorunda kalıyorum. Biz bir şey isteyenlerden değiliz. Sizden ben ölünceye kadar hiçbir şey istemeyeceğimi tavut ederim. bunlar söylenecek sözler değil ama söylemek zorundasın. Ben hâlâ da ticaret yapıyorum. Kendi ihtiyacımı kendim görüyorum. Kendi masraflarımı kendim görüyorum. Bir gün gelip de size pamuk eller cebe demeyeceğim. Ya bunlar söylenecek sözler değil. Artık kendi kendime ben bile utanıyorum bunu. Ama bunu söylemek zorunda kalıyorum. 30 kusur yıldır.
Neden? Çünkü herkes bir cemaat, bir tarikat bunun adına ne derseniz deyin. Bir gün para isteyecek sizden, bir gün para toplayacak sizden. Bir gün isteyecek ya bu açıdan bu gözden bakıyor. Böyle bakıldığı müddetçe cemaatlere, tarikatlara, siyasi partilere, siyasi oluşumlara sizin orada anlatabileceğiniz çok fazla bir şey kalmıyor. Ancak yaşantınızda, halinizde kendinizce böyle bir ışık olabilirseniz gerçekten eyvallâh. Ama öbür türlü gerçekten çok zor. Bir de enteresan bir şey. ben bunu söylüyorum. Müslümanların parasıyla rahatına dokunmayacaksın diye. Bir de dokunanlar bazıları tarafından da kıymet atfediliyor. dokunacak ona, para isteyecek. Para isterse ona daha makul geliyor. Para istemezse ona şüpheli bakıyor.
Bunda bir şey var muhakkak. Neden? Bu bedava çünkü. Bedava olunca ona şüpheyle bakıyor. Sanki bedava ya içinde zehir var sanki. Öyle bakıyor. Bunun gibi normalde bu çok acı bir şey. Çok çok özür dilerim. Ama gerçekten Türkiye’de veya dünya üzerinde dini, tarikatların, cemaatlerin söyleyebileceği çok fazla bir şey kalmadı. Bu ne yazık ki içimizdeki çürük elmalardan. Düşünebiliyor musunuz? Afrikadan, bunu söylemek istemiyorum. Çok özür dilerim ama. benim numaramı tespit edip Afrika’dan benden para isteyen Müslümanlar var. Yardım. yolunu bilmem, yerini bilmem, telefonuna bakıyorum, ülkesini buluyorum oradan. ülke kodlarından. Müslümanlar bu hale gelmiş. Ama mesela geçenlerde internet haberi, ne bilmem ne derneği, bilmem nerede kuyu açacağız diye herkesten para toplamışlar.
Başkalarının açtığı kuyuları kendi tabelalarını çektirip milletten para toplamışlar. E bu da tespit edildi. Bakın bu hale geldi. Böyle bu hale gelen bir toplumda sizin o karşı tarafa bir şey anlatmanız sözle mümkün değil artık. Ancak davranış, fiiliyat, ahlakla onlardan farklı oldunuz. Onlar dedim kim? Müslümanım diyor ama dini bir yaşantısı yok. Müslümanım diyor, haram olarak biliyor, yiyor ama. Müslümanım diyor, gıybet de diyor, dedikodu de ediyor, iftira da ediyor. Mesai saatlerine dikkat etmiyor, aldığına sattığına dikkat etmiyor, yediğine eşliğine dikkat etmiyor, davranış biçimine dikkat etmiyor. Eşiğiyle olan davranışları kadın erkek hiç önemli değil, farklı. Çocuklarına karşı farklı, anne babasına farklı, kayınvayda kayınpederine farklı, hepsinde farklı.
Mü’minlerin Çeşitliliği ve Tasavvufun Anlatım Sınırları — «Bunları Konuşurken İhtiyât»
Yani insanlar çok özür dilerim. Bunları böyle konuşuyorum ama insanlar Müslümanlardan çekiyor ne çekiyorsa. Bu acı bir şey. Bu acı bir şey. Dervişleri dinliyorum diyorum ki içimden, ben boşuna anlatıyorum bu insanlara. ne yaptı? Kadına bakıyorsun serkeş, kocasını dinlemiyor. Dinlemiyor. Adama bakıyorsun, adam serkeş. Karısına gayri İslami davranıyor, çocuklarına öyle davranıyor. Çocuklarına bakıyorsun anne babayla kavgalı. Anne babaya küs. Konuşmuyor annesiyle babasıyla. Ne olmuş da onun eşine yan gözle bakmışlar. Ya ne oldu? Gitti, annem baban senin diyorum ya. Bir çocuk annesine babasına küser mi? Küsüyor. Bir de derviş bu. Anne baba çocuğuna küser mi? Küsüyor bir de derviş. Bir de bana soruyor.
Ben diyor salıma da yapışmasını istemiyorum diyor. Doğru mu söyledim diyor. Ya affet diyorum ya çocuğun değil mi senin? Senin evladın diyorum ya affet. Yok öyle değil. Çocuklar zaten anne babayı dinlemiyor şimdi. Dinlemiyor. Hepinizin var evlatları. Motomot dinlemiyor. Kim ister evladının haram işlemesini? Hiç kimse istemez. İşliyor çocuklar. Dinlemiyor annesinin babasını. Ben anneni babaları suçlamıyorum. Toplumun geldiği nokta bu. Herkese etkileniyor bir şeylerden. Çocuğu okula gönderiyorsun. Eğitim görsün diye. Örtülüyorsa çocuk geliyor. Ben neden örtünüyorum diyor. Bütün arkadaşlarım açık diyor. Bitti. Erkeklere diyorsun namaz kılın oruç tutun hepsini diyorsun da. Okula gidiyor. Çocuk okulda bozuluyor.
Namaz da kılmıyor. Bırakıyor. O yüzden her tarafımız dökülüyor. Rabbim cümlemizi toplasın. O yüzden diyorum derslerinizde devam edin. Zikirlerinizde devam edin. Gerçekten biz cümlemiz hepimiz, hepimiz her anda olabiliriz. Bu vahşi, deccali sistem hepimizi yutabilir. Hepimizi. Dünya, makam, mevki, gösteriş, şatat, şatafat, nefis, şeytan her an için bizi yıkabilir. Her an için yutabilir. O yüzden farzlara sımsıkı yapışalım. Nafilerle Allâh’a yapışalım. Sımsıkı yapışalım. Nafilerle Allâh’a yaklaşmaya gayret edelim. Allâh’ı zikredelim. Çok tövbe edelim. Yolumuza sımsıkı yapışalım. Sakın ha ben dağılmam diye düşünmeyin. Herkes dağılır. Herkes dağılır. Hepimiz kanabiliriz bir şeylere. Kendimizi disiplinine kılalım.
Evet, anlatma noktasını da yaşayarak anlatalım. En doğrusu bu. Biz etrafımıza yaşayarak ölçü olalım. Örnekliyorum, bir baba düşünün. kendi çocuklarını evde zulmediyorsa, o çocuklarına din anlatabilir mi? Bir baba, hanımını evde zulmediyorsa, o baba çocuklarına, hanımını din anlatabilir mi? Bir anne, bir anne çocuklarına zulmediyorsa, kocasına zulmediyorsa, kocasını dinlemiyorsa, o çocuklarına din anlatabilir mi? Anlatamaz. Anlatamaz. Sizin elinizden tesbih düşmesin. Eee? Elinizde tesbih. Zulmediyorsanız etrafa, ne anlamı kaldı? Kadın elinde tesbih, böyle elinde tesbih uyukluyor. Ne kadar güzel takvâ. Allâh’a dua et, uyuklasın. Uyandığında zulmediyorsa ortalığa. Uyandığında zulmediyorsa dua et Allâh’a, uyuklasın o.
Hiç uyanmasın. Aynı şey. Toplumumuz ne yazık ki bu noktada. Rabbim cümlemizi affeylesin. Âmîn. Fitne çıktığı zaman at binen insin, koşan yürüsün, yürüyen dursun, duran otursun. Bu anlatılmak istenen nedir? Evet. Siz bir kötülüğü gördünüz de elinizde, o da mümkün değilse dilinizde, o da mümkün değilse kalbim buz ederekten önlemeye çalışın. Fitneyi başka türlü durduramazsınız. Öyle bir fitne olur, öyle bir fitne olur, artık böyle kendinizden ümidinizi kaybedersiniz. O zaman evden dışarı çıkmayın. Eyvallâh. Hadîs-i Şerîf. Fakat normalde bu hadîs-i şerîfler Müslümanları cihattan, kötülükleri durdurmaktan, kötülüklerle mücadele etmekten tembellik ettiren, geri döndüren hadîs-i şerîfler doğru yorumlanmıyor bunlar.
Biz buna metin olarak bakıyoruz, fitne çıktığı zaman at binen insin. Hadi koşun evlerinize. O zaman buraya da gelmeyin. Fikriye de çünkü, fitne ateşi sarmış, dünyayı sarmış. O zaman ne yapacaksınız? Söndürmek için dahi üflemeyecek misiniz? Söndürmek için tükürünüz varsa tükürmeyecek misiniz? Yok kardeş. Evet, fitne o hale gelirse, o zaman gücümüz de yoksa hareket edecek, otururuz evimizde. Bu bedende bu nefes var ise, bu bedende bu nefes var ise, ölünceye kadar kötülüklerle mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar dinsizlikle, imansızlıkla, namussuzlukla, şerefsizlikle mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar kötülüklerle mücadele edeceksiniz. Ölünceye kadar, ölünceye kadar kâfirlerle, münafıklarla, mürtetlerle mücadele edeceksiniz.
Ölünceye kadar hak yolda, hakkın sesi olacaksınız. Mücadele edeceksiniz. Mücadele edeceksiniz.
«Ölünceye Kadar Savaşmakla Emrolunmuş Peygamber»den Mü’mine Mücâdele Mîrâsı
Ölünceye kadar savaşmakla emrolunmuş bir peygamberin ümmetiyseniz, yeryüzünde la ilâhe illallah hakim olunca savaşmakla emrolunmuş bir peygamberin ümmeti gibi dimdik ayakta yürüceksiniz. Evet, fitneye bulaşmayacaksınız. Fitne ne? Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şey. Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şey fitne. Eyvallâh! Biz ümmet-i Muhammed olarak bütün bu ümmetlerden birbiriyle Biz ümmet-i Muhammed olarak bütün insanlığa, bütün insanlığa hak götürecek, adalet götürecek bütün insanlığın şerefini, haysiyetini kurtaracak bir ümmetiz. Hangi noktada olursak olalım, hakkı tebliğ etme, hakkı yaşama mecburiyetimiz var. Paramız, pulumuz, makamımız, mevkimiz, rahatımız, şanımız, şöhretimiz ne olursa olsun.
Biz hak ve hakikati yaşayıp tebliğ etmekle mükellefiz. Fitne oradan çıktı deyip de evde pısırık, Müslümanlar pısırık insanlar gibi evde saklanacak müminlerden değiliz. Yok. Biz bir yerde ateş varsa onu söndürmek için mükellefiz. Bir yerde haksızlık, hukuksuzluk, arsızlık, uğursuzluk varsa biz onunla mücadele etmekle mükellefiz. Hele biz sufiler, biz sufiler Allâh için canından, malından, Allâh için rahatından, nefesinden, Allâh için nüksünden, şatıatından, şatafatından bir kalemde, bir kalemde vazgeçip Allâh’a koşacak olan zümreyiz. Bir fitne varsa bir yerde biz o fitneyi durdurmakla, fitneyi söndürmekle mükellefiz. Yok. Zorlukları görüp tiyansın deyip, şimdi fitne zamanı deyip oturacaklardan değiliz.
Ben değilim. Nefesim olduğu müddetçe, sağolum, müsaade ettiği müddetçe ben koşmaya namzetim. Üç kişi de olsa, bir kişi de olsa onlara gidip hakkı ve hakikati anlatmaya namzetim. Seve seve, koşa koşa. Fitne zamanı otur. İyi, güzel. Var hadîs-i şerîf doğru, sahi mi sahi? Evet. Evet, zayıf olanlar, mücadele edemeyecek olanlar, parasını, malını, mülkünü düşünecek olanlar, rahatını düşünecek olanlar, çoluğunu, çocuğunu, kadını ayrılamayacak olanlar, evlerinde otursun fitne zamanı deyip kendi kendilerine ictihâd etsinler, evde oturma zamanı desinler, evde otursunlar bol bol ne o televizyon izlesinler, oyun oynasınlar, bol bol boş muhabbet yapsınlar, goy goy yapsınlar. Otursun hanımınla ilk evlendiği günden önce hanımının, teyzesinin, dünürünün, dünürünün bilmem nesinin ne yaptığını konuşsunlar, olmadı canları sıkılsın bir de evde dövüşsünler, kavga etsinler, barışsınlar bir daha dövüşsünler.
Fitne zamanı ya ulan fitne evde. Senin rahatın fitne, senin param fitne, senin araban fitne, senin evin fitne, senin kıyafetlerin fitne, senin makamın fitne, senin mevkim fitne, senin siyasetin fitne, senin devletin fitne. Haydi nereye dolaşıyorsun? Araban kapının önünde duruyor, Allâh yolunda gidiyor mu? Araban gitmiyor, fitne. Evin duruyor mu? Orada duruyor. Evin Allâh’ın zikrini açık mı değil? Fitne. Senin elbiselerin gösteriş için dolapta dolu mu dolu? Fitne. Senin sofran güzel mi güzel? Fukara oturuyor mu sofranı? Oturmuyor. Fitne. Fitne. Ne güzel lüks evin var, var mı var? Fukara giriyor mu evine? E ben yardım ediyorum. Fukara evine giriyor mu? Sana yardım edip etmediğini sormadım. Girmiyor.
Fitne. Bundan daha ala fitne var mı? Fukaranın girmediği ev fitnedir. Fukaranın oturmadı, koltuk fitnedir. Dervişin oturmadı araba fitnedir. Allâh yolunda çalışmayan araba fitnedir. Allâh yolunda harcanmayan para fitnedir. Cehennem ateş olarak döner sana. Cehennem ateş olarak döner. Hadi. Biz fitneye orada burada arıyoruz. Nefsimize hoş geliyor. Oturalım kardeş evde ne güzel. Zikruda al. Tamam ya oldu ya kemaler. Ben gördüm onu zaten. Görmüşsündür sen. Ben seni görmedim yalnız. Nasıl yani? Böyle diyor bana. Ben görmedim diyorum. Ne gördün? Ne gördün? Yazıyor destan gibi. Yeşillikler gördüm de bahçede koştum da kuş cıvıldadı da okuyorum. Ben okuyorum. Sabah namazından sonra okuyorum. Bir şey yazmıyor mu?
Ardından yazıyor. Rüya yazmıştım yorum yok. seni üzmek istemediğimden yazmadım. Yazıyorum. Boş bir rüya. Kalıyor. Oturduğun yerde asıl fitne sensin.
«Fitneyi Başka Yerde Arama, Sen Allâh Yolunda Koşmuyorsan Fitne Sensin» — Mü’minin Bireysel Mes’ûliyeti
Allâh yolunda koşmuyorsan fitne sensin. Allâh yolunda Allâh’a koşmuyorsan fitne sensin. Allâh yolunda Allâh’a koşmuyorsan fitne sensin. Fitneyi başka bir yerde arama.
Kaynakça ve Referanslar
- Zekât Nisâbı ve Hesaplama Şartları: Altın nisâbı (85 gr / 20 miskal) — Buhârî, Zekât 32 (1448); Müslim, Zekât 4 (979); Ebû Dâvûd, Zekât 4 (1568); İbn Mâce, Zekât 1 (1791); zekât oranı (%2.5) — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi 2/53; Mergînânî, el-Hidâye 1/93; Nakit cinsten zekât verme imkânı — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; Vahbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 2/750-810; Ahmed Akgündüz, İslâm Hukûku ve Osmanlı Tatbîkâtı; modern yatırım araçları ve zekât — Hayrettin Karaman, Helâl ve Harâm.
- Mü’minin Hâl-Tavır-Tarzı (Sosyal Bilinç): «el-mü’min mir’âtu’l-mü’min» (Mü’min mü’minin aynasıdır) — Ebû Dâvûd, Edeb 49 (4918); Tirmizî, Birr 18 (1929); Buhârî, Edeb 35; «huluk-i hasene» — Tirmizî, Birr 11 (1162); Müslim, Birr 165; mü’min davranışının başkalarına etki — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb; «sosyal bilinç» — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü.
- Sahâbenin Sünnet’i Motomat Yaşaması: «yu’mûnenahû mâ kâlûhu Resûlullâh» (Sahâbe Resûlullâh’ın söylediğini hemen tatbîk ediyor) — Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fedâilü’l-Sahâbe 211 (2531); «Sahâbe-i Kirâm’ın bağlılığı» — İbn Sa’d, Tabakât; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ; «motomat yaşamak» — modern eleştiri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «geri dönmemek» — Hâdîd 57/27 («fettebeû zellime’nillezîne ittebeû fî hâdâ’l-emr»); «ittibâ ehli» — Şâtıbî, el-İ’tisâm.
- Mü’minlerin Çeşitliliği ve Anlatım Sınırları: «el-mer’ü mea men ahabbe» (Buhârî, Edeb 96); «meşrebî çeşitlilik» — İbn Atâullah, el-Hikem; «her insan farklı» — Mevlânâ, Mesnevî; «hadd-i hadd-i hâl» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; tasavvufî tedrîs sınırları — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet; «kalbe ihâta» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
- «Ölünceye Kadar Savaşmakla Emrolunmuş Peygamber»: «umirtu en ukâtile’n-nâse hattâ yeşhedû en lâ ilâhe illâllâh» (İnsanlarla Lâ ilâhe illâllâh deyinceye kadar savaşmakla emrolundum) — Buhârî, Îmân 17, Cihâd 102; Müslim, Îmân 36 (22); Tirmizî, Îmân 1 (2606); Ebû Dâvûd, Cihâd 95 (2640); İbn Mâce, Fiten 1 (3927); cihâd-ı kibrâ (büyük cihâd) — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 11/372; Tevbe 9/111-112; Bakara 2/216; modern cihâd kavramı — İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid; M. Sa’îd Ramazân el-Bûtî, el-Cihâd fi’l-İslâm.
- «Fitneyi Sen Olmaktan Çıkar» — Mü’minin Bireysel Mes’ûliyeti: «vetteku fitneten lâ tüsîbenne’llezîne zalemû minkum hassâ» (Enfâl 8/25) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 9/198; İbn Kesîr, Tefsîr 4/40; «fitneyi defetmek bireysel sorumluluktur» — İbn Atâullah, el-Hikem; «kişinin kendisine bakması» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; «Allâh yolunda koşmama hâli» — Tevbe 9/38-39; modern bireysel mes’ûliyet — Said Nursî, Mektûbât; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü.
- Mehdî-i Âl-i Resûl Beklentisi: Mehdî hadîsleri — Ebû Dâvûd, Mehdî 1 (4282); Tirmizî, Fiten 43 (2230); İbn Mâce, Fiten 34 (4082); Ahmed, Müsned 3/27, 36; Hâkim, Müstedrek 4/431-465; «Mehdî-i Âl-i Resûl» — İbn Kayyim, el-Menârü’l-Münîf; modern Mehdî sapkınlıklarının reddi — Ahmed Ebû Zehra, el-Mezâhibü’l-İslâmiyye; «zilletten izzete» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- Karabaş Silsilesinde Q&A ve Mü’min Eğitimi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş hizmeti — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Sünnet, Silsile, Muhabbet, Tesbîh, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı