Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #49 — Mesnevî 1975. Beyt: Mîrâc Zirvesi, Modern Dejenerasyon ve Ümmet-i Muhammed’in Kurtuluşu

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #49 — Mesnevî 1975. Beyt: Mîrâc Zirvesi, Modern…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 1975. Beyt — Mîrâc Zirvesi: Hz. Muhammed Mustafâ’nın Manevî Yükselişin En Doruk Noktası

Siyonistleri ve Masonları dağıtsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Bütün ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed’i kafirlere karşı tek vücut hale getirsin. Kafirleri dağıtsın. Kafirleri perişan eylesin. Âmîn. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallâh. Mesnevî 1975. beyit okumuştuk. Fakat canın mühendislikten de pervası yok. Çünkü ruhun ne erkekle bir alakası var ne de kadınla. Buradan devam ediyor. Hz. Pîr. Müzekkerden de yükselir, mühendisten de. Bu kurudan, yaştan meydana gelen ruh-i hayvani değildir ki bu can ekmekten kuvvetlenen yahut kah şöyle kah böyle bir hale gelen can da değildir. Geçen haftadan hatırlarsak biraz böyle ruhu tarif etmek değil de tecelliyatı olarak ruhun insan üzerindeki tecelliyatı olarak bir dediydik bitkisel ruh var, hayvani ruh var, nefsani ruh var, bir de insani ruh dediğimiz insan bedeninde devamlı çalışan bir mekanizma var.

Hayvani Hakkında

Bu bahsettiğimiz bitkisel, hayvani ve nefsani aynı zamanda da insani ruh dediğimiz bu karışım öyle söyleyelim vücudun üzerinde devamlı etkileşim halde, vücud da devamlı çalışır halde ve normalde bunlar bunlar bedenin beden içerisinde devamlı birbiriyle böyle iletişim halinde çalışıyor. Ama bunlar görevlerini ifa ederlerken bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh ve insani ruh bu noktada o görevlerinde herhangi bir aksama yok. Mesela hayvani ruhta, bu mekanizmada bir rahatsızlık varsa, hastalık varsa bu ayrı bir mesele. Veya da bitkisel ruhta, hayvani ruhta bir rahatsızlık var ise bu rahatsızlıklar farklı bir şey. Bu yediklerimiz, içtiklerimizle alakalı, manevi durumumuzla alakalı. Ama normalde bu bitkisel ve hayvani ruh veya nefsani ruh o kişinin normalde konumuna, durumuna göre değişiyor.

Ve hayvani ruh bu manada genel olarak insanların o kişinin temelli iç güdülerine ve tabirimi hoş görün ilkel dürtüleri olur insanların. Bunlar hepsi de hayvani ruhla alakalıdır. Ve hayvani ruh genel olarak insanın hayatta kalması, beslenmesi, çok özür dilerim, cinsel ilişkisi ondan sonra normalde bu tip iç güdüleri devamlı dürtükleyen bir şeydir, hayvani ruh. normalde mesela canımız et ister ya, hayvani ruhtur. Canımız salata ister, hayvani ruhtur. evlenmek ister, bu böyle eğer işin Kur’ân ve Sünnet tarihisinde değil ise hayvani ruhtur. O normalde şehvet dediğimiz, haram şehvet ve hatta o kimsenin şehvetini farklı yollardan öldürmesi gibi şeyler bunların hepsi de hayvani ruhtur. bu normalde hayvanlarda olan bu istekler, dürtüler bu noktada insanlarda da var.

Bunu normalde insanı diğer o hayvani noktadan kurtaran şey insani ruhtur. İnsanı değerli kılan. Bu normalde hayvani ruhun veya nefsani ruhun öne çıktığı kimselerde bakın nefsani ruh, hayvani ruhla birleşir de bu böyle insani ruhu baskın, baskı altında tutar. Bakın, baskın olurlarsa hayvani ruh, nefsani ruh, bitkisel ruh, insanı ruhun üzerinde baskı yaptı. Baskı yapınca o normalde medeniyetmiş, ahlakmış, kültürmüş, utanmaymış, arlanmaymış. Bunlardan kurtulur o kimse. Bakın, bunlardan kurtulur. Artık o din, ahlak, medeniyet, kültür bunlardan normalde hepsinin de dışına çıkar. Ve bu manada o kimseler Âyet-i Kerîme’de heva ve hevesini, nefsini, heva ve hevesini ilah edineni gördün mü noktasında o kimse o nefsaniyetini, o hayvaniyetini artık ilah edinmiş olur.

Ne tarafa o çekerse o tarafa doğru gider çünkü nefsani ve hayvani ruh onda baskıladı, onda baskın oldu. Bakarsın böyle o kimse bu haramdı, bu helaldı, bu ayıptı, bu edebe mugayirdi. Bu onun malıydı, bu bunun malıydı, bu onun eşiydi, bu onun çocuğuydu. O muvazeneyi kurmaz. Artık o kimse deriz ya hayvanlaşmış diye o hayvani ruh onda baskın oldu, nefsaniyetle beraber birleşti. Tabiri caizse şehri ele geçirdi. Şehri ele geçirince artık onda baskın olan şey nefsaniyet oldu, şeytaniyet oldu, onda baskın olan hayvaniyet oldu. O artık ölçü tanımaz oldu. Allâh muhâfaza eylesin. Bunu genelde bu manada batı düşünürleri, batı psikologları da bu hayvani ruhu tanımlarken genelde İslami kaidelerden yola çıkaraktan tanımlarlar. bunu normalde batı felsefesine gitseniz batı felsefesi de böyle medeniyet tanımaz, kültür tanımaz, ahrak tanımaz.

Bu kimseyi hayvani ruhun onda tecelli etmesi olarak tanımlar. ayağı yere basan batı felsefecileri. Ama gidip de Firut’u okursanız, Firut o çok özür dilerim ama o dinselliğe farklı bir açıdan bakar. Farklı bir açıdan bakınca da zaten karman çormam bir şey çıkıyor. Hz. Pîr’in dediği bu yemekle içmekle dediği hayvani ruh yemekle içmekle kuvvetlenir. O bizdeki hayvani ruh yememiz içmemiz hastalanması da yemeyle içmeyledir. Enteresan bir şeydir. bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh üçü bir yerde birleştiğinde seni hem psikolojik olarak hem zahir hem batın olarak seni kesin rahatsız eder. Çünkü yemene içmene dikkat etmezsin, uyumana kalkmana oturmana dikkat etmezsin, gezdiğin gittiğin yerlere dikkat etmezsin, hasta olursun.

Normalde dışarıdan baktığında sağlıklı gibi görünürsün. Örneğin bir Müslüman bir erkek çıplak kadınların arasına gider rahatsızlık duymaz. Rahatsızlık duymuyorsa o hastadır. Rahatsızdır bildiğiniz. Veya hatta Müslüman bir kadın adamların çıplak dolaştığı bir yere gidiyorsa rahatsızlık duymuyorsa hastadır o. Veya Müslüman bir ticaret erbabı yine Müslüman bir kimseden faiz alıyorsa hastadır o. Onun vücudu çünkü haramla beslendi. Vücudu haramla beslenince harama doğru koştu. Onun kalbine haram yerleşti. Onun kalbine haram yerleşti. Kalbine haram yerleştiğince harama doğru koştu. Bu normalde o kimsenin hayvani ruhunun nefsani ruhunun baskın olduğunu gösterir. Bir kimse gözünü kırpmadan herhangi bir haramı işliyorsa gözünü kırpmadan hayvani bir şekilde.

O zaman o kimsede nefis ve hayvan birleşti. Nefis dediğimiz o ruhun nefsani tarafı ve ruhun hayvani tarafı birleşti. İnsani tarafına baskın ediyor. Bunlar bitkisel hayvani ve nefsani ruhu üçünü de baskılayan insani ruhtur. İnsani ruhu bu manada hürleştiren ve kuvvetli kılan birinci derecede imandır. O kimse eğer ki iman ederse iman eder. Sufiler için bunu ben söyleyeyim. İman eder, ihlaslı davranır ve Allâh’ın zikrine yapışırsa o insani ruh uruç eder, yükselir. Bunun yükselişinin en zirvesi Hz.


Diğer Peygamberlerin Manevî Yükseliş Mertebeleri ve Hz. Peygamber’in Üstünlüğü

Muhammed Mustafa’nın miracıdır. Diğer peygamberlerin de miraçları, velilerin de mürşid-i kâmillerin de uruçları olur. Uruç yükselmek demek. Miraç Hz. Muhammed Mustafa’ya’dır. Diğer peygamberlerin de miraçları olmuştur Hz. Muhammed Mustafa’nınki gibi değil. Peygamberler de miraçtır. Ama veliler de mürşid-i kâmiller de bunun adı uruçtur, yükselmektir. Bu yükselmesi insanın insani ruhla alakalıdır. Ve o kimse nefsani ruhu ve hayvani ruhu baskılar ise imanla, ibadetle, zikirle, haramlardan uzak durmayla o zaman onun insani ruhu yükselir, uruç eder. O makamları geçmesi, اَمَّرَ لَيْوَ مَمْ اَمُلْهُمَ مَمُتْمَنَ رَادِيَ مَارْدِيَ bununla alakalıdır. Ve hatta o kimsenin ilmen yakin, kalben yakin, aynel yakin, kalben yakin olması da o kimsenin bununla alakalıdır. o uruç ama içsel ama dışsal.

Ama nefis mertebeler olarak ama kalbi meraatipler olarak o kimsenin yükselmesi insani ruhla alakalıdır. Bu yükseliş esnasında nefsani ruh, hayvani ruh, bitkisel ruh vücutta kalır. Yükselme esnasında. O yükselme esnasında insani ruh insanın bedeninden çıkar ve uruç başlar. İnsani ruh. Öbür türlü bedende kalır o bitkisel ruh dediğimiz, hayvani ruh dediğimiz ve nefsani ruh dediğimiz. Bunun hepsini de biz can olarak koyalım orta ara, isim olarak. Siz normalde uyuduğunuzda nasıl can devam ediyor? Bitkisel ruh, hayvani ruh bedende çalışıyor. Bedende onlar vazifelerini yerine getiriyor. İnsani ruh bedene gelir gelmez nefsani ruh da çalışmaya başlıyor. Uyurken günah işleyemezsiniz. Fazlı Tipir der ya, bazıların uyuması uyanıklığından evladır der.

Neden? Uyuduğunda günah işlemiyor. Uyuduğunda günah işlemiyor. Uyanıksa günah işliyor ya adam, uyuduğu zaman kar olmuş oldu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde insani ruh olmamış olsa bir insanın bu manada hayvanla bir farkı kalmaz. Yemesi, içmesi, cinsel ilişkisi, üremesi, hayatını devam ettirmesi gibi olgular. Mesela bir kimse benim hayatımı devam ettirmem lazım olgusu, dürtüsü. İnsani ruh, iman değilse hayvanlı bir meseledir. Hayvan hayatını devam ettirme üzerine idam eder. Bir hayvan hayatını devam ettirecek. İç güdüsel olarak bu onda vardır. Aynı şey insanda da vardır. Eğer insani ruh o iman edip iyi amel işlemiyorsa o hayatını devam ettirmek için devasa masraflar da yapar. Mesela şu anda Avrupa’da Amerika’da öyle zenginler var, hayatlarını devam ettirmek için muhteşem paralar harcıyorlar.

Muhteşem paralar harcıyorlar. Doktorlarıyla beraber gidiyorlar her yere. Yedikleri, içtikleri doktor kontrolünde. bir şey içecek, ne içecek? Su içecek değil mi? Doktor kontrolünde su içiyor. Ne yiyecek? Yemek yiyecek. Doktor kontrolünde yemek yiyor. Nereye gidecek? Bir yere gidecek. Oranın hava şartları, oranın normalde sıcaklığı, soğukluğu, yağmuru, karı fırtınası. Bunların hepsi de hesaplanıyor. Ona göre gidiyor o kimse. Yoksa o doktorlar konseyi, sağlıkçılar konseyi diyor ki siz bu seyahate gidemezsiniz. Gitmiyor o kimse. Çünkü hayatını yaşamanın üzerine kurmuş. İnsani ruh onda çalışmıyor. Bakın insani ruh çalışmıyor. Veya hayatını zengin olmanın üzerine kurmuş. Örneğin onda nefsani ruh çalışıyor.

Zengin olacak illaki. Ve onda normalde nasıl zengin olduğu önemli değil. Onda hayvani ve nefsani ruh çalışıyor. bir ölçüsü yoksa o kimsenin, manevi bir bağı yoksa, manevi bir denetim mekanizması o kimsede yok ise, o kimse nefsani ve hayvani ruh onda baskın. Altını çiziyorum. Bir kimsenin manevi mekanizması yok ise, manevi denetlemeden uzak ise, o kimse de hayvani ve nefsani ruh birleşmiş, onun tahakkümü altında. Çünkü manevi bir denetimi yok. Bugün insanlığın büyük bir çoğunluğu böyle. Manevi olarak denetimden, kendi kendisini denetlemekten veyahut da örnekliyorum bunu, bir cemaatin, bir cemiyetin, bir topluluğun veyahut da orada bir yol gösterici hükmünde olan bir kimsenin denetiminden uzak.

Denetiminden uzak ise o kimse hayvani ve şeytani ruhun baskısı altında. O insan normalde insani ruh çalışmıyor. Bugün Batı’da en büyük problemlerden birisi bu. Şimdi İslam dünyasında da en büyük problem bu. Batı’da kiliseler, papazlar güvenirliklerini yitirdiler. Şu anda Batı’da manevi bir denetim yok. O yüzden kendi kendilerine uçuk, sapık, değişik denetim mekanizmaları üretiyorlar kendi elleriyle. Şimdi bu büyük hastalık, bakın bu büyük hastalık İslam dünyasında. İslam dünyası buna sufiler dahil, dervişler dahil, tarikatlar dahil, bütün cemaatler, cemiyetler dahil bu denetim mekanizmasını kaybediyorlar. Bu denetim mekanizması kaybolduğundan dolayı insanlar hayvani ve nefsani noktada herhangi bir denetim kabul etmek istemiyorlar.

Böylece insanlar ne yazık ki nefsani ve hayvani ruhun etkisi altında. Bu durumda gücünün yettiğince hırsız, gücünün yettiğince haksız, gücünün yettiğince umarsız bir toplum oluşuyor. o denetim mekanizması kırılınca namustu, şerefti, haysiyetti, ahlaktı, bu otomatikman çöküyor. Çünkü manevi bir denetim mekanizması yok imanı gösterişte, İslam’ı gösterişte, görüntüde. Ama içsel dünyalarında bunu yemeyim, bunu içmeyim, bunu dinleyeyim böyle bir şey kalmadı. Aileler bu konuda bozuldu, kadınlar adamları dinlemiyor, koca olarak görmüyor. Kocalar da eşlerine zulmediyor, manevi mekanizma çalışmıyor. Çocuklar anne babayı dinlemiyor, anne babaya karşı bir bağ kabul etmiyorlar, çok rahat bir şekilde anne babaya karşı geliyorlar.

Çünkü manevi mekanizmadan uzak, anne baba da çocuğuna gerekli ilgi alakayı göstermiyor, o da manevi mekanizmadan uzak. Böyle olunca çok özür dilerim ama insanlık medeniyetsiz, kültürsüz, ahlaksız, seviyesiz bir noktaya doğru gidiyor. Hızla gidiyor. Bakın hızla gidiyor. insanlara bakıyorsunuz, insanlar sokakta çok rahat sevişiyorlar, insanlar sokakta herkesin gözünün önünde cinsel ilişkiye giriyorlar ve kadınlarımız, kızlarımız yatak odalarında giyecek olan kıyafetlerle sokaklarda geziyorlar. Bunların başlarında kocaları var, başlarında ne bileyim babaları var, her şeyleri var ve bunlar müdahale edemiyorlar ya da müdahale etmiyorlar. Bu tırnak içerisinde insanlık nefsani ve hayvani ruhun üzerinde dolaşıyor ve ne eş eşliğini biliyor, kadın kocasına itaat edecek, kocasını koca gibi görecek ve hatta baba ailenin reisi, Kur’ân öyle emrediyor, baba ailenin reisi değil, kimse dinlemiyor çünkü normalde kadın evinin kraliçesi olacakken onu da kimse dinlemiyor.

O da ayrı bir noktada farkında değil İslam dünyası da bunun, farkındasa da önüne geçemiyor. Tırnak içerisinde dünya yevileşme, tırnak içerisinde sekülerizm, tırnak içerisinde aslında dinsizlik. Bakın tırnak içerisinde dinsizlik. Bu tırnak içerisinde hiçbir değeri kabul etmemek. Bu Hristiyanlık’ta da Yahudilikte de bitti, şimdi İslam dünyasında da bitiyor. Bakın İslam dünyasında da bitiyor. Çok acı bir şey bu ve buradan bunun geri dönüşü çok zordur. Bakın çok zordur, yıllarımızı alır bizim. bunu devlet ele almış olsa bu manevi çöküntüyü, bu manevi hayvanileşmeyi ben düzelteyim dese 100 yıl lazım bu ülkeye. 100 yıl lazım. bu mevcut nesiller bu ne yazık ki hapı yuttu. Bu dünya yevileşme, bu sekülerizmi aldı yuttu.

Bu ahlak dejenerasyonunu aldı yuttu.


Modern Toplumsal Dejenerasyon — «Bir Generasyonu Aldı Yuttu»

Ben bunu normalde artık dejenerasyon bozulma olarak görmüyorum. Resmen ahlaksızlık var. Bunu artık satın aldı. Bu insanlık bunu satın aldı. Böyle olunca bu topluluğun içerisinde bir kimsenin gerçekten seyri sülük etmesi o yüzden büyük cihâd diyorum. O yüzden büyük cihâd. Veyahut da gençler var şimdi görüyorum onlar gerçekten büyük cihâd ediyorlar. Çünkü gelecek nesil onlarda ve onlar bu ahlaksızlığın içerisinde kendilerini bu büyük haramlardan koruyup da bir dergaha gidip intisâb edip orada yürüyorlarsa gerçekten büyük cihâd bu. Bu kolay bir şey değil. Çünkü nefsani ve hayvani ruh galebe çalmış vaziyette bir toplulukta. Şöyle düşünün. firavunlaşmış bir toplulukta Musa gibi. Bunu böyle göremiyor olabilirler.

Böyle ben belki de ağır bir noktada konuşuyor olabilirim. Benim gördüğüm bu. bugün bir kimse gerçekten iman edip namazını kılıp bir de bir dergaha gittiyse o kimse firavunlaşmış bir toplumda Musa gibi. Veyahut da Mekke’de Mekke müşriklerin içerisinde Muhammed Mustafa gibi. Benzetmek belki de çok uçuk bir şey olacak ama gerçekten öyle. bugün bir kimsenin imanını koruması muhafaza etmesi ve kendini bu dünya bileşmeden, bu sekillerizmden, bu hayvanilikten, bu nefsaniyettikten, nefsaniyetten kendini koruyup belli bir noktada tutuyorsa evet gerçekten o kimse bugünün Musa’sı gibi, bugünün İsa’sı gibi, bugünün Yusuf’u gibi o, bugünün Harun’u gibi, bugünün Huddu gibi. Nasıl Hud ile alay ediyorlardı müşrikler, hep zenginlerdi.

Hud kavmi zengindi. Dağların tepesine, çölün tepesine villa, bugünkü tabirle villalar yapıp oraları su getirttirip böyle rahat içinde yaşayan bir kavimdi. Hud kavmini manada görmenizi isterdim. Bu şu anki insanlığın gelmiş olduğu zenginlik ve şatafat, onların zenginlik ve şatafatların yanında, bizim yanında onda bir bile değil, yirmide bir bile değil, yüzde bir bile değil. şu anda çöllere devasa binalar yapıp su getiriyorlar ya, Hud kavmi ondan daha yüksek işler yaptı. Hangi teknolojiyle yaptılar, hangi parayla yaptılar ayrı bir mesele. Ve Hud kavminin helakını okurken, Allâh affetsin, bunu böyle bizatihi yaşamış gibi gördüm. Kendime gelemedim haftalarca. Ve öyle bir şatafat, öyle bir şatahat bir kavim.

Ve Cenâb-ı Hak öyle bir rüzgar verdi. Rüzgar. Rüzgar. O rüzgar evlerin arasında, o daların arasında dolanıyor, odanın arasındaki kafiri buluyor, bir anda buz gibi yapıyor onu. Ve başka bir esinti alıyor onu, bir vuruyor duvara tuz gibi dağılıyor. Rüzgar koklar mı insanı? Rüzgar kokluyor. Kokluyor o rüzgar. Rüzgar herkesten ve her şeyden akıllı. Niçin gönderildiğini biliyor çünkü. Geliyor böyle adamın ağzını burnunu kokluyor. Sarıyor böyle, iblik sarar gibi. Makara sarar gibi, bobin sarar gibi sarıyor onu. Kokluyor ağzını burnunu. Kafirse, tabiri caizse böyle bir şey dondurulur ya, sonra vurduğun zaman hücrelere dağılır, donduruyor öbür rüzgar, bir geliyor, bir savuruyor, bir vuruyor bir yere tuz gibi dağılıyor.

Şu anda insanlık, insanlık o helak olan hud kavmine doğru gidiyor. Ve evlerin içerisinde hizmetçiler çıplak. Evlerin içerisinde fuuşlar yapılıyor, herkes çıplak dolaşıyor villaların içerisinde. Hud kavmini anlatıyorum size. Sokaklarda çıplak dolaşıyorlar. Çıplak bildiniz, çıplak dolaşıyorlar sokaklarda. Ve canı isteyen canı istediği kadını villasına atıyor. Aynen böyle. Zenginlik, şatafat ayrı bir şey. Birisi yürürken yolda bir sürü hizmetkarı var etrafında. Bir sürü hizmetkarı var. nasıl bir kimse şimdi bir arabayla çıkıyor, beş on tane arabanın arkasından önünden gidiyor, bir şey efendi yürüyor ya, etrafında yirmi tane, otuz tane, kırk tane, elli tane adam koştura koştura gidiyor. Koruyorlar yani.

Yemin ediyorum hud kavminden kalma bu. Hud kavminden kalma. O hud kavminin de yüceleri, hud kavminin de böyle içlerindeki zenginleri öyle yürüyorlar yollarda yürürken. Huzur ne kadar yürürken, avaneleriyle beraber yürüyor, avaneleriyle beraber. bu hayvani ve nefsani ruh insanı ve insanları etkisi altına alınca komple hayvanlaşıyor herkes. İnsani ruh baskın çıkarsa, onun baskın çıkması için iman etmesi, salih amel işlemesi, salihlerle beraber olması, arkası geliyor Allâh’ı zikredecek, aramlardan uzak duracak. O ruh baskın olursa o kimsede o zaman o insan ne yapıyor? Uruc ediyor. İlmel yakından aynel yakınlığa, aynel yakından hakkel yakınlığa, emmareden kurtulup levvameye, levvameden kurtulup mülhümeye, mutmainine, radiye, mardiye, safiye yürüyor.

O ilahi dediğimiz insani ruhu Hz. Bir tarif etmeye devam ediyor. Bu ruh o insani ruh, o ilahi ruh hoşluk verir, hoştur, hoşluğun ta kendisidir. Bu ruh hoşluk verir, hoşluğun ta kendisidir. Ey maksadına erişmek için vesilelere başvuran, hoş olmayan insanı hoş bir hale getiremez. Bu insani ruh kemale ererse kemale erdi. Artık nefisle mücadelesini yendi, hayvani ruhu baskıladı, nefsiyle mücadele ederekten o insani ruh kemale erdi. Uruc etti, yükseldi, o vücut ülkesini zapt etti, bayrağı dikti. Artık orada o insani ruhun hakimiyeti var. o normalde artık insani ruh baskın çıktı. Bu ne demek? O normalde insanın maneviyatı, duygusallığı, ahlaki duruşu, kültürü hatta biçit ayıları entelektel duruşu.

Bu artık böyle insani ruhun artık hür olduğu, bu manada vücut mekanizmasında baskın olduğu, ne yapıyorsa Allâh için yaptığı, Allâh’ın rızasına erişmek için yaptığından dolayı nefsani ve hayvani ruhun pustuğu bir nokta. Ve bu insani ruh artık insanın fiziksel olarak oluşumunun üstünde bütün nefsani ve hayvani kayıtlardan kurtulup, bu kayıtlardan kurtulup artık o kimse latif bir noktaya gelmesi ve artık o Cenâb-ı Hak’ın insanı yaratmada kullanmış olduğu tabirle, o ruhumdan üfledim dediği o ruhun bütün kayıtlardan kurtulup tabiri caizse kemal derecesine ulaşması. Ve çünkü o ruh Cenâb-ı Hak’ın kendi ruhumdan üfledim dediği o latif ruh, o kemale ermede, kemale götürmede en büyük mekanizma. Ve artık o kemale erdiyse Hz.

Pîr’in dediği gibi artık o hoşluğun kendisi oldu. Şimdi önceden o kimse hoş olmak için uğraş veriyordu. Hoş olmak için, iyi insan olmak için, insani ruh mekanizmasını tam anlamıyla çalıştırmak için nefsiyle, hayvaniyetiyle mücadele ediyordu. Bu mücadelenin sonunda, bu seyri sulukun sonunda artık o hoşluğa erişmedi. O artık hoşluğun kendisi oldu. Bakın hoşluğun kendisi oldu. O yüzden hoşluğun kendisi olduğu için hoş olmayanı hoş hale getirmeye başladı. Çünkü hoş olmayan bir kimse etrafını hoş hale getiremez. Eğer bir kimse hoşluğun kendisi olduysa etrafını hoş hale getirir. bir kimse kemale erdiyse etrafını kemale erdirme noktasında nasihat eder, konuşur, söyler. Bu noktada onlara manevi bir mekanizma oluşturup, o manevi mekanizma içerisinde onlara belli bir terbiye, belli bir ahlaki sistem, belli bir inanç sistemi oluşturmaya başlar.

O mekanizmaya tabi olan kimseler artık orada hoşluğu bulmaya başlar. Ve manevi olarak derler ya, gittim sohbeti oturdum tat aldım veya ben zikrullâh’a gittim çok hoşuma gitti, oradan bir tat aldım, hoşlandım. Bu onun o insani ruh mekanizmasının galip gelmesinden kaynaklanıyor.


«Bu Zamanda Böyle Bir Şey» Mâzeretlerinin Reddi — Mü’minin Sünnet’e Sımsıkı Yapışma Şartı

Öbürü kide geliyor diyor ki ya bu zamanda böyle bir şey mi olur bunlar sapık teki. Çıkıp gidiyor veyahut da bakıyor ya böyle bir din mi olur ya diyor. Bunlar, bunlarınki din mi değil diyor. Kendisi küfre gidiyor farkında değil. Neden? O çünkü hoş olmayı aramıyor. Onda nefsani ve hayvani mekanizma çalışıyor. Nefsani ve hayvani mekanizma çalışınca o insanı kamilden uzak durur. O insanı kamilden nefret eder. O insanı kamili görmek dahi istemez. Çünkü onda nefsaniyet ağır basıyor. Nasıl Ebû Cehl Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretini gördü, ne kadar çirkinsin dedi ona. Halbuki onun yeğeniydi. Öz yeğeniydi. Öz yeğeni olmasına rağmen ona ne kadar çirkinsin dedi. Hazreti Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretleri ondan sonra geldi dedi ki ya Resulallah ne kadar güzelsin.

Sana baktıkça dayamıyorum. Baktıkça bakasım geliyor dedi. Aynı o da dedi ki ona da dedi haklısın ona da dedi haklısın. Dediler ki ya Resulallah nasıl oluyor? Ebû Cehl geldi haklısın dedi. Hazreti Ebu Bekir geldi çok güzel dedi haklısın dedi. Evet ikisi de haklıydı. Çünkü öbür gün vahşileşmiş canavardı. Hazret-i Muhammed Mustafa aynaydı ona. O vahşileşmiş canavar olarak kendini o aynada gördü. Çünkü mürşid-i kâmiller, peygamberler insanların aynası hükmündedir. Aynası. Ona bakınca sen kendini görürsün. Mümin müminin aynasıdır dedi. Cenâb-ı Hak. Mümin müminin aynasıdır. Mümin müminin aynasıdır. Mümin aynasıdır. Mümin karşıya bakar kendisini görür çünkü. Kafir de karşıya bakar mümine bakar kendisini görür.

Dolandırıcı bakar dolandırıcı kendisini görür. Bırak ya bunların hepsi sahtekar. Kendisi sahtekar çünkü. Bırak ya bunların hepsi de dolandırıcı. Kendisi dolandırıcı. Bırak ya bunlar kendilerine saltanat kurmuş. Kendisi saltanat kurmuş çünkü. Veya kendisi saltanat kurmak istiyor. Tanıdın mı, gördün mü, bildin mi, gittin görüştün mü, gittin konuştun mu, ekmeğini mi yedin, suyunu mu içtin, yanına gittin oturdun mu? Hayır. Ama ne dedin? Töpe attın onu. Aynı Ebû Cehl gibisin. Ne kadar çirkinsin ey Muhammed dedi. O da doğru söylüyorsun dedi. Öbür köyde dedi ki ne kadar güzelsin, ona da doğru söylüyorsun dedi. Neden? O kemalata erdi. Kemalata eren kimse karşıdakine baktı kendisini gördü. Kafir kafiri sevdi, münafık münafığı sevdi.

Mümin mümini sevdi. Derviş dervişi sevdi. Sufi sufiyi sevdi. Sufi sufiyi sevdi. Aşık aşığı sevdi. Aşık aşığı sevdi. Dünyayı seven dünyayı seveni sevdi. Hovarda adam hovarda adamı sevdi. Her gece bir kadınla gidecek. Barcı adam barcıyı sevdi. Her gece bara gidecek çünkü. Ona bara gidecek insan lazım. Meyaneci adam meyaneciyi sevdi. Her gece meyaneye gidecek birisi lazım. Eğer bir de adam böyle yancıysa, kim götürecek adamı benim meyaneye ya bugün. Yancı çünkü. Gidecek orada iki dublaya içecek. Satıyor kendine iki dublaya. Örnek, herkes kendince birisini sevdi. Herkes kendince birini gördü, onu dost edindi kendine. Allâh bizi affetsin. insani ruh galebe çaldıysa onlar bir yerde toplandı. Onlar bir yerde toplandı.

Herkes bir yerde toplanıyor. hacı haciyi Mekke’de buluyor. Derviş dervişi tekke’de buluyor. derler ya derviş dervişi tekke’de bulur, deli deliyi dakikada bulur derler. Dakikada bulur onu. E derviş dervişi tekke’de bulur. Derviş bakar böyle, şehrin içerisinde bir tane derviş varsa onun yanına gider bulursun manevi gözün açıksa. Bir tane vardır, o bir taneyi bulursun sen. Sünnettir mesela bu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir beldeye girmezden önce orada bir mola verir. O beldeye bakar. Mesela beldede ezan okunuyorsa Erni’nin o tarafa doğru savaşa çıktılarsa gazaya o tarafa doğru gitmez de. Bende oldu molası bir hal vardır. Allâh affetsin kendimi orta yere koymak için söylemiyorum.

Yeni bir yere gideyim oranın yüksek bir yerinden tutar, oraya doğru bir okurum ben. Makamlara bağışlarım. Ha derim ki bana burası hayırlısıysa nasip eyle yarabbi diye. Başım başım ağrımazsa bir rahatsızlık duymazsam iyi tamam burası uygun. Bazen öyle yer olur başım ağrır benim çatlayacak gibi zonklayacak gibi olur. Uzaklaşınca hemen geçiyor. Enteresan bir şey evet bazen öyle yerler vardır oraya giren insan manevi hastalığa düçar olur. Bilemezsin. Sen onu böyle anlayacak noktada değilsen oradan manevi hastalık alır gidiyor. Nasıl zahiri hastalıklar var karantinaya alınıyor ya öyle manevi hastalıklı olan yerler de vardır. Mesela Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e de bir vadiden geçerken çabuk olun diyor.

Bu vadiden hızlı bir şey olur. Bu vakit bir şey olur. Bu vakit bir şey olur. Mesela Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e de bir vadiden geçerken çabuk olun diyor. Bu vadiden hızla geçin. Bu vadide daha önce bir sıkıntılı bir hal olmuş. Mesela kafir cinlilerin odaklandığı yerler vardır. Şeytanların odaklandığı yerler vardır. Şeytan odaklanır. Mesela deniz kenarları. Deniz kenarları. Şimdi herkes gider bir yazlık alır orada. Ne bileyim deniz kenarında bir villa alır. O sadı şerifte der ki şeytan otağını denize kurar. Her sabah olduğunda ilk önce deniz kenarlarını vurur şeytan. Evlatlarıyla, çocuklarıyla, avanesiyle. Bakın en çok bozulan yerler deniz kenarlarıdır. İnsanların en gevşek olduğu yerleri deniz kenarlarıdır.

Din ve dianet deniz kenarlarında daha gevşektir. Daha gevşektir. İçinden muhakkak iyi insanlar çıkar, doğru insanlar çıkar ama deniz kenarlarıdır. Hadi şerifte de der ki siz deniz kenarlarına yurt edinmeyin. ilk su baskınları olacak olan yer orasıdır. Siz ovaları yurt edinmeyin. Siz ovaları yurt edinmeyin depremde ilk yıkılacak olan yerler orasıdır der. Kıyamete yakın. Şimdi insani ruha galip olanlar, insani ruh olarak galip olanlar da bir yerde toplanıyorlar. Sen şekerden tatlı bir hale gelsen bile o tat bazen senden gidiverir. Bu mümkündür. Başka soda getirmeyin. Şeker yersiniz öyle değil mi? Şimdi az önce lokma yapıyorlar. Lokmanın bir tatlısı var. Bizimki tatlı denmez şuruba bandırıp çıkarıyoruz.

Şimdi az önce lokma yapıyorlar. Lokmanın bir tatlısı var. Bizimki tatlı denmez şuruba bandırıp çıkarıyoruz. Öyle oluyor değil mi? Kim var? Lokmacı gelmedim daha burada lokmacı. Şekere bandırılıp çıkarılıyor. Ama bir tat var değil mi içi üstünde? Mesela o kimseyi o esnada o lokmayı yiyince bir tat alıyor değil mi? Şeker tadı alıyor. Veya hatta bal yiyorsunuz bir şeker tadı alıyorsunuz. Veya hatta biz şimdi burada bir şeker da alsak bir şeker tadı alıyoruz. Bir şeker da alsak bir şeker tadı alacak. Veya hatta bir baklava yiysek matbaonun baklavasından bir tat alacağız. Öyle değil mi? Bir şeker tadı alacağız. Matbaonun da reklamını yapayım şimdi güzel baklava yapıyorlar. Evet şimdi o şeker tadını alacağız.

Şimdi böyle bir sen şeker yesen tatlı bir hale gelirsin. Ama o tat senden gider. O tatlıyı yedin tatlının nefasiyetine, ağırlığına göre yedikten sonra bir müddet sonra gitti. Öyle değil mi? Kalıcı bir tat yok onda. o esnada yedin gitti bitti. insanlarda da böyledir. Bazen manevi ruh o kimsede kemale ermemiş. Bazen manevi ruh onda galebe çala. Galebe çalınca da o kimse bir tat alır.


Zikrullâh’tan Tat Alma ve Mü’minin Manevî Yenilenmesi — Mürşid’in Şefkat Tatbîki

Hani gelir zikrullâh’a bunu böyle Allâh affetsin den sufilik yolunda hep gördük bunu. Allâh’ım ne güzel zikrullâh yapıyor. Harika. Çok hoşuma gitti. Çok güzel. Harika. Bir daha derse gelmiyor adam. Ama anlatıyor güzel anlatıyor. Gittim zikrullahlarına katıldım çok hoştu çok güzeldi. Veyahut da geldim sohbete katıldım çok güzeldi çok hoştu. Harika. Arkası gelmiyor ama bunun. Arkası gelmeyince o böyle bir şeker dudağına bulaştı. Tat aldı ama onu devam ettiremedi. Bunu böyle Çavuş, Zakir arkadaşlar birisine yolu dersi, sufili anlatan arkadaşlar daha iyi bir şey yapar. Zakir arkadaşlar birisine yolu dersi, sufili anlatan arkadaşlar daha iyi anlarlar. birisini yalvar, yakar, getirir derse. O derste de birisi böyle bir çıkıntılık yapmasın diye bir de dua eder kendi kendine.

Hatta korur onu. Kimle görüştürmeyeyim. Bu filanca ağzının vavı yok lafını bilmez. Ondan uzak tutayım. Fişmanca. Ulan olur olmaz her şey laf söyler. Bunu geri tutayım. Ben yaşarım bunları. Yaşadıklarımı anlatıyorum ben. Ulan öbür kişi böyle dangadak, sanki kırk yıllık dervişmiş gibi senin getirdiğin insan. Bu işler böyle olmaz. Hal görmek lazım. Öbür kişi sorar abi hal ne ya? Ulan sana mı sorduk bu işlerin nasıl olacağını? Bir de onu korur, kollar o kimse mecbur. Öbür kide bakar şimdi böyle görüyor musun kimseyle görüştürmüyor getirdiklerini. Kendine derviş topluyor. Ulan sen bir tane getir. Sen de kimseyle görüştürme. O derdi dertle. birisi senin getirdiğine ayağını bastın onun, kırsın onu incitsin.

Sen bir saçını başını yol onun kırıp incitenin boğazını sıkmak iste. Ama boğazını sık ama bir onu yaşa. Ama onun öyle bir derdi yok ki. O gelecek eski derviş ya oraya kaykılacak, oturacak. Her şeyi o bilecek. Her şeyi o bilir. Şeyhten fazla şeyhtir o. Şeyhten fazla şeyhtir. Şeyhin istemediğini o ister, şeyhin yaptırmadığını o yaptırır. Şeyhin söylemediğini o söyler. Tabii canım o biliyor her şeyi. Ömrümce ne çektiysem bu bilenlerden çektim. Dervişlik hayatımda ne çektiysem bilenlerden çektim. Dervişlik hayatımda ne çektiysem bilenlerden çektim. Şeyhten fazla şeyh, zakirden fazla zakir, çavuştan fazla çavuş. Çok biliyor. Her şeyi biliyor. Her şeyi biliyor. Onu bazen böyle zaman zaman şeyhefeninin üzerinden anlatıyorum onu. zannediyorlar herkes bu şeyhefeninin zamanında olmuş.

Abdullah Efendi’nin zamanında değil. Bu her zaman var. Onun bilgisi şeyhten de fazla. Tabii şimdi de var ya. internetten iki âyet okuyor, o seni topa tutuyor. İki hadîs okuyor oradan, seni topa tutuyor. Sen hiçbir şey bilmiyorsun. O biliyor her şeyi. Öyle şimdi. Herkes de öyle oldu yani. Çocuklar babadan fazla biliyor, anneden fazla biliyor. O hale geldi. Ha tabii ya babası ne ki Allâh Allâh. Kafası mı çalışıyor? Annesi ne ki kafası mı çalışıyor ya? Veya kadınlar şimdi, kocaları kim ki ya? Kafaları mı çalışıyor? Ne tabi olacağım ki? O da erkek, o da erkek. Hiç önemi değil. Evde iki tane erkek var. Dövüşsün sabahtan akşama kadar. Tabii veya çocuklar kral olmuş. Aziz Şerif var ya, ahir zamanla alakalı.

Diyor ki, ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurduğunda. Çok özür dilerim. Tarif böyle çünkü. Dağdaki baldırı çıplak çobanlar şehirlerde yüksek yüksek binalar kurup bunlarla övündüğünde. Kıyameti bekleyin diyor. Şimdi bu. Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurdu. Gördük bunu. Bunu okuduğumda yeni derviş olduydum bu hadîs-i şerîfi okuduğumda. İmam-ı Gazâlî diyor ki, bu benden 300 yıl önce, 500 yıl önce görüldü. Gazâlî’nin kıyamet elametleri. Yeni daha Müslüman olduğumda okuduğum kitaplardan birisi. Sabahları güneş doğudan, pardon batıdan doğacak diye bekliyorum. Doğacak mı, doğmayacak mı, doğarsa batıdan mı doğacak? Bunu bekliyordum ben evet. Ciddi ciddi ben bunu bekliyordum. Kiracı vardı çıkardım kiracıyı. orayı dergah gibi yaptım evi.

Büyüttüm mutfağı filan dışarı çıkardım. Bir merdiven dayıyordum arkasına beton döktüydüm onun. Her sabah kendi kendime orada zikir yapıyordum. O zaman dersim filan yoktu. Her sabah sabah namazını camide kılıp hızla geliyorum. Merdivenin üstüne çıkıyorum merdivenin de yukarıya çekiyorum. Kimse çıkmasın annem var bir de kız kardeşim Ayşe var. Kız kardeşim evliydi ama gidip geliyordu boyun eşte problem yaşanıyordu. Çekiyordum yukarı orada Allâh’ı zikrediyordum. Tevhide devam la laheyla Allâh. Ve sabah namazından sonra bekliyordum nereden doğacak diye. Çünkü bütün kıyamete alametleri görülmüş. Güneşin batıdan doğmasını bekliyorum. Güneşin batıdan doğmasını bekliyorum. Sonra ders alınca bakış açım biraz daha değişti.

Allâh bizi affetsin. insanlar böyle geçici şeker yemek gibi tatlıcı dükkanına gitti tatlıyı yedi çok hoş. Ama sonra tadı gitti. O geçici oldu veya manevi haller yaşadı o kimse. O manevi haller onda ne oldu? Geçici oldu. o gitti derviş oldu ama bir zikrullâh da Geylân hazretlerini gördü. Öbür zikrullâh da her yer karanlık var ya. Onu söylüyor ondan sonra görsem Allâh, görsem Allâh. Gitti kaybettim. Kalmadı. E sebep? Sebebi sensin. Sebebi sensin. bunun sahabedeki ölçüsü meşhur Hanzala var ya. Hz. Ebû Bekir efendimizle karşılaşıyor diyor. Hanzala nasılsın? Hanzala münafık oldu diyor. Ne oldu diyor? Diyor ki ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin huzuruna girdiğimde bana diyor cenneti ve cehennemi anlatırken cennet ve cehennemi gözümün önünde diyor görüyorum.

Ama diyor sohbetten dışarı çıkınca onun huzurundan çıkınca diyor ki dünya beni yine galebe çalıyor. Ben yine eski hâlime dönüyorum. Deyince diyor ki Hz. Ebû Bekir efendimiz aynı şey bende de oluyor diyor. Hadi gidelim Hz. Peygambere soralım. Hz. Ebû Bekir efendimiz dosta dost olmuş. Çat kapı geliyor. Çat kapı geliyorlar. Diyorlar ki ya Resulallah bizim ikimizde de böyle bir hal var. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin cevabı muhteşem diyor ya Allâh’a yemin ederim ki. Bakın Allâh’a yemin ederim ki. Diyor devamlı benim yanımda durduğunuz gibi halinizi korusanız ben bunu böyle kelime kelime şimdi söyleyemeyeceğim. benim yanımdaki halinizi korusanız diyor benim yanımdaki halinizi korusanız.

Vallahi diyor oturduğunuz yolda şeyde oturduğunuz yolda yürüdüğünüz yolda hatta diyor yatağınıza yatarken dahi. Yatağınızda yattığınızda dahi diyor. Ondan sonra melekler sizinle musafah ederdi sarmaşırlardı sizinle. Sizinle sarmaşırlardı. Hanzala’ya diyor ki ama diyor insan bazen öyle olur bazen de böyle olur. Veya hatta hangisinde o rivayet öyle şimdi tam söyleyemeyeceğim çok özür dilerim hakkınızı helal edin. Bir rivayette diyor ki bir saat öyle olur bir saat böyle olur bu manada söylüyor. Şimdi o geçici manevi haller insan o hali koruyamıyor. Veya zikrullâh alakasındaki hali koruyamıyor. Veya hatta namazdaki halini koruyamıyor. Veya ne bileyim dünyevi hayat yaşarken o manevi halini koruyamıyor.

Koruyamayınca kah öyle oluyor kah böyle oluyor. Çünkü o kimsede o manevi hal kalıcı değil. henüz daha şeker olmadı. O tatlanıyor ama velakin o tatlandı gelip geçici tat olmuş oluyor. Kalıcı olmuyor. Kalıcı olmuş olsa onda oturacak yerleşecek.


Hz. Pîr (Mevlânâ) Şârihinden — Mü’minin Manevî Kalıcılığı; «Hz. Pîr Bizleri Kalıcı Eylesin»

Rabbim bizi kalıcı olanlardan eylesin. Âmîn. Hazret-iPir devam ediyor. Fakat fazla vefakarlık sebebiyle tamamen şeker olursan buna imkan yoktur. Nasıl olur da şekerden tat ayrılır imkanı var mı? şeker yiyenlerin şeker lezzetleri geldi gitti. Ve ondaki bu manevi tecelliyeler kalıcı olmadı. Çünkü tamamen şeker olmuş olsan sende kalıcı olacaktı. Ama tamamen şeker olmadığından dolayı sende kalıcı olmadı. Hazret-iPir diyor ki nasıl olur da şekerden tat ayrılır imkanı var mı? bu tecelliyatlar sende devamiyet arz etmedi. Eğer sen tam şeker olmuş olsaydın şeker tattan ayrılmazdı. sen kemale ermiş olsaydın senden hoşluk ayrılmazdı. Sen kemale ermiş olsaydın hangi sıkıntı, hangi dert, hangi gam, hangi keder, hangi varlık, hangi yokluk seni yoldan edecek.

Seni yoldan edecek. Ne kadar engel çıkarsa çıksın sen etrafına hoşluk vermeye, sen etrafına tat vermeye devam ederdin. Senin başında ne kadar çorap öülürse ölsün, sen ne kadar sıkıntının içerisinde olursan ol, o sen şekersen o tat senden ayrılmayacaktı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin başına bir sürü nusubet geliyordu. Ama o etrafına hep kemalat noktasında nasihat edip dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadeleye devam edip insanlara hoşluk dağıtıyordu. Aynı şey eğer sen şeker, bu manada şeker yalayan değil de şeker olduysan senden herkes tatlı tatlanacak, herkes senden hoşluk bulacak. Ha kafir bakacak, ona şekerli gelmeyeceksin, tatlı gelmeyeceksin, ona acı geleceksin, mümin sana bakacak, sen ona tatlı geleceksin.

Eğer dervişlik yolunda yürüyorsan dervişlere tatlı geleceksin ama dervişlik yolunda yürümüyorsan sen insanlara acı geleceksin. Hatta senin anlattığın din insanların nefsine ağır gelecek. Sen haram işlemeyin, sen zikrullâh’a gidin, ders yapın, dersinizi ihmal etmeyin dedikçe onlara ağır gelecek. Veyahut da harama gitmemek, yanlışa gitmemek, eksikliğe gitmemek senin hayvani nefsini, senin nefsani ruhunu patlatacak. Diyecek ki yapma etme dedikçe o çatlayacak, o çünkü gitmek isteyecek. Diyecek ki ben bu dünyaya bir daha mı geldim, o gidecek heva ve hevesini ilah edinecek. Gidecek rüşvet yiyecek, gidecek rüşvet yiyecek çünkü o. Oradan onun üstadı şeyhi diyecek ki rüşvet yeme, o rüşvet yiyecek. Ona diyecek ki üstadı haram yeme, o haram yiyecek.

Ona üstadı diyecek ki haramlardan uzak dur, o haramın içinde duracak. Ona üstadı diyecek ki yanındakini incitme, kırma, üzme, etrafını harama yönlendirme, ona acı gelecek o. Veyahut da öbür ki heva ve hevesini ilah edinmiş, heva ve hevesini ilah edinmiş bir kimseyi o da kendisine ilah edinecek. Bakın dikkat edin, heva ve hevesini ilah edinmiş kimseyi o kimse gidecek, ilah edinecek onun. Çünkü o nefsani ruhuna tatlı geldi, onun nefsaniyetine tatlı geldi, onun hayvaniyetine tatlı geldi çünkü. O normalde diken yemek istiyor. O bu manada Hazret-i Ömer diyordu ya biz helvadan putlar yapar, karnımıza çıkınca onu yiyorduk. Geçmiş müşrik helvadan put ediyordu, onu yiyordu. Bugünün müşri öyle değil, bugünün müşri fikirsel olarak da eylemsel olarak da geçmiş müşriklerden daha şedid.

Daha şedid. Daha şedid. Bugün kafirlerin bir düzeni yok, bir sistemi yok. Dünün kafiri haramaylarda savaşmıyordu. Bugünün kafiri haramayda tanımıyor. Bakın İsrail Yahudisi bir seneye dolduracak neredeyse. Ne çocuk diyor, ne kadın diyor. Tecavüz edilebilecek yaştaysa 5 yaşından, 4 yaşından yukarıdaysa hunharca ve haince ve zalimce tecavüz edip öldürüyorlar. Tecavüz edip öldürüyorlar. Çünkü kendilerince Yahudiler üstün ırk, diğer ırkların hepsi de onlara köle olarak verilmiş. O yüzden çok rahat öldürüyorlar. Çok rahat bir şekilde öldürüyorlar. Çok rahat bir şekilde tecavüz ediyorlar. Çok rahat bir şekilde tecavüz ederken öldürüyorlar. Böyle bir hunharlık olamaz. Bunlar sonra sonra açıklanacak.

Bunu yapanlar çünkü akli dengelerini bozacaklar. Akli dengelerini bozaraktan nasıl vahşilik yaptıklarını kendileri anlatacaklar. Kendileri anlatacaklar. Tecavüz ederken boşaldığı anda vuruyor, öldürüyor. Böyle vahşilik var. Hayvandan öte. Hayvandan öte. Hayvandan öte bunlar. Bunları açıklayamıyorlar şu anda. Bunları açıklayabilecekleri basın yayında yok zaten dünya üzerinde. Bunlar küçücük kız çocuklarını, erkek çocuklarını tecavüz ettikleri anda tam o esna da bu durumda. Tam o esnada öldürüyorlar. Evet. Böyle bir vahşilik görülemez de duyulamazlar. Ve bunları örtüyorlar, saklıyorlar. Dünya üzerinde bu fakir bunu ilk defa açıklıyor. İçini dayanmaz. Kapatır, örtersiniz kendinizi. Hayattan kesilirsiniz.

Normal bir insanın psikolojisi kaldırmaz. Kaldırmaz psikolojisi. Anlatsam psikolojileri bozulur mu diye günlerce düşündüm. Günlerce düşündüm. Bunlar artık hayvanı geçmiş vaziyette. Ve İslam dünyası bunu seyrediyor. Belki de dizli servisler bunu biliyorlardır. Bunu bilmemeleri mümkün değil. CIA biliyordur. Büyük bir ihtimalle Türk istihbaratı da biliyordur. Avrupa istihbaratları da biliyordur. Çünkü hepsinin elemanları var orada. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Büyük bir ihtimalle Türk istihbaratları da biliyordur. Çünkü hepsinin elemanları var orada. Hepsinin de elemanları var. Filistin’de bütün dünya devletlerinin istihbaratları var. Hepsinin elemanları var orada.

Ve hepsi de tek vücut halinde. Hepsi de İsrail’e çalışıyor. Hepsi de İsrail’e çalışıyor. Tek vücut halinde. Kimisi gazeteci kimliğiyle, kimisi doktor, kimisi hemşire, kimisi hasta bakıcı, kimisi uluslararası yardımcı filan böyleler. Uluslararası yardım kuruluşu gibi görünüyor. İstihbarat hepsi de. Ve hepsi de bütün Filistin’i fotoğraflıyorlar. İnsanları fotoğraflıyorlar. Kameralar alıyorlar. Ve hepsini de bu gavurlar öyle bir şey ki hatta İslam ülkelerinin istihbaratları var. Onlar da Filistin’e çalışıyor. Ne o? İsrail’e çalışıyor. normalde İslam’i örnekliyorum. Mısır, Ürdün isim de söyleyeyim artık. Bizdenmiş gibi görünenler. Onların istihbaratları da İsrail’e çalışıyor. Ve biliyorlar bu yaşananları.

Mesela bir kız çocuğu 7 yaşında 8 yaşında annesinin önünde tecavüz ediyorlar.


Modern Savaş Tecavüz Vahşeti ve Ümmet-i Muhammed’in Kurtuluş Niyâzı — Mü’minin Çöküş İdrâki

Tam boşaldığı esnada mermiyi sıkıyor ensesinden. Kadını onu gösteriyor. Kadın gidiyor onu anlatıyor ya bir yerde böyle böyle yaptılar diye. O gece o kadını döldürüyorlar. İstihbarat veriyor resmini. O gece o kadını döldürüyorlar. Bu hayvanilikten öte artık. o ruhtan bahsediyorsun öyle değil mi? bitkisel ruh, hayvani ruh, nefsani ruh diyoruz ya. Cenâb-ı Hak diyor ya hayvandan daha aşağı olur diye. Bakın hayvani ruhtan aşağısı var. Daha aşağılar. Daha aşağılar. Allâh bizi affetsin. Bu fazla vefakallığa girecektik. Konu başka bir yere gitti. Hakkınızı helal edin. Sizi üzmek istemezdim ama artık geceler yaşanmaz hale geldi. Ölümü istemeyeniz demiş. İstemiyoruz o yüzden ama dünya farklı bir noktada.

Ve insanın en büyük haram, insanın en büyük harap eden şey çaresizliğidir. Bir şey bilip elinden bir şey gelmemesi, bir şey bilip görüp müdahale edememek, bir şey yapamamak. Bu insanı çökertiyor. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’ine İbn-i Mes’ûd’a olması lazım. Aras’ın ona Kur’ân-ı Kerîm okutuyor. Diyor ki Kur’ân sana indirilmedi mi ya Resulallah? O da diyor ki bana başkasının okuması benim hoşuma gidiyor. Biz geçmiş ümmetlere şahit gönderdiğimiz gibi Peygamberlerle seni de şahit gönderdik diyor Âyet-i Kerîme’de. Ona diyor ki dur yeter. Başlıyor ağlamaya seni de şahit gönderdik diye. Başka bir seferinde de yine böyle Hud Sûresi ya oldun gibi görün ya göründün gibi ol denilince o zaman da ağlamaya başlıyor.

E dünya böyle herhalde bazıları için yaşamak zor dünyada. Hadîs-i Şerîf insanı kurtarıyor. Hadîs-i Şerîf ne ölümü istemeyiniz siz Allâh’tan hayırlı ömür isteyiniz. Allâh’tan hayırlı ömür cümlemize inşâallâh. Ama gerçekten zor bu süreçten geçiyor insanlık. Rabbim nasıl kurtaracaksa bizleri, ümmet-i Muhammed’i nasıl kurtaracaksa öyle kurtarsın inşâallâh. Benim bu konuda zahiri aklım durmuş vaziyette. öyle mi olacak, böyle mi olacak, şöyle mi olacak diyeyim. Rabbim tez zamanda ümmet-i Muhammed’i kurtarsın. Hangisi kolay ve hızlı ise öyle kurtarsın inşâallâh.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1975. Beyt — Mîrâc Zirvesi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1975. beyit civarı; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalâlu’ddîn Rûmî; Hz. Peygamber’in Mîrâcı (27 Receb, Bi’set’in 11. yılı) — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 3, Salât 1; Müslim, Îmân 252-253 (162-163); İsrâ 17/1; Necm 53/1-18; «Sidretü’l-Müntehâ»ya yükselmesi — Müslim, Îmân 263 (168); Necm 53/14-18; sufî tasvîri — Sühreverdî, Hikmetü’l-İşrâk; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern Mîrâc okuması — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Bediuzzaman, Sözler 31. Söz (Mîrâc Risâlesi).
  • Peygamberlerin Manevî Yükseliş Mertebeleri (Tafdîl-i Enbiyâ): Peygamberler arasında dereceler — Bakara 2/253; İsrâ 17/55; Hz. Muhammed Mustafâ’nın «hâtemu’l-enbiyâ» (sonuncu peygamber) ve «efdalü’l-enbiyâ» olduğu — Ahzâb 33/40; Buhârî, Enbiyâ 48; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 144 (2278); İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 121. mektûb; tasavvufî üstünlük — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye).
  • Modern Toplumsal Dejenerasyon — «Bir Generasyonu Aldı Yuttu»: Modern Türkiye’de toplumsal dejenerasyonun analizi — Cemil Meriç, Bu Ülke; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; modern aile, eğitim ve medya çöküşü — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «cihâd-ı kibrâ» (büyük cihâd, nefsi yenmek) — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 11/372; «kalbleri katılaşmış nesil» — Bakara 2/74; Mâ’ide 5/13; Hadîd 57/16.
  • «Bu Zamanda Böyle Bir Şey» Mâzeretlerinin Reddi: Modernist İslâm reformizmin eleştirisi — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Şâfiî, er-Risâle; «kullü ümmetî yedhulûne’l-cenneh illâ men ebâ» — Buhârî, İ’tisâm 2 (7280); «Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmak» — Mâlik, Muvattâ, Kader 3; modern reformist eleştiriye cevâb — Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân; «zaman değişiyor ama şeriat değişmez» ilkesi — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ.
  • Zikrullâh’tan Tat Alma ve Mürşid Şefkati: «zikrullâh’ta tat» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «kalpten zikir» — Tirmizî, Daavât 73; Ahmed b. Hanbel, Müsned; «mürşid-i kâmilin teveccühü» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’s-suhbet; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «kalbî huzûr» — Necm 53/29; Müzzemmil 73/9.
  • Hz. Mevlânâ ve Manevî Kalıcılık (Bekâ): Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî dîbâcesi («Hâzâ Kitâbü’l-Mesnevî, ve hüve usûlü usûli usûli’d-dîn»); fenâ-bekâ teorisi — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-fenâ ve’l-bekâ; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mevlânâ ve Fîhi mâ Fîh; «Allâh ile bekâ» — İbn Atâullah, el-Hikem; modern okuma — Annemarie Schimmel, Triumphal Sun; Şefik Can, Mevlânâ ve Mesnevî.
  • Modern Savaşlarda Vahşet (Tecavüz, Cinayet): Modern savaş hukuku ve insânlık dışı muâmele — Cenevre Sözleşmeleri (1949); Bosna Soykırımı (1992-1995) — Roy Gutman, A Witness to Genocide; Filistin’de İsrâil zulmü (2023-2024) — UNRWA raporları, Lancet medikâl raporları; «mü’minin nasipsizlik bilinci» — Bakara 2/216; Bediuzzaman, Mektûbât; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; «zâhir aklın çaresizliği» ve duâya sığınma — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Ümmet-i Muhammed’in Kurtuluş Beklentisi: «innallâhe lâ yuğayyiru mâ bi-kavmin hattâ yügayyirû mâ bi-enfusihim» (Ra’d 13/11); «el-Mehdî» beklentisi — Ebû Dâvûd, Mehdî 1 (4282); Tirmizî, Fiten 43 (2230); modern Mehdî sapkınlıklarının reddi — İbn Kayyim, el-Menârü’l-Münîf; Hz. Hızır ve İlyâs aleyhimâ-s-selâm — Kehf 18/65-82; «kurtuluş duâsı» — Bakara 2/286; modern müslüman beklenti — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Bekā, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı