Dünya İlâhı Olan Mü’minin Hâli — Namaz, Oruç da Kılsa Dünya Gözünden Bakar
Ejmâin. Harama kaçmamak için sınırları zorlamıyorum. O kişi nasibimse ben dursam da sonunda helal yoldan bana gelir mi? Cevaplarsanız çok mümin olurum. Herkesin kendince bir hayat anlayışı var, bir algılayışı var. Biz sizin kaderinizi çalışmanıza bağladık demiş âyet-i kerimede. Gayretinize bağladık demiş. Bir kimse oturur durur, helal ise benim önüme gelir diye düşünebilir. O da onun yoludur, bir şey diyemem. Bazı büyük zâtlar öyle davranmışlar. O büyük zâtlar bir şeyin peşine düşmemişler. O benim nasibimse ayağıma gelir demişler. Bir kimse de kendine öyle büyük zâtlar sınıfını koyabilir. O da oturur der ki nasibimse benim gelir der. Çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, hakkı hukuki için kavga etmeyi, savaşmayı göze alamamıştır.
Allah Hakkında
Öyle diyebilir ama öyle bir hakkel yakin noktasına gelmiştir. Ona denmiştir artık sen şurada köşede otur. Eyvallâh, köşede oturur. Ona öyle dendiyse de o da köşedesinde otursun. Ama o peygamberi bir metot değil. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri cihâd etti, ganimetten geçindi. Benim nasibimse gelir deyip oturmadı. Gayret etti, mücadele etti, savaştı. Benim yolum o. Allâh bizi affetsin. Evet. Efendim nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz hadîs-i şerifini nasıl ölürseniz öyle dilirsin hadîs-i şerifini nasıl anlamalıyız? Bu şekilsel olarak mı yoksa imani noktada mı? Hem imani noktada hem de insanın günlük hayatıyla alakalı nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Mümince bir hayat yaşadıysan son nefesinde mümince olur, mümince ölürsün.
Mümince bir hayat yaşamadın, kafirce bir hayat yaşadın mümince ölmeyi bekleme. Kafirce yaşayıp mümince ölmeyi bekliyorlar. Yok böyle bir sistem yok. Benim bildiğim din öyle değil. Benim bildiğim din mümince yaşarsan mümince ölürsün. Mümince yaşamazsan sen mümince ölmezsin. Ve bütün hayatı içine alır din. Din böyle yarım yamalak değildir. İnsanın bütün hayatını içine alır. Sabahtan akşama kadar, akıl bağlılığı olduğundan ölünceye kadar bütün hayatını içine alır. Biz şimdi normalde bugün yaptığımız yanlışın ceremesini 5 yıl sonra, 10 yıl sonra çekebiliriz, görebiliriz. Bugün yaptığımız bir iyiliğin faydasını 10 yıl sonra görebiliriz. Çünkü din veya hayat algısı çok farklı. Öyle olunca nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.
Sen normalde Kur’ân Sünnete tabi olur. Tabiri caizse aslanlar gibi yaşarsan kediler gibi ölmezsin. Kediler gibi yaşayan bir kimsenin aslanlar gibi ölmesi mümkün değil. Sen çakallar gibi yaşarsan aslan gibi ölmeyi hayal etme. Sen çakal gibi yaşadın, aslanların artığını yedin. Aslanların artını yiyerekten aslanlık olmaz. O zaman bir kimse kendince kedi gibi yaşayacak, aslan gibi ölecek böyle bir hayat yok. Sen dost dolu dervişçe yaşarsan derviş gibi ölürsün. Sufice yaşarsan sufi gibi ölürsün. Sufice yaşama, ondan sonra sufi bir ölüm bekle. Öyle bir şey yok. O yüzden nasıl yaşarsan öyle ölürsün. Mesela insanlar vardır, dünyayı tamah etmiştir, dünya ilahı olmuştur.
Cemâlleşerek Vefât — Mü’minin Son Nefes Niyâzı ve Lâ İlâhe İllâllâh ile Tamâmlama
O kimse namaz da kılsa, oruç da tutsa hep dünya gözündedir onun. Onun namazı da, orucu da dünyalıktır. Onun ibadeti de dünyalıktır. Bakın ibadeti de dünyalıktır. Aslında münafıktır. Öyle olunca. O kimse mümince ölmeyi beklemesin. İnsan vardır, onun dünyası da ahiretliktir. Ahireti de ahiretliktir. o bütün hayatını ahirette göre dizayn etmiştir. Öyle olunca o kimse de öyle ölecek. mümin bir kimse dünyayı terk edecek diye bir kaide yok. Ben bunu hep üstüne basa basa söylerim. Dünyayı terk edecek olsam ben terk ederdim. Yok hayır. Sabah namazından sonra bir umut gidip açıyorsam iş yapayım yapmayayım. Cenâb-ı Hak ne nasip eder bilemezsiniz. Bir toz dahi girse bereket olur. Ben onu yapıyorsam herkes kendimce yani.
O zaman bu ahiretlik değil, bu dünyalık değil. İnsan normalde bir işi olacak, işine gayret edecek, koşturacak, çalışacak. O kimse dünyalığını da mümince yaşayacak. Ticaretini de mümince yapacak. Hayatını mümince yaşayacak, mümince olacak. Mümince olunca da mümince direlir. Ben bunu böyle biraz son nefeste böyle bu çok tartışma götürür. Ben son nefesimden eminim derim. Herkes buna bilhassa benim bir tane kız yeğenim var. Boyuna bütün Nehom Mahmud Efendi’nin bütün hocalarına ver yansın etti. Dayıma bir reddiye yazın diye. Ben bu hadîs-i şerife binayen diyorum. Ben mümince yaşıyorsam ben son nefesimde kendimce, şeyh şüpheye girmem. Mümince yaşıyorum. Mümince yaşamayan şeyh şüpheyesin. Son nefesi onun tehlikede.
Bakın son nefesi onun tehlikede. Mümince yaşadığınız müddetçe ümit ederim. Ben mümince yaşadığım müddetçe ümit ederim. Madem ki Cenâb-ı Hak kulunun zannı üzerine. Bakın kulunun zannı üzerine. Ben Rabbimin üzerinde benim hüsn-ü zannım galip. Ben mümince yaşarsam mümince öleceğim. Benim hüsn-ü zannım bu. Ama bir kimse arada derede yaşamış o şüphe etsin. Adam dervişliğinden şüphe etmiş. O normalde şüphe etsin. Adam müminliğinden şüphe etmiş. O şüphe etsin. Adam mümin görmüş gitmiş. Oradan müslümandan faiz almış. O şüphe etsin. Görüntüsü mümin, içi münafık. O şüphe etsin. O şüphe içinde yaşasın. Korkaklıkla yaşasın. Ürksün o. O son nefesinden çok korksun zaten. Adam oturmuş Peygambere hatalı demiş. sallallâhu aleyhi ve sellem’e.
O da küçük günah işledi demiş. Oturmuş hadîsleri inkar etmiş. Oturmuş sufilere savaş açmış. Oturmuş Allâh’ı zikredenlere savaş açmış. Oturmuş zikredenlerin zikriyle alay etmiş. Oturmuş adam normalde zikredenlerin zikirlerini papaza benzetmiş. Yok münafıya benzetmiş. Yok şuna benzetmiş. Yok kafasımda benim başımda sarık var. Yok kafasına acayip gacayip bir şey sarmış demiş. Alay ediyor adam. Allâh’ın sünnetiyle alay ediyor. Vallahi şüphelenmenize gerek yok. Buradan tövbe etmeden yürürseniz kafir olarak öleceksiniz. Ama ben şüphesiz söylüyorum bunu. Neden? Sen zikirle savaş açtın. Şüphem yok bunda. Sen küfür ehli olarak öleceksin. Sen zikredene savaş açtın. Sen imanlı mı öleceksin? Sen Allâh’ın peygamberine günah işledi dedin.
İmanlı mı öleceksin? Ne yaptı o günahı Hevâye vevesinden yaşamadı? Benim emrimi yaşadı diyen âyet-i kerimeyi sen inkâr ettin. O günah işledi dedin. Ne yaptı onu Allâh günahı mı vahyetti? Be edepsiz adam. Sen tabi kafir olarak öleceksin. Evet. Sana âyet-i kerimeyi inkâr ediyorsun. Öbürkü de hadislerle alay ediyor. Peygamberin annesi şu yaştayken öldü. Hadi gidin analarınızı öldürün. Bak edepsize. Hadislerle alay ediyor. E tabi. O ne ile gitçe belli değil. Ama benimki belli. Evet. Ben mümince, sufice hayatımı bitirirsem, ben imanını öleceğime dar hüsnü zan besliyorum. Ve şüphem yok. Ben şüphesiz Allâh’a iman ettim. Ben şüphesiz Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine iman ettim. Ben şüphesiz hadîs-i şerifleri kabul ettim.
Hadîs-i Şerîflere iman ettim. Ben şüphesiz ben imanı bir hayat yaşamaya gayret ediyorum. Hataım da var, kusurum da var, yanlışlığım da var, günahım da var. Var. Ama namazım da var, orucum da var, zikrim de var. Tevbe kapısı açık, tövbem de var. Ben ümit ediyorum. Ümit ederekten yaşıyorum. Ümit ederekten de öleceğim.
Günlük 70.000 Tevhîd Zikrinin Disiplini — Sufînin Manevî Egzersizinin Kâidesi
Son nefesten de cemalleşerek böyle doya doya. Hiç geri dönmemecesine. Bir daha geri dönmemecesine. Cemalleşerekten öleceğim. Ve arkamda şeyh şüphe, arkamda bir haz istek, arkama dönüp de şunu da yapsaydım, şunu da yaşasaydım. Zerreç aklıma gelmeyecek. Şimdi vefat etsem, şimdi de aklıma gelmeyecek. Bak şimdi de aklıma gelecek. Gelmeyecek. Şüphesiz bir şekilde öleceğim. İnşallah. Âmin. Teşekkür ederim. Gül mü bülbül âşıktır, bülbül mü güle? Gül de bülbül de aynı mıdır, sevenle sevilen aynı mıdır? Ne yapacaksın gül mü bülbül âşık, bülbül mü güle âşık? Sen neye âşıksın ona bak. Sen öyle sev, öyle âşık ol, gül desen ol, bülbül desen ol. Kalibinin sağ tarafı gül olsun, sol tarafı bülbül olsun. Kâh, sol tarafı sağ tarafa naatler okusun, kâh, sağ tarafta sol tarafı naatler okusun.
Kâh, sen kendinden bir tane daha Mustafa Özbahçıksın, otursun oraya o sana naatler okusun. Kâh, sen ona naatler oku. Ne yapacaksın? Bizde böyle edebiyat, fuzili yazmış orada bir şey, fuzili gibi bizde onu gül mü bülbül mü… Bırak sen nesin ona bak. Sen gül müsün, bülbül müsün? Sen Yakup musun, sen Yusuf musun? Ona bak. Sen Yusufsan naz et, bütün Yakuplar senin için ağlasın. Yakup isen dön Allâh’a, otur Allâh’a. O zaman ya Yakup ol, ya Yusuf ol. Ya gül ol, ya bülbül ol. Ha, bu önemli değil gül mü bülbül aşık, bülbül mü güle aşık. Ne yapacaksın sen? Ha, bülbül güle aşık olsun. Ne olacak? Gül de solar bir gün. Ha, gül bülbül aşık olsun. Bülbül de ölür bugün. Bülbül de ölür bugün. Ha, gül bülbül aşık olsun.
Bülbül de ölür bugün, bir gün. Ne yapacak bülbül ölünce gül oturup kan revan içerisinde mi kalacak? Ne yapacak gül solunca, kış gelince, yapraklarını dökünce, gülden bir esame kalmayınca, bülbül ne yapacak? Gül de geçer gider, bülbül de geçer gider. Sen geçip gitmeyene aşık olmaya bak. Bırak gülü bülbülü, edebiyat yapma. Sen Allâh’a aşık mısın onu sor kendine. Sen Habibine aşık mısın onu sor kendine. Sen Allâh’ın velisine aşık mısın onu sor kendine. Başka bir şey sorma. Kendine başka bir şey sorma. Hiç uğraşmadım gül mü bülbüle, bülbül mü güle diye. Ben şeyhime baktım, gülü de onda gördüm, bülbülü de onda gördüm. Ben şeyhime baktım, Allâh’ı da onda gördüm, peygamberi de onda gördüm. Ben şeyhimde buldum ne bulduysam.
Sen kimde buldun ona bak. Sabahtan akşama kadar güle baksan sana bir faydası yok. Sabahtan akşama kadar bülbüle baksan sana bir faydası yok. Sana Allâh’ı ve Resul’u tanıtan, Allâh ve Resul’unu sevdiren bir Üstad gerek. Bir mürşid gerek. Sen o mürşidi bulamadıysan, bulduysan, sevemediysen, bulduysan onun yolunda gidemediysen, yan Allâh döne Allâh. Bülbül şarkısı dinle, şiirini okusa ne olacak ki? Hiçbir şey olmayacak. Şiir okuyacağım bol bol. Gül dedi ki bülbüle, bugün sen eskisi gibi şakımmıyorsun. Ne oldu ki sana ne keder vurdu? Sana hangi hicran, hangi hüsran vurdu? Nâatın çok hüzünlü geldi, şakıman çok hüzünlü geldi. Bülbül diyecek ki ona, ah sen her şeyini topraktan alır havada yersin. Ne aştan haberin var, ne maşuktan, ne sevenden, ne sevilenden.
Ne kederden haberin var, ne dertten, ne çileden. Ne dikeninden haberin var, ne gülünün yaprağından, ne de kokusundan. Sen kendin kendini bilmezken, benim kederimi nereden bileceksin? Vurmuş bülbüle bir keder rüzgarı, vurmuş bülbüle bir ayrılık rüzgarı, vurmuş bülbüle dert rüzgarı. Gülün umrunda mı? Gülün üstünde bir bülbül gider, başka bir bülbül gelir. Gülün umrunda mı? Değil. Sen otur kendine bak. Allâh bizi affetsin. Âmîn. Duamızın kabul için 70.000 tevhide niyet edilirim. Edin. Bir duamızın hayırlısını isterken tevhide niyet etmek veya başka bir şeye niyet etmek ne kadar doğru? Avamın işidir ama yapabilirsiniz. İsterken duamızın tecelli etmesi için bu konuda bir tavsiyeniz alın. Ya Rabbi benim şöyle bir işim var, şöyle bir işim olması için 70.000 tevhid niyet ettim.
Çok mantıklı geldi mi size? O da dese ki rüyanda görsen, evet senin o işini yapacağım ama günlük 70.000 tevhid çeksen desen, ne yapacaksın? Tevbe Ya Rabbi öyle isteme dedim. Günlük 70.000 tevhid, öyle istemedim mi?
Mü’minin Hayât Standardı Farkı — «Sarık-Cübbe ile İstiklâl’de Gezmek» ile Sıradan Hayât
Diyeceksin, çekemeyeceksin. Yapma. Günlük 70.000 tevhid, öyle istemedim mi? Diyeceksin, çekemeyeceksin. Ya 5.000 tevhid çekmiyorsun, nereye çekiyorsun 70.000 tevhid? Aman güzel bir şey. bak, haşa Allâh, aşağıda yukarıda bir yerde değildir ama böyle bir yücelik göstergesi olarak. ey Rabbim bak bu işim olursa 70.000 tevhid çekeceğim. Veyahut da 70.000 tevhid çektik. Ya Rabbi şu işimi asana eyle. Ben hiç dine, dervişliğe, sufiliğe böyle bakamadım. Otur Allâh için, Allâh için 70.000 tevhid çek ya. Bırak ya rüşretçiliğe alışma. Bırak alışma ya. Bırak alışma. Fiysebillah Allâh için yap, duanı da Allâh için yap ya bırak. Senin 70.000 tevhidin Allâh’ın önünde, sen korkuyorsun 70.000 ne yap? Ya böyle şey, 70.000 tevhid çektim ya bu iş olması için ya ne olacak 70.000 tevhid?
Uyumayıp geceler boyunca zikrullâh yapan var ona. Allâh muhâfaza eylesin. Yok biraz böyle amelilik gibi geldi. Ben bu işi yaparım ama bak şu kadar para isterim. Allâh muhâfaza eylesin. Efendim neden siz, niçin siz Allâh’ı Allâh olduğu için zikretmek? Bunun usulü, anahtarı ya da yolu nedir? Biz buna nasıl ulaşabiliriz? Valla ben bunun hiç şeyini bilmiyorum. Tekniğini altını üstünü sağını solunu bilmiyorum. Ben cahilliyim zamanında, ben Allâh’ı Allâh olduğu için iman ettim. Allâh’ı da Allâh olduğu için zikrediyorum. Allâh’ı Allâh olduğu için seviyorum dedim geçtim. Bunun hiç altını üstünü bilmem. Sağını solunu bilmem. Allâh Allâh’tır. Allâh Allâh olduğu için zikredilmeye layıktır. Allâh Allâh olduğu için sevilmeye aşık olmaya layıktır.
Allâh Allâh olduğu için onun emirlerine tabi olmaya layıktır. Allâh Allâh olduğu için itaat edilmeye layıktır. Allâh Allâh olduğu için onun Kur’ân’ına ve Habibine iman etmek gerekir. Allâh Allâh olduğu için. Şimdi insanlar vardır, bir şeyi tanıdıkça severler. O şeydir, doğrudur. Benim öyle bir kabiliyetim yok. Biz de biraz fazla Gencebay dinlemişiz herhalde. Bir görüşte aşık oldum diyor ya. Biz tamam dakika bir gol bir dakika bir de fazla. Gördün bitti. Bizimki öyle bir şey. O yüzden, aaa bunun gözü de varmış sonra biz onu görüyoruz. Aaa bunun gözleri de şu renkmiş. Sonra görüyoruz ama değişmiyor mu hiç şey bizde? bende değişmiyor. Oranın tekniğini bilmiyor bu fakir. O yüzden, bu böyle insanı şekten şüpheden sonradan bunu öğrendim.
Böyle olunca sorgulamaktan, şekten şüpheden her şeyden seni koruyor. adamın birisi gelmiş Allâh’ı 99 cihetten size var olduğunu anlatacağım demiş. Oradan Behlül Dâne’ye, Allâh’ın birini soruyor. Oradan Behlül Dâne bağırmış, dinlemeyin bunu demiş. Bu Allâh’ın üzerinde 99 sefer şüpheye düşmüş demiş. Yürümüş gitmiş. Bu bizimki onun gibi bir şey. Belki de sıfatlarını çok bilemeyiz, tanıyamayız. Gördüğümüz zaman bu onun işi deyip çıkıyor zaten işin içinden. O yüzden fazla teknik bilgiye ihtiyaç yok. Efendim sevmeden zikredilir mi? Allâh’ı sevmenin nişanını onu zikretmek midir? Sevmeden de zikreder bir kimse. O da sevmeden dediğim ben normalde beğenme, muhabbet etme, sevme sonra aşık olma. Katagori olarak, merdiven olarak öyle şey yaparım.
Bir kimse sevmeden de zikreder. Bir şey olmaz ondan. Ama seviyorsa zaten onun her şeyi zikredir. Allâh bizi onlardan eylesin. Efendim, İsmail A’dan bir arkadaşım, biz Sarık’la Cübbey ile İstiklal’i çıkar gezeriz diyor. Biz Sarık’la ve Cübbey’le İstiklal’le gezebiliriz diyor. Siz gezemiyorsunuz diyor. Başka bir arkadaşım, Nurcu, o da diyor ki, bir de bir tarikat zamanı mı diyor. Aklıma şu soruyu getirdi. Sufilik yolunda yürümeye çalışan bir kişi için, zaman ve mekan fark eder mi yaşayış tarzı olarak? Fark eder. Bu önemli değil ki bir kimse bunu zaman, mekan olarak değiştirecek. üzerinde tavır, davranış olarak o farklı bir tavır ve davranışa girebilir. Bunda bir beysi yok ki. İstanbul’da yaşayan bir insanın sufiliyle, misal veriyorum, Bangladeş’te yaşayan birinin sufiliyle aynı olabilir mi?
O aynı olmaz yok. Kültür farkı var, hayat farkı var, standartı var, her şey var. Fikriyat olarak fark var, her şey var. Aynı olmaz. Mümkün değil.
Sufî Hayât Çeşitliliği ve «Herkesin Hayâtı Ayrı, Yediği İçtiği Ayrı» — Manevî Yolda Tek Tipleşmeme
Mümkün değil. Sarık-Cübbe ile İstiklâl’de gezerim demek kibir zaten. Sen gezemezsin demek ayrı bir kibir. bu normaldi. Senin sarığın sana bir kibir veriyorsa, at sarığı kenara. takma sarık. Veya senin sakalın sana kibir veriyorsa, bırakma sakal. Burada o kimsenin durduğu nokta sufili kibir veriyorsa, o sufi değil. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. O yüzden bir kimse dervişçi, Cübbey’de, Sarık’ta aramayacak, Şallal’larda aramayacak. orada o kimsenin kendince duruşu farklı olmalı. Zaman sal farklılıklar var mıdır peki? Efendim? Zaman sal farklılıklar. her zaman için var. normaldi sonuçta İslâm’ın kendi içerisindeki müteşâbih ayetlerin algılaması bile zamana göre değişiyor. Neden değişmesin başka şeyler?
İştahadı değişiyor. Neden değişmesin? Değişir. Tasavvufi bakış açısından da değişir. bundan bin yıl önceki Allâh’ın bilinmesiyle şimdiki Allâh’ın bilinmesi aynı değil. Neden değişmesin? Değişir. Değişmek zorunda zaten. Bugün İslam dünyasının en büyük handikapı bu. İslam dünyası kendisini geliştirip değiştiremiyor. İştahatlarını geliştirip geliştiremiyor. Yeni iştahatlar yerine getiremiyor.
Kaynakça ve Referanslar
- «Dünyâ İlâhı» Olmak ve Hevâ-yı Nefs: «efe-raeyte meni’ttehaze ilâhehû hevâhu» (Câsiye 45/23); Furkân 25/43; «kim hevâsı ilâh edinmişse» — Şâtıbî, el-Muvâfakât; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu hevâ; «mü’minin namazı da kılsa hevâya boyun eğme tehlikesi» — Bediuzzaman, Sözler 23. Söz; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb; «zühd ve fakr» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’z-zühd.
- Cemâlleşerek Vefât (Hüsn-i Hâtime): «Lâ ilâhe illâllâh ile vefât» — Ebû Dâvûd, Cenâiz 16 (3116); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/23; «huvve âhiru kelâmihî mâ kâne min’ed-dünyâ Lâ ilâhe illâllâh dehale’l-cenneh» (Son sözü Lâ ilâhe illâllâh olan cennete girer); İbn Mâce, Cenâiz 1; modern tasavvufta vefât öncesi hazırlık — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «cemalleşerek vefât» — sufî tabiri — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl.
- 70.000 Tevhîd Zikrinin Disiplini: «Lâ ilâhe illâllâh» zikrinin sayısal disiplini (70.000) — sûfî tatbîki, Hadîs «efdalu’z-zikri Lâ ilâhe illâllâh» (Tirmizî, Daavât 9 (3383)) ile birlikte; «zikr-i kesîr» — A’râf 7/205; Ahzâb 33/41-42; «evrâd-ı şerîf» — Karabaş silsilesi tatbîkı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «zikrin sayısı ve teveccühü» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; modern Karabaş silsilesinin günlük zikir disiplini — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
- Mü’minin Hayât Standardı ve Sünnet Kıyâfeti: Sünnet kıyâfeti (sarık-cübbe-haydariye) tatbîki — Buhârî, Libâs 16; Müslim, Hac 451; «müslümanın alâmâtü’l-fârikası» — Aliyyü’l-Kârî, Mırkâtu’l-Mefâtîh; modern «İstiklâl Caddesi’nde sarık-cübbe» tâbiri (kıyâfet uygunluğu) — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «libâs-ı şühret» yasağı — Ebû Dâvûd, Libâs 4 (4029); İbn Mâce, Libâs 24 (3606).
- Sufî Hayât Çeşitliliği — «Herkesin Hayâtı Ayrı»: «el-mü’min ke’l-fününü’l-müht-elife» (Mü’min muhtelif fünûn gibidir) — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «meşrebî çeşitlilik» — İbn Atâullah, el-Hikem; «her sülûk başkadır» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern «tek tip Müslüman» eleştirisi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; tasavvufî meşrep çeşitliliği — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; «her tarîkatın kendi rengi» — Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam.
- Karabaş Silsilesi ve Sünnet’e Bağlı Sufî Hayâtı: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Sünnet’e bağlı sufî hayâtı — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı